ÇÖLLEġME VE EROZYONLA MÜCADELE GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
KURAK VE YARI KURAK SAHALARDA ÇÖLLEġME
ĠZLEME PROJESĠ
2. TASLAK
ANKARA-2013
1
KURAK VE YARI KURAK SAHALARDA ÇÖLLEġME (KONYA KAPALI HAVZASI)
ĠZLEME PROJESĠ
1. PROJENĠN GENEL TANITIMI
Konya Kapalı Havzası yarı kurak bir iklime sahiptir. Bu alanlarda iklim baskın bir faktör olarak
görünmektedir. Özellikle yağıĢ azlığı, buharlaĢmanın fazla, gece ile gündüz arasındaki
yüksek sıcaklık farkları, ayrıca bağıl nemin de düĢük olması, bitki geliĢimini sınırlandıran
önemli faktörlerdir. Ayrıca sayılan iklim özellikleri aynı zamanda toprak özelliklerini de önemli
ölçüde etkilemektedir.
1.1 PROJE SAHASININ YERĠ
Konya Kapalı Havzasının yüzölçümü 5.010.347 ha olup, Türkiye‟nin yaklaĢık % 6.45‟sini
teĢkil eder. Yüksek bir plato olan havzanın önemli dağlık sahalarını; havzanın güneyindeki
Toroslar ve devamı olan Sultan Dağları, batısındaki Gavur Dağları, doğuda Melendiz Dağları,
orta kısımda Bozdağ ve Karacadağ gibi yüksek dağlar oluĢturmaktadır.
Havza doğal topografyası itibariyle sularını denize boĢaltma yeteneğine sahip değildir. Düz
bir ova (900-1050m arasında bir yükseklik) havzanın çoğunu kaplamaktadır ve “Ġç Anadolu
Platosu”nun ana bölümünü oluĢturur. Yetersiz drenajın bir sonucu olarak toprakları genellikle
alüvyonlu ve tuzludur. Ova, havzanın yukarı su tutma havzasını oluĢturan kireç taĢıyla ve
volkanik dağlık alanlarla (3534 metreye varan yüksekliklerle) kaplıdır. Aynı dağlar denize
drenajı da önler ve etkin olarak Türkiye'nin en büyük havzasını oluĢtururlar. Sularını ancak
içerisindeki göllere, bataklıklara ya da yarı bataklıklara boĢaltabildiğinden kapalı havza
niteliği arz eder.
2
1.2. PROJE ÖZETĠ
SIRA
ĠZLENECEK VERĠ TEMALARI
ANAHTAR GÖSTERGELER
1
Yüzey AkıĢı Toprak Kayıpları
Yüzeysel akıĢ miktarı
Sediment miktarı
Ġnfiltrasyon miktarı
2
Akarsularda Siltasyonun Ölçülmesi
Toplam akıĢ miktarı
Sediment miktarı
3
Bitki GeliĢmesinin Uzaktan Algılama
Yöntemleri Ġle Ġzlenmesi
Orman içi çayır ve meralarda,
Yaylak ve kıĢlaklarda,
Açık alanlarda bitki değiĢimleri
4
Merada Ot Tohumu Ekim Alanlarında
Bitki GeliĢiminin Yüzeysel Tel Kafeslerle
Ġzlenmesi
Ekimi Yapılan Tohumdan doğal
yenilenme sayısında değiĢim,
Bitkinin toprağı kaplama
oranında değiĢim
5
Doğal Bitki GeliĢiminin Kuadrat Metodu
Ġle Ġzlenmesi
Toplam yaĢ ot miktarında
değiĢim
Bitki birey sayısında değiĢim,
Bitkinin toprağı kaplama
oranında değiĢim
Ġstilacı ot miktarında değiĢim
6
Endemik, Relik ve Ġstilacı Türlerin
DeğiĢimi
7
Orman Verimi DeğiĢimi
Endemik tür sayısı
Relik tür sayısı
Ġstilacı tür sayısı
Tehdit altındaki tür sayısı
Verimli orman alanı değiĢimi
Ağaç serveti değiĢimi
Yıllık cari artım değiĢimi
8
Amenajman Planına Göre
Havzanın/Köyün Arazi Kullanım Türleri,
Arazi Örtüsü DeğiĢimi
Normal ormanlarda alansal
değiĢim
Bozuk ormanlarda alansal
değiĢim
OT sahasında alansal değiĢim
Tarım alanlarında değiĢim
Mera alanlarında değiĢim
YerleĢim göl, bataklık, kayalık
v.s. alanlarda değiĢim
9
Hayvan Irklarının Sayısal DeğiĢimi
Hayvan cinsi
Hayvan sayısı
Büyük baĢ hayvan birimi(BBHB
Otlatma kapasitesi (BBHB)
10
Korunan Sahaların Alansal DeğiĢimi
11
Ġklim DeğiĢimi
Alansal ve sayısal değiĢim
Doğal Koruma Faaliyetleri,
YağıĢ Sıklığı,
YağıĢ Miktarı
3
Dağılımı
YağıĢ ġiddetleri
Sıcaklık(Ortalama, maksimum,
minimum, üç ay yaz ortası
sıcaklık, Ġlkbahar sıcaklıkları,
yıllık en yüksek ve en düĢük
hava sıcaklıkları)
Kuraklık indisleri
Rüzgâr Hızı ve baĢat rüzgar
yönü
12
Toprak Bozulması
TuzlulaĢma (%),
AlkalileĢme (%)
AsitleĢme (%)
Organik maddeler (ArtıĢ/AzalıĢ)
Toksit elementler(ArtıĢ/AzalıĢ)
Toprak Fauna(ArtıĢ/AzalıĢ)
Tür ÇeĢitliliğinde(ArtıĢ/AzalıĢ)
13
Yeraltı Suyu DeğiĢimi
Su derinliğindeki değiĢimler:
Debi değiĢimleri:
Su kalitesindeki değiĢimler:
Renk,
Tat ve koku,
Askıda katı madde miktarı,
Sıcaklık,
pH,
Elektriksel iletkenlik,
Mikro-organizma,
Sertlik,
Ġnorganik maddeler,
Gazlar,
Radyoaktivite
14
Yerüstü Akarsu Su DeğiĢimi
Debi değiĢimleri:
Su kalitesindeki değiĢimler:
Renk,
Tat ve koku,
Askıda katı madde miktarı,
Sıcaklık,
Ph,
Elektriksel iletkenlik,
Mikro-organizma,
Sertlik,
Ġnorganik maddeler,
Gazlar,
Radyoaktivite
15
Sosyal ve Ekonomik Durum DeğiĢimi
Finansal durum değiĢiklikleri
Mal ve servet değiĢikliği
Üretim yapısında değiĢimler
Pazarlama değiĢiklikleri
Yıllık gelir değiĢimleri
ĠĢgücü ve Ġstihdam
4
2. HAVZANIN FĠZYOGRAFĠK ÖZELLĠKLERĠ
2.1.ARAZĠ KABĠLĠYET/YETENEK SINIFLAMASI
ÇeĢitli tarımsal ürün verme potansiyeline sahip arazi parçalarında en yüksek ve sürekli bir
yararlanmayı sağlamak amacı ile arazinin kendi bünyesindeki niteliklerine, potansiyeline ve
çevre koĢullarına dayanarak sınıflandırılmasına Arazi Kabiliyet/Yetenek Sınıflaması
denilmektedir.
Arazi Yetenek Sınıflaması, yalnızca birim araziden sürekli olarak en yüksek ürünü almak için
yapılmamaktadır. Bu sınıflama, arazi değerlerinin ve yeteneklerinin korunması içinde
yapılmaktadır. Bu amaçla üst toprağın tekstürü, alt toprağın ve ana materyalin permeabilitesi,
toprak derinliği, verimliliği, toprağın pH, karbonat durumu, arazinin eğimi ve erozyon durumu
incelenir.
Kullanma kabiliyetine göre, üzerinde erozyona sebep olunmadan en iyi, en kolay ve en
ekonomik bir Ģekilde tarım yapılabilen araziler, birinci sınıf arazilerdir. Sekizinci sınıf araziler
ise, tarıma elveriĢli olmayan, az da olsa mera olarak kullanılan veya orman olarak dahi
kullanılamayan, ancak doğal hayata ortam teĢkil eden sahalar olarak görülmektedir.
Dünyada çeĢitli Ģekilde yapılan arazi yetenek sınıflaması mevcuttur. Her ülke kendi Ģartlarına
göre bu sınıflamayı yapabilmektedir. Türkiye‟de arazi yetenek sınıflama 8 bölüme
ayrılmaktadır. Ġlk dört bölüm, tarıma uygun araziyi, son dört bölüm de tarıma uygun olmayan
araziyi ifade etmektedir.
ARAZĠ KABĠLĠYET SINIFI(Ha.)
ALANI(Ha.)
AÇIKLAMA
I
II
III
IV
V
VI
VII
VIII
876740
552310
576194
664346
20114
636795
1431418
252430
Havzanın en büyük alanı 7. sınıf arazi
olarak gözükmektedir.
5.010.347
TOPLAM
2.2. BAKI
Genel olarak toprak nemi arttıkça, infiltrasyon miktarı azalmakta ve buna karĢılık yüzeysel
akıĢ artmaktadır. Kuzey yamaçların güneĢlenme sürelerinin daha kısa olması, bu yamaçlar
üzerindeki toprakların infiltrasyon kapasitelerinin de düĢük olmasına neden olmaktadır.
Havza genelinde kuzeye bakan yamaçların oranı ne kadar fazla ise sızma ile su kaybı o
oranda azalacak ve yüzeysel akıĢa geçen su miktarı da artacaktır.
5
Bu nedenle kuzey bakıların, diğer bakılara nazaran diri ve ölü örtü kapasiteleri, toprak
geliĢimleri ve derinlikleri daha yüksek olup, yüksek bir erozyon önleme kapasitesine sahiptir.
BAKI
Batı
Doğu
Güney
Güney Batı
Güney Doğu
Kuzey
Kuzey Batı
Kuzey Doğu
Düz
TOPLAM
ALANI(Ha.)
AÇIKLAMA
636136
636843
573153
605787
577604
653201
643069
684554
5.010.347
2.3. YÜKSELTĠ
Yükseklik, bir noktanın deniz seviyesinden dikey mesafesini ifade etmektedir. Ülkemiz dağlık
ve kırıklı bir yapıya sahiptir. Bu nedenle yükseklik, doğal ekosistemlerde büyük öneme
sahiptir. Ormancılık sektörü yükseltiye bağlı olarak değiĢim gösteren bir yapıya sahiptir.
Yükseklikten dolayı değiĢen ekolojik faktörler, ormancılık faaliyetlerinde köklü değiĢikliklere
neden olmaktadır. Ormanların sürdürülebilir yönetimi, yeni ormanların oluĢturulmasında arazi
yüksekliği büyük önem taĢımaktadır.
YÜKSELTĠ GRUBU
(Metre)
0-250
251-500
501-1000
1001-1500
1501-2000
2000+
TOPLAM
ALANI(Ha.)
AÇIKLAMA
4.202.567
633.259
127.817
43.862
2.835
7
5.010.347
0-250 rakımdaki araziler havzanın çok
önemli bir bölümünü oluĢturmaktadır.
Havzanın 2000 rakımın üzerindeki
arazi miktarı en azdır.
2.4. EĞĠM
Havza eğimi, yağıĢ hızını etkilemekte ve dolayısıyla erozyon, sel ve taĢkın üzerinde etkin bir
parametre olarak görülmektedir. Arazinin eğim değeri arttıkça yüzeye gelen ve toplanan sular
akıĢa geçeceğinden sel karakteri gösterecektir. Bu açıdan havzada açık, düz ve düze yakın
alanlar taĢkın, su basması için en yüksek tehlikeye sahip alanlardır.
6
EĞĠM GRUBU
%
ALANI(Ha.)
AÇIKLAMA
0-20
21-40
41-60
60+
4.668.102
331.128
6.613
4.504
Konya kapalı havzası eğim yönünden
son derece düĢüktür. 0-20 meyildeki
araziler nerdeyse havzanın tamamını
kaplamaktadır.
TOPLAM
5.010.347
2.5. BÜYÜK TOPRAK GRUPLARI
Türkiye‟nin ilk toprak haritaları, Mülga Toprak Su Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmıĢ ve
daha sonra da sayısallaĢtırılarak Coğrafi Bilgi Sistemi vasıtasıyla daha kolay ulaĢılabilir hale
getirilmiĢtir. Bu haritaların en önemli eksikliği toprak sınırlarının yoklama yöntemi ile kabaca
belirlenmiĢ olması ve toprak serilerinin yani toprakların morfolojik, fiziksel ve kimyasal
özelliklerine iliĢkin verilerden yoksun olmasıdır. Ayrıca toprak veri tabanı (toprak derinliği,
arazi kullanım kabiliyeti, erozyon durumu, toprak derinliği) ile ilgili çalıĢmalarda da henüz bir
güncelleme yapılamamıĢtır.
Bu nedenle Mülga Toprak Su Genel Müdürlüğü‟nün toprak profil haritaları, büyük hatalar
vermesi nedeniyle genellikle Orman Genel Müdürlüğünün yapacağı ağaçlandırma
çalıĢmalarında kullanılmamaktadır. Ancak havzaların genel bir toprak yapısının bilinmesi
açısından bir fikir vermektedir.
Bilindiği gibi toprağın derinliği, kök geliĢimi, besin kapasitesi ve su depolama açısından
önemlidir. Toprak derinliği iki Ģekilde ifade edilir. Mutlak toprak derinliği (solum), toprağın ana
materyaline kadar olan derinliğini ifade etmektedir. Fizyolojik toprak derinliği ise köklerin
indiği veya inebildiği derinliğini ifade etmektedir. Bitki türü seçiminde, toprak iĢleme, su
depolama, su iletimi ve kök geliĢim bölgesi gibi ekolojik özelliklerin belirlenmesinde toprak
derinliği büyük önem taĢımaktadır.
TOPRAK DERĠNLĠĞĠ GRUBU
(cm)
0-20
21-50
51-90
90+
TOPLAM
ALANI(Ha.)
AÇIKLAMA
4.111.815
776.400
303.350
589.638
5.010.347
0-20 cm toprak derinliğine sahip
araziler, havzanın önemli bir bölümünü
oluĢturmaktadır.
7
2.6. EROZYON DURUMU
Yüzey erozyonu, üst topraktan ince bir toprak katmanının sığ yüzey akıĢlar ile düzenli olarak
yok olması durumudur. Bu erozyon zararları pek fazla fark edilemez ve daha açık renkli alt
toprağın açığa çıkmasına değin kolaylıkla gözden kaçar.
Düz arazilerde genellikle bir toprak taĢınması olmadığından, erozyon süreci, sadece torağın
daha küçük parçalanması ile sınırlıdır. Eğimli arazilerde, yerçekimi ile toprak taneciklerinin
taĢınması söz konusudur. Bu açıdan eğimli arazilerde toprak koruması yoksa erozyon da
artar.
EROZYON DURUMU(Ha)
Yok veya Hafif ġiddette Erozyon
Orta ġiddette Erozyon
ġiddetli Erozyon
Çok ġiddette Erozyon
TOPLAM
ALANI(Ha.)
4.430.374
407.258
118.547
54.168
AÇIKLAMA
Rakamlardan
anlaĢıldığı
havzada, toprak erozyonu
derece azdır.
gibi
son
5.010.347
2.7. ĠKLĠM DURUMU
Konya Kapalı Havzasında çölleĢmenin sebepleri Ģöyle özetlenebilir.








Çok geniĢ sahaları kapsayan kurak ve yarı kurak iklim Ģartları,
Erozyona meyilli jeolojik yapı,
Dik ve meyilli arazi yapısı,
Meralarda ortak kullanım,
Kırsal kesimin enerji darboğazı sonuç: Bitki örtüsü tahribatı,
YanlıĢ arazi kullanımı,
Eğitim noksanlığı,
Kırsal fakirlik.
Konya Kapalı Havzası‟nın büyük bir bölümünde yarı kurak iklim egemendir. DüĢen yağıĢların
%70‟i bitki yetiĢme dönemi dıĢında gerçekleĢmektedir. Bu nedenle havza Türkiye‟nin ikinci
derece kurak alanlarından biridir. Yıllık yağıĢ miktarı ortalama 300–350 mm‟ dir. Uzun yıllar
yağıĢ normallerine kıyasla 10-25 mm arasında bir azalma söz konusudur Bu durum bölgenin
iklim karakterinin yarı kurak iklim tipinden kurak iklim tipine doğru kaydığı göstermektedir.
Havzanın yıllık yağıĢ dağılımı mevsimlere göre farklılık göstermektedir. Özellikle havzanın
genelinde bahar mevsiminin sonlarına doğru yağıĢlar azalmakta, yazın ise yok denecek
kadar düĢük seviyelere inmektedir. Yani, havza düzenli ve yeterli yağıĢ alamamaktadır.
Genellikle Konya Kapalı Havzasında, 1000 metrenin altındaki yerler, gerçek anlamda bozkır
alanlardır. Ancak bu sahalarda, yağıĢ noksanlığı ile doğal olarak meydana gelen bozkır
sahalar ile insanların tabiatı tahrip ederek su, bitki ve toprak dengesini bozmaları neticesinde
ortaya çıkan antropojen bozkır sahalar arasındaki doğal sınırı tam olarak ayırmak mümkün
değildir.
8
Havzanın en büyük Ģehri olan Konya‟da kıĢlar sert, soğuk ve kar yağıĢlı, yazlar sıcak ve
kurak geçer. Konya ilinde karasal iklim Ģartları etkilidir. Karasal iklim Ģartlarının oluĢmasında
matematik konumu, yeryüzü Ģekilleri, yükselti ve hava kütleleri ile cephelerin ortaklaĢa
etkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Konya 318.1 mm. ile Türkiye'nin en az yağıĢ alan
illerden biridir.
Havzanın Ġllere göre yıllık ortalama yağıĢ, yıllık en yüksek ve en düĢük sıcaklık durumları
çizelgede gösterilmiĢtir.
Ġl adı
Konya
Karaman
Niğde
Aksaray
Yıllık
en yüksek sıcaklık(°C)
Yıllık ortalama yağıĢ(mm)
318
331
347
366
25.3
25.2
24.3
24.6
Yıllık
en düĢük sıcaklık(°C)
9.3
4.3
5.7
4.8
Türkiye ve Konya ilinde 1970 – 2011 Yıllık Toplam YağıĢ Verileri aĢağıdaki tabloda
gösterilmiĢtir.
Ocak ġubat Mart
Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık Toplam
Türkiye 77,6 71,2 64,4 60,0 48,3 32,6
18,9
18,2
27,6 59,7 75,3 88,8 642,8
Konya
7.8
5.6
10.6 33.4 34.7 41.8 318,1
32.8 24.7 25.5 37.5 40.5 23.2
9
3. BUGÜNKÜ ARAZĠ KULLANIM DURUMU
3.1. MEVCUT VERĠ ALT YAPISI VE VERĠ KAYNAĞI
VERĠ ADI
VERĠ KAYNAĞI
1/25.000‟lik Topoğrafik haritalar
Karayolları, Demir Yolları
Büyük Toprak Grupları Verisi
Ġl sınırları, ilçe ve köy sınırları
Havza sınırları, uydu Görüntüsü Spot,
Landsat
Hava Fotoğrafları ve Orto-foto
Mera alanları
Mera Bilgi Sistemi(Merbis)
Havza Sınırları
Jeoloji haritaları
Orman meĢcere haritaları
Orman Kadastro Haritası
Tapu Kadastro Haritası
Korunan Alanlar
Ağaçlandırma projesi yapılan alanlar
Meteorolojik istatistikler
Kuraklık Haritaları
Sediment Gözlem Ġstasyonları verisi
Su Kalitesi Ölçüm Verileri
YerleĢim yerleri nüfus bilgileri
Hazine arazileri sınırları
Parsel bazında tarım haritaları
Hayvansal Üretim Ġstatistikleri
Maden sahaları
ÇEM - OGM ve TaĢra TeĢkilatı)
Denizcilik ve UlaĢtırma Bakanlığı
GTHB
ĠçiĢleri Bakanlığı
BĠD
OGM, HGK
GTHB ve TaĢra TeĢkilatı
GTHB
ÇEM
MTA
ÇEM - OGM ve TaĢra TeĢkilatı
OGM ve TaĢra TeĢkilatı
OGM - TKGM ve TaĢra TeĢkilatları
ÇEM- DKMPGM- KTB ve TaĢra TeĢkilatları
OGM ve TaĢra TeĢkilatı
ÇEM – MGM
MGM
DSĠ
DSĠ
TÜĠK
MĠLE- TKGM ve TaĢra TeĢkilatı
TRGM
GTHB
OGM ve TaĢra TeĢkilatı
3.2. TANIMLAR
Bir ekosistem bitkiler ve hayvanlar gibi canlı varlıklar, toprak, su, hava, mineraller gibi cansız
varlıklardan oluĢur. Ülkemiz, farklı biyo-coğrafik bölgelere girmesi nedeniyle farklı
ekosistemler ile farklı seviyelerde değiĢik biyolojik çeĢitliliğe sahiptir. Ekosistemler
barındırdıkları biyolojik çeĢitliliğin yanı sıra sağladıkları hizmetler nedeniyle de korunması
gereken habitatlardır.
Step Ekosistemleri: Türkiye‟deki step formasyonu yayıldığı alanın topoğrafik yapısına göre
genel olarak “Ova Stebi” ve “Dağ Stebi” olarak ikiye ayrılır.
Orman Ekosistemleri: Türkiye‟nin sahip olduğu zengin orman ekosistemleri, çok sayıda
endemik bitki türüne, önemli kuĢ türlerine ve birçok yaban hayatı türlerine habitat
sağlamaktadır.
Dağ Ekosistemleri: Türkiye‟de kıvrılma, kırılma ve volkanizma ile oluĢmuĢ dağ sistemleri
bulunmaktadır. Dağ ekosistemlerinin tipleri biyo-coğrafik bölgelere, oluĢum Ģekline ve
yüksekliğe göre değiĢmektedir. Biyolojik çeĢitliliğe özgü değerler katan dağların en önemlileri
ise Ağrı, Tendürek, Nemrut, Süphan, Karacadağ, Erciyes, Hasan ve Kula dağlarıdır. Volkanik
dağlar mineralce zengin toprağı ile tarımsal biyolojik çeĢitlilik için de ayrı bir önem taĢır.
Ġç Su Ekosistemleri: Türkiye‟de uzunluğu 500 km‟den daha fazla olan dokuz nehir vardır:
Türkiye‟nin coğrafi yapısının çok kompleks olması ve nehirlerin dağlık bölgelerle birbirinden
10
ayrılmıĢ olması, türlerin yayılmasını büyük ölçüde engellemektedir. Bu durum yüksek
endemizm ve genetik çeĢitliliğe neden olmuĢtur
Kıyı ve Deniz Ekosistemleri: Kıyı ekosistemleri, deniz ve kara ekosistemlerinin kesiĢtikleri
önemli ani geçiĢ bölgeleri (ekonton) olmaları nedeniyle oldukça özel ekosistemlerdir.
Ülkemizin kıyı bölgelerinde dağların denize iniĢ biçiminin ve kıyı topografyasının birbirinden
farklı olması, bölgelere göre farklılaĢan, kumul, mağara, delta, lagün, dalyan, kalkerli teraslar
gibi çeĢitli kıyı ekosistemlerini ortaya çıkarmıĢtır.
Aridite: Yeryüzünün herhangi bir yerinde egemen olan fiziki coğrafya denetçilerinin ve uzun
süreli atmosfer dolaĢımı düzeneklerinin oluĢturduğu sürekli yağıĢ ve nem açığı koĢulları ya
da klimatolojik kuraklık olarak ifade edilir.
Bu koĢulların yıl boyunca ya da yılın çok büyük bir bölümünde egemen olduğu alanlara, arid
ya da kurak bölge adı verilir. Bu tanımda, iklimsel dalgalanma ve değiĢikliklerin varlığı göz
ardı edilir.
Kuraklık: UNCCD‟ye (1995) göre kuraklık, Kutup ve kutup altı coğrafi kuĢakları dıĢında
dünyanın hemen her bölgesinde oluĢabilen arazi yitimi, kurak, yarı kurak ve kurak-yarı
nemli arazilerde oluĢtuğunda, çölleĢme olarak kabul edilir. ÇölleĢme, doğal iklim değiĢmeleri
ya da insanın doğayı tahribatı sonucunda kurak bölgelerin, çöl koĢullarını taĢıyan
ekosistemlere dönüĢmesi olayıdır.
Ġnsanlar, kurak ve yarı kurak bölgelerde, yanlıĢ arazi kullanımı ile bitki örtüsünü tahrip
ederek, biyolojik yaĢamı yok etmekte ve böylece erozyonu artırarak çölleĢmeye sebebiyet
vermektedir.
Kurak, yarı kurak ve az yağıĢlı alanlar, yeryüzünde büyük sahaları kapsamakta ve bu
bölgelerde de dünya nüfusunun önemli bir bölümü yaĢamaktadır.
Türkiye‟de yaz kuraklıkları, egemen fiziki coğrafya denetçileri nedeniyle alansal ve zamansal
olarak değiĢkenlik göstermekle birlikte, Subtropikal Akdeniz Ġkliminin doğal bir özelliği olarak,
Türkiye‟nin Karadeniz yağıĢ bölgesi ve Kuzeydoğu Anadolu bölümleri dıĢında kalan
yerlerinde her yıl oluĢabilmektedir.
Kuraklık, tüm bölgelerde ve mevsimlerde çeĢitli Ģekillerde (örn. meteorolojik, tarımsal ve
hidrolojik) oluĢabilmektedir. Kuraklıklar 1970‟lerden beri giderek daha sık ve Ģiddetli
oluĢmaktadır.(1)
ÇölleĢme: Ekonomik ve biyolojik olarak üretken bir arazinin daha az üretken olması
sonucunda ortaya çıkan ekolojik bozulma süreci olarak ifade edilmektedir.
Bir baĢka ifade ile çölleĢme; fiziksel, biyolojik, politik, sosyal, kültürel ve ekonomik faktörler
arasındaki karmaĢık etkileĢimlerin kurak, yarı kurak ve yarı nemli sahalarda oluĢturduğu
arazi bozulmasıdır.
BirleĢmiĢ Milletler ÇölleĢme Ġle Mücadele SözleĢmesine göre çölleĢme, kurak, yarı kurak ve
az yağıĢlı alanlarda, iklim değiĢiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere çeĢitli
faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasını ifade etmektedir.
FAO/UNEP(1984) çölleĢmeyi Ģöyle ifade etmektedir. ÇölleĢme; arazilerin, biyolojik
potansiyelinin bozulmasına neden olan edafik ve klimatik kuraklıkla, yaĢam düzeyinin
bozulmasına ve çöl benzeri koĢulların yaygınlaĢmasına duyarlı olan arazilerdeki toprak,
vejetasyon, hava ve su arasındaki dengenin, doğal veya antropojenik süreçlerle
bozulmasının her çeĢidini içeren bir olaydır.
11
ÇölleĢme, kurak ve yarı kurak sahalarda, yaĢamak için gerekli birçok kaynakları yok eder.
BaĢlangıçta çölleĢme, yer altı ve yer üstü suların azalması, toprağın tuzlanması, doğal bitki
örtüsünün ortadan kalkması ve sonuçta, erozyonun hızlanması ile kendini gösterir. Genel bir
ifade ile kurak ve yarı kurak bölgelerde aĢırı otlatma, yanlıĢ arazi kullanımı ve ormanların
tahribi çölleĢmeyi hızlandırır.
ÇölleĢme özelliği gösteren alanlarda, bu belirtilerin tümü birden görülebilirse de, bir teki bile
çölleĢme sürecinin baĢladığına iĢaret eden yeterli bir kanıttır. ÇölleĢme, genellikle kuraklıktan
ya da insanların doğal kaynakları aĢırı derecede kullanımından etkilenen alanlarda baĢlar ve
kurak yarı kurak bölgelere doğru yayılır
ÇölleĢmenin temelinde kırsal fakirlik olduğu unutulmamalıdır. Dünyanın, çölleĢmeye duyarlı
birçok bölgesinde yoksul halkın, orman ve mera gibi doğal kaynakları, aĢırı ve yanlıĢ
kullanmaları sonucu, ortamın bozulduğu ve sonuçta bölgenin çölleĢtiği bilinmektedir.
Afrika‟da, Büyük Sahra bu yerlerden biridir. ÇölleĢme, açlık ve sefaletle baĢlar ve sonra,
daha çok açlık ve sefalet getirir. ÇölleĢme, bir yerde fakirliğin, ekolojik sistemle çatıĢması
sonucu ortaya çıkan ve geriye dönüĢü çok zor olan bir ekosistem bozulmasıdır.
Tuzluluk: Toprakta eriyebilir tuz konsantrasyonunun bitki geliĢmesine zarar verecek
derecede bulunması haline tuzluluk, değiĢebilir sodyumun % 15 ten fazla olmasına alkalilik
denir.
Tuzluluk sorununa sahip topraklara Tuzlu Topraklar, alkalilik sorunlulara Alkali Topraklar
denir. Çoğu kez bu iki sorun toprakta bir arada bulunur. Böyle topraklara da Tuzlu- Alkali
Topraklar denir.
Tuzlu ve alkali toprakların içerdiği baĢlıca katyonlar Ca, Mg, Na ve K, baĢlıca anyonlar ise
SO4, CL, CO3 ve HCO3 tır. Tuzluluğun bitki geliĢimini kısıtlayıcı etkisi, tuzun türüne ve
topraktaki yoğunluğuna, organik madde miktarına ve toprağın bünyesine göre değiĢir.
Topraktaki tuzluluğun derecelendirilmesi toplam tuz yüzdesi (% Tuz) veya elektriksel
iletkenliğe, alkaliliğinki ise değiĢebilir sodyum yüzdesi, bazen de pH ya göre yapılır.
Tuzlu topraklarda toplam tuz % 0.15 ten fazla veya elektriksel iletkenlik 4 milimho/cm. (4
dS/M)‟den yüksektir. pH 8.5 ten, değiĢebilir sodyum % 15‟ten düĢüktür.
Çoğunlukla yağıĢ 250-400 mm arasında olan bölgelerde rastlanan bu topraklarda pH 7‟nin
üzerindedir. Bunun nedeni genellikle fazla Ca. Ġçermeleridir. Fakat pH sı 7 den düĢük tuzlu
topraklar (Asit Tuzlu Topraklar) da vardır.
Topraktaki tuzluluk, Ģiddetine göre aĢağıdaki tabloda görüldüğü gibi, dört dereceye ayrılır.
Derece
mmho/cm (dS/m)
Tuzsuz
Hafif Tuzlu
0,00-0,15
0,15-0,35
Elektriksel
iletkenlik
(mmho/cm)
0-4
4-8
Orta Tuzlu
0,35-0,65
8-16
ġiddetli Tuzlu
0,65 +
16 +
Tuz
%
Bitkilerin zarar görme derecesi
Yalnız tuza hassas bitkiler zarar görür.
Bütün bitkiler zarar görür.
Yalnızca tuza bitkiler dayanıklı
(pancar,
buğday, pamuk, vs) %50‟nin üzerinde ürün
verir.
Tuza çok dayanıklı bitkiler %50 kadar ürün
verebilir.
Topraktaki tuzluluğu çeĢitli Ģekillerde gidermek ya da azaltmak mümkündür. Bunlardan en
yaygın ve etkin olanı arazide iyi bir drenaj Ģebekesi kurmak suretiyle toprağı yıkamaktır.
12
Yalnız bu iĢlemde dikkat edilecek husus, yıkamada kullanılacak suyun milli ve tuzlu
olmaması, özellikle sodyum tuzları içermemesidir.(2)
pH Durumu: Toprak reaksiyonu, daha zor tayin edilebilir. Fakat toprak özellikleri hakkında
kolayca bilgi verebilmesinden dolayı özel bir öneme sahiptir.
Arazi çalıĢmalarında pH 6,6 - 7,5 arası nötr kabul edilir. Verimlilik çalıĢmalarında kullanılan
yine saturasyon çamurunda cam elektrot kullanılarak bulunan pH değerine göre yapılan daha
dar bir gruplandırma ise Ģu Ģekildedir:
pH
Reaksiyon
<4,5
4,6 - 5,5
5,6 - 6,5
6,6 - 7,5
7,6 - 8,5
8,5+
Kuvvetli asit
Orta derecede asit
Hafif asit
Nötr
Hafif alkali
Kuvvetli alkali
Toprak reaksiyonu, toprağın asitlik ve bazlık derecesinin ifadesi olup pH ile ölçülür. pH,
hidrojen iyonları konsantrasyonu (yoğunluğu) nun negatif logaritmasıdır.
pH genellikle laboratuarda ölçülür. Fakat arazide de ölçülebilir. Laboratuardaki ölçümler
çoğunlukla hem suyla doygun haldeki toprakta (çamurda) hem de belirli oranlarda
sulandırılmıĢ toprakta (1: 10 veya 1: 20 lik toprak eriğinde) ölçülür. pH nın 7 olması ortamın
Nötr olması demektir. Bu durumda toprak eriyiğindeki serbest H ve OH iyonlarının sayısı
eĢittir. 7 nin altındaki pH derecelerinde ortam asidiktir ve serbest H iyonları vardır. 7 nin
üzerindeki pH derecelerinde ise ortam baziktir ve serbest OH iyonları vardır.
Toprak pH‟sının, bitki besin maddelerinin kullanılabilirliğini ve bitkilerin geliĢmesi üzerinde iki
türlü etkisi vardır.
 Hidrojen iyonunun direkt etkisi,
 Bitki besin maddelerinin kullanılabilirliği ve toksik iyonların mevcudiyeti üzerindeki
indirekt etkisi,
AĢağıdaki birkaç örnek pH‟nin indirekt etkisinin ne derecede önemli olduğunu daha açık
olarak ortaya koyar.
 pH‟nin 5.0‟ten 7.5‟e veya 8.0‟e yükselmesi halinde bazı elementlerin kullanılabilirliği
(yarayıĢlılığı) azalır. Demir, manganez ve çinko buna ait iyi birer örnektir.
 pH nın yükselmesi Molibdenin yarayıĢlılığını arttırır.
 Bitkiler fosfordan en çok pH 6.5 civarında iken yararlanabilir.
 pH nın 5.0 – 5.5 in altına düĢmesi halinde alüminyum, demir ve manganezin erirliği
artar ve fazlaca eriyen bu elementler bazı bitkiler üzerinde zehir etkisi yapar.
 Çok yüksek pH derecelerinde, toprak eriyiğindeki bikarbonat iyonu önemli ölçüde
artarak diğer iyonların bitkilerce normal düzeyde alınmasını, dolayısıyla bitkinin
normal geliĢmesini engeller.
Bor Durumu: Bor her ne kadar bitkilere gerekli bir minör element ise de, aĢırı miktarlarda
bulunduğunda fitotoksiktir. Çoğu bor toksikliği problemleri jeotermal sahalar veya jeolojik
fayların yakınında yer alan kuyu suları ve aynaklardaki yüksek konsantrasyonlardan ortaya
çıkar. Az sayıda yüzey suyu toksikliğe neden olacak kadar bor içerir. Bora duyarlılık sadece
odunsu çok yıllıklarla sınırlı değildir, fakat çok çeĢitli ürünleri etkiler. Birçok duyarlı ürün,
yaprak ayalarındaki bor konsantrasyonu 250 mg/kg‟ı aĢtığında toksiklik semptomları gösterir,
fakat bütün duyarlı ürünler boru yapraklarında biriktirmez. ġeftali, erik ve badem gibi
13
taĢçekirdekliler boru yaprak dokularında yaprak analizinde toksiklik bariz Ģekilde görülecek
derecede biriktirmeyebilir.
Toprak
Borluluğu
Derecesi
Bitki Durumu Açıklaması
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------0-0, 7
Az Borlu
Bütün bitkiler iyi geliĢir
0, 8-1, 50
Orta Borlu
Bazı bitkiler için emniyetli olabilr.
1, 51-3, 75 ve yukarı Çok Borlu
Genellikle bütün bitkiler için tehlikeli
Toprak Horizonları: Horizonlar, toprağın geliĢimi sırasında bazı maddelerin değiĢmesi ile ya
da bir yerden baĢka bir yere taĢınmasıyla bizzat toprağın içinde meydana gelebilir.
Horizonların incelenmesi ile toprağın yukarıdan aĢağıya doğru renk, strüktür, tekstür ve diğer
oluĢumlar görülebilir. Toprak horizonları (4125 No‟lu Tamim) sembollerle ifade edilir, O, A, B,
C, G, T horizonları Ģeklinde sıralanabilir ve horizon sıralaması toprağın yapısına göre
değiĢebilir.
0 Horizonu, mineral toprak üzerinde oluĢmuĢ ve oluĢmakta olan organik madde horizonudur.
A Horizonu, mineral toprağın üst horizonudur. B horizonu, mineral toprağın alt horizonudur.
C Horizonu, toprak oluĢumunun çok az etkisinde kalmıĢ, A ve B horizonunu materyalin
benzeri veya farklı, gevĢek depozitler veya ufalanıp ayrıĢmıĢ kaya materyalinden veya sert
anakayadan ibarettir.
G Horizonu, taban suyunun etkisinde Ģekil kazanmıĢ mineral horizonudur. T Horizonu, Taban
suyunun etkisi dâhilindeki organik madde (turba) horizonudur.
14
4.PROJE AMACI VE KAPSAMI
Projenin amacı iyi ve kullanılabilir bir Ġzleme ve Değerlendirme sisteminin kurulmasıdır. Bu
sistem vasıtasıyla projelerin uygulama süresinde ve sonucunda havza topraklarında
erozyonu durumu, bitki örtüsündeki artıĢlar ve yerel halkın sosyo ekonomik durumundaki
geliĢmeler hakkında izleme ve değerlendirme yapılmasıdır.
Havzadaki doğal kaynakların bozulma ve iyileĢme derecelerinin bilinmesi, havzadaki
baĢlangıç bilgilerinin tespiti ile ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle alanda uygulanacak projelerle
veya alanın doğal geliĢimle ortaya çıkan ve gerçek değerlere dayanan değiĢimlerinin, temel
araĢtırmaları da içeren CBS tabanlı bir izleme ve değerlendirme (Ġ&D) sisteminin
oluĢturulmasıdır.
Bu amaçla her türlü uygulama projelerinde Ġ&D sistemi, projelerin sağlıklı yürütülmesinde ve
amacın gerçekleĢmesinde önem arz etmektedir. Projelerin fiziksel yatırımları takip etmek
nispeten kolaydır. Fakat havzaya yapılan yatırımlardan veya doğal değiĢimlerden
kaynaklanan faydaların belirlenmesi ve takip edilmesi daha zordur. Sadece yatırımların
fiziksel ve finansal takibi, projenin değiĢime olan etkisini ve dıĢsallıkları ortaya
çıkarmamaktadır. DıĢsallık gibi çeĢitli faydalar ve zararlar, uzun bir zaman sonra fark
edilecektir. Böylece, Ġ&D sistemi kısa ve uzun vadeli planlanmalı, fiziksel, ekonomik ve
sosyal parametreler itibariyle etki ve değerlendirme imkânına sahip olmalıdır.
Ayrıca iyi bir Ġ&D sistemi, mümkün olduğu kadar projelerin tüm faaliyetlerini kapsamalı ve
sistem, projenin temel amacın gerçekleĢmesine kilitlenmelidir. Ayrıca Ġ&D sistemi, seçici,
sade ve düĢük maliyetli olmasına önem verilmeli, her aĢamadaki yöneticilere uygulama
konusunda bilgi vermelidir.
Ġyi bir Ġ&D Sistemi, baĢlangıç (mevcut durum) verilerinin doğru elde edilmesine, izleme
göstergelerinin, değiĢimi çok iyi temsil etmesine, izlemenin aynı zaman aralıkları ile aynı
alanlarda ve aynı yöntemlerle yapılmasına, verilerin düzenli olarak CBS ortamında kayıt
altına alınmasına, gerektiğinde veri doğruluğunun kontrol edilmesine ve güncellenmesine
bağlıdır.
15
5. HAVZA SORUNLARI
5.1.
HAVZANIN VEJETASYON YAPISI
Ġç Anadolu'da ve Konya Kapalı Havzası‟nda 1100-1200 metrenin altındaki sahalar step
alanlarıdır. Özellikle Tuz Gölü çevresinde, Konya-Ereğli arasında ve Konya, Ankara,
Haymana bölgesinde çorakçıl (halofit ) vejetasyon hâkimdir.
1200 metrenin yukarısında ise ormanların tahribi ile oluĢmuĢ antropojen step sahalarında
karakteristik step bitkiler vardır. Bu bitkiler genellikle geven, kekik, yavĢan otu, sütleğen v.s.
gibileri otsu, yabani badem, karaçalı v.s. gibi olanları da ağaççık ve çalı türleridir.
Konya Kapalı Havzası‟nın 1000 metreden daha yüksek olan yerlerindeki step sahaları
bölgenin eskiden mevcut park görünümlü kuru ormanların tahribi ile oluĢmuĢtur. Asırlar
süren tahrip sonucunda, Ġç Anadolu‟daki karaçam ve meĢe ormanları, nispeten nemli ve
kuzey yamaçlara çekilmiĢtir. Tahrip edilen orman alanları ise stepe dönüĢmüĢtür. Tahrip
görmemiĢ karaçam ormanları genellikle, Sivrihisar dağlarında, Kütahya-Afyon hattının
doğusunda yer almaktadır. Bu ormanlara tüylü meĢe ( Quecus pubescens ) ve Ladenler
(Cistus laurifolius ) katılır. Aslında tüylü meĢe Ġç Anadolu‟nun klimax türüdür. Karaçam
ormanlarının tahribinden sonra geliĢmiĢtir. Ġç Anadolu‟nun güney batısında, Torosların
kuzeye bakan yamaçlarında, genellikle meĢe ve ardıç, üst kısımlarda karaçam ve köknar
görülür. Ġç Anadolu‟nun en önemli ormanlarından biri de sarıçam ormanlarıdır. Bu ormanlar
genellikle Akdağmadeni ile güneyde Kızılırmak vadisi arasında ve PınarbaĢı mıntıkasında
bulunmakta olup relik karakterdedir. Ġç Anadolu ormanlarının tamamı kurakçıl ve kuru orman
sınıfına girmektedir.
Arkeolojik buluntulara göre, eski çağlarda, Orta Anadolu‟nun yer yer ormanla kaplı olduğu
anlaĢılmaktadır. Hâlbuki jeomorfolojik araĢtırmalar, Orta Anadolu‟nun 8000 yıldan bu yana
kurak iklim Ģartlarının egemen olduğunu göstermektedir. Ancak, gerçek Ģudur ki, Orta
Anadolu‟da park görünümlü kuru orman ve step vejetasyonu tarihin ilk çağlarından bu yana
yerleĢmeye baĢlamıĢtır. Ancak, tarihin nemli devresinde yetiĢmiĢ olan bu ormanların büyük
bir bölümü kurak Ģartlara dayanıklı karaçam, sarıçam ve meĢelerdir. Bunlar sahada uzun
zaman tutunabilmiĢler ve daha sonra Anadolu‟ya yerleĢen Roma, Bizans ve Selçuklular
tarafından tahrip edilmiĢlerdir. Böylece relik karakterde olan ormanların tahribi, ormanın
yeniden gelmesini, geliĢmesini güçleĢtirmiĢtir. Ayrıca, Orta Anadolu da yaygın olan
topraklar, kahverengi step toprakları ve tuzlu alkali topraklardır.
Binlerce yıldan bu yana hüküm süren iklim Ģartlarını da topraklar yansıttığına göre Orta
Anadolu ikliminin ormanların yetiĢmesine uygun olmadığı ortaya çıkmaktadır. BaĢka bir
deyiĢle, pedojenezde kalsifikasyon süreci hâkim olup, toprağı yıkayacak yeterli yağıĢın
olmadığı görülmektedir. Az yağıĢ, orman gibi su ihtiyacı fazla olan ağaçların yetiĢmesini en
azından güçleĢtirmektedir. Bu sebeple, orta Anadolu‟nun günümüzdeki doğal vejetasyonu iç
kısımlarda step, yüksek kesimler ise kuru orman veya ağaçlı step karakterindedir.
Orta Anadolu‟da 1100-1200 metrenin altında kalan alanlar gerçek anlamda step alanıdır. Bu
bölgede, toprak oluĢumunda kalsifikasyon sürecinin hâkim olduğu kahverengi ve kestane
rengi toprakların bulunması, yağıĢın orman yetiĢmesini engelleyecek derecede az olması (
400 mm den az ) ve karakteristik step vejetasyonunun ( Artemisia fragrans ( YavĢan otu ),
Thymus sguarrosus (kekik) Astragalus vulneraria ( geven ), Acantholimon venustum (kar
dikeni) hakim olması bu durumu doğrulamaktadır.
Orta Anadolu‟nun genel olarak 1000 metrenin üzerinde bulunan step vejetasyonu, bölgede
vaktiyle mevcut park görünümlü kuru ormanların tahribi ile olmuĢtur.
16
Louıs ve Uslu'nun tespitlerine göre Orta Anadolu‟nun kuzey batısında 900 metre olan
ormanın alt sınırı güneye doğru 1300-1400 metreye kadar çıkmaktadır. Bu sınırdan daha
yüksek alanlar ise park görünümlü orman sınırı içerisine girmektedir. Günümüzde bazı
meĢe ve karaçam ormanları dıĢında orta Anadolu‟nun önemli bir kısmı steplerle kaplıdır.
Asırlar boyu süren tahrip neticesinde orta Anadolu‟daki karaçam, meĢe ve ardıç ormanları
nispeten nemli ve kuzeye bakan lokal alanlara çekilmiĢlerdir. Tahrip edilen orman alanları
step vejetasyonu tarafından iĢgal edilmiĢtir.
Orta Anadolu‟da tahrip edilen ormanlarla mevcut olanlarının bir bölümü günümüzden daha
nemli Ģartlar altında geliĢmiĢ ormanlara aittir. Ġklimin kuraklaĢmaya doğru meyletmesi, tahrip
edilen orman alanlarında ağacın yetiĢmesini güçleĢtirmiĢ ve hatta erozyon dolayısıyla da
imkânsız hale gelmiĢtir.
Bu sebeplerden dolayı yurdumuzda vejetasyonun önemli bir bölümü stabil değildir. BaĢka
bir ifade ile vejetasyon doğal süksesyon aĢamasında, yani klimax‟ınde değildir. Klimaks
vejetasyon önemli ölçüde kaybolmuĢtur. Bu bakımdan erozyonun devam ettiği yerlerdeki
vejetasyon, regreatif süksesyonun son aĢamasındadır. Özellikle kurak ve yarı kurak
bölgelerimizde klimaks türleri saptamak ve regreatif süksesyonun ulaĢtığı aĢamayı tespit
etmek de çok zordur(3).
Ülkemizde Konya Kapalı Havzası dıĢındaki nemli sahil bölgeleri ( Karadeniz, Akdeniz ve
Ege) ile kurak Ġç Anadolu Bölgesi arasında kalan ve geçiĢ zonu olarak adlandırılan yarı kurak
bölgelerdeki ormanlar bilinçsiz ve usulsüz faydalanma, ağır otlatma vb. nedenlerle tahrip
edilmekte, bozuk orman ve antropojen step sahalarına dönüĢmektedir. Anadolu köylüsü
Konya Havzası dahil orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve orman
alanlarında otlatmacılığını sürdürmektedir.
Havzanın en önemli sorunlarından biri de bitki örtüsünün tahribatıdır. Bu durum ise yanlıĢ
arazi kullanılmasının bir sonucudur. Bölgede toprak iĢletmeciliği, marjinal sahalarda tarıma
ve orman alanlarında baĢıboĢ otlatmacılığa dayanır. Ormanın Bir su kaynağı civarında aĢırı
otlatma ve köylünün yakacak odun ihtiyacı erozyonu artırmaktadır.
Her yıl meydana gelen orman yangınlarında yüzlerce hektar orman alanı yok olmaktadır.
Özellikle, bölgenin yüksek eğimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda
erozyon hareketleri hızla artmaktadır: YeĢil örtünün bir anda yangınlarla yok olması, sağanak
Ģeklinde yağan ilk yağıĢlarla birlikte toprakların kaybına ve birçok yerin bir daha yeĢil örtü ile
kaplanamayacak Ģekilde elden çıkmasına, sahanın taĢ ve kayalığa dönüĢmesine neden
olmaktadır.
Her kurak bölgede görüldüğü Ģekilde, Konya Kapalı Havzasında da, tipik vejetasyon
örneklerini görmek mümkündür. Havzada, nemli iklim koĢullarının ağaç ve orman vejetasyon
örtüsü yerine, kuraklığın derecesine göre, ilk önce ormanın seyrekleĢtiği, sonra bodurlaĢan
ağaçlara yerini terk etmesiyle, çalılar, otsu türler ve likenlere doğru bir değiĢim meydana
geldiği görülür.
Kurak alanların büyük bir bölümü, biyo çeĢitlilik açısından çok önemlidir. Kültür bitkilerinin en
az %30‟u kurak alanlarda bulunmaktadır. Kurak alanlardaki biyolojik türler ve ekosistemler,
su kıtlığı, ekstrem sıcak ve soğuklar ve tahmin edilemeyen uzun dönemli kuraklıklar gibi
çevresel sınırlamalarla baĢ etmek için oldukça etkin evrimsel stratejiler geliĢtirmiĢlerdir. Bu
türler ekstrem hava koĢullarına karĢı oldukça dayanıklıdırlar ve iklim değiĢimi bağlamında
önemli bir yere sahiptirler.
Kurak ve yarı kurak alanlarda bulunan ormanlar ve çalılar, ekolojik dengenin devam
ettirilmesi ve kurak alan peyzajında, canlıların yaĢamlarının geliĢtirilmesinde hayati önem
17
taĢır. Ormanlarla kaplı bitki örtüsü kurak alanların hidrolojik döngüsünde ve dünya nüfusunun
su arzında önemli rol oynarlar. Çünkü dağlık sahalardaki kuru ormanlar, bölgenin, yüzey
akıĢı ve yeraltı suyunun zenginleĢmesini sağlayan yegâne alanlardır.
Kurak ve yarı kurak sahalar, bir yerde kırsal kesimde yaĢayan insanların sürdürülebilir
entegre arazi kullanım modelinin ve kısıtlı toprak ve su kaynaklarına sahip doğa koruma
çözümleri için etkin modelleri temsil eden agro- silvi pastoral sistemlerin uygulanacağı alanlar
durumundadır.
Kuraklığın, orman yetiĢmesine, dağılıĢına ve verim gücüne çok yönlü menfi etkileri vardır. Bu
etkilerin baĢında, çok kurak sahalarda orman doğal olarak bulunmamaktadır. Bu açıdan
Konya Havzasında daha uygun yerlerde bulunan ormanlar ise zayıf ve dıĢ etkilere karĢı
mukavemetsizdir. Böyle yerlerde yangınlar fazla olmakta, tabii ve suni tensilde çok zor
yapılabilmektedir.
Kuraklık, daha öncede söylendiği gibi, yağıĢ azlığı ve nispi hava rutubeti noksanlığından ileri
gelmektedir. Fakat Türkiye‟de yeteri miktarda yağıĢın düĢtüğü birçok sahalarda da kuraklık
ve onun zararları bir gerçektir. Bunun sebebi, su, toprak ve bitki dengesi bozulduğu için
düĢen yağıĢlar düĢtükleri yerde tutunamayarak sathi akıĢa geçmektedir. Orman kendine
özgü bitkisi, hayvanı, iklimi, toprağı ve toprakta yaĢayan mikroorganizmaları ile sosyal bir
ünite veya organik bir varlıktır. Bunlardan birisine yapılan menfi müdahale kendini
diğerlerinde de hissettirir. Müdahale edilen bitki ise sosyal varlık tümü ile ortadan kalkar.
Ormanı sınırlayan iki önemli faktör vardır. Bunlardan birincisi, ısıdan kaynaklanan doğal
orman sınırıdır. Isı noksanlığı kutuplara doğru polar orman sınırını, yüksek dağlara doğru ise
alpın orman sınırını meydana getirir.
Ormana sınır çekilen ikinci faktör, rutubet yani yağıĢtır. Buna da ormanın alt kuraklık sınırı
denir. Ormanın alt kuraklık sınırın altında genellikle ormanın geçiĢ zonu denilen seyrek,
bodur step ormanları yetiĢmekte ve bundan sonrada ormanın yetiĢmesine müsait olmayan
stepler baĢlamaktadır.
5.2. SULAK ALANLAR
Konya Kapalı Havzası‟nın iklimsel koĢullarını belirleyici rol oynayan sulak alanların durumu,
gelecekte artacak olan kuraklık olaylarına karĢı, bölgenin dayanıklılık derecesini belirleyecek
en önemli etkenlerden biridir. Tarımsal sulama, balıkçılık, tuzculuk, saz kesimi, turizm gibi
pek çok sektörün gelir kaynaklarının bağlı olduğu sulak alanlar; yeraltı sularını besleyerek
veya boĢaltarak, taban suyunu dengeleyerek, sel sularını depolayarak, taĢkınları kontrol
ederek, kıyılarda deniz suyunun giriĢini önleyerek bölgenin su rejimini düzenlerler. Ayrıca
bulundukları yörede nem oranını yükselterek, baĢta yağıĢ ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim
elemanları üzerinde olumlu etki yaparlar. Bu sebeple de iklim değiĢikliğinin kuraklık yönlü
etkileriyle mücadelede büyük önem taĢımaktadırlar.
Konya Havzasında su kaynakları; bilinçsiz tarım, düzensiz kentleĢme, çarpık sanayileĢme ve
altyapı yetersizliği nedeniyle büyük bir hızla kirletilmekte, tahrip edilmekte ve tüketilmektedir.
Dünyanın en önemli genetik rezervuarı olan sulak alanlar; tüm bitki türlerinin %40‟ını, tüm
hayvan türlerinin ise %12‟sini barındırmaktadır. Bu alanlar; taĢkın kontrolünün sağlanması,
yeraltı sularının beslenmesi, kıyı çizgisinin korunması, fırtınalardan korunma, sediment ve
besin depolama, iklim değiĢikliğinin kontrolü ve su arıtımı gibi bir çok değere sahiptir.
Sulak alanların iĢlev ve değerlerinin anlaĢılmasında etkili olan etmenlerin baĢında fazla
sayıda hayvan ve bitki türüne yaĢama ve üreme ortamı sağlaması gelmektedir. Sulak alanlar,
pek çok kuĢ türünün yanı sıra, çok sayıda tatlı ve tuzlu su balığının da yaĢam döngüsünde
18
önemli bir yer tutmaktadır. Birçok kuĢ türü, hem göçleri sırasında dinlenme ve barınma yeri
olarak hem de yırtıcılardan korunmak için sulak alanlardan faydalanmaktadır. Çoğu sulak
alan, balıklar için yumurtlama, barınma ve avlanmadan korunma ortamı olarak hizmet
etmektedir. Hem karada hem suda yaĢayabilen hayvan türleri için üreme ortamı olarak
kullandıkları sulak alanlar, birçok memeli ve nesli azalmıĢ ve tehlikede olan canlı türlerini
barındıran ekosistemlerdir.
Konya Kapalı Havzası„ndaki Sulak alanlar; Samsam, Kozanlı, Kulu, BeyĢehir, Suğla, Bolluk,
Tersakan ve Tuz Gölü ile HotamıĢ, EĢmekaya ve Ereğli Sazlığı olarak özetleyebiliriz. KKH
sınırları içerisinde sulak alanların bir kısmı tamamen kurumuĢ, bir kısmı ise yapılan yanlıĢ ve
bilinçsiz uygulamalar nedeniyle suyunun çoğunu kaybetmiĢ, yok olma tehlikesi altındadır.
Özellikle BeyĢehir Gölü ve Tuz Gölü gibi yaĢamsal öneme sahip göllerimizdeki su seviyesi
tehlikeli derecede düĢerken, EĢmekaya ve Ereğli sazlıkları tamamen kurumuĢtur.
Konya Havzası, su yeterliliği ve yağıĢlar bakımından Türkiye'de en sıkıntılı bölgedir. Bir
yandan yeni su kaynakları, diğer yandan tarım alt yapısının iyileĢtirilmesi yoluyla bölgede su
tasarrufu ve ekonomik tarım imkânını ortaya çıkacaktır. Ancak Ġklim değiĢikliği ve buna bağlı
olarak yaĢanan kuraklık, kentleĢme ve sanayileĢme nedeniyle oluĢan kirlilik, bilinçsiz tarım
uygulamaları gibi sebeplerden dolayı bölgedeki su kaynakları, hızla kirlenmekte ve binlerce
kuĢ türü için doğal yaĢam alanı olan su kaynakları yok olmaktadır.
Sahip olduğu biyolojik çeĢitlilik nedeniyle dünyadaki doğal müzeler olarak kabul edilen sulak
alanlar; doğal iĢlevleri ve ekonomik değerleriyle yeryüzünün en önemli ekosistemleridir.
Bataklıklar, turbalıklar, taĢkın düzlükleri, nehirler, göller, tuzlalar, deniz çayırı yatakları,
mercanlar, gelgit anında altı metreden derin olmayan deniz kıyısı alanları gibi kıyı sulak
alanları, atık su arıtım gölcükleri ve rezervuarlar gibi insan yapımı sulak alanlar da sulak alan
tanımına dahildir.
Konya Kapalı Havzası'ndaki sulak alanların geniĢ ve el değmemiĢ tuzcul stepleri, flora ve
fauna çeĢitliliği ile „Türkiye ve Dünya‟ için doğa koruma açısından büyük önem taĢıdığı bir
gerçektir. Ancak ne yazık ki, çevresel ve sosyal etkileri iyi hesaplanmadan yapılan; su altyapı
yatırımları, sürdürülebilir olmayan tarımsal sulama uygulamaları ve aĢırı yeraltı suyu çekimi,
tarım toprağı elde etmek gibi nedenleri ile havza‟daki sulak alanların doğal yapısı değiĢmiĢtir.
Bir baĢka deyiĢle havza‟da bulunan sulak alanların yaklaĢık yüzde 65'i yitirilmiĢ durumdadır.
Havza‟da; Su israfına neden olan, yanlıĢ ürün desenine bağlı bilinçsiz ve aĢırı sulama ile
aĢırı yer altı suyu kullanımı ve su kaynakları üzerindeki plansız müdahaleler ile yanlıĢ alt yapı
projeleri sonucu sulak alanlar yok olurken, havza içinde beslenemeyen göller kuruma
noktasına gelmiĢtir.
Konya Havzasının yağıĢ durumu değerlendirildiğinde ileri düzeyde kuraklık Ģartları
egemendir. Havzada kuraklık Ģartlarının ana nedenleri kontrolsüz bir Ģekilde süregelen ve
artarak devam eden tarımsal su kullanımı ve son 30 yıllık dönem içinde yağıĢların azlığıdır.
Son yıllarda havzada suyu azalan veya kuruyan kaynaklar, dereler, göl-gölet sulak alanların
yanı sıra giderek seviyesi düĢen yeraltı suları bunun bir göstergesidir. Kısıtlı su kaynaklarına
sahip olan havza'da mevcut su olanaklarını çok daha bilinçli olarak kullanma zorunluluğu
vardır.
Konya Havzasın‟da bazı sulak alanlarda; Su seviyesinin düĢmesi problemine eklenen su
kirliliği ile kuĢların beslenme Ģansı ortadan kaldırılmıĢtır. Su seviyesinin azalması, üreme
döneminde kuĢların yuva yaptıkları adacıklara, avcılar ve yırtıcı memelilerin ulaĢımını imkân
sağladığından kuĢların üremesi de ortadan kalkmıĢtır. AĢırı otlatma ve kontrolsüz saz kesimi
de sulak alanların kurumasını hızlandıran etkenler arasındadır.
19
Bir diğer tehlike ise; taban suyunun düĢmesiyle, yöre halkının turbalıkları söküp yakacak
olarak kullanmasıdır. Bu Ģekilde toprağın üst tabakalarının yok edilmesi, uzun vadede
çölleĢme tehlikesini de beraberinde getirmektedir.
Konya Havzası‟nda, kaçak kuyular önlenemediği ve sulama yöntemleri modernize
edilemediği için, sulak alanlar gibi doğal alanların suları çekilip kurumaktadır. Suların
azalması ile bitki örtüsü zayıflamakta, birçok tür yok olmakta ve toprak çöle dönüĢmektedir.
5.3. BUGÜNKÜ SOSYAL VE EKONOMĠK DURUM
Konya Kapalı Havzası'nda, %45'i kırsal kesimde, %55‟i kentlerde olmak üzere yaklaĢık üç
milyon insan yaĢamaktadır. Havza‟da ekonomik faaliyetler tarım, madencilik deri iĢleme
tesisleri ve gıda iĢleme endüstrileri üzerinde yoğunlaĢmaktadır. Ayrıca Türkiye‟deki toplam
tuz üretiminin % 55'i bu bölgede, Tuz Gölü civarında üretilmektedir.
Havza önemli bir tahıl, baklagiller ve Ģeker pancarı üreticisidir ve Türkiye‟nin tahıl
üretiminden elde ettiği toplam gelirin %9.2‟sini, baklagillerden elde ettiği gelirin %6.2‟sini ve
Ģeker pancarından elde ettiği gelirin % 8.5‟ini sağlamaktadır. Arazinin yoğun kullanımı
nedeniyle zaman içerisinde yörede verim azalmıĢ, ekonomik kayıplar artmıĢ, kırdan kente
göçler baĢlamıĢtır.
Hayvancılık havza genelinde yaygın olarak yapılmaktadır. Arazi bozunumu meraların taĢıma
kapasitesini ve üst havzadaki tarım arazilerinin verimliliğini azaltmıĢtır. Sonuçta rakımı
yüksek bölgelerde, hane halkının geçimini sağlama imkânı olumsuz etkilenerek yoksulluk
oranının daha yüksek olmasına neden olmuĢtur.
Havza rüzgâr erozyonuna uygun bir toprak yapısına sahiptir. Özellikle tarım ve meralarda,
toz fırtınaları yaĢamı olumsuz etkilemekte, havza‟da yaĢayan halkın yaĢam kalitesini önemli
ölçüde düĢürmektedir.
5.4. EROZYON DURUMU
Konya Kapalı Havza arazisinin eğimli ve engebeli olan ve orman ve ot örtüsünün tahrip
edildiği alanlarda, doğal dengenin hızla bozulduğu görülmektedir. Doğal dengenin bozulması
sonucu hızla toprakların aĢınması süreci baĢlamaktadır. Erozyonun Ģiddetli olarak devam
ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taĢlı ve kayalık araziler halinde ortaya
çıkmaktadır.
Havzanın jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekiĢme durumu zayıf, ayrıĢmaya karĢı fazla
direnç göstermeyen taneli, tortul ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir iliĢki
vardır. En fazla aĢınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neojen zamanlara ait araziler ile
volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekiĢme durumu zayıf, ayrıĢmaya ve erozyona karĢı fazla
direnç göstermeyen gevĢek yapılardan oluĢan havza topraklarında, özellikle eğimli arazilerde
tarım yapılması durumunda kısa sürede verimli üst topraklar, yağmur suları ile taĢınmakta ve
arazi kullanılamaz hale gelebilmektedir. Böylece, en fazla aĢınan ve sellere en fazla
malzeme veren kaynaklar kumlu, siltli, çakıllı olan pekiĢmemiĢ araziler ile bünyesine su
aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve killi
depolardır.
Havzada toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun Ģeklini, Ģiddet ve
seyrini; jeolojik yapıyı oluĢturan ana materyalin pekiĢme durumu, bünye özelliği, yağıĢ
sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan,
20
kurak ve sıcak iklim Ģartları altında çökelmiĢ olan tuzlu, alkali maddeler bakımından zengin
killi, marnlı ve jipsli depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiĢtir.
5.5. ÇAYIR VE MERALAR
Havza meralarında uygun cins ve sayıda hayvanı, münavebe sistemi ile otlatacak bir alt yapı
hâlâ sağlanamamıĢtır. Köylülerimiz, kontrollü otlatmaya da fazla ilgi göstermemektedir.
Meralar orta malıdır ve bütün köylüye aittir. Meralar ve ormanlar, hiçbir ülkede görülmediği
Ģekilde birbirleri ile iç içe çok iliĢkilidir. Ayrıca, bu iliĢkiler karmaĢık ve sorunludur.
Havzanın özellikle mera ıslahı konularında araĢtırma ve demonstrasyon çalıĢmaları son
derece azdır. Bunun sonucu olarak yöre insanı, meralarda aĢırı otlatma nedeniyle meydana
gelen kaybın ne olduğu konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Bu sebeple, mera
konularının önemi de ancak belli bir kesim tarafından anlaĢılabilmiĢtir.
Bugün havza mera alanlarında düzensiz ve aĢırı otlatma hala hüküm sürmektedir.
Meralarımızın büyük bir bölümü verimli mera vasfını kaybetmiĢ ve Ģiddetli erozyon sahasına
dönüĢmüĢtür. Böylece, Türkiye biyolojik çeĢitlilik kaybına baĢta meralarımızda uğramıĢtır.
5.6. TARIM ALANLARI
5.6.1. Yer Altı Su Durumu:
Son yıllarda yağıĢların uzun yıllar ortalamasına göre az olması, gün geçtikçe sayıları artan
sondajlar, uygun olmayan hidrojeolojik ortamlarda sürdürülen sondaj çalıĢmaları, ekonomik
olmayan aĢırı ve bilinçsiz sulama teknikleri, tarımda hatalı bitki deseni seçimi, gerekli koruma
tedbirleri alınmamasından dolayı kullanıma elveriĢli yeraltı suyunun niteliksiz su ile
karıĢtırılması sonucu suyun azalmasına, kirlenmesine ve kullanılamaz hale getirilmesine
neden olunmuĢtur.
DSĠ verilerine göre Konya Kapalı Havzası„nda 60.000 civarında ruhsatlı ve ruhsatsız su
kuyusu bulunmaktadır. Bunlardan çekilen yeraltı suyunun büyük bir çoğunluğu salma sulama
(vahĢi sulama) yöntemi ile tarımsal sulamada kullanılmaktadır. Yine Havzada DSĠ verilerine
göre; yıllık yaklaĢık 1.9 milyar m3„lük emniyetli su rezervi bulunmaktadır.
Konya Kapalı Havzası‟nda 3.114,85 hm3/yıl yeraltı suyu tarımsal sulamada, 171,25 hm3/yıl
yeraltı suyu ise içme-kullanma ve endüstri suyu amaçlı olmak üzere toplam 3.286,10 hm3/yıl
yeraltı suyu fiili olarak tüketilmektedir. Mevcut emniyetli rezerv miktarı (1.997,4 hm3/yıl)
dikkate alındığında, akiferden - normal Ģartlarda kullanılmaması gereken, gelecek dönemler
için emniyet sübabı niteliğindeki dinamik rezervden daha fazla yeraltı suyu çekilmektedir.
Nitekim yeraltı suyu seviyeleri ġereflikoçhisar ve BeyĢehir alt havzaları hariç diğer tüm alt
havzalarda doğrusal olarak devamlı düĢmektedir.
Ancak bugün Konya Havza„sındaki fiili durum böyle değildir. Örneğin; Çumra, Karapınar ve
Obruk ovalarını kapsayan alt havza alanında yıllık 0,6 milyar m3 emniyetli rezerv
belirlenmiĢken, bu alandaki akiferden yapılan fiili su çekimi yıllık 0,9 milyar m3 olmaktadır.
Dolayısıyla sadece örnek olarak verilen bu alt havza alanında yıllık 0,3 milyar m3 emniyetli
rezervi aĢan (baĢlangıçtaki mevcut su stokunu azaltan) yeraltı suyu çekimi
gerçekleĢmektedir. Bunun sonucu olarak 1980 yılından itibaren 25 yılda yeraltı su
seviyesinde yaklaĢık 27 m. düĢüĢ oluĢmuĢtur. Bu da yılda 1 m„den fazla bir seviye
düĢümüne karĢılık gelmektedir. Mevcut olumsuz Ģartlar devam ettiği takdirde gelecek yıllarda
su rezervinde düĢüĢ/azalıĢ artarak devam edecektir. Bunun doğal bir sonucu olarak da, yıllar
itibariyle değerlendirildiğinde, yeraltı suyunun bitiĢine neden olacaktır.
21
Ruhsatlı kuyuların nerdeyse 3 katı kadar olan kaçak kuyulardan dolayı, yer altı suyu etkin bir
Ģekilde değerlendirilememektedir. Ayrıca yine teknik destekten yoksun olunduğu için
havzanın önemli bir bölümünde ciddi bir tehlike olarak duran tuzlu ve niteliksiz su seviyeleri
temiz ve kullanılabilir su seviyeleri ile karıĢmakta ve kullanılabilir sular da kirlenerek
kullanılamaz hale gelmektedir.
Konya Kapalı Havzası‟nda BeyĢehir Gölü akıĢı hariç, özellikle yaz aylarında genellikle akıĢa
geçen yüksek debili yüzey suyu kaynağı mevcut değildir. Bu nedenle yüzey suları
depolamalarda biriktirilerek iĢletmede kullanılmaktadır.
Son yıllarda Konya Ovası‟nda tarımı yapılan ve su tüketimi ve sulama gereksinimi yüksek
bitkilerin ekim alanlarının artırılması, yenilerinin üretime alınması (mısır, ayçiçeği gibi) ve
bilinçsiz su kullanımın etkisiyle su kaynakları üzerinde yoğun bir baskı oluĢmuĢtur. Bu durum,
yeraltı su kaynaklarından aĢırı su çekilmesi nedeniyle Konya Kapalı Havzası‟nda hidrolojik
kuraklığa neden olmaktadır. Yeraltı sularından tarımda aĢırı kullanımı bu kaynakların hızla
azalmasına ve taban suyu seviyesinin düĢmesine yol açmaktadır.
Bu nedenle buğday, pamuk, Ģekerpancarı, mısır, fasulye gibi düzenli sulama gerektiren
ürünlerde üretim kaybı ortaya çıkmaktadır.(4)
5.6.2. Arazi Kullanma Durumu:








Araziler, kullanma nitelik sınıflamasına uygun olarak kullanılmamaktadır.
Toprakları sürekli ve aĢırı sömürülmektedir.
Marjinal tarım toprakları genellikle eğim doğrultusunda iĢlenmektedir.
Topraklar alt-üst edilerek ve toz haline getirilerek iĢlenmektedir. Bu da rüzgâr
erozyonuna neden olmaktadır.
Topraklar erozyon oluĢturma gücü yüksek yağıĢ ve rüzgârlardan önce iĢlenmektedir.
Bitki artıklı tarım yapılmamaktadır. Anız yakımı hala devam etmektedir.
YeĢil gübrelemeye önem verilmemekte, ahır gübresi ise yakılmaktadır.
GeniĢ tarlalar topluca nadasa bırakılmakta ve bitki nöbetleĢmesine ve Ģeritsel tarıma
gereken özen gösterilmemektedir.
5.6.3. Toprak Tuzluluk Durumu:
Doğal Faktörler:
 Kurak ve Yarı Kurak Ġklim,
 Yıllık YağıĢın Düzensizliği Ve Yetersizliği
 Fazla BuharlaĢma
 Toprakların Orijinleri,
 Ana Kayanın AyrıĢması
 Açığa Çıkan Tuzların TaĢınması
Ġnsan Faktörü:
 Doğanın Tahribatı, Ekolojik Dengenin Bozulması,
 YanlıĢ Toprak ve Su Yönetimleri,
 Uygun Olmayan Sulama Yöntemleri
 Drenaj Yetersizliği(5)
22
6. BELĠRLENEN ĠZLEME KRĠTERLERĠNĠ KULLANARAK HAVZANIN BAġLANGIÇ
DURUM VERĠLERĠNĠN TESPĠTĠ VE DEĞĠġĠMĠN ĠZLENMESĠ
Projelerin izlenmesinde öncelikle havzadaki doğal kaynakların ve uygulanacak faaliyetlerin
baĢlangıç bilgilerine ihtiyaç vardır. Örneğin: Havzada erozyonun azaltılması ve çölleĢmenin
önlenmesi projesi hazırlanacak ise o bölgede bulunan ağaç, çalı, ot türleri, bunların verimleri,
toprak özellikleri yanında havzadaki hayvan yoğunluğu, otlatma kapasitesi, köylülerin yıllık
gelirleri, erozyondan etkilenme durumu gibi çeĢitli baĢlangıç bilgilerine ihtiyaç vardır.
6.1. YÜZEY AKIġI TOPRAK KAYIPLARI
Erozyon, su ve rüzgâr etkisiyle toprak partiküllerinin aĢınması, taĢınması ve yer değiĢtirmesi
olayıdır.
Sediment, su ve rüzgar yoluyla taĢınmıĢ malzemedir. Sedimantasyon, erozyonla taĢınan
malzemenin taĢınımın bittiği yerde birikmesi, depolanmasıdır.
Erosiv Etmenler ise erozyona neden olan etmenlerdir, Örneğin: Su, Rüzgâr vb.
Toprak kaybındaki değiĢimler, çıplak alanda veya bir vejetasyon örtüsü ile kaplı alanda
izlenecektir.
6.1.1 Siltasyon Barajları ile Yüzeysel AkıĢ ve Toprak Kayıplarının Ġzlenmesi
Yüzeysel akıĢ, belirli Ģiddetteki bir yağıĢ sonrasında birim zamanda toprak yüzeyinde akıĢa
geçen suyun miktarıdır. AkıĢa geçen su içerisindeki toprak ve diğer materyallerin toplamı
siltasyon miktarıdır.
Havzada, Küçük ölçekte(15-20 ha.) ormancılık çalıĢması yapılacak iki alan seçilecektir. Bu
alanların uygun çıkıĢ noktalarına, siltasyon biriktirme toprak barajları inĢa edilecektir. Barajın
en düĢük noktasına da bir adet üzerinde milimetre taksimatlı yazılı bir çubuk(eĢel)
konulacaktır. Yapılacak siltasyon barajlarının hacimleri 100 yılda olabilecek maksimum yağıĢı
tutabilecek kapasitede planlanmalıdır. Ormancılık faaliyetleri baĢlamadan önce, her iki
barajda, her yağıĢtan sonra ilk baĢlangıç ölçümleri olan, barajdaki su seviyesi ve sediment
23
miktarı eĢel yardımıyla hesap edilecektir. Söz konusu bu alanlardan ikincisinde hiçbir
ormancılık faaliyetleri yapılmayacak ve yapılmıĢ olanla faklılıklar izlenecektir.
Ayrıca proje çalıĢması yapılmıĢ ve yapılmamıĢ küçük ölçekteki pilot alanlarda, her yağıĢtan
sonra oluĢacak yüzey akıĢı ve bir depoda toplamak suretiyle biriken suyun ve sedimentin
miktarı ölçülecek değerlendirilecektir.
Siltasyon Barajları ile Yüzeysel AkıĢ ve Toprak Kayıplarının Ġzleme Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
SĠLTASYON BARAJLARI ĠLE YÜZEYSEL AKIġ VE TOPRAK
KAYIPLARININ ĠZLENMESĠ
Ġzleme Yeri
Deneme alanlarında siltasyon toplama havuzları
Anahtar göstergeler
Yüzeysel akıĢ miktarı
Sediment miktarı
Ġnfiltrasyon miktarı
Yüzeysel akıĢ ölçümü
Havza çıkıĢında sediment ölçümü
Ġzleme Yöntemi
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yağıĢtan sonra yüzeysel akıĢ, infiltrasyon ve sediment
ölçümü, uzman raporu
6.1.2 Yüzey AkıĢ Parselleri ile Yüzeysel AkıĢ ve Toprak Kayıplarının Ġzlenmesi
Yüzey akıĢ parselleri ile toprak kayıplarının ölçülmesi, saçtan imal edilmiĢ ölçüm tanklarına
biriken suyun incelenmesi ile yapılmaktadır.
Yüzey akıĢ parelerinin önüne beton önlük yapılarak, bu önlükte toplanacak olan topraklar
hassas terazi ile tartılacaktır.
YağıĢ sonrası oluĢan yüzey akıĢ ve toprak kayıplarını belirlemek için ölçüm tanklarından
örnek alımı yağıĢ durduktan sonra değil, parselden yüzey akıĢı tamamen kesildikten sonra
yapılmalıdır.
Parselden gelen yüzey akıĢ, önce kaba aksam tankına, bu tankın dolmasından sonra ise
dinlendirme tankına ulaĢır. Bazen dinlendirme tankı da dolarak yüzeysel akıĢ, geib bölme
kutusu vasıtası ile toplama variline geçebilir.
24
YÜZEY AKIŞ PARSEL VE ÖLÇÜM TANKI
a
d
c
e
b
Yüzey Akış Parseli ve Ölçüm Tankları
a-Yüzey Akış Parseli
b-Önlük
c-Toplama Borusu
d-Kaba Aksam Tankı
f
e-Dinlendirme Tankı
f-Toplama Tankı
25
Yüzey AkıĢ Parselleri ile Yüzeysel AkıĢ ve Toprak Kayıplarının Ġzleme Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
YÜZEY AKIġI TOPRAK KAYIPLARI
Ġzleme Yeri
Yüzeysel akıĢ ölçüm parselleri
Anahtar göstergeler
Yüzeysel akıĢ miktarı
Sediment miktarı
Ġnfiltrasyon miktarı
Yüzeysel akıĢ ölçümü
Sediment ölçümü
Ġzleme Yöntemi
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yağıĢtan sonra, uzman raporu
6.1.3. Akarsularda Siltasyonun Ölçülmesi
Havza çıkıĢ ağızlarına ve akarsu yataklarına kurulacak sediment ölçüm istasyonları
aracılığıyla, akarsu akıĢ hızı, su derinliği, debisi, enerji akıĢı ve sediment tane büyüklüğü ve
miktarı belirlenebilmektedir.
Üst havza yüzey akıĢ ve sediment toplama alanı ve toplama zaman aralığı bilindiği ölçüde,
birim havza alanından birim zamanda gelen sediment miktarları hesaplanmaktadır. Sadece
ortalama sediment miktarları değil, aynı zamanda her yağıĢ sonrası sediment
taĢınmalarındaki miktar değiĢimleri de izlenebilmektedir.
Özellikle yukarı havzalarda akarsu eğiminin yüksek olması su akıĢ hızını yükseltmektedir. Su
hızı ve içerisindeki sediment yoğunluğu arttıkça taĢınan sedimentin çapı ve büyüklüğü
artmaktadır.
Diğer taraftan ince taneli sediment miktarı sedimentin taĢınma uzaklığı açısından önem
taĢımaktadır. Çıplak arazili ve tarımsal alanlardan suya katılan ince malzeme çok uzun
mesafelere taĢınabilmektedir.
Su ile birlikte taĢınan sediment yoğunluğu ve miktarı önem taĢımaktadır. Sediment miktarı
arttıkça suyun etkileri de aynı oranda artmaktadır. Bu nedenle su ile birlikte araziden ve dere
yatağından koparılarak taĢınan sedimentin miktarı ölçme veya tahmin etmek yolu ile
belirlenmelidir. Bu veri havzanın su sırasında taĢıdığı veya taĢıyabileceği sediment miktarı
hakkında fikir vermektedir.
26
Akarsularda Siltasyonun Ölçülmesi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
AKARSULARDA SĠLTASYONUN ÖLÇÜLMESĠ
Ġzleme Yeri
Ölçüm Ġstasyonu
Anahtar göstergeler
Akarsu akıĢ hızı
Su derinliği
Debi
Sediment miktarı
Sediment tane büyüklüğü
V.s.
Ġzleme Yöntemi
EĢeler ve akım ölçümü için Limnograf
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Sürekli, uzman raporu
6.2. BĠTKĠ GELĠġĠMĠ
6.2.1 Mera Bitki GeliĢiminin Uzaktan Algılama Yöntemleri Ġle Ġzlenmesi
Ġzleme, proje baĢlangıç yılına ait görüntüler ile her beĢ yılda bir alınan görüntülerle
karĢılaĢtırılarak yapılır.
Merada tür değiĢimlerinin ve ot miktarı değiĢimlerinin yüksek yersel çözünürlük sağlayan
pankromatik görüntülerin yanı sıra görünür yakın kızılötesi ve kısa dalga kızılötesinde
27
spektral ayırım imkânı sağlayan multi-spektral görüntülerin değerlendirilmesiyle yapılır.
Ayrıca, yüksek spektral ayırım imkânı sağlayan hyper-spektral görüntülerin incelenmesi de
gerekir.
Mera Bitki GeliĢiminin Uzaktan Algılama Yöntemleri Ġle Ġzlenmesi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
BĠTKĠ
GELĠġMESĠNĠN
UZAKTAN
YÖNTEMLERĠ ĠLE ĠZLENMESĠ:
ALGILAMA
Ġzleme Yeri
Mera, orman
Anahtar göstergeler
Orman içi çayır ve meralarda, yaylak ve kıĢlaklarda,
alansal değiĢim,
Mera bitki değiĢimleri
Ġzleme Yöntemi
Uzaktan algılama yöntemi, Arazi ölçümü, Uzman
Gözlemleri
Uzaktan Algılama Verisi
Pankromatik, Multi –Spektral, Orta- Yüksek Mekansal,
Orta-DüĢük Zamansal Çözünürlük
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
5 yılda bir, 10 yılda bir uzman raporu
6.2.2. Merada Ot Ekim Alanlarında Bitki GeliĢiminin Yüzeysel Tel Kafeslerle Ġzlenmesi
Alan içerisinde seçilecek yaklaĢık 25 m2 lik parsellerde bitki örtüsünün doğal geliĢimi ile
ekimi yapılan mera bitkilerin geliĢimi izlenecektir. Seçilen deneme parselleri doğal bitki örtüsü
olan ve ot ekimi yapılan parsellerdir.
28
Merada Ot Ekim Alanlarında Bitki GeliĢiminin Yüzeysel Tel Kafeslerle Ġzleme Çizelgesi
Köy adı
Yıl ve gün
Deneme
alanı adı
Parsel No.
Ot tohumu
cinsi
Birey sayısı
Toprağı
kaplama
oranı(%)
Açıklama
Merada Ot Ekim Alanlarında Bitki GeliĢiminin Yüzeysel Tel Kafeslerle Ġzleme Veri Teması
Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
OT EKĠM ALANLARINDA BĠTKĠ GELĠġĠMĠNĠN
YÜZEYSEL TEL KAFESLERLE ĠZLENMESĠ
Ġzleme Yeri
Merada deneme alanı
Anahtar göstergeler
Bitki birey sayısında değiĢim,
Bitkinin toprağı kaplama oranında değiĢim
Ġzleme Yöntemi
Arazi ölçümü
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yıl
29
6.2.3. Doğal Bitki GeliĢiminin kuadrat metodu ile izlenmesi
Bir meranın bir mevsimde üretmiĢ olduğu otun yarısından fazlası hayvanlar tarafından
tüketilirse buna aĢırı otlatma denilmektedir. AĢırı otlatma ile bitkinin kök ve gövdesi için
lüzumlu besin maddelerinin üretilmesi için yeteri kadar yeĢil yaprak bırakılmadığından bitki
gittikçe zayıflar ve otlatmaya eskisi gibi dayanamaz ve sonunda bitki sahada yok olur.
Mera bitkileri, vejetasyon devresinin baĢında, yeni büyümeye baĢladıkları zamanda, yedek
besin maddeleri ile beslendikleri için otlatmaya karĢı son derece hassastırlar. ĠĢte vejetasyon
devresinin baĢında otlatma yapıldığı takdirde bitkiler kolayca büyüyemez ve zayıf kalırlar. Bu
duruma da Erken Otlatma denilir.
Kontrolsüz otlatma Ġle Hayvan sahipleri meraya istedikleri zaman hayvan sokarlarsa, bitkiler
kolayca büyüyemez ve zayıf düĢerek yok olurlar. Verim kapasitesinin çok üzerinde (belirli
özelliklere sahip bir mera, birim alanda belli sayıda hayvanı besleyebilmektedir) ve düzensiz
otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera
kapasitesi aĢıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak
erozyona elveriĢli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve ağır
otlatma yapılması, meraların aĢırı derecede tahrip edilmesine neden olur. Dolayısıyla
erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiĢ meralar büyük önem taĢır. Özellikle Hayvan
sahipleri, meradaki çalı ve dikenleri, yok etmek için kontrolsüz yakarlarsa, meranın klimax
türleri kolayca yok olur.
Bitkiler bulundukları ortamla denge haline gelmeleri çok uzun yıllar süresince mümkün
olmuĢtur. Bu süre içinde meranın taĢıyabileceği en yüksek bitki topluluğuna klimax
vejetasyon denilmektedir. Böyle bir merada, çevre Ģartları olan iklim, toprak, yükseklik ve
biotik Ģartlar değiĢmedikçe meranın klimax bitki topluluğunda değiĢmez. Bu Ģartlardan
birinde bir değiĢiklik olduğu takdirde, merayı meydana getiren bitki topluluklarında da
değiĢiklik baĢlar.
Merada Ģartlar bozulunca bitki topluluğu da bozulur. Ve meraya, yeni çevre Ģartlarına uygun
bitki toplulukları gelmeye baĢlar. Merayı terk eden bitki topluluklarının yerine daha az değerli,
fakat yeni Ģartlara kendini adapte edebilen bitkiler gelir. Bu olaya meranın bozulması
denilmektedir.
Bitki örtüsünde bozulma temel olarak orman ve mera alanlarında ortaya çıkmaktadır. AĢırı ve
yanlıĢ kullanım bitki örtüsünde degredasyon (bozulma) olarak ortaya çıkmaktadır. Bitki
örtüsünde bozulma; tür sayısında azalma, kapalılığın azalması ve kalitenin bozulması gibi
birçok sonuçlarla ortaya çıkmaktadır. Bu konuda en büyük zararı meralarımız görmüĢtür.
Mera alanlarımızda, aĢırı ve yanlıĢ otlatma sonucu bitki örtüsü büyük oranda bozulmuĢtur.
Bu bozulma bitki örtüsünün ekosistem fonksiyonlarının gerilemesine neden olmaktadır.
Bir havzanın bitki örtüsündeki bozulmalar genel anlamda fiziksel parametreler olarak örtü
kaplama yüzdesi ve biyokütle belirlemeleri ve süreçsel anlamda vejetasyonda oluĢabilecek
fizyolojik kuraklık izlemeleri ile yapılabilir.
30
Mera bitki sıklığı ve ot verimi: Kuadrat yöntemi, Transekt yöntemi, Lup yöntemi veya nokta
örnekleme tekeri ve nokta ile belirlenebilir. Ġzlemede hangi yöntemle ölçümlere baĢlanmıĢ ise
aynı yöntemle ölçümlere devam edilmelidir. Yöntem değiĢiklikleri sağlıklı izlemeyi
engelleyebilir.
Ġzleme sahası mera alanı olması durumunda, mera alanı bitki örtüsü bakımından homojenlik
durumuna göre parsellere ayrılacak ve her parselin bitki örtüsü kapalılığı tespit edilecektir.
Bitki örtüsünün tespiti için en çok kuadrat metodu kullanılmaktadır.
Kuadrat, kare veya kareye yakın, dört köĢe Ģekil (çerçeve) olarak düĢünülebilir. Bitki türlerini
saymak ve kapalılığı tespit etmek için memleketimizde (0.50 m x 1 m) = ½ m²‟lik ve içinde 50
adet dm² olan kuadratlar kullanılabilir. Kuadrat ebatları gayeye göre değiĢebilir.
Mera homojenlik durumuna göre parsellere ayrılır, her parselde, 50 hektara 1 kuadrat olmak
üzere, tesadüfî metotla kuadrat yerleri tespit edilir.
Mera vejetasyonu 3 cm yükseklikte biçildikten sonra kapalılık tespiti yapılmalıdır. Kuadrat
içine kuĢ bakıĢı bakılarak kapalı ve çıplak kısımların yüzdeleri kendi desimetre numarası
karĢısında yazılır. Böylece kaç yerde tespit yapılmıĢsa önce kuadrat içindeki dm²‟lerde
yapılan tespitlerin ortalaması, sonra kuadratları ortalaması hesaplanarak, meradaki çıplak ve
kapalı saha %‟leri bulunur(6).
31
Doğal Bitki GeliĢiminin Kuadrat Metodu Ġle Ġzleme Çizelgesi
Köyü
Mera
adı
Mera
alanı
(Ha.)
Kafes
No.
Yıl ve
gün
Ot cinsleri
Toplam
yaĢ ot
miktarı
(gr/m2
Bitki
birey
sayısı
Bitkinin
toprağı
kaplama
oranı (%)
Faydalı ot
miktarı
(gr/m2)
Doğal Bitki GeliĢiminin Kuadrat Metodu Ġle Ġzleme Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
DOĞAL BĠTKĠ GELĠġĠMĠNĠN KUADRAT METODU
ĠLE ĠZLENMESĠ
Ġzleme Yeri
Mera alanı, orman dıĢı açık alanlar
Anahtar göstergeler
Toplam yaĢ ot miktarında değiĢim
Bitki birey sayısında değiĢim,
Bitkinin toprağı kaplama oranında değiĢim
Ġstilacı ot miktarında değiĢim
Ġzleme Yöntemi
Arazi ölçümü
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yıl, 3 yılda bir
6.2.4. Endemik, Relik ve Ġstilacı Türlerin DeğiĢimi
Endemik ve Relik Tür Alanları, yurdumuzda doğal olarak yetiĢtiği halde, dünyanın baĢka bir
yerinde yetiĢmeyen bitkiler, endemik tür olarak ifade edilirler.
Tarihsel yaĢamının büyük bir bölümünü yurdumuz geçiren türler, Ekzotik Türlerdir. Yerli türler
arasında dünyada yalnızca bir bölgede bulunan türler endemiktir. Bunların dıĢında kalan,
normalde baĢka bir coğrafi bölgede doğal olarak yayılıĢ gösteren, kendi isteği veya kendi
isteği dıĢında bir Ģekilde yeni bir bölgeye gelen türlere egzotik türler denilmektedir.
Egzotik türlerin belli bir bölgeye geliĢ Ģekli ne olursa olsun egzotik tür yeni yaĢama alanında
çevresel ve ekonomik bir tehdit oluĢturması halinde istilacı tür olarak nitelendirilmektedir.
Bir bölgedeki bitki ve hayvan türlerinden bazıları, çevre kirliliği, erozyon ve iklim değiĢikliği
gibi olumsuz etkilerinden dolayı neslini zorlukla devam ettirebiliyorsa söz konusu türler risk
altındadır
32
Endemik, Relik ve Ġstilacı Türlerin DeğiĢimi Çizelgesi
Mikro
havza/Köy/ilçe
Deneme
alanı
adı
Deneme
alanı No.
Yıl ve gün
Endemik tür
sayısı
Relik tür
sayısı
Ġstilacı tür
sayısı
Tehdit
altındaki
tür sayısı
Endemik, Relik ve Ġstilacı Türlerin DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
ENDEMĠK, RELĠK VE ĠSTĠLACI TÜRLERĠN DEĞĠġĠMĠ
ÇĠZELGESĠ
Ġzleme Yeri
Mera alanı, orman dıĢı açık alanlar
Anahtar göstergeler
Ġzleme Yöntemi
Endemik Tür Sayısı
Relik Tür Sayısı
Ġstilacı Tür Sayısı
Tehdit Altındaki Tür Sayısı
Arazi ölçümü
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yıl, 5 yılda bir
6.2.5. Verimli Ormanlar
Ormanın verimliliği, ağaç serveti miktarına, yıllık cari artımına ve odun dıĢı üretimine bağlıdır.
Birim alandaki ormanların ağaç serveti, yıllık artımları ve odun dıĢı üretimleri ne kadar fazla
ise orman da o kadar verimlidir.
Bitki örtüsündeki değiĢim genel olarak orman ve mera alanlarında ortaya çıkmaktadır. YanlıĢ
arazi kullanımı bitki örtüsünde bozulma olarak ortaya çıkmaktadır. Bozulma ile tür kaybı ve
kapalılığın azalması, kalitenin bozulması gibi birçok sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
Sadece bitki örtüsünün varlığı ekosistemin devamı için yeterli değildir. Aynı zamanda var
olan bitki örtüsünün belirli kalite göstergelerine uygun olması gerekmektedir.
Bir havzanın bitki örtüsündeki bozulmalar genel anlamda fiziksel parametreler olarak örtü
kaplama yüzdesi ve biyokütle belirlemeleri ve süreçsel anlamda vejetasyonda oluĢabilecek
fizyolojik kuraklık izlemeleri ile yapılabilir.
Bir bölgenin bitki türleri ekosistemin yönetiminde temel göstergedir. Bitkiler otsu ve odunsu
olmak üzere iki ana bölüme ayrılmaktadır. Bu anlamda bakıldığında, odunsu türlerin hâkim
olduğu bitki örtüsüne orman ve çalı, otsu türlerin hâkim olduğu bitki örtüsüne ise çayır ve
mera denilmektedir. GeliĢim süreci sonunda ortaya çıkan bitki örtüsünün hangi türlerden
oluĢtuğu o yöre için vejetasyon yapısını oluĢturmaktadır. Bir diğer önemli konu ise geliĢen
bitki örtüsünün klimaks (doruk noktasında) örtü olup olamadığı veya klimaks bitki örtüsünden
ne kadar uzak olduğudur.
Ormanlar kendi kendini yenileyen doğal kaynakların baĢında gelmektedir. Ancak ülke
arazisinin meyili fazla, yüksek rakımda, dağlık, yarı kurak iklim yapısı ve yöre insanlarının
33
doğal kaynaklara olan aĢırı bağımlılığı, ormanlarımızın azalmasına ve yapısının bozulmasına
sebebiyet vermektedir.
Bilindiği gibi, ormanlardaki ağaçların tepe çatılarının alansal olarak toprağı örtme derecesi
ormanın kapalılığını ifade etmektedir. Kapalılık derecesi 11-100 arasında olan ormanlar
verimli (Produktif) ormanlar olarak tanımlanmaktadır. Türkiye ormanlarının genel alanı
21.118 milyon hektardır. Bu miktar ormanlık alanın 10.621 milyon hektarı yaklaĢık % 50‟si
verimli ormanlardır. Ayrıca ormanlarımız tür bakımın da zengindir. Ülkemizin farlı iklim yapısı,
yükseklik ve toprak çeĢitliliğinden dolayı da tür çeĢitliliğine ve biyolojik zenginliğe sahiptir.
Ormanlarımızda 9000 bitki türü mevcut olup bunların 3000 adedi endemiktir. Bu nedenlerle
verimli ormanlarımızın alanlarını çoğaltmak ve orman yapısını da iyileĢtirmemiz
gerekmektedir.
Orman Verimi DeğiĢimi Çizelgesi
Mikro
havza
adı/Köy
adı
Yıllar
/Köy adı
Verimli
orman
alanı
(Ha.)
Oranı
(%)
Ağaç
serveti
(1000m3)
Oranı
(%)
Yıllık cari
artım
(m3)
Oranı
(%)
Toplam
Orman Verimi DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
ORMAN VERĠMĠ DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
Orman alanı
Anahtar göstergeler
Verimli orman alanı değiĢimi
Ağaç serveti değiĢimi
Yıllık cari artım değiĢimi
Ġzleme Yöntemi
Veri tabanı kayıtlarının istatistiksel analizleri
Amenajman planları
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
10 yılda bir
6.2.6. Amenajman Planına Göre Havzanın/Köyün Arazi Kullanım Türleri, Arazi Örtüsü
DeğiĢimi
Bozuk ormanlar, amenajman planlarında 0-10 kapalılıktaki alanları ifade etmektedir. Bu
alanlar, aynı zamanda mevcut ormanların koruma yoluyla iyileĢtirilmesi ve toprağı iyi olan
sahaların ağaçlandırılması gerekli alanlardır. Bu çeĢit alanlarda ağaçlandırmanın amacı,
ülkenin ihtiyaç duyduğu çeĢitli çap ve kalitedeki odun, reçine, sığla, mantar gibi yan ürünleri,
yaban hayatının korunmasını, kaliteli içme suyu teminini, erozyonu önleme ve toplum sağlığı
gibi çok çeĢitlidir
34
Bozuk ormanların koruma yoluyla iyileĢtirilmesi ve fidan dikmek suretiyle ağaçlandırılması
böylece bu ormanların verimli ormanlara dönüĢtürülmesi orman varlığının alansal ve kalite
bazında artırılması demektir.
Ormanların ülke genelinde dağılımı, orman bitkilerinin toprakların kaplama durumunu da
ifade etmektedir. Erozyon ve sel açısından bakıldığında bir bölgenin bitki örtüsünün
mevcudiyetinin ve kalitesinin ortaya konması büyük önem taĢımaktadır. Ormanların Ülke
genelinde dağılım deseni, bitkilerin geliĢim durumları, toprağı kaplama oranları ve tür çeĢitleri
ile doğal ve insan kökenli orman alan miktarları, ekosistemin geliĢim düzeyi hakkında bilgiler
sunmaktadır.
Ormanların alansal bazda geliĢimi uzaktan algılama, hava fotoğrafları ile yapılan amenajman
çalıĢmalarında hesap edilmektedir.
Uzaktan algılama ve CBS teknikleri konumsal bitki örtüsü ve deseninin belirlenmesinde en
yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Ülke ve bölge düzeyinde yapılacak çalıĢmalarla bitki
örtüsünün dağılım haritaları, yaĢ, boy, kapalılık, yapraklanma ve daha birçok bitki örtüsü
hakkında detaylı bilgiler elde edilebilmektedir. Farklı zamanlarda elde edilmiĢ görüntüler ve
farklı özelliklere sahip uzaktan algılama verileri uzmanlar tarafından değerlendirilerek
ekosistemin bitki örtüsü hakkında yorumlamalar yapılabilmektedir.
Amenajman Planına Göre Havzanın/Köyün Arazi Kullanım Türleri, Arazi Örtüsü DeğiĢimi
Çizelgesi
Havza/Köy
Ġsmi
Plan
yılı
Normal
orman
(Ha.)
Bozuk
orman
(Ha.)
OT sahası
(Ha.)
Tarım
alanı (Ha.)
Mera alanı
(Ha.)
YerleĢim göl,
bataklık,
kayalık (Ha.)
v.s.
Toplam
(Ha.)
Toplam
35
Amenajman Planına Göre Havzanın/Köyün Arazi Kullanım Türleri, Arazi Örtüsü DeğiĢimi
Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
AMENAJMAN PLANINA GÖRE HAVZANIN/KÖYÜN
ARAZĠ KULLANIM TÜRLERĠ, ARAZĠ ÖRTÜSÜ
DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
Orman alanı
Anahtar göstergeler
Normal ormanlarda alansal değiĢim
Bozuk orman ormanlarında alansal değiĢim
OT sahasında alansal değiĢim
Tarım alanlarında değiĢim
Mera alanlarında değiĢim
YerleĢim göl, bataklık, kayalık v.s. alanlarda değiĢim
Ġzleme Yöntemi
Amenajman planları,
Arazi çalıĢmaları
Uzaktan Algılama, Pankromatik, multi-spektral
görüntü verileri
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yıl, 5 yılda bir, 10 yılda bir
6.2.7. Hayvan Irklarının Sayısal DeğiĢimi
Hayvansal üretim istatistikleri TÜĠK tarafından her yıl düzenli olarak toplanmakta ve
yayınlanmaktadır. Hayvan sayıları ile ilgili bilgiler, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
(GTKB) il ve ilçe teĢkilatları aracılığı ile derlenmektedir. Bu bilgiler, il ve ilçe tarım
müdürlüklerinin ellerindeki kaynak bilgiler, idari kayıtlar ile tarım teknisyenlerinin kendi
bölgeleri hakkındaki izlenimlerine dayanan bilgiler niteliğindedir. Hayvansal ürünler bazında
ise hesaplama yöntemleri kullanılarak elde edilmektedir.
36
Hayvan Irklarının Sayısal DeğiĢimi Çizelgesi
Köy adı
Mera
adı
Mera alanı
(Ha.)
Yıl ve gün
Hayvan
cinsi
Sayısı
Büyük baĢ
hayvan
birimi(BBHB)
Otlatma
kapasitesi
(BBHB)
Açıklama
Toplam
Hayvan Irklarının Sayısal DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
HAYVAN IRKLARININ SAYISAL DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
Mera alanı
Anahtar göstergeler
Hayvan cinsi
Hayvan sayısı
Büyük baĢ hayvan birimi(BBHB
Otlatma kapasitesi (BBHB)
Ġzleme Yöntemi
Hane halkı anketi, arazi gözlemi
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yıl
37
6.2.8. Korunan Sahaların Alansal ve Sayısal DeğiĢimi
Dünya Doğayı Koruma Birliği tanımına göre korunan alanlar; doğanın, ekosistemin ve
kültürel değerlerin uzun vadeli korunması amacıyla açıkça tanımlanmıĢ coğrafi sınırları olan,
tanınmıĢ, adanmıĢlık içeren ve yasal veya diğer etkin yöntemlerle yönetilen alanlardır
Korunan alanlarda izlenecek ana süreçler alansal bazda vejetasyon takibi ve değiĢimin
tespitidir. Uygulanacak koruma faaliyetlerinin alanın tümünde takibi ve orman yapısının
devamlılığının sağlanmasıdır. Ġzlemede korunan alanın niteliğine göre, orta ve düĢük
çözünürlüklü multispektral uydu görüntü verileri kullanılmalıdır. Zamansal çözünürlük olarak
orta ve düĢük çözünürlük bir takip yeterlidir.
Korunan Sahaların Alansal ve Sayısal DeğiĢimi Çizelgesi
Mikro havza/
Köy /
Orm.Bölge
Müd.
Yıl ve gün
Adı
ÇeĢidi
Alanı(Ha.)
Doğa koruma faaliyetleri
Açıklama
Toplam
Korunan Sahaların Alansal ve Sayısal DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
KORUNAN SAHALARIN ALANSAL VE SAYISAL
DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
Korunan alanlar
Anahtar göstergeler
Alansal ve sayısal değiĢim
Doğa Koruma Faaliyetleri,
Ġzleme Yöntemi
Korunan Alanlar Veritabanı
Amenajman planları
Uzaktan algılama yöntemi,
Arazi ÇalıĢması
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yıl, 5 yılda bir, uzman raporu
38
6.2.9. Ġklim DeğiĢimi
Ġklim; çölleĢme, kuraklık ve erozyon gibi birçok olgunun değerlendirilmesinde temel veridir.
Özellikle yağıĢın iklim-toprak-bitki iliĢkilerinde doğru ortaya konması gerekmektedir. Ġster
tarımsal, ister ormancılık faaliyetlerinde olsun iklim özellikleri yetiĢtirilecek bitki türünü ve
onun geliĢimini doğrudan etkilemektedir.
YağıĢ miktarı, birim alana düĢen yağıĢın hacmi (m3) veya kütlesi (kg) olarak tanımlanır.
Hacimsel olarak verildiğinde genellikle yağıĢ derinliği olarak ifade edilmektedir (mm).
YağıĢ sıklığı, belirli bir zaman aralığında düĢen belirli hacimdeki yağıĢların (Pi, mm), o zaman
aralığındaki toplam yağıĢ hacmine (Pt, mm) oranı olarak ifade edilmektedir (Pi/Pt).
Ġstatistiksel olarak yağıĢ frekans eğrilerinin çıkarılması ile hesaplanmaktadır.
YağıĢ Ģiddeti ise, birim zamanda düĢen yağıĢ miktarı olarak tanımlanır. Mm/saat veya
cm/saat olarak ifade edilir.
Bir sahanın su bilançosu, yağıĢ ile buharlaĢma ve yüzeysel akıĢ arasındaki dengeyle yakinen
ilgilidir. BuharlaĢma ve yüzeysel akıĢ ne kadar az ise yağıĢ o kadar iyi değerlendiriliyor
demektir. Bunun aksine, yağıĢ miktarı bu iki komponentten az olduğu müddetçe o yerde
kuraklık ağır basar. Kurak alanlar, buharlaĢmanın yağıĢı geçtiği ve su kıtlığının, zirai ürün,
hayvan yemi, odun ve diğer ekosistem süreçlerini kısıtladığı alanlar olarak tanımlanmaktadır.
Kurak alanlar, aĢırı kurak alanlar, kurak alanlar, yarı kurak alanlar ve yarı nemli alanlar olarak
ayrılmıĢtır.
YağıĢ DeğiĢimi Çizelgesi
Mikro
havza/Kö
y/ilçe
Deneme
alanı adı
YağıĢ
istasyonu
No.
Yıl ve gün
Miktarı
Sıklığı
ġiddeti
Dağılımı
Diğerleri
39
Ġklim-YağıĢ DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
YAĞIġ DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
Meteorolojik Ölçümler
Meteorolojik veriler
Büyük Klima Ġstasyonu Rasat Bilgileri
Kuraklık Haritaları
Anahtar göstergeler
YağıĢ Sıklığı,
YağıĢ Miktarı
Dağılımı
YağıĢ ġiddetleri
Sıcaklık:
(Ortalama, maksimum, minimum, üç ay yaz ortası
sıcaklık, Ġlkbahar sıcaklıkları, yıllık en yüksek ve en
düĢük hava sıcaklıkları)
Kuraklık
Rüzgâr Hızı ve baĢat rüzgar yönü
Ġzleme Yöntemi
Model ve Arazi Ölçümleri
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Günlük, Aylık ve Yıllık, Uzman Raporu
6.2.10. Toprak Bozulması
Toprağın toplam tuz miktarı, bitki geliĢimini bu açıdan da arazilerin çölleĢmesini doğrudan
etkilemektedir. Tarım ve ormancılık çalıĢmalarında toprak hazırlığı, tür seçimi ve yetiĢtirme
tekniği açısından toprağın tuz kapsamı bilinmelidir. Ayrıca tuz, tarım arazilerinde çoraklaĢma
olarak ifade edilen tuzlanmanın derecesi, yayılıĢ alanı ve korunma tedbirleri açısından önem
taĢımaktadır.
Toprak reaksiyonu (pH) bitki türü seçiminde ve biyolojik aktivite açısından büyük önem
sahiptir. Toprak reaksiyonu uzun dönemde değiĢtirilemeyen bir özelliktir. Ancak Tarım ve
ormancılık özellikle ağaçlandırma çalıĢmalarında tür seçiminde ve kullanılacak gübre miktar
ve çeĢidinde pH verilerine ihtiyaç duyulmaktadır.
Toprak organik maddesi, toprakta bulunan organik bileĢenlerdir. Toprağın mineral kısmı ile
birlikte toprak katı fazını oluĢturmaktadır. Ġdeal bir toprak dizgesinde %45 mineral madde
bulunurken organik madde kapsamı %5‟dir. Toprak organik maddesi genellikle üç kısımdan
oluĢur.
Organik madde doğal ekosistemlerde ürün miktar ve kalitesini doğrudan etkilemektedir.
Özellikle orman ve mera ekosistemlerinde toprağın organik madde miktarı büyük önem
taĢımaktadır. Diğer taraftan organik madde toprağın tüm ekolojik özelliklerini (fiziksek,
kimyasal, biyolojik ve hidro-fiziksel) etkilemektedir. Topraktaki organik madde ekosistemde
doğrudan ve dolaylı birçok etkiye sahiptir. ÇölleĢmeye müsait ekosistemlerde bitki örtüsünün
geliĢtirilmesi için organik madde miktarı büyük önem taĢımaktadır.
40
Ġnsan faaliyetleri toprak bozulmasının ana nedenidir. Özellikle arazi açma, sulama, kimyasal
gübre ve ilaçların kullanılması, aĢırı otlatma ve hatta ağır tarım araçları geçiĢleri gibi iĢlevlerin
toplamından oluĢan tarım, toprak bozulması süreçlerinde büyük bir rol oynar.
Toprak bozulmasının bir diğer Ģekli, uygulanan dıĢsal bir güç tarafından toprakların fiziksel
olarak sıkıĢması ve pekiĢmesidir; bu süreçte toprak yapısı bozulur (agregatlar parçalanır),
hava ile dolu boĢlukların dağılımı azalır, su ve hava geçirgenliği sınırlanır ve köklerin toprağa
nüfuz etmesi zorlaĢır. Toprakların bu çerçevede sıkıĢmasının devam etmesi ve buna karĢı da
herhangi bir önlem alınmadığı takdirde arazi çölleĢmeye doğru gidebilir.
Killi topraklar, ince çaplı kil tanecikleri arasında kalan küçük gözeneklerde suyun ve havanın
hareketi olmadığından sıkı, ıslandıkları vakit havalanmaları çok güçtür. Bu nedenle bu çeĢit
topraklar uygun kullanılmadığı zaman, çölleĢme açısından da hassas topraklardır.
Toprak Bozulması Çizelgesi-1
Mikro
havza/Kö
y/ilçe
Deneme
alanı adı
Ölçüm
istasyon
u No.
Yıl ve
gün
TuzlulaĢma
(%)
AlkalileĢme
(%)
AsitleĢme
(%)
Organik
madde
(ArtıĢ/Azal
ıĢ)
Toksit
elementler
(ArtıĢ/Azal
ıĢ/
Toprak Bozulması Çizelgesi-2
Mikro
havza/Köy
/ilçe
Deneme
alanı
adı
Ölçüm
istasyonu
No.
Yıl ve
gün
Toprak Fauna
(Artış/Azalış)
Tür ÇeĢitliliği
(ArtıĢ/AzalıĢ)
Açıklama
Toprak Bozulması Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
TOPRAK BOZULMASI
Ġzleme Yeri
Deneme alanları
Anahtar göstergeler
TuzlulaĢma (%),
AlkalileĢme (%)
AsitleĢme (%)
Organik maddeler (ArtıĢ/AzalıĢ
Toksit elementler(ArtıĢ/AzalıĢ
Toprak Fauna(ArtıĢ/AzalıĢ)
Tür ÇeĢitliliği(ArtıĢ/AzalıĢ)
Ġzleme Yöntemi
Arazi ölçümü
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
5 yılda bir, uzman raporu
41
6.2.11. Yer Altı Suyu DeğiĢimi
Yer altı suyu, yağıĢ olarak yeryüzüne düĢen ya da yeryüzünde bulunan suların, yerçekimi
etkisiyle yerin altına sızıp, orada birikmesiyle oluĢan sulardır. Yer altı suyunun oluĢabilmesi için
beslenme ve depolanma koĢullarının uygun olması gerekir. Yer altı suyunun beslenmesini
etkileyen en önemli etmen yağıĢlardır. Depolama koĢulları ise yüzeyin eğimine, bitki örtüsüne
ve yüzeyin geçirimlik özelliğine bağlıdır
Taban suyunun üst yüzeyinden itibaren su topraktaki kapilar gözeneklerde (kapilarite ile)
yükselir. Taban suyunun toprak içinde yukarı doğru tırmanması toprağın taneliliğine
(tekstürüne) bağlı olarak değiĢir. Taban suyunun kapilarite ile yükselmesi kapilar gözeneklerin
miktarına bağlıdır. Taban suyu genel olarak yağıĢlı mevsimde ve özellikle ilkbaharda daha
yüksek, kurak mevsimde daha düĢüktür.
Bir ülkenin su kapasitesi yerüstü ve yeraltı kaynaklardan oluĢmaktadır. Özellikle kurak ve
yağıĢsız dönemlerde yeraltı suları üretimde büyük önem taĢımaktadır. Bu suyun miktar ve
kalitesi uzun ve kısa dönemde takip edilmelidir. Ülkemizde özellikle tarımsal üretimde, yeraltı
suları, en büyük su kaynağıdır.
Yeraltı Suyu DeğiĢimi Çizelgesi
Mikro
havza/Köy/ilçe
Deneme
alanı
adı
Ölçüm
istasyonu
No.
Yıl ve
gün
Su derinliği
Kalitesi(Renk, Tat ve koku, Askıda katı madde
miktarı, Sıcaklık, Ph, Elektriksel iletkenlik, Mikroorganizma, Sertlik, Ġnorganik maddeler, Gazlar,
Radyoaktivite v.s.)
42
Yeraltı Suyu DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
YER ALTI SUYU DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
Deneme alanları,
Ölçüm istasyon verileri
Deneme istasyonu
Su derinliğindeki değiĢimler:
Su kalitesindeki değiĢimler:
Renk,
Tat ve koku,
Askıda katı madde miktarı,
Sıcaklık,
Ph,
Elektriksel iletkenlik,
Mikro-organizma,
Sertlik,
Ġnorganik maddeler,
Gazlar,
Radyoaktivite
Anahtar göstergeler
Ġzleme Yöntemi
Arazi ölçümü
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Yılda, 5 yılda bir, uzman raporu
6.9. Yerüstü Akarsu Su DeğiĢimi
ÇeĢitli su kaynaklarından rasyonel bir faydalanmanın mümkün olup olmadığını ortaya koymak
amacıyla önceden bu kaynakların miktarı, kalitesi ve diğer nitelikleri hakkında bilgi
edinilmektedir. Genel olarak akarsu ölçmeleri bir akarsu kesitinden geçen toplam su miktarının
ve kalitesinin zaman boyunca değiĢimi hakkında bilgi edinmek amacıyla yapılır.
Yerüstü Akarsu Su DeğiĢimi Çizelgesi
Mikro
havza/Köy/ilçe
Dere
adı
Ölçüm
istasyonu
adı.
Yıl ve
gün
Debisi
Kalitesi(Renk, Tat ve koku, Askıda katı madde
miktarı, Sıcaklık, Ph, Elektriksel iletkenlik, Mikroorganizma, Sertlik, Ġnorganik maddeler, Gazlar,
Radyoaktivite v.s.)
43
Yerüstü Akarsu Su DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
YER ÜSTÜ AKARSU SU DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
Ölçüm istasyonları
Anahtar göstergeler
Debi değiĢimleri:
Su kalitesindeki değiĢimler:
Renk,
Tat ve koku,
Askıda katı madde miktarı,
Sıcaklık,
Ph,
Elektriksel iletkenlik,
Mikro-organizma,
Sertlik,
Ġnorganik maddeler,
Gazlar,
Radyoaktivite
Ġzleme Yöntemi
Arazi ölçümü
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Yılda, 5 yılda bir, uzman raporu
6.10. Sosyal ve Ekonomik Durum DeğiĢimi
Havza insanlarının ileriye doğru geliĢimi, yöre insanlarının yaĢamına olumsuzluklar getiren
kırsal çevre koĢullarının iyileĢtirilmesiyle mümkündür. DeğiĢimin izlenmesi, etüt-envanter ve
sorun analizi Ģeklinde yapılmaktadır.
Havza planları ve projelerinin meydana getirdiği sonuçlar neticesinde değiĢimin
belirlenmesinde ve izlenmesinde, belirli göstergeler ve bu göstergelerin yansıttığı ölçütlerden
yararlanılmaktadır.
Etüt-envanter ve sorun analizi çalıĢmalarında bilgi toplama teknikleri olarak gözlem, anket,
sosyal survey, istatistiki analiz ve literatür çalıĢmaları kullanılmaktadır Bu tekniklerin
birbirlerine göre farklı yönleri vardır. Etüt-envanter ve sorun analizi çalıĢmaları esnasında,
birden fazla bilgi toplama yöntemini aynı anda kullanmak mümkündür. Örneğin; anket tekniği
ile bilgiler toplanırken, gözlem çalıĢmalarıyla, anket çalıĢmalarından elde edilen bilgilerin
doğrulanması ve desteklenmesi gerekmektedir.
Etüt-envanter çalıĢmalarında; analiz edilen yerleĢim biriminin tanımlanmasına (mevkii,
topografya, iklim, jeolojik yapı ve toprak durumu, su kaynakları, vejetasyon, vb gibi), kültürel
ve sosyoekonomik Ģartların belirlenmesine (yerleĢim tarihi, nüfus, hane halkı büyüklüğü, ,
eğitim, beslenme ve sağlık, geçim kaynakları, haberleĢme, altyapı, pazarlama, vb gibi) ve
arazi kullanım Ģekline (arazi mülkiyeti, tarım, mera, orman gibi üretim alanlarına dağılımı,
yetiĢtirilen tarımsal ürünler, hayvancılık, , vb gibi) iliĢkin bilgiler toplanmaktadır(7).
44
Sosyal ve Ekonomik Durum DeğiĢimi Çizelgesi
Köy/Aile
Finansal durum
Mal ve servet
Gelire göre
tasarruf ve
tüketim meyli
Sahip
olunan
tarımsal
alan miktarı
Sermaye
yatırım
alanları ve
miktarı
Borçlanma
ve borçlu kiĢi
sayısı
Sahip
olunan evcil
hayvan
sayısı
Tarımsal
alan baĢına
düĢen iĢ
ÇeĢitli kurum aracı
ve
miktarı
kuruluĢlardan (traktör,
kredi
biçerdöver
kullanan kiĢi
vb. gibi)
sayısı ve
kredi miktarı
Tercih
edilen
yatırım
alanları
(menkul ve
gayrimenkul
olarak)
Üretim
Birim
alanda
elde
edilen
tarımsal
ürün
miktarı ve
verimlilik
oranı
Hayvansal
ürünlerin
verimlilik
oranı,
Pazarlama
Yıllık gelir
İşgücü ve
İstihdam
Pazara ulaĢan
ürünler niteliği
ve miktarları
KiĢi, aile
ve hane
halkı
baĢına
düĢen
ortalama
gelir
ÇalıĢabilir
nüfus
miktarı (1565 yaĢları
arası) ve
bunun
istihdam
edilmiĢ kiĢi
Pazara
yakınlık veya
uzaklık
Mübadele
Ģekli (ayni
veya nakdi)
YerleĢim
birimi
bazında
toplam
Pazarlama
organizasyonu gelir
(kooperatif ya Gelirlerin
da bireysel)
elde
edildiği
üretim
alanları,
miktarları
ve
birbirlerine
göre
oranları
Köy dıĢı
gelirler ve
miktarları
45
Sosyal ve Ekonomik Durum DeğiĢimi Veri Teması Çizelgesi
ĠZLEME VERĠ TEMASI
SOSYAL VE EKONOMĠK DURUM DEĞĠġĠMĠ
Ġzleme Yeri
SeçilmiĢ Köyler, Belirlenen aileler
Anahtar göstergeler
Finansal durum değiĢikliği
Mal ve servet değiĢikliği
Üretim yapısında değiĢimler
Pazarlama değiĢiklikleri
Yıllık gelir değiĢimleri
ĠĢgücü ve Ġstihdam
Ġzleme Yöntemi
Sorun analizi, hane halkı görüĢmeleri, gözlem, uzman
raporları
Ġzleme Zamanı ve Sıklığı
Her yıl, uzman raporu
46
6. PROJE UYGULAMA VE SONRASINDA ĠZLEME VE DEĞERLENDĠRME ĠLE ĠLGĠLĠ
BĠLGĠLER VE ÖNERĠLER
Kurak ve yarı kurak bölgelerde, erozyonun azaltılması ve çölleĢmenin önlenmesi, ekosistem
yönetiminin temelini oluĢturmaktadır. Havzada çölleĢme önlemlerinin alınması için hem
biyolojik hem de fiziksel tedbirlere ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak bu tedbirler alınırken,
havzanın yönetim etkinliğinin ne olduğu hususunun iyi bilinmesi gerekmektedir. Bunun
belirlenmesi de anlaĢılır Ģekilde yapılacak bir izleme ve değerlendirme ile mümkün olacaktır.
Değerlendirme, izleme çalıĢmaları sonucunda elde edilen verilerin ve çalıĢmaların amaca
uygun olarak belli dönemlerde istatistiksel ve yorumsal olarak analizi olarak tarif edilebilir.
Değerlendirme ile projenin geliĢme süreci boyunca meydana gelecek etkileĢimler ve
değiĢimler incelenir. Böylece, uygulama esnasında doğabilecek problemlere çözüm önermek
kolaylaĢacaktır. Burada en önemli amaç, proje sonuçlanmadan önce doğru bir değerlendirme
yapılarak uygulamalardan beklenen yararların gerçekleĢip gerçekleĢmediğini görebilmektir.
Bu durumda eğer gerekirse, geliĢmeye yönelik stratejilerde veya kaynakların tahsis
edilmesinde değiĢiklikler yapılabileceği gibi, yeni uygulama politikalarının oluĢturulmasına
karar verilebilir.
Proje uygulama sırasında hem izleme hem de değerlendirme yapılır. Değerlendirme, izleme
ile elde edilen sonuçların yorumlandığı aĢamadır. Ġzlemeye göre daha farklı bir süreçtir.
Değerlendirme sırasında, izlemeyi yapan kiĢi ya da ekip, veriyi ilk elde ettiği zaman
uygulamaların hedefe veya amaca uygun olup olmadığını, istenmeyen bir sonuç ortaya
çıkmıĢ ise önlem alınmasını ve bu duruma yeni çözümler getirmesi gerekmektedir.
Değerlendirme sonucunda, uygulanan faaliyetlerin sonuçları sayısal olarak raporlanmalıdır.
Değerlendirme sürecine mümkün olduğu kadar, konuyla ilgili paydaĢların da katılımı
sağlanmalıdır. Ayrıca değerlendirmeler bağımsız bir uzman tarafından yapılmasında fayda
vardır. Bu hem projenin baĢarısını gösterirken kurumun tarafsızlığını ispatlar, hem de
değerlendirmenin uzmanlık gerektirdiği durumlarda doğru ve hızlı sonuçlar elde etmeyi
sağlar. Ara değerlendirmeler proje ekibince yapılabilir. Ama yıllık değerlendirmeler uzman
kiĢilerce yapılmasında fayda vardır.
8. KAYNAKLAR:
(1) Murat TürkeĢ, Türkiye‟de Kuraklık
(2) Gıda ve Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Toprak ve Arazi Sınıflaması standartları Teknik
Talimatı ve ilgili mevzuat, Ankara 2008
(3) (Ġ. Atalay, Bitki Coğrafyası)
(4) Türkiye‟nin Yarınları Projesi Sonuç Raporu, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı),
2010
(5) Arazi Tahribatı Erozyon ĠliĢkileri Doç. Dr. Turan Yüksek Recep Tayyip Erdoğan
Üniversitesi
(6) 4125 No.lu Tamim
(7) Veri Alt Yapısı ve Ġhtiyaç Analizi, Tübitak
47
Download

İzleme projesi - Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü