KEREM ALTIPARMAK & YAMAN AKDENİZ &
ADNAN KESKİN & BANU GÜVEN
TARAFINDAN 03.12.2014 TARİHİNDE
ANAYASA MAHKEMESİ’NE SUNULAN
DİLEKÇENİN KOPYASIDIR.
T.C.
ANAYASA MAHKEMESİ
BİREYSEL BAŞVURU FORMU
6216 Sayılı Kanun'un 49/5. maddesi uyarınca tedbir
ve
İçtüzük'ün 68. maddesi uyarınca öncelik verilmesi
talebi vardır.
0/10 II- AÇIKLAMALAR
A- Kamu Gücünün İşlem, Eylem Ya Da İhmaline Dair Olayların Tarih Sırasına
Göre Özeti:
1.
Müvekkillerimden Adnan KESKİN, 25 yıldan uzun süredir gazetecilik yapmaktadır;
özellikle yargı erkini ilgilendiren haberler alanında en yetkin gazetecilerdendir. Geçmişte
çeşitli ajans ve gazetelerde çalışmıştır ve hala gazetecilik mesleğini yürütmektedir. Banu
GÜVEN, 25 yıldan uzun süredir gazetecilik yapmaktadır. Geçmişte çeşitli gazete ve
televizyonlarda çalışmıştır ve hala görsel medyada gazetecilik yapmaktadır. Prof. Dr. Yaman
AKDENİZ; İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Yrd. Doç. Dr.
Kerem ALTIPARMAK Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğretim üyesidir
ve Fakülte'nin İnsan Hakları Merkezi Müdürüdür. Her iki müvekkilim de uluslararası alanda
saygın birer akademisyen olup; uzun yıllardır ifade özgürlüğü, İnternet ve insan hakları
alanında çalışmaktadırlar ve sosyal medyada içerik sağlayıcısı olarak da bilgi paylaşımında
bulunmaktadırlar.
2.
Türkiye kamuoyunu ilgilendiren, bazı eski Bakanlar hakkında rüşvet, yolsuzluk,
görevi kötüye kullanma, sahte belge düzenlemek ve nüfuz suistimali gibi iddialar hakkında
05.05.2014 tarihli TBMM oturumunda İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60
Milletvekilinin önergeleri ile meclis soruşturması açılmasına ilişkin görüşmeler
gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler sonucunda Meclis Soruşturması açılmasına karar
verilmiştir.
3.
Meclis Soruşturması sürerken 21.11.2014 tarihinde Meclis Soruşturması Komisyonu
Başkanı tarafından; "soruşturmanın sağlıklı yürütülebilmesinin temini ve ilgililerin
lekelenmeme haklarının korunmaması zımnında Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan
'Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.' hükmü delaletiyle
Anayasa'nın 26/2 ve Basın Kanunu'nun 3'üncü maddesine göre ilgili merciden, soruşturma
bitim tarihi olan 27.12.2014'e kadar yazılı ve görsel medya ile internet ortamında yayın
yasağı kararı aldırılması" talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurulmuştur.
4.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu bu istem üzerine
Ankara Sulh Ceza Hakimliği'ne başvurarak; Anayasa'nın 28/2-3, 26, TBMM İçtüzüğü'nün
111/1-2 ve 5187 Sayılı Basın Yasasının 3/2 maddeleri aracılığıyla, soruşturma bitim tarihi
olan 27.12.2014 mesai sonu bitimine kadar tüm yazılı, görsel ve İnternet ortamında yapılan
yayınlar hakkında yayın yasağı karar verilmesini talep etmiştir.
5.
Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği, 25.11.2014 tarihinde 2014/4205D. İş sayılı kararı ile
istemi yerinde görerek; "hakkında soruşturma yürütülenlerin kişilik haklarının
zedelenmesinin önlenmesi, şöhret ve diğer haklarının korunmasının sağlanması bakımından
TBMM Soruşturma Komisyonu'nun istemiş ve getirtmiş olduğu bilgi ve belge içerikleri ile
Komisyonun tanık, bilgi sahibi, bilirkişi sıfatıyla veya diğer ilgililer olarak beyanlarına
başvurduğu kişilerin Komisyona vermiş oldukları beyanlarına yönelik olarak 5187 Sayılı
Basın Kanunu'nun 3/2. maddesi gereğince" yayın yasağı konulmasına karar vermiştir.
6.
Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin bu kararına müvekkiller tarafından 28.11.2014
tarihinde itiraz edilmiştir. Ancak henüz müvekkillerin başvurusu değerlendirilmeden, Ankara
8. Sulh Ceza Hakimliği başka kişiler tarafından yapılan başvuruları, Ankara 7. Sulh Ceza
Hakimliğinin kararının hukuka uygun olduğunu belirterek reddetmiştir.
BBireysel Başvuru Kapsamındaki Haklardan Hangisinin Hangi Nedenlerle
İhlal Edildiği Ve Buna İlişkin Gerekçeler Ve Delillere Ait Özlü Açıklamalar:
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ (ANAYASA MD. 26, 28, AİHS MD.10)
1/10 Sınırlamanın Kanuni Dayanağı Yoktur. Bu Haliyle Sınırlandırma Öngörülebilir
Değildir.
1.
Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa'nın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabileceğini
emretmektedir.
Kanunun koyduğu sınırlama, özgürlükleri yok etmemeli, temel hakların
kullanılmasını ciddi surette güçleştirici, amacına ulaşmasına engel olucu ve etkisini ortadan
kaldırıcı bir nitelik taşımamalıdır. Bunun için de sınırlamana nedenleri, uygulayıcıların kişisel
görüş ve anlayışlarına göre öznel yorumlara olanak vermeyecek biçimde somut, açık ve kesin
olarak belirtilmelidir. (AYM, 1976/27E., 1976/51K. ve 18-22.11.1976)
2.
Kanunla sınırlama, yalnızca usuli bir güvenceyi kapsamamaktadır. Bu ifade yalnızca
sınırlamanın iç hukukta bir karşılığının bulunmasını değil, bununla birlikte sınırlamanın
dayanağı olan kanunun hem "öngörülebilir" olmasını hem de "erişilebilir" olmasını
gerektirmektedir (Sunday Times/Birleşik Krallık; Larissis ve Diğerleri/Yunanistan,
140/1996/759/958-960, 24.02.1998; Rotaru/Romanya, 28341/95, 04.05.2000).
3.
Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği kararında "5187 Sayılı Basın Kanunu'nun 3/2
maddesi gereğince soruşturma bitim tarihi olan 27/12/2014 günü mesai bitimine kadar tüm
yazılı, görsel ve internet ortamında yapılan yayınlar hakkında yayın yasağı konulmasına"
karar vermiştir. 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. maddesinde açıkça belirtildiği üzere bu
kanun yalnızca "basılmış eserlerin basımı ve yayınını" kapsamaktadır. Oysa kararın açıkça
tüm yazılı, görsel ve internet ortamındaki yayınları kapsadığı görülmektedir. 5187 Sayılı
Kanunun amacı basın özgürlüğünün tesisi olup; kanunun 3. maddesindeki sınırlandırma
sebeplerinin kıyas yoluyla diğer her türlü yayını ve içeriği kapsayacak şekilde
genişletilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki, yayın yasağına dayanak olan Basın Kanunu hükmü, basılmış eserlere
yönelik olarak da uygulanması mümkün olmayan bir hükümdür. Gerçekten de ilgili hüküm
"Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak;
başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu
düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının
veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması
amacıyla sınırlanabilir" demektedir. Görüldüğü gibi bu kural Anayasa'nın 26. maddesinin 2.
fıkrasının bir tekrarından ibaret olup sadece bir ilke getirmektedir. Anayasa Mahkemesi,
yasanın Anayasa kuralını aynen tekrar etmesinin yasallık güvencesini sağlamak için yeterli
olmadığını ifade etmektedir:"Dava ve inceleme konusu maddeye ilk bakışta Anayasa kuralı
kanuna aktarılmış gibi görünür. Ancak bu nitelikte bir kuralın olduğu gibi Yasaya
geçirilmesinin dahi Anayasa Koyucunun ereğine ve yönergesine uygun düşeceği ve bir yasal
düzenleme işini göreceği düşünülemez. [...] Oysa "milli güvenlik" ve "kamu düzeni"
uygulayıcıların kişisel görüş ve anlayışlarına göre genişleyebilecek, öznel yorumlara elverişli,
bu nedenle de keyfiliğe dek varabilir çeşitli ve aşamalı uygulamalara yol açacak genel
kavramlardır." (5.4.1974 gün ve E. 1973/41, K. 1974/13 sayılı karar)
Bir yasaya Anayasa kuralının aynen aktarılması, Anayasa kuralının somut ve
doğrudan uygulanabilir olduğu durumlar hariç olmak üzere yasallık koşulunu sağlamaya
yetmeyecektir. Başvuru konusu olaya dayanak olan yasa kuralı, hangi olaylar
gerçekleştiğinde, hangi koşullar altında, ne kadar süreyle, kim tarafından, nasıl bir yasak
koyulacağını söylememekte sadece genel bir kural olarak Anayasa'yı tekrar ederek basının
sınırlandırılabileceğini söylemektedir. Bu kuralın yayın yasağı için dayanak yapılması tam da
Anayasa Mahkemesi'nin saptadığı keyfiliğe varan bir uygulamaya vücut vermektedir.
Aşağıda açıklanacak tüm aykırılıklardan bağımsız olarak, böyle bir kuralın yayın yasağını
mümkün kılmasının kabulü, Yasama yetkisinin devredilemeyeceğini söyleyen Anayasa'nın 7.
maddesinin ve temel hak ve özgürlüklerin ancak yasayla sınırlanabileceğini söyleyen 13.
maddenin anlamsız kalması sonucunu doğurur.
2/10 4.
Bu durum, yukarıdaki açıklamalarla birlikte dikkate alındığında, kararın
"öngörülebilirlik" ilkesiyle açıkça çeliştiği anlaşılmaktır. Anayasa'nın 13. maddesi hükmü
gereği sınırlamanın kanunla öngörülmüş olması ilkesi karşısında tesis edilen "yayın yasağı"
kararının temel hakların sınırlandırılmasındaki usullere uyulmaksızın verildiği ortadadır.
Öngörülebilirlik ilkesi, sınırlamanın dayanağı olan kanun için olduğu kadar
sınırlandırmaya ilişkin mahkeme kararı için de zorunlu bir koşuldur.
5.
Anayasa'nın 13. maddesi ile getirilen "kanunla öngörülme" ilkesi kanunun uygulanışı
aşaması için de geçerli bir ilkedir. Hangi tür materyalin yasaklandığı, somut gerçekliğe
dayalı haberlerin mi yoksa yoruma dayalı içeriklerin mi yasaklandığı belirsizdir. AİHM,
bu tür bir belirsizliğin hukuki kesinlik ilkesiyle açıkça çeliştiğini tespit etmektedir. AİHM,
sadece bir gazeteye getirilen yasağın bile belirsiz olması durumunda dondurucu bir etkiye
(chilling effect) yol açacağını kabul etmektedir. (Cumhuriyet Vakfı ve Diğerleri/Türkiye,
para. 62-63). Tüm basına getirilen ve sınırları belirsiz olan bir kararın ise yasal belirlilik
ilkesine aykırı olacağı şüphesizdir. Dolayısıyla, Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından
verilen yayın yasağı kararı bu yönden, hem dayandığı kanun hem de yasak kararının
içeriği bakımından kanuni öngörülebilirlik ilkesine aykırıdır.
6.
Yasak kararı, belirsiz bir genel yasak getirmekle öngörülebilirliği imkansız
kılmakla birlikte Anayasa'nın 28. maddesi ile korunan "sansür yasağı" hakkını da ihlal
etmektedir. Anayasa'nın 28. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğüne
içkin olarak tanımlanan basın özgürlüğüne ilişkindir (AYM, BN: 2013/2602). Bu maddeye
göre "basın hürdür ve sansür edilemez". AİHM de, aşağıda açıklanacağı üzere, önceden
verilen bu tür bir öngörülebilirlikten yoksun yasak kararının sansür niteliğinde olduğunu
tespit etmektedir.
Kamuoyunu Yakından İlgilendiren Konularda Basının Haber Verme Hakkı,
Halkın da Haber Alma ve Bilgi Edinme Hakkı Vardır.
7.
Haber alma ve verme hakkını da içeren ifade özgürlüğü Anayasa'nın 26, basın
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ninse 10. maddesi ile korumaya alınmıştır. Anayasa'nın 28.
maddesi buna ek olarak devletin, basının sansür edilemeyeceğine dair negatif ve basın
özgürlüğü konusunda gerekli tedbirleri alacağına dair pozitif yükümlülüğünü
düzenlemektedir. İfade özgürlüğüne sağlanan bu koruma, haber verme hakkını içerdiği kadar
halkın da haber alma ve bilgi edinme haklarını da içermektedir. Bu hak aynı zamanda haber
ve bilgileri yayma hakkını da kapsamaktadır (Müller ve Diğerleri/İsviçre, 10737/84,
24.05.1988)
Haber alma ve bilgi edinme hakkı demokratik toplum ile doğrudan alakalıdır.
Dolayısıyla bilhassa gazetecinin haber verme görevini yerine getirmesinin engellendiği yayın
yasaklamaları gibi durumlarda halkın bilgi edinme hakkı yanında demokrasi de aynı ölçüde
zarar görmektedir. (AYM, 1997/l9E., l997/66K. ve 23/10/1997 Tarihli Kararı)
8.
İfade özgürlüğünün demokratik toplum açısından taşıdığı değer, gazeteci sözkonusu
olduğunda ayrı bir önem taşımaktadır. Zira kamu yararını ilgilendiren bu tür olaylarda bilgi
ve haberleri açıklamak gazeteci için görev olduğu gibi, halkın da bu konular hakkında bilgi
edinme hakkı vardır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, 13585/88, 26.11.1991; Sunday
Times/Birleşik Krallık, 6538/74 , 26.04.1979 ; Kjeldsen, Busk Madsen ve
Pedersen/Danimarka, 5095/71, 5920/72 ve 5926/72, 07.12.1976; Bladet Tromso ve
Stensaas/Norveç, no. 21980/93, 20.05.1999) Aksi halde basının halk adına kamunun gözcüsü
olma rolünü yerine getirmesi mümkün olamaz. (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık)
AİHM, Tuşalp/Türkiye kararında gazetecinin halk adına kamunun gözcülüğü
işleviyle ilgili şu tespiti yapmaktadır: "makaleler üst düzey politikacılar ve önemli kişilerin
iddia edilen yasadışı eylemleri ve yolsuzlukları ve Başbakan’ın bazı olaylara karşı göstermiş
olduğu agresif tutumlar ile ilgilidir. Şüphesiz bunlar halkın bilgilendirilme hakkının
bulunduğu demokratik toplumlarda önemli konulardır ve siyasi tartışma kapsamında
3/10 görülmektedir. Mahkeme bu bağlamda basının demokratik toplumlarda önemli bir işlevi
olduğunu yinelemektedir. Her ne kadar özellikle kişilerin itibarı ve hakları konusunda belli
sınırları aşmaması gerekliyse de, basının görevi halkı ilgilendiren tüm konularda
sorumlulukları ve görevleri ile uyumlu olarak bilgi ve fikirleri yaymaktır." (32131/08 ve
41617/08, 21.02.2012)
9.
Meclis soruşturması, özel hükümlere tabi tutulmuş bir soruşturma usulüdür. Meclis
soruşturmasının farklı bir soruşturma usulüne tabi olmasındaki esas amaç, Bakan gibi
sorumlu konumlarda bulunanların siyasi saiklerle haksız isnatlara maruz kalmalarının önüne
geçmektir. Anayasa'nın 100 ve TBMM İçtüzüğü'nün 107. maddesi gereğince soruşturma
kararını vermeye yetkili merci TBMM'dir. TBMM'nin meclis soruşturması açılması
yönündeki iradesinin bu bağlamda, siyasi saiklerin ötesinde bir ciddiyete ermesi ile vücut
bulduğu düşünülmelidir. Bu durum söz konusu suç iddialarının ülke gündeminde tuttuğu
yerle birlikte dikkate alındığında, gazetecinin halk adına kamunun gözcüsü olma rolünü etkin
biçimde yerine getirebilmesi için görmezden gelinemez nitelikte olduğunu da göstermektedir.
Haber Verme ve Alma ile Kanaat Sahibi Olma Haklarının Sınırlandırılmasında
Uyulması Gereken Anayasal ve Uluslararası İnsan Hakları İlkelerine Uyulmamıştır.
10.
Anayasa'nın 26 ve 28. maddesiyle koruma altına almış olduğu ifade özgürlüğü ancak
Anayasa’nın 13. Maddesi'ne uygun şekilde sınırlandırılabilir. Buna göre temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamaların ancak Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplerle ve Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeni ve laik Cumhuriyetin
gerekleri ile ölçülülük ilkelerine aykırı olmamak koşuluyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Hakkın özüne dokunmama ve demokratik toplum gerekliliğine dair ilkeler, ifade
özgürlüğü bakımından sınırlamanın ancak zorunlu hallerde ve istisnai olarak başvurulması
gereken bir önlem olması gereğine işaret etmektedir (AYM, BN: 2013/2602)
Uluslararası insan hakları hukuku açısından hakkın sınırlandırılması için birtakım
koşullar aranmaktadır. Özellikle siyasi konularda ve kamuyu yakından ilgilendiren konularda
ifade özgürlüğünün sınırlarının daha dar yorumlanması gerekmektedir (Cumhuriyet Vakfı ve
Diğerleri/Türkiye, 28255/07, 08.10.2013, Brasilier/Fransa, 71343/01, 11.04.2006, Sürek
(No:1), 26682/95, 08.07.1999). Bu koşullar değerlendirilirken, sınırlamanın kanuni
dayanağının bulunup bulunmadığı, meşruluğu ile demokratik toplumda zorunlu olup olmadığı
hususları da birlikte değerlendirilmelidir.
Gelecekte Yayınlanacak İçeriği Bilinmeyen Yayınlar Hakkında Verilen Bu
Karar Sansür Niteliğindedir. Demokratik Toplumda Zorunlu Olma Kriteri Aşılmıştır.
11.
AİHM, Sözleşme'nin 10. maddesinin gazetelerin basımından önce yapılacak bir
yasaklamayı imkansız kılmadığını belirtmektedir. Ancak bu tür bir sınırlamanın son derece
titiz bir değerlendirmeye tabi olacağını belirtmektedir.
12.
Haber AİHM tarafından "çabuk bozulan bir mal" olarak nitelenmektedir. Zira haberin
kısa bir süre için dahi olsa gecikmesi, çoğu zaman haberle sağlanan kamusal faydayı ortadan
kaldırabilecek veya haberin bütün değerini yitirmesine neden olabilecektir (Observer ve
Guardian). Bu nedenle 10. madde kapsamında yapılacak bir "önceden sınırlandırma" için
gazeteci açısından haberin "çabuk bozulan bir mal" olma niteliğini de dikkate alınmalıdır.
AİHM, yayın yasaklaması gibi bu tür bir "önceden sınırlandırma" tedbirine başvurmadaki
"acil sosyal ihtiyacın varlığına" karar verme konusunda ulusal makamların çok sınırlı bir
takdir marjı bulunduğunu belirtmektedir (Editions Plon/Fransa, 58148/00, 18.05.2004; Ürper
ve Diğerleri)
13.
Önceden yapılacak sınırlandırmalar ifade özgürlüğü açısından potansiyel bir tehdit
anlamı taşımaktadır. Bu nedenle 10. madde, her ne kadar "önceden sınırlandırma"yı
yasaklamıyorsa da, bunun şartlarının iç hukukta açıkça belirtilmiş olması gerekmektedir. Bu
4/10 açıklık aynı zamanda haberlerin hangi hallerde ve hangi konularda tamamen engelleneceğini
de kapsamalıdır. (Gaweda/Polonya, 26229/95, 14.03.2002)
Ne var ki belirli haberleri değil; geleceğe dönük, henüz yayınlanmamış ve içeriği
henüz bilinmeyen yayınların tamamına dönük yayın yasağı kararının farklı
değerlendirilmektedir. AİHM verdiği pilot kararında, gelecekte yapılacak haber ve
yorumların bu şekilde yasaklanmasının demokratik toplumda zorunluluk kavramını aşarak
teknik olarak "sansür" olarak nitelendirileceğini belirtmiştir (Ürper ve Diğerleri/Türkiye, BN:
14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve
54637/07).
Siyasilerin Söz Konusu Olduğu Durumlarda, İfade Özgürlüğünün Şöhret Ve
Kişilik Hakları Karşısındaki Koruma Alanı Çok Daha Geniştir.
14.
İfade özgürlüğünün kullanılması ile kişilerin şöhret ve kişilik haklarının dengede
tutulması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, kişilerin hak ve şöhretlerinin korunması
kapsamında ifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda
sade vatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileri birbirlerinden
ayırarak değerlendirmek gerektiğini vurgulamaktadır. Buna göre siyasiler söz konusu
olduğunda kabul edilebilir eleştirinin sınırları sıradan bir kişiye göre daha geniştir. (AYM,
BN: 2013/2602)
Sıradan birinden farklı olarak bakanlık yapmış bir siyasinin söz ve eylemleri, yalnızca
yasama ve yargının değil basının ve halkın da denetimine tabidir. Bu nedenle ifade
özgürlüğünün özellikle kamuoyunu yakından ilgilendiren konularda siyasilerin şöhret ve
kişilik hakları karşısında daha geniş bir korumaya tabi olacağı kuşkusuzdur
(Lingens/Avusturya, Castells/İspanya, 11798/85, 23/04/1992; İncal/Türkiye, 22678/93,
09.06.1998).
Yolsuzluk gibi dikkate değer derecede kamu ilgisini haiz ve meclis soruşturmasına
konu olan konular da basının demokratik toplumdaki görevinin ayrılmaz bir parçasını
oluşturur. Bu tartışmalar, söz konusu kamu görevlileri ya da siyasiler olduğunda, özel kişilere
göre eleştirinin sınırının daha geniş kabul edilebilir sınırları olduğu dikkate alınarak
değerlendirilmelidir (Thoma/Lüksemburg, no. 38432/97, § 47, ECHR 2001-III; Pedersen ve
Baadsgaard/Danimarka [GC], no. 49017/99, § 80, ECHR 2004-XI; Mamère/Fransa,
12697/03, § 27, ECHR 2006-XIII; and Dyundin/Rusya, 37406/03, § 26, 14.10.2008)
(Kasabova/Bulgaristan, 22385/03, 19.04.2011).
Ayrıca gazetecinin haber yapması için olguların doğruluğunun kanıtlanmış olması
aranmamalıdır. Yayına konu olayların bütününün yanlış olması halinde dahi gazetecinin
meşru bir amaç güdüyor oluşu yeterlidir. (Dalban/Romanya)
15.
Özellikle kişilerin şöhret ve kişilik haklarının çatıştığı durumlarda "basında yer alan
yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı
katkı", "hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi ve yazının amacı", "ilgili kişinin yayından
önceki davranışı", "bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu", "yayının içeriği, biçimi ve
sonuçları", ve "yaptırımın ağırlığı" birlikte dikkate alınmalıdır. (Axel Springer AG/Almanya,
39954/08, 07.02.2012; AYM, BN: 2014/2602, 23.01.2014)
16.
Açıklanan bu nedenlerle Bakan konumunda bulunan kişilerin kamu güvenliğine karşı
suçlar işlediğinin iddia edildiği durumlarda "şöhret ve kişilik haklarının zarar görmesi"
iddiasıyla bunların haberleştirilmesi ve kamuoyu tarafından tartışılabilmesinin önüne
geçilmesinin hakkın özüne dokunduğu ve demokratik toplum ilkesine aykırı olacağı açıktır.
Soruşturmaya Konu Haberler Alenileşmiştir. Aleniyetin Gerçekleştiği
Durumlarda Yasaklamanın Meşru Bir Amacının Bulunmadığı Ortadadır.
5/10 17.
Hakkın sınırlandırılmasına ilişkin şartlardan bir diğeri olan sınırlamada meşru bir
amacın bulunması zorunluluğu gözardı edilmiştir. Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin
kararında geçen "soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi önlenmesi" ifadesinin de ifade
özgürlüğünü sınırlandırmak için yeterli bir neden olmadığı vurgulanmalıdır. Gerek CMK
gerekse İçtüzük gereği soruşturma işlemlerinin gizliliği için ayrıca bir karar almak
gerekmemektedir. Bu zaten norm düzeyinde düzenlenmiştir. Öte yandan hakkın özüne yayın
yasağı gibi bir müdahale için demokratik toplumda gereklilik konusunun tartışılması
gerekmektedir. Bu tartışma Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından yapılmamıştır.
18.
İnternet üzerinden basit bir arama motoruna konu hakkında yazılacak bir kaç kelime
ile yürütülen bu soruşturma hakkında milyonlarca haberin çıkacağı görülecektir. Keza
dosyaya yayın yasağı alınması yönünde Soruşturma Komisyonunca sunulduğu söylenilen
haberler de yayınlanmış haberlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla soruşturma konusu
suçlamaların ve isimlerin halk tarafından öğrenildiği ve alenileştiği ortadadır.
Meclis soruşturmasına konu eylemlerle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca
yürütülen operasyonlar sırasında, soruşturmaya konu kişiler hakkında binlerce haber
yayınlanmış; Savcılığın takipsizlik kararı da kamuoyu ile paylaşılmıştır. Dolayısıyla
soruşturmaya konu kişi ve eylemler halihazırda yargı nezdinde alenileştirilmiştir.
AİHM, artık aleni hale gelmiş içerikler hakkında yayın yasağı verilmesi gibi bir
durumda verilecek sınırlandırma kararının gerekli olmadığına hükmetmiştir
(Bluf!/Hollanda, 16616/90, 09.02.1995, Dupuis ve Diğerleri/Fransa, 1914/02, 07.06.2007).
Zira yayın yasağıyla ulaşılmak istenilen amacın bu tedbirle gerçekleşmesi artık mümkün
değildir. Verilen yayın yasağı kararının meşru bir amacı olmayışı ve demokratik toplumda
zorunlu olmayışı dolayısıyla ifade özgürlüğü ihlal edilecektir.
ADİL YARGILANMA HAKKI (GEREKÇELİ KARAR HAKKI) (ANAYASA MD.36,
141 VE AİHS MD.6)
1.
Her türlü Mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunluluğu Anayasa'nın 141.
maddesi gereği açık bir zorunluluktur ve bu hak arama özgürlüğünün bir koşulu olarak
görülmektedir (AYM, BN: 2013/307, 16/5/2013) Gerekçeli karar hakkı aynı zamanda AİHS
6/1. maddesi ile de korunmaktadır. Bu hak usuli bir güvence olması yanında kişilere iddia ve
savunmalarının dikkate alınması doğrultusunda savunma hakkı, yargıya güven duyulması ve
etkili başvuru hakkının kullanılabilmesi bakımından da kilit önemdedir. (Boldea / Romania,
19997/02, 15.02.2007; Nur Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş./Turkey (No. 2), 42284/05,
12.10.2010; Cumhuriyet Vakfı/Türkiye) Tersi yönden kararın gerekçesiz oluşu kanun
yolunda yapılacak değerlendirmeyi de eksik kılacaktır. Anayasa Mahkemesi de kararın
gerekçesiz oluşunu adil yargılanma hakkının ihlali olarak görmüştür (2013/307, 16/5/2013;
2012/1034, 20/3/2014)
Adil yargılanma hakkına ilişkin bu yükümlülük, ifade özgürlüğünün
sınırlandırılmasına karar verilmesi halinde ayrı bir öneme sahip olmaktadır. Kararın
gerekçesinin belirtilmesi ile sınırlamanın (veya sınırlamaya yapılan itirazın reddinin) altında
yatan nedenlerin öğrenilmesi mümkün olacak, itiraz hakkı etkin kullanılabilecek ve böylece
ifade özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin keyfi olmasının önüne geçilebilecektir
(Cumhuriyet Vakfı v.D/Türkiye).
Gerekçeli karar yükümlülüğüne uyulmaması halinde kamusal yararla sınırlamaya
esas iddialar arasındaki dengenin kurulup kurulmadığı da anlaşılmayacaktır.
Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin yapılacak yayınların yasaklanmasına ilişkin
kararını itirazen inceleyen Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği'nin 28.11.2014 tarihinde
2014/4268D.iş sayılı kararında "...evrak kapsamına göre Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin
25.11.2014 tarih ve 2014/4205D. iş sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan talebin
reddine" ifadelerine yer verilmiş; itirazın hukuki gerekçeleri yer almamıştır. Bu yolla hem
6/10 adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş hem de ifade
sınırlandırmanın hukukiliği denetlenemez hale gelmiştir.
özgürlüğüne
gerçekleştirilen
Sulh Ceza Hakimlikleri'nin Kuruluşu ve İşleyişi Adil Yargılanma Hakkının
Etkin Kullanılmasını Engeller Niteliktedir.
2.
6545 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun ile sulh ceza mahkemeleri kaldırılmış, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından
verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek
amacıyla sulh ceza hakimlikleri kurulmuştur. Aynı kanunla değiştirilen 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu'nun 268. maddesi gereğince sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan
itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde,
numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı
hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı
çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine;
ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza
mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.
6545 Sayılı Kanun öncesinde uygulanan itiraz usulü ağır ceza mahkemelerini
ilgilendiren istisna hariç bir üst mahkemeye başvurmak suretiyle gerçekleştirilirken,
düzenlemeyle birlikte itiraz başvuruları sulh ceza hakimliklerinin numara olarak takip eden
“kapı komşusu” hakimliğe yapılmaktadır. Kapatılan sulh ceza mahkemelerinin sayısı ile
hakimliklerin sayısı kıyaslandığında bu durum daha da çarpıcı bir hal almaktadır. Bu noktada
ayrıca Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin Mahkeme Kalemi ile itiraz merci olan 8. Sulh Ceza
Hakimliği Mahkeme'sinin Mahkeme Kalemi'nin aynı fiziki ortam olduğu belirtilmelidir. Bu
haliyle bir itiraz başvurusunun etkili bir yol olmadığı, itiraz sonucu verilen gerekçesiz kararda
somutlaşmaktadır.
AİHM, bir Mahkeme'nin görünümünün bağımsızlığı açısından önemli olduğunu
belirtmektedir. Demokratik bir toplumda, kamu ve özellikle sanıkta mahkemenin yaratacağı
güven çok önemlidir. Bir mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda yargılanan
kişinin görüşü belirleyici olmasa bile önemlidir. Bu şüphenin nesnel verilerle desteklenmesi
gerekir. (Şahiner/Türkiye, para. 44). 6545 sayılı Yasa, Türkiye'de Cumhuriyet'in başından
beri uygulanan ceza muhakemesi sistemini değiştirmiş, tüm adli kolluk kararlarını yeni
kurulan sulh ceza hakimlerine vermiştir. Bu değişikliğin, hükümete yönelik yolsuzluk
soruşturmaları ve bu soruşturmaları yürüten idari ve yargısal makamlara yönelik olduğu
açıktır. Eski sisteme göre onlarca sulh ceza hakiminin kararına karşı yine onlarca farklı asliye
ceza hakimi önünde tesadüfi olarak başvurmak mümkünken, yeni sistemde muhtemelen etki
altında olacak az sayıda hakimin kararına yine bu az sayıda nezdinde itiraz edilebilmektedir.
Tüm bu değişikliklerin, söz konusu yolsuzluk soruşturmalarına ilişkin operasyon yapılması
dışında bir açıklaması mevcut değildir. Kamuoyuonda da, yapılan değişikliğin az sayıdaki
sulh ceza hakimi üzerinde siyasi etki yapmanın çok daha kolay olmasından kaynaklandığı çok
açık olarak bilinmektedir. Her ne kadar, söz konusu iddianın kanıtlanması çok zorsa da,
AİHM'in belirttiği gibi nesnel verilere dayalı olarak yargılanan kişilerin mahkemenin
tarafsızlığı ve bağımsızlığına ilişkin şüphe sahibi olması adil yargılanmanın ihlal edildiğini
tespit için yeterlidir.
AİHM uygulanan tedbir hakkında, usule ilişkin güvencelerin yerine getirilmesi ile
usuli işlemlerin adil yargılamaya uygun oluşunun, 10. maddeyle güvence altına alınan ifade
özgürlüğünün sınırlandırılmasındaki ölçülülük kriteri bakımından dikkate alınacağını
belirtmektedir. Bu anlamda Sözleşme'nin 10. maddesinin genel prensipleriyle ulusal
mahkemelerin gerekçelerinin uyuşmadığı noktalarda, takdir marjının daha dar olduğunu tespit
etmektedir (Animal Defenders International/Birleşik Krallık, 48876/08, 22.04.2013) Etkili
bir yargılamanın ve itiraz yolunun öngörülmediği ve gerçekleştirilmediği durumlarda
bu adil yargılanma hakkını etkilediği kadar ifade özgürlüğünü de doğrudan
etkilemektedir (Saygılı ve Seyman/Türkiye, 51041/99, 27.06.2006; Lombardi Valluri/İtalya,
7/10 39128/05, 20.10.2009).
Bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği izahtan varestedir. Önemle altı
çizilmesi gerekir ki ihlale neden olan bir işlem veya eylem değil, doğrudan kanunun
kendisidir. Bu nedenle ihlale neden olan 6545 Sayılı Kanun hükmünün 74. maddesinin iptali
gerekmektedir. Mahkeme'nin bu başvuruda ihlal tespit etmesi halinde bu hükmün iptali
talebiyle Genel Kurul'da görüşülmesi için gönderilmesi de talep edilmektedir.
CBaşvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan
zedelendiği iddiasının açıklanması:
1.
Müvekkillerimin her biri haber alma, verme-yayma ve bilgi edinme hakkı ile adil
yargılanma hakkı bakımından ortak menfaatlere sahip kişilerdir.
2.
Müvekkillerimden Adnan KESKİN, 25 yıldan uzun süredir gazetecilik yapmaktadır;
özellikle yargı erkini ilgilendiren haberler alanında en yetkin gazetecilerdendir. Geçmişte
çeşitli ajans ve gazetelerde çalışmıştır ve hala gazetecilik mesleğini yürütmektedir.
Müvekkillerimden Banu GÜVEN, 25 yıldan uzun süredir gazetecilik yapmaktadır. Geçmişte
çeşitli gazete ve televizyonlarda çalışmıştır ve hala görsel medyada gazetecilik yapmaktadır.
Gazetecilik mesleğinin gereği olarak, özellikle kamuoyunu yakından ilgilendiren
siyasi konularda haber yapmak gazetecinin yalnızca bir hakkı değil aynı zamanda görevidir
de (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08.07.1986). Yayın yasağı getirilmesiyle müvekkillerimin
bu görevini yerine getirmesi engellenmiş olacaktır.
Müvekkillerimin ayrıca; bir vatandaş olarak haberlere erişme ve kanaat sahibi
olabilme hakkı da bulunmaktadır. Bu hak, gazeteci kimliği için de önemlidir. Verilecek yayın
yasağıyla aynı zamanda haberlere ulaşma ve kanaat sahibi olma hakkı da ihlal edilmiş
olacaktır.
3.
Prof. Dr. Yaman AKDENİZ; İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde
öğretim üyesidir. Yrd. Doç. Dr. Kerem ALTIPARMAK Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi'nde öğretim üyesidir ve Fakülte'nin İnsan Hakları Merkezi Müdürüdür. Her iki
müvekkilim de uluslararası alanda saygın birer akademisyen olup; uzun yıllardır ifade
özgürlüğü, internet ve insan hakları alanında çalışmaktadırlar ve bu alanda pek çok eseri
bulunmaktadır. Verilen yayın yasağı kararıyla müvekkillerimin bir vatandaş olarak haber ve
bilgilere erişmesi ve kanaat sahibi olması engellenmiş olacaktır.
Bunun yanı sıra müvekkillerim sosyal medyada, özellikle Twitter üzerinden içerik
sağlayıcısı olarak da bilgi paylaşımında bulunmaktadır. Bu nedenle müvekkillerimin ayrıca
haber verme ve yayma hakkı da ihlal edilmiş olacaktır.
III-
BAŞVURU YOLLARININ TÜKETİLDİĞİNE İLİŞKİN BİLGİLER
A-
Başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamalar:
Anayasa Mahkemesi'nin 2014/4705E. ve 29/5/2014 Tarihli kararında vurgulandığı
gibi tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında telafi kabiliyetini
haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun şikayetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları
gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp
uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi gerekir (B. No: 2012/239, 2/7/2013,§ 29).
Ayrıca başvuru yollarının tüketilmesi kuralı mutlak nitelikte olmayıp bu koşulun gerçekleşip
gerçekleşmediği değerlendirilirken her somut başvurunun kendine özgü koşullarının da göz
önüne alınması zorunludur. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru
yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulanma şartları ile başvurucunun kişisel
koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurusunun
8/10 başvuru yollarının tüketilmesi noktasındaki yükümlülükleri başvurunun özellikleri dikkate
alınarak belirlenmelidir.
Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin yayın yasağına ilişkin kararına karşı, birçok kişi
ve kurum adına itirazen Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği'ne başvurular yapılmıştır. Bu
başvurular 28.11.2014 tarihinde 2014/4268D.iş sayılı kararla topluca reddedilmiştir.
İtirazların reddine kararda "...evrak kapsamına göre Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin
25.11.2014 tarih ve 2014/4205D. iş sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğu"
belirtilmektedir.
Yayın yasağı kararına karşı başvurulabilecek tek iç hukuk yolu, itiraz makamı olan
Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği'ne itiraz yoludur. Birçok kurum ve kişi tarafından yapılmış
olan birçok itirazın topluca reddine ilişkin karar kesindir. Yapılacak yeni itiraz başvuruları
bakımından iç hukuk yolunun etkisiz hale geldiği ortadadır. (Aynı yönde AYM, BN:
2014/3986, 02.04.2014; 2014/4705, 29/5/2014)
BBaşvuru yollarının tüketildiği veya başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin
öğrenildiği tarih:
1-
KARARI VEREN MAHKEME/MERCİİ/ MAKAM :
Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği
2-
KARARIN TARİHİ VE SAYISI:
2014/4263D.İş Sayılı kararı
3-
TEBLİĞ VEYA ÖĞRENME TARİHİ :
28.11.2014
IV-
DİĞER BİLGİLER
BBaşvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması talebi ve
bunun gerekçesi:
1-
TALEBİ YOK :
2-
TALEBİ VAR : X
TEDBİR ve ÖNCELİK TALEBİ
6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun'un 49/5. maddesi uyarınca Mahkeme'nin başvurucunun temel haklarının korunması
için zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verebileceği
düzenlenmektedir.
Yayın yasağı kararına konu Meclis Soruşturması'na ilişkin çalışmalar 27.12.2014
tarihine kadar sürdürülecektir. Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin yayın yasağı kararı da
soruşturmanın sonuçlanacağı 27.12.2014 tarihi mesai bitimine kadar etkili olmak üzere
verilmiştir. Dolayısıyla başvurunun incelenmesine öncelik verilmemesi halinde, başvuru ile
beklenilen fayda ortadan kalkacaktır. Bu nedenle başvurunun öncelikli olarak incelenmesi
ve Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararının uygulanmasının bireysel başvuru
dilekçemiz karara bağlanana kadar tedbiren durdurulması talep edilme zorunluluğu
ortaya çıkmıştır.
AİHM, gazeteci açısından haberi çabuk bozulan bir mal olarak nitelemektedir.
Haberin kısa bir süre için dahi olsa gecikmesi, haberle sağlanan kamusal faydayı ortadan
9/10 kaldırabilir ve haberin bütün değerini yitirebilir (Observer ve Guardian). Verilen yayın
yasağının uygulanacağı her saat gazetecinin görevini yerine getirmesine engel olduğu gibi
halkın da haber alma, yayma ve kanaat sahibi olmasına engel olmaktadır.
Artık alenileşmiş olan ve tüm yurttaşlarca öğrenilmiş olan bu iddialarla ilgili süreç
hakkında yapılacak yayınların yasaklanması; soruşturmayla ulaşılması hedeflenen adalete
olan inancı zedeleyeceği gibi halkın yanlış bilgilendirilmesinin ve bilgilenmesinin de önünü
açacaktır. Tedbire karar verilmemesi halinde, esas hakkında tesis edilecek karar tarihine kadar
geçen süreç için kullanılması engellenen haklar için telafi olanağı bulunmayacaktır.
Bu nedenlerle hakkın özüne dokunan, öngörülebilirlik kriterine uymayan,
sansür niteliğindeki karar hakkında 24 saat içerisinde tedbir kararı verilmesini talep
ediyoruz.
V-
SONUÇ TALEPLERİ
Açıklanan gerekçelerle;
1.
Anayasa md. 26 ve AİHS md. 10 ile korunan; gazeteci olan müvekkillerin özellikle
haber verme hakkı, akademisyen ve içerik sağlayıcı olan müvekkillerinse özellikle haber alma
ve yayma hakkı ile her dört müvekkil için de haber alma, verme, yayma ve kanaat sahibi olma
haklarının ihlal edildiğine,
2.
Anayasa md. 36 ve 141, AİHS md.6 ile korunan adil yargılanma ve gerekçeli karar
hakkının ihlal edildiğine,
3.
Başvurunun önemine binaen Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 68. maddesi uyarınca
incelenmesine öncelik verilmesine,
4.
Haberin çabuk bozulan bir mal olma niteliği gereği, alenileşmiş bilgiler hakkında
haber yapılmasını yasaklayan sansür niteliğindeki kararı hakkında 6216 Sayılı Kanun'un 49/5.
maddesi uyarınca tedbir kararı verilmesine,
5.
İşbu başvuru için yapılan yargılama giderleri ile vekalet ücretinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesini vekaleten saygı ile talep ederim.
Bu başvuru formunda vermiş olduğum bilgilerin doğru olduğunu; formda belirtilen
bilgilerde, adreslerimde veya başvuruyla ilgili koşullarda herhangi bir değişiklik
meydana geldiğinde Mahkemeye bildireceğimi beyan ederim.
Başvurucu :
1-Adnan KESKİN
2-Banu GÜVEN
3-Yaman AKDENİZ
4-Kerem ALTIPARMAK
Avukatları: Av. Onur Can KESKİN, LL.M
Tarih :
İmza :
EKLER
:
1- Her bir başvurucu için vekaletname ve yetki belgesi.
2- Başvuru harcının ödendiğine ilişkin belge.
3- Dayanak belge suretleri.
10/10 
Download

Başvuru dilekçelerinin PDF sürümüne buradan erişebilirsiniz