YAYıN
iSTANBUL
TicARET ODASı
••
•
NO: 1991 -24
•
IHRACATA VONELIK
r
GIDA SANAVii VE REKABET
GÜCÜNÜN ARTIRILMASI
;
l l--- _
O8r
rrTe..
t- . - '. '
'.'~
.
l .'
"7"·rı~ ·----
~ .
.'
11--- - ·: : :. . -- --._-".
J
-
ISTANBUL
TİCARET ODASI
Y a y ı n N o : 1991 - 2 4
İHRACATA YÖNELİK
GIDA SANAYİİ VE REKABET GÜCÜNÜN
ARTIRILMASI
Prof. Dr. Mehmet PALA
Doç. Dr. Y. Birol SAYGI
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
i
ÖNSÖZ
Türkiye, ekolojik yapısının uygunluğu nedeniyle" önemli bir tarımsal üretim
potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin değerlendii'ilmesinde ise gıda sanayii'nin önemli işlevleri bulunmaktadır.
Planlı
ilerleme
dönemin
göstermiş,
programları
başlangıcı
olan 1962 yılından itibaren gıda sanayii hızla
ancak sanayimiz gerçek anlamda gelişmesini kalkınma
ile başlatmıştır.
Gıda
aldığı
sanayii, gerek halkın beslenmesindeki önemi ve gerekse ihracatta"
payaçısından Türkiye'nin öncelikli sanayii alt sektörleri arasındadır.
Uluslararası
pazarlardaki rekabetin giderek yoğunlaşması, diğer sanayii
gibi gıda sanayiinde de yeniden_ yapılanma ve rekabette
güçlenmek amacıyla yeni önlemlerin alınmasını gündeme getirmektedir.
dallarında olduğu
Bu düşünceden hareketle Odamızca gıda sanayiinin Türk ekonomisindaki
yeri, ihracatta önem taşıyan gıda sanayi alt sektörlerin değerlendirilmesi ve
rekabet gücünün artırılması için alınması gerekli önlemlerin incelenmesinin
uygun olacağı düşünülmüştür.
Çalışmanın
ülkemiz ekonomisine, gıda sanayinde çalışanlara ve jlgililere
diler, çalışmayı gerçekleştiren Prof. Dr. Mehmet Pala ve Doç.
Dr. Birol Saygı'ya teşekkür ederim.
yararlı olmasını
Genel Sekreter
Prof. Dr. ismail Özaslan
SUNUŞ
Türkiye, gıda üretim potansiyeli açısından büyük bir varlığa sahiptir. Gerek
her yıl %2.8 gibi büyük bir oranda artan nüfusumuzu beslemek ve gerekse
ihracat gelirlerinin artınimasında gıda sanayii çok önemli bir konum almakta­
dır. İmalat sanayii içersinde önemli bir paya sahip olan gıda sanayiinin çağı­
mızın gelişmelerine uygun olarak yönlendirilmesi gerekmektedir.
Bu çalışma çerçevesinde gıda sanayiinin gerek hamadde kaynağı olan tanmın ve gerekse bu sanayiinin gelişme süreci ve yapısının ortaya konması
amaçlanmıştır. Buradan hareketle teknolojik yapısı incelenmiş ve rekabet
şansının artıniması için alınması gerekli önlemlerin belirlenmesine çalışılmış­
tır. Yapılan bir anket çalışmasiyle de gıda sanayicilerinin, gıda sanayii sorunlanna, araştırmaya bakışları ve ihracat şansının artınimasında ne gibi beklenti
içerisinde olduklan saptanmıştır. İleriye dönük olarak gıda sanayiinde meyda­
na gelecek gelişme ve yönelimler belli bir perspektif içersinde ele alınmıştır.
Bilginin ve teknolojinin büyük güç oluşturduğu dünyada diğer alanlarda ol­
duğu gibi gıda sanayiinde de yeni yöntemler, yeni yönelimler ve yeni uygula­
malar gündeme gelmektedir. Bu nedenle ortaya konulan bu çalışma ile deği­
şik açılardan konu incelenmeye çalışılmış ve kapsamlı öneriler getirilmiştir.
Çalışmanın asıl amacı, genelde tüm gıda sanayiini irdelemek va sorunlannı
dile getirmek yerine daha geniş bir açıdan bakarak, günümüzdeki keskin re­
kabet ortamına hazırlanması ve bu ortamda rekabet gücünü arttırmak için
alınması gerekli önlemleri belirlemek olmuştur. Bu çerçevede, teknoloji geliş­
tirmenin ve araştırmanın ne kadar önemli olduğu vurgulanmış ve gıda sanayii
alanında oluşturulacak politikalarda dikkate alınmasını zorunlu gördüğümüz
konular üzerinde durulmuştur.
Bu çalışmanın, gıda sanayiine ve bu alanda çalışanlara yardımcı olmasını
dileriz.
Prof. Dr. Mehmet PALA
Doç. Dr. Y.Birol SAYGI
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ
2. GIDA SANAYİİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ
2.1. Türkiye'nin Tarımsal Üretimi
2.2. Türl^iye'de Gıda Sanayiinin Gelişme Süreci
2.3. Gıda Sanayiinin İmalat Sanayii İçindeki
Önemi ve Üretim Potansiyeli
2.4. Gıda Sanayiinin İhracattaki Payı
3. İHRACATA YÖNELİK GIDA SANAYİİNİN SEKTÖREL DURUMU
3.1.
3.2.
3.3.
3.4.
3.5.
3.6.
3.7.
3.8.
3.9.
1
2
2
6
12
.21^
23
Et ve Mamulleri Sanayii
Süt ve Süt Ürünleri Sanayii
Meyve Suyu ve Konsantre Sanayii
Dondurulmuş Meyve ve Sebze Sanayii
Domates Salçası Sanayii
Bitkisel Yağ Sanayii
Un ve Unlu Mamuller Sanayii
Su Ürünlerinin Durumu
Kuru Meyveler
3.9.1. Fındık
.
3.9.2. Kayısı
3.9.3. Kuru Üzüm
3.9.4. Kuru İncir
23
27
34
38
42
44
50
53
57
57
59
61
64
4. GIDA SANAYİİNİN TEKNOLOJİK YAPISI
66
5. GELECEKTE GIDA SANAYİİNDE BEKLENEN YÖNELİMLER VE
GELİŞMELER
69
6. TÜRKİYE'DE GIDA KALİTE KONTROL UYGULAMALARI
74
7. GIDA SANAYİİ KURULUŞLARININ DEĞERLENDİRMELERİ
78
7.1. Hammade Temini ve Devlet Destekleri
78
7.2. İhracat ve Teşvikler
7.3. Yabancı Sermaye
7.4. Kalkınmada Öncelikli Bölgeler ve GAP
80
•• 82
84
7.5. Gelişme Eğilimi
7.6. Gıda Sanayiinde Araştırma
84
85
8. GIDA DIŞ PAZARLARI
88
9. TÜRKİYE'NİN REKABET GÜCÜ VE GIDA SANAYİİNİN KONUMU
99
10.GIDA SANAYİİNİN REKABET GÜCÜNÜN ARTIRILMASI İÇİN
ALINMASI GEREKLİ ÖNLEMLER
10.1. Gıda Sanayiinde Yeterli Ölçüde Kaliteli Hammadde Sağlanması
10.2. Yurtiçi Rekabetin Yaratılması
10.3. Gıda Sanayicilerinin ve İhracatçılarının Dış Pazarlar
Konusunda Bilgilendirilmeleri
10.4. Rekabet Gücünün Artınimasında Teşvikler
10.5. Verimliliği Artırma
10.6. İhracatın Örgütlenmesi
10.7. Rekabet Gücünün Artınimasında Finansman
10.8. Kaliteli Üretim
10.9. Rekabet Gücünün Artınimasında Araştırma ve
Geliştirme (AR-GE)
KAYNAKÇA
107
108
110
110
111
114
115
116
116
117
120
1. GİRİŞ
Dünyada son yıllarda meydana gelen ekonomik, sosyal ve siyasi değişim­
ler ile teknoloji üretimindeki hızlı gelişim, ülkeleri yeniden yapılanmaya ve ye­
ni sistem yaklaşımlanna yöneltmiştir. ABD ve Sovyetler Birliği ilişkilerinde yu­
muşama ve işbirliği döneminin başlaması, Doğu Avrupa ülkelerindeki
ekonomik ve toplumsal yeni oluşumlar, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin
Uzakdoğu'da yarattıkları ekonomik patlama, bu değişimlerin ana kaynağı ol­
muştur. Bu değişim ve yeni oluşumlar Türkiye'yi de doğrudan etkilemekte,
yeni bir siyasi ve ekonomik yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Bu bakımdan
eğitim, kaliteli insan yetiştirilmesi ve çağımızın hızlı teknolojik gelişmesine uy­
gun sanayi ve tanmsal yapısının öncelikle sağlanması gündeme gelmektedir.
Bu çerçevede Türkiye, geniş olanaklara sahip, gelişmeye çok açık bir po­
tansiyel göstermektedir. Ekonomik gelişmemiz, tüm faaliyet alanlannda reka­
bet gücü kazanıp geliştirmemize bağlıdır. Günümüzün insanı, dünyanın baş­
ka yerlerindeki tanımadığı hatta varlığından bile haberdar olmadığı uluslann
bireyleriyle her alanda yarışmak, rekabet etmek zorundadır. Bu nedenle mal
ve hizmet üretiminde geniş anlamda daha iyi olmak bir zorunluluk olarak kar­
şımıza çıkmaktadır. Üretimde verimliliği artırmayan, kendine özgü birtakım
teknolojik üstünlükler sağlamayan hiçbir ülke, ihracat artışını sürekli kılamaz.
Türkiye 1960'lı yıllardan bu yana teknoloji transferi ile önemli sayılabilecek bir
yol almıştır. Ancak, artık çeşitli sektörlerde kendi teknolojisini üretmek duru­
mundadır ve bu konuya çok önem vermek zorundadır. Dünyadaki genel reka­
bet ve değişen ekonomik koşullar, ülkelerin ve sanayinin geleneksel rolünü
değiştirmeye zorlamaktadır. Toplumlann, ülkelerin zenginliği ve gücü, artık
sahip oldukları doğal varlıklariyle değil, sahip olduklan bilgi birikimi ve yetiş­
miş kaliteli insan potansiyeliyle ölçülmektedir. Ulusça arzu edilen standartlar­
da yaşayabilmek ve çağımızın olanaklarından yararlanabilmek ile bu imkanlann gerektirdiği bilgi, beceri ve yaratıcılık, yani insanımızın vasıf dokusu
arasında çok yakın bir ilişki vardır. Türkiye'nin dünyanın ileri ülkeleri arasında
yer alabilmesi için ihtiyaçlarının büyük, buna karşın bu ihtiyaçları karşılamak
için harekete geçirebilmiş olduğu kaynaklan sınırlı ve bu kaynaklan kullanım
etkinliği zayıftır. Daha çok kaynağın harekete geçirilmesi ve bunun etkin ola­
rak kullanabilmesi, ancak tüm sektörlerin araştırma ve geliştirmeye önem ve­
rerek dinamik bir yapıya kavuşturulmasiyle mümkündür.
Türkiye'nin genel olarak gelişmesi değerlendirildiğinde, ithal ikamesine da­
yalı içe dönük sanayileşme politikaları, 80'!i yıllarda yerini ihracata öncelik ve­
ren ekonomik politikalara bırakmıştır. Bu çerçevede verilen ihracat destekleri
ile sanayi ürünleri ihracatı 1983'deki 3.7 milyar dolardan 1988'de 8.9 milyar
1
düzeyine erişmiştir. Bu dönemde, ihraç edilen ürünlerin kompozisyonunda
da sanayi ürünleri lehine önemli ölçüde değişim sağlanmıştır. Böylece Türki­
ye, toptan ihracatının % 80'e varan önemli bir bölümünü sanayi ürünleriyle
gerçekleştirir duruma gelmiştir. Tarımsal ürünlerin, son on yılda bu gelişmeye
paralel olarak ihracattaki payı da düşmüştür.
1987 yılında toplam ihracat içinde tanm sektörü % 18.2, sanayi sektörü
% 79.1 pay almıştır. 1985-1989 tarihleri arasını kapsayan V. Beş Yıllık Kalkın­
ma Planı döneminde madencilik ve gıda sanayii, turizmle biriikte öncelikli
sektörier arasında yeralmıştır. Aynı yılda gıda sanayiinin de içinde olduğu
imalat sanayii, sanayi sektörü içinde % 81.7 gibi önemli bir-paya sahiptir.
İmalat sanayii içersinde, gıda sanayiinin payı da 1987 yılında % 23.8 ile en
büyük değere ulaşmıştır. Gıda sanayii, gerek halkın beslenmesinden önemi
ve gerekse ihracatta aldığı pay açısından Türkiye'nin öncelikli sanayi alt sektörieri arasında yer almaktadır.
Uluslararası pazariardaki rekabetin giderek yoğunlaşması, diğer sanayi
dallannda olduğu gibi gıda sanayiinde de yeniden yapılanma ve rekabette
güçlenmek amaciyle yeni önlemlerin alınmasını gündeme getirmektedir. Bu
çalışmada, gıda sanayiinin Türk ekonomisindeki yeri, ihracatta önem taşıyan
gıda sanayii alt sektörierin değeriendirilmesi ve rekabet gücünün artıniması
için alınması gerekli önlemlerin incelenmesi amaçlanmıştır.
2. GIDA SANAYİİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ
Türkiye, ekolojik yapısının uygunluğu nedeniyle önemli bir tanmsal üretim
potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin değerlendirilmesinde gıda sanayiinin
önemli bir işlevi bulunmaktadır. Ülkemiz ekonomisinde gıda sanayiinin, hem
katma değerin artırılması ve hem de sosyoekonomik açıdan önemi büyüktür.
2.1. Türkiye'nin Tanmsal Üretimi
Gıda sanayiinin hammadde kaynağı olan tanm sektörü, aynı zamanda ge­
niş bir istihdam yaratması bakımından ülkemiz için önem taşıyan sektörierin
başında gelmektedir. Nitekim toplam nüfusun % 50'si halen tarımla uğraş­
makta ve Türkiye bu niteliği ile bir tanm ülkesi kimliğini sürdürmektedir. Planlı
kalkınma döneminin başlangıcından bu yana tanm sektörünün toplam milli
gelir ve ihracat içindeki payı sürekli bir düşme göstermiştir. Nitekim 1963 yı­
lında tanmın toplam GSYH içindeki payı % 41'den 1988'de % 18'e düşmüş­
tür. Tanm sektörü üretimi 1984-1988 döneminde ortalama % 4 oranında artış
göstermiştir. Bu dönemde bitkisel üretimde % 4.2, hayvancılıkta % 4.4 ora-
nında artış sağlanmıştır.
Çizelge 2.1'de bitkisel ürünlerin üretimine ilişkin veriler toplanmıştır. Bun­
dan da görüleceği gibi Türkiye önemli ölçüde hububat ürünleri yanında mey­
ve ve sebze üretimi yapmaktadır. Gıda sanayii hammadde girdisi olarak kul­
lanılan buğday, şeker pancarı, patates, domates, ayçiçeği, portakal, elma,
üzüm, kayısı, fındık, incir ve çay üretiminde belirgin bir yoğunluk bulunmakta­
dır. Bitkisel üretim artışında, yüksek özellik taşıyan tohumluk kullanımı, nadas
alanlarının azaltılması ve tarımsal kültürel işlemlerin daha yaygın olarak uygu­
lanmasının büyük rolü olmuştur. 1984 yılında 23.5 milyon ton olan meyve
sebze üretimi 1988 yılında 26.8 milyon tona yükselmiştir. IV. plan dönemi so­
nunda 1994'te de 32.1 milyon ton üretimin gerçekleştirilmesi hedef alınmıştır.
V. Beş Yıllık Plan döneminde bakliyat üretiminde % 16.4, yağlı tohumlar
üretiminde % 9.8 artış sağlanmıştır. Ayçiçeği üretiminde % 12.6 oranındaki
artışa karşın bitkisel yağ talebi iç üretimle karşılanamamış ve bitkisel yağ itha­
line gidilmiştir. Bitkisel üretimde VI. Kalkınma Planı döneminde yıllık ortalama
% 3.7, iç tüketimde % 3.5 ve ihracatında da % 2.8 artış öngörülmüştür. Buna
karşın toplam bitkisel ürün ithalatında da % 7.2 azalma hedeflenmiştir.
Hayvansal üretimle ilgili veriler de Çizelge 2.1'de verilmiştir. Burada da gö­
rüleceği gibi, 1984-1988 plan döneminde yıllık kırmızı et üretimi % 4.4 düze­
yinde artmıştır. Buna karşılık beyaz et üretimindeki yıllık üretim artış oranları
% 10 gibi önemli ölçüde olmuştur. Süt ve yumurta üretiminde de artışlar % 4
düzeyinde gerçekleşmiştir.
Son yıllarda önemli sayıda yapılan canlı hayvan ihracatı nedeniyle et fiyatlannda ölçüsüz artışlar meydana gelmiştir. Canlı hayvan ihracatı yerine işlen­
miş hayvansal ürünlerin ihracatına ağıriık verilmesi daha doğru olacaktır.
Türkiye su ürünleri üretiminde önemli bir potansiyele sahip olmasına kar­
şın bugüne kadar yeterii gelişmeyi sağlayamamıştır. Balıkçılık potansiyeli yük­
sek olan ülkemizde, bugüne kadar içsularda yetiştirme ve açıkdeniz balıkçılığı
imkânlanndan yeterince yararianılmamış, yetiştiricilik ve açıkdeniz balıkçılığı
geliştirilememiştir. Eğitim, araştırma ve geliştirme faaliyetlerindeki yetersizlik,
üreticilerin yeterii düzeyde teşkilâtlanmamış oluşu, balıkçı bannağı, alt yapı
eksiklikleri, insan gıdası olarak değeriendirme ve pazariama yetersizlikleri,
soğuk ve donmuş zincirin yeteri kadar gelişmemiş oluşu ve finansman yeter­
sizliği , sektörün başlıca sorunlan olarak karşımıza çıkmaktadır.
1984-88 döneminde, su ürünleri üretimi, yılda ortalama % 4.3 artmıştır.
•r- LO
LO 00 co
0>
co O
Ò
CJ LO
ó
O
<
CO co evi LO
I O LO CO CO
^ ' CO CD
co
co
co
co
T-
d
co
O)
CM CM
O ) l 0 0 | [LO q 1^ 00 q CM
cd -«^
T-^ -»-^
COI
co co
fv. ^
LO r*; T-I
T- '«t <q 0>
co LO o co C D co O) q co
T-^ I O CO
LO evi co CM 1^
O ) K r^:
O) C> o co LO evi C ) <
o
LO co o
LO co T- q LO
o CD C> co evi rs! co L O CM co
O)
O ) co
Ò
o T- LO
co T-"
1^
CM
o
d òs
ss;
• CM
0)
o
Cf> (
LO
CM <
Oi <
I O ) CM o
: co c o L ^
CO O) CO CM LO ^ J - I
co o 1-^
X-' 00 cu •
to
LO
cvj CM LO LO o
^
^
) y-
CO
co co
• co "«t CM
CO
CO T-^
co
co
1- LO
^s
o
CM
ss
i o LO CM
co
CM
1-
SI
i.
^
CM 05
co
5
5 s s o s io
:
-«r;
«
' a-*
T-^• CO co
! S S 5
CM
q
LO
CM o
O
O
o
O O O O
O O O O
o o CD o
• § § I g gl
o
CM O
i
i'
§
1
CO
o
y-
CM
Ri
O i LO o
CM CM co
CM co q
o
<SÌ ^
I CJ5 O CM
CD LO co
1; -«t
o
o
CM CM 05 Cu LO 1^ CM O
T- io' co'
CM (3) co
sss.
co
s
CM CT CO w §
CO CO T-" CO
1-^ LO T-
COt O CD O ) co o
'S s
CM co
lo
rV
o o
LO o
co q
o co
r>. o
CO T-
lo
o
o
1^ <3>
LO o
'
R í^. o S 00 w ¡ « 2
•i ^ S w
S
q
CM LO' Ö
CM
CO
CO L O
CM
• col
^
> LO co LO
>
co CM CO
I CM
Oí
-r-
í 00 LO
o
co
00
T-^
qqs §s
cd
T-^
1^
o
CD!
CD
>
_ "«t C> cd LO
00 o 'r- 00 ( D
T- LO o co CM
cd
> 00 CM o
• Oí co CJÌ
o
§§° s '
í
g i i "
os
co
c
co
>
CM
[od
SO §
cd CM
O
o
^ co
T- T- co co
o
O co
§ g ¿ }íí §
CD ^ "Sí- CM CM
CM
s
CM "«d- <
00 C D ( I 05 '
o i ( » co (
o
• CM LO CO L O
00 '«t co
» CO
cM
Oì o
co L O CO ( > co o CM
co
l ' a
t^l
CD T-
co T-
r-.
T-
T-
œ
CD -r^ 05 co T- 00
co
o>
^
T- LO
CM CD CO CD CM o
'«t
C> '«Î^ "«Î
O
is s s
^ co <
Q
co
T- ( D 05 co o 1^
05 "«t cd CM T-'
cri co CD co co c > I
o
o o o co o> q '
I T- co LO 00 Cf) LO CVJ
S i
CD co
' LO*
T- <
o " <73 u; T-;
^
•
K CM
OJ co
LO CD LO
<
CD '
CM q
-S^ 1-^ T-
^3- LO
co 1^ CD '«t co (
-•i
CO
iq
•Sf 1-^
co
csj
o
LO o
LO <
o
CO
^
05 î
T-^
1 .i
CD
05
^ ' LO T-^
co LO 00
CD CO
CO
CM CM
CO "«t CO CO
CO CSJ
LO
Ş s s § s 5 ?i s s Ş § ;
i
coLOT-^ocqoîT-LO'^tr^oqcM'
5 2
CO CM
CD t-* -»t LO CM ' ' CM
• " co'
O) co co T- co <
co co CM co co •
od -r^
)s
CO h CM LO
o
o LO 1- <
CM co
od y-^
(
o
I CM O)
t CD o
T- LO
> cd T-"
I
q
'
"
•
ISS
co co <
I T-
Ti- O o
O o
Of)
CO
LO LO O
T- co o
O
^
00 CM co
00
) o
o «
co O
• CM l
) T- l
i co <
co
•
> od T-
cd
I
O
o
'
CM ^í- co XCD
05
CM
co y-
îSSi
co
CM
cry
Oí
o
f i l i l i
F;
í¿
CM CD
<
OÎ LO co
00 CM •
co cj
LO
co
evi
o
> o
'
) o
> o
i p
- CD §
05 CO CM
.
O
od
UJ
co 00 CM CM
-r-^
O O O CM
CD O O O
C5 CM T- CO T-
O
8
T- cd
'o
o:
co
E
c
co
X
O
I-
<
>
§2
!-•'=' 2,
oc
<
~ en
o
§. Ì 1
j < 2 OÛ
-H^ O LU p
>iiIs
«
t
LU
-
iiI Í 1
s-ÄÖ
z :¿ h- (/>£!. < Q > H ujo N i l O Q m
12
co
SS
UJ LU
LU
llli
•3 i i w >
> dl
ir: ^- >
Türkiye, su ürünleri üretiminde 161 ülke arasında 30'uncu sırada yer al­
maktadır. Aynı dönemde ihracat yılda ortalama % 11.8 artmış, kişi başına su
ürünleri tüketimi de 12.2 kg'a yükselmiştir.
1988 yılında iç talebin % 73.5'ini taze ve donmuş, % 1.9'unu tütsülü ve
konserve, % 24.6'sını balık unu ve yağı ile diğerleri oluşturmuş, donmuş
ürünlerin payı ise % 5.0 olarak gerçekleşmiştir. 1988 yılında su ürünleri üreti­
minin % 0.5'i yetiştiricilikten, % 6.4'ü iç sulardan, % 93.1'i denizlerden, deniz
ürünleri üretiminin % 56.0'sı Doğu Karadeniz'den, % 26.3'ü Batı Karade­
niz'den, % 10.4'ü Marmara Denizi'nden, % 4.5'i Ege Denizi'nden, % 2.8'i Ak­
deniz'den sağlanmıştır. Toplam üretimde Karadeniz % 82.3 gibi önemli bir
pay almıştır. Aynı yıl ülkemiz deniz ürünleri üretiminin % 93.7'si göçmen,
% 6.3'ü dipte yaşayan türlerden oluşmuştur.
1989 yılında su ürünleri üretimi önceki yıla oranla % 32.4 azalarak 457.
116 tona düşmüştür. Bu azalma büyük ölçüde Karadeniz'de hamsi üretimin­
deki azalmadan kaynaklanmıştır.
Su ürünlerindeki üretim, tüketim ve ihracatla ilgili gelişmeler Çizelge
2.2'de toplanmıştır.
VI. Kalkınma Planı döneminde su ürünleri üretiminin yılda ortalama % 7.7,
iç talebin % 7.3, ihracatın % 12 ve ithalatın da % 3.5 artması öngörülmüştür.
Bu plan dönemi sonunda kişi başına düşen yıllık iç talebin 16.2 kg olması hedefalınmıştır.
ÇİZELGE 2.2: Su ürünlerinde gelişmeler
1984 Gerçekleşme
MALLAR Miktar
(1)
IÇ talep
Üretim
İhracat
İthalat
Kg/Kişi
1985 Gerçekleşme
Değer Miktar
(2)
(3)
1986 Gerçekleşme
Değer Miktar
(4)
(5)
1987 Gerçekleşme
Değer Miktar
(6)
(7)
1988 Gerçekleşme
Değer Miktar
(8)
(9)
YILLIK A R T I Ş (%)
1985 1986
(4/2) (6/4)
1987
(8/6)
1988
(10/8)
556.4 969.805 567.1 988.455 571.3 995.776 610.4 1.063.927 658.7 1.148.114
1.9 0.7
568.9 991.592 578.1 1.007.628 682.9 1.015.995 627.7 1.094.081 676.0 1.178.268
1.6 0.8
12.5 44.588 11.0
39.237
12.1
43.161
19.9
70.983
19.5
69.557 -12.0 10.0
.
.
.
0.5
484
2.6
2.514
2.2
2.127
11.5
11.3
11.1
11.6
12.2
-
6.8
7.7
64.5
419.4
-
7.9
7.7
-2.0
-15.4
^
Kaynak: DPT VI. Beş Yıllık Kalkınma planı öncesinde gelişmeler 1984-1988
M: Bin Ton
D: Milyon TL
1988 Yılı Fiyatlarıyla
Değer
(10)
2.2. Türkiye'de Gıda Sanayiinin Gelişme Süreci
Cumhuriyetin ilk yıllarmdan itibaren gıda sanayiinin ilk kuruluşlan, küçük
ölçekli imalâthanelerden oluşmuştur. Bunlar içersinde un değirmenleri, zey­
tinyağı pres üniteleri, süt ve et işleme ile helva, lokum imalâthaneleri, çekir­
dek yapıyı meydana getirmiştir.Gerçek anlamda gıda sanayiimiz 1926 yılında
kurulan Uşak ve Alpullu şeker fabrikalanyia başlamıştır. Daha sonra 60'lı yıl­
lara kadar gıda sanayii yavaş bir hızla ilerieme göstermiştir. Ancak, sanayinin
gerçek anlamda gelişmesinin kalkınma programları ile başladığı söylenebilir.
Ülkemizde özellikle, 1960'lı yıllardan sonra 5 yıllık kalkınma planlannın hazırianmasında ve uygulanmasında sanayi sektörünün itici ve sürükleyici sek­
tör olarak ele alındığı görülmektedir. Bu çerçevede, genel olarak sanayi yatınmları ve bu arada gıda sanayii yatırımları toplam yatınmlar içerisindeki
payında yükselme olmuştur. 1985-1989 yıllan arasındaki V. Beş Yıllık Kalkın­
ma Planında tan ma dayalı sanayii, turizm ve madencilikle biriikte üç öncelikli
gelişme alanı olarak belirlenmiştir.
Planlı dönemin başlangıcı olan 1962 yılından itibaren gıda sanayiinin geli­
şimi incelendiğinde, ilk aşamada gıda işletmeleri ve pazara dönük gıda sana­
yii ürünleri üretimi ile ihracatı, içinde bulunduğumuz dönemin çok gerisinde
olduğu görülecektir. Plan döneminin başlangıcında Et ve Balık Kurumu 4
kombina ile faaliyet göstermekte, Türkiye Şeker Fabrikalan A.Ş.'nin 15 adet
şeker fabrikası çalışır durumda bulunmaktaydı. Süt sanayiinde ikisi Atatürk
Orman Çiftliği'ne ve iki adedi de özel sektöre ait olmak üzere toplam dört
adet süt fabrikası mevcuttur. Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu (TSEK) ve Çaykur henüz kurulmamıştır. Özel sektörün bu dönemde ilgi duyduğu ve faaliyet
gösterdiği alanlar konserve, bitkisel yağ ve un sanayileridir. Meyve-sebze iş­
leme sanayiinde halen faal durumda bulunan modern salça, meyve suyu,
dondurulmuş meyve-sebze vb. tesisler, modern bitkisel yağ sanayii tesisleri,
büyük kapasiteli un, makarna, bisküvi, salça, şekerieme tesislerinin hiçbiri,
planlı dönemin başlangıcında henüz ortada yoktu. Aynı dönemde ihracat ise
çoğunlukla çekirdeksiz kuru üzüm, fındık, zeytinyağı v.b. geleneksel ihraç
ürünlerinden ibaretti.
I. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1962-67) döneminde Türkiye Süt Endüstrisi
Kurumu kurulmuş, şeker, çay ve et işleme tesislerinde kapasiteler artınlmıştır. Bu dönemde tesislerin büyümesi, ileri teknolojiye geçmesi, uygun kuruluş
yeri seçimi konularına eğilim ve yavaş da olsa bir gelişme başlamıştır. Sözkonusu dönemde sektörde üretim artışı % 6, talep artışı % 6.1 olmuştur, ihra­
catta ise, geleneksel ürünler ve yan ürünler ihracatı yanısıra bir miktar çay ih-
racatına başlanmış, ihracat artışı ise % 1 düzeyinde kalmıştır.
II. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1967-72) döneminde gıda sanayiinde ekono­
mik büyüklükte, ileri teknikler kullanan tesisler kurulmaya başlanmışsa da
bunlann toplam kapasite içerisindeki oranlan et, süt, un, meyve-sebze işleme
ve bitkisel yağ sanayilerinde düşük kalmıştır. Bu durum, ilkel ve modern te­
sisler arasındaki haksız rekabetin belirginleşmeye başlamasına yolaçmıştır.
II. Plan döneminde ortalama üretim artışı % 6.9, talep artışı % 7.3, ihracat ar­
tışı ise % 2 olarak gerçekleşmiştir.
Gıda sanayiinin III. ve IV. Plan dönemlerindeki gelişmeleri, ürün kapsamı
karşılaştınlabilir bir baza getirilerek değerlendirildiğinde, ortalama üretim artışı
sırasiyle % 5 ve % 4.7 düzeyinde sağlanmıştır.
III. Plan (1972-77) döneminde en büyük artış hızları yem, mezbaha ürün­
leri, su ürünleri sektörlerinde görülmüştür. Bu dönemde meyve suyu, salça
ve yem sanayülerinin aşın özendirilmeleri sonucunda öngörülen hedeflerin
üzerinde yatırımlar gerçekleşmiş ve daha sonraki yıllarda bu alt sektörlerde
atıl kapasiteleryaratılmıştır.
Sözkonusu dönemde talep artışı % 4.9 olmuştur. İhracat ise % 5.4'lük he­
defin çok gerisinde %5 oranında gerilemiştir. Sözkonusu gerileme, fındık,
zeytinyağı, şeker ve küspe ihracatındaki gerilemelerden kaynaklanmıştır.
III. ve IV. Plan dönemlerinde Et ve Balık Kurumu (EBK) tarafından kurulan
kombina sayısı 20'ye, toplam kapasite 371.000 ton/yıl'a ulaşmıştır. Ancak, be­
lediye mezbahaları, kontrollü kesimlerde önemini korumuş ve EBK kombinalannda halen devam eden atıl kapasite sorunu ortaya çıkmıştır. Özel sektör
tarafından et kombinası kurulmasına imkân veren 2678 sayılı kanunun yürür­
lüğe girmesinden sonra IV. Plan dönemi sonundan itibaren özel sektör tara­
fından da modern et işleme tesisleri kurulmaya başlanmıştır. Aynı dönemde
et ihracatında da önemli artışlar kaydedilmiştir.
Süt ve mamulleri sanayiinde IV. Plan dönemi sonunda tamamlanan 43
adet TSEK ve özel sektör yatınmlan ile Türkiye toplam süt üretiminin % 1 l'ini
değeriendirebilecek bir çiğ süt işleme kapasitesine ulaşılmıştır. Türkiye Süt
Endüstrisi Kurumu ve özel sektöre ait büyük tüketim merkezlerinde kurulu ve
işlenmiş içme sütü, yoğurt vb. taze ürünler üreten fabrikalar yüksek oranda
kapasite kullanarak çiğ süt alım ve mamul pazannda etkili olmuşlarsa da süt
üretiminin dağınık yapıda olduğu Doğu Anadolu Bölgesi'nde ticari süt hay-
vancılığı geliştirilememiştir. TSEK peynir ve tereyağı fabrikalan, süt alımı ve
mamul üretiminde etkili olamamışlar, bu dönemde geleneksel mandıra üreti­
mi önemini ve yerini korumuştur.
Bitkisel yağ ve mamulleri sanayiinde eklenen yeni tesislerle, kurulu kapa­
site yağlı tohum üretim miktarı ve yurtiçi talebin üzerine yükselmiş, hamyağ it­
halatı devam ederken IV. Plan dönemi sonunda margarin ihracatında artış
görülmüştür.
Un sanayiinde III. ve IV. Plan dönemlerinde özel sektör tarafından yeni ka­
pasiteler yaratılarak, bu sanayide büyük çapta modernizasyon sağlanmış, un
ve irmik ihracatına başlanmıştır. Bulgur üretiminde geleneksel üretim, ağırlığı­
nı korumasına karşılık makarna ve bisküvi sanayiilerinde modern kapasiteler
artarak, şehirleşmeye bağlı iç talep artışları karşılanmış ve ihracata yönelinmiştir.
Meyve-sebze işleme sanayiinde meyve suyu, domates salçası, kurutul­
muş sebze, dondurulmuş meyve ve sebze, fındık işleme alanlannda yeni ve
modern tesisler faaliyete geçmiştir.
Gıda sanayii ürünleri talebi III. Plan döneminde ortalama % 4.9, IV. Plan
döneminde ortalama % 4.8 olmuştur. İhracat ise, aynı dönemlerde sırasıyla
ortalama % 5 ve % 10.3 oranında artış göstermiştir. Planlı dönemde devreye
giren ve modern teknoloji ile üretimde bulunan sanayi kuruluşlannın dünya
pazarlanna açılma gayretleri sonucunda özellikle son yıllarda ihraç edilen
ürün çeşidi ve miktarlan artarak yeni pazarlara girilmiştir. Önceki dönemlerde
geleneksel ihraç ürünleri olan iç fındık, çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir ve
zeytinyağının ağırlık kazandığı gıda sanayii ürünleri ihracatında, III. ve IV.
Plan dönemlerinde tavuk eti, margarin, buğday unu, irmik ve bazı meyve ve
sebze işleme sanayii ürünleri ihracatına başlanmış, dönem sonunda Gümrük
Tarife İstatistik Pozisyonlan itibariyle ihraç edilen mal adedi 152'ye, ihracat
cari değeri 1 milyar ABD Dolan'na ulaşmıştır. Bundan sonraki kalkınma planlannda özel sektörün de gıda sanayii alanında yeni tesisler kurduğunu, tesis­
lerini genişlettiği ve modernize ettiğini görmekteyiz.
Böylece ülkemiz büyük kapasitelerde üretim yapan; et, yağ, süt işleme
fabrikalanna, makarna, bisküvi, şekerleme, çikolata, konserve, meyve suyu,
bira üreten modern tesislere kavuşmuştur.
Gıda sanayii üretimi, 1984-88 döneminde ihracatta beklenen hedefe ulaşı-
lamaması ve tarımsal üretimdeki gelişmelerin olumsuz etkileriyle V. Plan dö­
neminin ortalama artış hedefi olan % 6.2'nin gerisinde kalmış, ancak ortala­
ma % 3 oranında bir artış göstermiştir.
Mezbaha ürünleri sanayiinde 1984-88 döneminde ortalama üretim artış hı­
zı, V. Plan hedefi olan % 12.3'ün gerisinde kalmış ve % 1,2 oranında gerçek­
leşmiştir.
Et ve Balık Kurumu kombinalannda kurulu 556.320 ton/yıl kapasite ve di­
ğer tesisler de dikkate alındığında toplam 1 milyon ton/yıl üzerinde kesim ka­
pasitesine ulaşılmış olmasına karşın, modern tesislerde kapasite kullanım
oranının ve ülke çapında toplam et üretiminde mezbaha ve kombinalarda ya­
pılan üretimin payının artıniması mümkün olamamıştır. Sonuç olarak yan ürün
kayıplan azaltılamamış, hijyenik koşullar yerine getirilememiş, iç ve dış paza­
ra dönük ürün çeşit ve kalitesinin artınlması sağlanamamıştır. Buna karşılık
tavukçuluktaki gelişmeler ve karma yeme uygulanan sübvansiyonun olumlu
etkilerine bağlı olarak talebin artması ve tavukçulukla entergre kesim tesisle­
rinin sayı ve kapasite olarak büyümesi sonucunda tavuk eti üretimi önemli bir
gelişme göstermiş ve 1984-88 döneminde ortalama üretim artışı hızı % 15.8
olmuştur.
Süt ve süt mamulleri sanayii V. Plan dönemi üretiminin ortalama %9.5
oranında artması hedeflenmiş iken, 1984-88 yıllan ortalama artış gerçekleş­
mesi % 4.5 olmuştur. Bu gerçekleşmede içme sütü üretiminde, aynı dönem­
de ortalama % 12.8'lik bir artışla Plan hedefinin gerisinde kalınması ile AT ül­
kelerinden yapılan ve Topluluğun mevcut stoklann eritilmesi amacıyla
sübvansiyonlu fiyat uyguladığı süttozu ve peynir ithalatının artış göstererek
toplam süt üretimini olumsuz yönde etkilemesi rol oynamıştır.
Plan döneminde süt üretimini ve üretilen sütün sanayiye akışını destekle­
mek amacıyla getirilen teşvik primi uygulaması, mevcut kapasitenin belirlen­
mesini ve tesislerde modernizasyonun özendirilmesini de sağlamıştır. Süt sa­
nayiinde, teşvik priminden yararlanabilen tesislerin toplam kapasiteleri 1988
yılı sonu itibariyle 3.511.250 ton/yıl olarak belirlenmiştir.
Un sanayiinde özel sektör tarafından yeni kapasiteler yaratılmasına de­
vam edilmiş, plan dönemi başında 11 milyon ton/yıl olan buğday işleme ka­
pasitesi Plan dönemi sonunda 16.3 milyon tona yükselmiştir. İç talebin fazla­
lığı, buğday taşıma ve depolamasının undan daha kolay oluşu, karataş
değirmenlerinin büyük ölçüde terkedilmesi, yerli makina teçhizat temini kolay-
Iıkları gibi nedenlerle un sanayiine yatınm arzusunun devam etmesi, kapasite
artışmda etkili olmuş ve kapasite kullanım oranı % 50 düzeyinde gerçekleş­
miştir.
Makarna ve bisküvi sanayilerinde, mevcut tesislerin tevsii ve modernizas­
yonu ile çeşit ve kalitenin iyileştirilmesi sağlanmış, ihracatta önemli artışlar
gerçekleşmiştir.
Bitkisel yağ ve mamulleri sanayiinde, mevcut tesislerin genişletilmesi ve
modernizasyonu ile yeni tesisler işletmeye alınmıştır. Bunun sonucu olarak
kurulu kapasite, yağlı tohum ve hamyağ temininin ve aynca yurtiçi bitkisel
yağ talebinin üzerine yükselmiştir. Bu plan döneminde hamyağ ithalatı, mar­
garin ve sıvı rafine bitkisel yağ ihracatı artış göstermiştir.
Zeytin üretiminde periyodisiteyi azaltıcı tarımsal gelişmelerin sağlanamamasına karşın, zeytinyağı sektöründe teşvik önlem ve tedbirlerinin olumlu
etkisiyle küçük ölçekli tesislerde kontinü sisteme geçiş şeklinde bi r mo­
dernizasyon ve bir miktar kapasite artışı sağlanmıştır. Plan dönemi başında
1.3 kg/yıl olan kişi başına zeytinyağı tüketimi, 1 kg/yıl'm altına düşmüş, üre­
tim ve ihracat Plan hedefinin gerisinde kalmış ve zaman zaman zeytinyağı it­
hal edilmesi zorunlu olmuştur.
Meyve ve sebze işleme sanayiinde, dondurulmuş meyve, sebze ve doma­
tes salçası üretim ve ihracatı ile meyve suyu ve konsantreleri üretimi Plan he­
deflerini aşmıştır. Domates salçası sanayiinde sözkonusu gelişmenin sağlan­
masında. Plan döneminde yeni bir tesisin devreye girmesi ile mevcut
tesislerin modernizasyon ve kapasite artırma yatınmlarını tamamlamalan so­
nucunda, kapasitenin 221.000 ton/yıl'dan 280.000 ton/yıl'a yükselmesi, uygu­
lanan ihracat politikalan ve dünya pazarlanndaki olumlu gelişmeler etkili ol­
muştur.
Dondurulmuş meyve-sebze, yerfıstığı ve fındık işleme sanayiilerinde de
yeni tesisler devreye girmiştir.
Sofralık zeytin, çekirdeksiz ve çekirdekli kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı,
antepfıstığı işleme sanayilerinde, ihracat düzeyleri korunmuş, ancak tesislerin
geleneksel yapılan ve uygulanan işleme tekniklerinin geriliği ile ilgili sorunlar
devam etmiştir.
Şeker sanayiinde, 1985 ve 1986 yıllannda pancar ekim alanlannın gerile­
mesi ve verim düşüklüğü sonucunda şeker üretimi azalmış, 1987 yılında
ekim alanı ve şeker üretiminin rekor düzeye yükselmesine karşın kampanya
öncesi 217.000 ton şeker ithal edilmesi gerekmiştir. 1988 yılında da ekim
alanlannın azalması ve iklim koşullan nedeniyle üretimin düşük bir düzeyde
gerçekleşmesi üzerine 1989 yılında şeker ithalatı yeniden gündeme gelmiştir.
Sonraki yıllar, yurtiçi talebinin karşılanması amacıyla ve şeker sanayiinin
dışsal etkileri gözözüne alınarak Plan döneminde üç yeni şeker fabrikası yatınm programına alınmıştır. 1984 yılında 1.217.000 ton/yıl olan şeker üretim ka­
pasitesi Plan döneminde devreye giren ve IV. Plan döneminde yatınm prog­
ramına alınmış olan dört yeni fabrika ile 1.565.000 ton/yıl'a ulaşmıştır.
Çay sanayiinde Plan dönemi başında çıkanlan 3092 sayılı yasayla gerçek
ve tüzel kişilere çay fabrikası kurma ve işletme hakkı verilmesinden sonra
özel kesim tarafından kurulan ve toplam kapasiteleri 3.276 ton/gün olan 65
fabrika devreye girmiştir. Böylece Çaykur'a ait 6000 ton/gün kapasiteli 45
fabrika dahil toplam 110 fabrikada 9276 ton/gün'lük yaprak işleme kapasitesi­
ne ulaşılmıştır. Plan dönemi başında el hasadı yerine makas hasadına geçil­
mesi ve ekim alanlanndaki genişleme, V. Plan üretim ve ithalât hedeflerinden
önemli sapmalara yolaçmış ve 1989 kampanya öncesi 52.000 ton stok oluş­
muştur.
Yem sanayiinde Plan dönemi başında fabrika sayısı 126 ve toplam kapa­
site 2.335.000 ton/yıl iken 1989 yılı başında fabrika sayısı 235'e, toplam kapa­
site ise 4.266.000 ton/yıl'a yükselmiştir. Yem fiyatlanna sübvansiyon uygulan­
masının da olumlu etkileri sonucunda 1988 yılı karma yem üretimi V. Plan
hedefine ulaşmıştır.
Plan döneminde başlanan çocuk mamaları ithalâtı, bir taraftan yurtiçinde
üretimi olmayan özel diyet mamalan talebinin karşılanmasına yardımcı olur­
ken, diğer taraftan yerli sanayi kapasite kullanım oranının düşmesine yolaçmıştır.
Maya sanayiinde, faal durumdaki toplam 96.000 ton/yıl kapasiteli üç fabri­
kaya ilave olarak kurulan iki yeni fabrika ile 62.500 ton/yıl olan yurtiçi talebin
üzerinde bir kapasite oluşmuş ve maya ihracatına yönelinmiştir.
Şekerleme sanayiinde mevcut tesislerin teşvik tedbirlerinden yararlanarak
yaptıklan tevsi ve modernizasyon yatınmlan sonucunda yeni ürünlerin üretimi
ve ihracatı artmıştır.
Başlangıçta tarıma dayalı sanayii geliştirme çabalan iç pazar ihtiyaçlanna
yönelik olmuştur. 1980'de uygulamaya konulan ihracata yönelik büyüme poli­
tikaları ve özel sektörü teşvik kararları çerçevesinde bu sektöre önem veril­
meye başlanmıştır.
Ülkemizde gıda sanayii ikili bir yapı göstermektedir. Bir yanda dünün geri
teknolojisini uygulayan imalâthane düzeyindeki küçük işletmeler, öte yanda
bu günün ileri teknolojisini uygulayan büyük işletmeler bulunmaktadır. Gıda
sanayiinde çağdaş teknolojiye, hijyenik koşullara uygun modern tesislerin ya­
nında halen ilkel araç-gereçlerle üretim yapan küçük ölçekli imalât birimleri­
nin varlığı, zaman zaman haksız rekabete yolaçtığı gibi, tüm gıda sanayiinde
ilkel yöntemlerle üretim yapıldığı şeklinde, haksız ve yanlış bir kanının oluş­
masına da neden olmaktadır. Burada 2000 yılına yönelmiş bir Türkiye'de hâlâ
etkin bir kalite kontrol sisteminin kurulamamış olmasının büyük rolü vardır.
Nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme ve gelir artışına bağlı olarak üretimin
artınlması kalkınma planlannın ana politikasını oluşturmuştur. Bunun yanısıra
sanayinin altyapısını oluşturan ambalajlama, depolama ve dağıtım araçlannın
gelişmesine bağlı olarak gıda sanayii ürürleri çeşitlenmiş ve pazar ekonomi­
sine yönelmiştir. Sonuçta gerek iç, gerekse dış pazarlarda diğer sınai ürünleri
gibi gıda sanayii ürünlerinin de rekabet şansı artmıştır.
Gıda sanayiinde yapı değişimi, sanayileşmenin sonucu olarak ortaya çık­
maktadır. Yapı değişikliğinden, genellikle küçük ölçekli üretim birimlerinden
çok, ileri teknoloji kullanan büyük ölçekli ekonomik çalışma sistemleri geliştir­
miş, dış pazarlarda kalite ve fiyat açısından rekabet edebilecek düzeye eriş­
meyi anlıyoruz. Ülkemiz gıda sanayiinde de bu yönde önemli çabalann oldu­
ğunu görüyoruz.
2.3. Gıda Sanayiinin İmalât Sanayii İçindeki Önemi ve Üretim Potan siyeii
Gıda sanayii sektörü DPT'ca yapılan çalışmalarda imalât sanayii kapsa­
mında yeralmakta ve Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ISK (Internatio­
nal Standart Industrial Classification) esas alınarak alt sektörleri belirlenmek­
tedir. Bu sınıflandırmaya göre gıda sanayii sektörü kapsamına, aşağıda
belirtilen alt sektörler girmektedir:
1. Mezbaha Ürünleri Sanayii: Kırmızı et, kümes hayvanlan, sakatat, et
mamulleri, bağırsak, donyağı, deri ve diğerleri.
2. Süt ve Süt Mamulleri Sanayii: İşlenmiş içme sütü, yoğurt, beyaz pey­
nir, kaşar peyniri, diğer peynirler, tereyağı, süttozu ve diğer ürünler.
3. Su Ürünleri İşleme Sanayii: Balık ve diğer su ürünleri, balık unu ve ya­
ğı.
4. Un ve Unlu Ürünler Sanayii: Pirinç, buğday unu ve irmik, diğer hubu­
bat ve baklagil unlan, bulgur, mama, un, kepek, makarna, ekmek, bisküvi ve
diğer unlu gıda ürünleri.
5. Meyve ve Sebze İşleme Sanayii: Meyve-sebze konservesi, dondurul­
muş meyve ve sebzeler, kurutulmuş sebze, domates salçası, meyve suyu
konsantreleri, salamura zeytin, kuru incir, çekirdekli ve çekirdeksiz kuru
üzüm, kuru kayısı, diğer kurutulmuş meyveler, iç fındık, fındık mamulleri, re­
çel, marmelât, kavrulmuş kuruyerhiş ve leblebi.
6. Bitkisel Yağ ve Mamulleri Sanayii: Zeytinyağı, prina, prina yağı, sıvı
rafine yağlan, margarin, yağlı tohum küspeleri.
7. Şeker ve Şekerli Mamuller Sanayii: Şeker, melas, yaş küspe, helva,
lokum, çiklet, şekerlemeler, çikolata ve kakaolu mamuller, diğer şekerli ma­
muller.
8. Diğer Gıda Sanayii: Çay, nişasta, glikoz.
9. Yem Sanayii: Melaslı kuru küspe, karma yem.
Türkiye'nin tarım, sanayii ve hizmet sektörlerine göre Gayri Safi Yurtiçi
Hasıla (GSYH) oranlan yıllara göre Çizelge 2.3'de verilmiştir.
Sanayii sektörü içerisinde yer alan imalât sanayiinin toplam
sanayi üre­
timinde 1985 yılında % 79.3, 1986'da % 80.7, 1987'de % 81.7; lb88'de
% 82.2 pay almış ve 1989 yılında da % 91.4'e yükselmiştir.
ÇİZELGE 2.3.: Türkiye'nin sektörlere göre Gayri Safi Yurtiçi Hasıla
(GSYH) oranlan
1985 1986 1987
TARİM
SANAYİ
HİZMET
18.8
31.6
49.6
18.3
31.9
49.6
18.5
31.8
50.2
1988 1989
17.9
33.7
49.3
15.8
36.7
47.5
Gıda sanayii üretiminin toplam imalât sanayii üretimi içerisindeki ağırlığı da
aşağıda gösterilmiştir:
YILLAR
(%)
1984
1985
1986
1987
1988
1989
21.8
20.7
20.2
19.0
19.3
19.74
Böylece gıda sanayii, imalât sanayii üretimi içersinde en büyük alt sektör
konumunda bulunmaktadır. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri, Almanya
gibi gelişmiş ülkelerde de sözkonusudur.
Gıda sanayii, imalat sanayii içindeki önemli payına karşılık son ürünlerin
ve girdilerin özelliklerine koşut olarak, katma değer oranı diğer imalât sanayii
alt sektörlerine göre daha düşüktür. Bu durum gelişmiş ülkeler için de geçerli­
dir. Gıda sanayii, gelişmiş makina, teçhizat ve bazı katkı maddeleri dışında
tüm girdileri yurt içinden sağlamakta ve tanmsal hammadde üretimini değer­
lendirmektedir. Türkiye gıda sanayii ürünlerinde karşılaştırmalı üstünlüğe sa­
hiptir. Bu nedenle katma değerini artırmak, ihracatını teşvik etmek ekonomi­
mize büyük katkriar sağlayacaktır.
Tarım Bakanlığı'nın verilerine göre Türkiye'de aile tipi küçük kapasiteli iş­
letme birimleri de dahil toplam 17000 işletme gıda sanayiinde üretim yap­
maktadır. Bu işletmelerde de toplam 287.000 işçi çalışmaktadır.
Sanayi anketlerinde görülen 17 bin dolayında gıda sanayii tesisinden 50
adedi Ar+Ge üniteleri kurmuş ve kalite kontrolünü da bizzat yapan büyük öl­
çekli, ihracatçı ve kalite yönü ile de her tür rekabet gücüne sahiptirler. Dünya
gıda piyasalannda da tanınmaktadırlar. 500 adedi modern teknolojiyi uygula­
yan batı normlanna göre küçük olmakla birlikte ülkemiz ölçülerinde büyük te­
sislerdir. Diğer 2000 adedi modern teknolojiyi uygulamaya çalışan küçük bo­
yutlu işletmelerdir. Geri kalanlan imalâthane, mandıra ve aile işletmesi
niteliğinde kuruluşlardır.
Gıda sanayiinde modern tesislerin sayı ve kapasite durumlan, 1986 yıl so­
nu değeriendirmelerine ve mülkiyet dağılımına göre Çizelge 2.4'de gösteril­
miştir.
ÇİZELGE 2.4: Gıda sanayiinde kurulu kapasite dağılımı
Kapasite Birimi: ton/yıl
Alt Sektörler
Sayı
Et Sanayii (1)
Süt ve Mam. San.
Un Sanayii
Bisküvi Sanayii
Makarna Sanayii
Domates Salçası San.
Sebze Kurutma San.
Meyve Suyu San.
Meyve-Sebze Konserve
Ham ve Raf. Bitk. Yağ.
Zeytinyağı
Margarin
Şeker
Şekerleme
Çay
Yem
TOPLAM
27
38(2)
1
1
-
18
45
25
155
Kap.
Sayı
Kap.
Sayı
162.7
35
5
264.0
11
1
3.256^^^- 15.962.0
275.5
15
321.4
19
252.6
29
25.5
5
9(4)
149.3
13
93.8
27
156(5) 2.626.3(6)
205.2
1.019(7)
12(5)
562.4
5
1.121
14.3
7
1.765.0 (ö)
6.000^®^
15
14
2.946.2
167
542
556.3
323.4
90.0
4:8
-
4.786
Toplam
Kamu-Özel Ortak
Özel
Kamu
34
Kap.
35
30
206.0
351
285.5
Sayı
Kap.
719
62
622.4(6)
54
3.258(3) .16.082.0(6)
275.5
15
321.4
19
29
252.6
25.5
5
360.0
23
93.8
27
156(5) 2.626.3(6)
205.2
1.019(7)
12(5)
562.4
1.472.0(8)
23
14.3
7
7.765.0
60
3.773.7
204
4.973
KAYNAK: DPT
(1) Belediye mezbahalan hariç
(2) Süt toplama merkezi haline getirilen işletmeler hariç
(3) 2528 adet karataş değirmeni dahil
(4) Kooperatif fabrikaları dahil
(5) Kooperatif birliklerine ait tesisler dahil
(6) Hammadde işleme
(7) Kooperatif birliklerine ait tesisler ve küçük kapasiteler dahil
(8) Yaprak işleme
Gıda sanayiinin belli bir ürünü basit veya gelişmiş teknolojik imkânlara sa­
hip işletmelerde elde edebilme özelliği çok sayıda basit, az sayıda modern te­
sisten oluşan Çizelge 2.4'deki görünümün ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
Kalkınma sürecinde optimum kapasiteli ve modern tesislerin üretimindeki pa­
yının artması hedeflenmektedir. Çizelge 2.4'de verilen alt sektörlerden et, süt
mamulleri, un mamulleri, zeytinyağı ve şekerleme dışında kalan alt sektörler­
de kurulu kapasitenin çoğunlukla modern tesislerden oluşması, bu alt sektör­
lerde yurtiçi pazarda haksız rekabetin azalması ve dış pazar rekabet gücü­
nün de artmasını sağlamıştır.Bu nedenle gıda sanayiinin ileriye dönük gelişi-
minde alt sektörlerin taşıdığı özelliklere göre mevcut tesislerin modernizasyo­
nu ve/veya yerine göre uygun modern kapasitelerin yaratılması önem taşı­
maktadır.
Çizelge 2.4'de görüldüğü gibi, gıda sanayii, özel sektörün hakim olduğu
bir sektördür. Son yıllarda özel sektör yatınmlanna uygulanan teşvik politikası
un, domates salçası, meyve suyu, margarin, bitkisel yağlar ve yem sanayii
alt sektörlerinde atıl kapasite sorununu gündeme getirmiştir. Kapasite kullanı­
mının beklenen düzeylerin altında gerçekleşmesi ,iç talebin yavaş artışı ve ih­
racatta beklenen artışın gerçekleşmeyişi ile ilgilidir. Nitekim gıda sanayii iç
talep artışı ortalama % 5 düzeyinde gerçekleşmektedir. Bu hususta, nüfus ar­
tışı, şehirleşme ve talebin gelir esnekliği etkili olmaktadır. İhracat ise 1 milyar
dolar civannda sabit bir düzeyi korumaktadır. Et, un, irmik gibi ürünlerde he­
deflenen ihracatın gerçekleşmeyiş nedeni, AT'nin ihracatta uyguladığı aşın
sübvansiyonlar karşısında dış pazarda beklenen fiyatlann bulunamamasıdır.
Gıda sanayii ürünleri ihracatımız, İran-Irak savaşı, petrol fiyatlannın düşüşü
etkisiyle Ortadoğu ülkeleri ithalâtının azalmasından ve AT politikalanndan
önemli ölçüde etkilenmektedir.
Bu sektörün ileriye dönük gelişmesinde, ürün kalitesini artıncı ve maliyeti
düşürücü nitelikte modernizasyon, araştırma ve geliştirme faaliyetleri, dış pa­
zarlama ile ilgili etkin çalışmalar, kalite kontrol ve denetim, ambalaj geliştirme
çalışmaları önemli bir rol oynayacaktır.
Dünyada rasyonel tanmsal üretim yapabilen ülkelerde, tanm ürününün
yaklaşık % 60'ı sanayi tesislerinde yan veya mamul ürün haline getirilmekte,
ülkemizde bu oran, en iyimser rakamlar ile % 30 düzeyindedir.
Gıda sanayiinde üretiminin artış hızı, 1986, 87, 88 ve 89 yıllannda sırasiyle
%6.6, 5.9, 5.4 ve 3.9 olarak gerçekleşmiştir. Çizelge 2.5'de verilen toplam gı­
da sanayii üretiminde alt sektörlerin payları incelendiğinde, gıda sanayii üreti­
minde en önemli payın un ve unlu mamuller alt sektörüne ait olduğu görül­
mektedir. Bunu sırasiyle mezbaha ürünleri sanayii, meyve-sebze işleme
sanayii süt ve mamulleri sanayiileri izlemektedir. Un ve unlu mamuller sana­
yiinin toplam üretimde % 32.4 (1989 yılı) gibi önemli bir pay alması, Türk hal­
kının beslenmesinin bu ürünlere dayanmasından kaynaklanmaktadır.
q CM O ) 1 ^
1- c o o
CD CM r^' c o o i
T- o
CO
H
DC
<
I
( N J C M C v i q c p c o i n O í p c q i q i ^
R^ÖODC5C\ICVICVJCOU>Tf^OD
1» n CO CM
0 0 h-,
i n -T-' o d CO c d N.* T-^ '
CM
coinoococ\Jiq':í:inoq i q e o q
in ir>
K evi
c\¡ T-^ lo 'T-' l O evi
CO CO C O CO CO o CM o c o
«1-^ N.' od c d ^ * evi Ö
L
co
•
CM
'
'
CM CM c o c o
0 0 T-; i n i n
evi evi o d
T-^ c o evi evi
) 0 ) 0
CM T- O
- O
- o o <
00 1 ^
c v i i ^ r ^ o o h - c ö o o o o o o i o o q
581
¡5
o
Tl- i n
T-
co
^
O ^
T-
" ^ c o i n r ^ " ^
CO 1- CM
2
C O T Í - O O O O O C O < 3 >
^ o o o i n o o o o > T C M O O r ^ C M O O r - O
(S> ifí
' C M C O T -
evi co d evi co P
§5
Tİ-'
r-^
CM
E
O
05
05
03
I
2
7
i n r - o o o o o ^ o
Ì 8 P ^ . 8 8 S S S ? S
C
t- l o CO
T-
CO
-q
S 8 & S I
C O T- r-
O
I O
E
Í2
r>.*h-.'öcdodı^cMcdö
c j i o o o o ^ r o o o i o o o
CU
§ s 8 s s s s ?y s s a s
LU
i n CM l O CM t- T-
T-
CM
LU
Ol
Se.
co
^ T-
i
c d c o o c M i r i - r - ò c j i o d
CO
OCOlOCvlCOO)(3)
co
c o c o Ti n
co
; o
; S
I
ce
UJ
o
ce
o
CD
>
J
<_ -s
ail
mi
O o>
CD i ¿
h-Ê
-ËËI
||||||||
o
J¿t>
CÛV¿Q K c
o Q
Û
O C ~
li » i
I¿
2Q
C
C O I ^ O O O C O T j - O O C O C M T f C O O T - C O O O C O p r ^ O i T l ;
İ3
1 ^ ' t o 1^"
CO CO CM r^' l o o
c\i i n evi CO
œ
• p C V l - I - l O ' T -
T - h « . C V j T J -
-i-COCOT-r-T-TfOOCOr>.i-0500T--r-r^inOCVI05CM
U:> 1-^ CO
CO CJ
CO CO CO ^ " evi TT TT 1- Ò CD t o TT
•r- >rT'
'
to
IO ^
'
o 6
(35 t o
mis
r^00
0 0 f ^ O C 0 C \ J O O - r - i - C M ' « - " ^ l 0 ^ t 0 C 0 C 0 O 0 i C 0
œ
I
co'
CO t o c':; CNİ ^
CD i n cvi
i q o q c \ j t D o q r ^ q o ) c q T - ^ t ^ ,
CO evi g
w w
ı-:c\jıqcjcvjtqT-;Cüq
^
2 Q
T f o ı n c ö h - o o o t J î o o ı o o o o c o c o o ı O ' T f o ı n o
$ ^ S S S ^ S c o i ö Ş S i ^ 2 o o i o S o ^ 5 ^ o o
»in
I T-
in I
to I
'
o
CM <
> o o c \ j c v i t o r ^ o c M i n o o o o o o c o T r o c o o
i n o o ^ j " c o o o t o o o r » . r ^ t o <
05h-.ih-CJïCVJCOtO
<
Oí
CO 1
r-.
. Sias .
f 2 S
) CM
CO T -
. s . fí^^S
T - C M I ^
.
.
CM CO
S o î ' ^ S Ş î !
OiCMh-CM
r-
T-
00
IT-:
c o o i n c o c j i O ' ^ c o o i n o o o o c M o o o ' ^ ^ t o o o
r ^ o h - c j i i ^ c o t o o o o o T - o o o i n o o c o T - o t o o
t o o r ^ c o t o o o - ^ c o o m o t D T j - t o o o o o o o o i - ^ o c M o
T-
0 0 r ^ C O T - T - O 5 C M h - T CM
T-
CO
^3'S'SCM9CM
1^:
CO
c o o S S ñ ' ^ S S S S w S o o o ^ o S í - o c o o
o o t o c M h - i n h - . c r > c M O o c M t O " ^ t o i n t o c o o o c o o T í - o
r ^ r - . c o T - T - < 3 ) C M i n
to ^
C M C M
T-"
CM
CO
î t f S S
) CM CM CM
00 CM o •»- i n
in
o)
od
o o o i n c o o t D i n c o c o
O O C M C O C O - r - t O C M t D i
pini-^coi-:CMr-^cMcoLn
C\i r-^ 00 CM 00
CO
<3)I^TO O i C M C O T f ' •
00
CO
to o
E
o
03
CM
t- o
^
s
o o o o o o o (
I o T- < I
- T - O O C O i n ( I o CM
r ^ i n c M ' « t T - « ; t o ir- 1 ^
CI> CO T-^ -1-^
1 CO C O o
—
—
CM
C
O C
O .'
K
^f- m
t-
o
o
q
rCM
T- 00 CM
CM
in
in
to
O)
o
o
q
to
CO t o
CM
CM
t o i n 00 C O
' C M ' CM o CM O í
hi n CM T- •»-
İ5
Û
0)
Ô
•Uy
c
03
co
o E
3
3
2 )Sd
c
Z)
¿5b
•g
^1X1
O
CD
û. m
C5)
ä
g3
: LU
>^ 11
ba Q LU
5
3
2
Q
I
co
-I
: I- Li.
> c
§1
T-;
o o p o c o a 3 p c o c o i r ) i q r ^ O ) c q c q p
•1-
't-
evi
CvJ
Cu 2 g
co co p
to'
co
CO co
T-
q co lO lO
cd
' LO co cd
so
^. T P
a>
co o
T' CM co
h - co
id
5
IO
Ş88S
PİS
K
—
'
o o o en
o T- CNJ
p
id
od co
K
CM p
p
o
p co co 0 0 CD
ed i d CD
co CM CM CM
O)
co o
o
CM p
id
'
p
o 00 IO Tjcji CD e d
Ş
o o lo o cn
co o o o o o o co
1- 00 o
co
8EÒ
co TIO 0 0 o OJ §
00 CD
c d CD CM
ö CM co Tf c d Ö CM (J> CJ> cd
o en co
p
TTCM 1- CM
lo h00
§
IO
p
p
ed Cji T-" T-^ T-^
T-
co
o o o o
CD 00
IO ö
d
T- cIO
' C V J C V l " ^ '
Tp
i d i d CM
in ,
IO
—
CMt-t-
co
s
ş
.
co
CM
'
1^T-
' 00
lO CM
O
o o o o o o o in o o C3î o o o o o o en
o o IO
o o o
o o o o CM o
o o o o lo o o x- IO o co o ^ ^ 00 o OJ
CM CM
CD i d CD CJ)
Ö
CM
od
K
CM
c
d
cd
ö
ö CM
T- evi co
co 0 0 CM
IO co o IO Ta-i
p
IO o
o
o
o
o
s
in
CVJ OJ
lO
' CM
lO
co
•
CM
^
T-
o o CM co
o
' CM
T- T- CM co
•r- CM
co
p
o
o
o o o CM o o
o o o lO
in o
co o o o coo oIO lO CM
IO co
CM
IO s g í ¿
co co TCM T- co
o o
o o o
lO o CM CM o
o
To
od
o hlO co
00 IO o CM
IO C3) en CM
io
¿§
o
IO
• CM
tn
o
0 5 T-
cn co
CM co 0 0
S g 8 S
p
"5
§
lO lO
ss s s
o o lo o o o o o
co
o
p
p IO 00
cd cd
cd i d
o T- CM IO IO
^ CM
T- co
o
CM
lo
c:î CM
o
o
00
o o
o
§
o
o
co o co
ss ss
p
o
o
p
o
CM c o
1^
co
y-
o co co
co
en
p p
p
Ş
CM i o CD co
f-.
CM
•I
E
IO o
o
o o -!Jp p
p p
p CM
cd 00
^"
en
c
d
h
*
co
Tco
1CM c
T-o co
. . SS«'s s «
s
o
co
CM
cd
co
CVj
' CM '
I
'
03
>
CD
Û
E
il
O
C
co
Co
co
•g
l à
N
oc
3
•c ^
^ ^
¿ ^ U J
i2
>
E
E
1 E I İ>Ç5
3
>><
E
-
o ~
i ? "i i
ce
LLÛDCİ^H-NCLCL
^
ws
>-
Q
cocMO>(Mr^cvi"«-;inoq
co-r^T-^oocdodcDo
J2
' C V I ' r p
^cDoqi^cjT-^oo'^tcqr^oq
' cvJT^aJcdcdcdcvioJoJOJ
CVJ
C M C M t - ' C M C O t - ' t -
i - ^ o q - r ^ o q i n c q i O T - p p p O i c p c q p i - ^ c q - ^ r v . r ^
COCVJOOi-COT-'^h-'^tOlOeOCOCD'^T-pCOCVjT-:
co ^
O) CD
^ " ^ ^ * ^ ' ^ * ^ § ^ § S ' ^ ' ^ * ° ' i ' c ^ ^ ' ^ ^ ^ ' *
coiOTi-i^'^o^J-ointpcqi^i^'^'^pOìinoqTi:
$^ ! ^ $^ ^
^
Oi ì
^
c3
Sì ^
) O O O O
^
o
8
^
co
o «
I CO
coodcdcDr^cdiodc\itOTfir>r>:cdi<'
T - l O O t - C M C O l O l O t O T- Tco
0 > CM
CO I O CVJ
T - O I O C D O O O O <
> < o o o o i o r - r ^ T > evi e d d ( D O 1 ^ evi CO
>
T- T- CVJ <35
c o CD
•CO
io
IO 05
••a
1
. CD
> CO »
•— T- hs. CD t— TI CsJ
CO
0 0 CVJ
> 1^
CO
CD O (_ _ ^
! 05 O O !
^
'«t CO CO b Ò <
> O t - C D O O I O C V J I O N . | ^
> O < V J < J 5 O O C V J 0 0 C 0 ' * T -
> h-CVJ
COr^lOCOCOh-CDlO
.C/>i
o w ì o S r ^ ^ S S o f ^ o c o ^ S ^ o i ^ S S h ^
CVJOCOOOOT-0)CVlCDCOCO'^CVJ05lOCD(35*^TflO
0)lO
T-
"^CO
l O " ^ ! ^
CVJ c o
co I O
o
• CD O 0 5 CD I O CVJ 1-,
CVJ 'd- evi
o 1CVJ CO 0 5
1T-'
ed
C D C V J C D C O O O O O O I O O C O O O I O O O C O C O O O O
T-C0OOr><OOl0C0CVIOl0'^O"^C0CVlCDCDCVj
T - C V J h » C V I C O C 0 0 5 C V J ' « ; j - C 0 l O l ^ l O ' ^ C V J I O * 0 r i " T- CO
I
•
0 5 O co CVJ 1- <
I O CO CO <
CVJ
co co
co
i l
1«
11
co <
I I
CVJC35T-C0C0O51OT-TlO
O CO CVJ
CVJ 1lO
CD
y~
=3
^
evi
E
co
>
II
Q
E
Z3
ce
o
1
lU
)^
c
03
CO
03
I
1
LU
03
CE
in
>
oc
LU
I
I
Idilli
I
1
ù:
Vl. Beş Yıllık Kalkınma Planında, mevcut tanmsal üretim potansiyelinden
yararlanılmasına imkân verecek bir ihracat artışı hedefinin gerçekleştirilmesi
ve iç talebin karşılanabilmesi için gıda sanayii üretiminde % 6.5 oranında bir
artış öngörülmüştür. Üretimde en yüksek artışlann mezbaha ürünleri, süt,
yem ve su ürünleri alt sektörlerinde gerçekleşmesi hedef alınmaktadır.
2.4. Gıda Sanayiinin İhracattaki Payı
Gıda sanayii, girdilerinin hemen hemen tamamının yurt içinden temin edil­
mesi nedeniyle, genel ekonomi içersinde karşılaştırmalı üstünlük gösteren ve
ihracat potansiyeli yüksek sektörlerin başında gelmektedir. Gıda üretiminde
yalnızca kendi kendine yeterli olmak değil, aynı zamanda büyük ölçüde dün­
ya gıda ticaretine katılmak önem taşımaktadır. Buna ulaşmak için dünya pazarlannda kalite, fiyat ve süreklilik açısından yanşabilir duruma gelmek gerek­
mektedir. Gıda sanayiinde dış piyasa istemlerini dikkate alan entegre
sanayiiler kurulup geliştikçe, fiyat ve kalite açısından dünya pazarlannda re­
kabet edebilme şansı yükselecektir.
Gıda sanayii, Türkiye'nin toplam ihracatında önemli bir paya sahiptir. Tür­
kiye ihracatında tanmın payı 1985, 86 ve 87 yıllannda sırasiyle % 21.6, 25.3,
18.2'dir. Gıda sanayiinin toplam ihracattaki payı Çizelge 2.6'da gösterilmiştir.
ÇlZELGE 2.6: Gıda sanayiinin toplam ihracattaki payı
Toplam İhracat
1985
1986
1987
1989
7.958,1
7.456,8
10.190,0
11.662,0
Gıda Sanayii
939,0
1284,6
1458,6
1395,0
%
11,8
17,2
14,3
11,96
Gıda sanayii ihracatı 1980'den sonra artmaya başlamış, 1986 yılında ihra­
catta % 17.2 oran ile en yüksek paya ulaşmıştır. 1984 ve 1988 yıllannda gıda
sanayii ihracat/üretim oranı sırasiyle % 15.7 ve % 12.7 olmuştur. 1994 yılı
plan hedefi de % 15.4 düzeyinde öngörülmüştür.
Gıda sanayii ihracatının sektörel dağılımı Çizelge 2.7'de gösterilmiştir.
Bu verilerden de anlaşılacağı gibi sektörel bazda en çok ihracat meyvesebze işleme sanayii alt sektörünce yapılmıştır. Aynı zamanda 1984-88 yıllan
arasında en fazla ihracat artışı % 18.^3 ile yine meyve-sebze işleme sanayii
ürünlerinde meydana gelmiştir.
İç fındık, kuru üzüm, konserve, meyve-sebze önemli ihraç kalemleri oluş­
turmaktadır. Domates salçası da ihracatta giderek önem kazanan ürünler
arasına girmiştir. Dondurulmuş meyve-sebze ihraç miktannda da dikkate de­
ğer artışlar gözlenmektedir. Bu konuyla ilgili değerlendirmeler ileride aynntılı
olarak yapılacaktır.
ÇİZELGE 2.7 : İhracatın sektörel dağılımı
(1000
Dolar)
Yıllık ort
Değişme
1984
1985
1986
1987
1988
1 9 8 4 - 8 8 {%)
895.547
752.980
817.916
870.549
1.269.588
9.12
1. Bitkisel Üretim
521.890
468.985
469.263
498.019
911.034
14.94
2. Hayvancılık
-3.13
1. T A R ı M Ü R Ü N L E R I
320.733
241.226
284.142
308.936
282.423
3. Ormancılık
32.708
22.801
27.154
21.330
26.979
-4.70
4. Su ürünleri
20.217
19.969
37.357
42.263
49.152
24.87
239.204
239.204
241.021
269.636
357.446
10.56
63
138
56
84
58
-2.23
6. Ham Petrol ve Tabii Gaz
0
0
0
0
12
7. Demir Cevheri
0
0
0
955
1.418
II. M A D E N C I L I K ve T A Ş O C A K Ç ı L ı Ğ ı
5. Körnûr Madenciliği
-
8. Demir Dışı Metal Cevheri
40.095
52.492
46.116
48.495
95.158
24.12
9. Metal Olmayan Madenler
160.070
149.269
150.251
175.537
208.142
6.79
38.975
37.907
44.598
44.565
52.658
7.81
5.998.852
6.965 ??? 6.397.787
9.049.863
10.035.037
13.73
10. Taş Ocakçılığı
İli. İMÂLAT SANAYİİ
TARIMA DAYALI SANAYİLER
1.544.865
1.501.930
1.625.729
1.825.462
1.840.560
4.48
1 1 . Mezbaha Ürünleri
155.252
103.857
91.691
89.986
83.521
-14.36
12. Sebze-Meyve İşleme Sanayii
251.453
245.969
331.948
531.152
501.324
18.83
13. Bitkisel ve Hayvansal Yağlar
78.635
81.996
100.708
109.759
131.819
13.79
14. Un ve Diğer Değirmen Ürünleri
79.543
47.053
31.377
54.361
-9.08
15. Şeker Sanayii Ürünleri
132.970
56.904
1.966
22.516
12.479
-44.65
16. Diğer Besin Maddeleri
440.668
438.226
643.100
685.783
611.544
8.54
14.882
5.525
14.383
22.829
33.22
51.92
17. Alkollü İçkiler
18. Alkolsüz İçkiler
7.248
399
2.512
1.385
1.644
2.124
19. Tütün Sanayii
216.968
330.454
271.822
315.808
269.246
5.55
20. Çırçıriama
181.731
180.078
146.206
27.882
151.313
-4.48
Kaynak: DİE, DPT
3. İHRACATA YÖNELİK GIDA SANAYİİNİN SEKTÖREL DURUMU
Bundan önceki bölümlerde gıda sanayiinin gerek imalât sanayii ve gerek­
se ihracattaki önemi değerlendirilmiştir. Bu bölümde özellikle ihracata yönelik
seçilmiş bazı gıda sanayii alt sektörleri ayn ayn incelenmiştir. Belirlenen bu
alt sektörler gerek ülke ekonomisindeki önemi ve gerekse ihracat potansiyeli
ve gerçekleştirilen fiili ihracat rakamlan dikkate alınarak seçilmiştir.
İhracata Yönelik Gıda Sanayii Alt Sektörleri:
Et ve Et Ürünleri Sanayii
Süt ve Süt Mamulleri Sanayii
Meyve Suyu ve Konsantre Sanayii
Dondurulmuş Meyve ve Sebzeler
Salça Sanayii
Bitkisel Yağ Sanayii
Un ve Unlu Mamuller Sanayii
Su Ürünleri Sanayii
Kuru Meyveler
3.1. Et ve Mamulleri Sanayii
Türkiye, canlı hayvan variiğı açısından önemli bir potansiyele sahiptir. An­
cak bu potansiyelden verimlilik bakımından yeterii ölçüde yararianamamaktadır. Bunun sonucu olarak kişi başına tüketilen et miktan 18-19 kg/yıl gibi ol­
dukça düşük bir düzeyde kalmaktadır. Gerek halkın protein ihtiyacının
karşılanması ve gerekse özellikle çevre ülkelere ihracat açısından et üretimi
ülkemiz için yaşamsal önem taşımaktadır. Yılda bir milyon ton dolaylannda et
üretiminin olduğu hesaplanan bu sektörde, bu üretimin % 50 civarındaki bir
kısmının kontrolsüz olarak yapılan kaçak kesimlerden meydana geldiği ve
kontrollü olarak yapılan kesimlerin de büyük çoğunluğunun teknoloji ve hijyen
açısından geri kalmış tesislerde yapıldığı da bilinmektedir.
Ülkemizde et sanayii, 1952 yılında kurulan Et-Balık Kurumu'nun (EBK) ku­
ruluşu ile başlamıştır. Et-Balık Kurumu'nun kuruluş amacında, ülkede hayvan
ıslahı, kasaplık hayvancılığa yön verilmesi, et ve ürünlerinin teknolojisinin ge­
liştirilip yönlendirilmesi ve teşvik edilmesi gibi konular bulunmaktadır. Ancak,
kurum bu görevlerini günümüzün anlayışına göre yerine getirememiş ve et
sanayiinde yakın geçmişe kadar önemli bir gelişme sağlanamamıştır. Et sa­
nayiinde son yıllarda meydana gelen gelişmeler daha çok özel sektör tarafın­
dan gerçekleştirilmiştir.
Et üretim sektöründe kapasiteyi meydana getiren işletmeler EBK,belediye
23
mezbahaları ve özel sektör kuruluşları olmak üzere üç grupta toplanmaktadır.
Et ve Balık Kurumu'nun sahip olduğu 27 adet kombinanın kapasitesi, toplam
et kesim kapasitesinin % 53'ünü meydana getirmektedir. 1982 yılında yürür­
lüğe giren 2678 sayılı kanunla kurulmaya başlanan özel sektör kombinaları­
nın toplam kapasitelerinin ise 150.000 ton dolaylannda olduğu hesaplanmaktadır.Et kesim kapasitesi bulunan diğer işletmeler belediye mezbahalan olup,
yılda fiili olarak ortalama 300.000 tonluk kesim gerçekleştirdikleri tahmin edil­
mektedir. Modern kombinalarda emeğe oranla sermaye yoğun ve işgücü ve­
rimi yüksek olmakla beraber kombina dışındaki kesimlerde emek yoğun bir
üretim tekniği hakim bulunmaktadır. Ancak bir yandan Et ve Balık Kurumu ve
belediye mezbahalannın düşük rüsum ücretleri, diğer yandan kaçak et kesimi
ile rekabet etme durumu, bu tesislerin çok düşük kapasitelerde çalışmalanna
ve kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır. Et sek­
törünün alt yapısını değiştirmek için kurulan bu modern tesisler, bugün maa­
lesef kendilerinden bekleneni yerine getirememektedirier. Çizelge 3.1'de Tür­
kiye'de et üretimi, ithalât, ihracat durumlarını gösteren rakamlar toplanmıştır.
Bu çizelgede yer alan üretim rakamları kaçak ve kaçak olmayan tüm kesimle­
ri kapsamaktadır. Bu nedenle sektördeki toplam kapasite kullanım oranını ke­
sin olarak vermek mümkün olmamaktadır. Ancak kamu ve özel sektör kombinalan ile belediye mezbahalannda kapasite kullanım oranı % 40 düzeyin­
dedir.
ÇİZELGE 3.1 : Türkiye'de yıllara göre et sanayii göstergeleri
1987
A. Kapasite (Bin Ton)
Et ve Balıl< Kurumu
Özel Sel<tör
Belediye Mezbalıaları
B. Üretim (Bin Ton)
Et
C. İthalat (Ton)
Et
Canlı Hayvan lAdet)
- Büyükbaş
- Küçükbaş
D. İhracat (Ton)
Et
Canir Hayvan (Adet)
- Büyükbaş
- Küçükbaş
E. İç Tüketim (Ton)
Et
1988
1989
733.400
300.000
133.000
300.000
1.006.320
556.320
150.000
300.000
1.006.320
556.320
150.000
300.000
903.400
971.440
1.027.900
22.573
10.000
6.634
127.535
63.608
13.971
-
19.344
-
23.907
20.845
16.205
555
2.969.449
797
3.270.166
713
3.325.391
780.200
833.200
880.300
Kaynak: Türkiye Sınai Kalkınma Bankası. İmalat Sanayii'nin Seçilmiş Sektörlerinde 1988 so 24
nuçları ve 1989 Beklentileri.
1990 yılında kırmızı et üretimi 1.210.000 ton olarak gerçekleşmiştir. Bu
üretimde kontrolsüz kesimlerin oranı % 60'a kadar ulaşmıştır. Modern işlet­
melerde üretilen kırmızı et miktan 496.000 ton düzeyinde gerçekleşirken, Tür­
kiye genelinde bu işletmelerin kapasite kullanım oranı % 25.8'lerde sınırlı kal­
mıştır. Beyaz etten üretim 410.000 tona erişirken, ilkel kesimhanelerin
üretimdeki payı % 70'dir.
Et üretiminin mevcut ilkel yapısının değiştirilmesi için devlet tarafından ba­
zı önlemlerin alınması gereklidir. Bu önlemler:
- Birim hayvan başına kaliteli ve daha fazla ürün elde edilmesi için yüksek
verimli kültür ırklan ile bunlann yerli ırkla olan melezlerinin sayılannın artı­
nlması, suni ve doğal tohumlama çalışmalannın yaygınlaştıniması gerek­
mektedir. Bu konuda yapılan çalışmalara daha da etkinlik kazandınlmalıdır.
- 2678 sayılı Kombina Yasası ile Türkiye'de modern mezbaha ve et işleme
ünitelerinin kurulması açısından önemli adımlar atılmıştır. Ancak, bu te­
sislerin halen çok küçük kapasite ile çalışır olmalan, rekabet güçlerini or­
tadan kaldırmaktadır. Türkiye'de kaçak kesimlerin önlenmesi ve tüm ke­
simlerin yasaya ve sağlık koşullanna uygun hale getirilmesinin kısa
dönemde gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bu amaca ulaşmak için
ara dönemde, hayvan kesimlerini 2678 sayılı yasaya uygun kombina ve
tesislerde yaptıran hayvan sahiplerine destekleme primi verilmesi modeli
acilen uygulanmalıdır. Bu politika karannın alınması ve uygulanması ha­
linde modern tesislerin randımanlannın yükseltilmesi mümkün olacaktır.
- Et ve ürünlerine uygulanmakta olan "Destekleme Fiyat İstikrar Fonu"
ödemelerinin, ana ihraç pazariannda diğer rakip ülkeler sübvansiyonlan
karşısında, daha rekabetçi ve esnek fiyat uygulamasına imkân vermesini
sağlamak amaciyle günün koşullanna uygun hale getirilmesi gerekmek­
tedir.
Türkiye'de hayvan besiciliğinde verimin düşük olması nedeniyle et üretimi
istenilen ölçüde gelişme sağlayamamıştır. Et üretiminde ağıriık, sahip olduğu
tesis kapasiteleri ve kuruluş amacı açısından Et ve Balık Kurumu'ndadır. An­
cak, küçük işletme ve mezbahalann hakim olduğu bir üretim biçiminin variığını sürdürmesi nedeniyle sanayinin gelişmesi yavaş olmaktadır. Halen beledi­
ye mezbahalannın üretimleri dışında Et ve Balık Kurumu ve entegre et
tesislerinin tahmini yurtiçi talebi karşılama oranı % 30 düzeylerindedir. Bu da
ülkedeki et üretiminin yarasından fazla kısmının ilkel koşullar altında yapıldığı­
nı göstermektedir.
1987 yılında canlı hayvan ihracatında meydana gelen artış, et ihracatının
gerilemesine neden olmuştur. Gerileme, 1986 yılına kıyasla % 30 dolaylanndadır. Canlı hayvan ve et ihracatında koyun ve koyun eti oranında azalırken
küçükbaş hayvan ihracatı artmıştır. İhracatın yapıldığı ülkeler Suudi Arabis­
tan, Kuveyt, Dubai, Suriye, Libya ve Lübnan'dır. Et ihracatının gelişememesi,
bir yandan hayvan verimi ve dolayısıyla et üretiminin yetersiz olması diğer
yandan AT ülkelerinde uygulanan ihracat sübvansiyonlanyla rekabet edile­
memesinden kaynaklanmaktadır.
1988 yılında özel sektör kombinalannın tamamına yakını ya hiç çalışma­
mış, ya da ihraç bağlantılarını karşılamak için geçici faaliyet göstermişlerdir.
Bazı tesisler kesim kapasitelerini, kendi et ürünleri ve şarküteri ihtiyaçlan için
kullanmışlardır. Bu durumun nedeni gerek belediye, gerekse Et ve Balık Ku­
rumu mezbahalannın çok düşük ücret karşılığı kesim yapmalan, bunlarla aynı
piyasayı paylaşan modern teknolojiye sahip özel sektör kuruluşlannın ağır ya­
tırım harçamalan yükü altında piyasadaki rekabet ortamını kaybetmeleridir. Et
sektörünün alt yapısını değiştirmek amacı ile kurulan bu modern tesisler, bu
gün maalesef tüm kapasitelerini kullanamamaktadırlar.
Koyun ve koyun etinin ağırlıkta olduğu canlı hayvan ve et ihracatında yıl­
larca Ortadoğu ülkelerinden başka bir pazara ihraç olanağı olamamıştır. 1989
yılında azalan koyun ve kuzu eti ihracatının % 31'i Suudi Arabistan'a, kalanı
ise Iran, Irak, Lübnan ve Kuveyt'e yapılmıştır. AT'nin Türkiye ile arasında Ve­
terinerlik anlaşması bulunmaması nedeniyle bu ülkelere Türkiye'den et ve et
ürünleri ihraç edilememektedir. Döviz kurlanndaki artışın, yurtiçindeki hayvan
alım fiyatlanndaki artışı çok geriden takip etmesi neticesinde 1989 yılında ih­
racat çekiciliğini kaybetmiştir. 1989 yılında canlı hayvan ve et ihracatının de­
ğer olarak toplamının % 83'ü canlı koyun ve kuzu, % 5'i ise canlı sığırdır. Bu
tür ihracat et sanayiine katma değer yaratması açısından herhangi bir katkıda
bulunmamaktadır. Üstelik, hayvan varlığını da olumsuz etkilemesi yönünden
istenilen bir ihracat şekli değildir. Et ve et mamulleri ihracatında AT ülkeleri­
nin ve diğer ihracatçı ülkelerin yüksek oranda destekli ihraç fiyatlan, Türki­
ye'nin mevcut pazarlannı da giderek kaybetmesine yolaçacaktır.
Halen et sanayiinde faaliyetlerini sürdüren kamu ve özel sektör kuruluşlar­
da (EBK, özel şirketler, belediye mezbahalan, kasaplar kontrol dışı kesim iş­
letmeleri) farklı bir yapısal durum ve işleyiş içinde bulunmaktadır. Bu farklı ya­
pıdaki kesimler organizasyon boşluğu, et sanayii ürünlerinin üretimi, pazarlanması ve tüketimi konusunda veri eksikliği, bu sektördeki üretime yönelik
politikalann saptanmasını güçleştirmektedir. Bununla birlikte Türkiye'de et
ürünlerini artırmak için et ve süt üretimi bir bütün olarak ele alınmalıdır. Önce­
likle mevcut potansiyelden hayvancılığın sorunlannı çözerek yararlanmalıdır.
3.2. Süt ve Süt Ürünleri Sanayii
Türkiye süt hayvanı varlığı bakımından yeterli düzeye sahip olmasına kar­
şın, verimlilik açısından gelişmiş ülkelerin ortalamasının çok altında süt üreti­
mi gerçekleştirmektedir. Bu da özellikle küçük ölçekli işletmelerin hayvan
beslemedeki bilgi yetersizliği, yeterli sayıda kültür ırklanna sahip olmamalanndan kaynaklanmaktadır. Nitekim Türkiye'de süt üreten işletmelerin % 88'i
9'dan az büyükbaş süt veren hayvana sahip bulunmaktadır. Ihtisaslaşmamış
ve dağınık bir durumda olan bu küçük aile işletmesi ölçüsündeki üretim birim­
lerinde verimli bir üretimi sağlamak kolay olmamaktadır. Süt hayvancılığı ta­
nm işletmelerinde daha çok yan ürün dalı olarak görülmektedir.
Ülkemizde süt üretimi, tanmsal üretim değeri içinde % 8 oranında bir paya
sahiptir. Toplam üretimin % 63'ü inek sütü, % 21'i koyun sütü ve geriye kalan
% 16'lık bir bölüm de manda ve keçi sütüdür.
Süt ve süt ürünleri sektörünün yaşayabilmesi ve gelişebilmesi için güçlü
bir hayvancılık sektörünün olması gerekmektedir. Türkiye'de Gayn Safi Milli
Hasıla içinde tanm sektörünün payı 1990 yılında % 16.3 iken, hayvancılığın
payı % 5.7 olmuştur. Türkiye hayvan sayısı bakımından yeterli düzeye sahip
bir ülke olmasına karşın, verimlilik açısından Batı ülkeleri ortalamasının çok
altında katma değer yaratılmakta ve sonuç olarak GSMH içindeki pay düşük
olarak gerçekleşmektedir. Diğer ülkelerdeki durum incelendiğinde, özellikle
Avrupa Topluluğu ülkelerinde, hayvancılık sektörünün, bir endüstri olarak ele
alındığı görülmektedir.
Türkiye'de süt üretimini artırmak amaciyle Tanm Bakanlığı tarafından 1988
yılında gebe düve ithalâtı projesi başlatılmış ve pazar için üretim yapan hay­
vancılık işletmeleri ile hayvan yetiştirme işiyle uğraşan çiftçilere bu dönemde
yaklaşık 32.000 adet süt verimi yüksek hayvan dağıtılmıştır. 1989 yılında da
bu dağıtım devam etmiştir. Projeye göre ithal edilip dağıtılacak hayvan topla­
mı 100 bin baş olarak planlanmıştır. Bu sayede hem kültür ırkı süt sığır sayısı
artınlacak, hem de 14 milyon başa ulaşan yerli ırk sığırlardan daha fazla et ve
süt alabilmek için gerekli ıslah materyali temin edilmiş olacaktır.
Orta vadede sonuç verebilecek bu projeden ayn olarak konu edilmesi ge­
reken bir diğer gelişme de, mevcut süt üretiminin modern işleme tesislerine
yönlendirilmesini sağlayacak sübvansiyon uygulamasıdır. Süt üreticilerini mo­
dern tesislere yönlendirmek amacıyla kilo başına sübvansiyon ödemesine
1987 Nisan ayından itibaren başlanmış ve halen devam edilmektedir. Ancak
enflasyon dikkate alınarak bu uygulamanın zaman zaman gözden geçirilmesi
ve uygulamalarda gecikmelere neden olunmaması, teşvik edici etkisinin ko­
runması açısından önemlidir.
1989 yılı tahminlerine göre Türkiye'de üretilen çiğ süt miktan 7-8 milyon
ton civarındadır. Bu üretimin % 30-35'i pazara, gerek modern tesislerde ge­
rekse küçük işletme ve mandıralarda işlenmektedir. Halen çalışan veya atıl
duran modern tesislerin toplam kapasitesi, pazara sunulan sütün % 40'ını iş­
leyebilecek düzeydedir. Geri kalan % 60'ı mevsimlik mandıralar, küçük işlet­
meler ve sokak sütçüleri tarafından işlenmekte ve/veya pazarlanmaktadır.
Türkiye'de kurulu çiğ süt işleme kapasitesi Çizelge 3.2'de verilmiştir.
ÇİZELGE 3.2 : Süt sanayiinde kurulu çiğ süt işleme kapasitesi
Mülkiyet Yapılarına Göre Kuruluşlar
Tesis
Sayısı
Kurulu Kapasite
(Ton/Yıl)
1. Çalışan tesisler
- TSEK Fabrikaları
32
271.800
6
56.600
10
264.000
- AOÇ Süt ve Mamulleri Fabrikası
1
15.000
- Üniversite Pilot Tesisleri
2
2.800
112
132.200
2238
592.000
2401
1.334.400
- TSEK iştirakleri
- Özel Sektör Kuruluşlar
(Modern fabrikalar)
- Kooperatif Mandıraları
(Orköy: 35 Tşv. ve Dst.Gn. Md. 77)
- Özel Mandıralar
TOPLAM
2. İşletmeye Alınmamış Olanlar
- TSEK Fabrikaları
6
45.000
- Koop. Mandıraları
56
48.000
- Koop. Fabrikaları
1
12.000
63
105.000
-TSEK Fabrikaları
2
24.000
- Koop. Mandıraları
13
16.800
4
36.000
19
76.800
2483
1.516.200
TOPLAM
3. Devreye girecek olanlar
- Koop. Süt Fabrikaları
TOPLAM
GENEL TOPLAM
Kaynak: Süt Mamulleri Sanayii. VI Beş Yıllık Kalkınma Planı Ö.I.K. Raporu
Çizelge 3.2 de yer aıan modern tesis kapasitesinin % 35'i Türkiye Süt En­
düstrisi Kurumu'na aittir. TSEK'nın, çiğ süt işleme esasma göre kapasite kul­
lanım oranı 1989 yılında % 53.8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran 1988 yılında
% 47 dolaylarında kalmıştır. Toplam kapasitenin de % 44'ü özel sektöre ait
bulunmaktadır.
Mevcut süt işleme tesisleri, kapasiteleri, teknolojileri ve diğer karşılaştınlabilir özellikleri açısından oldukça karmaşık bir yapı göstermektedirler. Bunlann arasında çok modern teknolojiyi uygulayan işletmelerin yanında çok ilkel
koşullarda üretim yapan işletmeler de bulunmaktadır.
Süt ve mamulleri sektöründe temel ürünlerin yurtiçi üretim miktarlan Çizel­
ge 3.3'de verilmiştir.
ÇİZELGE 3.3 : Süt ve mamulleri sektörü üretim miktarlan
(Birim: Bin Ton/Yıl)
Sıra
Ana Ürünler
1982
1983
1984
1985
1986
1987
67
79.3
95.2
97.3
96
116
No
1
İşlenmiş içme sütü
2
Yoğurt
308 323.2 350.0
380.0
410
445
3
Beyaz peynir
115 116.0 121.6
120.0
130
135
4
Kaşar peyniri
27
28.0
29.5
30.0
31
32
23.5
25.0
26.0
25.0
28
28
112
114
-
-
5
Diğer peynirler
6
Tereyağı
103 105.0 107.3
109.6
Süttozu
3.1
3.2
1.2
7
3.3
Kaynak: T.C. Devlet Planlama Teşkilâtı Yıllık Programları
Çizelge 3.3'den de görüldüğü gibi yoğurt, peynir ve içme sütü üretimi en
önemli süt ürünleri konumunu almaktadır. Çizelge 3.4'de de süt mamulleri
sanayiinde kapasite kullanımı gösterilmiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi en
yüksek kapasite kullanım oranlan yoğurt, süttozu ve sterilize süt üretiminde
sağlanmıştır. Buna karşılık en düşük kapasite kullanımı kaşar peyniri üreti­
minde meydana gelmiştir. En son istatistik verilere göre Türkiye'de 7.9 mil­
yon ton çiğ süt üretilmekte, bunun da ancak 470.000 tonu endüstriyel olarak
modern tesislerde işlenmektedir. Buna karşılık 1.896.000 ton çiğ süt hiçbir iş­
lem görmede rtüketiciye ulaştınimaktadır.
ÇİZELGE 3.4 : Süt mamulleri sanayiinde kapasite kullanımı
Kapasite
Kapasite Kullanımı
(Ton/yıl)
(%)
Beyaz peynir
381.615
18
Kaşar peyniri
59.538
14
Yoğurt
Dondurma
Pastörize süt
433.372
81
42.116
31
304.484
18
Tereyağı
46.756
19
Sterilize süt
45.631
59
Süttozu
5.208
68
Diğer peynirler
3.684
48
Kaynak: Süt Mamulleri Sanayii VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı Ö.I.K. Raporu.
Türkiye'de süt ve mamullerinin tüketimi ile ilgili sağlıklı rakam bulmak zor­
dur. Kurulu tesislerin üretim ve satış rakamlan sektörün toplam üretim ve tü­
ketimini yansıtmamaktadır. Ancak, şehirlerde yaşayan 34 milyon nüfus, kişi
başına yılda 5 kg pastörize ve sterilize içme sütü tüketmektedir. Türkiye ge­
nelinde kişi başına düşen süt ve süt ürünleri miktan 111 kg/yıl olarak hesap­
lanmaktadır. Bu tüketimde süt sanayiinin üretim payı 9 kg/yıl düzeyindedir.
Ancak, kişi başına süt ve mamulleri tüketiminin gelişmiş ülkelere göre 1/3-1/4
oranında olduğu tahmin olunmaktadır.
Süt ve mamulleri sanayiinin en önemli sorunlannın başında dış ticaret gel­
mektedir. Süt ve mamulleri sektöründe dış ticaretle ilgili verilerin genel bir de­
ğerlendirilmesi yapıldığında, ithalatımızın özellikle süttozu, peynir ve tereya­
ğında son yıllarda büyük artış gösterdiği ve bu ithalatta AT kaynaklı ürünlerin
çok önemli bir paya sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. AT stoklanndaki aşın
artışlar, topluluğun aldığı çeşitli önlemlerle eritilmesine çalışılmış ve bunda da
basan sağlanmıştır. Bu önlemlerin en önemlisi ihracatta uygulanan sübvansiyonlann sürekli olarakartınimasıdır.
İhracatımız değerlendirildiğinde ise yıllar itibariyle bir miktar artış göster­
mekle beraber yıllık ortalama 5.5-6 milyon dolarlık bir ihracat gözlenmekte­
dir. Süt ve mamullerinde ihracatın büyük kalemini peynir ve tereyağı oluştur­
maktadır. Ülkemiz açısından ise en önemli pazar Ortadoğu ülkeleridir. AT
ülkelerine peynir dışında ihracatımız yoktur.
Genel peynir ve çökelek ihracatımız içinde ortalama % 15 civannda pay
alan AT ülkelerine yaptığımız ihracatın da bu ülkelerde yaşayan yurttaşlanmı30
za yöneldiği söylenebilir. Ülkemizin üretimi düşük olmakla birlikte adı geçen
ürünlerin AT ülkelerine ihracatı, söz konusu ülkelerin uyguladıklan politikalar
nedeniyle hemen hemen olanaksız hale gelmektedir.
1982-1986 yıllan arasında süt ve süt ürünleri ihracat rakamlan Çizelge
3.5'de verilmiştir.
1989 yılında kur ayarlamalannın enflasyonunun çok altında olması süt ve
ürünleri ihracatını olumsuz yönde etkilemiş, döviz bazında fiyatlann yüksel­
mesi, yoğun rekabetin yaşandığı dış pazarlarda ihracat şansını azaltmıştır.
Türkiye'nin 1989 ve 1990 yıllannda ihraç ettiği peynir, tereyağı ve yoğurt
miktarian aşağıda verilmiştir:
Süt
Ürünleri
İhracatı
(ton)
1989
1990
2.882
3.209
Tereyağı
165
126
Yoğurt
268
198
Peynir
ÇİZELGE 3.5 : Türkiye'nin 1982-1986 yıllan arasında süt ve süt ürünleri
ihracatı (Miktar: Ton, Değer: 1000 ABD Dolan)
Ürünler
Süt ve Krema (taze)
Süt ve Krema (kutu)
Miktar
Değer
112.0
48.488
5.392
12.0
Miktar
Değer
Miktar
116.3
66.844
176.6
339.647
1986
1985
1984
1983
1982
Değer
Miktar
Değer
Miktar
Değer
143.0
70.493
308.3
222.426
148.7
111.860
14.9
-22.219
26.2
48.966
63.6
102.650
47.5
76.772
169.8
80.638
Süt ve Krema (mayi
halde, taze hariç)
90.6
87.388
89.6
48.496
Tereyağı (taze)
10.5
46.652
168.2
865.387
86.8
38.743
44.4
159.378
34.1
186.814
Tereyağı (eritilmiş)
12.5
77.488
24.2
129.063
100.6
635.516
101.6
Peynirler
30.5
112.448
303.4
765.567
80.0
1 97.043
60.0
100.932
523.0
972.957
408.3
762.046
2310.269 1817.8
3095.631
1424.8
2194.783
485.024
144.455
22.3
4.198
(Kaşar-Kaşkaval)
Gravyer-Rokfor v.b.
Peynir ve Çökelek
Kaynak: DPT
12.2
28.941
12.5
23.224
42.0
3177.0
5070.917
1221.7
2307.400
1601.8
Esasen çok düşük miktarlarda gerçekleştirilen süt ürünleri ihracatında
peynir en önemli ürün olmaktadır. 1990 yılında ihraç edilen peynirin % 47'si
beyaz peynirdir. Bu ihracat, Avusturya, Romanya ve Rusya'ya yapılmıştır.
Türkiye'nin süt ürünleri ihracatında Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu'ndan
herhangi bir destek verilmemektedir. Buna karşılık AT, peynir ihracatına
2.000-2.500 dolar/ton sübvansiyon uygulamaktadır.
AT ülkelerinde 1989 yılında artmaya başlayan süttozu ve tereyağı stoklannın eritilmesi amacıyla topluluk dışına yapılan ihracatlarda fiyatlar % 20-25
dolayında düşürülmüştür. Ülkemizde ise son açıklanan ithalat rejimi ile süt ve
ürünleri ithalatında alınan gümrük vergileri ve fonlar azaltılmıştır. Bütün bu ge­
lişmeler Türkiye'ye süt ve ürünleri ithalatını çekici hale getirmiş ve AT ülkele­
rinin yüksek oranda sübvanse edilen ürünler karşısında ülkemizin dış pazar
şansını azaltmıştır. Bu durumda Türk süt ürünleri ancak Ortadoğu ülkelerine
ihraç edilebilmektedir.
Mevcut Durumun Değerlendirilmesi:
1. Ülkemizde üretilen sütün yaklaşık % 65'i süt üretimini gerçekleştiren bi­
rimlerce tüketilerek (kendi ihtiyaçlan, buzağılan beslemek için) veya çeşitli
ürünlere işlenerek değeriendirilmektedir. Diğer % 35'lik bölüm ise çeşitli bü­
yüklük ve teknoloji düzeylerine sahip işletmelerce değeriendirilmektedir. Ta­
nm Orman ve Köyişleri Bakanlığı'nın Süt Teşvik Primi çalışmalanndan yarar­
lanılarak hazırianan bilgilere göre ülkemizde 1000 ton/yıl kapasitenin
üzerinde kapasiteye sahip işletme sayısı 1093 adet ve bu işletmelerin toplam
kapasiteleri 3.511.250 ton/yıl'dır. Sütçülük işletmelerinin coğrafi dağılımına
bakıldığında Ege Bölgesi (%36.04) ve Marmara Bölgesi (% 34.67) tesis sayı­
sı açısından ilk sıralan almaktadır.
2. Ülkemizde tanmsal üretimin önemli bir kolunu oluşturan hayvancılığa ve
hayvansal üretime zamanında yeterii destek sağlanamamıştır.
3. Toplam süt üretimimiz içinde inek sütünün oranı oldukça azdır. Bu oran
gelişmiş ülkelere göre oldukça düşüktür. Dünya süt üretiminde inek sütünün
payı % 90 civannda iken, ülkemizde bu oran % 65 civanndadır.
4. Ülkemizde hayvan başına süt üretimi, dünya ortalamasının çok altında­
dır. Nitekim, inek başın verim AT üyesi ülkelerde 4000 litre/yıl iken, ülkemizde
bu değer yaklaşık 1000 litre/yıl civanndadır (Dünya ortalaması 2025 litre/yıl).
5. Ülkemizde süt hayvancılığı küçük ölçekli birimlerde dağınık olarak yapıl-
maktadır. Bu durum sütün toplanma ve değerlendirme maliyetlerinin yüksel­
mesine veya değerlendirilmemesine neden olmaktadır.
6. Süt hayvancılığında ve süt üretiminde önemli bir teşvik unsuru olan ve
Mayıs 1987 yılından bu yana üreticiye ödenen teşvik primleri günün koşullanna uygun değildir.
7. Ülkemizde süt işleyen kuruluşlar arasında, uygulanan üretim ve hijyen
koşullan ile teknolojik düzey açısından çok büyük farklılıklar vardır. AT ülkele­
rinde olduğu gibi standart bir üretim yöntemi, üretim öncesi ve sonrası hijye­
nik koşullara uygunluk ile kalite kontroluna yeterli ölçüde özen gösterilme­
mektedir, işletmelerin çoğunluğunun küçük boyutlu oluşu da bunu engel­
lemektedir. Standart ve kaliteli üretimi sağlanamayan ürünlerin dış pazariarda rekabet şansı bulunmamaktadır.
8. Üretim birimlerinin kapasite ve teknolojik düzeylerinin farklı oluşu, ilkel
işletmelerde maliyetlerin çeşitli nedenlerie düşük olmasına neden olmaktadır.
Bu durum büyük ölçekli ve teknolojik düzeyleri yüksek işletmeler aleyhine
haksız rekabete yolaçmaktadır.
9. Ülkemizde mevcut yasalann uygulanamaması sonucu her türiü dene­
timden uzak işletmeler tarafından üretilen süt ürünlerinin pazara sunulması,
bu ürünleri teknolojik düzeyi yüksek işletmelerde, ilgili mevzuata uygun ola­
rak üreten kuruluşlann gelişmesini engellemektedir. Bu konu ile ilgili en
önemli örnek, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun, uygulanamayan içme sütleri
ve tereyağlaria ilgili "Nüfusu yüzbinden yukan olan veya bu miktardan az ol
sa da Bakanlar Kurulu'nca tensip ve ilan edilen şehirierde OIBÎ kap ve şış^
lerde satışa çıkanlacak olan sütler ve çiğ yenecek krema^ana kahvan^ ^ od
ket yağlarının pastörizasyonu mecburidir" şeklindeki 170 ma maöüe^^ö<^
10. Süt ve mamullerinin tüketiciye sağîıkh bir biçimde ulaşmasa .e rıur^ara
zasında rol alan ambalaj materyallenntn fiyatlan, dış kaynaKit oıanıarua juın
rük vergi ve oranlan sanayiinin gelişmesini engelieyici niteliktedir
11. Toplumumuz tüketim ahşkanNklan nedeniyle hayvansal Kökenli gıoa
maddelerini gelişmiş ülkeler toplumiannm tüketim düzeyleri kadar tüketmemektedir. Bu nedenle, davranış ve düşünce biçimlerinin oluşmasında
katkısı olan kitle iletişim araçiannın (örneğin TV. basın) sağlıklı ve dengeli
beslenmede süt ve ürünlerinin öneminin vurgulanması ve çocuklara süt içme
alışkanlığının kazandınlmass konusunda bu yıl başlanan kampanyanın çok yarariı olacağı kesindir. Bu tür kampanyalara ileride de devam edilmelidir.
büyük
3.3. Meyve Suyu ve Konsa/ıtre Sanayii
Türkiye öteden beri meyve üretimi açısmdan büyük bir potansiyele sahip
olmasına karşın meyve suyu üretiminin ancak 20-25 yıllık bir geçmişi bulun­
maktadır. 70'li yıllarda gıda sanayiine verilen teşvik ve destekler çerçevesin­
de meyve suyu fabrikalan da çeşitli üretim bölgelerinde kurulmaya başlan­
mıştır. Bu kurulan fabrikalardaki üretim 1979 yılında toplam 90 bin ton olarak
gerçekleşmiştir. 1984 yılında kurulu 20 fabrikanın toplam meyve işleme kapa­
sitesi 135.760 tona yükselmiştir.
Meyve suyu ve konsantrelerinin son dört yıla ait verileri Çizelge 3.6'da top­
lanmıştır.
Türkiye'de 1987 yılında kurulu kapasiteden yararianma oranı meyve su­
yunda % 32'lerde seyrederken, konsantre üretiminde % 31-45'lere varan bir
gelişme izlemiştir. Ara ürün niteliğinde olan konsantre ve pulp üretiminde dış
pazara yönelik bir gelişme gözlenmektedir. Buna karşılık son ürün olan mey­
ve suyu tamamen iç pazara yönelik olmuş ve halkın meyve suyu tüketim alış­
kanlığının az olması nedeniyle üretim artışı istenilen düzeyde sağlanamamış­
tır. Tüketimin az olmasının nedenleri arasında halkın gelir düzeyi, meyve
suyu fiyatlannın yüksekliği, taze meyve tüketim alışkanlığının fazla olması,
enflasyon artışı gibi faktörier sayılabilir. Sektörün gelişimini sınıriayan bu faktörierin yanında, hammadde temini ve tesislerin teknolojik sorunlan ile finans­
man darboğazı ve işletme sermayesi yetersizliği gibi etkenler de üretimi
olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye'de meyve suyu sektörünün verimli ha­
le gelebilmesi, üretim aşamasında uygulanacak teşviklere bağlıdır. Giderek
azalan ihracat teşvikleri, sektörün sorunlannı çözmede yetersiz kalmaktadır.
Avrupa Topluluğu ülkelerinde, üretim aşamasında uygulanan teşvik ve yön­
lendirmeler bu konuda Türkiye için yol gösterici olmalıdır.
Ara ürün niteliğinde olan pulp ve konsantre ihracatı, 1987 yılında, iklim ko­
şullan nedeniyle yetersiz hammadde üretimine karşın artış göstermiştir. Tetrapak ambalajlı meyve suyu ihracatı ise taşıma maliyetinin yüksek olması ne­
deniyle verimli olmamaktadır. Meyve konsantresi ihracatının en fazla yapıldığı
ülke Almanya ve Hollanda iken, Körfez savaşı öncesi meyve pulpunun yönel­
diği pazar Irak olmuştur. Meyve suyu ve pulp İhracatı 1987 yılında 1986'ya kı­
yasla % 180 artmıştır.
ÇİZELGE 3.6 : Türkiye'de yıllara göre meyve suyu işleme sanayii
göstergeleri
1987
1988
1989
1990
A. KAPASİTE (Bin ton)
Turunçgil Suyu Kons.
Diğer Meyve Suyu Kons.
Meyve Pulpu
Meyve Suyu (dolum)
7.740
5.400
5.400
5.400
34.000
27.000
30.000
35.000
67.680
48.000
48.000
48.000
150.250
150.250
150.250
150.250
B. ÜRETİM (Bin Ton)
Turunçgil Suyu Kons.
Diğer Meyve Suyu Kons.
Meyve Pulpu
3.550
3.800
4.000
4.300
10.500
15.000
20.000
25.000
6.715
7.000
7.500
8.000
47.870
48.000
50.000
53.000
Turunçgil Suyu Kons.
45
70
74
79
Diğer Meyve Suyu Kons.
31
56
67
71
Meyve Pulpu
10
15
16
17
Meyve Suyu (dolum)
32
32
33
35
-
-
-
-
Turunçgil Suyu Kons.
1.803
1.174
2.566
2.600
Diğer Meyve Suları
7.761
12.585
11.939
12.400
Meyve Pulpu
1.921
48.000
50.000
53.000
Meyve Suyu (dolum)
C. KAPASİTE KULLANIM ORANI (%)
D. İTHALAT (Ton)
E. İHRACAT (Ton)
Meyve Suyu (dolum)
973
F. İÇ TÜKETİM (Ton)
Meyve suyu
-
Kaynak: N. Uras, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası.
Diğer meyve suyu konsantreleri grubunda yer alan elma suyu konsantresi
üretiminde 1987 ve 1988 yılında atılım olmuş ve 12000 tonluk bir ihracat ger­
çekleştirilmiştir. Almanya, ABD ve İtalya'ya yapılan elma suyu konsantresi ih­
racatı, bu ülkelerde yüksek asitli konsantrelerie kanştınlarak piyasaya sunul­
maktadır (Türk elma suyu konsantresinin asidite oranı % 0.04-% 0.02
düzeyindedir). Kurulu kapasiteden yararianma oranı yıllardan beri çok düşük
düzeylerde kalmıştır. 1989 yılında meyve üretiminin yeterii olması ve tüketimi
artıncı bazı yenilikler nedeniyle iç pazar talebinde artış gerçekleştirilmiştir. Firmalann yurtiçi pazarda dönüşümlü şişe yerine tetra-pak brix ambalaj şekline
ağıriık vermeleri ve meyve suyu fiyatının kolalı içecek fiyatları ile aynı düzey-
de seyretmesi, tüketim artışını etkileyen başlıca faktörler olmuştur. Yine de
bu tüketim düzeyi kişi başına 1 litre gibi diğer ülkelere kıyasla çok yetersiz bir
miktardır. ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde kişi başına yıllık meyve suyu tüketi­
mi 20-30 litre civanndadır.
Meyve suyu sanayiinde faaliyette bulunan firmaların yıllık meyve işleme
kapasiteleri dikkate alınarak üretim maliyetleri incelendiğinde; hammaddenin,
özellikle orta poy ve büyük işletmelerde en önemli maliyet unsuru olduğu gö­
rülür.
Tesisler, yılda 10000 tonun altında meyve işleyenler, 10000-25000 ton
arasında meyve işleyenler ve 25000 tonun üzerinde meyve işleyenler olmak
üzere üç grup altında incelendiğinde değişken, sabit ve toplam maliyetler Çi­
zelge 3.7,3.8 ve 3.9'da gösterilmiştir.
ÇİZELGE 3.7 : Meyve suyu tesislerinde değişken
maliyet unsuriannın payı (%)
Kapasite
büyüklüğü
Hammadde
(ton/yıl)
Yardımcı
Geçici
Enerji
madde
işçilik
ve su
0.2
1.8
Ambalaj
Satış
giderleri
1-9.999
20.0
35.6
10000-24.999
51.5
27.0
0.8
5.8
14.5
0.4
25000 - +
41.1
16.7
0.1
7.6
31.7
2.8
Ortalama
42.1
20.1
0.3
6.9
27.9
2.7
32.4
10.0
Kaynak: DPT, 1989. Yayın No: 2141 -Ö.I.K.: 334
ÇİZELGE 3.8 : Meyve suyu tesislerinde sabit masraflar (%)
Kapasite
büyüklüğü
Daimi pers. Amortisman
Sigorta
Finansman
Toplam
(ton/yıl)
giderleri
1-9.999
77.8
5.0
2.6
14.6
10000-24999
63.8
27.3
0.4
8.5
25000
+
80.2
12.8
1.4
5.6
100.0
Ortalama
75.7
16.3
1.2
6.8
100.0
giderleri
Kaynak: DPT, 1989". Yayın No: 2141-Ö.l.K.: 334
-
100.0
100.0
ÇİZLEGE 3.9 : Meyve suyu tesislerinde maliyet unsurlan (%)
Kapasite
Hammadde
(ton/yıl)
Yardımcı
Geçld daimi
madde
işçilik
Enerji Ambalaj Amortisman
Sigorta ve
finansman
finansman
1.3
24.3
1.3
4.3
2.9
9.8
8.7
2.8
21.9
5.5
23.1
3.5
1.9
21.5
4.9
20.0
4.6
2.3
1-9999
15.0
26.7
19.6
10000-24999
35.0
18.4
21.0
25000 +
29.9
12.1
Ortalama
30.2
14.5
ve su
Kaynak: DPT, 1989, Yayın No: 2141 - Ö.I.K: 334
Türkiye'nin meyve suyu dış satımı 1981 yılı ve sonrasında büyük artış gös­
termiş, 1985 yılında ise en yüksek noktaya ulaşmıştır. 1980 yılında 1.053.700
kg karşıliğı 989.200 dolarlık ihracat, 1986 yılında yaklaşık altıya katlanarak
6.176.770 kg karşılığı 5.399.201 dolarlık bir rakama ulaşmıştır.
Çizelge 3.10'da 1985 ve 1986 yıllanna ait meyve suyu ve konsantresi ihra­
cat rakamı verifmiştir.
ÇİZELGE 3.10 : Türkiye'nin meyve suyu ihracatı
1985
1986
Miktar (kg)
Tutar ($)
Miktar (kg)
1.441.544
3.089.531
571.917
746.316
pulplan
3.444.617
2.335.925 3.190.810
2.741.060
Meyve sulan
1.965.057
1.346.335 2.405.043
1.911.825
TOPLAM
7.851.218
6.771.791
5.399.201
Narenciye konsantresi
Tutar ($)
Diğer konsantre meyve sulan ve
6.176.770
Sektörde ihraç kalemleri içerisinde diğer meyve sulan ve pulplan en
önemli yeri tutmaktadır. Narenciye konsantresi ihracatında son birkaç yılda
büyük artış olmuştur. Son iki yılda ABD'ye yapılan büyük çaph mayve suyu
satışı bu ihracat kaleminin önemli bir düzeye ulaşmasını sağlamıştır.
Türkiye'nin meyve suyu ihracatı istikrarsız bir seyir izlemektedir. Yıllar iti­
bariyle değişik alıcılar ortaya çıkmakta, bir yıl önemli miktarda alım yapan ül­
ke diğer yıl alıcılar içinde görülmemektedir. Dünya meyve suyu pazanna ha­
kim olan önemli ihracatçı ülkelerde bazı yıllar görülen üretim düşüklüğü
37
Türkiye'den yapılan ithalat miktannda önemli rol oynamaktadır.
AT bir bütün olarak değerlendirildiğinde daha çok bir tüketici topluluk ola­
rak göze çarpmaktadır. Hemen hemen tüm Topluluk ülkelerinin ihracatı olma­
sına rağmen, ithalat rakamlannın daha yüksek oluşu Topluluğa ithalatçı bir
karakter kazandırmaktadır. Ancak, özellikle Yunanistan ve İspanya'nın da ka­
tılmasıyla Topluluğun ihraç potansiyeli artmıştır.Topluluk içerisinde en önemli
ihracatçı ülkeler Almanya ve İtalya'dır. Bunun yanısıra Topluluk ülkelerinin re­
export satışları da önemli miktar tutmaktadır.
AT ülkeleri 1985 yılında meyve suyu ihracatlannın % 82'sini Topluluğun di­
ğer ülkelerine yapmışlardır. Elma, armut ve özellikle bu iki meyve suyunun
kanşımı toplam satışta en önemli yeri tutmaktadır. Bunu portakal suyu izle­
mektedir.
AT meyve suyu ithalatının birinci sırasını portakal suyu oluşturmaktadır.
Toplam içerisinde miktar olarak % 50, parasal % 70 paya sahip portakal su­
yu dış alımını sırasıyla elma-armut suyu kanşımı ve diğer narenciye sulan iz­
lemektedir. Topluluk meyve suyu ithalatının parasal açıdan % 61'ini AT dışı
ülkelerden yapmaktadır. Bunun da % 82'sini portakal suyu oluşturmaktadır.
Topluluğun en büyük üç ithalatçı ülkesi, sırasıyla Almanya, İngiltere ve
Hollanda'dır. Almanya, topluluğun toplam ithalatında % 37'lik bir paya sahip­
tir.
Türkiye meyve suyu ihracatının 1985'de % 45.3, 1986'da % 35.2'sini AT
ülkelerine yapmıştır. ATın toplam meyve suyu ithalatında Türkiye'nin payı ise
1985 yılında % 2 olmuştur. Türkiye'nin AT'ye ihracatının büyük kısmını ise Al­
manya pazan oluşturmaktadır. Bu pazann, Türkiye'den meyve suyu ihraca­
tında payı 1986 yılında % 17.3 olmuştur.
3.4. Dondurulmuş Meyve ve Sebze Sanayii
Gıda maddelerinin tazeliklerini ve beslenme değerlerini yitirerek bozulmalannı önlemek için değişik işleme ve saklama teknikleri uygulanmaktadır. Kul­
lanılan bu yöntemlerin başında, gıdalann soğukta veya dondurularak muhafa­
za edilmesi gelmektedir. Dünya'da giderek yaygınlaşan ve gelişen soğuk
tekniğinin gıda sanayiinde kullanılması, ülkemizde de son yıllarda büyük
önem ve ilgi kazanmaya başlamıştır. Dondurulmuş meyve ve sebze, şoklama
odalan adı verilen dondurma tünellerinde yüksek hava hızı altında dondurul-
ması ile elde edilmektedir. Taze meyve ve sebzeler bazı ön işlemlerden (ayır­
ma, temizleme ve yıkama, kesme, doğrama, çekirdek çıkarma, gerektiğinde
haşlama vs. gibi) geçirildikten sonra -40^0 sıcaklıktaki şoklama odalannda
dondurulmakta ve - 18^0 sıcaklıkta depolanmaktadır. Bu özellikler gözetile­
rek hazırlanan meyve ve sebzeler uzun süre bozulmadan korunabilmektedir.
Gıdalann üretimlerinden tüketimlerine kadar niteliklerini korumak amacıyla
dondurularak depolanması ve buradan tüketim merkezlerine frigorifik araçlar­
la taşınması, pazarianması ve tüketici donduruculannda korunması aşamalanndan oluşan ve birbirini kesintisiz olarak izleyen uygulamalar dizisine soğuk
zincir adı verilmektedir. Bu zincir halkalanndan biri olan dondurarak taşıma
konusu Türkiye'de henüz yeni gelişme aşamasındadır. Halen 1300 adet fri­
gorifik araç, 3 gemi ve 2 kargo uçağı donmuş meyve ve sebze taşımasına uy­
gun özellik taşımaktadır.
Dondurulmuş gıda üretimi ve tüketimi dünyada yaygınlaşarak artmaktadır.
Avrupa ülkelerinde tüketim yılda % 10-12 düzeyinde artış göstermektedir.
Türkiye'de dondurulmuş meyve-sebze sanayii 1970'li yıllarda yalnızca ih­
racata dönük olarak başlamıştır. 1980'lerde üretim yapan firma sayısı artmış
ve üretim 1985 yılından itibaren hızlı bir gelişme göstermiştir. Sektörde faali­
yet gösteren birçok fabrikada aynı zamanda dondurulmuş deniz ürünleri ve
balık üretimi de yapılmaktadır.
Bu sektörde halen üretim yapan 15 tesis bulunmaktadır. Bu tesislerin bazılan konvansiyonel dondurma tekniği ile üretim yaparken, 7 tesis IQF tekniği
ile üretim yapmaktadır. 1987 yılında gerçekleştirilen üretim 17400 ton dolay­
lannda olurken kapasite kullanım oranı, % 57 olarak gerçekleşmiştir. Üretim­
de 1988 yılında önemli ölçüde artma olmuştur. Nitekim bu yılda üretim 37000
tona yükselmiş ve kapasite kullanım oranı % 72'ye ulaşmıştır. Dondurulmuş
meyve-sebze sanayiine ilişkin kapasite, üretim ve ihracat gibi veriler Çizelge
3.11'de verilmiştir.
ÇlZELGE 3.11 : Türkiye'de dondurulmuş meyve ve sebze sanayii
göste/geleri
1987
1988
1989
1990
56.000
86.000
86.000
97.000
17.400
37.000
32.000
34.000
57
72
66
61
A. KAPASİTE (Bin ton)
Dondurulmuş Ürünler
B. ÜRETİM (Bin Ton)
Dondurulmuş
Meyve ve sebze
C. KAPASİTE KULLANIM ORANI
Dondurulmuş Ürünler (%)
D. İTHALAT (Ton)
E. İHRACAT (Ton)
-
-
-
19.386
34.662
28.768
Dondurulmuş sebze
12.219
26.156
17.039
Dondurulmuş meyve
7.149
8.506
11.729
1.700
2.000
2.200
30.000
F. İÇ TÜKETİM (Ton)
Dondurulmuş
Meyve ve Sebze
2.400
Kaynak: N.URAS, 1990. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası
Son yıllarda dondurulmuş meyve-sebze yurtiçi talebinde de önemli bir ar­
tış gözlenmektedir. 1989 yılında üretimin % 6-7'si iç pazarda tüketilmiştir.
Yaptığımız incelemelere göre yurtiçi pazann ilerki yıllarda daha da gelişeceği
anlaşılmaktadır. Sektörde üretimin % 95'i ihracata dönüktür. Nitekim 1988 yı­
lında üretimin tamamına yakın bölümü ihraç edilmiştir. Donmuş meyve-sebze
üretiminin dünyada her yıl gelişme gösteren bir pazan vardır. Dondurulmuş
patates ürünleri dışında dünya donmuş sebze tüketimi yılda 3-3.5 milyon ton,
donmuş meyve tüketimi ise 2-2.5 milyon ton düzeylerindedir. İstatistiklerde
ayn grupta incelenen patates ürünlerinin tüketim düzeyi ise 3-3.5 milyon ton­
dur. Tüketim açısından en büyük pazar ABD'dir. Bu ülkeyi İngiltere, Almanya,
Fransa, Japonya ve İtalya izlemektedir.
Türkiye'nin dondurulmuş meyve-sebze ihracatında özellikle son yıllarda
önemli artışlar olmuştur. İhracat 1986 yılında 1985'e kıyasla % 55 artarken,
bu artışta 1987 yılında yine bir önceki yıla göre % 65 oranında bir yükselme
gözlenmiştir. İhracatın yapıldığı en önemli dış pazar Batı Avrupa ülkeleridir.
Dondurulmuş meyve ve sebze, ihraç potansiyeli çok yüksek olan ürünler-
dir. Kullanılan teknolojiler, yeni,bir üretim dalı olması nedeniyle modern ve di­
ğer üretici ülkelerin teknolojilerine uygundur. Ham ve yardımcı maddelerin ta­
mamı yurt içinden karşılanmaktadır. Ancak standart kalite de ve sürekli ham­
madde temini sektörün başlıca sorunudur. Özellikle hybrid tohum kullanılarak
yapılacak sözleşmeli ekimler bu sorunu büyük ölçüde çözümleyecektir.
Türkiye'de 1989 yılında bir önceki yıla kıyasla üretimde ve dolayısıyla ihra­
catta göze çarpan azalmanın nedenleri aşağıda toplanmıştır.
- 1989 yılında önceki yıllara göre yumuşak seyreden iklim koşullan önemli
tüketici durumunda olan Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinde meyve-sebze üre­
timinin önceki yıllara göre daha fazla olmasına yol açmış ve bu ülkelerin özel­
likle sebzede ithalat miktariannda düşüşlere neden olmuştur. Bu durum özel­
likle kök bitkilerinde kendisini göstermiştir. Türkiye'nin 1988 yılı donmuş
sebze ihracatı içinde % 51'ini meydana getiren dondurulmuş patates ihracatı
(13.432 ton) 1989 yılı ihracatı içinde % 5'e düşmüştür (842 ton).
- Doğu Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan demokratikleşme hareketlerinin
Batı Avrupa ülkeleri tarafından desteklenmesi ve bu ülkelerin ekonomik açı­
dan da güç kazanmalanna yardımcı olunması isteği doğrultusunda, önemli
donmuş meyve ve sebze üreticisi ülkelerden plan doğu Avrupa ülkelerine,
daha önce uygulanan gümrük vergileri azaltılmış ve miktar kısıtlamalan kaldınlmıştır. Bu durum Türkiye'nin ihracatını olumsuz yönde etkilemiştir.
- Türkiye'de ihracatı teşvik edici politikalann kaldırılmasıyla yalnızca kur
politikasıyla yurtiçi enflasyona karşı dış pazarlardaki rekabetlerini devam ettir­
meye çalışan ihracatçılar, bu açıdan da 1989 yılında olumsuz etkilenmişlerdir.
Bu konu aslında ihracata yönelik tüm sektörlerin sorunu haline gelmiştir. Bu
nedenle hemen hemen tatamı ihracata yönelik sektörlerde daha fazla etkili
olmaktadır.
-Üretim ve ihracat açısından bu olumsuz koşullar, devam ettirildiği takdir­
de gelecek yıllarda hammadde üreticilerini de etkileyecektir. 1990 yılı üretim
sezonunda meyve-sebze üreticilerinin düşük hammadde fiyatlan ile bağlantı
yapmalan önümüzdeki yıllar üretim miktannın azalmasına neden olacaktır.
Özellikle bir yıllık ürün olan sebze üretiminde bu etki kolayca hissedilebilecektir.
-Sektörde ihracatın artarak devamının sağlanması için iç ve dış etkenle-
rin birlikte incelenmesi ve gerektiği durumlarda destekleme politikalanna ağır­
lık verilmesi gerekmektedir.
3.5 Domates Salçası Sanayii
Türkiye yıllık 4 milyon ton domates üretimi ile dünyada en önde gelen ül­
keler arasında bulunmaktadır. Domates, iklim ve toprak koşullannın uygunlu­
ğu nedeniyle ülkemizde buğday, şeker pancarı ve arpadan sonra en fazla
üretilen gıda hammaddesidir.
Ülkemizde modern teknolojiyle üretim yapan ilk salça fabrikası 1967 yılın­
da işletmeye alınmıştır. Salça üretim işletmeleri özellikle ikinci (1968-72) ve
üçüncü (1973-77) kalkınma planlan döneminde kurulmuştur. 1970 yılından
başlayarak iç ve dış pazar isteklerinin artması ve devletin gıda sanayiine sağ­
ladığı teşviklerle büyük kapasiteli tesisler üretime geçmiştir. Nitekim 1973 yı­
lında faaliyete başlayan 18 fabrikada toplam kapasite 58 bin ton/yıl'a ulaşmış,
bir yıl sonra devreye 1974'te 4 ve 1975'te 5 adet yeni işletmeyle üretim kapa­
sitesi kısa sürede 106000 ton/yıl'a yükselmiştir. 1980 yılından sonra salça sa­
nayii teşvik sisteminden çıkanimıştır. Bu yılda uygulamaya konulan ekonomik
modelle, dolar gerçek değerini almada serbest bırakılınca ihracat hacmi
önemli ölçüde artmıştır. Bu dönemde, yeni yatınmlar yerine düşük kapasiteli
tesisler büyük firmalarca satın alınarak devreye sokulduğu veya kapasiteleri­
nin artınidığı görülmektedir. 1980 yılında salça üretimi 65 bin ton/yıl düzeyin­
de gerçekleşmiştir. 1982 yılında üretim kapasitesi 145 bin ton/yıla çıkmış, fiili
üretim 92 bin tona yükselmiştir. Böylece yalnızca bir yılda üretimde %69 gibi
önemli bir oranda artış sağlanmıştır.
1983 yılından sonra salça sanayiinde yeniden bir atılım başlamıştır. Birçok
kuruluş ihracat yapmak amacıyla teşvik alarak kapasite artıncı yatınmlara
girmişlerdir. Tamamlanmış yeni fabrikalarla birlikte 1984 yılında salça üretimi
kapasitesi 235 bin ton/yıl'a ulaşmış, fiili üretimde de 150 bin tona erişilmiştir.
1985 yılında da 165 bin ton'a ulaşılmıştır. Daha sonraki iki yılda kapasite artışı
olmamış, ancak 1987 yılında bir önceki yıla göre üretimde %19 artış sağlana­
rak 225.350 ton üretim gerçekleştirilmiştir.
1988 yılında salça sanayiinde kurulu, fakat çalışmayan veya düşük kapa­
siteyle çalışan bazı tesisler el değiştirmiş ve yeniden üretime geçirilmiştir. Bu
nedenle, gerek bu tesislerin bakım ve darboğaz giderme yatınmlan, gerekse
diğer tesislerin bazı küçük ek yatınmlan sonucu salça üretim kapasitesinde
1987'ye göre %9'luk bir artış meydana gelmiştir. Salça üretimi, kapasitenin
artırılması yanında iklim koşullannın da uygun gitmesi nedeniyle bir önceki yı­
la göre %44 oranında artış göstermiştir. 1988'de gerçekleştirilen üretim miktan son yıllarda gerçekleştirilen en yüksek düzeydir. Bu yıl da 55000 tonluk iç
pazar ihtiyacı dışında kalan tüm üretim ihracata yöneltilmiştir. Yıl sonu itibanyla ihraç edilen miktann dışında kalan üretimin de ihraç bağlantılan yapılmış­
tır.
Salça sanayii 1989 yılında rekor bir üretim düzeyine erişmiş ve kapasite
kullanımı da %93'e yükselmiştir. Sektörde kurulu tesislerin hemen hemen tü­
mü tam kapasiteye yakın oranlarda üretim gerçekleştirmişlerdir. Kapasitenin
1988 yılına kıyasla %11 oranında artmasına karşılık üretim, %42 oranında ar­
tarak kapasite sınınna yaklaşmıştır. 60 bin tonluk iç pazar ihtiyacı dışında ka­
lan tüm üretim ihracata dönüktür. Bu kapsamda salça ihracatı yılda 200 mil­
yon dolar düzeyinde önemli bir döviz girdisi meydana getirmektedir.
ÇİZELGE 3.12: Domates salça sanayii göstergeleri
1987
A.Kapasite (Ton)
B.Üretim (Ton)
Domates Salçası
C.Kapasite Kullanım Oranı (%)
Domates Salçası
D.İthalat (Ton)
Domates Salçası
E.İhracat (Ton)
Domates Salçası
F.İç Tüketim (Ton)
Domates Salçası
1988
1990
1989
252.350
274.750
305.300
315.500
135.500
195.600
285.000
250.000
54
71
93
80
14.712
1.399
-
-
103.577
115.842
153.102
123.820
52.000
55.000
60.000
62.000
Kaynak: N.URAS, 1990: Türkiye Sınai Kalkınma Bankası
Çizelge 3.12'de görüldüğü gibi Türkiye'de kurulu kapasitenin kullanım ora­
nı son 2 yılda önemli ölçüde yükselmiştir. Böylece Türkiye yılda ortalama
300000 tonluk domates salçası üretimi ile ABD'den sonra dünyada ikinci bü­
yük üretici konumuna gelmiştir. Üretimin büyük bir bölümü ihraç edilmektedir.
Bu da herşeyden önce iyi bir pazarlamayı gerektirmekte ve bu çerçevede de
kaliteli üretim ilk koşul olmaktadır.
Salça sanayiinin en büyük pazan, iklim ve toprak koşullan bakımından olanaklan sınırlı olan sanayileşmiş Avrupa ülkeleri ile ABD, Kanada ve Uzakdo­
ğu ülkeleridir. En büyük üretici olan ABD ihracatçı bir ülke olarak pazara çık-
mamakta, buna karşılık önemli miktarlarda ithalat yapmaktadır. Türkiye, İtal­
ya'dan sonra dünya pazarlannda ihracatçı olarak ikinci sırada yeralmaktadır.
1989 yılı ihracatın %25'i Uzakdoğu ülkelerine ve özellikle Japonya'ya yapıl­
mıştır. Avrupa ülkelerinin 1989 yılı ihracatı içindeki payı ise % 30'dur. AT ülke­
lerinin uyguladıklan kota nedeniyle paylan düşüktür (%6). Bu pazarlar dışında
devlet ihaleleri yoluyla mal satılan Irak, Cezayir, Libya ve Tunus gibi ülkelere
de ihracat gerçekleştirilmektedir. Bu ülkelerin ihracatdaki payı %23'dür. Kalite
ve ambalaj konusuna son derece önem veren ABD, Kanada, Japonya ve di­
ğer Avrupa ülke pazarlannda Türkiye'nin almış olduğu pay çok önemlidir ve
bu pay her yıl artarak devam etmektedir. Özellikle Türkiye bu pazarlarda en
büyük salça üreticisi İtalya ve diğer üretici ülkeler olan Yunanistan, İspanya
ve Portekiz gibi Avrupa Topluluğu'na üye ülkelerin destekli ve sübvansiyonlu
ürünleriyle rekabet etmektedir. Avrupa Topluluğu Ortak Tanm Politikası çer­
çevesinde 1989/1990 üretim sezonunda bu ülkelere sağladığı üretim yardımı,
üretilen her ton için 360 dolardır. Bu miktar geçerli salça ihraç fiyatlannın
%35-40'ı düzeyindedir. Bu nedenle ülkemizde salça sanayii dünyada büyük
bir rekabet gücüne erişmiştir.
İhracat açısından yüksek bir potansiyel gösteren salça sanayiinin sağlıklı
gelişmesini etkileyen kritik nokta, hammadde olanaklandır. Sanayiye uygun
hammaddenin yeterli miktarda üretilmesi konusu firmalan, yetiştiricilerle bir­
likte hareket etmeye itmiş ve şirket bünyelerinde kurulmuş olan tanm teşkilât­
lan kanalı ile sözleşmeli tanm, tohumluk, gübre, ilaç temini ve ürünün devam­
lı kontrolü gibi hususlarda çiftçilere destek ve sübvansiyon sağlanmıştır. Bu
politika, domates üretiminde belli bir kararlılık sağlamakta, üreticilerin kaliteli
üretiminin, sözleşmeli salça sanayiinde olduğu gibi diğer gıda sanayii alanla­
nnda da yaygınlaştınimasında büyük yararlar bulunmaktadır.
3.6 Bitkisel Yağ Sanayii
Bitkisel yağ sanayii kapsamı içinde yağlı tohumlardan ham yağ elde edil­
mesi ve elde edilen ham yağın margarin ve rafine sıvı yağ üretiminde kullanıl­
ması aşamalan yer almaktadır. Türkiye'de sıvı yağ ve margarin tüketimi kişi
başına yılda toplam 13-14 kg düzeyindedir. Bu tüketim miktarlannı karşıla­
mak ve dış pazar taleplerine de cevap verilmek için yetersiz kalan yurtiçi ham
yağ üretimi ithalât ile dengelenmektedir. İthalat miktarlan yağlı tohumlar re­
koltesi ile margarin ve sıvı yağ ihracat bağlantılanna bağlı olarak yıldan yıla
farklılıkgöstermektedir.
Sektörde üretim ve tüketim açısından ağırlık ayçiçek yağındadır. Pamuk
yağının rafine olarak üretim ve tüketimi düşük düzeyde ve pamuk üretim yö­
relerinde mevcuttur. Bu iki yağın dışında diğer bir yağ bitkisi olan soya fasul­
yesi üretimine ağırlık verilmektedir. Margarin hammaddesi olan soya yağının
ekstraksiyonu ve rafinasyonu mevcut ayçiçek ve pamuk rafinasyon tesislerin­
ce yapılmaktadır. Erüsikasit içermeyen kolza üretiminin artınlması hammadde
temininde önemli bir açığı kapatacaktır.
Türkiye'de ayçiçek çekirdeği ve çiğitten ham yağ elde eden ekstraksiyon
tesislerinde kapasite fazlalığı mevcuttur. Bu tesisler, halen Türkiye'de üretilen
yağlı tohum miktarlanna göre % 50-55 oranında bir kapasite ile çalışmaktadır­
lar. Bunun yanısıra rafinasyon kapasitesi de, elde edilen ham yağ miktarları­
na göre çok yüksektir. 1988 yılında rafine ayçiçek yağında %53, rafine pa­
muk yağında %54 oranında bir kapasite kullanma oranı gerçekleştirilmiştir.
Mevcut kapasiteler ilerki 5-6 yıllık dönemde artan talebi karşılayabilecek bü­
yüklüktedir. Bu sektörde kritik ayçiçek ve soya üretimini arttırarak, bir yandan
ekstraksiyon ve rafinasyon kapasitelerinin daha verimli çalışmalannı sağla­
mak, diğer yandan buna bağlı olarak ham yağ ithalâtını asgari düzeye indir­
mektir.
-
Bitkisel yağlarla ilgili istatistik veriler Çizelge 3.13'de toplanmıştır.
ÇİZELGE 3.13: Türkiye Bitkisel Yağ Sanayii Göstergeleri
1987
A.KAPASITE (Ton)
756.500
Ayçiçek yağı rafinasyonu
244.000
Pamuk yağı rafinasyonu
B.ÜRETİM (Ton)
395.000
Rafine ayçiçek yağı
21.000
Rafine pamuk yağı
C.KAPASİTE KULLANIM ORANİ (%)
52
Rafine ayçiçek yağı
54
Rafine pamuk yağı
264.712
D.İTHALAT (Ton)
47.862
Ham ayçiçek yağı
159.459
Soya yağı
1.334
Kolza yağı
1.734
Pamuk yağı
43.755
Palm yağlan
10.568
Diğer yağlar
E.İHRACAT (Ton)
35.952
Rafine ayçiçek yağı
394
Rafine pamuk yağı
F.İÇ TÜKETİM (Ton)
360.000
Rafine ayçiçek yağı
20.000
Rafine pamuk yağı
Kaynak: N. URAS, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası
1988
1989
1990
756.000
24^.000
756.000
244.000
776.000
244.000
370.000
35.000
430.000
35.000
480.000
35.000
45
51
390.582
146.600
167.480
1.833
16.517
49.821
8.331
56
51
497.077
216.958
159.432
-
62
50
465.345
213.512
116.191
10
1.997
118.690
-
134.242
1.390
19.123
12.659
69.303
7.887
102.981
1.320
340.000
20.000
360.000
20.000
375.000
20.000
-
1988 yılında resmi üretim rakamlanna 1987 yılma kıyasla ayçiçek ve soya
fasulyesi üretiminde artışlar sağlandığı göze çarpıyorsa da, ham yağ ithalatı
1987 düzeyine göre %48 artmıştır. İthalat artışı özellikle ham ayçiçek yağında
%200 düzeyindedir. Bu gösterge, yağlı tohumlar üretim artışının açıklanan
düzeyde olmadığını akla getirmektedir. Çünkü talep yönünden de bu artışı
açıklayacak bir ihracat ve içtüketim patlaması yoktur.
Türkiye'de tohum üretimi yeterli düzeye erişene kadar ithalatın kaçınılmaz
olduğu bitkisel yağ sanayiinde atıl kapasitenin kullanılması ve daha yüksek
katma değer yaratılması için ham yağ ithali yerine tohum ithali daha gerçekçi
bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çözüme ilk adım olarak ayçiçek çe­
kirdeği ithalinden alınan %40 oranındaki gümrük vergisi kaldınimış ve 30 do­
lar/ton fon uygulanmasına başlanılmıştır.
1988 yılı yağlı tohumlar rekoltesine göre 1989 yılında kullanılmaya hazır
ham yağ miktarı 590 bin ton düzeylerindedir. Buna karşılık margarin ve rafine
yağ iç ve dış pazar ihtiyaçlarının karşılanması için gerçekleştirilen üretime ye­
terii ham yağ miktan 950 bin ton dolaylanndadır. Dolayısıyla 1989 yılında itha­
latla karşılanan yağ açığı 360 bin ton'dur. Çizelgede yer alan ithalat rakamla­
rının bu miktan aynen göstermemesi, Tarım Satış Kooperatifleri Biriikleri
elinde olan yağ stoklan nedeniyledir.
Rafine bitkisel yağ üretim tesislerinin kapasiteleri, ham yağ rekoltesinin
çok üzerindedir. 1989 yılında 1988 yılı üretim rekoltesinin yüksek olması ne­
deniyle rafine ayçiçek yağı kapasite kullanma oranı %56 olmuştur. Mevcut
kapasiteler ilerki 5-6 yıllık dönemde artan iç ve dış talebi karşılayabilecek dü­
zeydedir. Sektörde kritik nokta, yağlı tohum temini ve bu amaçla da üretim
miktarlannınartınimasıdır.
1989 yılı rafine bitkisel yağ ihracatı açısından önemli gelişmeler gösteren
bir yıl olmuştur. Bir önceki yılın ihracat miktanna göre %242 oranında artış
gerçekleştirilmiştir. Özellikle SSCB ve Ortadoğu ülkelerine yoğunlaşan İhra­
catın önümüzdeki yıllarda da devam edeceği beklenmektedir. İhracat artışı,
tesislerin kapasitelerini artırma arayışına yöneltmiştir.
Rafine bitkisel yağ sanayii üretiminde ihracata dayalı olarak artışlar bek­
lenmektedir. İhracat artışı, yerii üretim ve ithalattan oluşan toplam miktann
yükselmesine ve rafinasyon kapasitesinden yararianma oranının artmasına
neden olacaktır.
Türkiye bitkisel yağ sanayiinin en önemli sorunu, yeterii ölçüde ve uygun
koşullarda hammadde bulamayışıdır. Amaç, iç talebin karşılanması yanında
atıl kapasitenin kullanılmasiyle Avrupa'nın en önemli yağ ihracatçısı olmamız­
dır. Bu potansiyel Türkiye'de vardır. Bunun için öncelikle yağlı tohum verim
ve üretimini artıncı önlemlerin alınması zorunludur. Gerek uygulanan teknoloji
ile kalite ve gerekse maliyet açısından önemli rekabet avantajına sahip bulu­
nulmaktadır.
Margarin Sanayii:
Bitkisel yağ sektörü içinde yer alan margarin sanayii, bitkisel sıvı yağların
hidrojenasyonu sonucunda elde edilen bir yağ üretir. Sektörde ilk tesis
1950'li yıllarda kurulmuş ve bu yıllan izleyen dönemlerde nüfus artışı ve gelir
düzeyinde yükselmelerin yanısıra, kırsal kesimden kentlere göçün başlaması
gibi etkenlerle margarin tüketimi tereyağı tüketimini ikame eder duruma gele­
rek artışını sürdürmüştür. Bu gelişmeye paralel olarak unlu gıda sanayiinin
gelişmesiyle de sanayide kullanılan margarin miktan giderek önem kazanma­
ya başlamıştır. Türkiye'de margarin sanayiinde 9 firma 10 tesis ile faaliyet
göstermektedir. 1980'li yıllarda uygulanmaya başlanan serbest pazar ekono­
misi, firmalar arası rekabeti arttırmış ve ihracat konusunu gündeme getirmiş­
tir. Yıldan yıla artış gösteren margarin ihracatı, nispeten düzenli bir artış gös­
teren iç tüketim düzeyi ile birlikte margarin üretiminin nüfus artış hızından
daha fazla artmasına neden olmuştur.
Türkiye'de kişi başına margarin tüketiminin 7 kg olduğu tahmin edilmekte­
dir. Yurtiçi talepte düşük artış hızı, üretici firmalar arası rekabeti arttırmakta,
firmaları fiyat indirimleri ve satış promosyonları gibi pazarlama yolları uygula­
maya itmektedir.
Margarin kapasitesi yurtiçi tüketim düzeyinin üzerindedir. Yurtiçi talepte
düzenli fakat yavaş gelişme dolayısıyla yoğun rekabet ve 1980 yılından sonra
ihracata sağlanan teşvikler, bu üretim kesimini de dış pazariardan pay alma
çabasına itmiş ve son yıllarda ihracat hızla yükselmiştir. Nitekim 1986 yılında
gerçekleştirilen 28 bin tonluk ihracata karşılık, 1987 ve 1988 yıllarında sırasıy­
la 60700 ve 70400 düzeyindeki ihracat, kapasite kullanım oranlannı da sıra­
sıyla %60 ve %62'e yükseltmiştir. 1989 ve 1990 yıllannda üretimde olduğu gi­
bi ihracatta da artış devam etmiştir. Nitekim 1989 yılında 79.878 ton, 1990'da
89.609 ton margarin ihracatı gerçekleştirilmiştir. Bu gelişmelere koşut olarak
kapasite kullanım oranlan da yükselmiştir. Türkiye'de margarin üretim, ihra­
cat, kullanımı ve iç tüketime ilişkin istatistiksel veriler Çizelge 3.14'de toplan­
mıştır.
ÇİZELGE 3,14: Türkiye'de margarin üretim, ihracat ve tüketim verileri
1987
1988
1989
1990
KAPASİTE (Ton)
673.500
673.500
673.500
673.500
ÜRETİM (Ton)
409.000
450.000
475.000
500.000
60
65
70
74
İTHALAT (Ton)
.948
1.200
İHRACAT (Ton)
60.750
70.441
79.878
89.609
340.000
380.000
390.000
400.000
KAPASİTE KULLANIM ORANI (%)..
İÇ TÜKETİM (Ton)
Kaynak: N. Uras 1990 Türkiye Sınai Kalkınma Bankası
Margarin ihracatında uygulanan tek teşvik politikası bir ton ihracata karşı­
lık ödenen 50 dolariık fondur. Ancak kurulu kapesitenin fazlalığı ve ileri üretim
teknolojisi, firmalan, dış pazariarda rekabet edebilecek düzeyde olmalanna
ve ihracatlannı artırmalanna olanak vermektedir, ihracat yapılan ülkeler ge­
nellikle Türkiye'ye coğrafi açıdan yakın olan ülkelerdir. Bunda margarinin ça­
buk bozulan bir ürün olmasının da payı vardır. Önemli ihraç pazarian Iran,
Suriye, Libya, Cezayir ve Afganistan'dır. 1989 yılı ihracatının % 33 Kuzey Af­
rika ülkelerine, % 60'ı Ortadoğuya yapılmıştır. Irak'ın daha önceleri yüksek
olan pazar payı Irak'a yapılan kredili ihracata getirilen sınıriamalar nedeniyle
düşmüştür. 1989 ihracatı içindeki payı %4 dolaylanndadır. Körfez Savaşı ne­
deniyle bu ihracat tamamen durmuştur.
Bu sektörde kritik nokta, hammadde açısından ithalata dayalı olması ve
atıl kapasitenin kullanımının dış pazar gelişmelerine olan bağımlılığıdır. Yağlı
tohum rekoltesinde kaydedilecek gelişmeler, hammadde kullanımında yerii
kaynaklara dönülmesini sağlayacak ve ihracattan elde edilen döviz girdisinin
yurtiçinde kalan miktannı arttıracaktır.
Zeytinyağı :
Türkiye'de son verilere göre 1152 işletmede 1133 adet hidrolik sulu sis­
tem pres ve 463 adet diskli kuru pres, aynca 30 adet kontinu sistemle çalışan
fabrika bulunmaktadır. Türkiye'de 1989 yılında 220.000 ton/yıl zeytinyağı üre­
tecek kapasitede hidrolik pres, süper pres ve sürekli sistem mevcuttur. Sek­
törde kapasite açısından önemli olan bir konu, mevcut 1000 adetten fazla
48
olan hidrolik pres sayısının giderek azaltılması ve yerine süper pres veya da­
ha ileri teknoloji içeren sürekli (kontinü) sistemlerin ikamesidir. Bu takdirde
Türkiye'de zeytin üretimiyle paralel bir azalma gösteren zeytinyağı üretiminin,
asidite ve randıman açısından daha uygun ve kaliteli olarak elde edilmesi
mümkün olacaktır.
Zeytin rekoltesinde priyodisite zeytinyağı sanayiinde istenilen düzeyde bir
gelişme sağlanmasına engel olmaktadır. Ülkemiz zeytinliklerinde mevcut zey­
tinyağı ağacı adedini arttırmak için yeni dikimlerin yapılmaması ve bakım ön­
lemlerinin yeterince uygulanmaması, periyodisitenin etkisini diğer zeytin üreti­
ci Akdeniz ülkelerine kıyasla bariz şekilde arttırmaktadır. Özellikle Türkiye'de
1988 yılının ikinci yansında başlayan ve/1989 yılında etkin bir şekilde devam
eden kuraklığın tanmsal üretimdeki olumsuz etkilerinin en fazla yansıdığı
ürünlerden biri zeytin ve dolayısıyla zeytinyağı olmuştur. Zeytin tarımının ge­
leneksel anlamda yapıldığı ve büyük bir bölümünün kıraç ve dağlık arazilerde
bulunduğu ülkemiz zeytinliklerinde sulama imkânlannın olmaması nedeniyle
kuraklığın etkileri daha çok hissedilmekte ve 2 yıllık bir ürün olan zeytindeki
dalgalanmalan da hızlandırmaktadır. Nitekim üründe var yılı olan 1988/1989
sezonunda tahminlere göre 150.000 tonun üzerinde beklenen zeytinyağı üre­
timi, kuraklığın yağ verimini düşürmesi sonucu olarak tahminlerden çok daha
az 110.000 ton düzeylerinde gerçekleşmiştir.
1989/1990 döneminde ise üründe yok yılı olması yanısıra kuraklığın daha
şiddetli olmasının etkisiyle zeytin ve zeytinyağı üretiminde önemli bir düşme
görülmüştür. Bu olumsuz koşullara ek olarak 1989 sezonunda sofralık zeyti­
ne verilen fiyatın zeytinyağı fiyatına oranla yüksek olması, yağlık zeytinlerin
salamura zeytine kaymasına ve dolayisiyle zeytinyağı miktannda 10.000 tonluk bir azalmanın meydana gelmesine neden olmuştur.
Türkiye'nin yanısıra, Akdeniz bölgesinde diğer zeytin üreticisi ülkelerde de
etkili olan kuraklığa bağlı olarak, dünya zeytinyağı üretiminde, 1989/90 döne
minde, ortalamalara göre azalma meydana gelmiştir.
Türkiye'de kişi başına zeytinyağı tüketimi diğer zeytin üretici üikalere göre
oldukça düşüktür ve 1 kg dolaylanndadır. Tüketim var vo yoK y^Pa'^ma qom
de dalgalı bir seyir göstermektedir. İç tüketimde bu trkan^k^ k ^f?
.t^r,.
ekonomisini birinci derecede etkilemektedir. Zevlinysg ^ ^ ^ ^ - T ^ . ' :^
lanmalan önleyici stoklama sistemlerinin buJıınn a v , , ,
^ ^
düzeni kurulmasını engellemektedir.
ülkemizde zeytinyağı tüketimini etkileyen faktörler arasında;
- Hızlı nüfus artışı ve bu artışa paralel olarak üretimin artınlamaması,
- Zeytincilikle uğraşan nüfusun genel tanm nüfusu içindeki payının giderek
azalması,
- Tüketicinin gelir düzeyi ve alım gücü,
- Zeytinyağı fiyatlannın diğer bitkisel yağ fiyatları ile rekabet edemeyişi, sa­
yılabilir. Aynca zeytinyağlık açısından yararlannın halk tarafından bilinmemesi
de tüketimi etkileyen faktörlerden birisidir.
1961 yılından beri zeytinyağı ihracatçısı olan Türkiye zeytinyağı üretimin­
deki dalgalanmalar nedeniyle dış pazarlarda düzenli bir yer edinememiş an­
cak 1984 yılından itibaren başlayan ithalat imkânı ile yıllar itibariyle ihracat ra­
kamlan arasında farklılık azalmıştır. İç tüketimin artmaması nedeniyle de
halen yılda 20-30.000 ton dolaylarından bir ihracat imkânı mevcuttur. Türki­
ye'nin ihracatında en büyük payı Libya almaktadır. 1988 yılında Rusya ve Ku­
veyt'in de toplam ihraçta içindeki paylan artmıştır.
Avrupa Topluluğıu ülkeleri bugün danyanın en büyük üretici, tüketici, itha­
lât ve ihracatçısı olarak dünya zeytinyağı piyasasına hakimdir. 1988/1989 se­
zonunda dünya zeytinyağı üretiminin (1.503.500 ton) % 76'sını, dünya tüketi­
minin ise (1.772.000 ton) % 75'ini Avrupa Topluluğu ülkeleri gerçek­
leştirmiştir. Dünya ticaret hacmi (465.000 ton) içindeki paylan ise % 37'dir.
Topluluğun kendi kendine yeterlilik oranı var yıllannda % 100'ü geçmekte, ku­
raklık ve yok yıllarda % 85-90 olmaktadır. Topluluk içinde uygulanan Ortak
Tanm Politikası çerçevesi içinde içi üretim ve tüketimi teşvik ederken, diğer
yandan da sektörü dış rekabete karşı etkin bir şekilde korumaktadır.
3.7. Un ve Unlu Mamuller Sanayii
Türkiye'de buğdaya dayalı gıdalar, toplumun kişi beslenmesinde temel
ürünler olarak ağırlıklannı öteden beri korumaktadırlar. Hububat bazlı un, İr­
mik, makarna, bulgur, bisküvi gibi ürünlerin üretim ve tüketimi, toplumun gelir
düzeyi, nüfus artışlan, şehirleşmenin yaygınlaşması ve ulaşım olanaklannın
gelişmesi gibi faktörlerin etkisi altında artmakta ve çeşitlilik kazanmaktadır.
Un sanayii Türkiye'de kurulan ilk sanayii dallanndan biridir. Türkiye'de 5 il*
(Bingöl, Hakkari, Mardin, Muğla ve Tunceli) dışında her ilde un fabrikası bu­
lunmaktadır. Halen 54.200 ton/gün buğday kırma kapasitesine sahip 604 te­
sis faaliyettedir. Bu tesislerin un üretim kapasitesi 13 milyon ton/yıl olup ağır­
lıklı olarak Trakya, Orta Anadolu, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde
toplanmıştır. Gerek un fabrikası ve gerekse işleme kapasitesi bakımından
Konya, İstanbul, Ankara ve İzmir ilk dört sırayı almaktadır. Yukanda verilen
kapasite rakamlanna karataş değişmenlerinin kapasiteleri dahil değildir. Ku­
rulu tesislerin bölgelere göre dengesiz bir biçimde dağılması, uygun olmayan
yer seçimi, kapasitelerin yöresel ihtiyaca göre tespit edilmemesi gibi neden­
ler sektörde önemli miktarda atıl kapasitenin oluşmasına yolaçmıştır. Endüst­
riyel un üretim kapasitesine göre hesaplanan kapasite kullanma oranlan
1989'da %60'dır. Karataş değirmen kapasitesinin dikkate alınmasiyle bu oran
daha da düşük düzeylerde oluşacaktır.
Türkiye'de kişi başına ortalama un tüketimi dünyadaki diğer ülkelere göre
daha yüksektir. 1989 yılında iklim koşullan nedeniyle buğday üretimindeki
azalma ihracat rakamlannı etkilemiş, irmik ve makarna üretiminde kullanılan
durum buğdayının yetersiz üretimi ile birlikte un, irmik ve makarna ihracatın­
da önemli azalmalar meydana gelmiştir. Buna karşılık iç tüketimde ise un satışlan artmıştır. Son yıllarda endüstriyel üretilmiş una yönelik kırsal talebin art­
ması sonucu, un ve irmik tüketiminin nüfus artış hızından daha fazla arttığı
tahmin edilmektedir.
Türkiye'de buğday unundan yapılan ekmek üretimi henüz gerçek bir sana­
yi dalı haline gelememiştir. Halen yapılan üretim şekli incelendiğinde birbirin­
den çok farklı yöntem ve teknolojilerin uygulandığını, en modern kontinü ek­
mek kombinalan yanında, kara fınn adı verilen gelişmemiş teknolojinin de çok
büyük boyutlarda üretimde yer aldığını görmekteyiz.
Ekmek üretimi yapan fınnlann yerel yönetimlere bağlı olması, fınn açma,
ekmek üretme, gramaj ve fiyat belirleme dahil her türlü kontrolün belediyeler­
ce yapılmaya çalışılması, hem üreticiler hem de tüketiciler açısından pek çok
sorunu birlikte getirmektedir.
Türkiye'de ekmek olayına sadece fiyat açısından yaklaşılması, bu konu­
nun en büyük sorunu olmaktadır. Belediyeler ekmek fiyatını düşük tutabilmek
amacı ile rekabeti teşvik etmişler ve ihtiyaçtan fazla fınn açılmasına, dolayısı
ile atıl kapasite, haksız rekabet, kalitesiz üretim oluşmasında istenmeyerek
de olsa büyük rol oynamışlardır. Ekmekte fiyatlann belediyelerce belirlenmesi
yanında kâr marjının çok düşük olması, sanayinin gelişmesine, yatınmlann
yapılmasına olumsuz etkide bulunmuş, |3u nedenle kontinü çalışan modern
ekmek fabrikalannın sayısı çok düşük düzeyde kalmıştır.
Çizelge 3.15'de Türkiye'de un ve unlu mamullere ait kapasite, üretim ve
ihracat verileri toplanmıştır.
Un ve irmik sanayiinde atıl kapasitenin kullanılması ve sektörde kapasite
kullanımının artıniması için en geçerli yol ihracatın geliştirilmesidir. Halen un
ve irmik ihracatında herhangi bir teşvik mekanizması kullanılmamaktadır. Tür­
kiye'nin ihracat yaptığı pazarlar Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri olup, bu
pazarlarda^AT ülkelerinin yoğun rekabeti mevcuttur. AT ülkelerinde mevcut
7.000'i aşkın un fabrikası yüksek kapasitelerde çalışmakta ve dünya pazartannda üstünlüklerini devam ettirmektedirier.
Makarna sanayiinde kurulu kapasitenin bölgelere göre dağılımında ağıriık
İzmir, Ankara ve Gaziantep yöresinde bulunmaktadır. Özellikle Gaziantep yö­
resinde son yıllarda gelişme gösteren makarna sanayii, toplam kapasitenin
% 35'ini meydana getirmektedir. Halen makarna kapasitesi yurtiçi talep ve ih­
racat olanaklan açısından yeterii düzeydedir. Kırsal ve kentsel olarak farklılık
gösteren kişi başına makarna tüketimi ortalama olarak 5 kg/yıl olarak alın­
maktadır. Kentsel nüfus daha çok paketli makarna tüketirken, kırsal kesim ve
ÇİZELGE 3.15: Türkiye'de un ve unlu mamullere ilişkin istatistik veriler.
1987
A.Kapasite (Bin Ton)
Un (Sınai)
İrmik
Makarna
Bisküvi
B.Üretim (Bin Ton)
Un ve irmik (Sınai)
Makarna
Bisküvi
C.Kapasite Kullanım Oranları (%)
Un ve İrmik (Sınai)
Makarna
Bisküvi
D.Ithalat (Ton)
E.ihracat (Ton)
Un (Sınai)
İrmik
Makarna
Bisküvi
F.İç Tüketim (Bin Ton)
Un ve İrmik (Sınai)
Makarna
Bisküvi
1988
1989
1990
11.200
590
340
280
13.000
590
340
280
13.000
590
360
280
14.000
590
400
280
7.115
290
170
7.870
310
190
8.200
320
200
8.750
330
190
63
85
61
58
91
67
60
89
71
65
83
68
45.331
11.364
16.917
13.480
274.203
106.402
23.159
20.030
173.240
37.009
16.723
20.056
93.503
15.114
15.200
15.324
6.970
267
155
7.480
275
160
7.850
285
165
8.400
295
175
Kaynak: N.UBAS, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası
ve toplu tüketim merkezlerinde dökme makarna talebi ağırlıklıdır. Türkiye'de
makarna tüketiminde son yıllarda gözlenen artış nedenleri olarak; hızlı nüfus
artışı, makarnanın ucuz bir gıda maddesi olması, pazariama ve ulaşım olanaklannın artması, şehirieşme nedeniyle çalışan ailelerde kolay hâzırianan gıdalann tercih edilmesi ve gelir seviyesinin yükselmesi sayılabilir. İhracat ola­
nakları açısından Türkiye'nin şanslı olduğu ülkeler Ortadoğu ve Kuzey Afrika
ülkeleridir. Son yıllarda SSCB'ye önemli ölçüde un ihracatı yapılmaktadır. AT
ülkelerine ihracat, %3 gümrük vergisi ve her ay değişen prelevman uygulamalan nedeniyle, çok zordur. AT ülkelerinden İtalya, dünya makarna ticareti­
nin %55'ine hakimdir. Türkiye'ye kıyasla üretimi 8-9 kat, ihracatı ise 40 kat
daha fazladır. Diğer AT ülkelerinin ihracat düzeyleri Türkiye düzeyindedir.
Bisküvi sanayii son yıllarda gelişme göstermiş, tüketime sunulan çeşit faz­
lalığı yanında özellikle modern teknoloji ve yeni gelişmeleri izleyen ve uygula­
yan firmalarca çeşit fazlalığı yanında kalite düzeyinin yükseltilmesi sonucu, iç
ve dış pazariarda aranan bir gıda maddesi olmuştur. Kişi basma tüketim ha­
len 3,4 kg olarak hesaplanmakta ancak tüketim artışlannın nüfus artışına gö­
re daha hızlı olacağ^ı tahmin edilmektedir. 1989 yılında yetersiz ve düşük kali­
te buğday üretimi, ihracatı etkilemiş ve her yıl artarak giden ihracat, 1988 yılı
düzeyinde kalmıştır. 1989 yılı toplam ihracatının %40'ı Suudi Arabistan ve
Kuveyt'e yapılmıştır. Yıllık bisküvi ihracatı 20 bin tonu geçmiş bulunmaktadır.
Dış pazar açısından ağıriık Ortadoğu ülkeleridir.
Un ve unlu mamullerin ana hammaddesi buğday olduğu için buğday üreti­
minin, son ürünlere uygun kalite ve standartta yapılması sektörün en önemli
konusudur. Bir tanm ülkesi olmasına karşılık Türkiye'de üretilen buğday çeşit­
lerinin çok fazla ve orta kalite olması, iklim ve uygulanan tanm tekniğine ba­
ğımlılık gibi nedenler, son olarak üretilen un ve mamullerinin istenilen miktar
ve kalitede olmasını güçleştirmektedir. Bu konu bir yandan fabrikalann ve­
rimli çalışmasını etkilerken, diğer yandan dış pazariardaki rekabeti de azalt­
maktadır. Bu nedenle ileriye dönük olarak un, irmik, makarna ve bisküvi üreti­
mine en uygun özellikte buğday üretiminin gerçekleştirilmesi için gerekli
önlemlerin alınması zorunlu olmaktadır. Bu konuda başanlı olmak, sanayiide
üretim artışını ve dış pazar gelişmelerini beraberinde getirecektir.
3.8. Su Ürünlerinin Durumu
Yaygın anlamıyla su ürünleri dendiğinde ülkemiz balık kültürü ve yetiştirici­
liği ve belli ölçülerde de avlanması anlaşılmaktadır. Buna karşılık ülkemizde
su ürünleri, deniz ve iç sulardaki bitkisel ve hayvansal organizmalann oluştur­
duğu topluluk, onlann kaynak olarak entegre işletilmeleri, yetiştirilmeleri, açık
deniz balıkçılığı ve ilgili konular şeklinde özetlenerek tanımlanmaktadır. Bu
sektörde; deniz, kara ve hava araştırma, eğitim, yeni araç-gereç geliştirme,
pazarlama, kredileme, kooperatifleşme, insan ve çevre sağlığı, yetiştirme gibi
birçok konularda oldukça geniş kapsamlı bilinçli planlama ve örgütleşmenin
kaçınılmaz olduğunda birleşilmektedir. Bu durum ülkemiz için de büyük önem
taşımaktadır.
Su ürünleri üretimi:
Su ürünleri sektöründe konu olan deniz ve iç sulardaki türlerin sayısı yak­
laşık 167.000 civannda olduğu düşünülürse de bunlann yaklaşık 520 kadan
gerçek anlamda ekonomik önem taşıyan türler olduğu bilinmektedir. Denizle­
rinde yaşayan türleri açısından ülkemiz komşusu olan diğer ülkelere göre da­
ha zengin bir balık topluluğuna sahiptir. Yurdumuz üç tarafından, dört ayn ka­
rakterde denizle çevrili bir ülkedir. Biyolojik, fiziksel, kimyasal ve ekolojik
açılardan frrk!: özellikler taşıyan bu denizlerimiz doğrudan okyanuslara açılmayıp, birer yan kapalı deniz durumundadırlar.
Karadeniz, dört deniz arasında besin açısından en verimli olanıdır. Ülke­
mizde üretilen deniz ürünlerinin %85'i bu denizimizden elde edilmektedir. Bu­
nunla beraber buradan elde edilen su ürünleri üretimi pek çok faktörle sınır­
lanmıştır. Bunlann en önemlisi Karadeniz'in 180-200 metre derinliğindeki
suyunda bulunan ve canlılann yaşamasını sınırlayan HgS gazının varlığıdır.
Bu derinliğin altındaki alanlardan verim alınamamaktadır. Bu yüzden Karade­
niz'de kalkan, mezgit, barbun ve tekir dışında ekonomik olarak yararlanılacak
dip balığı bulunmamaktadır. Karadenize dökülen akarsulann fazlalığı, bunun­
la ilgili olarak planktonlann bolluğu, bu denizimizdeki göçmen balıklann türle­
rinde ve miktarlarında büyüklük yaratmaktadır. Başta hamsi olmak üzere, is­
tavrit, palamut, torik Karadeniz'de en fazla bulunan göçmen balıklardır.
Akdeniz'in verimliliği ise, mevsimsel sıcaklık farklannın az olması ve bu de­
nizimize açılan akarsulann yetersizliği nedeniyle düşük seviyededir. Bu deni­
zimizde tür adedi fazla olmasına karşın, su ürünleri popülasyon miktarı olarak
Karadeniz'e oranla düşük düzeydedir.
Marmara Denizi, Karadeniz'e göre, gerek dip balıklan ve gerekse göçmen
balıklar yönünden zengindir. Toplam deniz ürünleri üretiminde Karadeniz'den
sonra en önemli denizimiz Marmara'dır. Karadeniz'deki göçmen türlere ek
olarak orkinos, lüfer, sardalya, kolyoz ile dip ürünlerinden karides ve kum
midyesi, bu denizimizdeki ekonomik tür zenginliğini arttırmaktadır.
Ege Denizi'nde, balıkçılık faaliyetleri, kıta sahanlığının dar oluşu ve kade­
meli teraslarla derinleşmesi nedeniyle oldukça sınırlandınimıştır. Avlanma
alanlarının darlığı, bu denizimizde su ürünleri üretim miktannı olumsuz yönde
etkilemektedir. Bu denizimizde göçmen türlerden olan lüfer, palamut, orki­
nos, sardalya ve kolyoz yanında mercan, çipura, levrek oldukça fazla bulu­
nan, ekonomik değeri yüksek su ürünleridir.
İç sulardaki üretim:
Ülkemizde yaklaşık 200 adet doğal göl, 679 adet gölet ve 114 adet olan
baraj gölleri, zengin bir iç su ürünleri potansiyeli oluşturmaktadır. Aynca
uzunluğu 177.714 km o^an akarsu varlığı dikkate alındığında bu potansiyelin
ne denli büyük olduğu :jnlaşfİnaktadır.
Mevcut su ürünieri stoklanndan yararlanabilmek ve bu kaynaklann ekono­
mik olarak işletilmesini sağlamak, öncelikle bu stoklann bilinmesine bağlıdır.
Ülkemizde stok çalışmalan, kaynaklann araştınimasına yönelik faaliyetler ye­
terli düzeyde değildir. Bu nedenle stok büyüklükleri hakkında yeterli bilgiler
verilmemekte, mevcut su sistemlerinden balıkçılık açısından yararlanabilmek
için izlenecek yol ve yöntemler arzu edilen düzeyde olamamaktadır.
1952 ile 1988 yıllan arasındaki deniz ve içsu ürünleri üretimleri ve toplam
üretimdeki yüzde paylan Çizelge 3.16'da gösterilmiştir.
ÇİZELGE 3.16: Yıllara göre toplam su ürünleri üretimi
içsu ürünleri
Yıllar
Miktar
(1000 ton)
1952
1962
1967
1971
1976
1981
1986
1988
6.016
7.007
6.378
14.442
18.895
32.658
40.297
48.500
Ortalama
(%)
7.12
5.92
3.86
9.02
7.10
6.92
9.95
7.17
6.95
Deniz ürünleri
Miktar
(1000 ton)
78.497
111.393
158.922
145.744
247.105
439.206
539.564
627.504
(%)
92.88
94.08
96.14
90.98
92.90
93.08
93.05
92.83
Toplam
(1000 ton)
84.510
118.400
165.300
160.186
266.000
471.864
579.861
676.004
93.05
Kaynak: 1989. Su Ürünleri ve Su Ürünieri Sanayii Vi. Beş Yıllık Kalkınma Planı Ö.l.K. Raporu,
Çizelge 3.16'da görüldüğü gibi planlı dönemde toplam üretim değerleri gi­
derek artmış ve yıldan yıla daha az miktarda yüzde değişim göstermiştir. Bu
azalma ve artış içsu ürünleri için olduğu gibi deniz ürünlerimiz için de geçerli­
dir.
Su ürünlerimizin %93.05'ini oluşturan deniz ürünlerimizin 1967-1988 yıllanndaki üretiminin %62.92'si Doğu Karadeniz bölgesinde, %18.78'i Batı Kara­
deniz bölgesinde tüm Karadeniz bölgesinde olmak üzere toplam ürünün
%81.7'si erde edilmiştir.. Deniz ürünlerinin %10.97'si Marmara Denizi'nden,
%4.62'si Ege'den ve %2.71'i Akdeniz'den sağlanmıştır.
Su Ürünleri Sektörünün İhracatı
Su ürünleri sektörünün dış pazarlara ihraç ettiği türler genellikle dondurul­
muş veya taze balık türleridir. Su ürünleri mamullerinin ihracatı çok sınıriidır.
Bunun nedenleri arasında su ürünleri üretimimizin büyük dalgalanmalar gös­
termesi, üretici ile dış pazar arasında direkt bağ kurulamaması, su ürünlerinin
bol miktarda avlandığı yıllarda dondurma imkânlannın kısıtlı oluşu, en belirgin
faktörierdir. Ayrıca, sulanmızm kirienmesi son yıllarda artan bir seyir gösterdi­
ğinden, su ürünleri miktannda azalma görülmektedir.
1984 yılında tanm ürünleri ihracatı, toplam ihracatın %24.5'ini, 1988 yılında
%20'sini oluşturmuştur. Tanm sektörü içinde su ürünlerinin payı 1984 yılında
% 1 , 1988 yılı itibariyle %22'sini oluşturmuştur. 1984 yılında 20.289.000 dolar
olan su ürünleri ihracatı, 1988 yılında 51.329.000 dolar olmuştur. Bu sektörün
ihracat yaptığı ülkelerin başında AT ülkeleri gelmektedir. 1985 yılında ülkemiz
su ürünleri toplam ihracatında AT ülkelerinin payı işlenmemiş su ürünleri için
%69.9, işlenmiş su ürünleri için %58, toplam 62.32'dir.
Ülkemiz üretiminin AT ülkeleri üretimi ile karşılaştınidığında Danimarka, İs­
panya, Fransa ve ingiltere'den sonra 5'inci, Akdeniz ülkeleri arasında İspan­
ya ve Fransa'dan sonra 3'üncü sırayı almakta olduğu görülmektedir. AT ülke­
lerinin Türkiye'den su ürünleri ithalatı her yıl artış göstermekte, üretim
artışlarında ise yavaşlamalar ve taleplerinde de artışlar saptanmaktadır. Ülke­
mizin coğrafik konumu, üçüncü ülkeler ve Arap ülkeleri ile olan ilişkisi, ülke­
mizce benimsenen liberal ekonomik politika, ülkemizde serbest bölgelerin ku­
rulması, AT ve ülkemiz için su ürünleri konusunda önemli gelişmeler
sağlayabilecektir.
Su ürünleri Sektörünün Sorunları
Su ürünleri üretiminin, işleme ve pazarlamanın entegrasyondan yoksunlu­
ğu, avcılık ve kültür üretimi yapanlann yeterli bilgi düzeyine sahip olmaması,
yeni kaynaklar olarak açık deniz av alanlannın üretimi artıncı olarak düşünül­
memesi, iç sular ve denizlerimizde üretim artışlannın, av gücünün artıniması
ile devam ettirilmesi, su ürünleri üretiminde karşılaşılan en önemli sorunlardır.
Su ürünleri stoklanna ilişkin bilimsel çalışmalar son derece yetersizdir.
Stoklann büyüklüğü bilinmediğinden üretim ve koruma politikası belirleneme­
mekte, aşın avcılık sözkonusu olmakta veya stoklardan yeterince yararlanılamamaktadır. Av yasaklannın takip ve kontrolünde devlet tarafından yürütülen
hizmetler yanında balıkçı ve örgütlerine önemli görevler düşmektedir. Bu ko­
nuda balıkçılara yeterli bilgi verilmemesi ve yönlendirilmemeleri herşeyden
önce balıkçılann kendi kendilerini kontrol etme imkânını ortadan kaldırmakta­
dır.
Su ürünteri üretiminin insan gıdası olarak yeterince değerlendirilmemesi,
soğuk zincir muhafaza sisteminin ülkemizde yeterli ölçüde gelişmemiş olması
ve olanlann da tekniğine uygun kullanılmaması, çeşitli şekillerde işlenen
ürünlerde, uluslararası standardizasyonun ve kalitenin sağlanamaması, dış
pazar isteklerine uygun yeni üretim tekniklerinin geliştirilememesi ve ambalaj­
lamanın yetersiz oluşu, su ürünleri üretim, değerlendirme ve pazarlamasının
entegre bir yapı olarak düşünülerek uygulamaya konulmaması, balıkyağı-unu
fabrikalannın ekonomik değeri yüksek olan balıklan kullanması ve üretiminin
kontrol edilmemesi, soğutma, dondurma, konserve gibi tesislerde gerekli hij­
yenik ve teknik şartlara uyulmaması, karşılaşılan önemli sorunlardır.
3.9. Kuru Meyveler
3.9.1. Fındık
Türkiye, dünya fındık üretiminde %70 gibi çok büyük bir pay almakta ve
böylece dünyanın en büyük fındık üreticisi konumundadır. Türkiye'de 4 mil­
yon aile fındıktan gelir sağlamakta ve en önemli tanmsal ürünlerimizin başın­
da gelmektedir. Bu nedenle gerek üretici ve gerekse Türkiye'nin ekonomisi
ve ihracatı açısından çok önemli bir değere sahiptir. Zengin bir besin içeriğine
sahip olmasına karşın fındık, ülkemizde çok az miktarda tüketilmektedir. Tür­
kiye'de kişi başına tüketimi yalnızca 350 g'dır. Buna karşılık Avrupa ülkelerin­
de örneğin İsviçre'de kişi başına yıllık tüketim 1600 g, Almanya'da 1400 g,
Avusturya'da 1300 g'dır.
Gerek geniş bir üretici nüfusu ilgilendiren ve gerekse Türkiye'ye kazandır­
dığı önemli döviz girdisi ile fındık konusu, ülkemizin genel ekonomik yapısın­
da daha geniş bir perspektif içersinde değerlendirilmelidir. Bu çerçevede yurt
içinde fındık tüketiminin artıniması ve ihracatının da yaygınlaştıniması amacıy­
la fındığın besleyici özelliklerinin geniş halk kesimlerine ve yabancı toplumla­
ra anlatılması gereklidir.
Fındık tarımı, ülkemizde son yıllarda yaygınlaşma göstermiş ve bu neden­
le üretimde de artış sağlanmıştır. Dünya fındık ticaretinin %73'ü Türkiye'nin
elindedir. Türkiye'nin son 5 yılda yaptığı fındık ihracatı Çizelge 3.17'de görül­
mektedir.
ÇİZELGE 3.17: Türkiye'nin yıllara göre fındık üretim ve ihracatı
1986
1987
1988
1989
1990
ihracat (Ton)
136.885
132.214
138.653
131.066
195.645
Değer (1000 $)
438.918
482.904
457.221
343.293
550.976
Üretim (Ton)
301.000
280.000
420.000
550.000
375.000
.
Kaynak: İGEME ve FİSKOBİRLİK verileri
Çizelge 3.17'de de görüleceği gibi Türkiye yıllık fındık (iç) ihracat miktan
130000 ton civarında seyrederken 1990 yılında büyük bir artış kaydederek
195000 tona yükselmiştir. Bu ihraç miktanna koşut olarak sağlanan döviz gir­
disi de 1989 yılındaki 343 milyon dolardan 1990 yılında 550 milyon dolara
yükselmiştir. Böylece fındık, Türkiye'nin ihraç ürünleri sıralamasında 4. konu­
ma gelmiştir. Toplam ihracatımızdan payı da 1991 ihracat döneminde %71.5
artarak %3.5'a ulaşmıştır. Fındık ihracatındaki artışta özellikle İspanya ve İtalya'daki düşük rekolte. Doğu Avrupa ülkelerinde uygulanmaya başlayan ser­
best piyasa ekonomisi ile genelde Avrupa ülkelerinde meydana gelen talep
artışları önemli rol oynamıştır.
Fındık ihracatı daha ziyade naturel iç fındık olarak yapılmaktadır. Nitekim
ihraç edilen toplam fındık ürününün %76.7'sini naturel iç fındık oluşturmakta­
dır. Katma değeri yüksek işlenmiş fındık ürünleri ihracatında son yıllarda bir
gelişme olmuştur. İşlenmiş fındık ihracatı 1990 yılında 45 bin tonla toplam fın­
dık ihracatında %23 pay almıştır. İleriye dönük olarak katma değeri yüksek iş­
lenmiş fındık ihracatının desteklenmesinde yarar vardır.
Fındık ihracatı yapılan en önemli ülkeler arasında Almanya, Sovyetler Birli­
ği, İtalya, Fransa, Hollanda ve İngiltere bulunmaktadır. Bu ülkelerin toplam
fındık ihracatında 1989 yılında aldıklan miktar olarak pay %80'dir. Bu ülkeler
içerisinde yalnızca Almanya'nın 1989 yılındaki payı %46.3'tür. Bu ülkelere ya­
pılan fındığın değer olarak toplam fındık ihracatında da hemen hemen aynı
oranlan bulmak mümkündür.
Ülke bazında 1990 yılında ihraç edilen fındık miktar ve değerleri ile bu ül­
kelerin toplam fındık ihracatında aldıklan oranlar Çizelge 3.18'de gösterilmiş­
tir.
ÇİZELGE 3.18: Türkiye'nin fındık ihraç ettiği ülkeler,
aldıklan fındık ve değeri (1990 yılı)
Miktar
(Ton)
Almanya
İtalya
Sovyetler Birliği
Fransa
Hollanda
Avusturya
İngiltere
93.371
17.169
15.250
14.299
9.038
7.784
7.737
(%)
47.72
8.77
7.79
7.30
4.62
3.97
3.95
Tutar
(1000 $)
(%)
257.336
46.70
53.965
9.79
42.547
7.72
40.795
7.40
25.174 .
4.57
20.792
3.77
23.124
4.19
Kaynak: İGEME ve FİSKOBİRLİK verileri
1990 yılında 50 ülkeye fındık ihracatı gerçekleştirilmiştir. Ancak, Türki­
ye'nin fındık ihracatı esas itibariyle Avrupa Topluluğu ülkelerinedir. Nitekim
fındık ihracatında AT ülkelerinin payı %76.9'dur. Ancak, Türkiye fındık ihraca­
tını diğer ülkelere yönelik olarak aktif bir şekilde artırmanın yollannı aramalı­
dır. Özellikle fındık üretiminin ülke düzeyinde giderek artışı dikkate alındığında
bu duruma gereken önemin verilmesi zorunludur.
3.9.2. Kayısı
Kayısı, ülkemizin ekonomik açıdan en önemli tanmsal ürünlerinden birisi­
dir. Türkiye, kayısı üretimi bakımından dünyanın önde gelen ülkesidir. Kayısı
ülkemizin hemen her yerinde yetişmekle birlikte, en önemli üretim bölgeleri
Malatya, İğdır, Sakarya vadisi ve Bilecik ile Orta Anadolu bölgesidir. Malat­
ya'da yıllık toplam 105.000 ton, Elazığ ve Erzincan'da 11.000 ton kayısı üretil­
mektedir. Bu bölgede yetişen kayısının %90'ı kurutmada kullanılmaktadır. İğ­
dır bölgesindeki üretim, yıllık 15-20 bin ton civanndadır. Bu bölgede üretilen
kayısılar, daha ziyade taze tüketime uygundur. Yıllık ihraç edilen 2000 ton ta­
ze kayısı, İğdır bölgesinde üretilmektedir. Sakarya-Bilecik bölgesindeki yıllık
üretim 5-6000 ton dvanndadır. Ege bölgesindeki üretim de 15000 ton düze­
yindedir. Orta Anadolu'da üretilen kayısı ve zerdalinin toplam miktan 35.000
tonu bulmaktadır. Bu kayısının en az yansı pulp üretimi için kullanılmaktadır.
Kayısı, ülkemizde özellikle Malatya bölgesinde esas olarak kurutma işle­
mine tabi.tutulmaktadır. Çizelge 3.19'da Türkiye'nin yıllara göre kuru kayısı ve
kuru zerdali üretim verileri toplanmıştır.
Türkiye, kuru kayısı ihracatı açısından da dünyada önemli bir pay almakta­
dır. Kuru kayısı ihracatı daha çok ABD ve Avrupa ülkelerine yönelik olarak ya­
pılmaktadır.
ÇİZELGE 3.19: Türkiye'nin Kuru Kayısı Üretimi
Yıl
Kuru Kayısı
Zerdali. ^
17.000
25.000
22.000
6.000
35.000
15.000
30.000
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
Toplam
2.8ÖÖ
3.500
3.500
6.700
6.000
4.100
5.000
19.800
28.500
25.500
12.700
41.000
19.100
35.000
Kaynak: Malatya Ticaret Borsası
Kuru kayısı ihracatında 1985 yılından itibaren sürekli bir artış gözlenmiştir.
Nitekim 1985 yılında 11.000 ton olan ihracat, 1986'da 16.030, 1987'de
19.025 tona yükselmiştir. Çizelge 3.20'de de görüldüğü gibi 1988 yılında
22.590 ton ve nihayet 1990 yılında 32.299 tona erişmiştir. Bu miktar artışına
koşut olarak sağlanan döviz girdisi de artmıştır. 1990 yılında 71.643 milyon
dolarla en yüksek düzeyine çıkmıştır.
ÇİZELGE 3.20: Türkiye'nin kurutulmuş kayısı ihracatı ve sağladığı
döviz girdisi
Kurutulmuş
Kayısı
Miktar
Değer
Miktar
(ton)
(1 o'dolar)
Oon)
22.590
Kaynak: İGEME verileri
1990
1989
1988
50.120
28.858
Değer
(10^ dolar)
55.^31
Miktar
Oon)
32.299
Değer
(10^ dolar)
71.643
Kurutulmuş kayısı ihracatında da bazı sorunlar bulunmaktadır. Bunlar ara­
sında özellikle son yıllarda ABD ve AT ülkeleri kurutulmuş kayısıda 2000
ppm'in üzerinde kükürt bulunmamasını istemekte ve bunun üzerinde kükürt
içeren kayısılan almakta sorun çıkarmaktadırlar. Gıdalarda yabancı maddelerirı.ve koruyucu kimyasal maddelerin bulunmasına karşı Batı toplumu tüketici­
lerinde gelişen duyariilık nedeniyle ileride S02'nin daha da düşük düzeylerde
tutulması beklentisi vardır. Kurutma öncesi toz kükürt yakılarak yapılan kü­
kürtleme işlemi tamamen kontrolsüz ve ürüne zarar verici bir şekilde uygu­
lanmaktadır. Bu konunun ileriye dönük olarak çözümlenmesi gerekmektedir.
Aynı şekilde kurutmanın güneş altında her türiü hijyenik ve temiz koşullardan
uzak yapjiması da kalitenin düşmesine neden olmaktadır. Kayısının gerek
besleyici özelliklerinin ortaya çıkaniması ve gerekse kükürtleme ve kurutma
işlemleri gibi teknolojik sorunlann çözümü için TÜBİTAK, Marmara Araştırma
Merkezi, Gıda ve Soğutma Teknolojileri Bölümü'nde geniş kapsamlı çalışma­
lar sürdürülmektedir.
Kayısıdan üretilen diğer önemli ürün de kayısı pulpudur. Türkiye'de 11 fab­
rikada pulp üretim hattı bulunmaktadır. Yılda ortalama 5 bin ton kayısı pulpu
üretilmekte, bunun 2 bin tonu iç piyasaya verilmektedir. Kayısı pulpu steril
tanklarda veya dondurularak -180C'de ihracat dönük olarak muhafaza edil­
mektedir.
Taze kayısı yanında, kuru kayısı ihracatı en önemli yöntem olmaktadır. An­
cak kayısı gibi besleyici özellikleri zengin olan bir meyveden yeni ürünlerin
geliştirilmesi ve gıda olarak tüketimine çeşitlilik getirilmesi en önemli amaçlanmızdan olması gerekir. Böylece katma değeri yüksek ve tüketimi yaygınlaş­
mış ürünleri ihraç etmek daha akılcı bir yol olacaktır.
3.9.3 Kuru Üzüm
Çekirdeksiz kuru üzüm, ülkemizin ihracata yönelik en önemli ürünlerinin
başında gelmektedir. Ege bölgesinde özellikle İzmir, Manisa, Denizli ve Balı­
kesir illerinde yaygın olarak üretim yapılmaktadır. Üretimin %82'si bu 4 ilde
gerçekleştirilmektedir. Üretim iklim ve yetiştirme koşullan ile uygulanan taban
fiyatları iç ve dış tüketimdeki talep yoğunluğuna göre değişmektedir. Ülkemiz­
de yaygın olarak sultani ve yuvariak çekirdeksiz üzüm çeşitleri üretilmektedir.
Kurutmaya yönelik üzüm yetiştiriciliğinde son 10 yılda tanmsal kültür işlemle­
rine önem verilmiş ve belli bir gelişme de sağlanmıştır. Özellikle bağlarda
yüksek sisteme geçilmesiyle bakım maliyeti düşmüş, mekanizasyonun. gelişrnasiyla birim alandan alınan verimde artma sağlanmıştır. Bununla biriikte
üzüm üretiminde gübreleme, budama, sulama, tanmsal ilaç kullanmada ve
özellikle son yıllarda hormon kullanımında bilinçsiz uygulamalar da gözlen­
mektedir. Tanmsal kültürel işlemlerin iyileştirilmesi konusunda Tanm Bakanlı­
ğı ve TARİŞ büyük çaba göstermektedirler. Ancak, hormon kullanımındaki
uygulamalar ileriye dönük kuru üzüm ihracatını güçleştirecek boyutlara ulaş­
maya basmamıştır.
Hormon uygulamalan daha çok taze tüketime yönelik üretimde dane iriliği­
ni artırmak amacıyla yapılmaktadır. Bu şekilde üretilen ancak taze olarak pazarlanamayan üzümler kurutularak değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Aşın
hormonlu üzümler kurutma sırasında diğer üzümlere göre farklı özellik gös­
termektedirler. Aşın hormonlu üzümlerde kuruma süresi uzamakta, renkte
aşırı koyulaşma gözlenmekte, şeker oranı azalarak verimi düşürmekte, daneyi salkıma bağlayan zenep çöplerinin ayniması güçleşmektedir. Bu üzümler,
kurutulduktan sonra daha çok kalın kabuklu ve içi boş görünüm almakta, ayrı­
ca işlemede de güçlük çekilmektedir. Hormon uygulamasının devam etmesi
ve yaygınlaşması halinde bugün bile yetersiz olan kalitenin daha da düşmesi
sözkonusu olabilecektir. Son yıllarda yoğunlaşan hormon uygulamasının sınırlandınlması ve en azından hormonlu üzpmlerin ihracata dönük üretimde
kullanılmaması gereklidir. Bu çerçevede parasal bazı mekanizmalann devre­
ye sokularak üretim yönlendirilmelidir.
Ülkemizde çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde son yıllarda artış gözlenmiş­
tir. Çizelge 3.21'de, yıllara göre çekirdeksiz kuru üzüm üretimi verilmiştir.
ÇİZELGE 3.21: Türkiye'nin çekirdeksiz kuru üzüm üretimi
Yıllar
1982-83
1984-85
1985-86
1986-87
1987-88
Üretim (ton)
İhracat (ton)
122.670
84.482
130.782
119.494
118.434
92.995
73.669
108.834
97.342
106.434
İç Tüketim (ton)
10.000
10.000
12.000
12.000
12.000
Kaynak: İGEME ve TARİŞ verileri
Buradan da görüleceği gibi Türkiye'de yıllık ortalama 120-130 bin ton çe­
kirdeksiz kuru üzüm üretilmektedir. Ülkemizde TARİŞ de dahil olmak üzere
toplam 32 çekirdeksiz kuru üzüm işleme tesisi bulunmaktadır. Yıllık 310 bin
ton işleme kapasitesine karşılık kapasite kullanım oranı işletme bazında de­
ğişmekle birlikte ortalama %25-30 düzeyindedir. Son yıllarda yeni modern te-
sisler devreye girmiş ve birçok tesis teknolojisini yenilemeye çalışmıştır. An­
cak uygulanan teknoloji genelde orta düzeyde olup, üretim yoğun emeğe da­
yanmaktadır.
Ülkemizde çekirdeksiz kuru üzem üretimi, ekonomi için büyük önem taşı­
masına karşın henüz istenilen kalitede üretim yapılamaktadır. Tanmsal tek­
niklerin uygulamalannın dışında kurutma teknikleri konusunda önemli sorun­
lar bulunmaktadır. Açık alanlarda güneşte yapılan kurutmada ürün her türlü
kirlenmeye açık bulunmaktadır. Bu nedenle kuru üzümde en önemli sorunlann başında taş, toprak, böcek kalıntılan ve diğer kirlenmelerden kaynaklanan
yabancı maddeler bulunmaktadır. Kurutma aşamasında yapılan hatalar aynı
şekilde ambalajlama ve taşımada da devam etmektedir. Ambalajlamada kul­
lanılan ve 100-120 kg'lık çuvallara alınan üzümler taş, çöp, sap ve salkım zeneplerinin dane içine girmesine ve şekerin dışan çıkarak ürünün topaklaşmasına neden olmaktadır. TARİŞ'in ve diğer bazı ihracatçılann taşıma ve
depolamada plastik kasa kullanmaya özendirilmeleri olumlu bir gelişme ola­
rak değerlendirilmelidir. Bu yöndeki çalışmalara da devam edilmesi zorunlu­
dur.
Türkiye, dünyanın önde gelen çekirdeksiz kuru üzüm üreten ülkelerin ba­
şında gelmektedir. Buna karşılık ülke içinde üzüm tüketimi çok düşük düzey^
lerde gerçekleşmektedir. Genel olarak üretimin ancak %10'u yurt içinde tüke­
tilmektedir.
Son yıllarda ordunun talebi ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullarda üzüm
dağıtma programı nedeniyle yurtiçi tüketimin 15 bin tona yükseldiği tahmin
edilmektedir. Çekirdeksiz kuru üzüm iyi bir besin kaynağı olmasına karşın tü­
ketimi sınırlı olmaktadır. Daha çok komposto, kek yapımında ve çerez olarak
kullanılmaktadır. Ayrıca işletmelerde pazarlanamayacak kalitedeki üzümler
sirke, alkol veya pekmeze işlenmektedir.
Büyük boyutlarda yapılan çekirdeksiz kuru üzüm üretimi temelde ihracata
yöneliktir. İşletmelerde üzüm işlenmesi tamamen alıcı ülkelerir> isteklerine ve
TSE 3411 standardı esas alınarak gerçekleştirilmektedir.
İhracatta en önemli rakiplerimiz Yunanistan, İran, Avustralya, Güney Afri­
ka ve Afganistan'dır. Bu ülkelerde Yunanistan AT'ye üye olması ihracatımızı
gerek miktar ve gerekse fiyat açısından etkilemiştir. Yunanistan'nm çekirdek­
siz kuru üzüm ihracatı 1981 yılında AT'ye üye olmasıyla önemli ölçüde art­
mıştır. Nitekim Yunanistan'ın 1980 yılında 29500 ton olan ihracatı AT'ye üye
olmasından sonra 1g82'de 56 bin, 1984'de 65550 ve 1986 yılında da 83000
tona yükselmiştir. APye üyelik Yunanistan'a ihracatta miktar artışı getirmesi­
nin yanında ATnin korunmasına girerek fiyat açısından da büyük avantajlar
getirmiştir. Bugün AT'ye çekirdeksiz kuru üzüm ihracatımız Yunanistan'rn ih­
racatından sonra kalan talebi karşılamaya yönelik bulunmaktadır. Bu neden­
le Türkiye'nin AT'ye yönelik ihracatı, Yunanistan'nın üyeliğinden sonra önemli
ölçüde azalmıştır. AT bir yandan serbest pazar ekonomisini savunur gözükür­
ken, öte yandan Yunanistan'ı koruma altına alması aslında kendi felsefesine
de ters düşmektedir. Çekirdeksiz kuru üzüm AT'nin Yunanistan dışında kalan
diğer 11 ülkede ticari anlamda üretilmemektedir. Bu ülkelerin ithalatçılan Yu­
nanistan'a sağlanan koruma önlemlerini de sürekli eleştiri konusu yapmakta­
dırlar.
3.9.4. Kuru İncir
Kürü incir, Türkiye'nin gıda ihracatında önem taşıyan ürünleri arasındadır.
Gerek üretim ve gerekse de uluslararası pazarlardaki payı bakımından ülke­
miz, dünyanın önde gelen ülkesidir.
Ege bölgesi'nin ekolojik koşullannda en uygun yetişme ortamını bulmuş­
tur. Bu nedenle kuru incir üretimi esas olarak bu bölgede yapılmaktadır. Kilis
ve Gaziantep'de de küçük çaplı iç pazara dönük üretim vardır. Üretimin he­
men tamamı sanlop çeşidine dayanmaktadır. Emek yoğun bir üretim tekniği
mevcuttur. Aynca işletmelerde uygulanan teknotojide düşük düzeydedir. Ül­
kemizde iç pazara dönük 40, ihracata yönelik 30, 4 adedide TARİŞ'e ait ol­
mak üzere toplam 74 işletme üretim yapmaktadır. İşletmelerin toplam kapasi­
tesi 60 bin ton/yıl civanndadır. İşletmelerin en yoğun çalıştığı zamanlar EylülKasım dönemidir. Mevcut işletmelerin çoğu küçük ölçekli olup, çağdaş tekno­
lojiyi uygulamadan uzaktırlar.
Kuru incir üretiminde kalite henüz istenilen düzeye çıkan lamam ıştır. Özel­
likle yabancı maddelerden incirin anndıniması çözümlenememiştir. Burada
uygulanan hasat, kurutma ve taşıma yöntemlerinin yetersizliği asıl sorunu
oluşturmaktadır. Son yıllarda gündeme gelen aflatoksin sorunu da incir ihra­
catımızı tehlikeye sokmaktadır. Ancak yapılan bilimsel çalışmalarla aflatoksin
konusuna açıklık getirilmiş, ihracatçılar gerekli önlemleri almışlardır. Bununla
birlikte aflatoksin konusu ileride de gündemde kalacaktır. Çünkü yapılan ça­
lışmalar, aflatoksin üreten küflerin daha ağaçtaki meyvede de bulunduğunu
göstermektedir. Uygun ortam koşullan bulduğunda bu küfler gelişmekte, çi­
çek yuvasından da meyve içine kadar girerek aflatoksin üretmektedirler.
Özellikle incirin yetiştirme ve hasat döneminde meydana gelen yağışlar bağıl
nemin yül<sel< olmasına neden olmal^ta, böylece küflerin gelişmesiyle aflatoksin sorunu gündeme gelmektedir. Genel olarak aflatoksin sorunu yağışlı yıl­
larda büyük sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte küflenmenin
her zaman olabileceğini gözden uzak tutmamalıdır. İhracatçılar işleme sıra­
sında ambalajlama öncesi küfle kontamine olmuş incirleri UV-Lambalan altın­
da ayırmaktadırlar. İhracatta bu açıdan özen gösterilmektedir. İncir ithalatçı
ülkelerin aflatoksin konusunda çok duyarlı olmalan nedeniyle bu konuda ürün
kalitesini iyileştirmeye devam edilmelidir.
Kuru incir ihracatında yine ileride sorun yaratabilecek diğer bir konu da fümigasyonda metilbromitin kullanılması olacaktır.Kuru incirde bulunan incir si­
neği yumurtalannın inaktif hale getirilmesinde kullanılan metilbromid işlemine
yeni ekonomik alternatif fumigasyon teknikleri araştınimalı ve uygulamaya ko­
nulmalıdır. Metilbromid kullanılmasına izin verilmemesi halinde yine incir ihra­
catı tehlikeye girebilecektir. Bu nedenle daha şimdiden bu konuda gerekli ça­
lışmalar yapılmalıdır.
Türkiye, dünyanın en büyük incir üreticisi olmasına karşın tüketimi oldukça
düşüktür. Halen yılda ortalama 8-10 bin ton düzeyinde bir iç tüketim sözkonusudur.
Üretimin %70'i ihracata yönelik olarak yapılmaktadır. Portekiz, Yunanistan
ve İtalya gibi ülkelerin taze incir üretimleri Türkiye'nin üretimine yakın olması­
na karşın, kuru incir ihracatında oldukça geri planda kalmaktadırlar. Dünya
kuru incir ticaretinde Türkiye'nin payı %55-60 düzeyindedir. Türkiye'den son­
ra sırasıyla Yunanistan, ABD, İtalya, Portekiz ve İspanya gelmektedir. Çizel­
ge 3.22'de , dünyada kuru incir üreten ülkelere ait veriler verilmiştir.
ÇİZELGE 3.22: Üretici ülkelerin kuru incir üretimleri (Ton)
Dünya
Ülkeler
Türkiye
Yunanistan
A.B.D.
italya
Portekiz
İspanya
TOPLAM
1981
60.000
18.500
10.700
7.100
2.500
2.800
101.600
1982
1983
1984
1985
1986
50.000
19.000
9.300
6.800
2.800
3.200
91.100
56.000
17.800
11.000
7.200
3.500
3.000
98.500
45.000
16.700
10.200
7.000
3.300
3.500
85.700
55.000
17.500
11.000
6.000
3.000
3.500
95.000
50.000
16.500
11.000
6.500
3.500
2.500
90.000
üretimine
oranı %
55.6
18.3
12.2
7.2
3.9
2.8
100.0-
Kaynak: İGEME ve TARİŞ verileri
Bu Çizelgeden de görüleceği gibi, Türkiye, kuru incir üretiminde ve ihraca65
tında en önemli ülke konumundadır. Kuru incir ihracatı esas olarak Fransa,
Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerine yöneliktir.
Ülkemizin gıda ihracatında önemli ürünlerden olan kuru incir üretiminin ge­
liştirilmesi zorunludur. Bu çerçevede üreticinin eğitilmesi, tanm tekniklerinin
amaca yönelik uygulanmasının sağlanması büyük önem taşımaktadır. Özel­
likle hasat ve kurutma tekniğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara ağırlık
verilmelidir. Kaliteyi iyileştirmeye yönelik üretim bazında parasal mekanizma­
lar uygulanmalıdır. Dünyada büyük bir rekabet gücü olan bu sektörde, ülke­
mizin önderliğinin korunması ve ihracat gelirlerinin artıniması için öncelikle
kaliteyi artıncı önlemlere yönelinmesi gereklidir.
4.GIDA SANAYİİNİN TEKNOLOJİK YAPISI
Genel anlamda teknoloji, mühendislik, işletmecilik ve temel bilimlerin gün­
cel sorunlann çözümüne uygulanması olarak anlaşılmakta ve kalkınmanın iti­
ci öğelerinden biri olup, sanayileşmeyi motive eden en önemli güç olarak da
tanımlanmaktadır.
Bilim ve teknoloji alanında meydana gelen gelişmeler son yıllarda büyük
bir hız kazanmış ve ülkeler arasındaki rekabetin ana kaynağı olmuştur. Bu
nedenle teknoloji üretimi ve kullanımı, ülkelerin güçlülüğünün bir ölçüsü hali­
ne gelmiştir
Diğer alanlarda olduğu gibi gıda sanayiimizin teknolojik yapısı, gerek kali­
te, maliyet ve gerekse uluslararası rekabette en önemli etkenlerin başında
sayılmaktadır. Özellikle son 10 yıldaki dışa açılma süreci içersinde teknoloji
ön plana geçmiştir. Türkiye, gıda sanayiinde sektörlere ve bölgelere göre çok
değişken ve farklı bir yapı göstermektedir. Bir yandan en ilkel ve her türlü hij­
yenik koşullardan uzak yöntemlerle gıda üretimi gerçekleştirilirken, öte yan­
dan günümüzün modern teknolojilerini uygulayan gıda işleme ve muhafaza
tesislerimiz bulunmaktardır. Ancak, her iki üretim şeklinin de ülkemizde ayn
ayrı talepleri vardır. İç ve dış talebi birlikte önemseyen modern teknolojiyi uy­
gulayan, yüksek üretim kapasiteli makina ve teçhizat kullanan şirketlerin sa­
yısı giderek artmaktadır.
Genelde gıda sanayiinin yapısına bakıldığında orta veya ortanın altında bir
teknolojik düzey gözlemek mümkündür. Ancak, gıda sanayii alt sektörlerinde
gerçekten günümüzün modern teknolojisini uygulayan birçok fabrika bulmak
mümkündür. Örneğin süt sanayiinde modern teknikleri uygulayan birçok fab-
.ilinmektedir. Aynı şekilde et sanayiinde de iyi donatılmış tesiss.
ümkündür. Salça sanayii, gerek teknolojik yapısı ve gerekse
ufU
^ e , dünya pazariannda önemli bir pay almış ve büyük bir rekabet
gücü geıı^..rmiştir. Bitkisel yağ ve margarin sanayiinde de yeni teknolojiler
uygulanmaktadır.
Bununla birlikte Türkiye, genel olarak gıda sanayii için gerekli teknolojik alt
yapıyı henüz oluşturamamıştır. Bu nedenle özellikle gıda üretim ve ambalaj­
lanmasında kullanılan makinalann çoğunluğu ithal edilmektedir. Gerek kaliteli
ve standart üretimin sağlanması ve gerekse yurt dışında rekabet gücü kaza­
nabilmesi için birçok gıda sanayii kuruluşunda teknolojinin yenilenmesi zo­
runlu hale gelmiştir. Özellikle ambalaj sanayiinde meydana gelen hızlı geliş­
melerin izlenmesinde güçlük çekildiği, bu nedenle de daha çok dış girdi
kullanımının yoğunlaştığı görülmektedir.
Gıda sanayiinde kullanılan teknoloji, ürün kalitesi ve rekabet şansı açısın­
dan büyük önem taşımaktadır. Gıda sanayii kuruluşlannın kullandıklan tekno­
lojilerin değerlendirilmesi amacıyla yapılan anketö verdikleri yanıtlar Çizelge
4.1'de toplu olarak verilmiştir. Ankete cevap veren kuruluşlanmızın yanya ya­
kın bir bölümü klasik teknolojiyi uygulamaktadırlar. Klasik teknolojiyi, geliştir­
dikleri kendi teknolojileriyle birlikte kullananlann oranı ise %21 düzeyindedir.
ÇİZELGE 4 . 1 : Gıda sanayii işletmelerinde uygulanan teknoloji kaynaklan
%
Klasik teknoloji
(Herkesin Bildiği)
48.4
Kendi geliştirdiği +
Klasik teknoloji kombinasyonu
21.0
Kendi geliştirdiği teknoloji
12.9
Dışandan lisansla aldığı
teknoloji
Kendi geliştirdiği ve lisansla
aldığı teknoloji kombinasyonu
8.0
6.5
Kendi geliştirdiği +
Dışandan aldığı +
Klasik teknoloji
3.2
Tamamen lisans anlaşmasiyle yabancı teknoloji kullanan şirket oranı
%8'dir. Yalnızca kendi geliştirdiği teknolojiyi kullanan şirketler, ankete cevap
veren kuruluşlann %12.9'unu oluşturmaktadırlar.
Gıda sanayii kuruluşlannda kullanılan makinalann ne kadannın yerli makina sanayiinden karşılandığı hakkındaki anket sonuçlan da şöyledir: Üretimde
kullanılan makinalann %0-20 arasının yerli sanayiinden karşılandığını belirten
şirketlerin oranı %21.5, %21-40 yerli makina kullanan şirket oranı %13.8,
%41-60 yerli makina ile üretim yapan %7.69, %61-801e %10,76 dır. Fabrikalannda %81-100 oranında yerli makina kullanan gıda sanayii kuruluşlannın
oranı %18.46 düzeyindedir. Genel olarak gıda sanayiimiz eskiye oranla daha
çok yerli makina kullanmaya özen göstermektedir Ancak, kaliteyi doğrudan
etkilemesi durumunda yabancı makinalan kullanmayı tercih etmektedirler.
Yabancı teknoloji ve makina kullanan şirketlerin %97'si seçtikleri bu teknoloji­
nin doğru olduğunu belirtmektedirler. Yalnızca %3 oranındaki kuruluş, yaban­
cı teknoloji seçiminde yanıldıklan değerlendirmesini yapmışlardır.
Gıda sanayii kuruluşlan, üretimde, işletmede ve yabancı teknolojiyi kullan­
mada giderek daha da bilinçlenmektedir. Bu nedenle gerek seçtikleri makina
ve gerekse seçtikleri teknoloji amaçlanna daha uygun olmaktadır. Yeni yatınmlarda teknoloji seçiminde de eskisine oranla daha bilinçli hareket edilmek­
te, uzman kuruluşlann veya kişilerin fikrini almaya özen göstermektedirler.
Yeni yatınmda teknoloji seçerken nelere dikkat edersiniz sorusuna karşılık
ankete katılan gıda sanayii kuruluşlan, sırasıyla kapasite artınmına yönelik
teknolojilere, maliyeti düşürücü, uygulama kolaylığı ve otomasyona öncelik
vereceklerini belirtmişlerdir. Bunlann içersinde kapasite artıncı teknolojiyi
%80, maliyet düşürücü teknolojiye %78 oranında gıda sanayicisi yeni yatınm­
da öncelik vermek istemektedir. Genelde gıda sanayii, emek yoğun bi. sana­
yidir. Ancak, son yıllarda otomasyona yönelik isteklerde artma olmaktadır.
Bunda ucuz işçilik ülkesi olan Türkiye'de bu konudaki değişiklikler, firmalan
otomasyona yöneltmektedir. Burada üretimde işçilik maliyetleri önceki yıllara
göre daha yüksek pay almaya başlamış olması, asıl neden olarak görülmek­
tedir.
Teknoloji üretimi, teknolojik gelişmeleri izleme ve en uygun teknolojiyi, seç­
me ve kullanma, ülkelerin bilimsel alt yapısı ve potansiyeliyle doğrudan ilişkili­
dir. Bu durumda, Türkiye, hem dünya piyasalannda varlığını sürdürmesi ve
hem de ülke ihtiyacı olan teknolojileri üretebilmesi için öncelikle araştırma ve
geliştirmeye daha fazla kaynak ayırmalı ve toplumda teknoloji üretme bilinci-
nin geliştirilmesine yönelik politikalar geliştirmeli ve uygulamalıdır. Aynca
genç nüfusunun günümüz bilgi yoğun üretimine hazırlanması için, Türkiye'de
eğitime çok önem vermesi artık en önde gelen amacı olmalıdır.
Ekonomideki kaynak yetersizliği, insan eğitim düzeyinin ve iş yapma yete­
neğinin düşüklüğü, hem ülke ekonomisinin yönetiminde ve hem de iş yapma
süreçlerinde ortaya çıkan irrasyonel davranışlar ve kaynak israfları, Türkiye"de araştırma ve geliştirmenin yeterli ölçüde desteklenmesini engellemekte
ve bu nedenle de teknoloji üretiminde yeterli düzeye erişilmesi mümkün ola­
mamaktadır. Türkiye'nin teknoloji konusundaki bu yetersizliği, özellikle dün­
yada giderek hızlanan teknoloji üretim evresinde daha fazla teknoloji satın al­
ma durumunda kalmasına neden olabilecektir. Bu nedenle kendi öz sermaye
ve bilimsel gücü ile uygun teknolojiler yaratmak amaciyle etkin bir bilim ve
teknoloji palitikası gerekli olmaktadır.
5.GELECEKTE GIDA SANAYİNDE BEKLENEN YÖNELİMLER VE
GELİŞMELER
Nüfusu 2000 yılında 73 milyon olması beklenen Türkiye'nin miktar açısın- ^
dan ileriye dönük bir gıda sorunu olmayacağı muhakkaktır. Ancak, küçülen
ve serbest pazar ekonomisinin baskın çıktığı bir dünyada çağın gelişmelerin­
den geri kalmamak, diğer bir çok konuda olduğu gibi gıda üretiminde de etkin
önlemlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Enformasyon tekniklerinin gelişme­
si, bilim ve teknolojideki baş döndürücü hızlı değişim ve gelişmeler gıda üre­
tim, muhafaza ve dağıtımında da yeni boyut ve ufuklar getirmektedir.
Dünyanın önde gelen gelişmiş ülkeleri, ekonomilerinin iyileştirilmesi ama­
ciyle sürekli "innovation" ilkesini benimsemişler, yeni teknolojilerle ürün kali­
tesinin yükseltilmesini, üretim, ambalaj, muhafaza ve dağıtım tekniklerinin etkinleştirilmesini ve böylece rekabet güçlerinin artınimasını temel amaç
edinmişlerdir. Yeni ürünlerin ve yeni teknolojilerin yaratılması artık uzun za­
man almamaktadır. Bu bakımdan ticari kuruluşlann, sabit verilere göre değil,
hızlı değişen piyasa koşullanna göre dinamik planlama yapmalan ve buna
bağlı strateji geliştirmeleri zorunlu hale gelmektedir.
Bu hızlı teknolojik gelişmeden ve dünyadaki küreselleşme hareketlerinden
gıda sanayiinin gerek yapısı ve gerekse üretim sistemi de önemli ölçüde etki­
lenmektedir. Gıda sanayii üretiminde politik, ekonomik ve sosyal faktörler be­
lirleyici rol oynarlar. Bu bakımdan gıda sanayiinin gelişme mekanizması
kompleks bir olay olarak ortaya çıkmaktadır. Toplumlann yaşam kalitesinin
yükseltilmesinde gıda sanayiinin önemli rolü olmaktadır.
Günümüzde gıda sanayiinin gelişmesine şekil verecek f
şöyle sıralanabilir.
1) Sürekli değişen tüketici eğilimi,
2) Keskin rekabet koşullan,
3) Gelişen teknoloji,
^^C^
^
*
^1
Tüketici isteklerinde özellikle son yıllarda büyük değişiklü^-er olmuş ve
bunlar ileriye dönük olarak devam da edecektir. Tüketici eğilimleri dikkate alı­
narak işleme ve muhafaza yöntemleri, özellikle gıdanın doğal özelliklerini de­
ğiştirmeyen, koruyan yöntemlerin optimize edilmesi gündeme gelmektedir.
Tüketicilerin ileriye dönük eğilimlerini belirlemek amaciyle Belçika'da yapı­
lan geniş kapsamlı bir anket sonucunda elde edilen veriler, önem sırasına gö­
re Çizelge 5.1'de gösterilmiştir.
Burada da görüldüğü gibi gıdalardaki tazelik, öncelik verilen en önemli
özellik olarak öne çıkmaktadır. Aroma ve tat gibi duyusal özellikler ile hijyenik
durumu, tüketicilerin gıdalarda diğer öncelik verdikleri özellikler grubunu oluş­
turmaktadır. Gıda fiyatı bu özelliklerden daha sonra gelmektedir. Toplumun
gıda konusundaki bilgi düzeyi arttıkça bu sıralamada bazı değişikliklerin ol­
ması beklenmelidir. Ülkemizde tüketicilerin gıda özelliklerine verdikleri önce­
likler de Çizelge 5.1'deki sıralamadan bazı farklılıklar gösterebilir. Bu da, da­
ha çok tüketicinin gıda konusundaki bilgi düzeyinden ve toplumsal
etkileşimden kaynaklanmaktadır.
ÇİZELGE 5.1: Gıda özelliklerine ve diğer faktörlere göre tüketicilerin
verdiği önem sırası
Tazelik
Tat
Aroma
Hijyen
Değişiklik
Düşük fiyat (Mevsime bağlı olarak)
Doğal özellikler
Satış yerinin tanınması
Yağ oranı
Markanın tanınması
Tuz içeriği
Vitamin içeriği
Gelir düzeyi
Ambalaj üzerindeki bilgi
Şeker içeriği
Ham posa içeriği
Mineral madde içeriği
Kalori miktan
Protein içeriği
Karbonhidrat içeriği
Yine yapılan bir ankette tüketicilerin gıda özelliklerini sağlık açısından de­
ğerlendirmeleri Çizelge 5.2'de önem sırasına göre verilmiştir. Bu değerlendir­
meden de ileriye dönük bazı ipuçlan elde etmek mümkündür.
ÇİZELGE 5.2: Gıda özelliklerinin sağlık açısından değerlendirilmeleri
Yüksek tuz oranı
Yüksek yağ oranı
Çevresel toksin ve zehirler
İşleme yardımcı maddeleri
Doğal toksik maddeler
Hayvansal artık kalıntılar
Yüksek şeker oranı
Pestisit kalıntılan
Katkı maddeleri
Yüksek kalori içeriği
Düşük vitamin içeriği
Düşük ham posa içeriği
Düşük mineral içeriği
Tüketici eğilimleri dikkate alındığında gıdalann doğal, taze ve sağlığa zarar
vermeyecek bir şekilde üretilmelerinin ve tüketime sunulmasının gerekli oldu­
ğu ortaya çıkmaktadır. Dünyanın küçülmesine koşut olarak tüketici isteklerindeki farklılıklar her geçen gün azalmaktadır. Başka bir tanımlama ile ileride
değişik toplumlann gıda isteklerinde ve tüketimde büyük ölçüde bir yaklaşım
sözkonusu olacaktır.
Gıda sanayiine yön verecek diğer önemli etkenler de dünyada her alanda
olduğu gibi rekabettir. Hammaddesini yurtiçinden sağlayan gıda sanayii dün­
ya ölçüsünde dış pazarlarda pay kapmanın çabasını vermektedir. Bu aşama­
da dış pazar deneyimine ve vizyonuna sahip yöneticilerin önemli rolü olmak­
tadır. Gıda sanayiinin globallaşması (küreselleşmesi), başka bir deyişle dün­
yanın hemen her ülkesiyle temas, önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır.
Böylece gerek gıda kalitesinde gerekse fiyatlannda tüketici açısından önemli
avantajlar sağlanmış olacaktır. Gıda sanayiinin gelişmesinde ve şekillenme­
sinde bu uluslararası ticaret ve etkileşim büyük ölçüde kendisini gösterecek­
tir.
Gıda sanayiinin ileriye dönük olarak şekillenmesinde yeni teknolojik buluş
ve gelişmeler de büyük oranda etkili olacaktır. Pazar aşamasında yaratılan
çok farklı ve yönlü isteklerin karşısında güçlü bir gıda teknolojisi uygulaması-
na ve üretimine ihtiyaç vardır. Bunun için temel araştırmalan da içine alan ge­
niş bir uygulamaya dönük araştırma programlannın geliştirilmesi zorunlu ol­
maktadır.
Çeşitli faktörler dikkate alındığında ileriye dönük olarak gıda sanayiinin yö­
neleceği ve gelişme bekleneceği konular şöyle sıralanabilir:
1) Gıda işleme ve muhafazasında yeni teknolojiler: Bunlar tazeliği ve kali­
teyi koruyucu, üretim maliyetini düşürücü teknikler olacaktır. Bu teknik­
lerin geliştirilmesinde proses dizaynı ve otomasyonu, biyoteknolojik uy­
gulamalar, mikroelektronik, yeni ambalaj malzemeleri önemli rol
oynayacaktır.
2)Doğal gıda üretimi ve yeni gıda formülasyonlannın geliştirilmesi,
3)Kimyasal, toksikolojik ve mikrobiyolojik açılardan güvenli gıdalann üreti­
mi: Gıda-sağlık ilişkisi günümüzde ve ileride daha da önem kazanacak­
tır. Bu konu gıda sanayiinin ileride bugünden daha çok uğraş vereceği
alan olacaktır.
4)Hazirianması kolay, zaman ve enerji tasarrufu sağlayan (Convenience
foods) gıdalar: Şehirleşme, modern toplumda zamanın çok değerli ol­
ması ve çalışan kadın sayısının artması ile ailelerdeki gelir düzeyinin
yükselmesi, hazır ve kolay hazırlanabilir gıdalara olan istemi büyük ölçü­
de artırmaktadır.
5)Gıda dağıtım ve pazarlama sistemlerinin geliştirilmesi: Üretimden tüketi­
me sunuşta, gıdalann besleyici özelliklerini ve tazeliklerini korumak
amaciyle ambalajlama ve taşımada süre ve gıda kalitesine etkili para­
metrelerin (sıcaklık, bağıl nem, ışık, oksijen) optimizasyonu önemli bir
araştırma ve geliştirme alanı olacaktır. Bu çerçevede gıda kayıplannın
azaltılmasında da önemli gelişmeler sağlanacaktır. Gıda dağıtımında
hızlı ve güvenli yeni sistemler uygulamaya girecektir.
Gıda üretiminde katma değer giderek artacak, böylece yüksek kaliteli,
sağlıklı, çok kolay hazırlanabilir (ultraconvenient) ve çeşitlilik gösteren gıdala­
nn pazarlanması önem kazanacaktır.
Yapılan tahminlere göre sentetik boya ve lezzet vericilerin kullanımında
hızlı bir düşüş olacağı, gıda ürünleri üretimi için zorunlu olan doğal katkılar­
dan emülsifiye ediciler, stabilizörler, lezzet arttıncılar ve tatlandıncılann üreti­
minin artacağı belirtilmektedir. Preservatiflerin de sentetikler kadar olmasa da
üretimleri ve kullanımlan azalacaktır. Pazar alanında en büyük değişimin
2000 yılında tüketimi iki katına ulaşılacağı tahmin edilen ürünler taze ve soğu­
tulmuş gıdalar olup, %25'lik bir artışın da dondurulmuş gıda pazannda ger­
çekleşeceği belirtilmektedir.
Konserve gıdalarda ise bunun tersi olarak %25 düşüş beklenmektedir.
Çünkü işlem görmemiş veya az görmüş taze gıdalara olan yöneliş önemli öl­
çüde artacaktır. Soğutma, dondurmaya oranla daha doğal, ancak konserve
işlemine göre çok daha doğal bir yöntemdir. Belki şaşırtıcı gelebilir, ışınlama
konusunda yapılan tahmin de 2000'li yıllarda bu yöntemin kullanım alanlan­
nın yaygınlaşacağı yönündedir.
Bu alanlar, mikrobiyolojik kontroller, ambalaj materyallerinde sterilizasyon, taze ürünlerin dayanma ömürlerinin artıniması, hammade ve işlenmiş
ürünlerde pestisit kontrolünün yapılmasıdır. Bu tekniğin kullanılması özellikle
İngiltere ve Almanya'da birçok kimyasallann kullanım gerekliliğini ortadan kal­
dıracaktır. Diğer bir çalışma alanı da daha önce değinilen mikrobiyolojik kont­
roldür. Gelecek yıllarda gıda zehirlenmesi toplumu oldukça etkileyecektir.
2000 yılında da öteden beri tüketilen ürünlerin büyük bir kısmı tüketilecek
ancak günümüze uygun şekilde üretilmeleri için yeni yöntemlere gerek duyu­
lacaktır. Yeni üretim prosesleri, tüketici açısından ürünün doğal özelliklerinin
değişmediği imajını verecek şekilde uygulanacaktır.
İleriye dönük gıda sanayiinde önem kazanacak ve yaygınlaşacak işleme
ve muhafaza teknolojileri aşağıda toplu olarak verilmiştir.
* Taze olarak muhafaza
- coating (Kaplama)
- genetik yapıda değişiklik
- hızlı dağıtım sistemi
* Soğutma
* Dondurma
* Gaz ve modifiye atmosferde ambalajlama
* Kontrollü atmosferde depolama
* Aseptik prosesler
* Mikrodalga
* Ekstrüzyon
* Bilinen ve öteden beri uygulanan teknolojilerde kaliteyi iyileştirici,
maliyeti düşürücü yeni yöntemler
* Çeşitli teknolojilerin kombinasyonu
* Işmlama
Bu teknolojilerin gelişmesine paralel olarak gıda kalite kontrol tekniklerin­
de önemli gelişmeler olacaktır. Özellikle hızlı sonuç alıcı sistemler geliştirile­
cektir. Gıda sanayiinde ölçme yöntemleri daha duyarlı hale gelecektir. Mate­
matiksel modelleme çalışmalan gıda sanayiinde giderek artacaktır. Bu yolla
bu gün önemi kavranamayan ya da bilinmeyen yeni parametrelerin tanımlan­
ması mümkün olacaktır. Bu kadar kompleks uygulamalar karşısında sanayii­
nin doğru karar vermesi için belirli bir teknolojik bilgi birikimine sahip üniversi­
te ve araştırma merkezleri ve danışma şirketlerin önemi artacak, araştırma
geliştirme vazgeçilmez bir uğraşı alanı olacaktır.
Sonuç olarak, gıda sanayliimiz büyük bir gelişme sürecine girmiştir. Ancak
2000 yıllannın teknolojik yansında başka ülkelere bağımlılıktan korunmak
amacıyla araştırmaya önem vermemiz gerekmektedir. Yalnızca hammadde
sağlama üstünlüğü sorunu çözmeyecektir. Gelecek, kaliteli gıda teknologlarına sahip, araştırmaya önem veren yeniliklere açık gıda sanayii kuruluşlarının
Olacaktır.
6. TÜRKİYE'DE GIDA KALİTE KONTROL UYGULAMALARI
Gerek halkın sağlıklı gıdalarla beslenmesinde ve gerekse ihracata yönelik
olarak gıdalann belirli kalite standartlanna uygunluğunun belirlenmesi için ya­
pılan ölçüm ve kontrollerin tümü kalite kontrol kavramı içerisinde tanımlan­
maktadır. Kalite, aslında kompleks bir kavramdır. Kalite kontrol kriterleri,
amaca ve kullanıcıya göre değişmekle birlikte, alıcı ve tüketicilerin beklentile­
rini yansıtmalıdır. Buna göre bir ürünün kalitesi, değişik şekillerde tanımlana­
bilmektedir. Kalite düzeyinin belirlenmesinde bir gıdanın besleme ve sağlık
değeri, kullanım değeri ve duyusal değeri gibi nitelikler esas alınmaktadır. An­
cak bu nitelikleri de içine alan ticari kalite, ihracat için ayn bir önem. taşımak­
tadır. İhracatta yalnız ülke içinde geçerli standartlara değil, aynı zamanda alı­
cı ülkelerin kalite standartlanna da uygunluk aranmaktadır.
Uluslararası pazarlarda pay almada ve rekabet gücünün belirlenmesinde
üretilen gıdalann kalitesi önemli bir kriter olmaktadır. Dünyada kaliteli ürüne
yöneliş dönemi başlanmıştır. Bu çerçevede de kalite düzeyi sürekli yükseltil­
mektedir.
74
Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisine entegrasyonu çabalan içerisin­
de, gıda ihracatımızda kalite kontrolü ayn bir önem kazanmaktadır. Değişik
toplumlardaki tüketici istek ve beklentilerinde de ileriye dönük önemli bir yak­
laşım sözkonusudur. Bu bakımdan ülkemizde de gıda kalite kontrolüne geniş
bir perspektifden bakmak ve yapılacak düzenlemelerde bu faktörü gözardı et­
memek gereklidir.
Gıda üretiminde ve ihracatında kalite, hammadeden başlamalıdır. Buna
bağlı olarak işleme, depolama ve ambalajlamada kaliteyi koruyucu ve artıncı
tekniklerin uygulanması gereklidir. Uluslararası pazarlarda rekabet edebilme­
nin en önemli gereklerinin başında kaliteli üretim gelmektedir. Ülkemizin gıda
ihracat potansiyelinin ancak kaliteli bir üretimle aktive edilebileceği aşikârdır.
Gelişen gıda işleme teknolojilerine koşut olarak kalite kontrolünde daha
duyarlı analiz yöntemleri geliştirilmektedir. Bu bakımdan kalite kontrolü dina­
mik bir yapı göstermektedir. Gerek üretici ve gerekse yasa koyucular bu di­
namik yapıya uyum göstererek, halkımızın sağlığı ve ürünlerimizin uluslarara­
sı pazarlarda güvenliğini sağlamalıdırlar.
Ülkemizde gıda kontrolü çeşitli yasa, tüzük ve yönetmeliklerin yetki verdiği
birçok farklı kamu kuruluşu tarafından yürütülmeye çalışılmaktadır. Bu çerçe­
vede ülkemizde gıda kalite kontrolü yapmaya, doğrudan veya dolaylı yoldan
yetkili ve görevli 7 kuruluş bulunmaktadır. Bunlar:
1) Sağlık Bakanlığı
2) Mahalli İdareler - Belediyeler
3) Tanm, Orman ve Köyişleri Bakanlığı
4) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
5) Maliye ve Gümrük Bakanlığı
6) Türk Standartlan Enstitüsü
7) Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığıdır.
Gıda kontrolü ile ilgili olarak Türkiye'de 24 kanun, 6 tüzük, 3 yönetmelik ve
protokol bulunmaktadır.
Bu konuda Cumhuriyet Döneminde1930 yılında çıkanlan 1593 nolu ka­
nunla Sağlık Sosyal Yardım Bakanlığı'na açık olarak ilk yetki verilmiş ve
1936'da çıkanlan 3017 sayılı "Teşkilat ve Memurin Kanununda" bakanlık bu
sorumluluğu yüklenmiştir. 1963 tarihinde "Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü" üni­
tesinin kurulması kararlaştınimıştır. Yine 181 ve 210 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameler, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na toplum sağlığını koruma
görevi içinde gıda maddelerinin ve gıda işleyen işyerlerinin sağlık ve hijyenik
kontrollerini yapma görevini de vermiştir. Ancak, söz konusu kararname bu
görevin Tan m Orman ve Köyişleri Bakanlığı ve mahalli idarelerie işbiriiği yapı­
larak gerçekleştirilebileceğini de önermiştir.
1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile belediyeler, il
merkezleri ve lüzum görülecek yerierde gıda maddelerinin kontrolünde gö­
revlendirilmiştir. 1580 sayılı Belediyeler Kanunu ile ilgili kanunlar, belediyele­
re değişik konularda sağlık denetimleri yapmak görevleri vermişlerdir. Bu gö­
revler:
1) Genel yenilecek, içilecek ve kullanılacak maddeleri ve bunlann bulun­
duğu yerieri denetlemek
2)Hizmet personelinin sağlık denetimini yapmak,
3)îçme, kullanma ve kaynak sulannın denetimini yapmak,
4)Fabrika ve işyerierinin sağlık denetimlerini yapmak şeklinde
belirienmiştir
1937 tarih ve 3207 sayılı Teşkilât Kanunu'nun 9.maddesinde Tanm Bakanlığı'na hayvansal gıdalar üzerinde kontrol görevi verilmiştir. Veteriner İşle­
ri Genel Müdüriüğü doğrudan Ziraat İşleri Genel Müdüriüğü de dolaylı olarak
(Kanunun e.maddesine göre) görevlendirilmiştir.
Tanm Bakanlığı bünyesinde 1972 yılı başında Gıda İşleri Genel Müdüriüğü
kurulmuş ve yurt düzeyinde teşkilâtlanmıştır.
Bakanlıklann kuruluş ve görevlerinin dağıtımdaki esaslan belirieyen 3046
sayılı kanun "Aynı veya benzer hizmetler, etkinliği artırmak üzere tek bir ba­
kanlıkta toplanacaktır" esasını getirmiştir. Bu çerçevede 12 Mart 1985 tarihli
ve 18692 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 3161 sayılı Tanm Orman ve
Köyişleri Bakanlığı'nın Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunla, Tanm Orman
ve Köyişleri Bakanlığına: "Gıda ve diğer tanm, orman ve hayvancılık ürünleri­
nin kalite ve standartlara uygun olarak üretimi, işlenmesi, muhafaza edilmesi,
pazarianması ve değeriendirilmesini temin ve düzenlemek için gerekli kontrol
sistemi ve kuruluşlarını tesis etmek, işletmek", "Gıda konulannda araştırmalar
yapmak, pilot tesisler kurmak, gıda standartlan ve kalite kriterierini tespit et­
mek, bunlann uygulanmasına ve kontrolüne yardımcı olmak, diğer kuruluşlar­
la işbiriiği içinde Türk Gıda Kodeksinin hazırianması ve uygulanmasını ger­
çekleştirmek; gıda-yem sanayiileri ürünlerinin belirienmesinin esaslara
uygunluğunu denetlemek", "Gıda maddelerinin işlenmesi, muhafazası, pazar­
lanması ve değeriendirilmesi safhalannda üretici, tüketiciye çevrenin korun­
ması için gerekli düzenlemeleri yapmak, korumak ve kontrol etmek amacıyla
gıda standartları ve kalite kontrol hizmetleri için temel prensip ve kriterieri be-
lirlemek, duyurmak, uygulamaları denetlemek, Türk Gıda Kodeksinin hazır­
lanmasına yardımcı olmak" görevlerini vermiş bulunmaktadır.
1939 yılında 3614 sayılı Teşkilât ve Vazifelerine Dair Kanun'da Ticaret Ba­
kanlığı Merkez Teşkilâtı'nda ilgili birim olarak "Standardizasyon Müdürlüğü"
görevlendirilmiştir. Bu görev, 1957'de 6973 sayılı kanunla Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı'na verilmiştir.
Türkiye'de kalite standartlannın belirlenmesi ile ilişkili 1705 sayılı kanunla
hükümete verilmiş olan standart yapma yetkisi, Türk Standardlan Enstitüsü
(TSE) kurulana kadar Ticaret Bakanlığı'nca kullanılmıştır. 1954 yılında 5590
sayılı kanunun 62.maddesinin (H) fıkrası gereğince "Norm ve Standardizas­
yon Enstitüsü", dönemin İktisat ve Ticaret Bakanlığı'nın isteğiyle ticaret ve sa­
nayi odalannın bünyesinde çalışmaya başlamıştır. 1960 yılında 132 sayılı ka­
nunla TSE kurulmuştur. Ancak, 3143 sayılı Kanun gereği mevzuatın diğer
bakanlık ve makamlara bıraktığı konular hariç standartlan bulunmayan tüm
sanayi mamulleri ve güvenlik kurallan standartlannın hazırlanıncaya kadar
kalite denetimine esas olacak özellikleri belirlemek ve denetim yapmak veya
yaptırmak görevlerini yerine getirmek, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın sorum­
luluğunda tutulmuştur.
1931'de 2825 sayı ile Gümrük ve Tekel Bakanlığı Teşkilât Kanunu çıkanlmış ve kalite kontrol yapma yetkisi verilmiştir. Buna göre: 178 ve 207 sayılı
Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın Teşkilât ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hük­
münde Kararnamelere göre gümrüklerden giren maddelerin, gümrük tarife
kanununa uygunluğunu denetlemek amacıyla, gümrük kimyahanelerinde ver­
gi kayıplannı asgariye indirmek amacıyla kontroller yürütülmektedir.
Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı ise, mevzuatın diğer bakanlık ve makam­
lara bıraktığı konular hariç, ihraç ve ithal mallann standartlaşmasını sağla­
mak, ihracatın bu bakımdan denetlenmesi işlemiyle uğraşmak ve bunlara ait
mevzuatı uygulamakla görevlendirilmiştir.
Bütün bunlara ek olarak halen, gündemdeki en yeni kanun olan 3161 sa­
yılı Kanunla Tanm Bakanlığı bünyesinde gıda kontrol hizmetleri, Bakanlık İl
Müdürlükleri bünyesindeki Kontrol Şube ve Laboratuvar Müdürlüklerince, gı­
da sanayii ürünlerinin tüzük ve standartlara uygunlukların? incelemektedir.
Aynı kuruluş bunun yanında ithal edilen gıda maddeleri ve tanm ürünleri­
nin kontrolü (16.1.1988 tarih ve 19696 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan
88/6 sayılı tebliğ ile ithalat seyir karan 13.madde hükümleri ve 3161 ile 1734
sayılı kanunlar gereğince) yapmaktadır. Yine ihracatta vergi iadelerine ilişkin
kontrolleri 1963 tarih ve 261 sayılı "İhracatı Geliştirme Amacıyla Vergilerle İl­
gili Olarak Hükümetçe Alınacak Tedbirlere Dair Kanun" ve buna dayalı
7/10624 sayılı Vergi İadesi Kanunu ve diğer ek kararlarca ekspertiz kuruluşu
olarak görev yapmaktadır.
Görüldüğü gibi ülkemizde gıda kalite kontrolü çok değişik bakanlık ve ku­
ruluşlar tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle de kalite kontrolünde belli bir
sistem dağınıklığı sözkonusu olmaktadır. Kalite ve kalite kontrolünün çok
önem kazandığı günümüzde artık belli bir sisteme bağlanması ve bu dağınık
yetki kullanımına son verilme zamanı gelmiştir. Burada önemli olan yetki ve
sorumluluklann iyi tanımlanmış olmasıdır.
7. GIDA SANAYİİ KURULUŞLARININ DEĞERLENDİRMELERİ
Gıda sanayiinin genel olarak yapısını, üretimini, ihracat durumu ve Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) konulan hakkındaki görüşlerini öğrenmek üzere geniş
kapsamlı bir anket çalışması yapılmıştır. Bu çalışmaya daha ziyade büyük iş­
letmeler dahil edilmiştir. Toplam 273 kuruluşa gönderilen anketlerden ancak
66*sından yanıt alınabilmiştir. Yanıt veren gıda sanayii kuruluşlannın genelde
alanlannda önder büyük kuruluşlar olduğu gözlenmiştir. Ankete katılan gıda
sanayii kuruluşlannın %16.9'u kamu kuruluşlu niteliğini taşımaktadırlar.
Ankete cevap veren kuruluşlarda toplam 34335 kişi çalışmaktadır. Bunun
%55.9'unun işçi, %37.2'sinin idari personel ve %6.9'unun da teknik eleman
olduğu belirlenmiştir. En çok işçi çalıştıran kuruluşta isçi sayısı 1837, en çok
teknik eleman sayısı da 720*dir. İşletmelerde idari personelin sayı bakımın­
dan hayli kabank olduğu anlaşılmaktadır. İdari personel sayısında belirgin
yükseklik daha çok kamu kuruluşu işletmelerde görülmektedir.
Ankete katılan şirketlerin %27.9'u hiç ihracat yapmamaktadırlar. İhracat
yapan şirketlerin üretimlerinin %10'unu ihraç edenlerin oranı %22.2, %50'sini
ihraç edenlerin oranı %46 'dır. Üretimlerinin %70'den fazlasını ihraç edenlerin
oranının %23.8 olduğu saptanmıştır. Gıda sanayicilerinin, sektörle ilgili olarak
önemli bulunan konular hakkındaki görüşleri aşağıda verilmiştir.
7.1. Hammade Temini ve Devlet Destekleri
Gıda sanayiinde ancak kaliteli bir hammaddeden kaliteli bir üretim yap­
mak mümkündür. Bu bakımdan gıda sanayiinin rekabet şansının artınlmasında öncelikle kaliteli ve amaca uygun hammadde temini önem taşımaktadır.
Gıda sanayicilerinin %23'ü üretimde uygun hammadde teminini ve uygun
teknolojiyi, rekabet şansının artırılmasında en önemli faktörler olarak görmek­
tedirler.
Gıda sanayii, rekabet şansının artınimasında tanmsal hammade üretimin­
de önemli bulduklan konular arasında yeterli miktarlarda işlemeye uygun
hammadde, kaliteli tohum ve fidan, sözleşmeli ekim, üreticilerin organizasyo­
nu bulunmaktadır. Nitekim ankete cevap veren gıda sanayicilerinin hammad­
de temininde üzerinde durduklan en önemli konu, kaliteli tohum ve fidan ol­
maktadır. Buna bağlı olarak işlemeye uygun yeterli miktarda hammadde
temini öncelik taşımaktadır. Gıda sanayii kuruluşlannın hammadde temini
öncelik taşımaktadır. Gıda sanayii kuruluşlannın %67.8'i kaliteli tohum ve fi­
danı, yine %62.7'si yeterli miktarda işlemeye uygun hammaddenin sağlan­
masının rekabet şanslannı artıracağına inanmaktadırlar. Ankete cevap veren
sanayicilerin %40.7'si sözleşmeli ekiminin, %42.4'ü üreticilerin organize edil­
mesinin, %33.9'u büyük tanmsal üretim şirketlerinin oluşturulmasının gıda sa­
nayiinin rekabet şansının artınimasında etkili olacağı kanısını taşımaktadır.
Tanmsal üretimde yabancı bilgi transferinin yararlı olacağına inananlann ora­
nı ise%27.1 düzeyindedir.
Bu veriler, gıda sanayiinde kaliteli hammadde sorununun olduğunu gös­
termektedir. Genelde tarım istatistiklerine bakıldığında her çeşit gıda ham­
maddesinden yeterli ölçüde üretildiği kanısı uyanmaktadır. Ancak, belli bir
üretim kalitesini tutturmak için sanayiinin amacına uygun gıda hammadesi
bulmakta güçlük çektiğini kabul etmek zorundayız. Bu nedenle bugüne kadar
uygulanan tanm politikalannda bazı değişikliklerin yapılması zorunlu olmakta­
dır. Burada en önemli konu yalnızca üretimi artırmak değil, kaliteli üretime yö­
nelmek öncelik taşımalıdır.
Tanmsal üretim konusunda oluşturulacak politikalar devlet tarafından be­
lirlenmektedir. İşte bu noktada gıda sanayicileri ne düşünmektedirler. Buna
açığa çıkarmak için kendilerine şöyle bir soru yöneltilmiştir:
Tanmsal gıda hammadde üretiminde devletten beklentileriniz neler­
dir?
Bu soruyu cevaplayan gıda sanayicilerinin %75.4'ü devletin gıda hammad­
de üretiminde ekonomik desteğini beklemektedirler. Bu destekler daha ziya­
de kredilendirme ve belli ürünlerde özel teşvikleri içermektedir. Bu çerçevede
sanayicilerin %57'si, tanmsal üretimde altyapı hizmetlerine ağırlık verilmesini
arzu etmektedirler. Bu altyapı hizmetleri kapsamında sulama, direnaj elektrik,
meteoroloji, haberleşme gibi konular ağırlık taşımaktadır. Gıda sanayicilerinin
yarısı devletin tarımsal üretimdeki sübvansiyonlanna devam etmesini iste­
mektedir. Özellikle gübre ve tanmsal ilaç tüketiminde devletin desteğinin
önemli olduğuna inanılmaktadır.
Türkiye'nin tanmsal kalkınmasında öteden beri sözü edilen diğer bir konu
da üretim planlamasıdır. Üretim planlanmasında hangi ürünün nerede, ne ka­
dar ve nasıl üretilmesinin gerektiği asıl amaç edinilmektedir. Tanmsal üretim
planlamalannın yalnızca tavsiye niteliğinde olması, hiçbir zaman başanlı ol­
masını sağlamamaktadır. Tarımsal üretimin ekolojik koşullara büyük ölçüde
bağımlı olması, planlamayı güçleştirmekle birlikte bu bir engel oluşturmamalı­
dır. Tarımsal üretim planlaması parasal mekanizmalarla desteklenmedikçe ve
üretilen ürünlerin nasıl işleneceği ve nereye, kaça satılacağı gerçeğe yakın
planlanmadıkça başanlı olması sözkonusu değildir.
Bugüne kadar olan uygulamalarda ancak bazı ürünlerin üretimini artıncı
çalışmalar yapılabilmiştir. Ülke düzeyinde üretim planlamasını engelleyen bel­
ki de en önemli faktör, ülkemizde politik endişelerin ve etkileşimin olmasıdır.
7.2. İhracat ve Teşvikler
Gelecekte gıda ihracatının hangi ülke ve ülke gruplanna yöneleceği konu­
sundaki soruya ankete katılan firmalar %44'ü, birinci derecede AT ülkelerini
göstermektedirler. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine yönelik gıda ihracatı­
nın gelecekte baskın rol oynayacağına inanan firmalann oranı %14.3 düze­
yindedir. Buna karşılık ilginç gelen nokta, gelecekte gıda ihracatının Doğu Av­
rupa ve Sovyetler Birliği'ne yönelmesine birinci derecede öncelik verenlerin
oranı %25.4 olarak belirienmiştir.
İhracat şansının yüksek tutulması için yeni yatınm yapmada şirketler dış
pazar imkânı ve uygun üretim teknolojisine öncelik vermektedirier. Nitekim
ankete katılan şirketlerin %63.5'i dış pazar ve uygun teknolojiye birinci dere­
cede öncelik verdiklerini belirtmişlerdir. Ayrıca sanayiciler, yatınm yapmada
üretilecek ürüne duyulacak talep miktan ile yatınm teşviklerini sırasiyle %57,
%50.7 oranında önemli bulmaktadıriar.
Yapılan ankette sanayicilerin, ihracat şansının artırılması için yeni bir yatı­
nmda dikkate alınması gerektiğine inandıklan kriterieri, önem sıralanna göre
Çizelge 7.1 'de verilmiştir.
ÇİZELGE 7.1 Yeni yatınm kriterlerinin önem sıralan
Dış pazar alanı
Uygun teknoloji
Talep miktan
Yatınm teşvikleri
Fiyat
Hammade temini
İç pazar durumu
İşçilik giderieri
Diğer faktörier
63.5
63.5
57.0
50.7
49.0
41.2
31.7
30.0
3.1
Buradan da görüleceği gibi yatınmda, dış pazar ve uygulanacak teknoloji
ile talep öncelikle dikkate alınan kriterier olarak ortaya çıkmaktadır.
Uluslararası rekabetin büyük önem kazandığı pazariara girmek ve kalıcı
olmak için ihracatta teşvikler her zaman gündemde bulunmuştur. Ancak, bu
teşviklerin hangi aşamada ve nasıl olması gerektiği de cevaplandın İması ge­
reken önemli bir soru olmaktadır. Bu çerçevede gıda sanayicilerine yöneltilen
"İhracat teşviklerinin nasıl olmasını bekliyorsunuz?" sorusuna verdikleri yanıt­
lar Çizelge 7.2'de gösterilmiştir.
ÇİZELGE 7.2: İhracat teşviklerinde önemli bulunan kriterler
İhracatın doğrudan teşviki
Üretim düzeyinde teşvik
Yatınm düzeyinde teşvik
Üretimde yan girdi ithalatında teşvikler
Hammadde üretiminde teşvik
Taşımada teşvik
Pazariamada teş\ik
81.3
59.3
49.1
35.6
32.2
32.2
30.5
Buradan da anlaşılacağı gibi doğrudan ihracat teşvikini isteyen sanayicile­
rin oranı (%81.3) çok yüksektir. Ancak, uluslararası ticaret sisteminde ihraca­
ta verilen doğrudan teşvikler eleştiriye neden olmaktadır. Bugüne kadar uy­
gulanan sistemle ülkemize de bu eleştiriler yapılmıştır. Dünya pazarianna
entegrasyona hazırianan ülkemizin doğrudan ihracat teşvikleri yerine yapışa!
teşviklere ağıriık vermesi daha akılcı olacaktır.
üretim ve yatırım aşamasında teşvil< isteyen sanayicilerin oranı da sırasiyle %59.3 ve %49.1'dir. Taşımada, pazarlamada ve üretimde, yan girdi ithala­
tın teşvik edilmesini isteyenlerin oranı, ankete katılanlann % 30'unu oluştur­
maktadır. Hammadde üretiminde teşvik konusu daha önceleri hiç gündeme
gelmezken, son yıllarda yeterli miktarda ve kalitede hammadde temini önem­
senmiş ve artık gıda sanayicisi tarafından teşvik edilmesi gerektiğinin farkına
vanimıştır. Bu, önemli gelişme olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü kaliteli üre­
tim, ancak kaliteli hammadde ile mümkündür.
İhracatta gıda sanayii ürünleri, Türkiye için büyük bir potansiyel oluştur­
maktadır. Ancak, uluslararası gıda pazarlannda yoğun bir rekabet sözkonusudur. Bu nedenle ülkemiz gıda sanayiinin ihracatını artırmak için rekabet açı­
sından güçlendirilmesi gereklidir. Bu çerçevede gıda sanayicilerinin görüş­
lerinin bu politikalann oluşturulmasında dikkate alınması çok yararlı olacaktır.
7.3. Yabancı Sermaye
Türkiye, döviz ihtiyacını karşılamak, istihdamı ve milli geliri artırmak ve
uluslararası ekonomiye entegrasyonun sağlanmasında önemli katkılan olan
yabancı sermayeden maksimum düzeyde yararlanabilmek amaciyle 1980 yılı
başında alınan önlemleri geliştirerek uygulamaya koymuştur. Yabancı serma­
ye yatınmlarının teşviki amaciyle yerli ve yabancı sermayeye eşit haklar ta­
nınmış ve buna göre vergi mevzuatında da düzenlemeler yapılmıştır. Aynca
çeşitli ülkelerle yapılan ikili ve çok taraflı anlaşmalarla da yabancı sermayenin
ülkemize girişine uygun ortam yaratılmaya çalışılmıştır.
Dünya ekonomisinin küreselleşme süreci içerisinde sermaye hareketlerin­
de de büyük bir hızlanma görülmektedir. Sermaye gelişmeye ve kâra uygun
ortamlar arar. Bu nedenle dünyada birçok ülke, yabancı sermayenin gelmesi
için değişik teşvik araçlan kullanmaktadır. Türkiye'de de yabancı sermayenin
girişi son 10 yılda daha fazla teşvik edilmiştir.
Türkiye'de 1980-89 döneminde toplam 4 milyar dolar yabancı sermaye gi­
rişine izin verilmiştir. Bunun 2.452 milyar dolan imalat sanayii, 73 milyon do­
lan tanm alanında izin almıştır. Ancak, aynı dönemde fiili yabancı sermaye gi­
rişi 1.496 milyar dolarda kalmıştır.
Gıda sanayiinde yatınm yapan yabancı firma sayısı. Eylül 1989 tarihi itiba­
riyle 53, sermaye miktan da 67.339 milyon TL'dir. Bu rakamlar gıda sanayiin­
de yapılan yatırımların yabancı sermayenin, toplam yabancı sermaye içerisin­
de %4.38'lik bir pay aldığını göstermektedir. VI. Beş Yıllık Plan'da da yabancı
sermayenin üll^emize çekilmesi amaciyle çeşitli teşvik mekanizmalannın uy­
gulamaya konulacağı ve bu arada gıda sanayii kuruluşlannı da içine alan
özelleştirme ve serbest bölge uygulamalanna devam edileceği vurgulanmak­
tadır.
Gıda sanayii kuruluşları yabancı sermayeyi nasıl değerlendiriyorlar?»
Değerlendirmeye alınan gıda sanayii kuruluşlannın ancak %9.2' sinde ya­
bancı sermaye ortaklığı bulunmaktadır. Yine ankete katılan şirketlerin yansı
(%49.2'si) dış pazarlarda rekabet şansının artınimasında yabancı sermaye or­
taklığının gerekliliğine inanmaktadırlar. Şirketlerin diğer yansı da yabancı or­
taklığın dış pazarlarda rekabet şansının artınimasında herhangi bir payının
olacağını düşünmemektedirler. Bu ilginç sonuç, şirketlerin kendi yapılannı ve
ileriye dönük bakış açılannı yansıtmaktadır. Nitekim şirketlerin %48.2'si, gele­
cekte yabancı sermaye ile ortaklığı hiç düşünmemektedirler. Buna karşılık
%17.9'u kısa dönemde %33.9'u da uzun dönemde yabancı sermaye ile or­
taklığı yarararlı bulmaktadırlar. Yabancı sermaye ortaklığına önem veren şir­
ketlerin beklentileri Çizelge 7.3'de toplu olarak gösterilmiştir.
Çizelge 7.3'de de görüleceği gibi şirketlerin yabancı sermayeden öncelikli
beklentileri, pazar yaratılması ve teknoloji transferi ile nakit sermaye konulannda yoğunlaşmaktadır. Nitekim kuruluşlann %41.5'i yabancı sermayeden
dış pazar yaratmasını beklerken, %34'ü teknoloji transferi gerçekleştirmesini
ve %22'si de şirket sermayesine belli bir nakitle katılmasını arzu etmekdir.
Genel olarak yabancı isim hakkı, kuruluşlann yabancı sermayeden beklentile­
ri arasında pek bulunmamaktadır. Yabancı kuruluşlann Ar-Ge olanaklanndan
yararlanması, kurüluşlanmızın birinci derecede öncelikleri arasına girmemek­
tedir. Şirketlerin yabancı sermayeden bekledikleri ikinci derecede öncelikleri
arasında teknoloji transferi en önemli yeri almaktadır. Nitekim şirketlerin
%65'i ikinci derecede öncelikli konunun yabancı kuruluşlardan teknoloji trans­
feri olduğunu ifade etmektedirler.
ÇİZELGE 7.3: Yabancı sermaye ortaklığına önem veren şirketlerin öncelik
verdikleri konulann dağılımı
öncelik Sırası
1 .derecede
öncelik
2.derece
öncelik
2.5
22
34
41.5
2.5
10
65
12.5
10
İsim hakkı
Nakit sermaye
Teknoloji transferi
Pazaryaratılması
Ar-Ge olanakları
-
3.derece
öncelik
9
15.2
18.2
21.2
27.2
Bu çizelgenin genel değerlendirmesinde gıda sanayii kuruluşlanmızın ya­
bancı sermayeden öncelikli beklentileri arasında pazar yaratılması, teknoloji
transferi ve sermayeye nakit olarak katılma bulunmaktadır. Araştırmageliştirme, yabancı sermayeden beklentiler arasında ikinci, üçüncü sıralarda
yer almaktadır.
7.4 Kalkınmada Öncelikli Bölgeler ve GAP
Kalkınmada öncelikli yörelere getirile n teşviklerin gıda sanayii yatınmlannı
yönlendirmede etkin olmadığına inanan şirketler %61 gibi büyük bir oranı
oluşturmaktadır. Yatınmda yönlendirilmenin az olduğunu belirtenlerin oranı
ise %33'tür. Verilen teşviklerin yatırımın yönlenmesinde etkili olduğunu belir­
ten gıda sanayii kuruluşlannın oranı %6 gibi çok düşük bulunmaktadır. Bu du­
rumda kalkınmada öncelikli bölgelerde gıda sanayii kuruluşlannın yatınm yapmalan için verilen teşvikler yeterli görülmemektedir. Burada gıda hammadde
temini, altyapı ve eleman temini ve ulaşım gibi faktörler de önemli rol oyna­
maktadır.
Güneydoğu Anadolu Projesi'nin uygulamaya geçmesiyle birçok tanmsal
ürün üretiminde en az iki kat artış olacağı hesaplanmaktadır. Türkiye'de buüretimin nasıl değerlendirileceği konusunda henüz bir çalışma bulunmamakta­
dır. Kanımız odur ki, bu üretim, ülkemizde birçok gıda ürününün fiyatını dü­
şürmesine neden olacak, aynca ihracatında da sorun olabilecektir. Bu
nedenle bu bölgede, hangi ürünün ne kadar ve ne amaçla üretilmesi gerekti­
ği, gıda pazarian dikkate alınarak planlanmalı ve bu amaçla etkin çalışmalar
yapılmalıdır. Ancak, GAP çerçevesinde gıda işleme ve depolamasının plan­
lanmasına yönelik henüz ciddi bir çalışma başlatılmamıştır.
Güneydoğu Anadolu Projesi ile artışı beklenen ürünlerin İşlenmesi için ye­
ni yatınmlann yapılması gereklidir. Bu çerçevede ankete katılan gıda sanayii
kuruluşlannın %52.3'ü şimdilik herhangi bir yatınmı öngörmemektedirler. Yatı- .
nm yapmak isteyen hemen hemen bulunmamaktadır. Buna karşılık bölgedeki
gelişmelere göre durumu değerlendirmek isteyen şirketlerin oranı %44.6 dü­
zeyindedir. Bu durumda GAP'ın, gıda sanayii kuruluşlan için henüz çekicilik
kazanmadığı anlaşılmaktadır.
7.5. Gelişme Eğilimi
Gıda sanayiinin ileriye dönük gelişme eğiliminin belirlenmesi, gerek yatı­
nm, kapasite artınmı ve gerekse üretim açısından önem taşımaktadır. Bu çer­
çevede 2000'li yıllarda gıda sanayii sektöründe gelişme eğilimleri sanayiiciler
Gıda sanayicilerii.in %78,5'i bu sektörün giderek öneminin artacağına
inanmaktadırlar. Teknolojide önemli değişmeler olacağını belirtenlerin oranı
%26 olarak saptanmıştır. Gıda sanayii kuruluşlannın %28'i ileriye dönük ola­
rak gıda ihracatında artış beklemektedirler. İç talepte de genelde önemli artış­
lann olacağı varsayılmaktadır.
7.6. Gıda Sanayiinde Araştırma
Sanayi ile bilim ve araştırma kuruluşlan arasındaki işbirliği öteden beri hep
gündemde kalmıştır. Ancak, bugüne kadar istenilen şekilde işbirliğini sağla­
yacak bir model bulmakta her zaman güçlük çekilmiştir. Gelişmiş ülkelerde
de halen bu model arayışı devam etmektedir. Bu bakımdan ülkemizde de sanayi-üniversite ve araştırma kurumlan işbirliği sürekli gündemde tutulmuş ve
bu alanda birçok olumlu girişimlerde de bulunulmuştur. Bununla birlikte her
iki taraf da bu işbirliğinin yeterli olmadığı kanısını taşımaktadır. Bu işbirliğinin
yeterli düzeyde olmasında yalnızca bir tarafı suçlamakla haksızlık edilmiş
olur. Özellikle bilgi ve teknolojinin en önemli güç olduğu çağımızda, bu işbirli­
ğinin artık çok etkin bir şekilde yapılması zorunluluk göstermektedir.
Bu çalışma çerçevesinde gıda sanayiinin üniversite ve araştırma kuruluşlanndan beklentileri yapılan bir anketle belirlenmiştir. Sonuçlar Çizelge 7.4'de
verilmiştir.
ÇlZELGE 7.4: Gıda sanayicilerinin üniversite ve araştırma kurumlanndan
beklentileri
(%)
Kaliteli teknik eleman yetiştirmek
Meslek içi eğitim yapmalan
Yayınlarla sanayiyi desteklemek
Ortak Ar-Ge projeleri yapmak
Teknoloji geliştirmeleri
Araştırma olanaklanndan doğrudan sanayi
kuruluşlannı yararlandırma
Kalite kontrol hizmetlerinde yardımcı olma
Seminer, sempozyum düzenleme ve kısa
süreli eğitim programlan düzenleme
64.6
44.6
53.8
49.2
57.0
52.3
43.0
63.0
Gıda sanayicilerinin büyük bir çoğunluğu (% 64.6) üniversiteden kaliteli
eleman yetiştirmesini beklemektedirler. Sanayicilerin %57'si üniversite ve
araştırma kurumlarmdan teknoloji geliştirmelerini istemektedir. Seminersempozyum düzenleme ile yaymlarla sanayiin desteklenmesini isteyen sana­
yicilerin oranı sırasiyle %63 ve %53.8'dir.
Teknopark veya Science-Park adı altında geliştirilen sanayi-araştırma ku­
rumlan işbirliği modeline uygun olarak, gıda sanayii kuruluşlannın %52.3'ü
araştırma olanaklanndan doğrudan yararlanmayı istemektedirler. Aynca, sa­
nayicilerin yansının ortak araştırma-geliştirme projeleri yapmak istediklerini
görüyoruz. Bu da gıda sanayinin iîeriye dönük olarak teknoloji geliştirmeye ve
araştırma yapmaya önem verdiğini göstermektedir.
Gıda sanayiinin üniversite ve araştırma kurumlanndan beklentileri ne
oranda karşılanmaktadır ?. Bu soruya verilen cevaplar aşağıdaki Çizelge
7.5'de toplu olarak verilmiştir.
ÇİZELGE 7.5: Gıda sanayiinin üniversite ve araştırma kurumlanndan
beklentilerinin karşılanma oranlan
Görüş Bildiren Gıda Sanayii
Kuruluşlannın Oranı (%)
Hiç karşılanmıyor
Çok az
Az
Orta
Tamamen karşılanıyor
14
43
17
20
6
Bu sonuçlardan da anlaşılacağı gibi üniversite ve araştırma kuruluşlanndan, beklentilerinin hiç karşılanmadığı görüşünde olan sanayiicilerin oranı
%14, çok az veya az karşılandığı kanaatinde olan gıda sanayicisi oranı da sı­
rasiyle %43 ve %17'dir. Beklentilerinin orta düzeyde karşılandığını belirten gı­
da sanayii kuruluşlannın oranı da %20'dir. Gıda sanayicilerinin beklentilerinin
tamamen karşılandığı görüşünde olanlann oranı ancak %6 gibi çok düşük dü­
zeyde kalmaktadır.
Böyle bir durumun nedenlerini de incelemekte yarar vardır. Bu amaçla gı­
da sanayii kuruluşlannın %61'i çeşitli nedenleri ortaya koymuştur. Bunlan
açıklamak gerekirse daha çok aşağıda belirtilen konularda toplanmaktadır.
Gıda sanayicileri, üniversite ve araştırma kurumlan arasında en çok diya­
log eksikliğini vurgulamaktadırlar. Aynca, bilgi akışının yeterli olmadığını, teo-
riden pratiğe geçişte güçlükler olduğunu, yeterli ve uygulamaya dönük araş­
tırma yapılmadığı, daha çok tekrara yönelik ve sorunlan çözmede bakış açısı­
nın farklı olduğu yönünde görüş belirtmişlerdir. Buna karşılık üniversitenin im­
kânlannın sınırlı olduğunu, iletişimde sanayinin de yeterli çaba sarfetmediği
görüşüne yer verilmektedir.
Üniversite ve araştırma kurumlannca düzenlenen seminer ve sempozyumlann gıda sektörüne olan katkısının değerlendirilmesi de gıda sanayii ku­
ruluşlan tarafından şöyle yapılmıştır:
Gıda Sanayii Kuruluşlan
Oranı (%)
Katkısı yok
. Katkısı az
Katkısı çok
13
55.6
31.4
Dözenlenen seminer ve sempozyumlann katkılannın hiç olmadığına ina­
nan sanayicilerin oranı %13, az katkısı olduğunu bildirenlerin oranı da
%55.6 düzeyindedir. Seminer ve sempozyumlann kendilerine yararlı olduğu
değerlendirmesini yapan gıda sanayii kuruluşu %31.4 oranında bulunmakta­
dır. Sanayiicilehn üniversite ve araştırma kurumlanndan seminer ve sempoz­
yum konusundaki beklentileri, teknoloji geliştirmeye göre daha fazla karşı­
lanmaktadır.
Genelde üniversite ve araştırma kuruluşlanndan beklentilerinin karşılan­
madığını belirten gıda sanayii şirketlerinin kendi bünyelerinde araştırmageliştirme çalışmalannda ne kadar etkindirler? Ankete katılan gıda sanayii ku­
ruluşlannın %58.7'si Ar-Ge çalışmalan yaptıklannı belirtmişlerdir. Buna karşı­
lık %41.3 'ü hiçbir Ar-Ge faaliyetlerinin olmadığını bildirmiştir. Ankete cevap
verenlerin genelde büyük gıda sanayii kuruluşlan olduğundan, bunlann ArGe çalışmalan yapmalan doğaldır. Ancak, bu çalışmalann daha çok geliştir­
me olduğu açıktır. Ar-Ge çalışmalan yaptıklannı belirten gıda sanayicilerinin,
bu amaçla teknik eleman görevlendirenlerin oranı %78'dir. Ar-Ge çalışması
yaptığını belirten şirketlerin %22'si özel olarak araştıncı eleman çalıştırma­
makta, işletmede görevli diğer elemanlar aynı zamanda Ar-Ge çalışmalan
yaptıklarını ifade etmektedirler. Birçok şirket, kalite kontrol laboratuvarında
görevli elemanlarının da Ar-Ge çalışmalan yaptıklanna inanmaktadır. Bu ne­
denle şirketlerin cirolarından Ar-Ge çalışmalan için ayırdıklan toplam yıllık
miktar %0.01-5 arasında değişmektedir. Ancak, araştırmaya yıllık cirolannın
%5'ini ayıran şirketlerin bu bölüme başka giderieri de dahil ettikleri anlaşıl­
maktadır. Genelde %0.01 ile %1 arasında para ayıran şirketlerin daha ger­
çekçi rakamlar verdikleri kanaatini uyandırmaktadır. Çünkü bu rakamlaria çalıştırdıklan eleman sayısı arasında belli bir uyum bulunmaktadır. Ancak,
bunun kesin olarak belirienmesi gerçekten zor bir konudur.
Bünyelerinde Ar-Ge çalışmalan yapan şirketlerin %63.6'sı bu çalışmalar­
dan beklediklerini aldıklannı belirtmektedirier. Buna karşılık yaptıklan Ar-Ge
çalışmalanndan herhangi bir yarar sağlayamayan şirketlerin oranı ise %33.4
düzeyindedir. Etkin bir Ar-Ge çalışması için şirketlerin çoğunluğu yetişmiş
teknik elemana, gerekli alet ve ekipmanla teknik dokümanlara ihtiiyaçlannın
olduğunu öncelikli olarak belirtmişlerdir.
Şirketlerde Ar-Ge çalışmalannın etkinliğini artırmak ve yaygınlaştırmak
amaciyle devletin destek vermesi öteden beri savunduğumuz konudur. Gıda
sanayii kuruluşlannı sonuç alıcı araştırma ve geliştirme etkinliklerine yönelt­
mek için devlet tarafından etkin desteklerin verilmesi yerinde olacaktır. Bu
çerçevede şirketlerin devletten bekledikleri nelerdir? Yapılan ankette bu ko­
nuyla ilgili yanıtlarda şöyle bir sonuç çıkmaktadır. Ankete katılan kuruluşlann
%41.5'i Ar-Ge harçamalan için vergi indirimi istemektedirier. Yine %55.4'ü
alet ve ekipman yardımında bulunulmasını, %43'ü araştırmayı yapmak üzere
teknoparkların oluşturulmasını veya devletin araştırma olanaklanndan doğru­
dan yararianmayı istemektedirier.
8.GIDA DIŞ PAZARLARI (*)
Türkiye gıda ihracat potansiyeli açısından önemli bir variiğa sahip bulun­
maktadır. Dünya pazariannda kalıcı olmak için kaliteli üretim yapmak ve ama­
ca uygun pazariama stratejisi geliştirmek zorunludur. Yapılan değeriendirmelerde Türkiye, gıda sanayii alanında gerekli teknoloji ve faktör fiyatlan
düzeyinde bir dizi üründe belli bir üstünlüğü olduğunda birieşilmektedir. Nite­
kim 1980'li yıllann başında alınan kararlaria genel ihracat artışı içersinde gıda
sanayii önemli bir pay almıştır. Türkiye'nin gıda ihracatı, son yıllarda gelenek­
sel ihraç ürünleri yanında dünyaya açılmaya hızla yönelmiştir. Serbest ekono­
mi ve özgüriükçü sisteme geçen doğu bloku ülkelerinde görülen büyük ölçü­
deki gıda maddesi ihtiyacı ve sıkıntısı bir süre sonra önemli ölçüde azalacak
ve hatta bu ülkeler bugün almak zorunda olduklan birçok gıda maddesini ih
(*) Bu bölümün hazırlanmasında A.Şahinöz'ün "ABD-AET-Türkiye Tarım Politikalan"
konulu çalışmasından büyük ölçüde yararlanılmıştır.
raç edebilir düzeye gelecektir. Çünkü özel teşebbüse üretimde imkân veren
sistemde, özellikle tanmsal ürünlerin üretiminde önemli artışlar beklenmelidir.
Bu ülkelerdeki gıda ihtiyacı aşın isteği bir süre sonra kararlı hale dönüşecek­
tir.
Gıda sanayii ihracatına, gıda üretiminin boyutlan, iç talep düzeyi, nüfus ar­
tış hızı, kişi başına düşen fiili gelir artış hızı ve gelir dağılımı gibi faktörler etkili
olmaktadır.
Türkiye'nin gıda maddeleri ihracatı sözkonusu olduğunda, konuyu sadece
dış pazar açısından düşünmenin yetersiz bir yaklaşım olduğu açıktır. Gıda
sanayii üretimi, tanm üretiminin miktanna, düzenine ve ürünlerinin nitelikleri­
ne çok yakından bağlıdır. Gerçekten de bu sanayiinin katma değerinin düşük­
lüğü, tanm ürünlerinin toplam üretim değerindeki payının yüksekliği dolayısiyle hammadde temelinden bağımsız düşünülmesi olanaksızdır. Hızlı nüfus
artışı, beslenmede halkın çoğunluğu için özellikle hayvansal ürünlerde doy­
gunluğa ulaşmak noktasından çok uzak bulunma, iç pazann gıda maddeleri
sanayii için sürekli genişliyor olmasını sağlamaktadır. Türkiye'nin gıda sanayi­
inde bir ihracat atılımı yapabilmesi, ancak iç pazann doygunluğa ulaştığı veya
fiyat düzeyi/nominal gelir oranıyla iç üretimin sınırlandığı ürünlerde sözkonu­
su olabilmektedir. Bu bakımdan, gıda sanayiinde ihracat bir yandan tanm
üretimi aşamasında sorunlann çözümlenmesine, bir yandan da gıda sanayii
üretimi aşamasında hitap edilecek pazarlardaki talep yapısına her bakımdan
cevap verebilecek üretimin yapılabilmesine bağlıdır. Türkiye'nin bu alanda fi­
yat avantajının bulunması tek başına yeterli bir öge değildir.
Türkiye'nin esas olarak gıda ihracatının yapıldığı ülke smırlannı Ortadoğu
ülkeleri ve Avrupa ülkeleri olarak tanımlamak mümkündür. Bunlar içersinde
Ortadoğu toplam gıda ihracatında önemli pay almaktadırlar.
Ortadoğu bölgesinde bulunan toplam 15 ülkenin yıllık gıda ithalatı ortala­
ma 20 milyar dolar düzeyindedir. Böylece 220 milyar dolar olan toplam dün­
ya gıda ticaret hacminde ortalama % 10'luk bir pay almaktadır. Ortadoğu ül­
kelerinde hızla artan kişi başın düşen gelir, ekonomik ve sosyal gelişme,'bu
ülkelerde gıda ürünlerine olan istemi önemli ölçüde yükseltmiştir. Bu ülkeler­
deki gıda üretimi ekolojik koşullar ve eğitim düzeyi düşüklüğü nedeniyle hayli
gerilerde kalmakta ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamamaktadırlar. Bu nedenle
gıda ithalatına olan talepte artışlar başlamıştır. 1970 yılındaki dünya gıda
maddeleri ithalatındaki aldıklan pay %2.7 iken, 1980 yılında bu pay %8'e
yükselmiştir. Bu rakamlar Ortadoğu gıda pazarlannın dünyanın diğer pazarla-
rina göre daha dinamik bir yapı gösterdiğini kanıtlamaktadır. Şekil 8.1'de Or­
tadoğu ülkelerinin gıda ithalat oranlan gösterilmiştir. Buradan da görüldüğü
gibi Ortadoğu'nın en önemli gıda ithalatçı ülkeleri Suudi Arabistan, Mısır, İran
ve Irak'tır.
s. Arabistan
(% 22.5)
Mısır
(% 20)
'rak (% 10.5)
Iran (% 12)
ŞEKİL 8.1: Gıda ithalatının Ortadoğu ülkeleri arasındaki dağılımı (1986)
(Kaynak: OCDE)
Daha önce de belirtildiği gibi bu ülkelerin iklim koşullan ve toprak yapısı iyi
bir tanmsal üretime olanak vermemektedir. Bu nedenle Ortadoğu ülkeleri he­
men tüm gıda maddelerini ithal etme durumundadırlar. Bununla birlikte bu ül­
kelerin ithal ettikleri gıda çeşitleri, ülkenin beşlenme alışkanlıklanna ve nüfu­
sunun kalkınmışlık durumlariyle yakından ilgilidir. Gelir düzeyi yüksek olan
ülkeler daha çok işlenmiş gıdalara yönelmektedirler. Şekil 8.2'de Ortadoğu
ü'kelerinin 1986 yılında ithal ettikler gıdalann dağılımı gösterilmiştir. Bu bölge
insanlannın temel gıdası olan ekmeğin hammaddesi olan hububat ve ürünleri
%28.5 ile en çok payı almaktadırlar. Daha sonra sırasiyle %12 ile meyvesebze, %9'la süt ve süt ürünleri ve yine %9'la canlı hayvan ithalatı gelmekte­
dir. Bölgenin toplam gıda ithalatını oluşturan bu 11 temel gıda maddeleri
%93'ünü oluşturmaktadırlar.
Diğerleri
(% 7)
İçkiler (% 2)
Hayvan yemi (% 4 )
\
Şeker ve
ürünleri (% 23.5)
şeker Ürünleri (% 4 )
Bitkisel yağlar
(% 5)
İşlenmiş tütün
(% 5.5)
Çay-kahve
kakao (% 6)
Meyve-sebze
(%12)
Et ve et
ürünleri (% 8)
Canlı hayvan
(% 9)
Süt ve süt
ürünleri (% 9)
ŞEKİL 8.2: Ortadoğu'da ithalata konu olan gıda ürünlerinin bileşimi
(1985-1986) (Kaynak: OCDE)
Ortadoğu'nun gıda ithalatında en önemli payı Amerika Birleşik Devletleri
ile AT ülkeleri almaktadır. Bu durum Şekil 8.3'de belirgin bir şekilde görül­
mektedir.
OCDE Ülkeleri
(% 55)
pjgpr
ABD (%11.5)
Ülkeler
(%451
Avustralya (% 8)
Fransa (% 5)
Holland.? (4.6)
Türkiye
(4.5)
ingiltere
(%3.5)
F. Almanya (% 2.5)
İtalya (% 2.5)
Diğer OGDE Ülkeleri
(%12.7)
Şekil 8.3: Ortadoğu'yu besleyen ülkeler (1985/86)
(Kaynak: OCDE)
Ortadoğu ülkelerinin gıda ithalatında OCDE ülkeleri %55'le en büyük payı
almaktadırlar. Bu pazarda ABD ve Avustralya sırasiyle %11.5 ve %8 paylarla
en önemli ihracatçı konumundadırlar. Türkiye'nin 1985-86 dönemindeki ihra­
catı, toplam pazardan ancak %4.5 oranında bir paya sahip bulunmaktadır.
Türkiye'nin Ortadoğu pazarlannda varlığını göstermesi ancak 1980 yıllannın başlannda mümkün olmuştur. Nitekim 1980 yılındaki 344 milyon dolarlık
ihracat hacmi, 1981 yılında %145'lik bir artış göstererek 837 milyon dolara
erişmiştir. Aynı dönemde bu bölgenin gıda ithalatındaki artışı %25 düzeyinde­
dir. Çizelge 8.1'de Türkiye'nin Ortadoğu ülkelerine yaptığı gıda ve tanm ürün­
leri ihracatının ülkelere ve yıllara göre dağılımı görülmektedir.
co
00
O)
co co
cj
CD co
T- co
IO
CM IO ^
co
co cj
T -r-
co o> co T-
CD
T -
in c\i
g
0 0 CD
• s
I ^ O O C M C d O O I ^ ' r -
h - l ^
i8 5
5
- r - CM
T T - CM CM CÜ T - CM
h- 1 ^
IO CO
lO - r T - iq
,
CO
T
— ÇM
CVI
CD CD
o lO - r - CD
^
^ g cu
h- CD
C\J
O
^ CD
ci! co
CM
Oü
o
CM h*
CM
lO CO s
00
OiCCMM S"«t Gi
CO oi lO
CM
T- lO
00 0 0
g? 8! 2
S3
CM
CD
lO
CD
0 0 IO
CM ^
§ Si
CM co CM co o
co ^
2 ¡o
s
o
lO
s
s
ÎÖ
CM
CD
8
0 0 -r-:
co co
O CO
CO IO
0 0 T- O l O O
IO CM C3^
CM h - 0 0O S
S
O)
CM
^
CO
O
c M r ^ c o c o o r ^ c D h - c M ' - i - o
CO lO g
CD
CM CM
o
CM
'^CDCJîOOOOlOCDCOOO
o
co
î o S î o S o o r ^ ^ S o j
ißo
o
o
o
00
CD
-r- 0 0 0 0
CD lO t - CM T t
lO CM CM "«t
S
g
CD
§ s igs0 0 C§D Îlo:
ai
CD h-
o> CM
CD
Ö
o 2
Í2
CD
O ^
•i I
o
p te
CD
CM
§
CD
CI>
co
o
8
<N
t8
co IO
^ hlO
CM
o
o
g
o
1^
g §
co
TT
IO
h-
co
s
co
îo
o
T - IO
co IO
s
oô
f2
5
i §
>0)
C3>
ö
1 1
00
lO CD
CM
CM
00
00
co
Î5
CM
co
OOCOh-CDh-CMOCD-»OOf^OOCMOCMlOr^CM
^CO"r-;CDCDCMOOCDOq
lO
0 0 CO CO
T- 1-
00
co
C3)
CO
hCD
00
<3^CD"r-h-T-CDCM-<r-0
lor^oococM'^r^.cocM
C V J C O C M C J î O O ' ^ ^ - ' r - O O
CD
0 0 co
CM cvi
LU
LU
bu:
o
'cû
<
< <
Í co
co
Ò
CO
Si
§
co
o
'o-
co
IO
^
lO
C3) C:> lO C3Í.
co C5İ CX>
T co
g IO
lO 0 0
h-:
CD
s
00
co
CD lO T -
s § 00 s
CD CM
lO lO
lO 0 0
CM
co
o
şs
CD
cvi
CD
CD «
í l
S
co
IO
CD
ÎM
00
§ s s s C8O CCOM 0s0 OO)
LU
Û
O
o
ÜJ
o
DC
X
2
Ü.
p
c
Genel olarak Türkiye'nin bu bölgede en önemli pazarlarr Irak, Suudi Ara­
bistan ve Kuveyt'tir, Toplam ihracat 1982, 83 ve 84 yıllarmda en yüksek dü­
zeye ulaşmıştır. Ancak, daha sonra kararlı bir şekilde 800 milyon dolar civa­
nnda durmuştur. İran-Irak Savaşı sırasında Türkiye her iki ülkeye de gıda
ihracatında önemli pay almıştır,
Türkiye, 1981 yılında başlattığı ihracat atılımı ile gıda ve tanm ürünlerini
Ortadoğu'nun küçüklü büyüklü 15 ülkesine de pazarlamayı başarmıştır, Ku­
veyt hariç Arap yanmadası çevre ülkelerine ihracat henüz sembolik bir dü­
zeyde bulunmakta ve Yemen, Katar, Umman, Bahreyn ve B.A.E'ni kapsayan
bu grubun Ortadoğu'ya yapılan ihracattan aldıklan pay, sadece son birkaç yıl­
dır %4 düzeyine yükselebilmiştir. Öte yandan Mısır gibi bölgenin en kalabalık
nüfusunu besleyen ve S,Arabistan'dan sonra ikinci büyük gıda pazan olan bir
ülkeye de çok sınırlı bir ölçüde girilebilmiştir,
Ortadoğu ülkelerinin Türkiye'nin ihracatındaki göreceli öneminde yıldan yı­
la da önemli değişiklikler olmuştur. Bu bölge ülkelerinin ithalatlanndaki istik­
rarsızlıktan ve Türkiye'nin yaptığı ihracat yapısından ileri gelmektedir. Türki­
ye'nin Ortadoğu ülkelerine yaptığı ihracat daha çok aracı kuruluşlann
siparişlerine ya da zaman zaman alınmış olan ihalelere dayandığı için yıllara
göre büyük değişiklikler göstermiştir.
Ortadoğu'ya ihraç edilen gıda ve tanm ürünlerinin kompozisyonuna bakıla­
cak olursa; 1985 verilerine göre, meyve-sebze başta olmak üzere 8 ürün gru­
bu, Türkiye'nin Ortadoğu'ya yaptığı toplam gıda ve tanm ürünleri ihracatının
%96 ile yaklaşık tamamını oluşturmaktadır. Şekil 8.4'de görüldüğü gibi, böl­
geye yapılan ihracatta %30'luk bir pay ile ilk sırayı alan meyve-sebzeyi %22
ile canlı hayvan izlemektedir. Bu iki temel ihracat ürününden sonra iki önemli
ürün grubu gelmektedir; bunlar ihracata sırasıyla %12 ve %10 oranlannda
katılan tahıl-tahıl ürünleri ile et ve et ürünleri gruplandır. Orta ağırlıkta iki ihra­
cat ürün grubu ise, bölgeye yapılan gıda ihracatının %7.5'ini oluşturan şeker-,
şeker ürünleri ile %6.5'ini oluşturan süt ve süt ürünleri gruplandır. Sözkonusu
ihracatın iki küçük ağırlıklı ürün grubu, bu ihracatta %4'erlik paylan olan bitki­
sel yağlar ve hayvan yemidir.
Türkiye'nin Ortadoğu ülkelerine yaptığı gıda ve tanm ürünlerinin kompozis­
yonu Şekil 8.4'de 1985 yılı baz alınarak gösterilmiştir.
Son yıllarda Türkiye'nin Ortadoğu ülkelerine olan gıda ihracatı gerek kom­
pozisyonunda ve gerekse miktarda değişmeler sözkonusu olmuştur. Bu ne-
denle kararlı bir pazar konumuna gelmiştir. Bununla birlikte gerek yakınlığı ve
gerekse üretilen ürün kompozisyonu açısından sahip olduğu avantajları koru­
masını bilmelidir. Son Körfez Savaşı ile gıda ihracatında önemli kayıplar mey­
dana gelmiştir. Ancak bunlann yakın zamanda telafi edileceği umulmaktadır.
Diğerleri (% 4)
Meyve-sebze
Hayvan yemi (% 4)
(% 30)
Bitkisel yağlar (% 4)
Su ürünlûri
(% 6.6)
Şeker ve
şeker ürünl.
(%7.5)
Canlı hayvan
(% 22)
Et ve et
ürünleri (% 10)
Tahıl ve tahıl
ürünleri
(%12)
ŞEKİL 8.4: Türkiye'nin Ortadoğu'ya ihraç ettiği gıda ürünleri bileşimi
(1985) (Kaynak: OCDE)
Ortadoğu gıda pazariannda Türkiye'nin en büyük rakipleri AT ülkeleri,
ABD ve Avustralya'dır. Bu ülkeler genelde tanmsal ürün fazlalıklannı çeşitli
koruyucu önlemler ve sübvansiyonlarla rahatlıkla pazarlayabilmektedirler. Et­
kin bir rekabetin vazgeçilmez koşulları fiyat ve kalitedir. Bu konularda gerekli
altyapı ve strateji geliştirmenin zorunluluğu ortadadır. Bugün olduğu gibi gole
çekte de Ortadoğu gıda pazarlan Türkiye'nin üzerinde ısrarla duracağı pazar­
lar olmalıdır.
ABD ve Batı Avrupa'nın durumuna gelince: Bu ülkeler gıda maddeleri ve
tarım ürünleri için pazar olmaktan çok Türkiye'nin ihracatı için üçüncü ülke
pazarlannda rakip durumundadırlar. Bugün böyle olduğu gibi, bu konumlan
yakın gelecekte daha da güçlenecektir. Nedenlerine gelince; bu gelişmiş ül­
kelerde nüfus son yıllarda azalma sürecine girmiş ve gıda tüketiminde bugün
dahi doygunluğa neredeyse erişmişlerdir. Gelecekte de doygunluk noktasına
tam ulaşmış olacaklardır. Ancak en önemlisi, bu gelişmiş ülke grubunun tek­
nolojik olanaklardan tam yararlanarak üretimlerini hızla artırabilmeleri ve gıda
maddeleri ihracatında dünya pazannda neredeyse tekelci konuma gelmeleri­
dir. 1960'lı yıllara kadar dünyanın başlıca gıda ithalatçılan arasında yer alan
Batı Avrupa ülkeleri, 1980'li yıllardan itibaren özellikle süt ürünleri gibi bazı gı­
dalarda başlıca ihracatçı ülkeler arasında yer almaya başlamıştır. Ortak Ta­
nm Politikası yoluyla Avrupa Topluluğu ülkelerinin yararlandıklan sübvansi­
yonlar, rekabet gücünü yükseltmekte ve ABD ile dünya pazarfnda
şiddetlenen rekabete yolaçmaktadır. 12 üyeli AT, yüksek ithalat sınırlamalannın arkasında artık kendi kendine yeter bir topluluktur; önümüzdeki biyoteknoloji devrimi ile kendi kendine yeterliliği dışında ihracat kapasitesi artacaktır;
ihracatta sübvansiyonlar ve ithalat sınırlamalarıyla yüksek rekabet gücünü de
sürdürebilecektir. Türkiye, AT'ye tam üye olsa da, bu B.Avrupa'da pazar ya­
ratmaktan çok sübvansiyonlardan yararlanarak diğer ülkelere ihracat kapasi­
tesini artırmak açısından önemli olacaktır.
Gıda ve tanm'konusunda uzmanlaşmış bulunan Giro Group tarafından
Doğu Avrupa ülkelerinde ve Sovyetler Birliği'nin toplam 15 cumhuriyetini
kapsayan ve 1990 yılında yapılan bir incelemede, önümüzdeki üç yıl içersin­
de önemli bir gıda fazlasının ortaya çıkacağı sonucuna vanimıştır. Bu ülkeler­
de demokratikleşme süreci öncesinde verimliliğin, yaşam standardının çok
düşük olduğu, bir çok ekonomik istatistiklerin abartılmış verilere dayandığı be­
lirtilmiştir. Ancak, demokratikleşme süreci içersinde serbest ekonomik siste­
min uygulanmasiyle gelecek üç yılda tanmsal ürünlerde ve gıda üretiminde
önemli ölçüde artış sağlanacağı konusunda birleşilmektedir. Sovyet Rus­
ya'nın dışındaki Doğu Avrupa ülkelerinin kısa ve uzun vadede döviz sağlama
kaynaklan gıda ihracatına dayanmaktadır. Bu nedenle AT pazarına yönelik
gıda ihracatı giderek artacaktır. Ancak, AT'de gıda ve tanmsal üretime sağla­
nan aşın destekle bu ülkelerin rekabet etmeleri gerekmektedir.
Doğu Avrupa ülkelerinde tanmsal alanındaki devlet kontrolünün kalkmasiyle gıda üretiminde ve fiyatlannda önemli artışlar meydana gelmektedir. An­
cak artan gıda üretiminin pazarlanmasında meydana gelecek olan güçlükler,
bu kez gıda fiyatlarının düşmesine neden olacaktır.
Bugün Doğu Avrupa ülkelerinde çalışanlar ücretlerinin yansını gıda tüketi­
mine ayırmaktadırlar. Daha şimdiden Fransız ve Alman üreticileri, Polonya ve
Macaristan'dan gelen yan işlenmiş meyve ithalatına karşı çıkmaya başlamış­
lardır. Kısa bir süre sonra bu ülkelerden düşük fiyatla ithal edilen mısır, et ve
başka gıdalara karşı direncin artacağı beklentisi bulunmaktadır. Halen hubu­
bat ithalatçısı olan Romanya'nın bile gelecek üç yıl içersinde 500 bin ton, 5 yıl
içersinde 2 milyon ton hububat üretim fazlası olacağı tahmin edilmektedir.
Önemli gıda üretim potansiyeli olan Macaristan geleneksel Sovyet pazanhın
dışında yeni pazarlara yönelme çabalan vermektedir.
AT politik çevrelerinde, Doğu Avrupa ülkelerinin şiddetle ihtiyaç duyduklan
döviz sağlamak için yapacaklan gıda ihracatına sınır getirmenin bu ülkelerde
demokratikleşme hareketlerini tehlikeye düşüreceği görüşü ağırhk kazanmak­
tadır. Bununla birlikte APde bu ülkelerin gıda ihracatına yeni çözümler aran­
maktadır. Bunlann içersinde, ATnin aracılığıyla Sovyet süpermarkelerinin
boş raflannın petrole karşılık doldurulması bulunmaktadır. PetroHiyatlanndaki yükselmeler, gıda fiyatlannda da aıaışa neden olmuştur.
Ortak Pazar ülkelerinin, serbest ekonomi konusu gündeme gelince, diğer
ülkelere yaptıkları tavsiyelere tarım konusunda uymadıklannı görüyoruz.
ATnin tanm politikası, diğer ülkelere zarar verecek şekilde yürütülmektedir.
Özellikle, ancak tanm ürünleri ihraç edebilen ve buna karşılık sanayii mallan
almak zorunda kalan ülkeler, bu politikadan büyük ölçüde etkilenmektedirler.
Aynı şekilde ATpin uyguladığı tanm politikası ABD ile de sorun yaratmakta­
dır. Bununla birlikte ATde tanm reformunun yapılmasını isteyenlerin esas ne­
deni kendi içlerinde AT bütçesi ve getirdiği büyük yük, fakirden zengine para
transferi ve inîensif tanmın çevreye yaptığı olumsuz etkilerde yatmaktadır. Ni­
tekim Şekil 8.5'te görüleceği gibi AT üreticileri 1988'de 70.5,1989'da 61.5 ve
1990 yılında da önemli bir artışla 81.6 milyar dolar destek almıştır. Bu da üre­
tici başına 12.000 dolar yapmaktadır. Ancak, verilen bu karşılıksız âestekler
daha çok büyük üreticilerin işine yaramaktadır. Verilen desteğin ortalama
%80'i üreticilerin %20'sine gitmektedir. Bu da AT içinde dengesizlikler yarat­
maktadır.
Bununla biriikte AT ülkeleri Tanm Bakanları, 1991 temmuz ayında yaptskian toplantıda, tanmsal üretime sağlanan destek ve teşviklerin azaltıfmâsı yö­
nündeki öneriyi geri çevirmişlerdir Böylece A T d e tarım ve gıda ürünlerindeki
üretimde herhangi bir azalma beklenmeyecektir. Bu da Türkiye gibi ülkelerin
bu ülkelere yönelik ihracatında gerek ürün kompozisyonunda va gerekse
miktarında olumlu gelişmeye engel olacaktır. Aynea, bu ülkelerin dünya gıda
ticaretindeki baskın rolleri de devam edecek ve böylece diğer gıda ihraç eden
ülkelerin rekabet gücünü azaltacaktır.
Türkiye'nin AT'ye Girmesiyle Tarım Ürünlerindeki Durum:
Bugün elimizde bulunan tarımsal istatistikleri, ülkemizdeki gerçek üretim
değerlerini tam olarak yansıtmaktadır. Bu bakımdan bu istatistiklere güvene­
rek ülkenin tarım politikalannın belirlenmesi, hele AT ile sık sık yapıldığı gibi
üretim karşılaştırmalannda çok dikkatli olunması gerekmektedir.
Milyar ($) 100
1988
1989
1990
Şekil 8.5; AT ülkelerinde tanma verilen sübvansiyonlar
Kaynak: The European, July 19-21,1991, 8.23.
1988 yılı esas alınarak yapılan bir araştırmada Türkiye'nin AT'ye girmesiy­
le toplam tarımsal üretimde % 3 , bu ürünlerin tüketiminde de %4 oranında bir
artış olacağı saptanmıştır. Hububat ve baklagil üretiminde AT'ye girişle %11
oranında bir azalmanın olacağı hesaplanmıştır. Buna karşılık pamuk, yağlı to­
humlar, tütün gibi endüstri bitkilerinin üretiminde %35 oranında artış olacağı
belirlenmiştir. Meyve ve sebze üretiminde de ancak %2 gibi minimum gibi bir
artış "hesaba katılmaktadır. Hayvansal üretimde %1'lik bir azalma sözkonusu
olacağı hesaplanmıştır.
98
Türkiye'nin AT'ye girmesiyle hububat ve baklagil tüketiminde miktar olarak
%7'lik bir azalmanm olacağı, buna karşılık endüstri bitkilerinde, meyve ve
sebzelerde ve hayvansal ürünlerde sırasiyle %17, % 4 , %4 bir artışın olacağı
hesaplanmıştır. Türkiye'nin tanmsal ürün ihracatında AT'ye girmekle parasal
değer olarak ortalama %169 oranında artış olacağına kanaat getirilmektedir.
Böylece Türkiye'nin AT ülkelerine ihracatı 1988 yılı rakamlanna göre 2.11 mil­
yar dolardan 5.67 milyar dolara yükseleceği varsayılmaktadır. Bu artışta de­
ğer olarak hububat ve baklagillerin %607, endüstri bitkilerinin %250, meyve
sebzenin de %21 oranında artacağı düşünülmektedir. Buna karşılık hayvan­
sal ürün ihracatında parasal değerin de %55 oranında azalacağı hesaplan­
maktadır. Bu iyimser rakamlara karşın tanmsal üretimde kalite ve standardizasyona öncelik veren uygulamalar devreye sokulmadığı takdirde bu
beklentiler karşılanamayacaktır.
9. TÜRKİYE'NİN REKABET GÜCÜ VE GIDA SANAYİİNİN KONUMU
Dünyada son yıllarda siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda önem­
li değişimler meydana gelmiştir. Bu sürecin ileriye dönük hızında da artma
beklenmektedir. Dünyanın bu değişen düzeninde ülkemizin yerini alması ve
halkımızın refahının artılılması için çeşitli alanlarda etkin politikalann geliştiril­
mesi ve uygulanması gerekmektedir.
Enforasyon tekniklerinin yaygınlaşması ve teknolojide meydana gelen hızlı
gelişmeler, dünya ekonomisinde genel bir globlaşma hareketine neden ol­
muştur. Böylece ülkelerin dünya ekonomisine entegrasyonu yeni bazı oluşumlan da beraberinde getirmektdir. Artık siyasi bloklaşma yerini ekonomik
bloklaşmaya bırakmıştır. Bu çerçevede dünyadaki ekonomik dengelerde de
önemli değişimler sözkonusu olmaktadır. İşte bu aşamada Türkiye'nin bu
ekonomik oluşumlarda yerini alabilmesi ve etkinliğini artırması için dünya
ekonomisine entegrasyon sorunu gündeme gelmektedir.
Türkiye'nin bu entegrasyon içinde ileri derecede sanayileşmiş ülkeler ile
eşit koşullarda yanşmasının ne gibi faktörlere bağlı olduğu, uzun süreden be­
ri tartışma konusu olmaktadır. Gerçekten, siyasi, ekonomik ve sosyal alanlar­
da etkisi büyük olacak olan bu entegrasyon içinde rekabet koşullarının nasıl
yaratılacağı konusu dikkatle araştıniması ve belirlenmesi gereken bir konu­
dur. Ancak bunun da kısa sürede sonuçlandırılması ve uygulanmaya konma­
sı gereklidir.
Türkiye, son yıllarda benimsediği ve uygulamaya koymaya çalıştığı ser­
best pazar ekonomisi ile yeni bir yapılaşma çabası içerisindedir. Bu çerçeve-
de dışa açık ekonomik politikalar, ekonominin ancak rekabet koşullanna açıl­
mak suretiyle gelişebileceği ve potansiyeli ancak bu koşullar altında maksi­
mum düzeyde harekete geçirebileceği inancı ağırlık kazanmaktadır. Nitekim
bu amaçla dünya ekonomik yaşamının gerçeklerine uygun olarak, ihracat ve
ithalatta, sermaye hareketlerinde, döviz, yabancı sermayeye ilişkin mevzuat­
ta değişiklikler yapılmış ve serbest piyasa düzenine geçiş için bazı önlemler
alınmıştır. Ancak özellikle Avrupa Topluluğu'na entegrasyonda gümrük duvarlannın tamamen kaldıniması halinde, Türkiye'nin rekabet edebilirlik güçü
bakımından tam olarak hangi noktada bulunduğu ve ne kadar bir süre içer­
sinde hangi noktaya gelebileceği konusu, halen kesin bir cevap bulunama­
yan bir soru olarak kalmaktadır. Bu sorunun cevaplandınimasının gerekliliği­
nin ekonomik olduğu kadar hukuksal nedenleri de vardır.
Türkiye'nin AT karşısında sektör bazında rekabet gücünün ölçülmesi çok
kapsamlı teknik çalışma gerektiren bir husustur. Rekabet gücünü ölçerken
çalışma kapsamını daraltıcı birtakım varsayımlardan hareket etmek ve belli
zaman aralığı içerisinde değerlendirmeyi yapmak zorunlu olmakta, bu ise re­
kabet gücünün nispeten statik bir yaklaşımla incelenmesi sonucunu doğur­
maktadır. Oysa rekabet gücü zaman içerisinde değişen koşullara göre çok
farklı görünüm sergileyen dinamik bir kavramdır.
Rekabet gücünü belirlemek üzere kullanılabilecek birbirinden farklı kriter­
ler bulunmaktadır. Uluslararası fiyat kıyaslamalan, ihracat performansı, karşı­
laştırmalı üstünlük kriteri, birim maliyet fiyatı karşılaştırmalan, emek veya ser­
maye verimliliği gibi pek çok kriter rekabet gücünü ölçmek için kullanılabilir.
Değişik varsayımlardan yola çıkılması, farklı kriterier ve amaca uygun de­
ğişik modeller kullanılması rekabet gücü ile ilgili araştırmalardan farklı sonuç­
lar elde edilmesine neden olabilir. Bu nedenle Türk ürünlerinin veya sektörierinin AT karşısında rekabet gücü konusunda değeriendirmeler yaparken
dikkatli davranmak ve olayı çeşitli boyutlarıyla ortaya koymak zorunluluğu
vardır.
Merkezi Cenevre'de bulunan European Management Forum'un 1985 ve
1987 yıllannda yaptığı araştırmalara göre Türkiye'nin sanayii alanında reka­
bet edebiliriik gücü GECD ülkeleri arasındaki 18 ve 19'uncu sırasiyle, Porte­
kiz ve Yünanis':-;;ıVin önüne geçmiştir.
Yine ^
:;3 Soplantılarfnf düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF)
y a y r ' r --"-anı Worid Lınk'îa 1991 yıh için yayınlanan ve ülke ekonomilerini rekabeı gücüne göre değerlendiren raporda Türkiye, SO.sırayı alırken, Japonya
birirfci ABD ikinci, Almanya üçüncü sırayı almıştır. Raporda Türkiye'nin yer aî-
tığı toplam 34 ülke, yatırım ve rekabet gücünü belirleyen 8 değişik faktöre gö­
re karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu faktörler ekonomik güçlülük,
dışa açılma, hükümet, finans, altyapı, iş yönetimi, bilim ve teknoloji ile işgü­
cünden oluşmaktadır.
Türkiye genel sıralamada geçen yıla göre 34 ülke arasında 21.sıradan
20.sıraya yükselmiştir. Rapora göre Türkiye, geçen yıl Yunanistan ve Maca­
ristan'ı geride burakırken bu yıl Portekiz'i de geçtiği görülmektedir.
Şekil 9.1'de Türkiye'nin dünya rekabet gücü sıralamasından yeri gösteril­
miştir. Rekabet gücünün belirlenmesinde kriter olarak alınan ekonomik güçlü­
lük, dışa açılma, altyapı, iş yönetimi ve işgücü gibi 5 faktörden genel sıralama
18-19. sırada yer almaktadır. Hükümet ve finans bakımından pekçok gelişmiş
ülkeyi geride bırakmaktadır. Buna karşılık bilim ve teknolojide 34 ülke arasın­
da sonuncu durumda bulunmaktadır. Bilim ve Teknoloji alanında 34 ülke ara­
sında sonuncu olmamız, ileriye dönük önemli işaretler vermektedir. Artık bili­
niyor ki Bilim ve Teknoloji çağımızın en önemli dinamik gücünü oluşturmaktadır.Ülkeler artık gelişmişlikleri ve zenginlikleri, doğal kaynaklan ile değil,bilim ve teknolojide ne ölçüde ilerledikleriyle ölçülmektedir. Bu bakımdan
bilim ve teknolojide gerilik, başka konularda diğer ülkelere üstünlük sağlan­
mış olsa da, bu üstünlük kalıcı olamaz.
DÜNYA REKABET GÜCÜ SIRALAMASI
03
c
g.
03
Ct3
' M ı
11«
03
03
03
"D
CI
£Ö
4S 5î? ^ >^
03
CI 03
CD Q.
c
03
03
C
i
1
2
3
4
5
6
7
8
03
m
9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 2 0 2 1 2 2 2 3
ŞEKİL 9.1: Türkiye'nin dünya rekabet gücü sıralamasındaki yeri
1991 yılında yayınlanan TÜSİAD raporunda, Türkiye'nin uluslararası reka­
bet gücü esas itibariyle düşük olarak değerlendirilmektedir. İhracatlannı geliş­
tiren sektörler, başka bir tanımlama ile rekabet gücü kazanan sanayiler, işgü­
cü ve/veya hammadde maliyetlerindeki düşüklükten yararlanmışlardır.
Çizelge 9.1 'de 1980-88 yıllan arasında başanlı olan sektörler gösterilmiştir.
Burada da görüldüğü gibi özellikle gıda, tekstil, deri ürünleri, cam, demirçelik, petrokimya ve tütün sanayileri ihracatta başarılı olmuşlardır.
Gıda sanayii, toplam ihracattaki %25.1 gibi önemli payla tekstille birlikte
önde gelmektedir. Yalnızca bu iki sanayi dalı, toplam ihracatın %53.6'sını al­
mıştır. Böylece ekonomi ihracata yönelmiş, ancak yalnızca sözü edilen gıda
ve tekstil sanayine bağımlılık artmıştır. Diğer sanayilerde gerekli ihracat atılımı
istenilen düzeyde olmamıştır.
Ss
i l
^ C
C
O
¿
O
•e
co CO 3
co ID ID co
3 CO CO CO
3 CO
—/
_/
^ \IJ \JJ \JJ
^ \JJ
Ti­
• r - i o m i o c j ) r ^ T - T - o ) i f > " ^ r ^ o j c o ' ^ i O ' ^ c \ j
COCO'^<OlOCDC\JCO-r-lO(OC\lTÍ-r^"r-;00)TÍcd cvi Ö
Ö Ö CM
-T-"
I O d Ö Ö -r^ x-^
d
s=
^1
i3>inh^cqTj;oqr^r^cvjcvjcq'^cvjr<^0)cvjio^'^
d T-^ cj) cd cvi T-^ cd CD cd cd evi cvi
co co ed j ; ; ^
I I
CVJi-f-T-CVICO
CVİT-
QÛ
^ ^ o q c v j c o c o c o o c v j ^ O ) T j ; c o o q q c v j c o ' « t t £ >
T-' d I O i n d o )
o ) CD co' r^' OC)
ed
d r^' co* , ^
r - i n c M c o - p - c o c o i - o o o c o c o
^ e o c D i - c o ^
p
00
co
l-
CD
-T-
T-
- 1 -
CVJ
m
I
I
J*:
0
o
00
E
^ T t r ^ i n i n e o o ' ^ c o e o T ^
i
CD
C/5
C
O
CL
£
a0
«
i
C
(/yU Cu
O)
-Q
evi OD cvi d
co cj) CM T - o
T - " T-^
ed d
i n Tid CM
(O
:0
O)
iZ
i5
CÖ
E
iS
o
(0
^ Û.
CO . «
Lni-;CMCDOCJ)0|^<7>Oin'^C7)'^'^in'^CMCM
din<j)di--^c7Jc£>cj)cDCvic6edcMCD<j)"r^oÔLri<j)
"^CM
s li
T-^ CD cvi T-* d
Q.
ë i
co
d
e O i - T - i -
"^CD
COi-CO
CQ (1)
—
i5
>%
co
û.
CD
O
>
CJ)
LJJ
E
O
-J
LJJ
[uri
O
:0
co
UQ-ÛQlUCOUÛCLLiJCDCÛH-HOCOCL
Burada da görüldüğü gibi özellikle gıda, tekstil, deri ürünleri, cam, demirçelik, petrokimya ve tütün sanayiileri ihracatta başarılı olmuşlardır.
Gıda sanayii, toplam ihracattaki %25,1 gibi önemli payla tekstille birlikte
önde gelmektedir. Yalnızca bu iki sanayi dalı, toplam ihracatın %53.6'sını al­
mıştır. Böylece ekonomi ihracata yönelmiş, ancak yalnızca sözü edilen gıda
ve tekstil sanayiine bağımlılık artmıştır. Diğer sanayilerde gerekli ihracat atılı­
mı istenilen düzeyde olmamıştır.
Yapılan sektörel ve ekonomik değerlendirmelerde gıda sanayii Türkiye'nin
ekonomik kalkınmasında anahtar sanayilerin başında geldiğinde birleşilmektedir. İmalat sanayii içersinde en yüksek rekabet gücü gösteren sanayiler
arasında sayılmaktadır. Birçok sektörün ihracaatındaki artışlar daha çok teş­
vik mekanizmalanyla sağlanırken, gıda sanayiinde teşvik etkilerine karşı da­
ha az duyarlı olduğu söylenebilir. Şekil 9.2'de gıda sanayii ürünlerinin ihraca­
tındaki değişim çeşitli yıllara göre vergi iadesiyle olan ilgisi gösterilmiştir.
İleriye dönük olarak bakıldığında, ihraç ürünlerimizin dünya pazarlanna girişi­
ni hızlandırmak ve sosyo-ekonomik gelişmeyi sağlamak için Türkiye, kaynaklannı ve teşvik sistemlerini rekabet gücünü artıracak bir biçimde yönlendir­
mek durumdadır. İçinde gıda sanayiinin de bulunduğu birçok sektör rekabet
üstünlüğüne sahiptir. Sektörlerin göreceli rekabet üstünlüklerinin belirlenme­
sinde ölçüt alınan iki değişik faktörle yapılan değerlendirmede, gıda sanayii,
turizm, tekstil, seramik, bitkisel ürünler ve camdan sonra en yüksek rekabet
gücüne sahip sanayi sayılmaktadır.
40.0
35.0
30.0
25.0
20.0
15.0
10.0
a-
79
5.0
-100.0
.1.
78-
80
-50.0
0.0
50.0
100.0
150.0
200.0
ihracattaki değişim (%)
ŞEKİL 9.2: İhracat teşviklerine göre Türkiye'nin ihracatındaki gelişmeler
(1987-1988)
Kaynak: İhracat Teşviklerinin İmalat San. Ihr. Etk. TÜSES, 1990.1987 yılı programı. DPT.
Yine TÜSİAD raporunda, sektörlerle ilgili-ki bu sektörler arasında gıda sa­
nayii de bulunmakta-seçici politikalann belirlenmesinde, ülkenin sosyo­
ekonomik yapısını olumlu etkilemesi ve buna göre devletin sağlayacağı teş­
viklerin rekabet gücü yaratacak olması temel alınmasının gereğine işaret edil­
mektedir.
Adı geçen raporda, gıda sanayiinin rekabet gücüne katkıda bulunacak fak­
törleri değerlendirirken coğrafi konumu ve hammadde temini, çok önemli
ağırlıklı faktörler olarak belirtilmektedir. Ancak, durumun hiç de öyle olmadığı
açıktır. Coğrafi yakınlık olarak her zaman sözü edilen Ortadoğu pazarlannda
Türkiye'nin payı olması gerekenin çok altındadır. Nitekim yıllık 20 milyar do­
larlık gıda pazanndan Türkiye'nin aldığı pay %10'un çok altındadır. Gıda sa­
nayiinin en önemli sorunlanndan biri, yeterli miktarda işlemeye uygun ham­
madde teminidir. Bu bakımdan gıda sanayiinin hammadde sorunu öteden
beri çözüm beklemektedir. Bununla birlikte gıda sanayii gerek ihracattaki yük­
sek payı ve gerekse ülke içindeki sosyo-ekonomik stratejilere etkisi nedeniyle
önemli bir sanayii dalıdır. İleriye dönük olarak dinamik bir yapı kazandınldığında bugün üzerine yüklenilen beklentileri aşacağı kesindir. Bu bakımdan gıda
sanayiinin rekabet gücünün artıniması ve bu amaçla etkin önlemlerin alınma­
sı kaçınılmaz olmaktadır.
DPT'nin 1986 yılı verilerine dayanarak rekabet şansını belirlemeye yönelik
yaptığı gıda, içki ve tütün sanayiine ilişkin değerlendirmesi Çizelge 9.2'de top­
lam olarak verilmiştir. Buradan da görüleceği gibi gıda, içki ve tütün sanayii­
nin %14'ünün hiç rekabet şansı bulunmamaktadır. Yine %30.9'una, alınacak
önlemlerle rekabet gücü kazandınlabilecektir. Buna karşılık bu sanayilerin
%81.8'inin değerlendirmeye alındığı çalışmada %36.8'inin rekabet şansının
olduğu saptanmıştır. Rekabet şansı olan bu sanayi alt sektörlerin toplam ihra­
cattaki paylan %12.9 düzeyindedir. Ancak değerlendirmeye alınmamış olan
%18.2'lik bir sanayii sektörünün ihracattaki payı ise %55.7 gibi önemli ölçü­
dedir. Bu bakımdan bu değerlendirmenin tam gerçeği yansıtması mümkün
olamamaktadır.
Aynı şekilde imalat sanayiinin genel değerlendirilmesinde, incelemeye alı­
nan toplam %69.44 bölümünün, %27.72'sinin rekabet şansının olduğu ve bu­
nun da ihracattaki payının %38.32 olduğu saptanmıştır. Gıda sanayiinde ol­
duğu gibi imalat sanayiinin toplam değerlendirmesinde de alınacak
önlemlerle bu sanayiin %30.90'ına rekabet şansının kazandınlacağı belirtil­
miştir. Bu da ihracata dönük imalat ve gıda sanayii sektörlerinin geliştirilecek
politikalarla rekabet güçlerinin artacağını ve böylece ekonomiye daha fazla
katkıda bulunacağını göstermektedir.
GIDA, İÇKİ. TÜTÜN SANAYİİ, REKABET ŞANSI
(1986 YILI VERİLERİNE GÖRE)
Gıda, İçki
Tütün Sanayii
Üretimindeki
Yüzde Payı
""GıdaTîçkT
Tütün Sanayii
ihracatındaki
Yüzde Payı
- Rekabet Şansı Olmayan
14.00
6.90
-Alınacak Politika
Tedbirleriyle Rekabet
Şansı Artacak Olan
30.93
24.50
- Rekabet Şansı Olan
36.85
12.90
TOPLAM :
81.78
44.30
Değerlendirmeye Dahil Olmayan
18.22
55.70
100.00
100.00
GENEL TOPLAM
İMALAT SANAYİİ REKABET ŞANSİ
(1986 YİLİ VERİLERİNE GÖRE)
İmalat Sanayii
Üretimindeki
Yüzde Payi
lma!at Sanayii
!hracat:nd£k!
Yüze-: Payi
1.82
0.09
-Alınacak Politika
Tedbirleriyle Rekabet
Şansı Artacak Olan
39.90
43-61
- Rekabet Şansı Olan
27.72
3S.52
TOPLAM :
69.44
o . Z2
Değerlendirmeye Dahil
Olmayan Sektörler
30.56
17.78
To"c).oo
Too.oo"
- Rekabet Şansı Olmayan
GENEL TOPLAM
Kaynak: DPT yayın No: 2141 -Ö.l.K 334-1989
ÇİZELGE 9.2: Türk Gıda Sanayiinin AT karşısında rekabet imkânı
10. GIDA SANAYİİNİN REKABET GÜCÜNÜN ARTIRILMASI İÇİN
ALINMASI GEREKLİ ÖNLEMLER
Türkiye'nin, tanm, liizmet ve diğer sanayi alanlannda olduğu gibi, gıda sa­
nayiinde de uluslararası ekonomi entegrasyonuna önem vermesi gerekmek­
tedir. Uluslararası ekonomide belli bir pay almak ve payını büyütmek, büyüt­
mek için de rekabet gücünün geliştirilmesine çalışılmalıdır. Uluslararası
pazarlarda rekabet çok önemli bir fonksiyona sahiptir. Bunun yanında reka­
bet gücü, ülkemiz eğitim sistemleri, teknoloji, enerji ve ulaştırma sistemlerinin
alt yapısı, işçi ve işveren arasındaki ilişkiler, kamu ve özel sektör arasındaki
bağlantı ağını oluşturan tüm yatırımlarla tüm ekonomik ve sosyal sistemler ile
yakından ilgilidir. Bu nedenle uluslararası rekabete hazırlanmak için üretim
modellerinin değişimi kararlı ve bir bütün halinde gerçekleştirilmelidir. Dünya
ekonomisine entegrasyonda yoğun temas ile dış dünyanın iyi izlenmesi, ya­
bancılarla işbirliği, daha fazla ihracat ve uluslararası rekabeti güçlendirme ön­
celikle üzerinde çaba sarfedilmesi gereken konulardır. Bunun için de araştır­
ma ve geliştirmeye ayn bir önem verilmesi gerekmektedir.
Daha önceki bölümlerde de belirtildiği gibi ülkemizin uluslararası pazarlar­
da en güçlü rekabete sahip sektörlerinin başında gıda sanayii gelmektedir.
Ancak, gıda sanayii değişik alt sektörlerinin bugün sahip olduğu rekabet gü­
cünü artırmak ve diğer gıda sanayii alt sektörlerine rekabet edebilme gücü
kazandırabilmek için birçok önlemin alınması gerekmektedir. Bu alınacak ön­
lemler, uluslararası pazarlara ve koşullara, teknolojik gelişmelerle ülkenin,
sosyo-ekonomik yapısına göre belirlenmelidir. Özellikle değişen dünyanın ile­
riye dönük gelişmelerini iyi izlemek ve değerlendirmek burada büyük önem
taşımaktadır. Ülkemizin, ileriye dönük olarak rekabet gücü yüksek, lokomotif
sektörler arasında sayılan gıda sanayiine rekabet üstünlüğünü sağlayacak
faktörler arasında en önemlileri hammadde ve işgücü maliyetinin düşüklüğü­
dür. Buna karşılık kalıcı ve yükselen rekabet gücü için de ürün çeşitliliğinin ar­
tınlması, alt yapının sağlamlaştıniması, kaliteli ve standart bir üretimin gerçek­
leştirilmesi gerekmektedir. Gıda sanayii, ülkenin geniş bir alanında istihdam
yaratması, geri bölgelerin kalkınmasında etkili olması, doğal kaynaklann kul­
lanımına olanak sağlaması ve ülkeye döviz kazandırması açısından da önem­
li bir sanayi sektörüdür. Tanma dayalı bir sanayi sektörü olması nedeniyle
başka sanayi sektörlerinden de ayn özellikler taşır.
Gıda sanayiinin rekabet gücünün artınimasına yönelik çeşitli yaklaşımlar
değişik öneriler geliştirilebilir. Ancak, uygulanabilirliği yüksek ve hemen olum­
lu etki yaratacak önlemlerin belirlenmesinde yarar görmekteyiz. Bu nedenle
aşağıda belirtilen görüşlerin oluşturulmasında özellikle gıda sanayiinin bu gün
içinde bulunduğu durum ve özel sektör kuruluşlanyle yapılan görüşmeler, dik­
kate alınmıştır. Bu görüşler aşağıda ayn ayn incelenmiştir.
10.1- Gıda Sanayiinde Yeterli Ölçüde Kaliteli Hammadde Sağlanması
Türkiye'de hammadde, gıda sanayiinin hem avantajı ve hem de dezavan­
tajı durumundadır. Bu durum, gıda sanayii alt sektörlerine göre farklılık gös­
termektedir. Hammaddeden kaynaklanan en önemli sorunlann başında ama­
ca uygun kalitede yeterli miktarda hammadde temini, yüksek veya istikrarsız
fiyat, zaman zaman üretim fazlası veya azlığı gelmektedir.
Türkiye'de tanmın büyük bir bölümü aile işletmelerinden oluşan, üretim ve
teknik düzeyi genelde düşük bir yapı göstermektedir. Tanmsal gıda hammad­
desi üretiminde bazı ürünlerin (domates, pancar, vs.) dışında belli bir stabilite
sağlanamamıştır. Böylece bir yandan gıda sanayici ve ihracatcılan uzun va­
deli pazar bağlantılanna girememekte ve de uluslararası pazarlarda kalıcı ve
güvenli olamamaktadırlar. Tanmı gelişmemiş, ülke sanayileşmiş sayılamaz.
Bu bakımdan tanmda modern tekniklerin kullanımının yaygınlaştınimasına,
üretimi artıncı önlemlerin alınmasına (tohum, gübre, sulama, tanmsal müca­
dele) ve küçük üretim birimlerinin pazara entegrasyonuna önem verilmelidir.
Devletin asıl fonksiyonu bu yönde olmalıdır.
Tanm ürünü ve girdilerine verilen sübvansiyonlann ülke ekonomisine geti­
receği yalnızca parasal yüke ve dolaysiyle enflasyona olan etkisine bakarak
devletin desteğini tarımdan çekmesi ve görünürde liberal piyasa kurallannı
uygulamaya çalışması hiç de doğru bir yol değildir. Gelişmiş ülkelerde dahi
üreticiler, büyük desteklerle korunmaktadır. Nitekim, daha önceki bölümlerde
de değinildiği gibi örneğin AT, çiftçilere 1988'de 70.5, 1989'da 61.5 ve
1990'da 81.6 milyar dolar sübvansiyon vermiştir. Durum böyle olunca, ulusla­
rarası pazarlarda rekabet etmek, tanmı bilinçli olarak teşvik etmenin ve süb­
vanse etmenin gereği ortaya çıkmaktadır.
Doğal olarak tanma yapılan sübvansiyonlann akılcı ve amaca dönük olma­
sı gereklidir. Yalnızca üretim miktannı artıncı değil, artık kaliteli üretime yöne­
lik desteklerin gündeme gelmesi zorunludur. Çünkü kaliteli gıda üretimi an­
cak kaliteli ve standart hammadde ile mümkündür, Gıda sanayii için gerekli
olan yeterli ölçüde kaliteli ve standart hammadde sağlamak için alınacak ön­
lemler şöyle sıralanabilir.
1) İşlemeye uygun gıda hammadde üretimini artıncı tohum, fidan ve da­
mızlık sağlanması: Son birkaç yıldan beri uygulanan politikalara devam edil-
meli. Ancak tannnda kontrolsüz tohum, fidan ve damızlık yayılımı engellenme­
lidir.
2) Tanmda verimliliği artıncı modern tekniklerin uygulanması ve tanmsal
yan girdilerin tekniğine uygun olarak yaygın bir şekilde kullanımın sağlanma­
sı.
3) Türkiye, zaten küçük olan tarım işletmelerinin miras yoluyla parçalan­
masının önlenmesi, tanm işletmeleri birleştirilerek modern tanma uygun ola­
rak ekonomik işleyen birimler haline getirilmesi için yasal düzenlemelerin ya­
pılması ve uygulanması.
4) Üreticiye ve bölgeye göre farklılık gösteren stratejiler kullanarak, üretim­
de teknolojik gelişmeyi destek için tanmla gıda sanayii arasındaki bağlantıları
güçlendirmeye yönelik sistematik yaklaşımlann belirlenmesi gereklidir.
5) Bir yandan büyük üretim birimlerinin oluşturulması için tanmda şirket­
leşme desteklenmeli, diğer yandan da küçük ve orta ölçekli üretim birimleri­
nin verimini artıncı önlemler alınmalıdır.
6) Tanma yönelik politikalarda seçici ve esnek davranılmalıdır. Politik kay­
gılardan anndınimış yapısal dönüşümü gerçekleştirmeye yönelik tanmsal ge­
liştirme uygulamaları, üretimde iç ve dış istemlere göre yönlendirilmelidir. Bu
çerçevede gıda sanayii ile olan işbirliğini artırmak gereklidir.
7) Tanmda, üretim verimliliği fier alanda gelişmiş ülkelerin gerisindedir.
Genelde 1/3 veya 1/4 faktörü verimlilikteki geriliğimizi simgeler durumda­
dır. Burada yalnızca tohum, gübre, ilaç sağlamanın yeterli olmadığını, konu­
nun bir de her aşamada yetişmiş insan boyutu olduğunu vurgulamak gereke­
cektir. Tanmsal gıda hammaddesi üretiminde de eğitilmiş, üretimi tekniğine
göre yapacak geniş bir üretici kesiminin yaratılması sözkonusudur. Yeni tek­
nolojik uygulamalann zaman yitirilmeden tanm kesiminde uygulanır hale geti­
rilmesi zorunludur. Bir ekonominin başansında, üretim olanaklannı ne ölçüde
geliştirdiği ya da genişlettiği belirleyici olmaktadır.
İhracata dönük gıda sanayiinin rekabet gücünün artınimasında işlemeye
uygun hammaddeyi öncelikli ilk üç faktör arasında sayan şirketlerin oranı
% 6&ûif. Bu da gösteriyor ki gıda sanayiinin büyük bir çoğunluğu işlemeye
uygun hammadeye büyük önem vermektedirler. Nitekim salça ve konserve
sanayiinde olduğu gibi yeterli ve kaliteli hammadde temini için sözleşmeli,,
ekim yaygın olarak kullanılmalıdır. Salça sanayiinde olduğu gibi diğer gıda sa^
nmıi sektörlerinde de fabrikalann hammadde üretimiyle daha yakından ilgi-'
îenmeleri gerekmektedir.
Türkiye'de tanma devlet desteği, üretim sırasında doğrudan yardın^lar ve
sübvansiyonlar yoluyla ya da pazarlama aşamasmda destekleme alımlariyle
gerçekleşmektedir. Ancak, bu desteklerin şekli her dönemde farklı olmuştur.
Devlet desteklerinin üretim artışı yanında, kaliteyi yükseltici araçlar da içer­
mesi gereklidir. Tanmsal gıda hammadde üretiminin, ancak sanayide işlene­
rek uluslararası pazarlarda pazarlanabilir bir ürüne dönüşmesiyle bir anlam
kazanacağı bilinci ile hareket edilmelidir. Serbest piyasa ekonomisine tam
olarak açılamamış ve bu alanda halen yapısal sorunlan bulunan Türkiye'de
devletin üretimde, işlemede ve pazarlamada önder değil, yönlendirici ve teş­
vik edici rol almasını zorunluluk olarak görmek gereklidir.
Tanmın iyi yapıldığı ölçüde gıda sanayinin, ihtiyaç duyduğu yeterli ve kali­
teli hammaddeyi bulma imâkanı olacaktır. Bu bakımdan gıda sanayiinin ulus­
lararası pazarlarda rekabet gücünün artırılmasında iyi örgütlenmiş ve işleyen
bir tanmsal yapının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Böylece tanmın
devlet desteğine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu destek seçici, yönlendirici, üretimi
ve kaliteyi artıncı yönde olmalıdır.
10.2. Yurtiçi Rekabetin Yaratılması
Diğer tüketim ürünlerinde olduğu gibi gıdalann üretiminde ve yurtiçi pazar­
lamasında rekabet ortamının yaratılması, hem sanayimizin gelişmesine ve
hem de dünya pazarlanna açılmamıza önemli katkılan olacaktır. Bir yandan il­
kel yöntem ve her türlü hijyenik koşullardan uzakta üretim yapan küçük üre­
tim birimleri, diğer yandan günümüzün teknolojisini uygulayan modern gıda
fabrikalan olan gıda sanayiimiz ikili bir yapı göstermektedir.
Yurtiçi rekabetin yaratılmasında fiyat ve kalite dengesinin oluşturulması
ve özellikle haksız rekabetin engellenmesi gereklidir. Adı ve adresi belli ol­
mayan gıda üretim yerlerinin daha 4yi denetlenmesi ve bunlann kontrol altına
alınmasında yarar bulunmaktadır. Yurtiçi rekabette, halk sağlığının korunması
ve kalitenin yükseltilmesi en önemli faktörler olarak ele alınmalıdır. Bu amaç­
la gıda kalite kontrol hizmetlerinin etkinleştirilmesi, dağınık durumda olan
mevzuatın birleştirilmesi ve günün koşullan na uyarlanması artık bir an önce
gerçekleştirilmelidir. Aynca tüketicilerin bilinçlendirilmesi de yurt içi rekabetin
yaratılmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Bu nedenle son yıllarda geliş­
meye başlayan tüketici bilinçlenmesine destek verilmelidir.
10.3. Gıda Sanayiicilerinin ve İhracatçılarının Dış Pazarlar Konusun
da Bilgilendirilmeleri
Genelde ülkemiz insanı, dış dünyadaki olaylara ilgisiz ve tepkisiz kalmak-
tadır. Özellikle son zamanlarda yanıbaşımızda meydana gelen inanılmaz de­
ğişiklikleri ve ülkemize olabilecek etkilerini yeterli ölçüde incelemediğimiz
açıktır. Bunun kökeninde ileriye dönük olarak birey veya toplum olarak plan
ve programlanmızın olmaması, dış dünyaya olan ilgimizin azlığı yatmaktadır.
Sanayici ve ihracatçılanmızın da dış dünya ile yeterli temas ve bağlan yok­
tur. Bu nedenle dünya pazarlannda meydana gelen değişimler, gelişmeler ve
dış piyasa kurallan tam olarak bilinmemektedir. AT'ye ortaklık konusundaki
yoğun çabalanmıza karşın, AT ortak piyasa düzenlerini yeteri kadar tanımadı­
ğımız bir gerçektir.
Bu durum, çok çeşitli gıda ürünleri ihraç eden gıda sanayici ve ihracatçısı
açısından daha da vahim durumdadır. Özellikle gıda ihracatımızda ülkelerin
uyguladıklan kalite kontrol ve yönetmelikler hakkındaki bilgi eksikliğinden
önemli zararlann olduğu bilinmektedir. Ancak, bu önemli eksikliğin giderilme­
si için büyük bir çaba da sarfedilmemektedir.
Türk gıda sanayicileri ve ihracatcılan, gıda ihracatı yaptığımız ülkeleri yete­
ri kadar tanımamaktadırlar. Bu durum, ihraç edilen ürünlerin nerede, ne
amaçla kullanıldıklan hakkında bilgiye erişememelerine neden olmaktadır.
Pazar genişlemesini sağlamak için ihraç edilen ya da potansiyel pazar olabi­
lecek ülkelerle daha yakından ilgilenilmeli ve bu ülkelerin kalite, ambalaj vs.
beklentileri, yakından izlenilmelidir. Kalite beklentilerini karşılayacak ve dün­
yadaki iyi ambalaj ve kullanım kolaylığı sağlayacak teknikler yakından izlen­
meli ve üretimde uygulamanın yollan aranmalıdır. Aynca, bu ülkelerdeki piya­
sa düzenlerini ve işleyiş şekillerini ihracatçılara anlatmak ve buna göre
hareket etmelerini sağlamak gereklidir.
6 l i amaçla gıda sanayici ve ihracatçılannı çeşitli ülkelerdeki ithalatta uygu­
lanan gıda kalite kontrollen, bu ülkelerin gıda pazar durumlarını, mevzuatlannı ve ileriye dönük gelişmeleri konu alan sistematik bilgilendirme programlan
düzenlemelidir. Bu programlann yanında İstanbul Ticaret Odası'nın yaptığı gi­
bi ülke bazında pazar araştırmaları da ihracatçılara yardımcı olacaktır. Aynca,
gıda sanayici ve ihracatçılannı potansiyel pazar olan ülkeleri tanımalan için
programlı gezilerin düzenlenmesi ve bu gezilerin kısmen devlet tarafından
karşılanması da çekiciliği artırmak için yararlı olacaktır.
10.4 Rekabet Gücünün Artırılmasında Teşvikler
Türkiye, ötedenberi sanayiini destekleyen bir ekonomi politikası izler gö­
rünmesine karşın, teşvik kaynaklannı etkin ve verimli bir şekilde kullanama-
mış ve çoğu kez teşvikler basit korumacı düşünceyle karıştırılmıştır. Yapılan
teşviklerden asıl amaca yönelik mesajlar verilememiş ve beklenen sonuçlar
da alınamamıştır.
Uluslararası pazarlarda serbest piyasa ekonomisinin savunulduğu bir dö­
nemde, birçok ülke özeHikle de gelişmiş ülkeler sanayilerini akılcı ve gizli me­
kanizmalarla teşvik etmektedirler. Böylece rekabet güçlerini artırmaktadırlar.
Türkiye'nin de diğer sanayi alanlannda olduğu gibi gıda sanayiinde de yapıyı
modernleştirici, maliyeti düşürücü, kaliteli mal üretimini sağlayıcı teşvik meka­
nizmalarına bir an önce yönelmesi gerekmektedir. Bu teşvik mekanizmaları
uluslararası ticaret kurallannı dışlamadan, sanayiimizin rekabet gücünün artınlmasına yönelik olmalıdır.
Her ne kadar AT ve ABD, serbest rekabet ortamını savunmakla beraber,
kendi sanayi ve tanmını, büyük teşvik ve korumacı önlemlerle desteklemekte­
dirler. Nitekim AT'nin tanm ve sanayiye teşvikleri toplam yıllık 170 milyar do­
lara ulaşmaktadır. Başka bir tanımlama ile AT, tanmsal üretim birimi başına
12200 dolar, sanayide de çalışan kişi başına 2500 dolar teşvik vermektedir.
Ancak, bu teşvikler son derece rafine ve kapalı bir sistemde yapılmaktadır.
Ülkemizde, verilen teşvikler oldukça basit mekanizmalar üzerine kurulmuş­
tur. Bu nedenle de açık teşvik uygulamalan yapıldığına ilişkin eleştiriler de
alınmaktadır.
Türkiye'de uygulanacak teşvik sistemleri uluslararası ticaret kurallarını da
dikkate alarak düzenlenmelidir. Bu çerçevede teşvikler, uluslararası rekabet
gücü ve ülke içinde istihdam yaratma kapasitesine sahip olmalıdır. Teşvikler
seçici, esnek ve amaca yönelik olarak düzenlenmelidir. Teşviklerin etkileri­
nin nasıl olduğu belli arahklaria incelenerek anlam ve önemini yitiren teşvikler
uygulamadan kaldınimalıdır. Desteklenecek alt sektörier ve ürün bazındaki
teşviklerin başlangıç ve bitiş tarihleri önceden saptanmalı ve belli bir stabilite
sağlamak üzere ilan edilen bu süreler hiçbir şekilde değiştirilmemelidir. Özel­
likle gıda sanayiine yönelik teşviklerde salt ihracata yönelik teşviklerin yeterii
olmadığı geçtiğimiz dönemlerde görülmüştür.
Bu bakımdan gıda sanayiine uluslararası rekabette güç verecek teşviklere
öncelik verilmeli, gıda üretimi ve ihracatını bir bütün olarak ele alarak teşvik­
ler yönlendirilmelidir. Teşvikler gıda sanayiinin gerek üretimde ve gerekse
uluslararası pazariarda karşılaştığı sorunlan çözmeye dönük olarak düzenlen­
melidir. Coğrafi, ekonomik ve sosyal ölçeği büyük olan ülkemizde, bölge ve
bu bölgelerde yapılan yatınmla merkezden yön vermenin ve kontrol etmenin
kaynak israfına neden olduğunu geçmiş deneyimler göstermektedir. 1970'ii
yıllardan beri teşvik alan bir çok yatınmın başanya ulaşmadığı bilinmektedir.
Burada önemli olan yalnızca para veya kredi vermek değil, asıl olan yapıla­
cak yatırımın başanya ulaşması için çok yönlü destek vermektir.
Gıda sanayii yatınmlan özellikle 70'li yıllann başlanndan itibaren artmaya
başlamış, daha çok kooperatif gibi kuruluşlara kredi imkânlan sağlanarak ye­
ni gıda üretim ve depolama tesislerinin kurulmasına çalışılmıştır. Ancak, bu
kuruluşlardaki yönetim ve teknik bilgi yetersizliği, yatırımtann başanya ulaş^
masını engellemiştir. Yaratılan kredi imkânlanyla birlikte yönetim, teknik ve ih­
racat konulannı içeren çok yönlü destekle bu yatınmlar ülke ekonomisine kazandınlmış olurdu. Ancak, bu yapılamamıştır.
1980'li yıllardan sonra alınan ihracatı teşvik önlemleri, öncelikle döviz ka­
zandırmaya yönelmiştir. Bu bakımdan bu teşvikler, yapısal bir değişme mey­
dana getirmemiştir.
İhracatın, üretimden ayn olarak yalnızca ticari alanda desteklenmesinin
geçmiş dönemde hatalı olduğu görülmüştür. BLu bir yandan aktif ihracatı, yani
üretimden doğrudan ihracatı sağlayacak yapısal değişimi engellemiş, diğer
yandan da ihracattaki artış hızının gelişmesini önlemiştir. Böylece gıda ihra­
catı da belli bir süre doygunluğa erişerek gelişmesi durmuştur.
Büyük bir ihracat potansiyeline sahip olan gıda üretiminde, tanmı dışlayan
teşvik politikalan başanlı olamazlar. Nitekim bu durum ülkemizde yaşanmış­
tır. Türkiye gibi hızlı bir nüfus artışına sahip, dolayisiyle iç talebin hızlı arttığı
bir ülkede, üretimi artırmadan ihracatı artırmak mümkün değildir. B u nedenle
gıda sanayiinde ihracat politikalannın oluşturulmasında, tanmdan endüstriyel
işlemeye kadar tüm üretim sürecinin teşvik kapsamına alınmasına dikkat edil­
melidir. Böylece ihracata dönük gıda sanayiinde üretici ve ihracatçıyı birlikte
uluslararası pazarlarla bütünleşebilecek üretim birimlerinin kurulmasına yar­
dımcı olunacaktır.
İhracatta artık parasal teşvikten yapısal teşviklere geçilerek, tesislerin mo­
dernize edilmesi, kapasite kullanımını artırma, yeni ürün geliştirme, teknik
eleman eğitimi, Ar-Ge faaliyetleri gibi konulara ağırlık verilmelidir. Gıda ham­
maddesi üretiminde teşviklerin kaliteli ve işlemeye uygun çeşitlerin üzerinde
yoğunlaşmasında zorunluluk vardır. Gıda sanayicileri işledikleri hammadde
üretimine daha çok önem vermeye başlamışlardır. Nitekim ankete katılan sa­
nayicilerin 1/3'ü hammadde üretimine teşvik verilmesi hususunda görüş be­
lirtmişlerdir. Gıda sanayicilerinin büyük bir çoğunluğu (%81.3) ihracatta teşvik
verilmesinin eskiden olduğu gibi devam etmesini istemektedirler. Ancak, bu­
nun yukanda da açıklandığı gibi daha etkin, rekabeti artıncı yönde olması ge­
rekmektedir.
Teşviklerde, doğrudan parasal yardımlar yerine temelde Ar-Ge faaliyetleri­
ni ve hizmet içi eğitimi destekleyici, bilgi alış-verişini hızlandıncı ve işletmele­
rin girdi maliyetini düşürücü önlemler ile onlan uluslararası rekabete hazırlayı­
cı istemlere öncelik verilmelidir.
10.5 Verimliliği Artırma
1980'li yıllara damgasını vuran küresel pazarlama, gelişen ve yaygınlaşan
enformasyon teknolojileri nedeniyle değişik coğrafi bölgelerdeki alıcılann ta­
leplerinde standartlaşmaya yol açmaktadır. Bu durum, bir ticaret ve sanayi
kuruluşu açısından da önemli ölçek ekonomileri yaratmıştır. Çok uluslu şir­
ketler, her ülkede yerel bir şirket gibi çalışmak yerine lokal sınırlann etkisini
en aza indirgeyen, bütünsel bir yöntem anlayışına yönelmişlerdir. Bu çerçe­
vede de çok uluslu şirketlerden küresel (global) şirketlerin doğuşu sözkonusu
olmuştur.
Rekabet ortamında varlıklannı uzun dönemde sürdürmek isteyen ülkeler
ve kuruluşlarda, "rekabet performansının ölçümü " ve planlanan stratejik he­
deflerin gerçekçiliği, kuruluşlann bugünkü durumunun iyi analizi ve ileriye dö­
nük olarak varsayılan pazar faktörlerinin iyi değerlendirilmesine bağlıdır. Şir­
ketlerin, performans değerlendirmelerinde baz alacaklan kriterler, kârlılık,
üretkenlik, etkinlik, verimlilik, kalite, yaratıcılık ve çalışma koşullannın uygun­
luğudur. Bu kriterler içersinde en önemlisi kârlılıktır.
Kârlılık, üretkenlik ve verimlilikten kaynaklanacağı gibi çıktı fiyatlannın girdi
fiyatlarından daha hızlı artmasına da dayanabilir. Ancak, rekabetin yoğun ol­
duğu küresel pazarlarda fiyatlandırma avantajlanna dayanan kârlılık, önemini
yitirmektedir. Buna karşılık uzun vadede rekabet şansının korunmasında üre­
tim performansı belirleyici olmaktadır. Üretim performansında rhaliyet, kalite
ve esnek üretim en önemli kriterler olarak önem kazanmaktadır. Bu açıdan
kuruluşlann üretim performanslannı geliştirici önlemleri zamanında almalan
gereklidir. Bu nedenle işletmelerde verimliliği artıncı önlemlere ağırlık verilme­
lidir.
Demokratik toplumlarda "planlanmış stratejiler" bu toplumların gelişmesi
için büyük önem taşır. Planlanmış stratejilerin değişen dünya koşullan ve
üretim yöntemlerine göre belirlenmesi gereklidir. Bu stratejilerin belirlenme-
sinde kamu ve özel kuruluşlar arasındaki yaratıcı etkileşimden yararlanılmalı­
dır.
İnsan faktörüne yönelik politikalar uygulanan işletmelerde, yalnızca işe yö­
nelik insan faktörünü dışlayan politikalar izleyen işletmelere göre verimlilikte
çok daha başanlı olduklan bilinmektedir. Bu nedenle, yoğun emek gerektiren
gıda sanayiinde eleman eğitimine önem verilmeli, insan faktörünü dikkate
alan yönetim şekillerine yönelinmelidir. Verimlilik-kalite ilişkisi ve verimlilik ar­
tışını dışa açılmada işletmeler gözardı etmemelidirler.
Rekabet edebilmenin iki koşulu vardır. Bunlannda birincisi kalite olup, dış
pazarlara çıkmanın ilk koşuludur. İkincisi de fiyat durumudur. Maliyetlerin
doğrudan fiyatlan etkilediği gözönüne alınırsa, dış pazarlarda fiyat üstünlüğü­
ne sahip olmanın yolu da verimlilikten geçmektedir. İşletmelere verimlilik açı­
sından yardımcı olmak üzere ilk aşamada yöneticilere yönelik çeşitli bilgilen­
dirici, eğitici seminerler düzenlenmeli ve yayınlar yapılmalıdır.
10.6. İhracatın Örgütlenmesi
Ihracaat, uzmanlık ve deneyim isteyen bir konudur. 1980 öncesi uygula­
nan ithal ikâmesi politikalar, özel sektör kuruluşlannı ihracata özendirmemiştir. Daha ziyade küçük ve orta ölçekli firmalardan oluşan gıda sanayiimizin
ekonomik yapısı da kurumlaşmaya uygun değildir. Başarılı bir ihracat sistemi,
güçlü ve konusunda uzmanlaşmış ihracat kadrosuna, dış pazar araştırması
yapan ve bilgi akışı sağlayan, dış tanıtım, ihracata dönük hammadde üretim
ve işleme birimlerini kapsayan kurumsal bir yapıya ihtiyaç gösterir. Bunun
için küçük ve orta ölçekli kuruluşların yer alacağı "İhracat Şirketleri" oluşturul­
masında yarar vardır. Çünkü hem kalitede ve hem de pazariamada güçlü olmalannı, gerektirir. Güçlerini birieştiren küçük ve orta ölçekli şirketlerin etkin
bir ihracat yapmalan mümkün olacaktır. Böylece güçlü kurumların oluşturul­
ması, tekstil sanayiinde olduğu gibi gıda sanayii ihracatında da yeni boyutlar
getirecektir.
Yapısal bir dönüşümü de beraberinde getirecek olan bu sistem, dolaylı ih­
racattan doğrudan ihracata geçişi yaygınlaştıracak ve uluslararası pazariarda
da önemli pay almaya yardımcı olacaktır. Ürün bazında oluşturulacak olan gı­
da ihracat şirketleri dinamik yapılı küçük ve orta ölçekli gıda şirketlerine yeni
bir boyut kazandıracaktır. Türk şirketlerinin kendi aralanndaki dışa dönük ge­
reksiz rekabeti de önlemiş olacaktır. Bu ihracat şiri^etleri ihracatın birim mali­
yetini düşürecek, dış pazariarda rekabet güçlerini artırarak etkilerini genişle­
teceklerdir. Bu şirketlerin yalnızca ihracata dönük değil, aynı zamanda kaliteli
hammadde teminine, kaliteli üretime ve teknoloji geliştirmeye yönelik de
olumlu katkılan olacaktır.
.
Oluşturulacak "Gıda İhracat Şirketleri" ne devletin çol^ yönlü desteğinin
yapılması gereklidir. Bu destek, çok sayıda küçük gıda sanayii kuruluşunun
bir araya gelmesini sağlayacak çekici öğeler taşımalıdır.
Diğer ihracat alanlannda olduğu gibi gıda ihracatında da yabancı ülkeler­
de pazarlama birimlerinin oluşturulrnası gerekmektedir. Halen Hazine ve Dış
Ticaret Müsteşarlığı'na bağlı Ticaret Müşavirlikleri ile İhracatı Geliştirme Mer­
kezi temsilcilikleri daha dinamik hale getirilmeli, çalışma sistemleri günümüz
koşullanna uygun olmalı ve eleman açısından güçlendirilmelidir. Esas olarak
her koşulda dış pazarlama teşkilâtlarının kurulması teşvik edilmelidir.
10.7 Rekabet Gücünün Artırılmasında Finansman
Gıda sanayii, tanmsal hammmadde işleyen ve bü nedenle de tanmsal
üretime bağlı bir sanayi dalıdır. Hammadde temini birçok gıda sanayii alt sek­
töründe belli hasat dönemlerine bağımlılık gösterir. Bu dönemlerde yeterli öz
sermayesi olmayan kuruluşlar, yeterli ölçüde hammadde alımı ve bağlantısı
yapamadıkları için üretim döneminde atıl kapasite ile karşı karşıya kalmakta­
dırlar.
Yüksek faiz oranlan ile sağlanacak kredilerle şirketlerin, sermaye açıklannı kapatmalan çok sağlıklı olmamaktadır. Bu nedenle ihracata dönük çalışan
gıda sanayii kuruluşlannın finansman yükünün azaltılması gereklidir. Bu çer­
çevede düşük faizli hammadde alımı ve işleme kredileri ihracata yönelmeyi
de artıracaktır. İhracata yönelik olarak işletmelerin kredilendirilmesinde uz­
manlaşmış bir bankanın görevlendirilmesi yerinde olacaktır.
Ayrıca, tesislerin modernleştirilmesini ve atıl kapasite kullanımını artıncı
parasal araçlar da devreye sokulmalıdır.
10.8. Kaliteli Üretim
Dünyada rekabet gücünün artınimasında en önemli faktörlerin başında ka­
liteli üretim gelmektedir. Gıda sanayiinde kaliteli üretim, işlenen ürüne uygun
kalitede hammadde ile başlar.Uygulanan işleme teknolojisi, ambalajlama, de­
polama, taşıma ve dağıtım sistemi kaliteyi belirleyen faktörlerdir. Bu nedenle
kaliteli üretim ancak bir sistemin tüm aşamalan iyi bir şekilde uygulandığı tak-
dirde mümkündür.
Uluslararası pazarlarda rekabet edebilmek için alıcı ülkelerin beklentilerini
karşılayacak kalite ve standartta üretim gerçekleştirilmelidir. Tüketiciler, kalite
konusundaki beklentilerini her geçen gün daha da yükseltmekte ve yeni
ürünlere yönelmektedirler. Bu nedenle uluslararası pazarlara kalıcı olarak
yerleşmek ve belli bir pay almak için üretimde beklenen kaliteyi ve standardı
sağlamak gereklidir. Aynca tüketiciye yönelik ambalajlamanın önemi burada
belirtilmelidir. Bu bakımdan yerli ambalaj sanayiinin geliştirilmesi ve çağdaş
ambalaj ürejim tekniklerini kullanır duruma getirilmesi konusunda etkin çaba­
lar verilmelidir.
Kaliteli üretimde, hammadde olduğu kadar uygulanan teknoloji de çok
önemlidir. Bu nedenle üretimde uygulanan teknolojinin sürekli geliştirilmesi
için araştırma geliştirmeye önem vermeli, konuyla ilgili üniversite ve araştır­
ma kurumlariyle iş birliği yapılmalıdır.
10.9. Rekabet Gücünün Artınimasmda Araştırma ve Geliştirme
(Ar-Ge)
Uluslararası rekabet gücünün ve verimlilik düzeyinin artınimasında araş­
tırma ve geliştirme çalışmalan ile sonuçlannın uyugulamaya aktaniması bü­
yük bir önem taşımaktadır. Bu nedenle diğer alanlarda olduğu gibi gıda sana­
yiinin gelişmesi, bilim ve teknolojiden yararlanma düzeyine bağlı olacaktır.
Genel olarak ülkemizin teknolojideki rekabet gücü düşük olarak değerlendiri­
lebilir. Bununla birlikte lokomotif sanayi sektörü olan gıda sanayiinin teknolo­
jik rekabet gücü orta düzeydedir. Salça gibi gelişmiş bazı gıda sanayii alt sek­
törlerinde kalite ve teknolojik rekabet gücü çok yüksektir.
Toplumlann gelişmişliği ile araştırma geliştirmeye ayırdıklan imkânlar ve
araştıncı sayısı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Ar-Ge çalışmalannın
maliyeti, günümüzde büyük boyutlara ulaşmaktadır. Teknoloji geliştirmede
başanlı sonuçlann alınması belirli bir kritik kütle ve kritik imkân üzerine çık­
masına bağlı olduğundan, teknoloji düzeyi düşük olan ülkelerde yetersiz ka­
lan kaynak ayınmı nedeniyle yapılan harcamalardan beklenen verim alına­
mamaktadır. Türkiye'de de böyle bir durumun sözkonusu olduğu söylenebilir.
Teknoloji, bilimsel bilgi birikiminin sanayi üretimine, malzeme veya enerji
kaynaklannın veya taşıma ve haberleşme sisteminin ve benzeri ürün ve hiz­
metlerin geliştirilmesine yöneltilmiş bölümüdür. Başka bir tanımlama ile tek-
noloji, araştırma-geliştirme sistemiyle tarım-sanayi ve hizmetler sisteminin
birleştiği yerdeki çalışmalardır.
Teknoloji, gelişmenin en önemli itici güçlerinin başında gelir, ister gıda
üretimi, ister daha iyi eğitim, daha iyi sağlık hizmetleri, daha kaliteli endüstri­
yel üretim olsun, daha birçok alanda teknoloji etkin bir rol oynamaktadır. Üre­
tim, kullanım, kontrol ve sen/is için bilgi, yetenek, deneyim ve organizasyonu
içeren sistem gereklidir.
Son 15 yıl içersinde teknoloji edinmeye yönelik çalışmalann ağırlık kazan­
masına karşın, henüz istenilen düzeyden hayli aşağılarda bulunmaktayız. Gü­
nümüzün hızla gelişen teknolojisine paralel olarak gelişmiş ve geri kalmış ül­
keler arasındaki teknolojik güç farkı giderek büyümektedir. Bu bakımdan ülke
olarak teknoloji çalışmalanna yönelik etkin önlemleri almamız gerekmektedir.
Bu konuda kaybedilecek zamanımızın olmadığının bilinci içerisinde bugün
yeni teknoloji geliştirmeye ve uygulamaya dünden daha çok ihtiyacımız oldu­
ğunun vurgulanması gereklidir.
Teknoloji edinmenin yatay yolu (Teknoloji Transferi) Türkiye'de büyük öl­
çüde işletilen teknoloji girişi yoludur. Teknoloji edinmenin düşey yolu ise, di­
ğer bir deyişle bilimsel araştırma sonucu ortaya çıkan buluştan ekonomik ürü­
ne kadar uzanan teknoloji üretim zinciri, bilimsel sistemin organize edilmemiş
ve teknoloji sistemiyle bağlannın iyi kurulamamış olması nedeniyle işleme­
mektedir.
Pahalı ve uzun vadeli gibi görünse bile bu zincir işletilmeli ve Türkiye, yük­
sek teknolojiler olarak adlandınlan kolaylıkla taklit edilmeyen karmaşık tekno­
lojileri geliştirme yolunda gecikmeden çaba harcamalıdır. Çünkü bazı teknolo­
jilerde belirli bir yol almış olmak, onlan satın alırken ülkelerin pazarlık
imkânlannı artırmak ve daha önemlisi bazı teknolojiler satılık olmadığından,
sahip olabilmek için geliştirmek gerekmektedir. Bu bakımdan teknoloji üret­
menin yanında bilgi birikimi sağlamak, teknolojiyi değerlendirmek ve teknolo­
jide uzman kadronun oluşturulması önem kazanmaktadır.
Bütün ülkeler dışandan teknoloji satın alırlar. Bazılannın ithalatı, ihracatlanndan fazladır. Endüstrileşmiş bir ülke, gerek duyduğu bir teknolojiyi diğer bir
endüstrileşmiş ülkeden satın alabilir ve kendi teknolojik alt yapısı olduğundan
bu teknolojiyi kendi gereksinimlerine göre uyarlayabilir. Teknolojik altyapısı
olmayan veya zayıf olan gelişmekte olan ülkelerse, satın aldıklan teknolojiyi
kendi ihtiyaçlanna göre uyarlamada zorluk çekerler.
Teknolojinin gelişmesi için de bu alanm örgütlenmesi gerekir. Çünkü, tek­
noloji örgütlü olarak üretilebilir. Dünyanm bugün ulaştığı teknoloji düzeyinde,
artık bir kişinin, kişisel buluşuyla teknoloji üretmesi olası değildir. Bizim de bu
araştırma örgütlenmesini kurmamız ve bunun finansman yollannı bulmamız
gerekiyor. Başlangıçta, teknolojiyi ithal etmek çok daha kolay geliyor. Tekno­
lojiyi üretmek için örgütlenmeye yanaşılmıyor. Türkiye'de teknoloji üretilebile­
ceğine inanılmıyor. Bu doğru değildir. Eğer siz sorunlannızı bütün teknolojini­
zi dışandan alarak çözerseniz, sizin dış dünyayla yanşabilmeniz için tek yol
kalır, emeğinizi sömürtmek. Emeğiniz çok ucuz olduğu zaman dışan ile yanşabilirsiniz. Eğer kendi teknolojinizi kendi faktör oranlannıza göre kurmazsa­
nız, üretmezseniz, emeğinizi sömürtmekten başka yolunuz yoktur.
Uluslararası rekabet gücünü geliştirmeyen ve ekonomisinin verimlilik dü­
zeyini yükseltmeyen ülkelerde, refahın geniş toplum kesimlerine yayılması
mümkün değildir. Rekabet gücünün ve verimlilik düzeyinin yükselmesi, araştırma-geliştirme yapılmasına ve bunun sonucunda elde edilen teknolojideki
gelişmelerin özümsenmesine bağlıdır. Ancak, teknolojik gelişmenin özümsenmesi de belli bir eğitim düzeyini zorunlu kılmaktadır. Eğitim alanında sağ­
lanacak gelişmeler, aynı zamanda toplumsal eşitliğin gelişmesine de katkıda
bulunacaktır. Bu nedenle eğitime ve teknolojik gelişmeye öncelik vermek ge­
reklidir.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Türkiye'de araştırma ve geliştirmeye
artık çok önem vermenin zamanı gelmiştir. Bu amaçla Ar-Ge çalışmalanna
daha fazla kaynak aynimalı ve belli hedeflere odaklanmış araştırma stratejile­
ri geliştirilmelidir. Burada üniversite ve kamu araştırma kurumlannın yanında
özellikle özel sektör kuruluşlan, Ar-Ge çalışmalanna teşvik edilmelidir. Aynca
özel sektör Ar-Ge harcamaları vergiden tamamen muaf olmalı, denetlenme
koşuluyla faizsiz kredi vererek Ar-Ge faaliyetleri çekici duruma getirilmelidir.
Teknolojik gelişmeleri ekonominin modern kesimi kadar hızlı özümseyecek olan ve düşük verimlilikle çalışan marjinal kesimlerin de teknoloji ve ve­
rimlilik düzeyini yükseltmeyi amaçlayan özel programların uygulanmasına ça­
lışılmalıdır.
Ayrıca, sanayinin teknoloji stratejisine uygun olarak ileri ülkelerdeki bilim
ve teknoloji kaynaklarına yönelinerek işbirliği programlan geliştirilmelidir. Top­
lumda bilim ve teknoloji bilincinin yaratılması, uygun teknolojilerin seçimi ve
teknoloji geliştirmede kaynaklann birleştirilmesi için özendirici politikaların
oluşturulması gerekmektedir.
KAYNAKÇA
* ANON, 1984. Türkiye 4. Gıda Kongresi. Türlüye Odalar Birliği. Gıda Tel<nolojisi Derneği, Yayın No: 5. San Matbaası, Ankara. 307 s.
* ANON, 1987. Gıda Sanayii Özet Raporu. T. C. Sanayi ve Ticaret Bakan­
lığı I. Sanayi Şûrası, Ankara, 57 s.
* ANON, 1987. Rekabet Düzeyinin Neresindeyiz? AET Üyeliğjne Ne Ka­
dar Hazırız? Ege Bölgesi Sanayi Odası, Alper Basımevi, İzmir. 34 s.
* ANON, 1988. Türkiye 8. Gıda Kongresi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fa­
kültesi, Gıda Teknolojisi Derneği Yayın NO: 9, Ankara, 192 s.
* ANON, 1988. İmalat Sanayiinde 1987 Yılı Kesin, 1988 Yılı Geçici Sonuç­
lan ve 1989 Yılı İlk Tahminleri. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş. Sektör
izleme ve Araştırma Müdürlüğü, İstanbul.
* ANON,1988, Kuru İncir Raporu. VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı, MeyveSebze işleme Sanayii Özel İhtisas Komisyonu, izmir. 46 s.
* ANON, 1988.1988 Yılı ihracat Durumu ve Anket Sonuçlan, istanbul Sa­
nayi Odası Araştırma Dairesi, Yayın No: 1988/15, İstanbul. 77 s.
* ANON, 1988. Türkiye Fındık Politikasının Esasları. İktisadi Araştırmalar
Vakfı. KFMİB-Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçılan Birliği, İstan­
bul. 1988/72.196 s.
* ANON, 1989. İmalat Sanayiinde 1988 Sonuçları ve 1989 Beklentileri.
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş. Sektör İzleme ve Araştırma Müdürlüğü,
istanbul. 97 s.
* ANON, 1989. Su Ürünleri ve Su Ürünleri Sanayii, VI. Beş Yıllık Kalkın­
ma Planı Ö. İ.K. Raporu. T. 0 . Başbakanlık D.P.T. Yayın No: DPT 2184-ÖİK
344, Ankara. 210 s.
* ANON, 1989. Türk Sanayiinin AT Sanayii Karşısında Rekabet imkânları
Ö.l.K. Raporu, Görüş Araştırması. Cilt-I, T.C. Başbakanlık Devlet Planlama
Teşkilâtı, Yayın No: DPT 2141- ÖİK 334, Ankara. 221 s.
* ANON, 1990 VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı Öncesinde Gelişmeler 1984120
1988, T.C. Devlet Planlama Teşkilâtı Yayını, Yayın No: DPT 2190,420 s.
* ANON, 1990. Süt Mamulleri Sanayii. VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı Ö.I.K.
Raporu. T.C.Başbakanlık D.P.T. Yayın No: DPT 2239-ÖİK 367, Ankara. 65 s.
* ANON, 1990. Turkish Agriculture and European Community Policies, Is­
sues, Strategies arid Institutional Adaptation. SPO. State Planning Organi­
sation, Yayın No: DPT 2241-AETB 25. Ankara, 148 s.
* ANON, 1990. Sanayileşmede Teşvik Sistemleri-TÜSlAD. Türk Sanayici­
leri ve İşadamlan Derneği, Yayın No: TÜSİAD T/90.12.135, İstanbul. 78 s.
* ANON, 1990. imalat Sanayii'nin Seçilmiş Sektörierinde 1989 Sonuçlan
ve 1990 Yılı Tahminleri. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş., Ekonomik
Analiz, Konjonktür ve Sektör İzleme Müdüriüğü, İstanbul.
* ANON, 1990. Türkiye'de domates işleme sanayiinde karşılaşılan zirai ve
mikrobiyolojik sorunlar. MERKO A.Ş. 2-4 Mart, Kuşadası. 26 s.
* ANON, 1990 Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı, 1990-1994. T.C. Başba­
kanlık DPT Yayın No: 2174, Ankara. 362 s.
* ANON, 1990. Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı (1990-1994). 1991 Yılı
Programı, T.C. Başbakanlık DPT Yayını, Ankara. 399 s.
* ANON, 1991. 1980-1990 Türkiye Tarımı (1980-1990) Sempozyum,
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 7-9 Ocak, Ankara. 390 s.
* ANON, 1991. Dış Ticaret Bülteni, Haziran. İstanbul Ticaret Odası. İstan­
bul, 54 s.
, * ANON, 1991. Dış Ticaret Bülteni, Mart. İstanbul Ticaret Odası. İstanbul,
54 s.
* ANON, 1991.1991 Yılına Girerken Türk Ekonomisi. TÜSİAD-Türk Sana­
yicileri ve İşadamlan Derneği, Yayın No: TÜSİAD T/91.1.139, İstanbul. 141 s.
* ANON, 1991. Kırmızı Et Sanayii. VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı Ö.I.K. Ra­
poru. T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilâtı. Yayın No: DPT 2252-ÖİK
374. Ankara, 85 s.
* ANON, 1991. 2 1 . Yüzyıla Doğru Türkiye: Geleceğe Dönük Bir Atılım
Stratejisi. 1.Bölüm: Yeni. Bir Atılım İçin: Kalkınma Sürecinde Farklı Bir Döne­
me Geçiş. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği, Yayın No: TÜSİAD-T/
91.3.140, İstanbul. 143 s.
* ANON, 1991. 21.Yüzyıla Doğru Türkiye : Geleceğe Dönük Bir Atılım
Stratejisi. 2.Bölüm: Rekabetçi Bir Ekonomiye Doğru: Hedeflere Odaklanmış
Stratejik Programlar. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği, Yayın No: TÜSİAD-T/91.3.141 istanbul. 206 s.
* ANON, 1991. İkinci Hayvancılık Kongresi, 17-19 Haziran, Ankara.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Set
Ofset Ltd. Şti., Ankara. 377 s.
* ENÇ, O, ve BOLAT, Ö ve 1986. Avrupa Topluluğu (AET) Karşısında
Türk Tanmının Durumu. İktisadi Kalkınma Vakfı Yayınları. İKV: 18, istanbul.
109 s.
* BLAKE, D., 1991. A chaste plea for reform of the CAP. The European,
Weekend, July 19-21. s. 23.
* CEMEROĞLU, B., 1990. Aprikosenanbau und-vererbeitung in der Türkei, Flüssiges Obst Vol (57). Heft 6/90, s. 332 -338.
* EMlROĞLU, M. 1988 Türkiye Gıda Sanayii'nin Avrupa Topluluğu ile Bü­
tünleşmesi Semineri. Türkiye Gıda Sanayii ve AT ile Bütünleşmesinde Reka­
bet Şartlan. Türkiye Gıda Sanayii işverenleri Sendikası, Ankara, s.91-97.
* ERBESLER, A., 1987. İstanbul İmalat Sanayiinde işgücünün Eğitim Ya­
pısı ve Teknolojik Değişmeye Uyum Sorunlan, Milli Prodüktivite Merkezi Ya­
yınları: 356, Ankara.
* İNCEKARA, A., 1987 Türkiye Ekonomisinde Gıda Sanayiinin Yeri ve Ge­
lişmeler. Gıda Sanayii Dergisi. Sayı: 7, s. 7-9.
* İNCEKARA, A., 1990. 1989 Yılı Başında Gıda Sanayiinin Durumu ve
Beklentileri. Gıda Sanayii Dergisi.
* İSTANBULLUOĞLU, E. 1988. Türkiye Gıda Sanayii"nin Avrupa Toplulu­
ğu ile Bütünleşmesi Semineri. Türkiye'de Gıda Kontrol Hizmetleri ve Uygula­
malan, . Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası, Ankara, s 77-87.
* KARABAĞLI, A. 1990. Avrupa Topluluğu Karşısında Türkiye Meyve ve
Sebze Alt Sektörünün Durumu ve Rekabet Şansı. Milli Prodüktivite Merkezi
Yayınlan: 421, Ankara. 176 s.
* KAZGAN, C. 1987. Gıda Sanayii ve İhracat. Gıda Sanayii Dergisi, Sayı
1, Nisan/Mayıs, s.28.
* KEMAHLI, C. Ç., 1987. Türk Tanmı ve Gıda Ürünlerinin AET Karşısın­
daki Konumu. ÎGEME. T.C. Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı
İhracatı, Geliştirme Etüd Merkezi, Uzmanlık Tezi, Ankara.
* KİLERCİOĞLU, O. 1991. Hayyancılık-Et-Süt ve Ürünleri Sanayiinin Du­
rumu. Süt ve Et Sanayicileri Derneği, (SETBİR), Kişisel Bildirim, Ankara.
* PALA, M. 1988. Teknoloji Yansında Gıda Sanayiinin Rekabet Gücü, Tür­
kiye 6. Gıda Kongresi, Gıda Teknolojisi Derneği, Yayın No: 9, s 23-28, Anka­
ra.
* ŞAHİNÖZ, A. 1989. ABD-AET-Türkiye Tanm Politikaları ve Dünya Pa­
zarian (Ortadoğu), Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Ekonomik Analiz, Kon­
jonktür ve Sektör İzleme Müdürlüğü, İstanbul. 451 s.
* UÇAR, H. 1990. Yabancı Sermaye Yatınmlan Kanalıyla Teknoloji Trans­
feri ve Türkiye'deki Yabancı Sermayenin Teknoloji Transfer Fonksiyonu. Ya­
bancı Sermaye Koordinasyon Derneği (YASED), Yayın No: 37 s 5-39
* URAS, N. 1985. Süt ve Süt Ürünleri Sanayii Sektör Raporu, Türkiye Sı­
nai Kalkınma Bankası A.Ş. İstanbul, 25 s.
* URAS, N. 1985 Domates İşleme Sanayii Sektör Raporu, Türkiye Sınai
Kalkınma Bankası A.Ş. İstanbul, 29 s.
* URAS, N. 1985. Dondurulmuş Meyve, Sebze ve Kurutulmuş Sebze Sa­
nayii Sektör Raporu. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş. İstanbul, 32 s.
* URAS, N. 1990. İmalat Sanayii'nin Seçilmiş Sektörlerinde 1989 Sonuçlan ve 1990 yıl tahminleri. Ekonomik Analiz, Konjonktür ve Sektör İzleme Mü­
dürlüğü, İstanbul, s.2-26.
* URAS, N. 1991: Gıda Sektöründe Gelişmeler ve Beklentiler, Türkiye Sı­
nai Kalkınma Bankası A.Ş. İstanbul. 47 s.
* ÜLGÜRAY, D. 1988 Türkiye Gıda Sanayii'nin Avrupa Topluluğu ile Bü­
tünleşmesi Semineri. Türkiye'de Gıda Maddeleri Üretimi. Türkiye Gıda Sana­
yii İşverenleri, Ankara, s. 63-74.
Prof. Dr. Mehmet PALA'nın Özgeçmişi
1947 yılında Ankara'da doğdu. 1968 yılında A.Ü. Ziraat Fakültesi'ni bitirdi.
1970-1973 yıllan arasında Berlin Teknik Üniversitesi Gıda Teknolojisi ve Biyoteknoloji Bölümünde Gıda Mühendisliği öğrenimi gördü. Aynı üniversitede
1976 yılında Doktorasını (Dr.Müh.) tamamladı. 1Ö76-1977 yıllannda aynı bö­
lümde uzman araştıncı olarak çalıştı. 1977 yılında yurda dönerek Ege Üniver­
sitesi Gıda Mühendisliği Bölümünde görev aldı. 1980-1981 yıllannda Hollan­
da Sprenger Enstitüsü'nde Gıda Sanayiinde enerji kullanımı ve Gıda
Muhafaza Teknikleri konulannda araştırmalar yaptı. 1981 yılında Doçent ol­
du.
1984 yılında kendi isteği ile Üniversite'den aynlarak, DPT'nin koordinatör­
lüğünde Dünya Bankasınca desteklenen Antalya Meyve Sebze Pazarlama
ve Sanayii A.Ş. (MEPASAN)'da Genel Müdür olarak görev aldı. 15 Temmuz
1985 tarihinde TÜBİTAK Bilim Kurulunun önerileriyle Marmara Araştırma
Merkezi Gıda ve Soğutma Teknolojileri Araştırma Bölümü Başkanlığı'na atan­
dı. Halen bu görevi sürdüren M.PALA, 1989 yılında da Yıldız Üniversitesi,
Kimya Mühendisliği Bölümünde profesörlüğe yükseldi.
Çeşitli uluslararası araştırma projeleri yöneten Prof. Dr. Mehmet PALA,
Gıda Teknolojisi Derneği üyeliği. Beslenme ve Diyabet Derneği 2.BaşkanİPğı,
Türkiye Milli Ambalaj Komitesi üyeliği yapmaktadır. Aynca Uluslararası Möyve Suları üreticileri-Teşkilatı Teknik Komisyonu üyeliğinde bulunmakta ve
Uluslararası Soğutma Enstitüsü Yürütme Kurulunda Türkiye'yi temsil etmek­
tedir.
Prof.Dr.Mehmet PALA'nın Berlin Teknik Üniversitesi tarafından yayınlan­
mış 1 Almanca kitabı ve 4'ü Almanca, 17'si İngilizce olmak üzere toplam 76
yayını ve bildirisi bulunmaktadır.
Doç.Dr.Y.Birol SAYGI
1959 yılında İzmir'de doğdu. 1980 yılında Ege Üniversitesi, Gıda Mühen­
disliği Bölümünü bitirdi. 1981 yılında PINAR Süt A.Ş.'de Mühendis, 19821984 yıllannda E.Ü.Gıda Mühendisliği Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak
çalıştı. 1985 yılında Yüksek Lisansını tamamladı. 1984 yılında Antalya Meyve
Sebze Pazarlama ve Sanayii A.Ş. (MEPASAN)'de Genel Müdür yardımcısı
olarak görev aldı. Ağustos 1985'den beri TÜBİTAK, Marmara Araştırma Mer­
kezi, Gıda ve Soğutma Teknolojileri Araştırma Bölümünde Araştırma Uzmanı
olarak çalışmaktadır. 1989 yılında Doktorasını tamamlayarak, 1990 yılında
Doçent olmuştur. 9'u ingilizce olmak üzere 1'i kitap toplam 40 yayını ve bildi­
risi bulunmaktadır.
EMA Kağıtçılık ve Matbaacılık Tic.Ltd.Şti.
Ankara Cad. No:42 Görsel Han, 34410 Sirkeci-îstanbul
Tel: 522 08 8 7 - 5 1 9 08 37, Fax: 522 08 87
ÎADE TARİHİ
İADE TARİHİ
Download

CM - ITO