Derneğimize
bağışlarınız için:
İŞ Bankası
Muğla Şubesi
3600 1036210
[email protected]
Yıl: 7 Sayı: 28 Nisan 2014
Ücretsizdir
“Karatepe'nin anası” toprağa verildi
Uluslararası Ağahan Mimarlık Ödülü'nün sahibi
Nail Çakırhan'ın eşi Arkeolog Prof. Dr. Halet
Çambel, Akyaka’da eşinin yanında sonsuzluğa
uğurlandı. “Karatepe'nin anası” yazısı ile Hitit
alfabesinden şekillerin bulunduğu halı,
Çambel'in tabutunun üzerine konuldu.
İstanbul'daki evinde 3 gün önce 98 yaşında vefat eden,
Türkiye'nin ilk açık hava müzesinin kurucusu, dünyanın
en saygın mimarlık ödüllerinden olan Uluslararası Ağa
Han Mimarlık Ödülü'nün sahibi mimar Nail Çakırhan'ın
eşi, Osmaniye'deki Karatepe kalıntılarının ortaya
çıkarılması ve Hitit dilinin çözülmesinde büyük katkısı
olan Arkeolog Prof. Dr. Halet Çambel'in cenazesi,
Muğla'nın Ula ilçesine bağlı Akyaka beldesinde
defnedildi.
Çambel için dün ilk olarak saat 13.30'da Muğla Sıtkı
Koçman Üniversitesi (MSKÜ)'nde bir anma töreni
düzenlendi.
Atatürk Kültür Merkezi (AKM) D Salonunda düzenlenen
törene, Muğla Belediye Başkan Yardımcısı Yavuz Kayı,
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Işıloğlu, Boğaziçi
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, Ula
Belediye Başkanı Nadi Şenkal, Akyaka Belediye Başkanı
Ahmet Çalca, İl Kültür Turizm Müdür Vekili Kaan Erge,
Osmaniye İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Tabur,
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ünal Türkeş, Yücelen
Yönetim Kurulu Başkanı İşadamı Hamdi Yücel Gürsoy,
CHP Menteşe Belediye Başkan Adayı Bahattin Gümüş,
AK Parti Menteşe Belediye Başkan Adayı Mestan
Yayman, akademisyenler, arkeologlar ve öğrenciler
katıldı.
Buradaki törende bir konuşma yapan Muğla Sıtkı Koçman
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Diler, hayattaki tek büyük
gerçeğin ölüm olduğuna değinerek, “Ancak ölüm biz
arkeologların bakış açısıyla başka bir yere geçiştir.
İnsanları ölümsüz yapan onların bıraktıklarıdır. Halet
Çambel, Türkiye'de ve Anadolu'da arkeoloji biliminin
yaygınlaşmasına öncülük etmiştir. Arkeoloji biliminin
nasıl yapılması gerektiğini göstermiştir. Karatepe'deki
çalışmalar bunlara en güzel örnektir. Kültür varlıklarının
korunması yönünde büyük çabaları vardır. Bizim için
Halet Çambel büyük bir önderdir” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay
Barbarosoğlu, “Türkiye yükseköğretimi ve bilim
dünyasının başı sağ olsun” diyerek başladığı
konuşmasında efsane bir hocayı kaybettiklerini belirtti.
Rektör Barbarosoğlu, “Halet hoca çok önemli çalışmalar
yapmış, dünya çapında bir bilim insanı ve bir görev
insanıydı. Çok önemli ilkler başlatmıştır. Etik değerler,
insani değerler ve demokratik değerlerin savunucusuydu.
Doğaldı, samimiydi, cesurdu, adam gibi kadındı. Hepimiz
için simge olmuş bir kadın ve bilim insanıydı. Bundan sonra
bize düşen, onun savunduğu değerleri bundan sonraki
nesillere taşımak ve kendisini minnetle anmaya devam
etmektir” dedi.
İşadamı Hamdi Yücel Gürsoy konuşmasında dünya çapında
bir bilim insanını kaybettiklerini dile getirerek, “Büyük bir
üzüntü içindeyim. Çünkü son 30-35 yılımı onlarla birlikte
geçirdim. O zamana kadar ticaret yapan bir tüccardım ve her
şeyi bildiğimi sanırdım. Oysaki birçok eksiğim olduğunu
onların yanında anladım. Onların okulunda okudum. O
güçlü insanlar çok şey yaptılar. Devamı sayfa 2'de
KÜTÜPHANELER HAFTASI
Her yıl Mart ayının son haftasında kutlanan
“ KÜTÜPHANELER HAFTASI ”, bu yıl, Yerel Yönetim
Seçimleri nedeniyle 31 Mart – 6 Nisan tarihleri arasında
bütün yurtta olduğu gibi Ula'da ve Akyaka Belkıs Güneyman
İlköğretim Okulunda değişik etkinliklerle gerçekleştirildi.
50. kez kutlanmakta olan “ Kütüphaneler Haftası ”nın bu yılki
sloganı olarak “ Hayat Boyu Kütüphaneler ” seçilmişti.
Çünkü uygarlık yapısının temeli kitaplardır ve gerçek bilgi
kaynaklarımız da her konuda kitapların topluca bulunduğu “
Kütüphaneler “'dir.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da, Sayın Ula Kaymakamı Ali
YILMAZ'ın da desteği ile, Akyaka Cahit Belkıs Güneyman
İlköğretim Okulu Müdürlüğünden, okulda yapılacak
etkinliklere ek olarak, öğrenciler arasında “ Kütüphaneler ”
konulu kompozisyon ve resim yarışması düzenlenmesini rica
ettik. Öğretmenlerce seçilecek çalışmaların Ula İlçesinde
sergileneceğini; öğrencilerin Ula'ya götürülüp
getirilmelerinin Derneğimizce sağlanacağını da ayrıca
belirttik.
Öğretmenlerce seçilen 3 kompozisyon ve 7 resim Ula
Kaymakamlığı'na 14 Mart'ta teslim edildi.
Ula Kaymakamlığı'nın düzenlediği kutlama etkinliği
programına göre 2 Nisan Çarşamba günü Okulumuzun
3.,4.,5.,6. ve 7. sınıflarından seçilen 15 öğrenci, başlarında
resim öğretmenleri Meral Hanım ve Derneğimizden Nilgün
Hanım ve Aydın Bey olmak üzere, Ula'ya heyecanlı ve neşeli
bir şekilde hareket ettiler.
Ula'daki bütün İlkokul, Ortaokul ve Liselerden seçilmiş
öğrenciler Atatürk İlkokulu Bahçesinde toplanmışlardı.
Bu gruba Okulumuz öğrencileri de katıldılar. Okul bahçesi
içindeki, İlçe Halk Kütüphanesi önünde sergilenen
resimler arasında Okulumuzun resimlerini ve
kompozisyonlarını görmeleri öğrencilerimizi de
sevindirdi ve mutlu etti.Sayın Kaymakamımızın ve Muğla
İl Halk Kütüphanesi Müdiresi Rüveyda GÜLER'in de
gelmesinden, öğretmenlerin yerlerini almasından, saygı
duruşu ve İstiklal Marşımızın okunmasından sonra
programa geçildi.
Program, Rüveyda Hanımın, günün anlam ve önemini
belirten konuşmasını yapması ve Ulalı küçük öğrencilerin
kütüphane konulu şiirlerini heyecanlı bir şekilde okumaları
ile başladı. Karagöz – Hacivat tiplerinin karşılıklı, okul,
okuma, kitap, kütüphane, kütüphanelerde nasıl hareket
edilmeli, öğretmenler, temizlik gibi konularda öğretici,
eğitici, açıklayıcı, öğrencilerin ilgisini çekecek ve
neşelendirecek atışmaları ile devam etti.
Daha sonra, İlçe Halk Kütüphanesinden en çok kitap okuyan
öğrenciler ile “ Kütüphane Haftası ” konulu yarışmalarda
dereceye giren öğrencilerin ödülleri verildi. Ne yazık ki bizim
öğrencilerimiz, bu kez, dereceye giremedi. Ama resim ve
kompozisyonları sergilenen öğrencilerin çalışmaları Akyaka
Cahit Belkıs Güneyman İlköğretim Okulunda sergilenince,
öğrencilerimize Derneğimizce birer ödül verilmesini
kararlaştırdık.
Okul bahçesinde düzenlenen kitap okuma etkinliği ve bir
yarışmadan sonra etkinlik sona erdi. Bu yarışmada,
Okulumuz öğrencilerinden Yaren Bayram, Emirhan Sarıoğlu,
Yaren Koca ve Aslı Özcan birer kitap kazandılar. Bu güzel
etkinlik de öğrencilerimiz için bu şekilde sonlanmış
oldu.Bilindiği gibi, her öğretim dönemi sonunda, Derneğimiz
kütüphanesinden en çok kitap alan ve okuyan öğrencilere birer
armağan verilmektedir.
2013-2014 öğretim yılı birinci dönemi sonunda da: Meral
ÖNER, Elif Işıl ARSLAN, Eda TÜRKMEN, Atalay
BALTIRAK, Bengisu ÖZDEMİR, Nisa Nur HİRA, İrem TOP,
Mine Tuana CANGÜZEL, Sudenaz KARAHAN, Büşra
KESKİN, Sinan HIZLI isimli öğrencilerimize, ödül olarak,
Prof. Dr. Halet ÇAMBEL'in derlediği
“ KARATEPELİ FIKRALAR ” adlı kitap verilmiştir. Ayrıca,
ana sınıf öğrencileri Doğa GÜVENÇ, Meral ÖNER ve Robin
BOQUET'e de Boyama kitabı, kuru boya ve kalemlik hediye
edilmiştir. Kitapsever öğrencilerimizi ikinci dönem sonunda da
ödüllendirmeye devam edeceğiz.
AKSD
KÜTÜPHANEMİZ KURUCUSU OKTAY AKBAL’IN DOĞUM GÜNÜNÜ KUTLAR, SAĞLIKLI ÖMÜRLER DİLERİZ... AKSD
Sayfa 2
AKS ETKİNLİKLERİ
Halet Çambel'in bilimsel yaşamından kesitler “Karatepe'nin anası”
Baraj gölünün suları altında kalacağı anlaşılan
Halet Çambel'in gençlik yılları Türkiye
toprağa verildi
Cumhuriyeti'nin büyük dönüşümler geçirdiği Haçlılara ait Kumkale'nin kurtarma kazısını
dönemde ülkenin büyük ümitler bağladığı
yeni neslin bir ferdi olarak yaşanılan modern
çağa ulaşmak ve her gencin seçtiği dalda en
iyiyi ülkede var edebilme mücadelesine
adanmış bir ortamda geçmiştir.
Bu bağlamda Arkeolojiye lise yıllarında, sanat tarihi
öğretmeninin İstanbul'un tarihi ve arkeolojik alanlarına
düzenlediği geziler sayesinde ilgi duymaya başlamış,
yurtdışındaki üniversite eğitimini de bu alanda seçmiştir.
1935-1939 yılları arasında, Fransız hükümetinin bursu ile
Paris'te, Sorbonne'da okuyan Halet Çambel, bu süreçte
alanlarında dünyaca ünlü hocalardan dersler almıştır.
Bunlar içinde, Charles Picard (1883-1965) klasik
arkeoloji ve Helen sanat tarihi, M. Louis Delaporte (18741944) Hititçe, Rend Labat Asurca, Eduard P. Dhorme
(1881-1966) İbranice, Georges Contenau (1877-1964)
Önasya arkeolojisi sayılabilir. École Pratique des Hautes
Études, Institut (Université) Catholique ve École du
Louvre'daki eğitimini de tamamlayarak 1938-39'da
doktora çalışmasına başlamış, ancak II. Dünya Savaşı
nedeniyle Türkiye'ye dönmek zorunda kalmıştır. Paris'te
okurken, 1936 yılı Berlin Olimpiyatları'na eskrim
takımında ilk Türk kadın sporcularından biri olarak
katılmıştır.
1939 yılında Fransız Arkeoloji Enstitüsü'nün Afyon
Yazılıkaya/Midas şehri kazısına katılmış ve sonrasında da
kazı başkanı Dr. Emilie Haspels ile İstanbul Arkeoloji
Müzesi'nde çalışmayı sürdürmüştür. Bu süreçte İstanbul
Üniversitesi'nde görev yapan Prof. Dr. H. Th. Bossert'ten
asistanlık teklifi almış ve 1940 yılında geçici olarak kabul
ettiği bu görevle başladığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi'ndeki akademik yaşamı emekli olana dek
sürmüştür.
1939'da evlendiği Nail Çakırhan (1910-2008) gazeteci,
şair, 1983 Ağa Han Mimarlık
Ödülü sahibi, Gökova
Akyaka'daki eserleriyle
geleneksel ahşap mimariyi
başarıyla sürdürmüş bir büyük
bir ustadır.
1946'da H. Th. Bossert ve
Adana Müzesi Müdürü Naci
Kum ile birlikte Toroslar'da
araştırma yaparlarken Kadirli
yakınlarında orman içinde bir
tepe üzerinde Karatepe
Aslantaş ören yerini
b u l m u ş l a r d ı r. Ç a m b e l ,
1947'den itibaren Toroslar'ın o
dönemde ulaşılması zor bu
köşesindeki görkemli Geç
Hitit merkezindeki zor şartlar altında yapılan kazıları Th.
Bossert ve U. Bahadır Alkım ile birlikte yürütmüş, onların
ayrılmasından sonra buradaki çalışmaları 1952'den
ölümüne değin kesintisiz olarak büyük bir özveriyle
sürdürmüştür.
1952-54 yılları arasında Türk Tarih Kurumu adına,
İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden A. M. Mansel,
K. Bittel ile birlikte Fikirtepe Höyüğünde ilk arkeolojik
kazıyı yapmıştır. Bu kazıda tümü yaklaşık 70x140 m'lik bir
kısımda 480 metrekarelik bir alanı kapsayan 6 adet açma
açılmış, İstanbul'un tarih öncesine ait önemli bulgular elde
edilmiştir.
Halet Çambel, Karatepe'nin yanı sıra yörenin tarihi ve
doğal değerleriyle de ilgilenmiş, antik adı Flaviopolis olan
Kadirli'deki “Alacami” olarak bilinen Geç Antik Çağ
bazilikasında 1961'de bir asistan öğrenci kazısı
gerçekleştirerek mozaik döşemelerin ortaya çıkarılmasını,
yapının etrafında geniş bir alanın gecekondulardan
arındırılarak bir çevre (ihata) duvarı içine alınmasını,
1967'de ise acil onarım işlerinin yapılmasını sağlamıştır.
1961'de Kadirli Kaymakamı Mehmet Can ve Adana
Valisi Mukadder Öztekin'in sağladıkları olanaklarla Halet
Çambel İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Prehistorya, Arkeoloji ve Sanat Tarihi kürsülerinden
oluşturduğu bir öğrenci ekibiyle, öncelikle kent içindeki
yüzlerce mimari parça, yazıt, sütun, sütun başlığı, mezar
taşı vs gibi antik kalıntıları tarayıp, belgeleyip, fişledikten
sonra bulundukları yerleri kent haritasına işlemiştir. Aynı
ekip, Halet Çambel'in yönetiminde Kadirli'nin taranması
suretiyle antik kalıntıları fişleyip kent planına işleyerek
olası bir yerel müzenin ön olanaklarını da hazırlamıştır.
Bölgede Arslantaş Barajı'nın yapımı gündeme
geldiğinde baraj alanının taranması, tarihi ve doğal
değerlerin saptanması, resimlendirilmesi, fişlenmesi ve
1/25.000'lik haritalara geçirilmesini sağlamıştır.
gerçekleştirmiş ve ODTÜ uzmanları tarafından da
fotogrametrik rölövesinin yapılmasına önayak olmuştur.
Karatepe kazılarında ortaya çıkan binlerce parça yazıt
ve heykeltıraşî eserlerinin birleştirilme ve onarım işlerini
Roma Merkezi Restorasyon Enstitüsü'nden sağladığı
uzmanlarla birlikte üstlenmiştir. Uzun yıllar süren bu
çabalar sayesinde ortaya çıkan eserlerin öz ortamında
sergilendiği ve korunduğu ülkemizdeki kendi türündeki ilk
açık hava müzesi kurulabilmiştir. Bunun yanı sıra ören
yerini çevreleyen 7.715 hektarlık ormanlık alan da milli
park ilan edilerek koruma altına alınması sağlanmıştır.
Prof. Çambel'in 1963'te Chicago Üniversitesi Doğu
Bilimleri Enstitüsü (Oriental Institute) ile geliştirdiği
işbirliği sonunda kurulan İstanbul Chicago Üniversiteleri
Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Karma
Projesi çerçevesinde önce Siirt, Diyarbakır, Urfa illerinde
öğrenci ekipleriyle büyük ve kapsamlı bir yüzey
araştırması gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde yaşamış olan
tarihöncesi insan topluluklarının avcılık ve toplayıcılıktan
besin üretimine dayalı yerleşik düzene geçişini araştırmayı
amaçlayan projenin merkezini oluşturan Ergani Çayönü
Tepesi'ndeki arkeolojik kazılar 1964'te başlamış, belirli bir
süre için projeye katılan Karlsruhe Üniversitesi Technische
Hochschule'nin de katılımıyla devam etmiş, 1991'den
itibaren de kazı çalışmalarına ara verilerek ağırlık yayın
çalışmalarına kaydırılmıştır.
1965-1966 yıllarında İller Bankası Adana Nâzım Planı
yarışma hazırlıkları sırasında kendisine başvurulması
üzerine, Prof. Halet Çambel Adana kentinin taranarak sivil
mimari ve arkeolojik değerlerin saptanması, resimlerinin
çekilmesi, kent haritalarına işlenmesi işlerini, oluşturduğu
bir öğrenci ekibiyle yapmış, böylece bu değerlerin nâzım
plan yoluyla korunmasını sağlamıştır.
Aynı dönemde (1966-1971 yılları), Prof. Dr. Halet
Çambel Devlet Planlama Teşkilatı ve İmar İskân Bakanlığı
Çukurova Bölge Planlama
Projesi Müdürlüğü ile
geliştirdiği işbirliği
çerçevesinde oluşturduğu
öğrenci ekipleri ile Adana,
Hatay ve İçel illerinde
kapsamlı bir eski eser
taraması yapmış, fotoğraf,
plan ve bilimsel raporlarını
hazırlamış, özellikle MersinAnamur sahil şeridindeki ören
yerlerini (koruma zonunu da
gözeterek) 1/25.000'lik
haritalara işleyerek eski eser
alanlarının bakanlıkça
belediyelerin “mücavir
sahası” ilan ettirilmesini ve bu
suretle koruma önlemlerinin alınabilmesini sağlamıştır.
1967'de Halet Çambel Orta Doğu Teknik
Üniversitesi'ndeki ilgililerle işbirliği yaparak ODTÜ
Keban Bölgesi Tarihi Eserleri Kurtarma ve Değerlendirme
Projesi'nin kuruluşuna katılmış, Yönetim Kurulu'nun üyesi
olarak yıllarca çalışmalara destek vermiş ve Keban'ın
devamı olarak 1974'te kurulan Aşağı Fırat Projesi'ne de
aynı şekilde katılmıştır.
ODTÜ, Çukurova ve Hacettepe üniversitelerinde
görevli bazı fizikçi ve kimyacılarla işbirliği yaparak
İstanbul, İstanbul Teknik ve Boğaziçi üniversitelerindeki
ilgili uzmanların da katılımıyla 1976'da TÜBİTAK'a bağlı
bir Arkeometri Ünitesi'nin kurulup faaliyete geçmesinde
de faal bir rol oynamıştır.
Köşesine çekilmeden önce 2007-2008'de Osmaniye il
merkezinin 12 km kuzeyinde yer alan antik Hierapolis
Kastabala kenti yakınlarında bir Çimento Fabrikası
kurulmak istendiğinde, içinde Kastabala kutsal kenti,
Kırmıtlı Kuş Cenneti ve Ortaçağ kalelerinin bulunduğu
Kastabala Vadisini kurtarabilmek için tüm dostlarını
seferber edip büyük bir mücadele vermiş ve fabrika
yapımının hukuken durdurulmasını sağlamıştır.
Yukarıda ana hatlarıyla vermeye çalıştığımız bilim
yaşamı boyunca Halet Çambel arkeoloji bilimini,
toplumdan ve çevresinden soyutlanmış bir uğraş olarak
görmemiş, Bilim adına yaptığı tüm çalışmalarda
araştırmadan uygulamaya kadar her aşamada toplumun ve
ülkenin yararını her şeyin üzerinde tutmuştur.
Halet Çambel, “Arkeoloji alanında yaptıkları
çalışmalar ve arkeoloji bilimine üstün katkılarından
dolayı” 2010 yılı Kültür Sanat Büyük Ödülü'ne Prof. Dr.
Nimet Özgüç'le birlikte layık görülerek devletin en üst
makamlarının katıldığı bir törenle onurlandırılmıştır.
Nezih Başgelen - Cumhuriyet Gazetesi
Bilim Teknik Dergisi 24 Ocak2014
Sayfa 1'den devam
Halet hanım, Ulalı Nail Çakırhan'ın eşiydi, yani
yengemizdi. Hep güzellikler gösterdi bize ve o
yaşlarda hala üretiyorlardı. Çift olarak örnek alınacak
insanlardı. Bundan böyle Akyaka'da yan yana yatan
iki insan olarak onları çocuklarımıza çok iyi
anlatmamız lazım. Değerlerimize sahip çıkalım” diye
konuştu.
Daha sonra ise Osmaniye Valisi Dr. Mehmet Oduncu
adına Osmaniye İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet
Tabur bir konuşma yaptı. Tabur, Halet Çambel'in
Osmaniye ve Kadirli'deki hizmetlerini asla
unutmayacaklarını belirterek, Çambel'in aynı
saatlerde Osmaniye'de adını taşıyan okulda öğrenciler
tarafından anıldığını belirtti ve Osmaniye Valisi Dr.
Mehmet Oduncu'nun mesajını katılımcılarla paylaştı.
ÇAMBEL'İN EVİ ÖNÜNDE TÖREN
DÜZENLENDİ
Konuşmaların ardından Atatürk Kültür Merkezi
önünden uğurlanan Çambel'in naaşı Akyaka'ya
götürüldü.
Çambel için Akyaka beldesindeki evinin önünde tören
düzenlendi. Törende, Prof. Dr. Çambel'in Türk
bayrağına sarılı cenazesi, evinin önünde bulunan
katafalka konuldu. Cenazenin yanına, Çambel'in
fotoğrafı ve üzerinde "Karatepe'nin anası" yazısı ile
Hitit alfabesinden şekillerin bulunduğu halı konuldu.
Düzenlenen törene Çambel'in yakınları ile Devlet eski
Bakanı Erman Şahin, Muğla Vali Yardımcısı Ahmet
Ertürk, Ula Kaymakamı Ali Yılmaz, MSKÜ Rektör
Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Işıloğlu, Muğla
Belediye Başkan Yardımcısı Yavuz Kayı, Boğaziçi
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu,
Ula Belediye Başkanı Nadi Şenkal, Akyaka Belediye
Başkanı Ahmet Çalca, İl Kültür Turizm Müdür Vekili
Kaan Erge, İşadamı Hamdi Yücel Gürsoy ile
akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Buradaki törende Muğla Gazeteciler Cemiyeti
Başkanı Ünal Türkeş, Devlet eski Bakanı Erman
Şahin ve Muğla Sanatseverler Derneği Başkanı
Sadettin Özbek birer konuşma yaparak üzüntülerini
dile getirdi. Çambel'in cenazesi, daha sonra Akyaka
Camii'ne götürüldü. Devrim Gazetesi - Süleyman
Akbulut
Cengiz Bektaş’ın Halet Abla’ya Vedası
Akyaka Kültür ve Sanat Derneği Bültenidir.
Yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
Akyaka Kültür ve Sanat Derneği (48 011 019)
Adına
Sahibi Dernek Başkanı : Aydın Turunç
Yayın Kurulu Başkanı :Hüseyin Arslan
Yayın Kurulu
:Devrim Bayar, Ömer Şimşek Çeri,
Mustafa Koyuncu, Oruç Özkan
Vergi No
: Ula 043 033 73 54
Adres
:Kaya Sokak No:4/2 Akyaka
Ula/MUĞLA
E-mail
: [email protected]
Web
: http ://www.akyakakultursanat.com
Tel
: 0 252 243 41 16
Baskı
: Devrim Gazetesi ve Matbaası / MUĞLA
Sayfa 3
AKS ETKİNLİKLERİ
KARATEPENİN ANASI – AKYAKANIN HALET ABLASI
12 Ocak Pazar sabahı vefatını öğrendiğimiz Türk
arkeologlarının duayenlerinden Prof. Dr. Arkeolog Halet
ÇAMBEL'i 15 Ocak Çarşamba günü toprağa verdik.
Cenazesinin Muğla'nın Akyaka Beldesine naklinden
önce ilk tören, 14 Ocak Salı günü; Asistanlık, Doçentlik,
Profesörlük ve Öğretmenlik hayatının geçtiği İstanbul
Üniversitesi şeref holünde ve Edebiyat Fakültesi Arkeoloji
Bölümünün kurucusu olduğu, Prehistorya laboratuarı
önünde seçkin bir kalabalığın katılımı ile yapıldı.
Katılımcılar ve konuşmacılar arasında: İst. Üni. Rektör
Vekili Prof. Dr. Mahmut AKIN, Edebiyat Fak. Dekanı Prof.
Dr. Mustafa ÖZKAN, Boğaziçi Üni. Eski Rektörü Prof. Dr.
Ayşe SOYSAN ve yeni Rektörü Prof. Dr. Gülay
BARBAROSOĞLU, “Halet Abla Destanı” adlı kitabın
yazarı Merkez Valisi İsa KÜÇÜK, Alman Arkeoloji
Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Felix PİRSON, öğrencisi ve
meslektaşı Arkeolog Prof. Dr. Mehmet ÖZDOĞAN,
Kültür ve Turizm Müsteşarı Özgür ÖZASLAN, Osmaniye
İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet TABUR Başkanlığında
altı kişilik heyet, ailenin temsilcisi olarak Yük. Mimar
Melih GÜNEŞ, yakın dostları Arkeolog Nezih
BAŞGELEN, İşadamı Hamdi Yücel GÜRSOY, Prof. Dr.
Coşkun ÖZDEMİR göze çarpıyordu.
İkinci tören ise, 15 Ocak Çarşamba günü Muğla Sıtkı
Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezinin (D)
salonunu dolduran katılımcılar ile gerçekleştirildi.
Gelenler arasında, başta Boğaziçi Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Gülay BARBAROSOĞLU, Muğla Vali
Yardımcısı Ahmet ERTÜRK, MSKÜ Rektör Yardımcısı
Prof. Dr. Mustafa IŞILOĞLU, Ula Kaymakamı Ali
YILMAZ, İl Kültür ve Turizm Md. Vekili Kaan ERGE,
Osmaniye İl Kültür ve Turizm Md. Ahmet TABUR, töreni
hazırlayan, Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adnan
DİLER, Mimar Melih GÜNEŞ, Hamdi Yücel GÜRSOY,
Belediye Başkanları Yavuz KAYI, Nadi ŞENKAL, Ahmet
ÇALCA, Gazeteci Ünal TÜRKEŞ dikkati çekiyordu.
Cumhurbaşkanını ise Ankara'dan gönderilen ve
Cumhurbaşkanlığı forsunu taşıyan güzel bir çelenk temsil
etmekteydi.
Tören, saygı duruşundan sonra, Halet Hanımın
özgeçmişinin, bir sunum eşliğinde, okunması ve Prof. Dr.
Adnan Beyin konuşması ile başladı.
Prof. Dr. Gülay Hanım çok özlü konuşmasında,
özellikle arkeoloji dünyasında bir simge olan Halet
hocanın: etik, insani, demokratik değerlerin savunucusu;
doğal, samimi, cesur, paylaşımcı adam gibi bir kadın
olduğunu vurguladı.
Hamdi Bey ise, 90 yaşını geçmiş Halet Hanım ile eşi
Nail Beyin hâla nasıl üretken olduklarını belirterek
gençlerin onları örnek almaları gerektiğini belirtti ve bütün
Türkiye'nin ayağa kalktığı bu ölüm olayına Muğlalıların
ilgisizliğinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Osmaniye'den gelen heyetten İl Kültür ve Turizm Md.
Ahmet Bey, 48 yıldır tanıdığı Halet Hanımın Osmaniye ve
Kadirlililer için önemini anlattıktan sonra Osmaniye Valisi
Dr. Mehmet ODUNCU'nun mesajını okudu.
Mimar Melih Bey ise, Halet hanımın Amerika'da
yaşayan 90 yaşındaki kardeşinin ve yeğenlerinin
gönderdiği duygusal mesajı aile adına okudu.
Bu sıralarda, naaş da AKM avlusuna getirilmişti.
Cenaze ile beraber bütün katılımcılar konvoy halinde
Akyaka'ya hareket etti.
Akyaka'daki tören, Prof. Dr. Halet Çambel'in Türk
Bayrağına sarılı cenazesinin, evlerinin önünde hazırlanan
katafalka konulması ile başladı. Tabutun üzerinde
Karatepeli kadınların dokuduğu,
Hitit alfabesinden
karakterler ve “Prof. Dr. Halet Çambel – Karatepenin
Anası” yazısı okunan ufak bir kilim bulunuyordu.
Muğla'dan gelen katılımcılar ve Akyakalıların
bulunduğu topluluk önünde konuşmaları Hamdi Bey ve
Ünal Bey yaptılar; Musander Başkanı Sadettin ÖZBEK de,
“Halet Abla Destanı”ndan iki şiir okudu.
Son sözü alan Arkeolog Nezih Bey sözlerini, “ölülerin
arkasından yapılan tören onları anmaktan çok onların
yaptıklarını genç nesillere hatırlatmak ve örnek almalarını
sağlamak için olmalıdır” şeklindeki bir İskit deyişi ile
bitirdi…
Evinin önündeki helalleşmeden sonra Akyaka Merkez
Camisine gidildi. İkindiden sonra kılınan cenaze
namazının ardından Halet Hanımı, gene büyük bir
kalabalık eşliğinde Akyaka Mezarlığında çok sevdiği hayat
arkadaşı ve yoldaşı Nail Çakırhan'ın yanına defnettik.
Mekanı cennet başarıları gençlerimize örnek olsun.
AKSD
Osmaniye Valisi Dr. Mehmet Oduncu’nun Halet Abla’ya Mesajı
1946 yılında genç bir asistan olarak ilimiz Osmaniye'ye gelerek, Karatepe kazı bölgesinde 2800 yıl öncesine ait Erken
Hitit dönemi eserlerinin ortaya çıkarılması için çalışmalar yürüten Alman profesör Bossert başkanlığındaki kazı heyetinde
görev alan rahmetli Prof. Dr. Halet Çambel. 1952 yılından itibaren kazı heyetinin
başkanı olmuş ve 68 yılını vakfederek ilimizdeki Arkeolojik çalışmaların öncüsü
olmuştur.
Karatepe Kazı alanı bölgesinde oluşturulan Açık Hava Müzesindeki eserlerin
ortaya çıkarılmasında ve Bölgenin Milli park olarak ilan edilmesinde üstün
hizmet ve gayretleri bulunmaktadır, Karatepe yöremizde, okuma yazma ve
eğitim kursları yanında Karatepe kilimlerinin tanıtılması ve yaşatılması için
Karatepe Kilim Kooperatifinin kurulması; orman, çevre ve tabiatın korunması
amacıyla keçi yerine koyun ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğini teşvik ederek,
yöre halkının kalkınmasına da öncülük yapmış; eğitim, kültür ve ekonomik
alanda yöremizin ilerlemesine önemli katkıları olmuştur.
Sevgili Halet ÇAMBEL, Osmaniye Valiliği olarak İlimize yapmış olduğunuz bu
hizmetlerin unutulmayacağını ve yerinizi doldurmanın asla mümkün
olmayacağını biliyoruz.
Halet ÇAMBEL Hanımefendinin ismi ve eserleri Osmaniye de her zaman minnet
ve şükranla anılacaktır. Bu duygularla kendisini ebedi yolculuğa uğurlarken,
Merhume hocamıza Allah'tan rahmet, tüm sevenlerine ve dostlarına da
başsağlığı diliyorum.
Dr. Mehmet ODUNCU
Osmaniye Valisi
Not: Çarşamba günü, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesindeki törenin yapıldığı saatte, Osmaniye'de de anma
töreni yapılmış ve bir İlköğretim Okuluna “Halet Çambel İlköğretim Okulu” adı verilmiştir.
HALET ÇAMBEL
Muhteşem diye anacağım onu, büyük bir devrimci,
bir cumhuriyetçi, bir aydınlanmacıyı yitirdik. 98
yaşında idi ama böyle yüce insanlar için her yaş ölüm
için erkendir. O kuşkusuz yaptıkları yarattıkları ile
yaşayacaktır. Daha birkaç gün önce Kırmızı köşkte
(konak,yalı) ziyaret etmiştim. Masa başında uzunca
sohbet ettik. Unutkanlıkları düzelmişti, her şeyden
konuştuk. Nail beyi, Akyaka'yı andık,
Hamdi Gürsoy'u, Yüceleni, Sevim İşgüderi, Oktay
Akbal'ı.Her zamanki gibi tevazu içinde idi, hep öyle
yaşadı. Hiç şov yaptığını, gösteriş yaptığını,
övündüğünü görmedik. Karatepe'deki kazılara
ömrünü verdi, 95' inde bile orada idi bir de benzersiz
bir öğrenci Almanya'dan kalkıp gelen Murat Akman.
Halet hanımı yıllar önce ziyaret etmiş Karatepe'de iki
gün geçirmiştim, barakamsı bir yerde kalıyordu, bana
kurduğu açık hava müzesini gezdirdi sonra da müze
binasını.
Prehistoriya ve Hitit uygarlığı, Keban barajı
alanlarında yaptıklarını övmeyi değerlendirmeyi
kendimi yetkili bulmadığım için konunun uzmanlarına
bırakıyorum. Ama doğum yerim Urfa'da bulunan 12
bin yıllık Göbekli Tepe kazılarında da 1963 yılında
hazırlanan Güneydoğu Anadolu Bölgesi Araştırma
Projesi yolu ile önemli bir payı olduğunu öğrenerek
seviniyorum. Tabii yine Urfa'da iyi ok atsınlar diye tek
memeli Amazon kadınlarının mozaiklerinin
bulunuşunu da bakın geçmişimizde neler var diye
onunla konuşmuştum.
Onun ününü elbette biliyordum 147'ler adı ile
üniversiteden çıkarılanlar arasında idi, Mina Urgan'la
birlikte, Aşık Veysel, Yaşar Kemal, Ruhi Su,Vedat
Günyol da yakın dostları arasında. Onun
akranlarından, çevresinde bu güzel kadının çok sayıda
ünlü yazar, sanatçı erkek hayranları olduğunu
dinlemiştim.
1979 da bir grupla Rusya'ya gittik. Nail beyin orada
yaşayan oğlunun bulunması için çaba harcadı ve
başardı o genç çocukta bizimle oldu Rusya'da. Bu
seyahat grubu ile bir kahpe kurşunla Leningrad
yakınlarında tedavi gören bacakları felçli bir büyük
yürek Server Tanilli'yi görmeye gidişimiz canlı
anılarım arasında yer alır. Daha sonraki yıllarda dünya
cenneti Akyaka'da birlikte olduk. Nail Çakırhan'la
orada yaşıyorlardı. O bölge için ne büyük şans.
Çakırhan Akyaka'yı ahşap iki katlı Ula evleri ile
donattı ve bu güzelim beldeyi betonlaşmadan korudu.
Biz eşimle yıllardır bu korumadan yararlananlar
arasındayız.
Sahildeki o güzel Yücelen otelinin sahibi dostumuz
Hamdi bey bize “eğer Nail bey olmasa idi biz buraya
betonu dökmüştük bizi bu cinayetten kurtaran odur “
demişti. Şimdi o otel Nail Çakırhan imzasını taşıyor ve
girişte onun büstü ile karşılaşıyoruz.
Büstün açılışını yakında çok erken kaybettiğimiz
ve bu muhteşem çiftin çok yakın dostu Oktay Ekinci
organize etmişti. Onların ta çocukluğundan bu yana
dostu ve hayranı olan bir başka insan da dünyanın en
güzel badem ezmelerini yapan Sevim İşgüder'dir.
Halet Çambel, 1936 yılında genç bir sporcu
eskrimci olarak ve Türkiye'yi temsilen olimpiyatlara
katıldı. Henüz 20 yaşında idi ve Hitlerin tanışma
davetini kabul etmedi. Bu genç kızdaki bilince bakar
mısınız? 1936 'da Hitler de faşizm de yeterince
tanınmıyordu. Halet Çambel, İstanbul Üniversitesinde
çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Onlar da ünlü arkeologlar
oldular. Ünlü çift 1820'lerde II Mahmut zamanında
yapılmış ve 1930'lardan beri içinde yaşadıkları konağı
(köşk, yalı) geniş arazisi ile birlikte Boğaziçi
Üniversitesine bağışladılar. Umarız Üniversite bu çok
değerli bağışı en iyi şekilde kullanacaktır. Yılmaz
yorulmaz yılgınlığa düşmez bir büyük sanatçı
Heykeltıraş Mehmet Aksoy da üniversite ile anlaşarak
yeni bir ikizlerin yanı sıra Halet Çambel'in heykelini
oraya dikecektir.
Prof.Dr.Coşkun Özdemir
Sayfa 4
AKS ETKİNLİKLERİ
23 Nisan Çelenk Töreni
im ...
Biz müz
zü
ö
s
23 NİSAN
Aydın Turunç
“23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE
Ç O C U K B AY R A M I ” n ı k u t l a m a y a
hazırlandığımız bu günün, acaba “ Bir Milli
Bayram ” olarak anlam ve önemi nedir?
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal
ATATÜRK neden bugünü Türk ve Dünya
çocuklarına armağan etmiştir?
Bence, çocuklarımıza bunları anlatmadan,
açıklamadan yapılan kutlamalar sadece bir
biçimcilikten ibarettir.
Bu gün: Yurdumuzun işgal, kargaşa ve
parçalanma sürecinde olduğu bir dönemde,
Mustafa Kemal Paşa'nın, hayalindeki
Cumhuriyeti gerçekleştirmeye ilk adım
olarak, Sivas ve Erzurum Kongrelerinden
sonra Türkiye Büyük Millet Meclisini
topladığı ve Büyük Millet Meclisi
Hükümetini kurduğu; bu şekilde “Kurtuluş ve
Kuruluşun” ilk adımının atılmış olduğu
gündür.
Atatürk, 15 Ekim 1927'de Ankara'da
Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Kurultayı'nda,
altı günde okuduğu Nutkun sonundaki
“Gençliğe Hitabı” ile Türkiye Cumhuriyeti
Devletini emanet ettiği Türk Gençliğini, daha
ilkokul çağlarında kurtuluş ve kuruluşu
bilerek yetişmeleri gereğini mutlaka
öngörmüştü.
Bunun için de, TBMM meclisinin açılışının
birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan
Milli Bayramı ile 1 Kasım 1922'de saltanatın
kaldırılmasıyla kutlanmaya başlanan
Hakimiyet-i Milliye Bayramı ve 1927'de
Himaye-i Etfal cemiyetinin düzenlediği
Çocuk Bayramı birleştirilmiş ve ilk olarak da
1935'de Atatürk'ün himayesinde, 1980 yılında
adı resmi olarak “23 Nisan Ulusal Egemenlik
ve Çocuk Bayramı” adını alacak olan Çocuk
Bayramı kutlanmıştır. Kutlanmaya da devam
etmektedir.
Bu Bayramın tamamlayıcısı ve Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'ni emanet edilen
gençliğin bayramı olarak da, 20 Haziran
1938'de resmi adı “Gençlik ve Spor Bayramı”
olan bayram, 19 Mayıs günleri kutlanmaya
başlanılmıştır.
Bu gibi bayramlar ile şehir ve kasabaların
kurtuluş günlerini artık gereksiz bulanlar
olduğunu üzülerek görmekteyiz. Ama her
şeyini kopya etmeye çalıştığımız A.B.D'de,
bundan 150 yıl önce yapılan “İç Savaşın”
önemli muharebelerini aynı tarihlerde,
çarpışmaların geçtiği yerlerde vatandaşlar
hâla o günün kıyafet ve silahları ile
canlandırmakta ve çocuklarda tarih bilinci
yerleştirilirken anılar canlı tutulmaktadır.
Özellikle öğretmenlerimizin ve bizlerin
Milli Bayram Günlerini çocuklarımıza ve
gençlerimize zorunlu bir formalite gereği
olarak değil, bilinçli bir anlatımla sevdirip
Kuruluş ve Kurtuluşumuzu canlı tutmamız
gerekmektir.
23 Nisan Ulusal ve Çocuk Bayramımız
kutlu olsun.
AKSD
Arkadaşımın kardeşi var, bu sene başladı okula. Dün
geldi yanıma o kadar heyecanlı ki şiirini ezberlemiş,
her mısra sonunda kendinden emin bir tavırla
“Cumhuriyet Yaşayacak” diyor.
Onu alkışladım, sevincine ortak oldum ama
söyleyemedim ona bu kutlamanın eskisi gibi
olmayacağını. Sadece bir iki şiirle unutulacağını
açıklayamadım ona.
Bir Cumhuriyet genci Atatürk evladı olarak
kendime bile veremezken cevabını nasıl söylerim ona
T.C.Devletinin olan toprakların, kurumların, bize
miras bırakılanların başkalarına verildiğini.
Anlatın bana anlatın, gençlere okuduğum
gazetelerde açıklama yapmaya çalışan gençlerin
mahkemelerde yargılandığını yazıyor, dinlediğim
haber etme uğruna verilen canı, fikirleri uğruna yanan
ana yüreklerini söylüyor. Bize barış öğretildi, bize
kalp kırmamak öğretildi, bize Atatürk gençleri olarak
bu ülke emanet edildi. Korumaya çalışınca silahların
hedefi olacağımızı söylemediler. Burası benim ülkem
derken korkuyorum, artık her karış toprağında
Kurtuluş Savaşı Şehitlerimizin kanları var demeye
korkuyorum. Artık daha fazla kan dökülmesinden
korkuyorum. Bu emirleri verenleri nasıl başa geldiğini
anlatamazken, ben o küçük çocuğa ülkemde
demokrasi var demeye korkuyorum artık.
50. KÜTÜPHANE HAFTASI
Sayın Kaymakamım, Sayın Belediye
Başkanım, Sayın Daire Amirlerim, Basınımızın
Değerli Mensupları, Sevgili Öğrenciler ve Saygı
Değer Misafirler;
50. Kütüphane Haftası açılış törenine hoş
geldiniz.
50. Kütüphane Haftasının teması “Hayat
Boyu Kütüphaneler” olarak belirlenmiştir.
İnsanlık tarihi incelendiğinde kitap ve
kütüphanecilik alanındaki yazının icadı,
matbaanın bulunması gibi değişim ve
dönüşümler çağların değişmesine yol açmış ve
insanlığın yaşamını derinden etkilemiştir.
Matbaanın icadıyla kitapların sayısının artmasını
bu durum da kütüphanelerin çoğalmasıyla
bilginin tabana yayılmasını sağlamıştır.
Türkiye'de kütüphanecilik hizmetleri yaygın
olarak Halk Kütüphaneleri aracılığı ile
yürütülmektedir. Halk Kütüphaneleri; okuma ve
araştırma alışkanlığını geliştiren, düşünce ve
bilgi ürünlerinin insanlar arasında paylaşılmasını
sağlayan, düşünce özgürlüğünün kaynağını
oluşturan kuruluşlar olması sebebiyle halkın
üniversiteleridir. Ayrıca her yaşta, dilde, eğitim
derecesinde, politik ve dini görüşte, ırkta,
ücretsiz ve serbestçe yararlandığı; toplumun
sosyal kalkınmasına yardımcı olan kültürel,
eğitici, dinlendirici, eğlendirici etkinliklerin
yapıldığı merkezlerdir.
Ula kütüphanesinin kitap sayısı 11.332'dir.
321 üyesi olup 2447 adet kitap ödünç alınmış ve
4445 kişi kütüphaneyi kullanmıştır.
Halk kütüphanelerinin en önemli
görevlerinden olan eğitim, internet ortamında da
önemini korumaktadır. Bilgiye duyulan ihtiyacın
artması ve iletişim teknolojisindeki
gelişmelerden, kütüphaneler de etkilenmiştir.
Bilgisayar kullanımının yaygınlaşması,
kütüphanedeki bilgi-belge kullanımını,
saklanmasını ve erişim hızını değiştirmiştir.
İnternet kullanımı ile kütüphaneyi dünyaya,
dünyayı kütüphaneye taşıma imkânı
sağlanmıştır.
Kütüphaneler geçmişte olduğu gibi gelecekte
de kültüre değer veren insanların hayatında
yerini korumaya devam edecektir.
50. Kütüphane Haftası hepimize kutlu olsun.
Rüveyda GÜLER
Ama biz Atatürk gençleriyiz bize bıraktığı koskoca
bir mektup var Atamın. Eğer bir gün İstiklal ve
Cumhuriyetimi müdafaa mecburiyetine düşersem,
vazifeye atılmak için, içinde bulunacağım vaziyeti,
imkanı ve şeraitini düşünmeyeceğim. Korkmadan
dalgalanacak bu bayrak, korkmadan okunacak İstiklal
Marşım.
Kalpleri heyecan dolu bütün çocukların, Atatürk
Gençleri ve evlatlarının Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Sümeray Ezgi Ayan
Bayramı Kutlu olsun.
İKİ ŞEY
Giordano Bruno (16. asır İtalyan düşünürü)
16. asır Latin düşünürü Giordano Bruno. ARALIK
1548 İtalya doğumlu bilim adamı, rahip, filozof.
Kilisenin dogmatik görüşlerine karşı bilimi savunduğu
için (Kopernik'in "evren sonsuzdur" anlayışı) rahiplik
mesleğinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Rahiplik
mesleğinden ayrılması sonrasında İtalya'dan da ayrılmak
zorunda kalınca Avrupa'yı dolaşıp bazı üniversitelerde
kürsülerin başına geçmiş, eğitim vermiştir. Ama hem
İtalya'daki geçmişi, hem de üniversitelerin bile onun
görüşlerine hazır olmayışı sebebiyle belli bir yerde
kalamamış, sonuçta tüm Avrupa'yı dolaşmak zorunda
bırakılmıştır. 1592'de döndüğü İtalya da bir soylunun
suçlaması üzerine (İsa’ya hakaret ettiğine ilişkin bir
suçlama bu) engizisyon mahkemesince yargılanıp hapse
atılmıştır. Tam sekiz yıl boyunca engizisyon
Mahkemesi'nin türlü işkencelerine maruz kalmış, yine de
görüşlerini ve kitaplarını reddederek engizisyonca
bağışlanmayı kabul etmemiştir. 17 Şubat 1600'de campo
dei fiori de (çiçekler meydanı) önce dili kesilmiş,
ardından da yakılarak öldürülmüştür. Onun günümüze
kadar gelen “İKİ ŞEY” hakkındaki sözleri değerlerinden
hiçbir şey kaybetmemiştir!
*İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:
1- Şikayetçilik 2- Dedikodu
*İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
*İki şey yanlış yapmanı engeller: 1- Şahıs ve olayları
akıl ve kalp süzgecinden geçirmek 2- Hak yememek
*İki şey kişiyi gözden düşürür: 1- Demagoji (Laf
kalabalığı) 2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez
göstermek)
*İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar: 1- İradeye hakim
olmak 2- Uyumlu Olmak
*İki şey 'Ekstra Değer' katar: 1- Hitabet ve diksiyon
eğitimi almak 2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.
*İki şey geri bırakır: 1- Kararsızlık 2- Cesaretsizlik
*İki şey kaşif yapar: 1- Nitelikli çevre 2- Biraz delilik
*İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1- Baskın yeteneği bulmak 2- Sevdiğin işi yapmak
* İki şey başarının sırrıdır: 1- Ustalardan ustalığı
öğrenmek 2- Kendini güncellemek
*İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın
sırrıdır: 1- Niyetin saf olması 2- Ruhsal farkındalık
*İki şey milyonlarca insandan ayırır: 1- Sorunun değil,
çözümün parçası olmak 2- Hayata ve her şeye yeni
(özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
*İki şey gelişmeyi engeller: 1- Aşırılık (mübalağa,
abartı, ifrat) 2- Felakete odaklanmış olmak
*İki şey çözüm getirir: 1- Tebessüm (gülümseme)
2-Sükut (susmak)
*İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne 2- Baba
*İki şey geri alınmaz: 1- Geçen zaman 2- Söylenen söz
*İki şey ulaşmaya değerdir: 1- Sevgi 2- Bilgi
*İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek 2- Nefes verebilmek
Sayfa 5
ÇOCUK - GENÇ
50. KÜTÜPHANE HAFTASI ETKİNLİĞİNE ESERLERİYLE KATILAN ÇOCUKLARIMIZ
KÜTÜPHANE
BENİM KÜTÜPHANEM
EN BÜYÜK MİRAS; KÜTÜPHANELER
Kütüphaneler, bilgi yuvasıdır. Kütüphane, araştırmacılara,
öğrencilere ve daha büyük-küçük bütün insanlara açıktır.
Kimi insan boş vakitlerini kitap okuyarak, kimi insan da
teknolojik araçlar ile zamanını geçiriyor.
Romanlar,
hikayeler, öyküler, şiirler insanı sonsuz düşlere daldırır. Her
zaman kitaplar, bilimin ve sanatın temelidir derler. Bu
kitapların sayfalarında ne hayatlar vardır. Ne dersler
veriyorlardır insanlara. Kitapları seven, insanları ve diğer tüm
canlıları sever. Eskiden insanlar araştıracakları kelimeleri
kütüphaneden araştırırken, şimdi ise bilgisayardan
araştırıyorlar. Ülkemiz diğer ülkelere göre daha az kitap
okuyor. Küçük çocukların şimdiden kitap okuma isteği biz
toplumumuzu duygulandırıyor. Eğer kitap okursanız hayata
bilgili bir insan olarak bakarsınız. Çiçeksiz bir bahçeyi
düşünün? Eğer kütüphanede kitapsız olsaydı kötü olurdu.
Yazarlarımız sayesinde kitaplarımız artıyor. Kitabın pahalı
olduğunu söyleyen insanların, kitabın bedava olduğu
kütüphanelere gitmediğini görüyoruz. Eski çağlardan beri
insanların hizmetlerinde olan insanlar, her toplum için önemli
olmuştur.
Kütüphanelerden her zaman yararlanın. Yeni kuşaklara da
öğretin. Çünkü kütüphaneler tüm dünyanındır.
Yağmur BANİ
Akyaka CBG Ortaokulu
7/A / 130
Ben daha çok küçükken bir kitabım vardı. Kitabın adı
Kibritçi Kız'dı.
Ben okuma yazma bilmezdim o zamanlar, annem babam
okurdu.
Ben de sessizce onları dinlerdim, kılım bile kıpırdamazdı.
Böyle böyle annemden daha fazla kitap istemeye başladım.
Annem de bana hikaye kitapları almaya başladı. Bana, okula
başlayana kadar hep annem, babam kitap, hikaye, masal
okudu. Okula başlayınca kendim okumaya başladım. Kitap
okumak çok eğlenceli bence; resimlere bakmak, kitabın
konusunu anlamak çok güzel şeyler bunlar. Yani en azından
bana göre öyle. İnsan kitaplarını, evinde, kendine ait bir
kitaplığa koymalı, yoksa bir anlamı kalmıyor kitap okumanın.
Kitaplığında kitaplarını düzenlemeli ama hepsini kendine
göre yapmalı; onları sıraya koymalı, istediği kitabı her an için
bulabilmeli. İşte benim kütüphanem de bunun gibi düzenli,
istediğim kitabı her zaman için bulabiliyorum. Kütüphanemi
çok seviyorum.
İşte artık kendi kitaplarımı kendim seçip, kendim
okuyabiliyorum.
Damla Kaya
Akyaka CBG Ortaokulu
7-A /119
Yıllar, asırlar evvel yazı bulunmuş. İnsanlar bir
bilgilendirme çabasına girmiş. Yazmış da yazmış. Yazıyla
ilgili sanatlar bile ortaya çıkmış, “Hat” yazısı buna güzel bir
örnek.
Sanat, kültür, spor, gündem her alanda bir sürü kitap çıkıyor
artık. Ama şu an ne değeri kaldı ki? Kaç kişi vardır Atatürk
kadar? 5? 10? Milyonlarca insan çevresine kör, elindekilere
kör. Tek gördükleri bilgisayar, internet, tablet. Eline bir kitap
almaktan aciz insanlarla dolu bir toplumuz. Kitaptan bir iki
dakikada bulabileceğimiz bir bilgiyi, saatlerce internetten
araştırıyoruz. Eskiden herkes merak ettiklerini araştırmaya
gitmek için, akın akın kütüphaneye doluşurdu. Şimdi adımını
atan yok. Çoğumuz belki de kitaplardan haberdarsak bile
kütüphanelerin varlığından haberdar bile değiliz. Çoğumuz
belki de sandığımız kadar bilgili değiliz. Okumuş insan zaten
kendini belli etmez mi? Farkındaysanız artık eskisi gibi fazla
kütüphane açılmıyor. Onun yerine internet evleri kuruluyor.
Eskisi gibi kitap fuarları da açılmıyor. Bu ülkede artık
yazarlıkla ekmek parası bile kazanılmıyor. Sanatçıların değeri
yok. İnsanların yaptığı tek şey saatlerce bilgisayar başında
fotoğraf paylaşmak, “naber?” yazmak.
Belki de biz, birer kitap sayfası bile olamayacak kadar
bilgisiz bir toplumum. Belki de biz sanattan anlar gibi
yapmaya çalışan ama asla rol yapamayan bir milletiz.
Katre Su Sevim
Akyaka CBG Ortaokulu
7-A / 124
Sudenaz Karakan
Irmak Balcı
Eylül Oktan
Atalay Baltırak
Yaren Bayram
Kübra Afşin
Dilara Demircan
Dilara Şahin
Sevgi Godaş
Rahmi Daşdelen
Sayfa 6
BELDEMİZ
Yesari Asım Arsoy Anıldı
Bahar Kahvaltısı
22 Mart Cumartesi günü, güzel güneşli bir bahar
sabahında, derneğimiz üyeleri ve gönüllüleri ile
Akyaka'mızın en güzel yerlerinden Çınar Plajına
kahvaltıya gitmek üzere toplandık.
Kış döneminin yorgunluğunu atmak, bahara
merhaba demek, bir araya gelmek için güzel bir fırsattı.
Çınar Plajı'na gittiğimizde denizin kıyısına hazırlanmış
güzel bir sofra bizi bekliyordu.
Ülkemizin ünlü sanatçılarından bestekâr Yesari Asım
Arsoy Akyaka Musiki Derneğince düzenlenen bir
etkinlikle anıldı.
Akyaka Musiki Derneği Türk Sanat Müziği Korosu
Hukukçu Ali Sami Arlı'nın yönetiminde Yücelen Otelde
sahne aldı.
Koro Yücelen Otelinde gerçekleştirdiği müzik şöleniyle
Yesari Asım Arsoy'un en ünlü bestelerini ve çok söylenen
güzel şarkılarını günümüze getirdi.
Akyaka Musiki Derneği Korosu Koru Şefi Ali Sami
Arlı'nın yönetiminde Segâh, Hicâz, Nihavend, Uşşak,
Hüzzam ve Rast makamındaki şarkıları büyük beceriyle ve
coşkuyla dinlendirdi.
Gecenin sunuculuğunu Devrim Bayar yaptı.
Koro kemanda Muammer Özgün, Erhan İşseveroğlu ,İsmet
Kanavuzlar, Kanunda Demet Eltez Doğruöz, Udda Halil
Aykıl, Ney'de Mustafa Kemal Güngör, Ritimde Ahmet
Dağdeviren'den oluşan kadrosuyla büyük beğeni topladı.
Solist Melek Arslan Uşşak Makamında, Solist Kemal
Yıldırım aynı makamda, Solist Hüsniye Yenikeçeci Rast
makamında, Solist Perihan Gökbul Hüzzam makamında,
Solist Nadide Arlı Hüzzam makamında, Solist Aygün Özen
Nihavend makamında okudukları eserleri ile anma
etkinliğine katılan 200 dinleyicinin ayakta alkışlarını alarak
onurlandılar.
Yesari Asım Arsoy'un anma gecesine Muğla Vali Yardımcısı
Salih Gürhan ve eşi Muğla Vali Yardımcısı Ahmet Ertürk ve
eşi, Muğla Vali Yardımcısı Fethi Özdemir ve eşi, Ula
Belediye Başkanı Ümit Karaarslan, önceki Muğla
Milletvekili Fikret Uzunhasan ve eşi Neriman Uzunhasan ile
Muğla'dan, Ula'dan ve yöreden katılan çok sayıda
müziksever katıldılar.
Devrim Gazetesi
MEVLANA'NIN ÇAĞRISI
30 kişilik bir grupla izlemeye katıldığımız Can Atilla'nın
müziklerini yaptığı ve koreografisini Mehmet Balkan'ın
üstlendiği 'Mevlana'nın Çağrısı´, 28 Aralıkta Gazi Mustafa
Kemal Atatürk Kültür Merkezi'nde sahneye konuldu. Eserin
libretisti Şefik Kahramankaptan, sahneye koyan Lale
Balkan, Dekor Tayfun Cebi, Kostüm Funda Cebi, Isık Tarı
Deniz ve Video Projeksiyonu Safak Türkel'in.
Eser, Mevlana Celaleddin Rûmî'nin evrensel bir kişiliğe
dönüşümünde köşetaşı sayılabilecek olaylar, özgün müzik
ve vücut dili kullanılarak anlatılmaktadır. Mevlana
düşüncesinin toplumda kabul görmesi, Şems-i Tebrizî ile
karşılaşma, semânın doğuşu, yaygınlaşarak bir rituel haline
gelmesi, Şems'in kayboluşu, Mevlana´nın yedi öğüdü ve
çağrısı, cenazesi, tek bölümden oluşan balenin önemli
ögelerini oluşturmaktadır. Evrenin en temel hareketi olan
“dönme” özellikle vurgulanmakta, dünyamızın kendi
etrafından dönüşüyle semâ arasındaki ilişki sergilenirken,
yüzyıllar içinde Mevlana düşüncesi ve semânın tüm
insanlığa mâloluşu simgelenmektedir.
“Gel ne olursan ol, gene gel …” çağrısı oyun boyunca
yüksek sesle tekrarlanıyor.
Mevlana, Şems, Gevher, Zerkub, 5 Şeytan, 3 Melek, 16
Kızlar ve 8 Erkekler den oluşan dansçılar eseri klasik bale ve
çağdaş dansın bileşimiyle sundular.
Orkestra Ney, Ut, Kudüm, Darbuka ve Tef (zilsiz)
enstrümanlarını çalan dört kişilik bir gruptan oluşmuştu.
Müzisyen Can Atilla elektronik New Age müziğin
ülkemizde ve yurt dışındaki başarılı bir temsilcisi. “nasıl bir
müzik Mevlanayi ve onun evrensel mesajlarını ifade
edebilir ?" diye araştırarak yola cikmiş.
KUTLAMA
Derneğimiz yönetim kurulu üyemiz
Mustafa Koyuncu ve eşi
Rukiye Koyuncu'nun oğulları
Adil Koyuncu ve gelinleri
Nur Koyuncu'nun kızları İNCİ
13 Mart 2014 sabahı dünyaya merhaba diyerek,
aramıza katıldı, bebeğe sağlıklı uzun ömürler
diliyoruz, aileyi kutluyoruz.
Akyaka Kültür Sanat Derneği
Internet sayfasinda tiyatro sanatçisi Semih Sergen'in
dizelerinden, bilgisinden ve dostluğundan faydalandığını
de ifade ediyor değerli müzisyen.
Sufi dansını güncel dansla birleştiren, solo dansıyla ilk
tabloda seyircileri büyüleyen Ziya Azazi ayakta alkış
topladı. Aynı duyguları yaşayabilmek icin ayağa kalkıp
dönmek isteğinin birçok izleyicinin aklından geçtiğini
düşünüyorum. Antakya doğumlu olan Azazi, uluslarasi
projesi “Derwish in Progress” i solo dans olarak ortaya
koyuyor. Dönüş üzerinde temellenen performansı zamanla
SEN de GEL diyen bir çağrıya dönüşüyor.
„Yeryüzünde yaşanan ve yaşanacak olan tüm ilahi
aşklara“.
Yalçın Akdoğan
Derneğimiz üyesi olan ancak çalışma tempoları
nedeniyle etkinliklerimize katılamayan, gezilerimizde
aramızda göremediğimiz, özellikle Yücelen Otelde
yapılan etkinliklerde emekleri ile etkinlikleri
zenginleştiren, Yücelen otel personeli üyelerimiz
kahvaltımıza katılarak bizleri çok mutlu ettiler. Onlar
bizim etkinliklerimizin görünmeyen kahramanları,
onların nezdinde katılamayan arkadaşlarımıza
özellikle de bizleri her zaman koşulsuz ve karşılıksızca
destekleyen Hamdi Yücel Gürsoy'a teşekkürlerimizi
ilettik.
Kahvaltı sonrası, arkadaşlarımız denize girerek keyif
yaptılar, kahve sohbetleri ile güzel havanın tadını
çıkardılar.
Diğer etkinliklerde görüşmek dileğiyle birbirimizle
vedalaştık.
AKSD
KUTLAMA
KUTLAMA
Derneğimiz kütüphanesi önündeki, yazar gazeteci
Oktay Akbal'ın büstünün yaratıcısı ve üyemiz
iç mimar, restoratör, ressam, çok yönlü sanatçı,
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi eski dekan ve
başkanlarından
PROF. SADUN ERSİN'in
öğrenciliğinden bu yana tüm mesleki çalışmalarının
İzmir Ekonomi Üniversitesi güzel sanatlar bölümünde
sergileneceğini öğrenmiş bulunmaktayız.
Kendisini kutlar, başarılı çalışmalarının devamını dileriz.
AKSD
Derneğimiz üyelerinden inşaat yüksek mühendisi,
araştırmacı yazar
MEHMET BİLDİRİCİ'nin
konusu olan Anadolu su yolları ile ilgili olarak
“ Anadolu'da, Başlangıç, Hitit, Urantu, Helen ve
Roma Dönemi Su Sistemleri ” konulu bir sergiyi,
İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul şubesi salonlarında
açmış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız.
Kendisini kutlar başarılı çalışmalarının devamını
dileriz.
AKSD
Sayfa 7
BELDEMİZ
Akyaka Kültür Sanat Derneği Belediye Başkanlarını ziyaret etti
Akyaka Kültür Sanat Derneği
Yönetim Kurulu üyeleri, Yerel
seçimlerden büyük başarıyla
çıkan Muğla Büyükşehir
Belediye Başkanı Osman
Gürün'ü, Ula Belediye Başkanı
Ümit Karaarslan'ı ve Menteşe
Belediye Başkanı Bahattin
Gümüş'ü ziyaret ederek yeni
görevlerinde başarılar dilediler.
D e r n e k B a ş k a n ı Ay d ı n
Turunç yaptığı konuşmada
Derneğin etkinliklerine
Belediyelerinde katılımını
beklediğini, birlikte daha
başarılı etkinlikler yapılacağını
belirtti.
AKSD
15 Nisan Dünya Sanat Günü - Bir Kapanış, Bir Açılış
Bu günün en önemli özelliklerinden biri, sanatın Dünya
Sanat Günü olmasını sağlayan Türkiye önerisidir. Türk sanatçı
ve Ulusal Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) Başkanı Bedri
Baykam, International Associations of Art (IAA),
(Uluslararası Sanat Derneği) 2011 yılında Meksika'da yapılan
genel kuruluna Türkiye temsilcisi olarak katılmıştır. Baykam,
toplantıda Leonardo da Vinci'nin doğum günü olan 15 Nisan'ın
Dünya Sanat Günü olarak kutlanmasını önerdi. Bu öneri
çoğunluk oyu alarak, her yıl 15 Nisan tarihinde World Art Day
(WAD) olarak kutlanılması kararı alındı.
Yıllardır Milli ve Dini Bayramlarımızın yanı sıra bir de
Sanat Bayramımız olmasını gerektiğini vurgulayan yazılar
yazan benim için son derece sevindirici olan bu kararın
alınmasına emeği geçen herkesi kutlar, toplumun olduğunca
kısa sürede bu güzel günü içselleştirmesini, etkinliklerinden
yararlanmasını dilerim.
Marmaris Kalimerhaba derneği MKM Güzel Sanatlar
Galerisinde 2012 ve 2013 yılında açtığımız, Karma Güzel
Sanatlar Sergisi, Kitap İmza Günü, Konser, Tiyatro Gösterisi
ve Sanat Söyleşileri ile kutladığımız bu özel günü bu yıl özgür
ve özgün sanat etkinliklerimizin “Sanat Her Yerde Engel
Tanımaz” diyerek yenilenen sloganımızla, Marmarisli Ressam
Turizmci Ertan Yaylalı'ya ait Marmaris Art Gallery'de
açılacak Kalimerhaba organizasyonumuzla, 15 Nisan Dünya
Sanat Günü Karma Güzel Sanatlar Sergimizle sürdürüyoruz.
Yıllardır Marmaris'e hizmet veren, Marmarislilerin içindeki
sanat kıvılcımını parıldatmaya çalışan,
Marmaris'te yılda yaklaşık 100 etkinlik yapan, 4 Uluslararası
Festival düzenleyen, 9.Uluslararası Marmaris Kadın ve Sanat
Festivali ile üçü Uluslararası beş Ödül kazanıp Dünya alkışını
Marmaris'e taşıyan, yılda üç çocuk, bir gençlik, bir de yetişkin
oyununu tamamen Marmaris insan kaynakları ile sahneleyen,
çevre ilçelere, köylere turne yapan, Güzel Sanatların her
konusunda kurslar düzenleyen, Her Ay Bir Tiyatro, Bir Sergi,
Bir Konser sloganını “Bir Çok” yaparak hayata geçiren
Kalimerhaba Derneği -Marmaris Kültür Merkezi kapılarını
özellikle Marmaris yerel yönetiminin duyarsızlığı, haksız,
ayırımcı davranması nedeni ile 15 Nisan Dünya Sanat Günü
kapatmaktadır.
Bu güne değin "Sanat Engel Tanımaz" diyerek
sürdürdüğümüz çalışmalarımız, bundan sonra "Engel
Tanımayan Sanat Her Yerde" sloganımızla devam edecektir.
Her kapanış bir açılışın müjdecisidir iyi niyeti ile
çalışmalarımızı sürdürdüğümüz “Sanat Her Yerde Engel
Tanımaz” programımız içerisinde bu sezon, yıllardır
önerdiğimiz şekilde, kitlesel anlamda dünyanın en yoğun kültür
alışverişini gerçekleştiren, Turizm Sektöründe, çağdaş
sanatçılarımızın eserlerinin sergilendiği, geleneksel El
Sanatlarımızın uygulamalı atölye çalışmalarını yapıldığı, Hotel
Art Corner projemizi de geçen yıl Martı Resort Hotel'de olduğu
gibi programımıza destek veren yeni turistik tesislerin işbirliği
ile genişleterek devam ettireceğiz.
15 – 22 Nisan ülkemizde Turizm Haftası olarak
kutlanmaktadır. Bu kutlamalarda, mesleki etkinliklerle Sanatın
buluşması Turizm Sektörüne ayrı bir değer katacak, farklılık
getirecektir.
Bu günkü yazımı Tiyatro Sanatçısı Kemal Kocatürk'le
yapılan bir söyleşinin son cümlesi ile bitiriyorum.
SANAT DİZ ÇÖKMEZ, DİZ ÇÖKMÜŞÜN ADI DA
SANATÇI OLMAZ.
İşte sanatçı
olmanın farkı ve bedeli bu cümlede.
Her ne karşılığı olursa olsun, diz çöküp, biat edenler ise, bence
değil sanatçı, henüz insan olma evrimini tamamlamamış
yaratıklardır.
Hoşça kalın, dostça kalın, hepinize insanca yaşayacağımız,
tüm canlılara saygılı, sevgi ve sanat dolu günler dilerim.
Umur Özlüer/ 14 Nisan 2014 Marmaris
ULA İLÇESİNDE KISA SÜREDE YAPILMASI GEREKENLER
Seçimlere kısa süre kaldı. Tüm partiler var güçleri ile
yerel seçimi kazanmak için çalışıyorlar. Muğla için yeni bir
dönem başlıyor. Diğer yeni büyük şehir olan iller gibi. Tüm
parti yetkilileri seçimi nasıl kazanırız diye kafa yorarken,
ben de seçimden sonrası için düşündüklerimi yazmayı
yeğledim. Ula ve Akyaka artık Muğla'nın denize açılan
kapısı bu nedenle Muğla Büyükşehir Belediyesi de, Ula ve
Akyaka'yı önemsiyecektir.
Yaşadığım yer olan Ula için, kısa sürede yapılması
gereken işleri kendimce yazmaya çalışacağım. Bunun ilk
nedeni seçimden sonra turizm mevsimine kısa süre kalıyor
olması ve yıllardır bekleyen ve özellikle Akyaka'da
yapılmayan veya yapılamayan işler.
Azmak çıkışından başlayarak, tüm sahilin yeniden
yapılandırılması, Tüm bandın temizlenmesi, onarılması, bol
miktarda bank konulması, özellikle mendireğin
düzenlenmesi.
Sokak hayvanları konusunun acilen çözümü, büyük
şehirden katkı alınarak çözüme kavuşturulması
Yörenin çöp sorunu ivedilikle ele alınmalı ve kalıcı
çözümler üretilmelidir. Sokaklara atılan çöpleri sokak
hayvanlarının parçalamasının önüne geçilmelidir.
Gecikmeden sivrisinek ve karasinek sorununun çözümü
için çalışılmalıdır.
Kent konseyinin seçimlerinin gecikmeden yapılması.
Seçilecek konsey üyelerinin çalışma kollarını oluşturarak
Ula'da ki STK'lar ile yeni oluşacak yerel yönetime olumlu
katkılar sunmalarının sağlanması.
Ula ve mahalleleri arasında iletişimi de arttırmak için,
Muğla-Akyaka Belediye otobüslerinin Ula'dan geçmesinin
sağlanması ve yaz döneminde Akyaka-Akbük arasına
mutlaka süreli toplu taşıma aracı sağlanması.
Tüm Gökova yerleşkelerinin ortak sorunu olan kömür
yakılmasının önlenmesi için, gerekli yerlerle görüşülerek
gerekiyorsa tanzim satışı da yapılarak gelecek kışlarda kömür
yakılmasının önlenmesi.
Toplu taşıma araçları otomatikman büyükşehir
belediyesine geçeceği için, yasa gereği olan 65 yaş ve üzeri
vatandaşların toplu taşıma araçlarından ücretsiz
yararlanmasının sağlanması. Toplu taşıma araçlarından en az
bir tanesinin engelliler için düzenlenmesi
Yaz gelmeden yörede yaşayanlar için bir lokal açılması,
yörenin sosyal yaşamını zenginleştirecektir, hem de yörede ki
sosyal etkinlikleri çoğaltacaktır.
Geçmiş yıllarda yapılan sanatsal etkinliklerden
hangilerinin yapılacağına yetkililerce karar verilmesi ve Nail
Çakırhan-Halet Çambel evinin bir an önce düzenlenerek,
ziyarete turizm mevsimi başlamadan açılması yararlı olur.
Sanat sokağının, gerçekten sanatçılar için düzenlenmesi
ve ilkeli bir şekilde yaşatılması.
Akyaka plajındaki yığılmayı da önlemek için, Azmaktan,
Gökçe sahiline kadar uzanan Kerme plajının gerekli
çalışmalar yapılarak plaj olarak açılması iyi olur.
Akyaka Belediyesinin çıkardığı bültenin yeniden
yapılandırarak düzenli çıkarılması.
Yaz dönemi için kız ve erkek çocuklarımız için spor okulu
açılması.Yukarda saydıklarım çoğaltılabilir. Ben bunları
anımsadım. Bir de sosyal belediyecilik kavramı içinde her
seçilen ekibin yaparsa iyi olacağını düşündüklerimi yazmaya
çalıştım. Yöremiz turizm bölgesi olduğu için turizm mevsim
başlamadan yapılırsa iyi olacakları yazdım. Bir de uzun
sürede yapılırsa iyi olacak öneriler de var onları da sırası
geldikçe yazacağız. Dilerim seçilecek yöneticiler bu önerileri
dikkate alırlar.
Sedat Atay /Eğitimci
SEVGİMİZ VE KALBİMİZ
ÇIRPINIRKEN, SEN HAYATA VEDA
ETTİN. IŞIK İÇİNDE YAT, OKTAY
(EKİNCİ) AĞABEYCİĞİM
Oktay ağabey ile başlayan yıllar. Muğla'nın o sade sokağı
Hacımemişağa sok. Sokağın çıkışında eski bir bina, büromuz
hemen girişte, birkaç merdiven çıkarak. Gelen tüm dostlar
anımsayacaktır. 1988'li yıllar. Kent Mimarlık ve Turizm Ltd.
Şti. Eşi Zehra Ekinci her gün saatlerce süren eskizlerin üzerine
çizdiği tasarımlar ve sahipleri ile bu tasarımı tartışır, karar
verir, projelendirir. Oktay Ekinci imar planları üzerinde
çalışır. Ve başlayan o büyük çalışmalar. Çevreci, korumacı,
tarih bilinci ile önce etrafından başlar, çalışmalar. Muğla'nın
eteklerine dek çevresel ve mimari korumacılık ruhu.
Cumhuriyet Gazetesi'ne yazıları. Gazetenin sarsıntılı
yılları. Hiç vazgeçmedi, göğüsledi Cumhuriyet'i.Aynı
zamanda dedim ya 88'li yıllar Oktay ağabey, Ankara
Mimarlar Odası Genel Merkezi 2. Başkanlığını yürütmeye
başlar. Oktay ağabeyle çalışıyorum . Onunla çalışmak büyük
keyifti. Çok zevkliydi.Ve Muğla Mimarlar
Odası
çalışmalarını yaygınlaştırıyor. Odayı bir kimlik ve ruh haline
getiriyor. Muğla Mimarlar Odası korumacılık ve Muğla
değerlerine sahip çıkıyor. O yıllarda ekiyor, Muğla'ya tüm
ülkenin değerleriyle. Muğla evlerini koruma çalışmaları hız
kazanıyor. Evini en iyi
koruyana ödül veriyor,
Muğla Mimarlar Odası.
Oktay ağabeyin
sekreterliğini yapıyorum.
Öyle çok çalışıyor ki, bir
yandan Mimarlar Odası
Genel Başkanlığı yönetimi 2.
Başkanlık.
Muğla'dan yürütülüyor
tüm çalışmalar. Ve hep
seyahatlerde, toplantılarında.
Türkiye Mimarlar Odası
Oktay Ekinci ile
demokratikleşmeye, örgütleşmeye başlıyor.
Türkiye Mimarlar Odası yapısal duruşuna kavuşuyor.
Kıyı korumacılığı, yağmacılığa, talana karşı duruş
çizgisi, ilkeleri ile Türkiye Mimarlar Odası çalışmaları
ülkenin her köşesinden odalar, mimarlar, çevreciler,
gazeteciler akın akın durmaksızın, dinlenmeksizin çalışmalar
sürüp gidiyor. Oktay ağabey dinlenmek için belki de gece bir
saat uyuyabiliyor, ya da hiç vakit bulamıyor. Uykusuz,
duraksız geçen geceler, gündüzler, mevsimler, sıcaklar,
soğuklar ve Oktay Ekinci. Oktay Ekinci mi daha hızlıydı,
zaman mı dersek, Oktay ağabey diyeceğim. Zaman şimdi hızlı
geldi, ölüm şimdi erken geldi. Bu çalışmalardan büyük keyif
aldığım yıllar. Yıl 1992. Oktay Ekinci İstanbul Mimarlar
Odası Başkanlığı'na getiriliyor.
İlk aylarda Muğla'dan gelip gidiyor, haftanın 3- 4 gününü
orada geçirerek ve geldiğinde Muğla'dan yürüterek.
O nedenle İstanbul'a taşınması gerekiyor. Toplanıyoruz
büroda bir karar alıyoruz. Kent Mimarlık ve Turizm Ltd.Şti'ni,
işyerimizi kapatacağız…Ancak çalışmalar ve İstanbul öyle
gözüküyor ki, yapacak çok iş koruyacak İstanbul var. Talana,
yağmaya karşı zarar gören en büyük kent.
Öyle ya kimler gelip geçmedi? İstanbul'un değerleri,
güzellikleri 49'ar yıllığına peşkeş çekiliyor.
İstanbul dünya şehrinin önde gelen incisi. İstanbul'un tüm
incilerini korumak için ömrünü veriyor.
Büyük işler, büyük mücadeleler…Ve uygarlıkların izinde
geçen ömür. Muğla'dan gittiğinde 40 yaşlarında idi, Oktay
ağabey. İstanbul için geçen bir ömür. Ve sona eren hayat.
Çok erken bir ölüm, çok erken bir kayıp şu ülkemiz için,
gerçek bir kayıp. Bu denli ülkesini, değerlerini savunan,
kendisini ülkesine ve insanlığa adayan bir eşsiz korumacı.
Hukuksal, tarihsel, çevresel, kültürel.
Ve büyük mücadele yılları.O denizleri, kıyıları
yağmalayıp halka kapatanlara karşı duruşu sergiledi. O
kentlerin kültürleri ile yaşamaları gerektiğini savundu. O
gökdelenleri değil, kimlikli bir kent, halkın kendi öz
yaşamını korumak istedi. O çok çalıştı. Oktay Ekinci, sadece
çok çalıştı. Oktay Ekinci ülkesinin değerleri için kendi
kimliğiylehep çalıştı. Çalışmaları çok özeldi. Bu ülkede
görülebilecek çok özel çalışmalardı. Onu yakından tanımak,
çalışmalarını özümsemek gerekti. Oktay ağabey öncelikle çok
güzel, çok özel bir insandı. Duygulu, düşünceliydi. Sevgi
doluydu.Şu an ne kadar duyguluyum. Anılarını şu an hayata
geçiremeyecek kadar suskunum aslında. Belki bu kadar
yazabildim, şu an.Daha neler var yazılacak? Konuşulacak?
Ama en çok bundan sonra onun bıraktığı emaneti ülkemiz
değerlerini hep görebilmek. Bir yurtsever ancak böyle
olabilirdi.Hep iyileşti haberlerini alırken. Birden duyduğum
haber. Yazılarına çok güvenmiştim. İyileşiyordu ve hızlı.
Mevsimde gazal vardı, bugün yağmur, bir kızıl renk alıp
götürdü, ölüme. Işıyıp giden Oktay Ekinci (ağabey).
Kalbimin ve gözlerimdeki suskunluğun geçmediği şu
anlar. Öyle suskunum, öyle zor ki duygularım Oktay ağabey
hayata veda etti. Oktay Ekinci'yi kaybettik.
Yakında olmamak çok zor bir duygu imiş.
Bugüne dek seyahatlere, toplantılarına uğurladığımız
Sevgili
Oktay ağabeyi
Kanlıca Mezarlığında son
yolculuğuna uğurlamak...Sevgimiz ve kalbimiz çırpınırken...
Sesimi duyduğunda “Nabide sesini duyduğuma
sevindim” derken uzaklar bir an yakın olurdu.
Işık içinde yat, Oktay ağabeyciğim, en derin sevgimle ve
saygımla.Dün rüzgar o an öyle uğultulu esiyordu ki, sensiz bir
gün öyle zordu ki…Bir avuç Muğla'dan bir dünyaya/Senin
resmini çizelim. Yaptıklarını, yaşadıklarını/Anılarını
konuşalım... Seni çok seviyoruz. Seni çok özleyeceğiz...Bir
ömür...Işık içinde yat, Oktay ağabeyciğim.
Nabide KILINÇ
Sayfa 8
Yap Projeni Al Desteğini
- Kamu yararı gözeten derneklere, proje karşılığı
İçişleri Bakanlığı bütçesinden yardım yapılmasını
amaçlayan toplantı Muğla Ticaret ve Sanayi Odası
(MUTSO) salonunda yapıldı. Toplantıya Vali Yardımcısı
Sabahattin Kapucu, İl Dernekler Müdürü Cengiz Demirci,
İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçisi Ömür Kara ve
yaklaşık 200 dernek yöneticisi katıldı.
İl Dernekler Müdürü Cengiz Demirci yaptığı
konuşmada, toplantının amacının kamu yararı gözetilerek
düzenlenen ve Muğla’da faaliyet gösteren derneklere
yönelik yapılacak yardımlara hakkında Proje Destek
Sistemi (Prodes) tanıtımı ve proje hazırlanmasına yönelik
bilgiler verilmesi olduğunu söyledi. Demirci, Muğla’daki
dernek sayısı hakkında bilgi verirken,
Bugün itibari ile Menteşe’de 176, Bodrum’da 262,
Dalaman’da 48, Datça’da 35, Fethiye’de 169, Köyceğiz’de
25, Kavaklıdere’de 11, Marmaris’te 178, Ortaca’da 39,
Seydikemer’de 5, Ula’da 30 ve Yatağan’da 29 olmak üzere
toplam Bin 103 adet dernek faaliyetini sürdürmektedir.
Dernek sayısına göre Muğla Türkiye’de 23’üncü sıradadır.
Bugün bakanlığımız dernek denetçileri tarafından İçişleri
Bakanlığı bütçesinden derneklere yardım yapılması
hakkındaki yönerge doğrultusunda dernekler tarafından
hazırlanacak projelerin nasıl hazırlanacağı, nereye ve ne
şekilde müracaat yapılacağı konusunda bilgiler verilecek.
İlimizin ve ülkemizin kalkınması için proje üretilmesi
konusunda herkesin çaba harcaması gerektiğine
inanıyorum” dedi.
İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçisi Ömer Kara,
hazırlanacak projeler konusunda bilgi verirken, sosyal,
ekonomik ve kültürel göstergelerin önemli olduğunu
söyledi. Kara, “Başarılı bir proje için planlama çok önemli.
Bunun için, nedir, ne yapmalı, nasıl yapılmalı gibi
başlıklarının cevaplarını vermeniz ve projeniz için detaylı
bir bütçe hazırlamanız gerekir” dedi.
Toplantının soru cevap bölümünde söz alan
Kalimerhaba Derneği yöneticisi Umur Özlüer, titizlikle
hazırlanmış bu bilgilendirme sunumuna emek verenlere
teşekkür ederek, “tamamen bilgisayar ortamında
gerçekleşecek bu proje başvurularının hayata geçebilmesi
için öncelikle bu gün için yaş ortalaması +50 olan
derneklerin insan kaynaklarının gençleşmesi gerektiğini
vurgulayarak, açıklanan rakamlara göre şu an için en
sağlıklı proje “Dernekleri Koruma ve Geliştirme Derneği
Projesi “ olmalıdır. Sivil toplumun gücü olan
Derneklerimizin birçoğunun ne yazık ki birbirleri ile
iletişimi bulunmamakta, projeler ve etkinliklerde güç
birliği sağlanamamaktadır. Derneklerimizin birbiri ile
iletişim kuracakları ve güç birliği sağlayacakları bir web
sitesi öncelikle hayata geçirilmelidir.
Toplantımızın gerçekleştiği Muğla İli ne yazık ki halen
Uluslararası standartlarda bir Fuar ve Kongre Merkezi’ne
sahip olmadan Turizm yapma çabasındadır. Benim
geldiğim Marmaris’te ise, halen kapalı bir tiyatro ve
konser salonu bulunmamaktadır, bu koşullara rağmen,
Kalimerhaba Derneğimizin katkıları ile yılda 100 kültürel
ve sanatsal etkinlik gerçekleştirip 4 festival düzenliyoruz.
Bu yıl dokuzuncusu yapılan Uluslararası Marmaris Kadın
ve Sanat Festivali uluslararası ödüller almış olmasına
rağmen bu güne değin ne yerel yönetim, ne de devletten bir
kuruş yardım almadan faaliyetlerini sürdürmektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bu festivali yazılı olarak
destekleme sözünü de bu güne kadar tutmuş değildir. Sivil
toplum için gerekli destekler zaten yerel yönetimlerin ve
ilgili idarenin görevleri içerisinde yasal olarak
belirlenmiştir. İş bu yasal görevlerin ihmal edilmeden
duyarlılıkla ve ayırımsız olarak hayata geçirilmesinden
ibarettir. Burada da iş kamu denetçiliği kurumuna
düşmektedir” dedi.
Toplantı kayıtlarına geçirilen bu temennilerin
değerlendirileceği sözünü veren yöneticiler, projelerin
süreli olduğunu belirterek gereken tüm bilgilere
http://www.dernekler.gov.tr adresinden ulaşılabileceğini
söyleyerek toplantıyı sonlandırdılar.
BELDEMİZ
Zeytinin Teri...
Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak
yaz günü Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde. Yola
çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet
sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza
bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra
motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye
kadar gidebilmiştik.
Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı
sıkkındı. Günlerden pazardı ve her yer tatildi. Sanayi
sitesinde arabaya baktıracak birilerini aradık,
bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde
söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri
aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla.
Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak
istediğini söyledi.
Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp
tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun
motoru ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma
sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre
daha bakındı..
Sonra "buldum galiba" diye haykırdı.
"Herşey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise
araba su eksiltiyor demektir.
Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su
kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin ıslak olmalı"
dedi.. Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin
bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü. Arabanın
kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu
yüzünden araba hararet yapıyordu.
Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile
olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin
amca.
Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın
camındaki tıp armasını gösterdi;
- Doktor musun?
- Evet.
- Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var.
Gelip bakarsan ödeşiriz.
Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış
olurum. Hem de çayımızı içer soluklanırsınız.
Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek
katlı bahçeli şirin bir evdi.
Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim.
Çoğu yaşlılığa ve menopoza bağlı yakınmaları için
tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım. Kadıncağızın
yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin
istedi.
Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor
odaları karıştırıyordu. Bir şey kırıp dökmesin diye
yanına gittiğimde evin bir odasının duvarlarının
kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da
artmıştı.
Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin
amcanın gerçekte emekli ilkokul öğretmeni olduğunu
39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin köylerinde çalışıp
emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini
anlattı.
Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada
hanımıyla baş başa yaşadığından dem vurdu.
- Neden buraya yerleştin?
- Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim.
Sizler bilmezsiniz, unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy
enstitüsünün ilk mezunlarındanım. Hasan Ali Yücel
maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı.
Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin
nasıl mutluluk verdiğini.
BU DÜNYA ÇOCUKLARIN
“Dünyayı verelim çocuklara
hiç değilse bir günlüğüne,
Allı pullu bir balon gibi
verelim oynasınlar.
Oynasınlar türküler söyleyerek
yıldızların arasında.
Dünyayı çocuklara verelim,
Kocaman bir elma gibi verelim,
sıcacık bir ekmek somunu gibi.
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar,
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı.
Çocuklar dünyayı alacak elimizden.
Ölümsüz ağaçlar dikecekler.”
Nazım HİKMET
Ayrılamadım buralardan.
- Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
- Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu
olmanın ne demek olduğunu? O zamanın okulları
sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın çocuklarına
okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı,
inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir
etmeyi, örgü örmeyi hatta az buçuk hekimlik yapmayı
bile öğrettiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen olup
hayatı öğrettik çocuklara.
Herşeyi kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden
yaşatmadılar ya...
- Yani elinizden çok iş geliyor.
Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir
ve zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin
amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra zeytinciliğe
başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri
olduğundan söz etti.
- Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile
karnımızı doyurmuş, yağını çıkarmışsız. Kandillerde
yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız.
Giderek ona benzemişiz.
- Nasıl yani?
- İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa
doğru tutup;
- Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir
meyve insan.
Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun
yapıyoruz. Yani heba olup gidiyor. Bir kısmını sofralık
ayırıyor selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını
buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura
yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale
getiriyoruz. İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz?
Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı
sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
"Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey
değil miydi" diye soracak oldum. Hanımına baktı
gülüştüler.
- Hurma zeytini bilir misin?
- Bilmem. Hiç duymadım.
- Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama
her yıl kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar
ile zeytin ağaçlarına bir mantar bulaşır.
Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır.
Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe
hazırdır anlayacağın.
- Eeee.
- Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan
zeytinler gibi insanları oldukları yerde yetiştirmeye,
onların bilgilerini de diğer insanlara bulaştırmayı
amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda
olgunlaştırıyorlardı insanı. Hayata hazırlıyorlardı.
Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan
bardakları doldurmasını rica etti.
"işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek,
zeytinin terini hatırlatmak için buradayım, doktorcum,
unutulsun istemiyorum" dedi.
Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti.
Vedalaştık.
Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.
Dr. Mehmet Uhri
Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin
Kocakülah ve köy enstitülerine emek verenlerin
anısına ithaf olunmuştur.
Download

Bültenimizin 28. Sayısı Yayınlandı.