CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN
MANİSA'NIN SOMA İLÇESİNDE BAŞTA 13 MAYIS 2014 TARİHİNDE OLMAK
ÜZERE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ ARAŞTIRILARAK BU
SEKTÖRDE ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU RAPORU’NA
EK GÖRÜŞÜ
(MUHALEFET ŞERHİ)
9 ARALIK 2014
İÇİNDEKİLER
Giriş ......................................................................................................................................................... 4
1.
Genel değerlendirme ....................................................................................................................... 8
2.
Komisyonun Oluşumu ................................................................................................................... 40
3.
13 Mayıs’tan Önce Soma .............................................................................................................. 44
3.1. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 24. Dönem boyunca Soma ve Madenlere Yönelik Yaptığı Çalışmalar
ve Söylemleri ..................................................................................................................................... 45
4.
Facianın Oluşumu.......................................................................................................................... 66
5.
13 Mayıs Günü, Facia Haftası ve Sonrasında Soma’da Yaşananlar ............................................. 69
5.1. Kriz Yönetimi............................................................................................................................... 70
5.2.
6.
Soma’ya Atılan Tekme ........................................................................................................... 76
Facianın Asıl Nedenleri ................................................................................................................. 77
6.1. Siyaset-Sermaye-Sendika (3S) .................................................................................................... 77
6.1.2 Siyaset .................................................................................................................................. 77
6.1.3. İşçilerin Zorla Mitinglere Götürülmesi ............................................................................... 81
6.1.4. Dayıbaşı /taşeron ................................................................................................................. 83
6.1.5. Sendikasızlaştırma ............................................................................................................... 84
6.2.
Üretim Baskısı ........................................................................................................................ 88
6.3.
Rodövans/ Hizmet Sözleşmesi .......................................................................................... 91
6.4.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kültürü Eksikliği .......................................................................... 104
6.5.
Siyaset ve Denetimler .......................................................................................................... 110
6.6.
İş Kazalarının Maliyeti .......................................................................................................... 113
7.
Bugüne Kadar Hazırlanan Raporlardan ve Yaşananlardan Ders Alınmaması .......................... 115
7.1. Meclis Araştırma Komisyonlarının İşlevi ............................................................................ 115
7.2. 2010 Yılı TBMM Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken
Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu .................. 116
7.3. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca "Madencilik Sektöründe Meydana Gelen İş
Kazalarının Sebeplerinin Araştırılması" Amacıyla Hazırlanan Araştırma Ve İnceleme Raporu 121
8.
13 Mayıs’tan Sonra ..................................................................................................................... 126
8.1. Torba Yasa Kandırmacası .......................................................................................................... 126
8.1.1.Madencilere Verilen Sözler ................................................................................................ 129
8.1.1.1. Madenlere İnmeye Zorlanmayacak/ Kimseye Çıkış Verilemeyecek ............................. 130
8.1.1.2. Madenlerde Çalışma Süreleri ......................................................................................... 131
8.1.1.3 Maaşların Tam ve Eksiksiz Ödenmesi ............................................................................ 132
2
8.1.1.4 Ölen Madencilerin Sivil Şehit Sayılması ........................................................................ 134
8.1.1.5 TOKİ’den konut sözü ...................................................................................................... 134
8.1.1.6. Ölen Madencilerin Yakınlarından 1 Kişiye İstihdam Sağlanacak .................................. 135
8.1.1.7. Madencilere 2000 TL Maaş Verilmesi ........................................................................... 135
8.1.1.8. Uyar Madencilik Çalışanlarının Alacakları .................................................................... 136
8.1.1.9. Ya İşsizlik Ya Ölüm ....................................................................................................... 138
8.2.
Bilirkişi Raporu ve Hukuki Süreci ile Soma .......................................................................... 139
8.3.
13 Mayıs’tan Sonra Madenlerde Meydana Gelen İşçi Cinayetleri.......................................... 149
8.4.
Kaçak Maden Ocakları ............................................................................................................ 151
9.
Yenilenebilir Enerji Politikaları ve Soma.................................................................................... 154
10.
Soma’nın Asıl Sorunu: Toplumsal Travma, Yoksulluk ve Hükümetin Politikasızlığı ........... 156
11.1. Soma, Madenler, Tarım ve İşsizlik .......................................................................................... 156
10.2.
Soma’nın Asıl Travması .................................................................................................... 160
Sonuç ................................................................................................................................................... 172
Cumhuriyet Halk Partisi’nin Çözüm Önerileri.................................................................................... 174
SONSÖZ ............................................................................................................................................. 178
EK-1/MANİSA'NIN SOMA İLÇESİNDE BAŞTA 13 MAYIS 2014 TARİHİNDE OLMAK ÜZERE
MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ ARAŞTIRILARAK BU SEKTÖRDE ALINMASI
GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA
KURULAN MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONUNA SUNULAN ÖNERGELER .................. 179
EK-2 SOMA MADEN FACİASI ÖNCESİ VE SONRASINDA, KOMİSYON ÜYESİ CHP
MİLLETVEKİLLERİ TARAFINDAN MADENCİLİK ALANINDA VERİLMİŞ SORU VE
ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ ........................................................................................................... 195
EK-3: SOMA MADEN FACİASI KAPSAMINDA KOMİSYON ÜYESİ CHP MİLLETVEKİLLERİ
TARAFINDAN VERİLMİŞ KANUN TEKLİFLERİ ........................................................................ 217
3
Giriş
Manisa ilimizin Soma ilçesinde, 13 Mayıs 2014 tarihinde, emek tarihimizin en derin
acılarından birini yüreğimize bırakan, 301 madencimizin açıkça katline neden olan facia,
madencilik politikası yanlışları ve bu politikaların doğrudan yansıması olan kirli “siyasetticaret” ilişkisi, denetimsizlik, usulsüzlük, örgütsüzlük, işçi sağlığı ve güvenliğini hiçe sayan
bir üretim zorlaması düzeniyle birleşerek geri getirilemeyecek ölçüde kayıp ve yıkımlara yol
açmıştır.
Gerek partimiz, gerekse madenciler, meslek odaları, uzmanlar, sivil toplum
kuruluşları, hatta kamu kurum ve kuruluşları tarafından da sürekli uyarılan AKP
Hükümeti’nin; başta dönemin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK olmak
üzere ulusal çapta hazırladıkları “hukuk-ekonomi ve siyaset” çarkı Soma’da “siyasetsermaye-sendika” üçgeninden oluşan bir kara deliğe dönüşmüş ve
bu kara delik 301
madencimizi yutmuştur.
Soma’da yaşadığımız faciadan önce kurulması reddedilen bu Meclis Araştırma
Komisyonu, facia ertesinde AKP Milletvekillerinin sayısal çoğunluğuyla ve ilk kez
hazırladıkları önergelerle tekrar gündeme gelmiştir. Komisyon, 4 Haziran 2014’ten bu tarihe
dek yürüttüğü çalışmalarda ulaştığını iddia ettiği sonuçlarda, TBMM’nin siyasal denetim
yollarından olan “araştırma komisyonu”nun temel vasıflarını -bu kapsamlı metnimizde
görülebileceği üzere- açıkça karşılayamamış; yazılan raporla, toplumumuzun ısrarlı adalet
talebini karşılayacak cesareti sergileyememiş, asıl sorumluların ve canlarımızı bizden alan bu
bozuk düzenin üzerine kararlılıkla gidememiştir.
Biz, bu metnimizle, özünde bir “muhalefet şerhi” değil, olması gereken komisyon
raporunu yazıyoruz.
Ülkemizin en büyük facialarından birinin yaşandığı Soma’nın acısı her gün yüreğimizi
dağlarken, kamuoyu vicdanı adalet talebini yüksek sesle haykırmış ancak bu Araştırma
Komisyonu raporunun suya sabuna dokunmayan, Türkiye’nin her bir karışına dağılmış Soma
ağıtını yürekten duymayan, tüm somut uyarılarımıza ve önerilerimize karşın teknik
ayrıntıların ötesine ısrarla geçmeyen tavrını, utanç verici bir siyasal girişim sayıyoruz.
4
Soma’nın sorumlularından hesap soracak bir düzen için sonuna kadar çaba harcayacak
kişilerin sadece yargı mensuplarının, sadece Meclis Soruşturma Komisyonu üyelerinin değil,
her yurttaşımızın hakkı ve görevi olduğunu, özellikle siyasetçilerin ve kurulmuş olan Meclis
Araştırma Komisyonu’nun temel insani ve vicdani sorumluluğu bulunduğunu savunuyoruz
İşte bu anlayıştaki siyasal tavrımızla, araştırma komisyonunun kurulduğu ilk günden
bu yana getirdiğimiz çözüm politikası ve devletin her kademesine ulaştırdığımız uyarılarımızı
bir kez de bu metnimizle paylaşıyoruz.
Şerhimiz 10 bölüm ve 230 sayfadan oluşmaktadır. Ara başlıklar yoluyla asıl sorunlara
açıkça değinilen bu bölümler, Soma faciasının özünü farklı boyutlarıyla aktarmakta;
komisyon raporunun ayrıntılarda boğulan tavrının tersine, kalıcı ve net sonuçlara ulaşmaya
çalışmaktadır. “Cumhuriyet Halk Partisi’nin Çözüm Önerileri” kısmı metnin “Sonuç”
bölümünü takip etmekte ve facia öncesi ile sonrasındaki çalışmalarımızın sıralı listesini
izlemeyi kolay kılmak adına EK’ler kısmında tablolara yer verilmektedir.
10 Bölüme yayılan görüşümüzün bir özeti niteliğini taşıyan ve Soma faciasına dair
temel saptamalarımızı paylaştığımız 1. Bölüm olan “Genel Değerlendirme” başlığı, emek
tarihimizin en derin siyasi katliamı olan Soma maden faciasının göz göre göre geldiği süreci
“devletin yılara yayılan vurdumduymazlığı” olarak adlandırmakta, facianın siyasi, hukuki,
ekonomik ilişkiler ağına dair somut saptamalarını yozlaşmış siyasetin Soma’da açtığı derin
yarayı kapatma amacıyla yapmaktadır. Komisyon raporunun bu ilişkiler ağını cesaretle
çözmek yerine teknik detaylarda boğulduğunu, asıl sorumluları ve maden düzenindeki temel
işleyişi gözden kaçırmaya odaklandığını, hatta yargı sürecine olumsuz alamda müdahale
edebilecek bir noktaya gelme tehlikesi olduğunu savunan bu bölüm, açıkça isim, kurum,
mevzuat belirterek şirket ve devlette gerçek sorumluları açığa vurmakta ve çarpık düzenin
aşılmasına odaklanmaktadır.
“Komisyonun Oluşumu” başlıklı 2. Bölüm, komisyon divanının belirlenme
yöntemindeki adaletsiz tutumu ortaya koyarak, divan üyelerinin tamamının AKP üyeleri
içinden belirlenmiş olmasının, süreç içinde komisyon çalışmalarındaki şeffaflık ilkesini nasıl
zedelendiğini, bunun facia sonrasında ortaya çıkan yeni sorunları çözmeyi neden engellediğini
açıklamaktadır.
5
“13 Mayıs’tan Önce Soma”, 3. Bölümü oluşturmakta ve Soma faciası öncesinde
Soma’da farklı madenlerdeki yıllara yayılmış ihmaller karşısında, hükümeti hangi konularda,
nasıl ve ne zaman uyardığımızı ortaya koymakta, göz göre göre gelen facia öncesindeki siyasi
ve ticari vurdumduymazlığın günlüğünü aktararak Soma’dan Ermenek’e uzanan ihmallerin
yol haritasını çizmektedir.
4. Bölüm’de, facianın olası nedenlerine dair tartışmalar özetlenmekte, faciada işçi
sağlığı ve güvenliği önlemlerine dair temel önlemlerin alınmayışı aktarılarak, dünya
genelinden Soma özeline kadar önlenebilir kazalara dair temel saptamaları yapmakta ve bu
madenin nasıl ciddi riskler taşıdığını yıllara yayılan rapor ve tespitler üzerinden açıklamakta,
komisyon tutanakları ve ana raporunda kazanın olası nedenlerine dair tespitlere
odaklanmaktadır.
Soma faciasının yaşandığı güne dönerek 13 Mayıs’tan itibaren Soma’nın kriz yönetimi
zafiyetini, Soma’da uygulanan devlet şiddetini ayrıntılarıyla aktaran “Kriz Yönetimi” başlıklı
5. Bölümün ardından, “Facianın Asıl Nedenleri”ne geniş yer ayıracak 6. Bölüm’e
geçilmektedir.
“Facianın Asıl Nedenleri” adlı 6. Bölüm, “Siyaset-Sermaye-Sendika” (3S) üçlüsünün
geçmişten bugüne Soma’da güvencesizliğe dayalı nasıl bir sömürü düzeni kurduğunu,
dayıbaşı/taşeron düzeni, siyasi mitinglere parayla götürülen madenciler, sendikasızlaştırma
süreçleri üzerinden açıklayarak Soma’da “üretim baskısı”nın faciadaki rolüne ve Soma’nın
emek düzenine etkisine madencilerimizin ifadeleriyle birlikte yaklaşmakta, üretim
zorlamasının, AKP döneminde devlet içindeki denetim organlarının özerk yapısının nasıl yok
edildiğinin, işçi sağlığı ve iş güvenliğindeki kültür eksikliğinin iş cinayetlerine açık etkisini
“fıtrat”tan çok, insan odaklı bir somut veri ve hesapla irdelemektedir.
Devamında, Soma’daki adaletsizliğin hukukunu kuran ve işleten rodövans ile hizmet
sözleşmesi örneklerinin sorunlu ve muvazaalı içeriğini açıklayan 6. Bölüm, madencileri
Soma’nın rant çarklarında ezen kamu kurumlarının yönetimlerini, bu yapıyı kuran siyasal
organların sorumluluğunu belgeler üzerinden ortaya çıkarmakta, Soma’da düzenin bu biçimde
işlemesinden sorumlu tuttuğu Bakanlar Taner YILDIZ ve Faruk ÇELİK hakkında bir
soruşturma komisyonu kurulmasını teklif etmektedir.
6
Metnimizin 7. Bölümü, bugüne kadar madencilik alanında kurulmuş araştırma
komisyonlarının, Devlet Denetleme Kurulu raporlarının somut önerilerine karşın hükümetin
önlem almayan tutumuna eğilmekte, madencilikte yapısal dönüşümü sistemin asıl
sorumlularına dokunmadan önermeye kalkan bu komisyonun da aynı etkisiz sonuçla karşı
karşıya kalacağı tehlikesini baştan uyarmaktadır.
8. Bölüm, 13 Mayıs’tan sonra Soma’da yaşanan büyük yıkımın hükümet ve aynı
madencilik kadrosu eliyle nasıl derinleştiğini, torba yasa, madencilere verilen ama tutulmayan
sözler üzerinden açıklamakta, ilgili Bakanlara ve Meclis’e bu süreçte önerdiğimiz tüm çözüm
paketlerinin nasıl baştan reddedildiğini ifade etmektedir.
Ayrıca, 8. Bölümün ilerleyen sayfalarında savcılığa sunulan “bilirkişi raporu”nun ve
partimizin, sorumlulara ve madenin temel eksiklerine dair temel bulgularına değinmekte,
gerek kamu kurumlarının, gerekse şirketin madencinin yaşam hakkını hiçe sayan tüm
adımlarını paylaşarak, bu facianın açıkça önlenebilir olduğuna dair net tespitlerini
özetlemektedir. Bu özette de, yazık ki Soma’nın acısıyla sınırlı kalmamış, metnimizde
genişletilerek 13 Mayıs’tan sonra dahi somut biçimde düzeltilmeyen ve genişletilmeyen
önlemler yüzünden ülkemizde işçi cinayetlerinin devam ettiği gösterilmiştir.
10. Bölüm, Soma’nın en çok can yakan sorunu olan işsizlik, tarım, madencilik ve
toplumsal yıkıma, travma sürecine odaklanmakta ve Soma’nın geleceğini dayanışmayla
kurmak adına kamu kurumlarının, sivil toplum örgütleri, gönüllülerin rolüne değinmektedir.
Farklı oluşumların Soma üzerine yayınladığı raporları derleyen 10. Bölüm, partimizin
Soma’da kadın, çocuk ve aileler için yürüttüğü çalışmaların ilk günden itibaren bir özetini
paylaşmakta, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başta olmak üzere, devletin Soma’da
acziyetini acilen terk ederek, Soma’ya uzun vadeli bir gelecek programlaması yapmasını talep
etmektedir. Soma’da sosyal politikanın nasıl bir çöküntü içinde olduğuna vurgu yapan bölüm,
Soma’nın asıl travması olarak gördüğü kadın ve çocuk yoksulluğu/yoksunluğu sorununun,
kadın ve çocukların istismarının, eğitim, sağlık, barınma, geçim sıkıntılarının uzun vadede
onarımı olanaksız bir yeni yıkıma dönüşmemesi adına uyarılarını sürdürmekte, bu bakımdan
Meclis’e yaptığı kapsamlı çağrıyı derinleştirmekte, kamu ve sivil kesimleri ortak hareket
etmeye somut dramlar üzerinden çağırmaktadır.
Muhalefet şerhimiz, “Sonuç” bölümünün ardından, partimizin üzerinde çalışmaları
tamamlanmış 35 önerisini paylaşarak son bulmaktadır.
7
1. Genel değerlendirme
Emek Tarihimizin En Büyük Siyasi Katliamı
13 Mayıs 2014 tarihinde, Manisa ilimizin Soma ilçesi Eynez mevkii yeraltı kömür
ocağında dünyanın sayılı maden facialarından birisi yaşanmıştır. Bu facia, yaşandığı dönem
itibariyle de en akıl almaz, vicdanların kabul edemediği bir “katliam” olarak tarihimize
geçmiştir.
Yaşanan maden faciası sadece Türkiye’nin değil, dünyanın dikkatini bölgemize ve
aslında yeniden madencilik sektörüne çevirmiştir.
Faciadan bugüne kadar geçen 7 aylık sürede Türkiye’ye ve Soma’ya yaşatılanlar, kirli
bir ilişki ağına savrulmuş “siyaset-sermaye” ilişkisinin işçi sağlığı ve güvenliğini, insan
hayatını, güvenli üretimi hiçe sayan yüzünü göstermiştir.
Soma, aslında dünya madencilik çevreleri tarafından da şaşkınlıkla karşılanmıştır,
çünkü dünyada 21. yüzyılda gelinen çalışma koşulları ve üretim teknolojileri ile devletlerin
insan hakları, yaşam hakkında kat ettiği mesafe düşünüldüğünde, 13 Mayıs tarihinde
insanımıza yaşatılanların bir madencilik kazası değil, bir işçi cinayeti olduğu, ortadadır.
Nitekim, komisyon raporunun bütününde “kaza” olarak nitelendirilen bu olayın bir “kaza”
olmadığı, göz göre göre gelen bir “iş cinayeti”ni içerdiği, diğer ifadeyle bir “katliam” ve
devam eden sonuçları itibariyle ailelerimiz, kadın ve çocuklarımız başta olmak üzere binlerce
insanımızı doğrudan etkileyen “yoksun ve yoksul kılma” anlamı taşıdığını tespit ediyoruz.
Yıllara Yayılmış Vurdumduymazlık: Soma Cinayeti
Türkiye’deki madenlerin hiçbirisi, 13 Mayıs sabahındaki Eynez Maden Ocağı’ndan
daha güvenli değildir.
Türkiye’nin en büyük iş cinayeti Eynez ocağında yaşananlar bir kez daha göstermiştir
ki, madencilik sektöründe acil olarak yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır. Soma faciasından
sonra ders alınmadığı, acilen başka faciaların yaşanmaması için önlemler alınması gerektiği,
Türkiye'de 250 ocağın Soma’daki maden ocağından daha kötü bir halde olarak işletildiği, bu
8
nedenle Soma faciasının hemen ardından 3 Haziran 2014 tarihinde verdiğimiz Maden
Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesi Hakkındaki Kanun Teklifimiz ile madenlerin gerekli
önlemler ivedilikle alınıncaya kadar geçici olarak kapatılması ile ilgili yasal düzenleme
yapılmasını istedik. Ancak bu önerimiz de kabul edilmedi ve şu anda Türkiye’de açık olan
tüm madenler patlamaya hazır bir bomba gibidir!
Bugün, dünyada birçok ülke yıllar öncesinden yaşadıkları büyük facialardan dersleri
çıkartmış durumdadır. Türkiye’de ise devlet ve sektörün büyük bölümü, 1992 yılında
Zonguldak Kozlu’da 263 madencisini kaybetmiş olmasına rağmen yaşananlardan ders
almamış ve 22 yıl sonra Kozlu’dan daha büyük bir facia ile karşı karşıya kalmıştır.
Soma maden faciasının, gerek can kayıplarımızın büyüklüğü ve acılarımızın derinliği,
gerekse facianın oluşum nedenlerindeki karmaşık yapısı nedeniyle dünya madencilik tarihine
geçtiği hepimizin ortak kanısıdır. Ne var ki, dünyada madenciliğin yapılma şartları, maden
ruhsatlarını verme yetkisinin ülkemizde kimde olduğu, madenlerde ticari düzenin nasıl
kurulup işletildiği, ihale, hizmet sözleşmeleri, rodövans usullerinin hangi sonuçlara yol
açabildiği, özelleştirme politikaları, çalışma şartları, üretim teknikleri, işçi sağlığı ve güvenliği
eksikleri, denetim süreçleri, sendikal örgütlenmeler, teknoloji düzeyi gibi faktörlerdeki
olumsuz durumlar bakımından da madencilik tarihine geçeceğimiz açıkça belirmiştir.
Temelinde insan yaşamının, işçi sağlığı ve güvenliği ile özlük haklarının tamamen bir
“maliyet” unsuru olarak görüldüğü, yüksek oranda kâr elde etmek için en acımasız üretim
süreçlerinde çalışmak zorunda bırakılan maden emekçileri, özünde başından beri hükümet
eliyle açlık ile ölüm arasında gaddarca bir düzene terk edilmişlerdir.
Soma, Türkiye için bir utanç tablosu olup facia sonrası yaşananlar ise adeta yüz
karasıdır. Facianın bu noktaya gelmesinde siyaset ile sermaye arasındaki kirli ilişkiler ile
gerçek işlevini yerine getirmeyen sendikacılık, denetim ve etkinlik noktasındaki zafiyetler etkili olmuştur.
-
İktidar partisinin mitinglerine zorla taşınan madenciler,
-
Maden ocağını “dünyanın sayılı güvenli ocaklarından” ilan edip sözlü kefaleti ile
denetçiler üzerinde baskı kuran, hatta denetçileri baştan uyaran Bakanlar,
9
-
Ölenin öldüğü, kalanın siyasilere yettiği, kısa yoldan da “fıtrat” denilip geçilen vicdan ve
akıl tutulması,
-
Haklarını savunacak sendika yöneticilerini kime oy verdiğini dahi bilmeden, patronun
verdiği zarfla belirlemek zorunda bırakılan işçilerimiz,
-
İşçinin kopan parmağını makinenin kırılan parçasından daha az önemseyen, daha çok
kömür çıkarıp, daha çok para kazanıp, daha da yüksek gökdelenler dışında gözü başka bir
şey görmeyen sermayedarlar
Soma’nın, Türkiye’nin ve aslında dünyanın en acı gerçeğidir.
Herkesin Bildiği “Sır”: Türkiye’nin Önlenebilir Trajedisi
Facianın ilk saatlerinden bu araştırma komisyonunun kurulmasına kadar geçen süre
zarfında yaşananlar, ortaya saçılan ilişkiler, Cumhuriyet Halk Partililer olarak üzerine
belgelerle
kararlılıkla
giderek
ülke
ve
dünya
gündemine
getirdiğimiz
iddialar,
madencilerimizin haklı taleplerinin doğruluğunu ve madencilik politikasındaki devlet
yetkililerinin siyasal zaaflarını, hatalarını ortaya koymuştur.
Yasama yetkisini kullanarak, yaşanan facianın tüm yönleriyle ortaya konması ve
alınabilecek önlemleri saptamak üzere oluşturulan araştırma komisyonuna ulaşan belge ve
bilgiler, komisyonun görüşlerini dinlediği uzman, tanık, tutuklu, ilgili kamu kurum ve
kuruluşları ile sendika ve meslek odaları, uluslararası oluşumlar düşünüldüğünde, facia
hakkındaki en geniş bilgiye bu komisyonun sahip olduğu izlenimini uyandırmıştır.
Dolayısıyla, komisyon, edindiği bu bilgi birikimiyle facianın tüm siyasi ve idari, kamu
ve özel kesimindeki sorumlularını facianın olası teknik nedenleriyle ilişkili biçimde ortaya
çıkarmak, kamuoyunda biriken haklı adalet talebini Meclis bünyesinde karşılamak adına da
çok önemli bir sorumluluğu üzerine almıştır.
Bir Meclis Araştırma Komisyonundan beklenti, elindeki yetkiler , raporunda ortaya
koyacağı somut saptamalar ile teknik uzmanlardan oluşan sıradan bir araştırma faaliyetinin
çok ötesindedir. Bu Komisyon eliyle TBMM’de millet adına hesap sorma ve yargı organının
yerine geçmeden de denetim görevini tam yaparak sorumluları ortaya çıkarmak mümkündür.
10
Komisyon, Meclis’in en önemli denetim görevlerinden birini yürütürken, facianın
oluşumuna neden olan süreçlerin ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal yönlerini, madencilik
politikasını yürütmekle görevli siyasi ve idari organlarla, sistemin işleyişini sağlayan yasal
mekanizmalarla yeterince ilişkilendirmemiştir. Faciaya göz göre göre zemin hazırlayan
sürecin “siyaset-sermaye-sendika” üçgenindeki analizine yönelmediği müddetçe önereceği
politikaların, yazacağı tespitlerin geçerliliği olmadığını baştan beri savunduğumuz komisyon,
çoğu yerde inandırıcılığı ve somutluğu bulunmayan, sorun gördüğü yerde sorumlulara gözünü
kapatarak vicdanları bir kez daha yaralayan bir rapora imza atmıştır. Madencilik düzeninin
omurgasına, sistemin temel siyasal ve yapısal yanlışlarına teğet geçen rapor, sonuç
bölümünde önerdiği politika demetinin yaptırımını zorlayacak somut bir dayanaktan, kısacası
Soma’nın toplumsal gerçeklerinden uzak ifadeler kullanmıştır.
Sorumlulara İşaret Etmeyen Komisyon, Adalet Talebini Boşa Çıkardı
Sorunumuzun mevzuat yazma ya da yasa çıkarma sorununun çok ötesinde olduğu,
uygulamalardaki yanlışlar, siyasal karar alıcıların bilinçli hataları, madencilerimizin ve
ailelerimizin özlük hakları ile talepleri ve madenciliğin kültürü üzerinden tartışılması
gerektiği açıktır.
Bu araştırma komisyonu, tüm uyarı ve önerilerimize karşın, mevcut raporuyla işte tam
da bu yanlışların ve eksiklerin içine düşmüş, Türkiye’de madenciliğin çekirdeğine işlemiş
siyasal mekanizmaların eleştirisini hakkıyla yapamamıştır.
Meclis’in siyasal denetim
yetkisinin özünde yer alan, faciaya yol açan süreçlerin somut maddi yönlerine odaklanmak
yerine, sanki bir üniversiteye akademik tez hazırlama gayreti içine girmiş öğrenci telaşıyla
geneli teknik bir rapora imza atmıştır. Facianın nedenlerini tam olarak aydınlatamadığını
zaman ve bütçe darlığı gerekçesine dayandırarak itiraf etmiş, ancak gerçek sorumluları
göstermekten kaçınmış, kimi teknik araştırmaların daha yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Komisyon ana raporu, facia oluşumuna dair kendi senaryosunu simülasyonlar ve
verilerle güçlendirme yoluna giderken, faciaya ortam hazırlayan hizmet sözleşmesi, şirkethükümet ilişkileri, madencilik politikasını, denetim sorunlarını, Soma’da siyaset-sermaye
bağlantılarının yol açtığı zararları, sendikal örgütlenme önündeki engelleri yeterince öne
çıkarmamış; madencilerimizin, milletvekillerimizin uzman meslek odalarının, kimi kamu
11
kurumlarının ve uluslararası örgütlerin facia öncesindeki uyarılarının yerindeliğini gözden
geçirmemiştir.
Komisyonunun Haziran ayında başlayan çalışmaları boyunca facianın “olası”
nedenlerinden başlayarak, bu faciaya yol açan yapısal, siyasal, ticari, mesleki, teknik sorunları
korkusuzca ortaya sermek, komisyonun ana görevleri arasında olmalıydı.
Ne var ki, gelinen noktada, hazırlanmış olan araştırma komisyonu ana raporunun,
kamuoyunun 13 Mayıs’tan itibaren cevabını beklediği temel sorulara net tespit ve yanıtlar
vermekten uzak durduğu, siyasal bir organ olan ve Meclis’in siyasi denetim yetkisini kullanan
araştırma komisyonunun, siyasal saptamalar yapmaktan birçok nedenden ötürü geri kaldığı
görülmektedir.
Komisyon Raporunda Gerçekler Değil, Teknik Bilgi Var
Soma’da meydana gelen maden kazalarının araştırılmasına ilişkin önergemizin 29
Nisan 2014 tarihinde TBMM’de reddedilmesinden kısa bir süre sonra meydana gelen Soma
faciası, gerek yasama faaliyetlerinin işlevselliği, gerekse 2010 yılında kurulan Araştırma
Komisyonu’nun etkinliği gibi konuları yeniden gündeme getirmiştir. 13 Mayıs Soma
faciasından hemen sonra 21 Mayıs tarihinde Meclis’te kurulan Soma Komisyonu’nun eksiksiz
tüm toplantılarına katılım gösterilmiş, bilfiil çalışmalarında etkin yönlendirmeler yapılmış,
görüşülmesini ve dinlenilmesini istediğimiz kişilerin listesi sunulmuş, önergelerle süreç
desteklenmiştir. Ancak hazırlanan bu raporda belirli bölümlere katılmak ve hazırlanan teknik
bilgiyi önemsemekle birlikte, raporun siyasi olarak hiçbir kurum ve kişiye dokunmuyor oluşu
kabul edilebilir değildir.
12
Komisyonun ilk toplantılarında da dile getirdiğimiz gibi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu
komisyona bakışı önce vicdani, ardından hukuki, sonra da siyasi süreçlerle ilgilidir. Bu
nedenle, Partimiz Komisyondan temelde üç konuda çözüm beklemiş ve bu taleplerini
kamuoyu önünde sürekli yinelemiştir:
-
Soma’daki temel politika yanlışları ve eksiklikleri nelerdir; bu facia hangi siyasal ve
ekonomik faktörlerin bir araya gelmesi ile meydana gelmiştir?
-
Soma faciası sırasında ve sonrasında nasıl bir süreç yaşanmış, kimler hangi bilgileri ve
ilişkileri karartmaya çalışmıştır?
-
Benzer bir facianın yaşanmaması için neler yapılmalıdır?
Nitekim, Komisyon raporu da sanki bu üç ana çerçeve üzerinden ilerliyor gibi görünse
de, içerikte cesur bir raporla karşılaşamadığımız ortadadır. Raporun dilinin çekingen olması
bazı bölümlerinin ise, iktidar ve şirketin söylemleri ile paralellik arz etmesi tarafsızlık ilkesine
ciddi bir şekilde gölge düşürmüştür.
Soma’daki sömürü düzeni ve iş cinayeti hakkında komisyon suskun kalmış, Soma’da
politika yanlışları üzerine kararlılıkla gitmemiş, facianın sorumlularını ağzına almayarak,
uzun uzadıya sıraladığı teknik bilgilerin gölgesine sığınmıştır.
Nitekim, komisyon raporunda “Soma’da yaşanan kazanın tekrarlanmamasının tek
koşulu; madencilik bilim ve teknolojisine uygun çalışmaktır.” denilse de, Soma’nın bir daha
yaşanmamasının tek şartı önce gerçek ilişkiler ağının ortaya çıkması, daha sonra bu ilişkileri
çözmeye kararlı bir siyasi irade, ardından ise zihniyetteki dönüşümdür.
Komisyonumuzun sadece madencilik tarihine geçen bu faciayı araştırmakla kalmayıp,
madenciliğin geleceğine dair temel politikaların, kültürün ve yapısal değişikliklerin de ortaya
konması adına bu rapor yoluyla sergilemesi gereken cesur tavrın önemine her fırsatta dikkat
çeken bizlerin gerek ilgili bakanlıklara yönelttiğimiz açık sorular, Meclis’e sunduğumuz
gensoru, kanun teklifleri, araştırma önergeleri, gerekse bu komisyona ulaştırdığımız somut
önergelerimizle raporun saptaması gereken yapısal sorunları ve öne çıkarması gereken kamu
ve özel kesimden kurum ve kuruluşları, kişileri işaret etmiş bulunuyoruz. Bu önergeler, gerek
komisyonun toplantıları aşamasında, gerekse taslak raporların dağıtımının ardından sürekli
çözüm ve toplum odaklı, hiçbir muğlaklığa meydan vermeyecek içerikte olmuştur.
Önergelerimiz, ilerleyen sayfalarda tablo ve analizler halinde sunulmuştur.
13
Bu bağlamda; komisyonun cesur ve çözüm odaklı davranması gereken nokta, raporun
10. Bölümü’nde yer alan “Öneriler” başlığında “teknik” süreçleri sıralamanın ötesine
geçmesi; madencilik politikasında karar alıcı makamların yeniden örgütlenirken siyasetsermaye arasında kurulan yakın ilişkinin yol açtığı iş cinayetini gündeminin odağına
almasıdır.
Komisyon raporu, facianın teknik yönlerine odaklanırken, madenciliğin Türkiye’deki
işleyişine dair ekonomik yol haritasını belirleyen siyasal karar verme süreçlerini silik biçimde
geçiştirmesini, en ince ayrıntısına kadar rapora yansıtılmasını talep ettiğimiz siyaset-sermaye
ağlarına dair rant düzeninin açığa kavuşturulması konusunda iktidar partisi oy çoğunluğuyla
suskun kalmayı tercih etmesini asla kabul etmiyoruz.
Asıl Sorumlular Gözden Kaçırılamaz!
Bizim için sorun, havuz medyası başta olmak üzere, facianın ilk gününden beri
sorumluluğu çok açık olan bir şirketin, ortada tek günah keçisi ilan edilerek asıl siyasal
sorumluların gözden kaçırılması gayretine komisyonun da yenik düşüp düşmemesinde
düğümlenmektedir.
Bu faciada en az şirketin yetkilileri kadar, madencilik politikasının bu biçimde
işlemesine zemin sağlayan hükümet üyelerinin sorumluluğu vardır ve bu sorumluluğun yol
açtığı mekanizmanın araştırma komisyonunun yetkisi dahilinde rahatlıkla açığa çıkarılması
gerekirdi. Bu sorumlulukları ortaya koymak için illa ki bir soruşturma komisyonu sıfatıyla
çalışılmasına dahi gerek yoktu, zira araştırma komisyonunun araştırma sözcüğünden anladığı
şeyin yasama organında siyasal saptamalar yapmak olduğunu hatırlaması yeterliydi.
14
Madenlerin ruhsatlandırılmasında
nihai karar verici
dönemin Başbakanı
Recep Tayyip ERDOĞAN, Bakanları Taner YIDIZ ve Faruk ÇELİK ile müştereken ;
Türkiye’nin enerji politikasındaki açmazların,
Uluslararası enerji ihalelerinde ülkemizin büyük miktarlarda kamu zararına
uğratılmasının,
Türkiye’de Anayasal güvence altındaki kamuya ait maden rezervlerinin siyasi ve
ekonomik bir rant alanına dönüştürülüp dağıtımı ve yönetiminin,
Bu rant alanının tanımı ve tasnifi için Anayasa ve kanunların arkasından
dolanarak yapılan muvazaalı sözleşmelerin,
Dünyanın en riskli işi madenciliği, meslek odalarının ve üniversitelerin bilimsel
uyarılarına kulak tıkayarak ve iş güvenliğini hiçe sayarak sadece kar odaklı gören
sistemin,
Madenlerdeki denetim zafiyetinin,
İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki büyük ihmallerin,
En temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlal edildiği bir çalışma ortamı
oluşturulmasının baş sorumlusudur.
işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin raporun temel açmazlarını ve hükümetin son
dönemde izlediği politikaların ayrıntılarını, metnimizin “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kültürü
Eksikliği” bölümünde ele alıyoruz.
TKİ ile Soma Kömür İşletmeleri AŞ’ye arasındaki hizmet sözleşmesinin
ayrıntılarından başlanarak, rodövans ve hizmet sözleşmelerinin, madencilik alanındaki diğer
ihale usullerinin üretim ve işçi sağlığı ile güvenliği açısından yol açtığı sorunlara detayıyla
eğilmeyen, sadece bu sözleşmelerin metinlerini anmakla yetinen komisyon raporu, hukuksiyaset ilişkisinin insan emeği ve doğa üzerindeki tahribatını neredeyse yok saymıştır.
Raporun kimi bölümlerinin uzunluğu yer yer 150 sayfayı bulurken, rodövans ve hizmet alımı
usullerine dair 4. Bölüm’ün sadece 10 sayfayla sınırlı tutulması da raporun iskeletindeki
dengesiz dağılımın, madencilik politikasının hukuksal altyapısına olması gerekenden daha az
verilen değerin göstergesidir. Yasa çıkarmak ve ilgili genelge ile yönetmeliklerin siyasal
denetimini yapmakla görevli Meclis’te kurulan bir araştırma komisyonunun, madencilik
15
politikasının hukuksal temelindeki bariz sorunlara karşı cılız ses çıkarmasını asla kabul
etmiyor, bunu millet tarafından verilen emanet göreve karşı saygısızlık ve yasama yetkisinin
devredilmezliğine düşürülmüş bir gölge sayıyoruz.
Araştırma Komisyonu Asıl Görevini Savsakladı
Komisyonun raporunda, “soruşturma komisyonu” olmadığı gerekçesiyle bahse konu
bakanlar, şirket yetkilileri ve üst düzey kamu yöneticileri ile müfettişler hakkında suskun
kaldığını söyleyen, ancak faciada açık ihmaller bulunduğunu 4 Aralık 2014 tarihli basın
toplantısında bir kez daha itiraf eden, ilk toplantıdan itibaren rodövans ve hizmet sözleşmeleri
ile maden ruhsatlarının yetkisi konusunda hükümet politikalarını sorunlu bulduğunu belirten
Komisyon Başkanı Sayın Ali Rıza ALABOYUN’un, bu ihmalleri sıralayıp facianın “açıkça
önlenebilir” olduğunu belirtirken, faciaya yol açan düzenin aktörlerini ve kurumsal bağlarını
tüm önerilerimize karşın komisyon raporuna dahil etmekten geri durması ve AKP’li üyelerin
de bunu uygun görmesi yürütmenin yasama üzerindeki tahakkümüne ve Meclis’in denetim
faaliyetlerinin işlevsizleştirilmesine en açık örnektir.
Raporun 496. sayfasında, ölümlerin sayısının artmasına neden olan ihmaller listesi
sıralanırken tümüyle teknik nedenlere sığınılması, madencilik politikasının temel siyasal
kusurları ve boşluklarının yeterince anılmaması, şirket ve siyaset bağlantılarının üstünün örtük
biçimde geçiştirilmesi, kamuoyunda haklı olarak şu soruları doğurmuştur:
“Türkiye’de bir avuç kömür için bir ömür adayan yüzlerce, hatta binlerce
madencimizin ölümüne yol açanlar kimlerdir? Facianın hiç mi siyasi ve idari sorumlusu
yoktur? Facianın gerçek nedeni hala neden bulunmamıştır? Yoksa her şey doğal bir ‘afetin,
hatta ‘fıtrat’ın mı sonucudur?”
Komisyon Başkanının “Sunuş” yazısının 17. sayfasındaki şu beyanı da gerçek
sorumluların ortaya çıkarılmasından ve derinlikli bir madencilik politikasının toplumumuzun
adalet talebiyle karşılanmasından oldukça uzak kalındığının kanıtıdır; rapora giriş
niteliğindeki bir sunuş yazısının kapsayıcı olması beklenen içeriğinden oldukça uzak bir
yönlendirme içermektedir:
“Kamuoyu, kazanın oluş şekli ve büyüklüğü konusunda firmanın yaptığı hatalara
odaklanmaktadır. Şüphesiz bu konuda çok şey söylenebilir. Ancak kazanın gerçek oluşum
nedeninin, tabaka hareketlerinin incelenerek kaya mekaniği ilkelerinin uygulanmaması
16
olduğu anlaşılmalıdır. Sözün özü, doğada bir iş yaparken doğanın vereceği tepkinin bilimsel
olarak anlaşılması gerekmektedir.”
Başkan Sayın Ali Rıza ALABOYUN, şüphesiz çok şey söylenmesi gereken yerde
suskunluğa gömülmüştür. Sayın ALABOYUN’un, komisyon raporuna dair 4 Aralık 2014
tarihli toplantıda basın mensuplarının facianın özüne ve gerçek sorumlularına, madencilik
sistemine dair kararlı, açık ve ısrarlı sorularına net yanıt vermekten kaçınarak kuru teknik
bilgilere sığınması, bu siyasal ve vicdani sorunun üstünün örtülmesine dair dolambaçlı
söylemin yaklaşık 1000 sayfaya yayılmasıdır.
Komisyon Başkanı Sayın ALABOYUN’un rapordaki sunuş yazısında her ne kadar
“Meclis Araştırması Komisyonu’nun amacı; birim ya da kuruluşları suçlamak değil, kazanın
nedenleri, oluş şekli ile bu kaza ile belirginleşen sorunların, mümkün olan bilimsel yaklaşımla
analiz edilerek bir daha böyle elim kazaların yaşanmaması için öneriler geliştirmektir.”
denilmiş olsa da; komisyonumuzun bugüne kadar kurulmuş ve bundan sonra kurulacak olan
diğer Meclis Araştırma Komisyonlarından farkı, 301 canımıza ve Türkiye’ye olan vicdan
borcudur. Bu nedenle gerçek sorumlulara dokunmadan yazılan hiçbir rapor gelecek
dönemlere ışık tutmayacak ve nice Somaların yaşanması ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır!
Soma Komisyonu Başkanı’nın Bilirkişi Raporuna Eleştirileri, kendi ifadeleri ile
çelişmektedir
Soma Araştırma Komisyonu’nun her fırsatta bir “soruşturma komisyonu” olarak
çalışmadığını belirten Komisyon Başkanı Sayın Ali Rıza ALABOYUN, faaliyetlerimizin bir
yargılama vasfı taşımayacağını ifade etse de, savcılığa sunulmuş mevcut bilirkişi raporundaki
kimi bulgulara katılmadığını farklı tarihlerde belirtmiş, hatta yeni bir bilirkişi raporu
istenebileceğini söyleyerek açıkça
yargı sürecine
müdahale
edecek
açıklamalarda
bulunmuştur.
Sorun, sadece bu açıklamalarda değil, Soma iddianamesinin mahkemece iade edilen
eksiklerinden sonra açıklanacak olan bu komisyon raporunun -facianın olası teknik
nedenlerine dair- davanın geleceği üzerine siyasi bir gölge düşürme tehlikesi olduğu
gerçeğidir.
17
Meclisin siyasal denetim yetkisini eksik bırakıp tüm uyarılarımıza karşın teknik
nedenlere yoğunlaştığını gördüğümüz komisyon, asıl sorumluları ve madencilikteki yapısal
sorunları tartışmak yerine, facianın olası nedenlerine dair getirdiği yeni açılımlarla olayı daha
ziyade sorumlusu bulunamayan bir doğal felaket, gerçek sorumlusu tespit edilememiş bir
“üzücü hadise” olarak nitelendirerek yargılama faaliyetini yürüten mahkeme heyetine “gölge
ya da nöbetçi savcılık” görevi mi üstlenecektir?
Komisyonumuzun facia noktasına inerek gözlemlerde bulunmuş olması son derece
önem taşımakla birlikte, bilirkişinin yangınlar nedeniyle bu noktaya erişemeden tespitlerini
kaleme alması, ileride hukuk adı altında bir “koz” olarak mı kullanılacaktır? Bu kaygılarımız,
hem Meclis’in üzerine düşen siyasi ve vicdani sorumluluğu yerine getirmeyişinden, hem de
Meclis’in kendi alanındaki siyasal sınırlardan taşarak, AKP’nin gölgesinde işleyecek bir
yargılama sürecine imza atılması ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Zira Komisyon Başkanı
Sayın ALABOYUN’un, 4 Aralık tarihinde, raporun sunuş toplantısında söylediği sözler,
gelecek açısından kritik önem taşımaktadır: “Çok anlaşılır bir dille yazdık. Bir kez daha
söylüyorum: Savcılık bu raporu okursa, soracağı çok soru çıkacaktır.”
Biz de AKP kadrolarına “bir kez daha çok açıkça” söylüyoruz: Meclis’in hesap sorma
ve sorumlulara dair net siyasal saptamalar yapma işlevini kendi çıkarlarınız ve yargıyı
etkilemek için kullanmayın, Soma’yı karartma inadınızdan vazgeçin, bu komisyondan çıkan
bulguları Soma davasını AK-lamak için malzeme üretmiş bir komisyona dönüştürmeyin!
Dünya Örnekleri Anlatılırken Sayfalarca “Destan Yazıldı”, Soma’ya Gelince Sus
Pus Olundu!
Komisyon raporunda, dünyadaki maden faciası örnekleri sıralanırken saptanan özel
sektör ve kamu kurumlarının hataları korkusuzca paylaşılırken, konu Soma faciasına
geldiğinde aynı yürekliliğin gösterilmemesi, siyasal sorumluluk adreslerine yaklaşıldığı anda
derhal teknik madencilik bilgisiyle gerçek adreslerden sapılması, ortak toplumsal geleceğimiz
açısından sonuç getirmeyecek oyalayıcı bir tutumdur; madencilik politikasındaki yanlışlarla
yüzleşmeyi sürekli ertelemenin bir unsurudur.
Komisyon toplantılarında da gözlemlendiği üzere, komisyon üyesi birçok AKP
Milletvekilinin faciaya dair sorumlular listesi ve kamu politikalarına yönelik somut tespitler
yapıldığında itiraza yönelen refleksleri, sorunun teknik boyutunun öne çıkarılmasına dair
bilgilere yönelme gayretleri son derece manidardır.
18
Bir araştırma komisyonunun “yargılama” faaliyeti yürütmediği ortadadır, ancak
Meclis’in en önemli denetim yollarından birini kullanmak üzere Genel Kurul tarafından
görevlendirilen araştırma komisyonunun, insan unsuruna dokunmadan, sorumlu şahısların
adlarını ve sorumluluklarını yapısal sorunlarla bağlantılandırmadan yazacağı her bir sayfa,
havada kalacak, vicdani görevini gölgeleyecektir.
Türkiye’de madenciliğin kamuda ve özelde mevcut birikim ve deneyimini, yerleşmiş
madencilik kültürünü yok eden; maden işletmeciliğinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz
kişi ve kuruluşlara hukuken sorunlu sözleşmeler ve devirlerle terk ya da emanet eden;
taşeronlaşma ve rodövans gibi uygulamalarıyla kısa sürede yüksek kâr sağlama amacıyla
yapılan hatalı üretim projeleri, hızlı ve yüksek kazanç için başvurulan üretim zorlamaları,
yetersiz ve liyakatsiz kişilerin siyasal hedeflerle kilit noktalara atanarak kamusal denetim ve
kültürün gevşetilmesinde asıl pay sahibi olan Bakan Taner YILDIZ ve dönemin Başbakanı
Recep Tayyip ERDOĞAN, “önlenebilir” maden facialarını açıkça “kaçınılmaz” hale
getirmiştir.
Komisyonun teknik danışmanı olarak görevlendirilen Hacettepe Üniversitesi Maden
İşletme ABD Bşk. Prof. Dr. Sayın Bahtiyar ÜNVER de komisyon toplantılarında
gerçekleştirdiği sunumunda; “bu araştırma komisyonunun temel görevinin bir daha böyle
kazaların olmaması olduğunu düşündüğüm ve gerçekten de bunun için bunun üzerine
odaklanmak istiyorum. Yani, mevcut olan kaza gerçekten de olabilecek kazalar içerisinde en
kolay önlenebilir olanıydı maalesef ... Yani tespit edilmesi, ölçülmesi, görülmesi, önlenmesi
tamamen mümkün olan bir şeydi” diyerek facianın önlenebilir olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Komisyon, önlenebilir facialara neden olan temel siyasal kararlar ve ihmaller ile
teknik süreçleri birlikte odağına almak yerine, 908 sayfanın ağırlıklı bir bölümünde teknik
ayrıntılara kendini hapsetmiş, bir “emek”, “vicdan” ve “adalet” sorununu adeta maden
uzmanları arasındaki sohbet toplantısına dönüştürmüş; Bakanlar ve dönemin Başbakanı
hakkında Mayıs ayından bu yana verilmiş gensoru önergelerinin genel içeriğine sinmiş
kamuoyu beklentilerini, devletin unutulmaya yüz tutan “hesap verme” ilkesinin yeniden
gündeme getirilmesine dair muhalefet partilerinin çabalarını, madencilik politikasına ilişkin
iddia ve taleplerini adeta görmezden gelmiştir.
19
Sömürüye ve Sorumlulara Dokunmayan Komisyon, Sorun Çözemez!
Rapor, madenci beyanlarının teknik yönlerine odaklanırken çalışma koşullarına dair
insanlık dışı sömürüyü ve güvenliksiz istihdamın siyasal analizine başvurmamış, işçi sağlığı
ve güvenliğine dair yetki sahibi kurum kuruluşların başındaki yetkili Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK’in sorumluluğunun üzerine, Cumhurbaşkanlığı Devlet
Denetleme Kurulu’nun raporu başta olmak üzere diğer devlet kurumlarının, TMMOB Maden
Mühendisleri Odası’nın “Madencilikte Yaşanan İş Kazaları Raporu”nda facia öncesi uyarıları
yer almasına rağmen gitmemiş; Jeoloji Mühendisleri Odası’nın düzensiz yürütülen jeoteknik
etütlere, eski imalatlara, kontrolsüz sondajlara dair açık uyarılarına karşın suya sabuna
dokunmayan tavrını ise “biz soruşturma komisyonu değiliz” söylemiyle meşrulaştırmaya
çalışmıştır.
Kendi oluşturdukları düzenin yarattığı yıkımın adına “fıtrat” diyen, enerji alanında
kamu ihale ve sözleşmelerini yakınlarına “fırsat” sayarak veren, insan yaşamını hiçe sayan bir
üretim düzeni kuran AKP Hükümeti, “fırsat eşitliği”ne dayalı bir sosyal adalet ve çalışma
hakkının da önünü tıkamıştır. Komisyonumuzun mevcut “Türkiye’nin düzeni”ne dair dişe
dokunur sözler söylemeyişi, tek bir alana katkı koymuştur: “Siyaset kim ve ne için yapılır?”,
“devlet neye yarar?” soruları her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.
Madencilik politikasını kamu yararına aykırı kararlarıyla işlemez hale getiren, enerji
kaynaklarımızın verimli, etkin, ucuz, yerli, insan ve emek dostu, yenilenebilir ürünlerle öne
çıkarmak noktasında başarısızlıkları ile gündemdeki yerini koruyan, denetimler ve sahaların
işletilmesi sürecindeki yanlış kararlarına karşın koltuğunu bırakmayan Enerji ve Tabii
Kaynaklar
Bakanı
Taner
YILDIZ’ın
ve
ilgili
kurum
kuruluşlardaki
yetkililerin
sorumluluklarının, mevzuattaki boşluklar ve alınması gereken önlemlerle bağlantısını kurmak
suretiyle araştırma faaliyetini yürütmeyen komisyonun saptamaları havada kalmakta, gerçek
adresine ulaşmamaktadır.
Madenlerde MİGEM ve TKİ’nin, Soma özelinde ELİ’nin birinci derecedeki
sorumluluklarının, facia öncesinde Soma özelindeki çalışma koşullarına dair tüm
uyarılarımıza karşın yetkili bakanlıklar düzeyinde sergilenen vurdumduymazlıkların, kanunlar
çıkmasına rağmen aylarca geciktirilen ve yaptırımlar ile denetimlerin yol haritasını
belirlemesi gereken ancak ayrıntılı hazırlanmayan yönetmeliklerin, mevzuatta bırakılan
boşluklar
yoluyla
birçok
firmaya
sağlanan
20
kolaylıkların
es
geçilmesi,
araştırma
komisyonunun “suya sabuna dokunmayan” bir rapor hazırladığına dair haklı bir algıya yol
açacaktır.
Facianın siyasal ve ekonomik nedenlerine yeterince eğilmeden, “siyaset-şirket”
bağlarına odaklanmadan, bu facia bağlamında kayırmacılık, hukuksuzluk, güvencesizlik ve
usulsüzlükle işleyen bir enerji düzeninin derinlemesine analizi yapılmadan madencilik
politikasının değişmesine dair genel öneriler getirmek, Soma’da yaşanan travmayla
yüzleşmeyi sürekli ertelemektir; yaşanan tüm acılar ve öfke duyguları yerli yerinde dururken,
bu facianın siyasi ve idari sorumlularını kamuoyu gündeminden uzak tutan bir “kuru”, teknik
metin kaleme almaktan başka bir anlam ifade etmemektedir.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN, AKP Manisa Milletvekili ve
Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hüseyin TANRIVERDİ, Soma Belediye Başkan Adayı
Hasan ERGENE, Soma Kömür İşletmeleri AŞ. Genel Müdürü Ramazan DOĞRU, Ramazan
DOĞRU’nun eşi ve Soma Belediyesi Meclis Üyesi, aynı zamanda Manisa Büyükşehir
Belediye Meclisi-Engelliler ve Kadın Hakları Komisyonu ile AB ve Dış İlişkiler
Komisyonu’nun AKP’li Üyesi Melike DOĞRU’nun 30 Mart seçim mitingleri için mesai
saatleri bitmesine karşın madenlerde bulunmak durumunda bırakılan, maden dışındaki
mitinglere parayla, mazotla ya da işten çıkarma zoruyla madenci taşınması skandalları,
tutanaklarda işçi beyanlarıyla açıkça ortaya konmasına karşın, bizim de fotoğraflarla
belgelememize rağmen komisyonun üzerine düşmediği bir başlık olmuş, Melike DOĞRU ve
Hüseyin TANRIVERDİ’nin adı raporda bir kez dahi yer almamıştır. Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ, 2013 yılı Ramazan ayında aynı firmanın işlettiği bir
madene iftar için gelecek diye, AKP Manisa Milletvekili Recai BERBER ve şirketin Yönetim
Kurulu Başkanvekili Can GÜRKAN’ın da hazır bulunduğu sahada, madencilerimiz mesaileri
bitmesine karşın evlerine yollanmamış, servisler çalıştırılmamış, akşam geç saate kadar
zorunlu “iftar mesaisi” uygulanmış, ayrıntısını ilerleyen sayfalarda açıklayacağımız bu durum
da komisyon raporunda dikkate alınmamıştır.
“Dayıbaşılık” Sömürü Düzenini Asıl İşletenler, Teknik Detaylarla Geçiştirilmiştir
Raporda maden içindeki üretim zorlamasının ve sömürünün dinamosu gibi işleyen
dayıbaşılığın, işçi hakları ve örgütlenme özgürlüğünün, madenlerin teknolojik ve yönetsel
süreçlerindeki hataların, eski üretim yöntemlerinin geleceğinin; kısacası Soma’nın gerçek
21
öyküsünün basit birer “teknik” başlığa indirgenmesi, rapora dahil edilen mevzuat bilgisinin
derinlemesine analize tabi tutulmadan, belli bir ekonomik ve politik bağlama oturtulmadan
geçiştirilmesi hatalıdır. Bu bakımdan, raporda anılan önerilerin belli kurumsal ve teknolojik
düzenlemeler ve değişmesi gereken madencilik politikası ya da kurulması önerilen bir
bakanlık ile sınırlanması yoluyla, temel siyasal sorumluluklar ve asıl sorumlu kişiler göz ardı
edilemez.
Facianın “sorumluları” konusunda, komisyonun AKP’li üyelerinin ilk günden beri
sözü aynı ezber üzerine kuruludur: “Biz, soruşturma komisyonu değiliz, sadece kazayı
araştırıyoruz.”
Oysa
araştırma
komisyonunun
“soruşturma”
komisyonu
kimliğine
bürünmeden de genel madencilik alanında ve Soma özelinde yanlış, kasıtlı, açıkça ihmal
içeren, ranta ve kayırmacılığa dayalı politikaları, bu politikanın sahibi makam ve kişileri
gündeminden düşürmemesi zorunludur.
Koltuklarını Koruyanlar, Çözümün Parçası Olamazlar
Unutulmamalıdır ki, Soma Komisyonu gerçek siyasi ve idari “sorumluları”
araştırmaktan oy çoğunluğu ile uzak dururken, Soma faciasından sonra, madencilik alanında
kritik hiçbir makam sahibi görevinden alınmamış yahut istifa etmemiştir.
Aksine, enerji alanında dokunulmazlıkla bağlanmış bu koltukların yanındaki
sandalyelere ya AKP Milletvekili adayı olmuş kişiler ya da belli AKP Milletvekillerinin
çocukları, hemşerileri getirilmiştir. TKİ Yönetim Kurulu’nun, MİGEM yönetiminin, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanına yakın siyasi
kadroların Soma faciasının hemen öncesi ve sonrasındaki duruma dair ortaya koyduğumuz
tespitler, siyasal kadrolaşmalar konusunda basına yansımış bilgiler komisyon raporuna dahil
edilmemiştir.
Büyük enerji ihalelerini almış holding ve şirketler yine büyük ölçüde kayıpsız biçimde
yoluna devam etmiş, havuz medyasındaki kısa süreli ve göstermelik itibar kayıpları, yeni
enerji lisanslarıyla kapatılabilmiştir. Soma Holding’e bağlı bir şirket olan Gürmin Madencilik
Sanayi ve Ticaret AŞ’nin Amasya ili Merzifon ve Suluova ilçelerindeki termik santral, kül ve
kömür depolama sahası, kömür ve kireç ocakları hazır beton santrali, lavyer kırma-elemeyıkama tesisleri yapım projesine dair EPDK lisans alma süreci, kamuoyunda “faciaya rağmen
ödül” olarak tepkiyle karşılanmıştır.
22
Devamında, facianın ilk haftalarında, Alp GÜRKAN ve şirket yetkililerini tümüyle tek
suçlu ilan etmeye odaklanmış iktidar yanlısı havuz medyası “Patron Paçayı Sıyıramayacak”,
“Hiçbir İhmale Göz Yummayız” manşetleri atmış, ilerleyen günlerde ise bu linç
kampanyasına ara vererek şirkete ilişkin somut belge ve iddialara gündeminde yer vermeme
yoluna gitmiştir. 19 Mayıs 2014 tarihli “Yeni Şafak”, “Akşam”, “Star” ve “Takvim”
gazetelerinin ortak manşeti şirket sahipleri ve yöneticilerinin fotoğraflarıyla bezenmiş “Hesap
Zamanı/Hesap Günü” olurken, ilerleyen aylarda firmaya dair manşetlerde ve “hesaplaşma”
söylemlerinde ciddi ölçüde bir gerileme olmuş ve bakanlık müfettişlerini öne çıkararak siyasal
sorumluların cinayetteki payını gizleme gayreti öne çıkmıştır.
Facianın ilk günlerinden bugüne dek Soma’nın asıl sorumlularının peşini, katliamın
siyasal arka planını ve toplumsal travmamızı gündeminden hiç düşürmeyen özgür basın
mensupları ise, adalet ve hesap sorulmasını talep eden halkımızın yüz akı olmuştur.
Cezaevinde ziyaret ettiklerimiz adeta söz birliği edip, madendeki üretim zorlamasına,
yangınlara ve göçüklere, kül basmalarına “olağan” derken, facianın “nedenini hiç
anlayamadıkları” konusunda uzlaşmış; madenciliğin işleyişine dair temel ve net sorularımıza
sürekli kaçamak yanıtlar vermiştir.
Bu şartlar altında unutulmamalıdır ki, katledilen 301 madencimizin, ortalama yaşları
10 olan 432 yetim çocuğumuzun, eşsiz ya da evlatsız kalan kadınların, sağ kurtulan kederli ve
kaygılı madencilerimizin, esnafıyla ve halkıyla adeta toptan yıkıma uğramış bir ilçe olarak
Soma’nın adalet beklentisini, bu Komisyonun kuru bir teknik raporuyla karşılayamayız.
Soma’da halen yaşanmakta olan yas, travma ve yıkım sürecinin özellikle kadın, çözük
ve aileler üzerindeki etkilerinin, ilgili tüm toplum kesimlerinin katkısıyla uzun vadeli bir
kamu politikası öncülüğünde en aza indirilmesine, Soma faciasından zarar gören
yurttaşlarımızın başta kadın ve çocuklarımız olmak üzere geleceklerinin planlamasına dair
partimizin Genel Merkez, Milletvekilleri ve Kadın Kolları düzeyinde yürüttüğü çalışmalar,
devlet kurumlarına önerdiği somut politikalar ve raporlar, önergeler, bulunduğu çağrılar ve
Soma’ya ilişkin tespitleri, ilerleyen bölümlerde ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.
Ermenek faciasında, 18 madencimizin acısını içimizde taşırken, üzerimizdeki
sorumluluk,
facianın
asıl
sorumlularına
dokunmadan,
sadece
düzenlenmesine dair öneriler getirerek geçiştirilecek kadar basit değildir.
23
sistemin
yeniden
Maden Ruhsatları Başbakan’daydı ama Komisyonun Çıtı Çıkmadı
Teknik ve yasal mevzuatı, madencilik bilgisi içeren süreçleri Türkiye’deki madencilik
ekonomisinin ve politikasının çarpık işleyişi üzerinden, makam sahiplerinin gölgesinden
çekinmeden irdelemezsek, maden ruhsatlarının Başbakan’a bağlandığı bir yapıda “maden
ocakları kapatılmasın diye araya giren ricacıların” düzenini korkusuzca ortaya sermezsek,
maden lobilerinin, yerel düzeyden holdinglere kadar bulaşmış ilişkiler ağının baskısının
Meclis ve hükümet üzerindeki gölgesini burada açığa çıkaracak iradeyi ortaya koymadığı için,
gerçek sorumlularla hesaplaşamadan yazılmış çözüm önerilerimizin ne yazık ki herhangi bir
ciddi dayanağı olmayacaktır. Sonuçta, bu düzeni yaratanların koltuklarından inmediği, hesap
vermekten uzak durduğu yapıda, araştırma komisyonunun önerdiği çözüm listesini
uygulamaya geçirme yetkisi, yine bu sorunları yaratanların elindedir.
Komisyon, raporunda, çoğunlukla sorunu yaratan siyasal karar alıcılara ve bu isimlerin
demeçlerine, ilişkilerine dair söz etmemekte, aksine bu sistemin asıl sorumluları olan hükümet
yetkililerine o sorunların çözümünü öneren bir ironi içine girmektedir.
Dünyada madencilik ruhsatlarının ve izinlerinin aktarıldığı komisyon raporunun
tablosunda, Türkiye için Bakanlık ve Başbakan adının dahi yazılamamış olması, ısrarlarımız
sonucunda ufak bir değiniyle ve sadece mevzuat bilgisi aktarılarak değinilip geçilmesi son
derece manidardır. Komisyonun ilk taslak raporlarında, 16 Haziran 2012 tarihli Başbakanlık
genelgesiyle, “maden ruhsat” dahil olmak üzere kamu kurum ve kuruluşları (Belediyeler ve il
özel idareleri hariç) ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait
şirketlerin, satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devrinin Başbakanlık iznine bağlanmasının
anılmayışı manidardır. Soma’da madencilik tarihi anlatılırken Başbakanlık Osmanlı arşivine
kadar atıfta bulunulmuş, Soma’da facia sonrası bir vatandaşın üzerine yürüyüp küfreden,
danışmanı işçiye tekme savuran dönemin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın bölgeye
ziyareti dahi taslak rapora yansıtılmış, ancak maden ruhsatlarını kimin verdiği kısmı ilk taslak
raporlarda da boş geçilerek adeta dönemin Başbakanı ERDOĞAN, sistemin temeline dair
eleştirilerden muaf tutulmak istenmiştir.
Bizlerin ve basın mensuplarının “maden ruhsatı verme yetkisinin Başbakana bağlı
olduğu bir madencilik politikası değişmeden, Madencilik Bakanlığının kurulması başta olmak
üzere yeni öneriler getirilmesinin, sorunlara çözümü olacak mıdır?, Komisyon raporu maden
ruhsatlarına dair yetkinin Başbakan’dan alınmasını teklif edecek midir?” gibi sorularına,
24
Komisyon Başkanı Sayın ALABOYUN ve AKP Milletvekillerinin ana rapor metnine
yansıyacak bir yanıt veremeyişi, aslında her şeyi özetlemektedir. Sayın Başkan
ALABOYUN’un 4 Aralık tarihli rapor tanıtım toplantısında, bir basın mensubunun bu
yöndeki sorusuna “Kişisel görüşümü istiyorsanız, Başbakana ruhsat yetkisi tanıyan
genelgenin gerekçesini çok bilmiyorum ama bana göre o tür uygulamalardan vazgeçilmesinde
fayda var”sözleri ise, sıradan iyi niyet beyanlarının ötesine geçmeyecek kısık sesli bir itiraftır,
bu anlayışın bizler tarafından ısrarla dile getirilmesine karşın komisyon raporunun “Öneriler”
bölümünde yazmaması asla kabul edilemez.
Maden ruhsatları konusunda dünya örneklerini sıralayan Komisyon raporu, bizim
itirazlarımız öncesinde, Türkiye’de maden ruhsatlarının kimin iznine bağlı olduğu konusunda
dahi suskun kalmış, yürürlükteki madencilik mevzuatımızı anlatırken, mevcut Başbakanlık
Genelgesini raporuna taşıma ve analizini yaparak siyaset-enerji ilişkisini kurma cesaretini
göstermemiştir. Uyarılarımız sonucunda, raporun nihai haline eklenen kısa bir paragrafla
sadece mevzuata atıfta bulunulmuş, maden ruhsatlarını verme noktasında sürecin asıl aktörü
olan Başbakanlığın siyasal rolü geçiştirilmiş, madencilik politikasında Başbakan’ın konumu
detaylı bir analize tabi tutulmayarak komisyonun “araştırma” vasfı sekteye uğratılmıştır.
Başbakanlığın 2012/15 sayılı genelgesiyle; kamu kurum ve kuruluşları ile
sermayesinin % 50’ sinden fazlası Kamu Kurum ve Kuruluşlarına ait şirketlerin, kendi
mülkiyetlerinde veya tasarruflarında bulunan taşınmazlarıyla ilgili olarak; Kamu Kurum ve
Kuruluşlarının, Vakıf, Dernek veya bunların şirketlerine, gerçek veya tüzel kişilere; satış,
kira, irtifak, takas, tahsis, devir vb. her türlü tasarrufa yönelik işlemler için, Başbakanlıktan
izin alınmasına dair düzenleme yapılmış; aslında MİGEM’e bağlı olması gereken bir yetki
“merkezileştirilmiş”, bu yolla madencilikte rol alacak firmaların siyasetle doğrudan ilişki
kurma zorunluluğu gibi çarpık bir yapı üzerinde durulmamıştır.
Komisyonumuz, madencilik politikasına dair önerilerini içeren bir raporda,
ruhsatlandırma izin ve yetkisine dair daha cesur saptamalar yapmalı ve elindeki belgeleri
yorumlayarak madencilik politikası alanındaki rant ağlarını açığa vurabilmeli, hatta
sorumluluk alanını aştığını ileri sürdüğü yerde, raporunun “Öneriler” listesine, yetkili
bakanlar hakkında bir soruşturma komisyonu kurulmasını da teklif edebilmeliydi. “Biz bir
araştırma komisyonu olarak şu bulgu ve bağlantılara ulaştık, devamında Bakanların siyasal
sorumluluklarının
soruşturulması
gerekir”
25
sözünü
yazabilme
cesareti,
araştırma
komisyonunun siyasal vicdanını oluşturmaktaydı, üstelik bu ifade 908 sayfalık bir raporda
fazla da yer kaplamazdı.
Cumhuriyet Halk Partisi, bu araştırma komisyonunun çoğunluk oyuyla cesaret
gösteremediği yerde yine devreye girecek, Soma faciasının gerçek sorumlularının bulunması
ve ilgili Bakanların yargı önünde de hesap verebilmesi için Soruşturma Komisyonu
kurulmasına dair önergesini de en kısa sürede Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacaktır.
Araştırma Komisyonu Raporunun Tespitleri Bilirkişi Raporunun Gerisinde
Kalmıştır
Soma faciasının soruşturması kapsamında Savcılığa sunulan, bu komisyon raporuna
kıyasla, sisteme dair cesur saptamalarda bulunduğunu söyleyebileceğimiz bilirkişi raporunda
ve
Sayıştay
denetimlerinde
de
dikkat
çeken,
ayrıntılarını
ilerleyen
bölümlerde
açıklayacağımız devlet ile şirket arasındaki “muvazaalı sözleşme” örneklerinden biri olduğu
savunulan Eynez’deki madenin durumunu, Soma’daki genel üretim ve çalışma düzeni
sorunları, sadece işçi sağlığı ve güvenliği açısından yerel düzeyde değil, madencilik
sisteminin özüne dair asıl işveren-alt işveren ilişkileri, hizmet sözleşmesinin içeriği ve TKİ ile
MİGEM’in, Ankara düzeyinde Bakanlıkların ihmal ve hataları üzerinden detaylı
incelenmeliydi. Savcılığın bilirkişi raporundaki görece cesur teknik, hukuki ve idari tespitler
ile komisyonun bulguları arasındaki benzerliklerin farklılıklardan daha fazla olduğu bizzat
Komisyon Başkanı tarafından da açıklanmasına karşın, komisyon raporunun bu dürüstlüğü
raporunda da açıklayacak ayrıntılara girmemesi, kurum ve kuruluşların sorumluluklarını
savcılık bilirkişi raporunun da ötesine geçebilecek bir kararlı siyasi duruşla ortaya
koymaması, Meclis’in denetim yetkisinin aşındırılmasıdır.
TKİ ve MİGEM yetkililerinin komisyon üyesi Milletvekillerinin sorularına net ve açık
biçimde veremediği yanıtlar, sözü dolandıran, ticari bağları, denetim süreçleri, projelendirme,
kontrol etme, bilgi akışı ve denetimleri ile facianın nedenlerine dair gereken ciddiyeti
göstermeyen tavırları, Türkiye’de madenciliğin geldiği noktanın bir utanç durağı olduğunu
kanıtlamıştır.
Komisyon rapor taslaklarının üyelere farklı zamanlarda dağıtılan karşılaştırmalı metin
incelemesinde de görülmektedir ki, TKİ ve MİGEM’in, üst konumda ise Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu faciadaki payı ve
26
kurumların ticari kazançları ile denetim ve ruhsatlandırma süreçlerindeki sorumluluklarına,
denetlenen şirketlere uygulanacak yeni yaptırımlara dair yazılmasını talep ettiğimiz cesur
saptamaları eklemek noktasında komisyon bazı kararsızlıklar, gelgitler yaşamıştır. Aksine,
komisyonda detaylı biçimde görüşülüp karara bağlanmayan kimi başlıklar ise kimden geldiği
bilinmeksizin, taslak rapora eklenmiş, bizim uyarılarımız neticesinde metinden çıkarılmıştır.
Örneğin; komisyon tarafından dağıtılan 2. taslak raporun 197 ve 243. sayfalarında
geçen; madenlerde üretimin durdurulması halinde kömür kızışmasına, karbonmonoksit
değerinin yükselmesine uygun zemin hazırlanacağına dair saptamanın ve devamındaki
“madenlerde durdurma yerine ağırlaştırılmış para cezası” önerisinin son derece yanlış ve
madende iş güvenliğini baştan gözden çıkaran bir unsur olduğuna dair uyarımız neticesinde,
taslak rapordaki bu ifade, özellikle facia sonrasında belli şirketlerin kayırılacağına dair
kamuoyunda oluşmuş haklı algı da dikkate alınarak ana rapordan çıkarılmıştır. Bu önerinin
kimler tarafından ve ne zaman gündeme getirildiği, komisyon sürecinde ve rapor yazım
aşamasında da maden kapatmalarına karşı duran “50 ricacı” gibi araya giren ricacıların olup
olmadığı tartışmalıdır. Madenlerde rodövans, denetimler, üretim zorlaması, maden
ruhsatlarına ilişkin yetkinin Başbakan’da toplanmasına dair usullerden açıkça şikayetçi
olduğunu ilk toplantıdan beri bildiğimiz Komisyon Başkanının, kimi toplantılarda bu
görüşlerini arka planda bırakması, acaba belli kurumların ya da firmaların doğrudan ya da
dolaylı bir telkinin etkisinde mi gelişmiştir?
Ayrıca, savcılığa sunulan bilirkişi raporunda ocağın havalandırma tertibatındaki
sorunlara dair oldukça çarpıcı ve tutarlı bilgiler saptanmışken, üyelere sunulan 2. taslak
raporun 134. sayfasında “ocaktaki havalandırma”da açıkça bir soruna rastlanmamış, ancak
sayfa 198’de bu “havalandırma tertibatının işçilerin çalışmasına elverişli olmadığı, kaza
alanında temelde bir yangın çıkmadığı ve tavan yükü baskısının dikkate alınması gerektiği”
saptanmıştır. Bu çelişkinin ötesinde, farklı bölümlerle ve tutanaklara yansımış beyanlarla
yeterince paylaşılmamış, üretim artışına karşın panolarda yıllar itibariyle işçi sayısı artış oranı,
yıllar içinde buna uygun havalandırma/vantilatör düzeneğinin kurulup kurulmadığı sonuç
alacak bir bağlamda kıyaslanmamıştır. Taslak raporlara getirdiğimiz kapsamlı uyarılar
sonucunda, komisyonun raporuna bir nebze de olsa tutarlı ve dikkatli eğilmesi sağlanmıştır.
Komisyon raporunda, cezaevindeki tutuklu firma yetkililerine, Meclis’te ise Park
Teknik yetkilisine sorulduğunda net yanıt alınamayan soruların üzerine gidilmemiştir.
Madenin önceki işletmecisi olan Park Teknik firmasının faaliyetleri sırasında sürekli revize
27
etmek durumunda kaldığı projeyi yarım bırakma nedenleri (yangın, su vb.) ve raporları
detaylı biçimde analiz edilmeyerek facia öncesindeki uyarılar dikkate alınmamıştır. Soma
Kömür İşletmeleri AŞ’nin burayı devralırken yaptırdığı fizibilite ve projelendirme, risk
değerlendirme ve /geoteknik etüt, günlük parametre sondajı çalışmalarının detayları rapor
içinde tartışılmamış, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın bu konuyla ilgili ayrıntılı
raporu tarafımızca gündeme getirilmesine karşın Soma ve Ermenek açısından komisyonda
detaylı değerlendirilmemiş, devlet yetkilileri ile kurumların bu denetim ve teknik süreçteki
rolü raporda yeterince gündeme alınmamış, bunun yerine kömüre ilişkin sözlük tanımlarıyla,
facianın nedenlerine iliştirilmemiş kuru bir mevzuat aktarımıyla facianın asıl odak noktası
saptırılmıştır.
Sorunun şirketlerin facialardaki sorumluluklarında olduğu kadar, devlet politikasıyla
doğrudan bağlantılı olduğu, 27 Eylül 2014 tarihli cezaevi ziyaretimizde Soma Holding
Yönetim Kurulu Başkan Vekili Can Gürkan’ın ifadesinde açıkça yer almıştır:
Can GÜRKAN, sorduğumuz şirket faaliyetleri, madencilik düzeni, risk değerlendirme
ve fizibilitelere ilişkin sorulara net yanıt vermezken, madencilikte devletin temel
sorumluluğunu şu şekilde paylaşmıştır:
“(…) Çeşitli bölgelerde madencilik yapıyoruz. Benim gelmemden itibaren, dediğim
gibi, kademeli olarak Soma bölgesinde büyüme başladı yani daha doğrusu “Büyüme kademeli
olarak başladı.” dememek lazım, biz o zaman özel sektör olarak çalışıyorduk. 2004 itibarıyla
devletin bir politikası oldu, özel sektörle ortak çalışma politikası kapsamında kendi ocaklarını
işletmesini özel sektörle anlaşma yoluyla özel sektöre yaptırmak gibi bir politikayla başlandı.
Biz o zaman Geventepe bölgesinde çalışıyorduk, birleştik yan sahayla, orada yaptık.”
Raporda, tüm uyarılarımıza karşın, Can GÜRKAN’ın yukarıdaki beyanının kamu
politikaları açısından açık anlamı ayrıntısıyla incelenmemiştir. GÜRKAN, maden sahalarına
ilişkin sorumluluğun temelde devletin politika tercihlerinde somutlaştığını öne sürerken, bu
ifadeleri iktidar partisi üyeleri tarafından da reddedilmemiştir. “Faciada asıl pay kimin?”
sorusunun “medya-siyaset” ilişkileri içinde önce şirkete, ardından mühendis ve müfettişlere
mal edilmeye çalışıldığı ortamda, firmanın tepe noktasındaki yetkilinin sistemin tüm
unsurlarını adeta yatay kesen söylemi üzerinde komisyon hakkıyla durmamıştır.
Komisyonun açıkça “yetkisiz”, hatta siyaseten “etkisiz ve “değersiz” olduğunu
gösteren bir husus da
Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp GÜRKAN’ın
28
dinlenememiş olmasıdır. Milletvekillerimiz tarafından, öncelikle komisyon huzurunda
dinlenmesi talep edilen Alp GÜRKAN, önce ısrarla telefonlara çıkmamış, daha sonrasında
rahatsızlığını öne sürerek komisyona ifade vermekten kaçınmıştır. Ancak Alp GÜRKAN’ın
rahatsızlığını ileri sürdüğü günlerde, 17 Ağustos 2014’te MİGEM ve ELİ yetkilileriyle
buluştuğuna dair iddialarımız ve konuya ilişkin soru önergemize Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı’nın verdiği yanıtta yetersiz ve kaçış odaklı
301 insanımızın hayatını kaybettiği böylesi bir facianın meydana gelişini bütüncül bir
şekilde incelemeyen, değerlendirmeyen ve bazı kişi ve kurumları devre dışı bırakan bu rapor
nihayetinde emek değer bir rapor olmakla birlikte, tozlu raflarda yerini alacak ve hiçbir siyasi
gücü olmadan, unutulup gidecektir.
“Üretim Zorlaması Var” Diyen Komisyon, Sistemin Sorumlularını Açıklamamıştır
Soma Kömür İşletmeleri AŞ’nin burayı hangi ekonomik risklerle devraldığı, devirden
sonra yaşanan ani üretim artışının nedenlerini jeoloji ve madencilik bilgisiyle siyasal ve
hukuksal koşulların bağlantısı kurularak “yeterlilik” kriteri üzerinden sorgulanmamış, devletin
hizmet sözleşmeleri ve rodövans usullerle işletmeye açma ve denetleme yetkisinin nasıl
büyük bir faciaya zemin hazırladığı süreci es geçilmiştir.
Devamında, firmanın 2010 yılından itibaren gerçekleşen 5 kat üretim artışının, 15
milyon ton üretimi henüz 2014’ün ilk çeyreğinde çıkarabilecek bir üretim zorlamasını detaylı
biçimde incelenmemiştir.
Üretim zorlaması, taşeronlaşma ve rodövans uygulamalarının kazanın oluşumunda
değerlendirilmesi hususunda bu konularda öncelikli olarak mevzuatı ile uygulamayı
yürütmekle görevli kamu kurumları irdelenmelidir.
Soma faciasının yaşandığı kömür ocağında hizmet alım yöntemi (taşeron) ile üretim
yapılmakta olup yapılan sözleşme de üretimin alt sınırı belirlenmiş, üst sınıra ilişkin bir
düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle de ilgili kurum TKİ tarafından mevzuata uygun hareket
edildiği savunması yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken ancak raporda hiç yer
almayan alım garantili hizmet alım sözleşmelerinin TKİ tarafından ne zaman, ne şekilde ve
nasıl yapıldığı hususlarıdır.
Alım garantili anlaşmalar yapmak kar amaçlı kurulan özel şirketlerin işine gelen bir
yaklaşım olduğundan, bu uygulamanın TKİ tarafından ne amaçla yapıldığının raporda
29
araştırılması gerekirdi. Yukarıda da belirtildiği gibi Soma havzasında bu tip işletmelerin ne
zaman, hangi amaçlarla ve ne şekilde çalıştırılmaya başlandığı, ihalelerin ne şekilde yapıldığı,
ihalesiz verilen sahaların hangi gerekçelerle verildiği irdelenmemiştir.
Bu konular irdelenmeden 1.500.000 ton/yıl yerine 3.500.000 ton/yıl üretim yapılmasının
nedenlerinin ve sonuçlarının tartışılması çok doğru bir yaklaşım olmamakla birlikte teknik
olarak değerlendirildiğinde nasılsa alım garantisi var ve ne kadar üretirsek o kadar kar ederiz
anlayışı ile bu kadar dar bir alanda bu şekilde emek yoğun bir üretim yapılması her ne kadar
sözleşmeye uygun olsa da bilimsel açıdan doğru bir yaklaşım olmayıp TKİ ve MİGEM
tarafından bu zorlamaya izin verilmemesi gerektiğine bu raporda yer verilmesi gerekirdi.
Kömür üretimi TKİ’nin asıl işi olup 4857 sayılı yasanın 2. Maddesine göre hizmet alımı
(taşeron) yöntemiyle Eynez Ocağında Soma Kömür İşletmeleri AŞ’ye üretim yaptırılmaması
gerekirdi. Özetle T.C kanunlarının yasakladığı bir kural T.C. kurumları tarafından ihlal
edilmiştir. Bu hususun raporda belirtilmesi gerekmektedir.
Rodövans yöntemi bu sahada uygulanmamasına rağmen aynı havza içerisinde başka bir
şirket tarafından halen uygulanmaktadır.
MİGEM tarafından sürekli olarak Maden
Kanununda rodövansın olmadığı belirtilmesine rağmen yine başka bir kamu kurumu olan TKİ
tarafından aynı havzada rodövans uygulamasının yapılmasının da raporda irdelenmesi ve
eleştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca Soma’da ilk uygulaması olan sürecin de raporda
irdelenmesi gerekmektedir. Rapor, madencilik sektöründe taşeronlaşma ve rodövansın
yasaklanması gerektiğini belirtmesi gerekirken, bir kez daha suskunluğa gömülmüştür.
Komisyon, dosyalar dolusu bilgi ve belgeyle donatılmış, üstüne üstlük facia yerini de
görme ayrıcalığını da elde etmiştir, ancak hazırladığı rapor, bu verilerin yorumlanması ve
yasama organı düzeyinde siyasal saptamalarının yapılması açısından, şimdiye dek raporlarını
açıklamış birçok kurum ve kuruluşun raporlarının gerisinde kalmıştır.
Savcılığa sunulmuş bilirkişi raporunda daha sınırlı, kimi zaman da aşırı yorumla ve
eksik veriyle
olsa bile, sonuçta bir “analizini/yorumunu” gördüğümüz sensör ve bant
sistemi”, “havalandırma”ya ilişkin detaylı bilgi ve veriler, bu komisyon raporunda sadece
madenciler açısından anlaşılabilecek bir sistematik içinde anlatılırken, maden içi işçi
güvenliği açısından ihmalleri bulunanlar bakımından yeni bir suskunluk hakim olmuştur.
Komisyon raporunda, sondaj, eski imalatlar, bırakılmış topuklar, tasmanlar, oluşan
faylar, sondaj verileri, kömür kalınlığına dair tablolar, üretim yapmanın zorluklarının zaman
30
içinde iş güvenliğine ve çalışma şartlarına olan etkisine detaylı biçimde bağlanmamış, bu
önemli sayısal veriler aktarılırken analizi hızlıca geçilmiş, hatalı konumdakilerin
sorumlulukları kaleme alınmamış, aktarılan veriler ve sayfaları dolduran uzun tablolar üzerine
sonuç almayan yorumlar yapılarak, hakikatler raporda adeta başıboş bırakılmıştır. Örneğin;
madendeki damar kalınlığına dair eldeki verilerin madendeki üretim yöntemleri,
karatumbadan göçertme ve patlatmalara, oradan da işçi sağlığı ve güvenliğine kadar
bağlantısına daha açıkça değinilmesi gerekmekteydi.
Bu durumda, raporu okuyacak meslek harici ya da Komisyon üyesi olmayan bir
kişinin yaşanan işçi sağlığı ve güvenliği sorunlarını anlaması, faciayla bağlantılandırması ve
sorumlular hakkında fikir yürütmesi neredeyse imkansızdır.
Soma’da “sermaye-siyaset” bağlantısının “dayıbaşılık” ve istihdam koşulları içinde
ayrıca ayrıntılı yazılmasında büyük anlam olduğu halde, komisyon raporu bu başlık altında da
suya sabuna dokunmamıştır.
Hangi işçilerin hangi dayıbaşına bağlı olduğunu aktaran ve Milletvekillerimiz
tarafından belgelenen mesleki eğitim tablosu, Soma gerçeğini özetlemektedir. Firmanın, teftiş
ekiplerinin, Bakanlığın diğer ilgili birimlerinin, iş güvenliği uzmanlarının Soma’da bu konuyu
artık kanıksamış hale gelmeleri, son derece düşündürücüdür.
Madenci Beyanları Komisyona Anayolu Göstermişti, Ancak o Yoldan Sapıldı
İşçi beyanlarının, özellikle Soma’daki ilk görüşmelerdeki tutanaklardan daha ayrıntılı
alınarak rapora aktarılması, maaş bordrosu örnekleri ve mitinge işçi taşınmasıyla
birleştirilmesi; işçilerin mesleki eğitimlerinin nasıl gelişigüzel, çoğu zaman da hiç
verilmediğinin Ankara’da, Komisyon Başkanı Sayın Ali Rıza ALABOYUN tarafından
dinlenen ve S panosundan sağ kurtulmuş madencilerimiz İbrahim GENÇ ve Yusuf
KOÇHAN’ın tutanaklarından aktarılması gerekmekteydi.
Meclis Araştırma Komisyonu’nun üyelerine resmi davet yoluyla haber verilmeksizin,
Komisyon Başkanı Aksaray Milletvekili Sayın Ali Rıza ALABOYUN tarafından 7 Ağustos
2014 tarihinde, TBMM’de dinlenen madencilerimizden Sayın İbrahim GENÇ ve Sayın Yusuf
KOÇHAN’ın madendeki çalışma ilişkileri, iş ve işçi güvenliği, maden teçhizatı, madenci
31
eğitimi konularında anlattıkları eksiklikler, facianın göz göre göre geldiğini bir kez daha
ortaya koymuştur. En fazla kaybın verildiği “S” panosundan sağ kurtulan bu
madencilerimizin, facia öncesi ve facia saatlerini tüm gerçekliğiyle anlattıkları yayımlanmış
resmi tutanaklara dayanılarak Soma faciasını netleştireceğini savunduğumuz 25 başlığı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK’e sorduğumuzda, Bakanlık bu sorulara
“soruşturmanın sürdüğü” gerekçesiyle net yanıt vermemiştir.
Komisyon raporunda da iki madencimizin ifadelerine geniş yer ayırılmamıştır. Oysa,
madencilerimizin anlattığı bilgiler ve yaşadıkları deneyimler, facianın aydınlatılması
bakımından kritiktir.
Savcılığa sunulan bilirkişi raporunda da bir bölümü yer tutan tespitlerin
komisyonumuz tarafından çok daha ciddiyetle ele alınması ve sorumluların bu hat üzerinden
de gidilerek öne çıkarılması, mevzuat ile facia arasındaki bağlantıların, uygulama ile
yönetmelikler arasındaki çelişkilerin bu biçimde de gündemde tutulması gerekirdi.
Gerçekleri sorgulayacak bir komisyonun, siyasal kararlarla madencilik uygulamaları
arasında, madenci beyanları üzerinden sorgulaması gereken temel sorular şöyle şekillenebilir:
“S” panosundaki havalandırma çıkışını, diğer madenlerdekinin aksine, paralel değil
seri bağlayarak, kirli havayla temiz havanın aynı yerden karışarak çıkmasına neden olan ve
işçilerin kirli havadan girip yine kirli havadan çıkmasına yol açan düzeneğin tehlikesi, facia
öncesindeki Bakanlık teftişlerinizde yer almış mıdır?
Facia sonrası İş Teftiş Kurulu raporlarında, havalandırmada kirli hava giriş çıkışının
seri bağlanmasının yarattığı büyük sorunlar yer almış mıdır?
Madencilerin üzerinde gaz maskeleri olmaksızın panolarda çalıştırıldığı bu tutanakla
da belirtilmişken, Bakanlığınızın son teftişlerinde madende maskesiz çalışma tespit edilmiş
midir; şirket ve TKİ’ye bir yaptırım uygulanmış mıdır?
Madencilerin çizmesi delindiği halde, defalarca istemelerine karşın, madenciye maske,
çizme vb. temel ekipmanların verilmeyerek üretime zorlanması, Bakanlık denetimlerinizde
kayda geçirilmiş midir?
İş yetiştirmek ve üretimi her ne pahasına olursa olsun arttırmak adına, presçinin yapması
gereken işin, ehil olmayan tarama, ayak ya da sökümcü ustalarına yaptırıldığı yönünde
32
madenci beyanları ortadayken, facia öncesi Bakanlık denetim raporlarınızda yer almış
tespitler var mıdır?
Facianın öncesinde ve facia gününde, ortamdaki aşırı ısınmanın yetkililere haber verilmesine
karşın üretimin devam ettirilmesi kararına karşı, Bakanlık 13 Mayıs'tan sonra, Soma
genelindeki diğer madenlerde yaptığı teftişlerde bu aşırı ısınma belirtilerine karşı hangi
denetim raporlarını hazırlamıştır?
Facia sırasında son derece kritik kararların alınmasına aracı olması gereken, madenin
farklı panoları arasındaki telefon haberleşme ağının çalışıp çalışmadığına dair son idari
kontroller ne zaman yapılmış, hangi bulgulara ulaşılmıştır; facianın ardından hazırlanan Teftiş
Kurulu raporunda haberleşme ağına ilişkin hangi tespitler yer almıştır?
Facia öncesindeki Bakanlık denetimlerinizde, madende kaç adet tahlisiye cihazı tespit
edilmiş, bunların kullanımına dönük uygulamalı bir denetim yaptırılmış mıdır?
Ölen madencilerimizin büyük bölümünün madene her gün yürüyerek inip çıkarken
“S” panosunun kirli havasını taşıyan nefeslikleri yol olarak kullandığı bilgisi ortadayken;
temiz hava çıkışının işçilere kullandırılmadığı tespiti, Bakanlığınızın facia öncesindeki
denetim raporlarında yer almış mıdır; facia sonrası Teftiş Kurulu raporunda hangi ifadeler yer
almıştır?
Firmanın, işçilerin ısrarıyla, temiz hava çıkışı ve havalandırma için “S” panosuna fan
kurmaya razı olduğu ancak bunun gerekli bağlantısını yapmadığı, Teftiş Kurulu raporlarında
da ortaya konmuş mudur?
Tutanaklarda yer aldığı üzere, facia sırasında, Vardiya Amiri Sayın İsmail ADALI’nın
üzerinde tahlisiye cihazı olmaksızın ilk müdahale etmeye çalışması, devamında vantilator
fanlarının
durdurulmaması
ve
hava
akımının
tersine
çevrilmeyerek
dumanın
azaltılamamasının facianın etkisini büyüttüğü yönündeki görüş, Bakanlığınızın olaya ilişkin İş
Teftiş Kurulu raporunda nasıl karşılanmıştır?
Madenci Sayın Yusuf KOÇAK’ın ifadesinde yer aldığı üzere, “S” panosundaki
tavanda, anayola yakın bölgede, facia öncesindeki günlerde yaşanan göçüğün iyi bir
perdeleme yapılmadan kapatılmaya çalışıldığı, bu tavanda temiz havayla kirli havanın temas
ettiği nefeslik kısmında aşırı ısınma olduğunun madenciler tarafından Sayın İsmail ADALI’ya
bildirilmesine rağmen üretime devam ettirilmeye zorlandıkları, kirli havayla temiz havanın
33
temas ettiği yerde oluşan boşluğun gözle görülür büyüklükte olduğu ve işçiler tarafından
yönetimin sürekli uyarıldığı, normalin çok üzerinde gaz ölçüldüğü bilgisi ortadayken,
Bakanlığın İş Teftiş Kurulu raporunda bu ısınma ve göçüğün faciaya etkisi nasıl
değerlendirilmektedir?
Bakanlık, “S” panosundaki bu sorunlu bölgeye dair facia öncesi denetim raporlarında
herhangi bir tespiti olmuş mudur? “S” panosundaki havalandırma borularının “demir” yerine
“plastik” malzemeden döşenmiş olması Bakanlık teftişlerinizde tespit edilmiş midir; edilmişse
bu plastik boruların demir borularla değiştirilmesi neden sağlanmamıştır?
Madende, “S” panosu haricinde de demir yerine plastik havalandırma borusu
kullanılan pano ve anayol var mıdır?
Madendeki taşıyıcı bantların tamamının yanan cinsten olduğu ve yangının büyüyerek
hızlanmasına bu bantların da neden olduğu tutanaklara yansımıştır. Bakanlığınızın facia
öncesi teftişlerinde, bu bandın yanmayan malzemeden alınması yönünde raporu var mıdır?
Facia sonrasındaki İş Teftiş Kurulu raporunda, olayın büyümesine taşıyıcı bandın
etkisi nasıl değerlendirilmiştir? Mevcut gaz maskelerinin yeterli randımanı vermeyeceğini
belirten, çalışma ortamının büyük kaza riski taşıdığını savunan merhum Mühendis Koray
KARADAĞ’ın facia öncesinde de devam eden uyarıları için Bakanlığınız ve şirket yetkilileri
ne yapmıştır?
Merhum Mühendis Koray KARADAĞ’ın, facia öncesinde çalışma şartlarından
yakınarak, madencilere “Bu ocağı nasıl çalıştıracağız bilmem yani herhâlde yürütemeyeceğiz.
Yine de Soma’da en iyi yer burası. Yerlerinizi kaybetmeyin” ifadesi karşısında, Bakanlığın
2013 ve 2014 yıllarında, Soma genelindeki diğer madenlerde hangi eksikleri tespit ederek ne
gibi yaptırımlar uygulamıştır; Eynez böyle ise diğer madenler için acil bir eylem planı
oluşturulmayacak mıdır?
Madenci Sayın İbrahim GENÇ’e, 10 yıldır aynı firmanın farklı madenlerinde
çalıştırılmasına karşın, ustalık kursu dışında hiçbir işçi güvenliği eğitiminin verilmediği
gerçeğinden hareketle, Bakanlık madenlerde işçilerin güvenlik eğitimini nasıl denetlemektedir
ki böyle bir düzensizlik hüküm sürmüştür?
Bakanlık denetimlerinde neden sadece firmanın hazırladığı kayıt defterleri üzerindeki
beyana bağlı kalınmış, işçi güvenliği ve madende ilkyardım planlaması neden uygulamalı
34
olarak denetlenmemiştir?
Madenci Sayın İbrahim GENÇ’in belirttiği üzere, işçilerin yoğun duman altında, ilk
hamlelerden birisi olan burnunu kapatıp gaz maskesine ya da delik delinen ve içinden temiz
hava gelen plastik borulardan nefes almasını dahi sağlayamaması, yaşanan işçi güvenliği
eğitimlerindeki eksikliği ortaya sermişken, Bakanlık madenlerde işçi ve sağlığı güvenliği
eğitimlerinin
nitelikli
verilmesine,
eğitim
süresinin
arttırılmasına
ve
uygulamalı
denetlenmesine dönük çalışmaları neden yeterince yürütmemiştir?
Panolarda neden oksijen tüpleri bulundurulmamışsa, facia öncesi denetimlerde bu
eksikler için firmaya neden yaptırım uygulanmamıştır?
Yasalar Çıkıyor, Ancak Yönetmelikler Geç ve Eksik Yazılıyor
Madencilikte iş güvenliğini sağlamaya dönük yasaların uygulama yönetmeliklerinin
aylarca bekletilmesi sonucunda ortaya çıkan yaptırım boşluklarının ne gibi olumsuz sonuçlara
yol açtığını, Komisyonumuzun 30 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren İş Sağlığı ve
Güvenliği Yasasının yürürlük tarihinden itibaren örneklerle açıklamasında yarar vardı, çünkü
teftiş elemanları, yasa çıkmasına rağmen hazırlanmayan, geç yürürlüğe giren yönetmelikler
nedeniyle, idari ceza ya da kapatma cezası vermede hangi yönetmeliğin kendisine dayanak
oluşturduğuna kanaat getirememiştir. Bu bakımdan, komisyonun, mevzuat boşluklarının
madencilikte yarattığı yaptırım sorunlarına ayrıntılı eğilmesi yerinde olmuştur.
Yasal Mevzuattaki Boşluk ve Gecikmelerin Siyasi Sorumlularından Hesap
Sorulmamıştır
Dünyada başarılı madencilik örnekleri az sayıda yasa, çok sayıda yönetmelik ve
hemen her duruma özgü bir yaptırımı detaylandırmış iken, yetkili Bakanlıkların bu
sorumluluktan sıyrılması ise kabul edilemez. Denetimler, yasa olmasına karşın, Bakanlıkların
yönetmeliği geciktirmesi sonucu gerekli uygulama alanına kavuşamamış; rapora yansımış
teftişlere dair sonuç tablosuna döküldüğü gibi, şirketler iç denetim konusunda gerekli bilince
sahip olmamış ve denetimlerden önce göstermelik olarak eksiklerini kapatmaya yeltenmiştir.
35
Komisyon, alanında uzman meslek kuruluşları, örgütler, sendikaları dinlemiş, ancak
bu kesimlerin görüşleri yeterince raporda analiz konusu edilmemiştir.
Bu bakımdan, sorunların çözümüne dair hiçbir altyapıyı sağlamadan, asıl sorumlular
üzerine söz söylemeden yine koltuklarını koruyan bu siyasal sorumlulara çözüm önerileri
götürmek anlamsızdır, samimiyetten uzak bir oyalamadır. Tüm bunların üzerine madencilik
alanında çalışanların adalet talebi ve toplumun hesap vermeye dair beklentilerini karşılamış
gibi bir de Madencilik Bakanlığı kurma önerisini taslağa yazmak, Komisyonun öncelikli işi
olmamalıdır.
Komisyon raporunun 8 inci bölümü, “Kaza Öncesi Ocağın Durumu ve Kazanın
Oluşumu”nu içermekte, ancak faciaya dair kesin bir sonuca varamadığını paylaşmaktadır.
Bütçe, yetki ve kaynak açısından çok daha avantajlı olan komisyonun facia nedeni üzerine
tıkanması bir yana, devletin kaynaklarını bu facianın araştırılmasına yeterince seferber
etmeyişi, facia sonrasında geçen 7 ay boyunca madenci ölümlerini azaltmaya dayalı somut bir
önlem paketini uygulamaya geçirememesi düşündürücüdür. Facia nedenleri gerek uzmanlar,
gerekse meslek örgütleri tarafından hala tartışılmakta olup, konuyla ilgili kati ifadeler
kullanmak mümkün değildir.
Komisyon raporunda kazanın oluşumu meslek örgütleri tarafından hazırlanan raporlardan
özellikle iki açıdan oldukça farklılık göstermektedir. İlk farklılık, kazanın teknik nedenleri
konusundadır. Raporda kazanın teknik nedenleri açıklanırken Şirket Yönetim Kurulu
Başkanvekili Can GÜRKAN’ın açıklamalarıyla Genel Müdür Ramazan DOĞRU’nun
açıklamaları neredeyse örtüşmektedir. Raporun bu kısmını şirket yetkilileri gibi bir bilinmeze
veya öngörülemeyen, önlenemeyen kaçınılmaz bir facia gibi göstermeye çalışmaktadır.
İkinci önemli husus ise facianın oluşumu ve nedenleri ile ilgili olarak sistemsel ve
kurumsal sorunların gerekli şekilde irdelenmemiş olmasıdır. Bilirkişi raporu ile hazırlanmış
diğer raporlarda facianın meydana geldiği Soma-Eynez sahasının sahibi olan TKİ ile bu
sahaya ruhsat veren, projelerini onaylayan ve denetleyen MİGEM ve bu kuruluşların bağlı
bulunduğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın sorumlulukları ve ihmalleri
irdelenmemiştir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile birlikte sorunun işçi sağlığı ve iş
güvenliği sorunu olması hasebiyle ülkemizde 6331 Sayılı Yasa’nın sahibi ve uygulayıcısı olan
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile bu mevzuatı düzenleyen İşçi Sağlığı ve Güvenliği
36
Genel Müdürlüğü ve denetim sistemini oluşturan ve politikalarını belirleyen İş Teftiş Kurulu
Başkanlığı’nın sorumlulukları ve ihmalleri irdelenmemiştir.
Soma’da Kurtarma Zaafiyeti Faciayı Derinleştirdi
Raporda facia sonrası kurtarma faaliyetlerinin tam bir kaos ve keşmekeş ortamında
yürütülmüş olmasına ve her türlü bilgi kirliliği ve belirsizliğe rağmen (kazadan sonra son
cenaze çıkarılana kadar ölü sayısının ve isimlerinin belirlenememesi), bu çalışmaların bir
başarı gibi gösterilme denemesini kabul etmiyoruz. İlerleyen bölümlerde, “Kriz Yönetimi” alt
başlığında, Soma’da facia sonrasındaki ilk 12 saatin “yönetilemeyişi” detaylı biçimde ele
alınmıştır.
Soma’da yaşanan facia benzeri facialar çağdaş ve madenciliğin gelişmiş olduğu
ülkelerdeki uygulamalar incelendiğinde siyasilerin kurtarma çalışmalarına teknik ve
sosyolojik açıdan asla katılmadığı ve müdahale etmediği görülmektedir. Oysa ki Soma’da
tüm açıklamaları kendi uzmanlık alanı olmasa da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız yapmıştır. Yapılan taraflı ve gizemli açıklamalar bilgi kirliliğine neden olmuş ve
toplumsal infial artmıştır. Siyasilerin olaya müdahalesi nedeniyle madencilik kurtarma
faaliyetleriyle ilgili olmayan onlarca resmi olan veya olmayan kuruluş kurtarma faaliyetlerine
katılarak bir kaos ortamının oluşmasına neden olmuşlardır. Bu nedenle kurtarma faaliyetleri
için gelen Türkiye Taş Kömürü ekibi yaklaşık 12 saat sonra sürece müdahil olabilmişlerdir.
Kurtarma faaliyetlerini yönetmekle görevli olan AFAD ise bünyesinde maden
mühendisi kadrolarının olmaması nedeniyle tam bir fiyasko örneği olmuştur.
Bu konuda AFAD’ın yapılanmasındaki en önemli sorun, kurumun bünyesinde bu iş
için yetişmiş ve deneyimli maden mühendisi vd. kadrolarının yer almamasıdır. Ayrıca,
AFAD’ın illerde valilere bağlanarak yeniden yönetim ve organizasyonunu düzenleyen 6525
Sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun”, 2012 tarihli Büyükşehir Yasası’nın görüşülme sürecinde ele alınması gerekirken bu
konu ihmal edilmiş, AFAD’in görev ve yetkilerinde kime bağlı olacağına dair boşluklar,
ancak 30 Mart seçimlerinden kısa bir süre önce, 27 Şubat 2014 tarihindeki yasal
düzenlemeyle
doldurulmaya
çalışılmıştır.
Kanun
teklifinin
TBMM’deki
komisyon
görüşmelerinde de uyardığımız gibi, AFAD’ın örgütlenmesinin oturması ve işlerlik
kazanması çok geç bir tarihe bırakılmıştır. Acil durum yönetimindeki sorunlara yasal
gecikmelerin etkisi de komisyon raporunda gündeme getirilmemiştir.
37
AFAD bünyesinde özellikle madenciliğin yoğun ve riskli olduğu bölgelerde yeterli
nicelik ve nitelikte maden mühendisi kadroları yer almalıdır.
Soma’da yaşanan tüm bu süreçlerden maalesef hiç ders alınmadığı Ermenek
faciasında da görülmüş ve kazadan sonraki 48 saat içerisinde neredeyse hiçbir aşama
kaydedilememiştir.
Tarafsız Kamu Denetimini Yük Sayan Hükümet Politikaları, Faciaya Ortam
Hazırlamıştır
Ülkemizde uygulanan küresel politikaların son aşaması “denetimsizleştirme” olup
bunun hataları en çok AKP iktidarı döneminde görülmüştür. AKP iktidarı döneminde Yüksek
Denetleme Kurulu, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı Teftiş Kurulu; İş-Kur Teftiş Kurulu kapatılarak başka kurullara aktarılmış
veya yapıları değiştirilmiştir. Ayrıca ülkemizde son 12 yılda pek çok teftiş kurulu kapatılmış
ya da mevzuat ve ekonomik yönden işlevsizleştirilmişlerdir. Bu nedenle, Soma faciasındaki
eleştirilerin odaklarından biri olan teftiş hizmetleri ve uygulamalarının baş sorumlusu AKP
hükümetleridir.
Komisyon raporunda işverenin sorumlulukları ve organizasyonu tartışılmış, bu açıdan
6331 Sayılı yasa ile 3213 Sayılı Yasa kapsamında işveren tarafından yürütülmesi gereken iş
güvenliği organizasyonu (iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, teknik nezaretçi) ve aksaklıklar
belirtilmiştir. Ne var ki, bu konuda TBMM’de 2010 tarihinde kurulan Maden Araştırma
Komisyonu ile Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu’nun hazırladığı raporlar,
TMMOB Maden Mühendisleri Odası, TMMOB’ye bağlı diğer odalar, Türk Tabipler Birliği
ve Türkiye Barolar Birliği tarafından yıllardır yapılan açıklamalar, kanun teklifleri verilmiş
olmasına rağmen siyasi iktidar tarafından toplumsal çıkarlar yerine belirli çıkar gruplarının
taleplerinin öncelikli ele alınmış olması nedeniyle yaşama geçmemiştir.
38
Sonuç
AKP’li yıllarda Türkiye, sorunlarını çözecek iradeyi bürokratik süreçlere, geniş sayıda
personel ve kabarık bütçelere havale ederek, çözemediği konuları yeni kurumlar ya da
“paketler” üzerinden ümit besleterek, çözemediği şeylerin adına “açılım” diyerek çok zaman
kaybetmiştir.
Şimdi biz, madenciliğimizi bu hale getiren siyasal yapıyla, o yapının iç içe girdiği rant
düzeniyle hesaplaşmadan bu komisyonun çalışmalarını kapatırsak, her işimizi halletmiş gibi
üstüne bir de Madencilik Bakanlığı kurmaya kalkarsak, 301 madencimizin ahı üzerimizde
olacak, işsiz kalan madencilerimiz ve ailelerimizin endişeli geleceği, Soma’da babasını
yitirmiş çocuklarımızın yaşamlarına dair soru işaretleri yüzüstü kalacaktır.
Biz, Türkiye’de madenciliğin bu hale gelmesinde, madencilerin açlık ile ölüm arasında
sıkışmasına zemin hazırlamış siyasilerin, özel ya da kamudaki yetkililerin hiçbir koruma
kollama altına alınmadan hesap vermesini istiyoruz. Madenlerde insanca, hakça bir düzenin,
devletin çalışma barışı ve üretim alanında sosyal adalete dayalı bir politika izlemesi adına
sektörün farklı temsilcilerinden aldığımız görüş doğrultusunda oluşturduğumuzadalet
çağrımızı ve Meclis’e sunduğumuz somut paketimizi “Sonuç” bölümünde, “Çözüm
Önerilerimiz” alt başlığında paylaşmış bulunuyoruz.
Biz, yazdığımız metinle, bir muhalefet şerhi değil, olması gereken ana raporunu
kaleme alıyoruz. Soma’nın adalet ve vicdan talebinin Meclis’te yankı bulması, gerçek
sorumluların hesap vermesinin araştırılmasını savunuyor, Türkiye’nin insanca, hakça bir
düzende emeğe saygılı bir ülke olması için direniyoruz.
Soma’nın unutturulmaması ve karartılmaması adına, bize bu süreçte böyle bir
muhalefet anlayışı izlememiz gerektiğine dair çok önemli bir tarihsel sorumluluk yükleyen ve
destek veren tüm yurttaşlarımıza,
emeğin kutsallığına inanmayı görev bilmiş basın
mensuplarına, başta Maden Mühendisleri Odası olmak üzere katkılarına esirgemeyen tüm
meslek örgütlerine, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına, gönüllülerimize, onurlu duruş
sergilemiş “gerçek sendikacılara” teşekkürlerimizi sunuyoruz.
39
2. Komisyonun Oluşumu
Facia tarihi olan 13 Mayıs’tan 15 gün önce, 29 Nisan 2014 tarihinde TBMM
gündemine getirdiğimiz ve 23 Ekim tarihinde 52 Milletvekilimizin imzasıyla verilen
araştırma önergemiz reddedilmiş, o önergenin reddedilmesinden 15 gün sonra Türkiye,
tarihinin en büyük iş cinayetini yaşamıştır.
Partimizin, o günkü görüşmelerde siyasi parti mitinglerine götürülen madencilerden,
sürekli madenlerde yaşanan iş kazalarına dair tüm uyarıları iktidar partisi milletvekilleri
tarafından duymazlıktan gelinmiş, AKP Manisa Milletvekilleri Soma’nın bu gerçeğini örtbas
etmek için ellerinden geleni yapmıştır. O tarihteki tutanaklarda AKP Manisa Milletvekili
Muzaffer Yurttaş ‘İnşallah, bundan sonraki dönemde de hem işverenlerin hem işçilerin
sorunlarını çözecek olan, işçi sağlığı ve güvenliği konusunda en güzel düzenlemeleri kimsenin
burnu kanamayacak şekilde yapacak olan da AK PARTİ’dir.’ 1dedikten 15 gün sonra
Soma’da 301 madencimiz göz göre göre ölüme gönderilmiştir.
Soma faciasının hemen akabinde bir açıklama yapan dönemin Başbakanı Recep
Tayyip ERDOĞAN, önergemize ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 29 Nisan 2014 tarihli
konuşmasına atfen; "Soma ile ilgili CHP'li milletvekilinin getirdiği öneri veya önerge, sadece
o günkü gündemi engellemeye yöneliktir ve kendi konuşmasında da Soma ile ilgili bir kelime
bulamazsınız. Gerekli cevabı zaten arkadaşlarımız da verdiler. 'Bunu bir başka zamanda
gündeme getirip konuşalım, konuşabiliriz' dediler. Olay şu anda, tam böyle bir anda, tam bir
suistimal olarak kullanılma gayreti içerisindedir. Bunun istismarına da biz zaten fırsat
vermeyiz. Olay zaten mart ayının sonunda olmuştur. Şu anda nisan, mayıs, bir buçuk ay.
Böyle bir süre geçmiştir." diyebilmiştir.
13 Mayıs faciasının hemen ardından iktidar partisi tarafından verilen önergelerle
birlikte daha önceden de verilmiş olan 11 adet önerge TBMM Genel Kurulunda birleştirilerek
kabul edilmiş ve resmi adı “Manisa’nın Soma İlçesinde Başta 13 Mayıs 2014 Tarihinde
Olmak Üzere Meydana gelen Maden Kazalarının Araştırılarak Bu Sektörde Alınması Gereken
İş Sağlığı ve İş Güvenliği Tedbirlerinin Belirlenmesi Amacıyla Meclis Araştırması
Komisyonu” 21.05.2014 tarihinde kurulmuştur.
1
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/ham/b08201h.htm
40
4 Haziran 2014 tarihinde çalışmalarına başlayan Komisyonu’nun ilk toplantısında bu
Komisyona önyargısız yaklaştığımızı ifade etmiş ve elimizden gelen her türlü katkıyı
sunacağımızı söylemiştik. Komisyonu’nun en kutsal görevinin halkımızın verdiği temsil etme
görevini layıkıyla yerine getirmek olduğunu, Anayasa’mıza ve İçtüzük’e göre bağımsızlık,
tarafsızlık ve hakkaniyet ilkelerine uygun çalışması gerektiğinin de altını çizmiştik.
Kabulümüzün bu ilkeler olduğunu ve bu doğrultuda işbirliği içerisinde, tekrar benzer
faciaların yaşanmaması için ne gerekiyorsa yapılması için çalışacağımızı da vurgulamıştık.
Özellikle Komisyonumuz üyelerinin yasama görevini değil, denetim görevini yaptığını
ve iktidar partisini değil hükümeti denetlediğimizi, bu nedenle Komisyonumuzun iktidar
partisi milletvekillerinin de bu anlayış içerisinde olmasını beklediğimizi de eklemiştik.
Komisyon, Meclis Başkanlığının çağrısı üzerine yapılan 04.06.2014 tarihli ilk
toplantısında Komisyon Başkanı, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtip üyelerini seçmiştir. Bu
toplantıda, Komisyon Divan Başkanlığı’nın oluşumu sırasında muhalefet olarak Başkanlık’a
aday göstermeyeceğimizi, bu konuda bir seçim ve rekabetin doğru olmayacağını da ifade
etmiş ve görev bölümünün uzlaşı ile yapılması gerektiğinin altını çizmiştik. Oradaki tavrımız
açıkça Komisyon Başkanlığı’nı iktidar partisine teklif ederken, iktidar partisinden de
Başkanlık Divanı’nın oluşumu için bir uzlaşı hamlesi beklemek anlamındadır.
Ancak, iktidar partisi Başkanlık Divanındaki 4 üyelik için de kendi milletvekillerini
aday göstermek suretiyle 3 muhalefet partisinin bu Komisyonun ruhuna uygun düşeceğini
düşündüğü uzlaşı teklifini reddetmiş, bunun üzerine muhalefet partisi milletvekilleri
oylamada boş oy kullanmak suretiyle Başkanlık Divanı iktidar partisi milletvekillerinin
oylarıyla tamamen iktidar partisi milletvekillerinden oluşmuştur.
Komisyon Başkanlığına Aksaray Milletvekili Ali Rıza ALABOYUN (9 oy),
Başkanvekilliğine Bartın Milletvekili Yılmaz TUNÇ, Komisyon Sözcülüğüne Balıkesir
Milletvekili Ali AYDINLIOĞLU ve Kâtip üyeliğe Adana Milletvekili Fatoş GÜRKAN (9’ar
oy) alarak seçilmişlerdir.
Bizler, Başkanlık Divanı oylamasında iktidar partisinin diğer partilere de görev
vermesini ve bu şekilde Komisyonun işbirliği içinde çalışacağını öngörürken, iktidar partisi
bunu tercih etmek yerine Başkanlık Divanındaki tüm görevleri almayı tercih etmiştir.
41
Komisyonumuz İçtüzük gereği Meclis’teki sandalye dağılımındaki temsil oranında partilerden
üye alırken, Başkanlık Divanı, görev dağılımında muhalefete de görev vermek gibi bir yetkiyi
kullanabilecek olan iktidar partisi marifetiyle tamamen AKP Milletvekillerinden kurulmuştur.
Nitekim, Komisyonumuz Başkanlık Divanı’nın, Komisyonun özellikle muhalefetteki
üyelerinin dahi son dakikada haberi olduğu ve Komisyon Başkanı Sayın Ali Rıza
Alaboyun’un "Soma Kömür İşletmeleri AŞ.'ye ait Eynez Kömür Ocağındaki barajın
kaldırılması" nedeniyle yaptığı basın toplantısı da bu durumun yarattığı sonuçlardan biridir.
Komisyonun muhalefet partilerine mensup üyeleri dahi o gün Soma Kömür İşletmeleri AŞ’ye
ait durumu basın mensupları ile birlikte öğrenmişlerdir.
Ayrıca, 7 Ağustos 2014 tarihinde Komisyon Başkanlık Divanı’nın Komisyon
üyelerinden habersiz bir şekilde yaptığı toplantı2 İç Tüzük ve hukuka aykırıdır ve bu toplantı
da Komisyon’dan beklenen şeffaflık ilkesine uymamıştır. Tüm bu göstergeler Başkanlık
Divanının, tamamını kendi üzerinde tutmak istediklerinin göstergesi niteliğindedir.
Gerek Başkanlık Divanı, gerekse AKP grubunun işbirliği, birlikte çalışma, şeffaflık
gibi konuları söylem bazında ifade etmiş olsalar da kritik aşamalarda bu gerçekleşmemiş,
zaman zaman Komisyon Başkanı’nın yaptığı açıklamalar sanki Komisyonun görüşü gibi lanse
edilmiş, kimi zaman Bilirkişi raporunun aleyhinde, kimi zaman kazanın oluş şekline ilişkin
şirket yöneticilerinin söylemleri ile paralel yapılan bu açıklamalar da bir algı yönetimin
parçası haline getirilmiştir.
2
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=844
42
Ayrıca Komisyona muhalefet partileri tarafından verilen kritik önergeler de tek tek
reddedilmiş, sırf muhalefetten geldiği için söz konusu önergelerin önemi göz ardı edilmiştir.3
Oysa bu önergelerimiz kabul edilmiş olsaydı;

Mevzuattaki eksikliklere yönelik bir çalışma yapılarak ara rapor yazılacak ve o
dönemde görüşülmekte olan Torba Kanuna eklenerek, mevzuatta ivedi değişikliğe
gidilecek, belki de 13 Mayıs Soma faciasından sonra meydana gelen ölümlü kazaların
önüne geçilebilecekti.

Yine önergelerimiz kabul edilse idi; Komisyonumuzun çalışmaları sürerken, hali
hazırda İş Kanunu ile ilgili torba yasanın görüşmelerinin devam ettiği bir süreçte Plan
Bütçe Komisyonuna, ilgili Bakanlıklara, Meclis’te grubu olan tüm siyasi parti Grup
Başkanlıklarına; Gerekli kanuni değişiklikler yapılarak ölümlü maden kazalarına
sebebiyet veren şirketlerin ruhsatlarının askıya alınması gerektiği, yapılan incelemeler
ve soruşturmalar sonucu kusurlu olduklarının ispatlanması halinde ruhsatları iptal
edilen şirketlerin yeniden maden iş kolunda çalışmalarının kusur durumlarına göre
belli bir süre ya da tamamen yasaklanmasını, Soma’da ve diğer tüm madenlerde
çalışması durdurulan madenlerin işletmesine üniversitelerden, TKİ, Enerji Bakanlığı
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkililerinden, sivil toplum kuruluşları ve
meslek örgütlerinden oluşan idari ve teknik bir kayyum heyetinin atanmasını
güvenliğin
sağlanıp
sağlanmadığı
yeniden
üretime
geçip
geçilmeyeceği
yetkilendirilecek bu kurul tarafından belirlenmesi gerektiğini söylemiş olacak ve
Soma’da şu an yaşanan hukuki sorunların bir nebzede olsa önüne geçebilecektik.

Verdiğimiz önergeler kabul edilmiş olsa idi; 13 Mayıs’tan sonra madencilere verilen
sözlerin takibi bizzat Komisyonumuz tarafından yapılacak, şu anda bir SMS ile işsiz
kaldığını öğrenen 2831 işçimizin mağduriyetine belki de çok önceden çözüm
bulunabilecektik.
Bu ve benzeri pek çok önergemizin reddedilmesinin yarattığı sonuçlar ortada iken,
Komisyonumuz aynı zamanda aktif hareket etmekten kaçınmış, konuyu bilimsel ve teknik bir
inceleme sürecine indirgemiş ve nihayetinde Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı İş
Güvenliği Paketinde dahi önerilerine yer verilmeyen bir Komisyon olarak da tarihe geçmiştir.
3
Ek-1/Manisa'nın Soma İlçesinde Başta 13 Mayıs 2014 Tarihinde Olmak Üzere Meydana Gelen Maden
Kazalarının Araştırılarak Bu Sektörde Alınması Gereken İş Sağlığı Ve İş Güvenliği Tedbirlerinin Belirlenmesi
Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna Sunulan Önergeler
43
3. 13 Mayıs’tan Önce Soma
Türkiye Büyük Millet Meclisi 24 üncü dönem çalışmaları boyunca Soma’da 13 farklı
maden kazasında 14 işçimiz hayatını kaybetmiştir.
13 Mayıs 2014 tarihine kadar Soma ile ilgili onlarca soru önergesi verilmiş, kimi soru
önergelerine cevap verilmiş, kimilerine ise hiçbir şekilde yanıt alınamamıştır.
Madenlerde yaşanan iş kazaları sektörün en önemli sorunu haline gelmiştir. Kazaların
tamamının iş sağlığı ve güvenliği eksiklerinden kaynaklanması maden iş yerlerinde iş sağlığı
ve güvenliği önlemlerinin gerek kamu kurumları gerekse işverenlerce dikkate alınmadığını
göstermektedir.
Büyük facia öncesinde 20 Ekim 2013 tarihinde meydana gelen meydana gelen işçi
cinayetinden sonra Manisa Milletvekilleri Soma’da madenlerde iş sağlığı ve güvenliği
tedbirleri alınmadığı için büyük bir facianın yaşanacağı uyarısını da yapmışlardır.
Soma’da Cinayetler Bitmedi!
Soma’da 24. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına başladığından
bu yana 13 kazada 14 işçi ölmüştür.
27 Haziran 2011/ Azmi Tozlu (24)- Soma Kömür AŞ.
2 Ağustos 2011 / Samet Güven (23)- Uyar Madencilik
11 Ağustos 2011/ Bahattin Akra (38) Uyar Madencilik
4 Eylül 2012 / Hasan Cabaloğlu (26) Uyar Madencilik
11 Kasım 2012 / Hasan Gököz (30 / Murat Yılmaz (31) Uyar Madencilik
18 Ocak 2013 / Fahrettin Başkan (53) Soma Kömür AŞ.
25 Şubat 2013 / Harun Tufan (35) Uyar Madencilik
7 Mayıs 2013 / Bilal Çınar (36) Ege Linyit İşletmeleri
12 Temmuz 2013 / Süleyman Gülşen (33) Soma Kömür AŞ.
44
1 Ağustos 2013 / Ahmet Türk (33) Uyar Madencilik
3 Ekim 2013 / Ali Çetinkaya (29) –Uyar Madencilik
20 Ekim 2013 / Yunus Güçlü –Uyar Madencilik
29 asım 2013 / Mustafa Asal (38) Soma Kömür AŞ.
3.1. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 24. Dönem boyunca Soma ve Madenlere Yönelik
Yaptığı Çalışmalar ve Söylemleri
Gerek Soma-Eynez bölgesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan maden faciası
sırasında ve facia sonrasında, gerekse maden faciası öncesinde, bu facianın göz göre göre
geldiğini kamu ve özel kesime duyuran, Soma’daki çalışma düzeninin nasıl bir insanlık ve
hukuk dışı ortamda işlediğini ortaya seren Cumhuriyet
Halk Partisi Milletvekilleri ve
örgütlerinin çalışmalarıyla hatırlatmakta yarar vardır:
İş Cinayetlerinde Sorumluluk Büyük Oranda İşverenlerde
Manisa Milletvekili Hasan ÖREN’in 13.11.2012 tarihinde TBMM Başkanlığına
sunduğu soru önergesinde; “Son zamanlarda özel maden işletmelerindeki iş kazası sayısında
önemli artış meydana geldiği, bir çok işçimiz bu kazalarda hayatını kaybettiği ya da
yaralandığı, 11 Kasım 2012 tarihinde özel bir firmaya ait maden ocağında meydana gelen
yangında 5 işçimiz yaralandığı belirtilmiştir.
Önergede; İki ay içerisinde aynı maden ocağında iki büyük iş cinayeti meydana
gelmiştir. 4 Eylül 2012 r-tarihindeki göçükte 3 işçimiz ağır yaralanmış, 10 gün sonra vardiya
mühendisi olarak görev yapan Hasan CANBALOĞLU maalesef hayatını kaybetmiştir.
Taşeronlaşma Soma maden ocaklarında her geçen gün artmaktadır. Taşeron sistemi iş
güvenliği ve işçi sağlığını hiçe sayan bir uygulama olduğu herkes tarafından kabul
edilmektedir” denilmiştir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından verilen cevapta Türkiye genelinde
2005-2012 dönemi için soruşturulan iş kazası- meslek hastalığı sayıları verilmiştir.
45
2005 yılında soruşturulan kaza ve hastalık sayısı 5.247 sorumluluğu tespit edilen
işveren sayısı 3406 olarak verilmiştir. Denetlenen işyerlerinde işveren sorumluluğunu oranı %
65’dir.
2008 yılında soruşturulan kaza ve hastalık sayısı 5.098 sorumluluğu tespit edilen
işveren sayısı 5014 olarak verilmiştir. Denetlenen işyerlerinde işveren sorumluluğunu oranı %
98’dir.
2012 yılında soruşturulan kaza ve hastalık sayısı 2.445 sorumluluğu tespit edilen
işveren sayısı 1408 olarak verilmiştir. Denetlenen işyerlerinde işveren sorumluluğunu oranı %
57’dir.
Görüldüğü üzere iş cinayetlerinde ve meslek hastalıklarında işveren sorumluluğu oldukça
yüksektir.
Yıllar öncesinden uyardık!
Soma’daki tüm madenlerin durumu, maden kazalarının nedenlerinin ve içerdikleri
risklerin ayrım gözetilmeden incelenmesi için bir Komisyon kurulmasını TBMM’nin 24.
Döneminde teklif ettiğimiz ilk tarih, 20 Kasım 2012’dir. CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ
ve 21 CHP Milletvekili tarafından Meclis Başkanlığına sunulan bu önergede, madencilik
sektörünün riskli yapısı baştan kabul edilmekte, ancak önlenebilir olduğunu savunduğumuz
bu kazaların dünya ve Türkiye’deki örneklerinin karşılaştırmalı incelenmesi, çalışma
şartlarının yerinde görülmesi yoluyla kaza ve can kayıplarının en aza indirilmesine dönük
politikaların belirlenmesi Meclis’e önerilmiştir.
Soma’da, 11 Kasım 2012’de özel bir maden ocağında toz yanması sonucu 2’si ağır 9
işçimizin yaralanmasıyla Soma’daki iş güvenliği önlemlerinin yetersizliğinin daha fazla açığa
çıktığının belirtildiği bu önergemizde, iş güvenliği önlemleri ve maden teknolojisinin
yeterince kullanılmadığı bilgisi Meclis ile paylaşılmış, yasama organının acilen devreye
girerek muhtemel büyük çaplı yıkımların, can kayıplarının önüne geçecek bir çalışma
yapması önerilmiştir. Söz konusu araştırma önergesi, 13 Mayıs 2014 tarihindeki facia
sonrasında kurulan komisyona kadar gündeme alınmamış, geçen iki yıla yakın sürede
Soma’da yaşanan onlarca ölümlü, yaralanmalı iş kazasından sonra her defasında Meclis
kürsüsünden Komisyon kurma ve işçilerin özlük hakları ile çalışma koşullarının
düzeltilmesine dair yaptığımız tüm çağrılar, verdiğimiz ek önergeler AKP sıraları ve Hükümet
üyeleri tarafından ilgisizlikle karşılanmıştır.
46
CHP önerdi, AKP reddetti!
Araştırma Komisyonu’nun kurulmasına ve işlerlik kazanmasına dönük çalışmalarımız
bu 2 yıl içinde devam ederken, AKP sayısal çoğunluğu Meclis’te “hayır” oylarına sığınmayı
sürdürmüştür. Soma’da ise, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı denetimi ve/veya sahası içindeki ilkel çalışma yöntemleri tüm
itirazlarımıza, Bakanlara doğrudan yönelttiğimiz uyarılarımıza karşın devam ettirilmiştir.
Madenciliğin çok tehlikeli işler sınıfında olmasına karşın, gerekli denetim ve önlemler
alınmamış, madencilerin çalışma koşulları ile madenlere gerekli teknolojik yatırımlar
yeterince
yapılmamış,
bu
konudaki
mevzuat
ve
ekonomik
kolaylıklar
yeterince
geliştirilmemiş ve Ermenek’te bir kez daha acıyla bizi baş başa bırakan Uyar Madencilik’in
Soma’daki Darkale Kömür Madeni Ocağı’nda, 20 Ekim 2013 tarihinde meydana gelen
yangında, ilk belirlemelere göre 27 işçimiz yaralanmış, Yunus Güçlü adlı madencimiz ise iş
cinayeti sonucu yaşamını yitirmiştir. Soma-Uyar Medencilik sahasında yetkililerle
yürüttüğümüz görüşmeler ve ilk saatlerden itibaren olay yerindeki incelemelerimizde, elektrik
kontağıyla başlayan yangının galeri bacalarından çıkması gereken duman tahliye edilemediği
için gaz sıkışmasına yol açtığı ve vardiya işçilerimizin büyük çaplı bir tehlike atlattıkları
belirlenmiştir.
İş Cinayetleri ile Anılan Soma Uyar Madencilik’i Kim/Kimler Korudu?
Bahse konu ocakta önceki yıllarda da ölümlü iş kazaları oluşmuştur. Tüm
uyarılarımıza karşın, Uyar Madencilik’e ait işletmenin iş ve işçi güvenliği ile ilgili alması
gereken önlemlerin alınmadığı, çalışma ortamındaki aksaklıkların ve kamu denetimi eksiğinin
sürdüğü, bu yangında da gözler önüne serilmiştir. Ocaktaki elektrik tahsisatı, hava tahliyesi
sorunları üzerine hazırladığımız ek soru önergelerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
tarafından tatmin edici yanıtlar verilememiş, 2005-2013 dönemi teftişlerinde herhangi bir
olumsuz ya da tehlikeli durumla karşılaşılmadığı, CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ’ün
soru önergesine, aynı Bakanlığın 11 Aralık 2013 tarihindeki yazılı yanıtıyla savunulmuştur.
Maden kapatma nedenleri üzerine verilen istatistiki bilgiler ve mevzuat aktarımının ötesinde,
Soma’da Uyar Madencilik ocağı hakkında verilmiş önceki tarihli kapatma kararlarının neden
bir çırpıda kaldırıldığına, iş durdurma ya da idari para cezası verme gibi yaptırımların neden
özellikle kaza öncesinde önlem almak adına değil de kazaların sonrasında yoğunlaştığına dair
ısrarlı sorularımız ise sessizlikle karşılanmıştır.
47
Noksan Çok, Kapatma Yok!
CHP Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL’in
14.11.2012 ve 01.04.2013 tarihinde
Soma’da meydana gelen maden kazalarına ve yapılan denetimlere ilişkin verdiği soru
önergelerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Mart 2013’te verilen cevapta
söz konusu Uyar Madenciliğe son 7 yılda 10 kez denetleme yapıldığını, bu denetlemelerde
işyerinde 66 adet kusur tespit ettiklerini bildirdi. Çelik, 12-14 Eylül 2011’deki teftişte 14
noksanın tespit edilmesi nedeniyle işyerinin kapatıldığını, 1 ay sonra ise işyerinin yeniden
faaliyete başladığını ifade edilmiştir. Yine gelen cevapta, söz konusu maden ocağında 5-16
Ekim 2012 tarihlerinde yapılan teftiş sonucunda bazı eksikliklerin giderildiği, 14.11.2012
tarihinde yapılan denetimler sonrasında ise ruhsat sahibine uyarı cezası yazıldığı ancak
“yangınların meydana geldiği alanlarda üretim faaliyetleri sonlandırılarak başka alanlarda
gerekli önlemler alınması, can ve mal emniyeti açısından tetkik tarihinde tehlikeli bir durum
bulunmaması
nedeniyle
üretim
faaliyetlerinin
durdurulmasına
gerek
duyulmadığı”
söylenmiştir. Bakanlık tarafından 2005, 2007, 2008, 2010, 2011 ve 2012 tarihlerinde olmak
üzere toplam 10 teftiş yapıldığı ve çeşitli noksanlıkların tespit edildiği ve şirkete idari para
cezasının kesildiği ifade edilse de üretim faaliyetleri durdurulmadığı, verilen cevapta yer
almıştır.
Emek sömürüsü ve yapısal sorunlar görülmedi!
23 Ekim 2013 tarihinde, CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ tarafından Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ’a yöneltilen önergede geçen şu ifade, 13 Mayıs 2014
tarihinde yaşanacak facianın asıl siyasi sorumluları arasında bulunan Bakanlar Taner YILDIZ
ile Faruk ÇELİK’e erken ve açık bir uyarı niteliğindedir ancak gelinen noktada kalıcı, etkin
bir kamu politikası yürütülmediği, aksine belli firmaların kayırılması, birçok Sayıştay
raporuyla da ortaya konduğu gibi, son derece tartışmalı kamu ihale ve sözleşmeleriyle
kamunun sırtından geçinen bir sermaye birikim rejiminin yaratıldığı ortaya çıkmıştır:
“20 Ekim 2013 tarihinde yaşanan kazanın ardından, Soma genelindeki maden
ocaklarının iş ve işçi güvenliği açısından denetim süreçlerini gözden geçirecek, taşeron ve
sorunlu çalışma usullerini ortadan kaldıracak bir çalışmayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ile eşgüdümlü yapmayı planlıyor musunuz?”
Özünde uyarı ve öneri barındıran bu sorulara gelen yanıtlar da dolambaçlı ve muğlak
bir dille devletin Soma’da yürüttüğü teftiş çalışmalarını ve mevzuat yığınını aktarmaya
48
odaklanmış, mevzuatta bırakılmış boşluklar yoluyla firmalara tanınan “güzellikleri”
ıskalamış, sistemin ana damarını çatlatmak üzere olan emek sömürüsü, iş güvenliği sorunları
ve madencilik politikasının temeline dair yapısal sorunları dışlamıştır.
İşçinin canı hiçe sayıldı, sesini çıkartan ise işinden oldu!
Cumhuriyet Manisa Milletvekili Sakine ÖZ 23 Ekim 2013 tarihinde Mecliste yaptığı
konuşmada; “Soma'nın insan ve enerji kaynağı için önemi ortadayken ilçemiz tüm bu
önemine karşın işçi güvenliği sorunlarında taşeron belasında âdeta başa güreşmektedir.
Sayın milletvekilleri, henüz dört gün önce, 20 Ekim Pazar günü sabıkalı maden ocağında
yaşanan yeni iş cinayetinin yarattığı tüm sorunlar Soma'da canlılığını korumaktadır.
Manisa'mızın Soma ilçesine bağlı Darkale'deki kömür ocağında yaşanan maden faciasında
yine yüreğimiz yanmıştır. AKP'nin korumalığını üstlendiği Uyar Madencilike ait maden
işletmesinde yaşanan son yangında maden işçimiz Yunus Güçlü yaşamını yitirmiş, 27 işçimiz
ise ölümle burun buruna gelmiştir. İşçimiz Yunus Güçlü'ye Allah'tan rahmet, yakınları ve
mesai arkadaşlarına başsağlığı diliyorum. AKP döneminde -devlet, denetimi bırakmışAKP'nin Manisa mitinglerine iş baretleriyle işçi taşınmıştır. İşveren partili olabilir ama o
işçilerin partili olup olmadığını bilmiyoruz- yevmiyeyle gitmek zorunda bırakılan işçilerimiz,
maden kazası olunca devlet-şirket ortaklığıyla resmen ölüme terk edilmiştir. İşçinin canı hiçe
sayılmış, sesini çıkaranın da ekmeği elinden alınmıştır.” demiştir. 4
Bakan Çelik: Türkiye hızlı bir şekilde iş kazalarını ve buradaki ölümleri
azaltmaktadır”
CHP Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL tarafından 20 Ekim 2013 tarihinde Soma Uyar
Madencilik’te meydana gelen kazayla ilgili olarak 23 Ekim 2013 tarihinde TBMM’de sözlü
olarak Bakan Faruk Çelik’e sorduğu soruya Bakan Çelik’in verdiği yanıt ise son derece
manidardır:5
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, dün de çokça dile geldi, bundan sonra da Meclis çatısı altında çokça
konuşacağız. Soma’daki çıkan yangında bir işçimizi kaybettik. Ben geçen sene, üst üste 3 tane
yangın çıktığında bu konuyu yazılı bir soru önergesiyle tarafınıza iletmiştim. Son on yılda
defalarca denetlendiğini ve 66 farklı kusurun tespit edildiğini, 2011 yılında da bir kez bir
4
5
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/bas/b008m.htm
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/bas/b008m.htm
49
aylığına kapatıldığını, ardından açıldığını yazılı olarak cevaplandırmıştınız. Hem Manisa
kamuoyu hem Türkiye kamuoyu bu şirketin sahiplerinin partinize olan yakınlığını ve bütün
eksikliklerine rağmen sizlerin iş güvenliği müfettişlerinizin raporlarının hilafında siyasi
baskıyla buranın açık tutulduğunu söylüyorlar. Bu tip bir baskıdan haberdar mısınız? Bu
maden ocağının faaliyetine hâlâ devam ediyor ve can alıyor oluşunu nasıl açıklıyorsunuz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çok
teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
…. Soma’daki yangında hayatını kaybeden vatandaşımıza ben de Allah’tan rahmet
diliyorum. Olaydan hemen sonra müfettişlerimiz oradaydılar ve havalandırmada bir çöküşün
neticesinde, tozda meydana gelen yangın neticesinde bir vatandaşımız, bir işçimiz ne yazık ki
hayatını kaybetti. Bu işletmeyle ilgili, bu iş yeriyle ilgili nisan ayında yapılan teftişte kapatma
cezası verilmiş ve daha önce de 10 bin lirayı yani 10 milyarları aşan birçok idari para
cezaları da orada uygulanmış. Bu son kapatmadan sonra, tespit edilen eksiklikler
giderildikten
sonra
tekrar
işletme
faaliyetlerine
dönmüş
fakat
buradaki
kaza,
havalandırmadaki çöküşün oluşturduğu bir kazadır. Teknik olarak şu anda çalışmalar devam
ediyor. İlk bulgulara göre, işletmenin kusurunun olduğu şeklinde teftiş raporlarında ön bilgi
olarak bizlere de ifade edildi. Kesinlikle ifade ettiğiniz gibi, insan hayatını bu kadar
ilgilendiren bir konuyla ilgili baskı veya benzeri bazı yandaş yaklaştırmaların kabul edilebilir
bir tarafı yoktur. Çalışma hayatının çok daha sağlıklı bir düzeyde sürdürülmesi konusunda
bildiğiniz gibi Parlamentoda İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı birlikte çıkardık. Bunun önemli
bölümleri 1 Ocak 2014 tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek. Burada amaç, sağlıklı bir ortamda
işçilerimizin, emekçilerimizin çalışma yaşamlarını sürdürmeleridir. Bu konuda başka bir
düzenlemeye, burada ifade edildiği gibi başka bir düzenlemeye, yani “Madeni kim çıkaracak?
Taşeron mu çıkaracak, asıl işveren mi çıkaracak?” gibi düzenlemeye gerek yok, yasa
uygulamaya girdiğinde kurallara uyulduktan sonra tüm sıkıntıların ortadan kalkacağı bir
sürece inşallah bu yasa ile girmiş olacağız. Genelde kullanılıyor, “Dünyada, efendim, iş
kazalarında 2’nciyiz.” gibi gelişigüzel değerlendirmeler yapılıyor, bunlar doğru değil
arkadaşlar. 2002 yılında 100 bin işçide 16 ölüm söz konusu iken 2012’de 100 bin işçide 8, şu
anda ise, 2013 yılında 100 bin işçide 6 ölümlü iş kazalarıyla karşı karşıyayız. Türkiye hızlı
bir şekilde iş kazalarını ve buradaki ölümleri azaltmaktadır, bunu da bu vesileyle ifade
etmiş olayım.”
50
Uyar Madencilik AKP Manisa Milletvekillerinin Korumasında!
Cumhuriyet Halk Partisi Manisa Milletvekili Hasan ÖREN 23 Ekim 2014 tarihinde
TBMM Genel Kurulunda gündem dışı yaptığı konuşmada; “Emeğin ve alın terinin yoğun
olduğu Soma ilçesinde bu ölümlü kazalar bitmek tükenmek bilmiyor. Yine, 20 Ekim 2013
Pazar sabahı, gerçekten, Somalıların ve bizlerin yüreğini yakan ölümlü bir kaza daha
gerçekleşti. Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri olarak sabah erken saatlerde Soma'ya
vardık ama artık Soma'daki bu kazaların bir kader olmadığını, bir alın yazısı olmadığını
Soma halkı da biliyor, Manisa'da siyaset yapan 10 milletvekili arkadaşımız da biliyor. 8
kazanın 7 tanesi aynı madende gerçekleşiyor.
Bölge müdürüne soruyoruz: Madenle ilgili, madeni suçlayıcı açıklamalar yapıyorlar.
Evet, Uyar Madencilik diye anılan, Soma'da görev yapan maden şirketi sahibinin gerekli iş
güvenliği tedbirlerini almadığından kaynaklandığını söylüyorlar. TKİ Genel Müdürüyle
görüşüyoruz: gerçekten şirketin iş kazalarıyla ilgili, iş güvenliğini almadığını söylüyor. Enerji
Bakanıyla bu sıralarda görüşüyorum: Bu madenin, bu iş kazalarıyla ilgili sabıkalı olduğunu
söylüyorum; daha ileriye götürüyorum, Manisa milletvekillerinden bazı arkadaşlarımızın
siyasi desteğini aldığından dolayı, hayatlarını kaybeden bu insanların acısını Soma ve
ailelerin çekmek durumunda olmadığını söylüyorum ama tınlayan yok” ( ) diyerek
duyarsızlığı ortaya koymuştur.
6
İşçiler Zorla Mitinge Götürüldüler Mi?
Yine Komisyonumuzun 10 Haziran 2014 tarihli tutanaklarında da yer alan madencilerin
zorla mitinge götürülmesi hususu 23 Ekim 2013 tarihinde Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL
tarafından Bakan Faruk Çelik’e TBMM’de sözlü olarak sorulmuş ve Bakan Faruk Çelik’ten
acı itiraf gelmiştir:7
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, biraz önceki soruma cevap verirken bu şirketin yandaş bir şirket olması
gibi bir şeyin söz konusu olamayacağını, iş güvenliğinde böyle bir şeyin söz konusu
olmadığını söylediniz. Sayın Başbakanın mitingine, işçilere “Hem burada var olacaksınız
hem günlük bir yevmiye daha alacaksınız.” deyip, maden işçilerini Başbakanın mitingine
6
7
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/bas/b008m.htm
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/bas/b008m.htm
51
götürüp, onları bir askerî nizam içinde miting alanına dizip, sonra Başbakan “Somalı işçiler
burada.” deyince toplu hâlde sarı baretleriyle Başbakanı selamlatan maden şirketinin
sahibine “yandaş” denmezse nasıl bir yaklaşımda bulunulabilir? Ben bunu sormak istiyorum.
Ve patlamaların, ihmallerin görmezden gelindiği şirketin de bu şirket olduğunun bir kez daha
altını çiziyorum.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çok teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Sondan başlayalım: Bir özel şirket sahibinin bir siyasi parti mensubu olması yanlış bir şey
midir, bunu anlamakta zorlanıyorum. Yani bir vatandaş siyasi partiye üye olamaz mı? Bir
vatandaş bir siyasi partiye gönül vermiş ise işçisine izin verip, ücretini verip götüremez mi?
Bu, Cumhuriyet Halk Partisi için de geçerlidir, AK PARTİ için de geçerlidir. Yani kamudan
mı bahsediyorsun, ben anlayamadım.
Madenden desteğinizi çekmezseniz, ölümlü kazalar devam eder!
Yine 6 Kasım 2013 tarihinde Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi’nin maden kazaları
üzerine yaptığı konuşmaya Manisa Milletvekili Hasan ÖREN verdiği cevapta “Yapmayın,
insan hayatıyla oynamak hiçbir şeye benzemez. O ölen insanların sizin üzerinizde hakları
vardır. O madenden desteğinizi çekin. O madenden desteğinizi çekmediğiniz süre, içerisinde
ölümlü kazalar devam edecektir.( ) Bunun da ahı sizin üzerinizde kalacaktır”8. diyerek açıkça
uyarıda bulunmuştur.
Belli
firmaların
ve
yerel
odakların
korunması,
hükümet
düzeyinde
dönemin
Başbakanından başlamak üzere madencilik ruhsatlarının, ilgili yasa, genelge, yönetmeliklerin
önemli bölümünün bu çıkar ve rant ilişkilerini sağlamlaştırmak adına çıkması, çalışma
barışını gözeten, kamu çıkarına odaklı, iş sağlığı ve güvenliğini gözeterek yerli enerji
kaynaklarını en uygun biçimde üreten bir madencilik politikasının geliştirilmesinin önüne
geçmiştir.
8
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/bas/b013m.htm
52
Sabıkalı Uyar Madencilik Sunar: Ermenek Faciası
Ermenek maden faciasında 1 yıl sonra yeniden karşımıza çıkacak Uyar Madencilik’in
Soma-Darkale Köyü mevkiinde faaliyet gösteren ocağı, 20 Ekim 2013 tarihindeki kazadan
sonra, böylesi bir ilişkiler ağı içinde üretimini kendi isteğiyle ve “maden rezervinin zaten
azalması” gerekçesiyle durdurmuştur. Üretilebilir 4 milyon ton kömürün Eylül 2013’e kadar
3,75 milyon tonunu ürettiği Bakanlık verileriyle saptanmış firma, tahmini 250 bin ton
kömürden vazgeçerek, yaşanan kaza sonrası iş güvenliği önlemleri ve madenin yeniden
üretime hazırlanma masraflarına katılmama kararı alarak 1000’e yakın madencimizi
belirsizliğe sürüklemiştir.
Varsa yoksa üretimin düşünüldüğü, iş güvenliği ile eğitiminin, madenci alacaklarının yok
sayıldığı, güvencesizliğin kural haline geldiği, 13 Mayıs’taki faciadan sonra Türkiye’nin
belleğine işçi beyanlarıyla “hadi hadi” düzeni ya da bilirkişi raporundaki adıyla “üretim
zorlaması” olarak iyiden iyiye kazınacak bu kâr hırsı, tek tek şirketlerin hatalarının ve
ihmallerinin, kasıtlı eylemlerinin ötesine geçmiş, bu madencilik politikasızlığın asıl sorumlusu
olan siyasi iktidarın bir ürünü olarak karşımıza çıkmıştır.
Soma’da madenci alacaklarını yok sayarcasına üretimi durduran ve güvencesiz çalışmanın
kapısını aralayan Uyar Madencilik’in tüm hukuki ve ekonomik hatalarını 13 Kasım 2013
tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ’a soru önergesi yoluyla belgelemiş
ve Soma’da artık bir “kara haber” halini alan birikmiş alacak ve tazminatların ödenmemesi,
istihdam olanaklarının yaratılmaması konusunda Bakanlığı açıkça göreve çağırmıştık. Bu
çağrı, zamanında hükümette karşılık bulsa ve işçi alacakları ile özlük hakları için Bakanlıklar
kararlı adım atacak bir altyapıyı kursaydı, 13 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleşecek Soma
maden faciası sonrasında madencilerimizin gelecek kaygıları, ailelerimizin aklında her geçen
büyüyen soru işaretleri çok daha açık karşılık bulabilecekti.
Soma’da, 13 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleşen maden faciasının ardından özlük hakları,
tazminatları, çalışma koşulları konusunda mağdur edilmeyecekleri garantisini 15 madde
halinde dönemin Başbakanı ve Bakanlarından alan madencilerimizin bu vaatlerin boş
çıkmasına ve 2831 madencimizin 30 Kasım 2014 tarihi itibariyle iş akdinin sona erdirilmesine
giden süreci, henüz bu facia yaşanmadan genele yayılacak bir kamu politikası eliyle, özellikle
TKİ bünyesinde istihdam sağlamak suretiyle çözmek zor değildi… Kararlı bir irade ve
kamunun maden politikasında yeniden etkin hale gelmesini savunacak bir güç bu hükümet
53
kadrolarında olmadığı için, 13 Kasım 2013 tarihli şu önergemize kalıcı sonuç verecek bir
yanıtı getirememiş, 1 yılı aşkın süredir devam eden yüzlerce alacak ve tazminat davasında
işçilerimizi yalnız ve güvencesiz bırakmışlar, alacaklar konusunda kamunun muhatap
alınmasının önünü açacak yasa değişikliğinden geri durmuşlar, 13 Mayıs 2014 sonrasında ise
içi boş vaatlerle umut simsarlığı yapmışlardır:
“(Soma-Uyar) Madenin kapatılması kararı, çalışanlarımızın iş sorununu gündeme
getirmiştir. İşveren, basına yansıyan açıklamasında; “800 işçimize mecburen çıkış vereceğiz.
İşçilerimizin, kazanılmış haklarını, tazminatlarını kuruşu kuruşuna ödeyeceğiz. Bazı
işçilerimizi isterlerse bize ait olan Azyak Maden'de çalıştırabiliriz” ifadesini kullanmıştır.
İşveren, açıklamasının devamında, Darkale’deki ocağı kastederek “buraya, önemli bir
yatırım yapamıyoruz, çünkü kömürü az olan bir sahaya yatırım yapmak yüksek maliyet isteyen
bir iş. Tazminatları resmi yazışmalardan sonra ödeyeceğiz. Devlet bize saha gösterirse biz
buradaki işçimize çıkış vermeden o yerde bu işçimizle çalışmalara başlayabiliriz” demiştir.
İşçilerimizin bir bölümü ve Maden-İş yetkilileri ise, yaptıkları açıklamada, kıdem
tazminatlarının ödenmesine dair takvimin belirsizliğinden yakınmış, alacakları tazminat da
kısa süre içinde tükeneceği için, kendi sorumluluklarından kaynaklanmayan kazalar nedeniyle
işsiz kaldıklarını, acilen işe ihtiyaç duyduklarını belirtmiştir.
Maden ocağının kapatılma nedenini temelde iş ve işçi güvenliğine değil, “rezervin
azalması”na bağlayan işverenin kaza sorumluluğu hakkında Bakanlığınızın yürüttüğü
çalışmalar
nelerdir?
Bakanlığınız,
işveren
açıklamasında
belirtildiği
üzere,
Uyar
Madencilik’e yeni bir maden yatırım sahası gösterecek midir; bu konuda Bakanlığınız ile
maden şirketi arasında bir görüşme olmuş mudur; herhangi bir protokol imzalanmış mıdır?
Maden işçilerimizin kıdem ve ihbar tazminatının eksiksiz ve gecikmeksizin ödenmesi
konusunda Bakanlığınız bir denetim faaliyeti yürütecek midir? İşverenin “işçilerimiz isterse
çıkışlarını vermeden bize ait Azyak Madeni’nde çalışmalarına devam edebilirler” açıklaması
üzerine, yeni bir iş cinayeti yaşanmaması adına, Bakanlığınız Azyak Madeni’nde iş ve işçi
güvenliği denetimlerini yaptıracak mıdır? İşveren tarafından işten çıkarılan maden
işçilerimizin istihdam sorununu çözmek adına, Türkiye Kömür İşletmeleri ile eşgüdümlü bir
çalışmanız olacak mıdır?”
Ekim 2013’ten bu yana sürekli olarak Soma-Uyar’da işinden edilmiş madencilerimizle
birlikte, alacakları için ortak mücadelemiz sürmekte iken, firmayı karşılarında bulamayan,
54
Bakan Taner YILDIZ’ı ise net bir yanıt vermediği için haklı olarak eleştiren Somalı
madencilerimiz, çalışmaları TKİ’nin bilgi ve denetimi altında durdurulan ocağın 12 Kasım
2013’te kapatılma kararının İş Kanunu’nun aradığı işyeri kapatma prosedürüne uyulmadan,
ilgili kuruma ve personele bilgi verilmeden gerçekleşmesi karşısında, yanlarında yine sadece
Cumhuriyet Halk Partili kadroları görmüştür.
Soma’daki güvencesiz çalıştırmanın ve açık sömürüye dayalı maden düzeninin erken bir
habericisi olan Uyar Madencilik’in faaliyetleri konusunda, Bakan Taner YILDIZ 6 Ocak 2014
tarihinde bir kez daha CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ tarafından uyarılmıştır.
Soma’da, 13 Mayıs 2014 tarihinde 301 madencimizin ölümüne yol açan facianın birkaç ay
öncesinde yaşanan güvence sorunlarına duyarsız kalınması, Bakanlıkların çalışma hayatını ve
emeğe karşı izlenen hukuksuzluğu seyredişini özetleyen acı örneklerdendir.
Soma-Darkale’de, TKİ tarafından rödovans karşılığında ihale edilen sahada, 20 Ekim-12
Kasım 2013 tarihleri arasında Uyar Madencilik’in işyerine bağlı sendikalı ya da sendikasız
işçilere herhangi bir hukuksal yazılı bildirimde bulunulmamış, toplu iş sözleşmesinin
feshindeki koşullar gözetilmemiş, iş sözleşmesinin feshine dair kurallara uyulmamış, birikmiş
alacakların ödenmesi yoluna gidilmemiş ve özlük haklarının korunmasına dair yasal hükümler
uygulamada belirsiz bırakılmış, 1-12 Kasım 2013 tarihleri arasında, Darkale Köyü mevkii
madenindeki hakedişleri de işçilerimize bugüne dek ödenmemiştir. İşçilere “iş sözleşmeniz
feshedildi, bundan sonra ne yaparsanız yapın” denmiş, iş sözleşmeleri bir anlamda “eylemli”
olarak feshedilmiştir.
Soma’nın 13 Mayıs 2014 tarihi öncesindeki çalışma düzeninde hukuka dair kurallar büyük
ölçüde çökmüş, madene inmesi tek care haline getirilmiş madencimize her türlü belge
imzalatılmak istenmiştir. Uyar Madencilik şirketinin, 20 Kasım 2013 tarihinde, SomaDarkale’deki işyerinin kesin ve süresiz kapalı olduğu, noter huzurunda tutanakla
belgelenmiştir.
Bununla da kalmayan şirket, işçilere, iş sözleşmesinin feshinden doğan alacaklarını
alabilmek için “ikale sözleşmesi” adı altında, zorlayıcı koşullara dayalı, hukuki geçerliliği
olmayan belgeleri imzalattırmıştır.
İşçiler, örneği basında da yayınlanan bu belgeler yoluyla, tüm haklarından feragat
ettiklerine dair hükümleri içeren sözleşmeleri imzalamaya zorlanmıştır. İşveren, imzalanan
sözleşmeler karşılığında işçilere kıdem tazminatları için 2016 tarihli senetler verileceğini
55
beyan etmişse de, feshe bağlı alacakların, hukuken en geç fesih tarihinde ödenmesi
zorunluluğu karşısında bu durum işçilerin mağduriyetlerini arttırmıştır.
CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ’ün, partimizin hukukçu üyeleriyle birlikte ortaya
koyduğu gibi, Darkale’deki Uyar Madencilik’e bağlı çalışanlara, 27 Kasım’dan 25 Aralık
2013 tarihine dek çekilen telgraflarda, “aynı firmanın Soma-Geventepe mevkiinde bulunan,
ancak TKİ-Ege Linyit İşletmeleri ile hiçbir bağı olmayan, tümüyle Uyar Madencilik’e ait özel
bir işletme statüsündeki madende çalışacakları” belirtilmiştir. Firma, işçilere yolladığı
telgraflarda her ne kadar “özlük hakkı kayıpları oluşmayacağını, güvencelerinin aynen
süreceğini, iş sözleşmelerinde kapsamlı hiçbir değişiklik yapılmayacağını, işçilerin aynı
görevli sürdüreceklerini” iddia etse de, Geventepe’deki madenin, mevcut iş ve toplu iş
sözleşmelerinin yetki kapsamına girmediği, bu sözleşmenin sadece Darkale’deki maden
ocağında ve Uyar Madencilik ile Türkiye Maden İşçileri Sendikası ile sınırlıdır. Dolayısıyla,
işçilere yollanan telgraflarda öne sürülen “vaatler”in hukuki geçerliliği bulunmadığı da
işçilerimizin zaman içinde yaşadıkları mağduriyetle acı biçimde ortaya çıkmıştır.
Ayrıca, Ermenek’te 1 yıl sonra yeniden sahne alacak Uyar Maden şirketi, 26 Kasım 2013
tarihi itibariyle Soma-Geventepe’deki faaliyetlerini de durdurmuş ve açıklama getirmeyerek
ilgili hukuki prosedüre uymaksızın işyerini kapatmıştır.
Bugüne dek işçilerin kıdem-ihbar tazminatı talepleri karşılanmamış, birçok işçinin alacağı
birikmiştir, hakedişlerini firmadan alamayan işçilerin bu süre zarfında geçim sıkıntıları
artmıştır. Geventepe’de işe başlamasına karşın, alacaklarını tahsil edemediklerini ve özlük
haklarının sağlanmadığını belirten işçiler, madende üretime her koşulda inmeleri ve düzene
karşı gelmemeleri konusunda açıkça tehdit edilmişlerdir.
Sorunlar sürerken devreye giren partimiz, Bakan Taner YILDIZ’a madencilik politikasına
dair yapısal bir sorun olan ihale ile rödovansli sahalarda çalışan firmalardaki personelin iş
güvencesi hükümlerinden yararlanması konusunda kamunun devreye girmesi gerektiğini
defalarca belirtmiş, son olarak Soma-Eynez’de hizmet sözleşmesi ile “4-A” kapsamında
istihdam edilen ve işten çıkarılan madencilerimizin TKİ eliyle kamuda istihdamına dönük
düzenlemelerde kamunun etkin rol alması gerektiğine dair görüşümüz, Soma’nın
gerçekleriyle dünden bugüne bir kez daha geçerliliğini korumuştur.
Kasım ayında bu maden ocağı kapatılmış ama kapatılırken 1000’e yakın işçi işsiz
kalmış ve her birinin 15-25 bin TL arasında değişen alacakları hala verilmemiştir. Ayrıca,
56
yine bu işçilerden kimi Soma Kömür İşletmelerinde işe başlamış ve 13 Mayıs Soma
faciasında hayatını kaybetmiş, kimi de haklarını almaktan umudunu kesmiştir. Öyle ki, Uyar
Madencilikte çalışan Ali Kandemir adlı 34 yaşındaki maden işçisi yaşanan bir kazada,
antigrizu dinamit yerine, taş ocaklarında kullanılan klasik fitilli dinamit kullanıldığı için her
iki gözünü kaybetmiş, konuyla ilgili dava açmış ancak muhatapları üzerindeki malları
kaçırdıkları için sonuç alamamıştır. SGK karşılamadığı için kendi imkanları ile protez
taktırabilmiş, borçlanmış ama Uyar Madencilik isim değiştirerek, muvazaalı bir şekilde
çalışmalarına devam etmiş, şirket sahipleri kazanmaya devam ederken, işçiler adeta
ölmedikleri için cezalandırılmışlardır. Ne hikmetse, Manisa iktidar milletvekillerinin yakın
ilişki içinde olduğu Uyar madenciliğin sahibi İbrahim Uyar ve Avni Uyar görünürde iflas
etmiş görünmekle birlikte, Konya’da , Kayseri’de yeni yatırımlar yapmaktadır. Aslında; tıpkı
Soma Kömür İşletmelerinde olduğu gibi, bugüne kadar Soma’da sürekli ölümlü iş kazasının
yaşandığı Uyar Madencilik de siyaset tarafından korunup kollanmıştır.
Soma’da, 13 Mayıs 2014 tarihinden önceki her maden kazasında Cumhuriyet Halk
Partisi Milletvekilleri ve örgütleri madenciler ve ailelerimizle yakın bağ kurmaya devam
etmiş, çalışma hayatına, iş sağlığı ve güvenliği ile birlikte ilerleyecek madencilik politikası
için tüm gücünü seferber etmiştir. Eynez bölgesindeki faciadan önce, 29 Kasım 2013
tarihinde, bu defa Soma-Cenkyeri Işıklar mevkiindeki bir özel madende, sabah vardiyasında
kol ve boyun bölgesini taşıma bandına kaptıran 38 yaşındaki madencimiz Mustafa ASAL’ı
yitimenin derin acısını yaşadık.
4 Aralık 2013 tarihinde, bu ölümün bir kaza değil, açıkça ihmale dayalı bir iş cinayeti
olduğuna dair ilk tespitlerimizi CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ aracılığıyla Bakan Faruk
ÇELİK’le paylaştık. Soru önergesinde, çalışır durumdaki kömür bandının etrafına elinde
kürekle yaklaşan ASAL’ın temizlik yapmaya zorlandığını belirttik ve madende yeterli iş
güvenliğinin o anda üzerinde alınıp alınmadığına dair soruşturma evraklarını sorduk. Soru
önergesine tam 11 ay sonra, 301 madencimizi yitirdiğimiz tarihten sonra gelen Ekim 2014
tarihli itiraf dolu yanıt, yaşanan iş güvenliği eksiklerini listelemiştir. Buna göre; madencimizin
“kaza sırasında yalnız başına çalışmakta olduğu, yapılan çalışmanın bir başka çalışanın
kontrol ve gözetimi altında tutularak, dikkatsiz ve tehlikeli işlerde çalışılmasının
önlenebileceği, işveren tarafından gerekli iş sağlığı ve güvenliği organizasyonunun
oluşturulmadığı, etkin bir gözetim-denetim-kontrol sistemi kurulmadığı, şahsın bantın altında
biriken kömürleri temizlemek amacıyla amirlerine haber vermeden tel muhafazanın üzerinde
57
bulunan iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili ikaz ve uyarı levhaları bulunmasına rağmen bandın
çalışmasını durdurmadan tel muhafazayı sökerek çalışan bandın altına girdiği, bu esnada sol
kolunu bandın alt makarasına kaptırması sonucu hayatını kaybettiği hususları tespit
edilmiştir.”
Bakan ÇELİK Soma-Işıklar’da geçen yıl vefat eden madenci Mustafa Asal’ın açıkça
ihmale kurban gittiğinin yeni belgesini bizzat Bakan Faruk Çelik açıklamıştır. Bakanlık,
sorumuza 11 ay sonra yanıt vererek, işletmedeki iş güvenliği eksiğini, yaptırımları konusunda
Bakanlığının sessiz kaldığını kabul etmiştir.
Soma’da iş güvenliği önlemleri konusunda yaşanan ihmaller kamuda ve özelde bu gibi
kazalarla daha fazla gün yüzüne çıkarken, madencilerimizin tedavi süreçleri konusunda da
eksikler sürmüştür. Facia tarihinden 1 ay önce, 15 Nisan 2014’te gündeme gelen Soma’da tam
teşekküllü bir yanık tedavi merkezinin olmaması sorunu, CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ
tarafından Sağlık Bakanı Mehmet MÜEZZİNOĞLU’na iletilmiştir.
13 Nisan 2014 tarihinde, Soma’daki bir özel madende yaşanan dinamit patlaması
sonucunda bedeninde yanıklar oluşan madencimiz Dursun Ç.’nin tedavisi, Soma’da tam
teşekküllü bir yanık tedavisi olmadığı için Kocaeli’de gerçekleşmiştir. Tedavi sürecinde
madencimizin ailesiyle görüşmelerimiz sürmüş, 15 Nisan 2014 tarihindeki soru önergesiyle,
Soma’da yanık tedavi merkezinin acilen yapılması gerektiği belirtilerek, Soma’da planlanan
yeni hastane inşaatının ne zaman hizmete açılacağını, hastanede bir yanık tedavi merkezinin
kurulup kurulmayacağını, yanık şikâyetiyle başvuran hastalardan, farklı illere sevk sayısı
sorulmuştur.
Soru önergesinin üzerinden henüz bir ay geçmeden, Soma-Eynez’de yaşanan maden
faciasının ardından yaşanan tıbbi müdahale sürecindeki sorunlar da Soma’da tam teşekküllü
bir yanık tedavi merkezinin olmayışı sorununu ortaya koymuştur.
Facianın üzerinden iki ayı aşkın süre geçmesine karşın, Soma’da özellikle madenlerde
yaşanan yanık vakalarıyla ilgilenecek tam teşekküllü bir birim kurulmamış, inşaat halindeki
yeni hastanenin müteahhit firmasının iflas ettiği iddiasıyla hastane binasının bitirilemediği
açıklanmıştır. 23 Temmuz 2014 tarihinde soru önergesine Sağlık Bakanlığı tarafından verilen
yanıtta, tam teşekküllü yanık tedavi merkezinin ne zaman açılacağına, ihale sürecinin ne
zaman başlatılacağına dair herhangi bir bilgi verilmemiş, yanık tedavisine dair tıbbi tanımlar
yapılarak sorunun asıl odağı kaydırılmaya çalışılmıştır.
58
Soma Devlet Hastanesi yeni binasında bir yanık tedavi merkezi kurulacağına dair yerel
kaynaklardan alınan bilgiler de Sağlık Bakanına facia sonrasında 4 Ağustos 2014 tarihinde
tekrar sorulmuş, ancak geçen süre içinde bu sorulara yanıt gelmediği gibi, hastane inşaatını
üstlenen firma iflas ederek inşaat yarıda bırakınca, Soma’da yeni bir belirsizliğe daha imza
atılmıştır.
Nitekim, Soma’da yıllardır devam eden ölümlü maden kazaları nedeniyle Cumhuriyet
Halk Partisi Manisa Milletvekilleri ve 49 milletvekili tarafından Manisa'nın Soma ilçesindeki
maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile
nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılması için TBMM’ye 23 Ekim 2013 tarihinde bir önerge verilmiştir.
Manisa Milletvekillerimiz ve 49 milletvekilimizin verdiği önergede;
Manisa’nın
Soma ilçesine bağlı Darkale köyünde faaliyet gösteren özel bir şirkete ait kömür madeninde,
4 Eylül 2012 tarihinde çıkan yangında yaralanan 3 işçiden 1’i ölmüş, 4 Ekim 2012’de çıkan
yangında 4’ü ağır 9 işçi yaralanmış ve 12 Kasım 2012 tarihinde çıkan yangında ise 2’si ağır
9 işçi yaralanmıştır. En son 20 Ekim 2013 günü aynı madende meydana gelen yangında 1 işçi
hayatını kaybetmiş, 27 işçi de yaralandığı belirtilerek, Soma’daki tüm maden ocaklarında
meydana gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile nedenlerinin
araştırılması, bu tür olayların tekrarının yaşanmaması için kalıcı çözümlerin bulunması ve
kamusal yaptırım ve denetimlerin yeterliliğinin ölçülmesi amacıyla TBMM içtüzüğünün 104
ve 105.maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz denilmiştir. 9
Söz konusu önerge; CHP Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL’in 25 Nisan 2014 tarihinde
28 Nisan'ın İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü İlan Edilmesi
Hakkında Kanun Teklifi de vermiş olması nedeniyle, 29 Nisan 2014 tarihinde Cumhuriyet
Halk Partisi grubu tarafından, günün ve haftanın anlam ve önemine binaen TBMM gündeme
alınmış, önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL söz
alarak o gün şunları söylemiştir:10
“Bugün verdiğimiz araştırma önergesi Soma’daki işçi kayıplarıyla ilgiliydi.
Soma’da maden ocaklarında sürekli patlamalar oluyor ve o patlamalarda işçilerimizi
kaybediyoruz. Verdiğimiz soru önergelerine cevap: “10 kere denetledik, 66 tane kusur; şu
kadar para cezası verdik.” Sonuç: Yeni patlama, yeni ölümler.
9
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/10/10-252460gen.pdf
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/ham/b08201h.htm
10
59
Peki, bir şirket var; adı Uyar Madencilik, Manisa milletvekilleriyle en iyi ilişkiler
hâlinde. Bu madencilikte o kadar büyük sıkıntılar, kusurlar var ama son kazaya kadar
defalarca denetlendi, bir türlü ceza almadı. Peki, bu işin kerameti ne? Bu işin kerameti ve
hikmeti bu barette gizli arkadaşlar, bu barette. Sayın Başbakan Manisa’da Cumhuriyet
Meydanı’na çıkar, der ki: “Somalı işçi kardeşlerim burada mı?” Askerî bir disiplinle
dizilmiş 3 bin Somalı maden işçisi baretleri kaldırır, neşesiz, mutsuz, heyecansız, dimdik
durur çünkü bir gün önce onların yemek fişleri madende toplanmıştır, ertesi gün miting alanı
çıkışında geri dağıtılacaktır. Başbakan selamlanacak, çıkarken kimlik geri alınacaktır.
Yevmiye işlemektedir, Başbakan için görev yapılmaktadır. Selamı çakarsın, çakmadıysan
ertesi gün işinden olursun. İşinden olmayanlar madene inerler; maden patlar, işçi ölür. Ölen
ölür, kalan sağlar Recep Tayyip Erdoğan’a yetmektedir!
Meydanlardaki bu baret selamlamasını gündeme getirdiğimde Sayın Bakan Faruk
Çelik, tutanaklarda var, aynen şöyle dedi: “Ne var bunda? Yani, bir vatandaş siyasi bir
partiye üye olamaz mı? Bir vatandaş bir siyasi partiye gönül vermiş, işçisine izin verip,
ücretini verip onu bir mitinge götüremez mi?” Bu da siyasi tarihimize, bu Meclisin
tutanaklarına böyle geçti. Böyle bir anlayış olmaz. “İşçi benim işçim, parasını veririm, ister
madene sokarım ister mitinge götürürüm ister pikniğe götürürüm.” anlayışı olmaz. Yeryüzü
sıcak olsun diye, o soğuk maden ocağına inip alnının terini ekmeğine tuz eyleyen işçilerin
emeklerini, alın terlerini, yaşama mücadelelerini bir siyasi partinin geleceğine, onun ikbali
için, genel başkanının oradaki miting meydanını doldurmasına, alkışlamasına tahvil etmeye
çalışanlar, bu yaptıklarının hesabını eninde sonunda, tarih karşısında, hem Türkiye işçi
sınıfına hem de bu ülkenin güzel emekçi insanlarına verecekler arkadaşlar.
Dünyanın hiçbir yerinde, çalışma ve sosyal güvenlik bakanları kazalardan sonra
“Arkadaşlar öldüler ama cesetleri yanmamıştı, güzel öldüler.” demez. Dünyanın hiçbir
yerinde, başbakanlar “Bu mesleğin fıtratında ölüm var.” demez. İnsanın fıtratında ölüm var,
hayatın kendisinde ölüm var ama “Bu mesleğin fıtratında ölüm var.” demez. Dünyada
başbakanlar böyle ölümler olunca istifa ederler ama bizimki pişkin pişkin fıtrat göndermesi
yapmaktadır.”
60
Önergenin aleyhinde konuşan AKP Manisa Milletvekili Muzaffer YURTTAŞ; “Yer
altı kömür madenciliği dünyanın en ağır ve en tehlikeli işleri arasında sayılmaktadır.
Soma'daki maden işletmelerinin madencilik sektörü açısından dünyadaki ve Türkiye'deki pek
çok madene göre daha iyi konumda olduğu bu rakamlardan da ortaya çıkmaktadır. Soma'da
çalışan firmalar iş kazalarını önlemek için mevzuatın istediği tüm önlemleri almalarına
rağmen, işin doğası gereği, tehlikeli ve ağır işlerde zaman zaman istenmeyen kazalar
olmaktadır” diyerek kazaları olağan gösterme çabasına girmiştir. 11
CHP Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL, AKP Manisa Milletvekili Muzaffer
Yurttaş’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk
Partisine sataşması nedeniyle yaptığı konuşmada;12
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi bir kez
daha saygıyla selamlıyorum. AKP Grubu adına konuşan Manisa Milletvekilimiz Sayın
Muzaffer Yurttaş, kapatılan Uyar Madencilikle ilgili olarak, partilerinin bu madenle bir
ilgisinin olmadığını ancak Sayın Genel Başkanımızın yeni yıla bu madende girdiğini ifade
ederek açıklanmaya muhtaç ve fevkalade yanlış yöne çekilen bir ifade kullanmıştır, onun için
kürsü almış bulunuyorum.
Sayın Genel Başkanımız yeni yıl kutlamasını Zonguldak’taki bir maden ocağında
yapmak üzere planlamasını yapmış, gerekli başvurularda bulunmuştur. Ancak, aynı tarihte o
maden ocağında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının yeni yıla gireceği gerekçe gösterilerek
Sayın Genel Başkanımıza bir başka madeni tercih edebilecekleri ifade edilmiş, bunun
üzerine, Ege Linyitleri İşletmesi Uyar Madenciliği kendisi tespit ederek “Bu madene
gidebilirsiniz.” demiştir. Sanki Cumhuriyet Halk Partisinin kendi tercihiymiş gibi yapılan
ima doğru değildir.
Ama doğru olan şudur: Uyar Madencilik her soruşturma geçirdiğinde Manisa
milletvekilleriyle birlikte TKİ Genel Müdürünün odasında gidip gerekli görüşmeler
yapılmıştır. Sayın Tanrıverdi o maden ocağındaki kişilerin ismiyle kendi adını kefalet
koymuştur. Her seferinde çıkıp bu kürsüden savundunuz ve o maden ocağında 66 tane kusur
bulunup binlerce yaralı, onlarca ölüm ortaya çıkana kadar kılınızı kıpırdatmadınız.
11
12
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/ham/b08201h.htm
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/ham/b08201h.htm
61
Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet partilerinin konunun araştırılmasına yönelik
verdikleri tüm önergeleri reddettiniz, verilen tüm soru önergelerine dolambaçlı yollardan,
madeni koruyarak ilgili bakanlar cevap verdiler. Mitinglerinizde -bizim mitingimizde yoksizin mitinginizde o madenin işçileri taşındı.” demiştir.
29.04.2014 tarihinde Meclis genel kurulunda oturumu yöntem Meclis Başkan Vekili
Sayın Ş. Güldal MUMCU “CHP Grubunun, Soma'daki tüm maden ocaklarında meydana
gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile nedenlerinin araştırılması amacıyla
23/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Nisan 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda
okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir” diyerek
önergenin reddedildiğini açıklamıştır. 13
Taşeron İşçilerin Maaşına Nasıl El Konuldu?
2011 yılında CHP Manisa Milletvekili Hasan ÖREN tarafından gündeme getirilen
Soma ilçemizde bulunan Ege Linyitleri İşletmesine ait yerüstünde çalışan ve maden sahaları
arasında işçi ve malzeme taşıma işi ihalesini alan firmalarda çalışan 210 işçinin maaşının bir
kısmına şirket tarafından el konulması şikayetleri gerek TKİ yönetimince gerekse Emniyet
Müdürlüğü ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından hiçbir işlem yapılmamıştır.
Konu Soma’da işçilerle birlikte basın toplantısı düzenlenmesi ve TBMM gündemine
taşınmasının ardından çözüme kavuşturulmuştur.
Türkiye Kömür İşletmeleri taşeron şirket adına çalışan işçilerin maaşlarını hak ediş
bedeli olarak (1.180 TL) çalışan işçiler adına bankaya yatırmaktadır. Ancak firmalar işçinin
bankadan çektiği paranın 430 TL’nı kendilerine iade etmesini istemekte, itiraz edenlerin
işlerine son verilmektedir.
Bu sömürü düzeninin son bulması için işçilerin topladığı imzalar ve hazırlanan
dosyalar CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU’na da sunulmuştur.
13
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/ham/b08201h.htm
62
TKİ Soma Kömürleri A.Ş.’den Kömürü kaç lirada alıyor?
Facianın ardından Manisa Milletvekili Hasan ÖREN tarafından verilmiş olan soru
önergesinde; facianın meydana geldiği işletme sahibinin daha önce yaptığı açıklamada “TKİ ,
Soma’da kömürü kendisi çıkarırken tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Biz ihaleye girip
tonunu TKİ’ye rodövans payı dahil 23,80 dolara çıkarma taahhüdü verdik” açıklaması basın
yayın organlarında yer almıştır denilmektedir.
Verilen yanıtta ise ; Sözleşme kapsamında ürettirilen 2.600 Kcal/kg baz kalorideki
kömür için firmaya ton aşına 50.92 TL (güncel birim fiyat) ödeme yapılmaktadır.
TKİ Genel Müdürü Komisyonda verdiği bilgilere göre ortalama kömür satış fiyatı 220
TL olduğu belirtilmiştir. Buna karşın alış ve satış fiyatı hakkında net bilgi vermekten
kaçınmıştır.
Bu rakamlara göre, TKİ’nin alış ile satışı arasında fark kuruma kar olarak yansırken,
maliyetlerin işçilerin emeğinden, iş güvenliklerinden ve sosyal haklarından çalınarak
kesildiğini açıkça ortaya koymuştur. Komisyon raporunda bir çok bilgi verilmesine rağmen
kapsamlı bir analiz yapılmadığı sağlıklı bir değerlendirme fırsatı ortadan kaldırılmıştır.
Şirketin Sözleşmesi Neden Feshedilmedi ?
CHP Manisa Milletvekili Hasan ÖREN tarafından 13 Mayıs faciasının ardından
verilen önergelerden birisi facia meydana geldiği maden ocağını işleten Soma Kömürleri A.Ş.
ile TKİ arasındaki sözleşmenin ne olacağına ilişkindir.
Önergedeki sözleşmelerin feshedilip edilmeyeceğine ilişkin sorulara verilen yanıtta;
“Yeraltı kömür üretim ocağında meydana gelen iş kazasında müteakip Savcılık makamı
tarafından oluşturulan bilirkişiler tarafından inceleme başlatılmıştır. Soma’da meydana gelen
olay ile ilgili adli ve idari soruşturmalar devam etmektedir. Olay tüm yönleri ile ve tüm
ihtimaller göz önünde bulundurularak
incelenmekte olup incelem sonucunda gereği
yapılacaktır” denilerek sorular geçiştirilmiştir. Aradan 7 ay geçmesine rağmen hala dava
açılmamış, iddianame eksikleri nedeni ile Mahkemece iade edilmiş, idari olarak da herhangi
bir yaptırım uygulanmamıştır.
63
Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’den Bilgi Saklandı mı?
Facia sonrası Soma’yı ziyaret eden dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL; 301
işçinin hayatını kaybettiği facianın gerçek nedenini Soma’da değil Ankara’da öğrendiğini
açıklaması devlet büyüklerinden ve kamuoyundan bilgi saklandığı izlenimi doğurmuştur.
Bu konu hakkında CHP Manisa Milletvekili Hasan ÖREN’in soru önergesine Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından verilen yanıtta bilgi saklanması gibi bir durumun söz
konusu olmadığı belirtilmiştir.
TBMM’de kurulan Soma Maden Kazalarını Araştırma Komisyonuna bilgi veren
Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TKİ yetkililerinin üşüt kapalı ifadeleri, Milletvekillerinin
sorularına kaçamak cevaplar vermesi bu durumun komisyon raporunda yer almaması önemli
bir eksikliktir.
Soma Kömürleri A.Ş. Eynez Ocağına ne kadar Yatırım Yapmıştır?
Facianın ardından CHP Manisa Milletvekili Hasan ÖREN’in vermiş olduğu 20 soru
önergesi bulun maktadır. Facianın gerçek nedenini ve sorumlularını ortaya çıkaracak olan
sorulara cevap verilmemiştir. Aynı sorular Komisyon toplantılarında da sile getirilmiş fakat
cevap alınmamıştır.
Facianın yaşandığı Eynez ocağını 2005-2009 yılları arasında işleten Park Teknik
Madencilik firmasının 30 Milyon TL yatırım yaptığı ifade edilmiştir.
Park Teknik “yükümlülüklerini yerine getirmelerine engel olduğu, bu proje nedeniyle
ekli bilançolardan da anlaşılacağı gibi şirketlerinin büyük mağduriyetine sebebiyet verdiği
belirtilmiş, ileride telafisi mümkün olmayacak problemlerle karşılaşılacağı anlaşılan bu
durumdan hem şirketlerinin hem de TKİ Kurumunun olumsuz olarak etkilenmemesi”
gerekçesi ile ocağı Soma Kömürleri A.Ş.’ne devretmiştir.
Park teknik 2006 yılında 50 bin ton ile başladığı üretim miktarını 2009 yılında ancak
532 bin tona çıkarabilmiştir.
Soma Kömürleri A.Ş. ise 2010 yılında 2.6 milyon ton ile başladığı üretim miktarını
2012 yılında 3.8 milyon tona kadar çıkarmıştır.
64
Fakat bu şirketin madene teknoloji, iş sağlığı ve güvenliği için ne kadar yatırım yaptığı
bilgisi bulunmamaktadır. Hiç bir yatırım yapmadan üretim miktarını önceki firmanın 7 katına
kadar çıkarmasının komisyon raporunda ayrıntılı olarak açıklanması gerekmektedir.
İtiraflar Raporda Yer Almadı
CHP Manisa Milletvekili Hasan ÖREN verdiği Araştırma Önergesi üzerine yaptığı
konuşmada; “Sayın Çalışma Bakanı biraz önce buradan bir açıklama yaptı; madenlerde
denetimlerin olduğunu, denetime giden müfettişlerin konularla ilgili çalıştığını ve Çalışma
Bakanlığının bu konuda çok fazla bir kusurunun olmadığını açıkladı. Enerji Bakanı da
bununla ilgili "Eğer burada bir kaza var ise, burada 301 arkadaşımız hayatını kaybetmiş ise
mazeret üretmeye gerek yoktur, burada bir hata söz konusudur." dedi. Madenin sahibi Alp
Gürkan ise belki de psikolojik olarak hazır olmadığından dolayı, dördüncü gün yaptıkları
açıklamada "Eğer üç ay daha vaktimiz olsa idi sağlıkla ilgili bölümleri, yaşam odalarını
yerleştirecektik ve 300 arkadaşımız ölmeyecekti
Soma'daki olayın gerçek nedeni nedir? Soma'daki olayın bir tek gerçek nedeni vardır,
siyasetin sermayeye, maden sahiplerine tahakkümüdür, maden sahipleri de siyasetin
istediğinin karşılığını verdiğinde siyasetten istedikleridir.
Siz Soma'da belediye başkanlığını kazanmak için, Soma'daki o emeğiyle geçinen, alın
teriyle geçinen, hayatını hiçe sayıp yüzlerce metre aşağıya inen o insanları maden sahibinin
baskısı altında tutar iseniz, hangi siyasi partiye oy vereceğini anlatmaya çalışır iseniz,
belediye başkanlığı seçimlerinde AK PARTİ'ye oy verilmediğinde madenlerin kapanacağını,
yeni ruhsatların, yeni ruhsat yerlerinin açılmayacağını anlatır iseniz, siyasi baskı sonucunda
o maden sahiplerini sıkıştırır iseniz, maden sahiplerine de "Üretimi artır, artır." baskısını
yapar iseniz 301 evladımızın cansız bedeniyle karşı karşıya kalırız.
Peki, bunları siz talep ettiğinizde siyasetin böyle bir talebini maden sahibi
karşılamayacak mı? Yani, Başbakan Manisa'ya geldiğinde, binlerce insanı, baretlerini
kafasına geçirerek, yüzlerce otobüs tutup yevmiyelerini vererek Başbakanın miting alanına
sokmayacak
mı?
Sokacak.
Ama,
onun
karşılığında
zannediyorsunuz? İşte, sermaye de karşılığını istiyor.
65
bir
şey
istemeyeceğini
mi
Diyor ki: "Evet, ben senin dediklerini yaptım. Şimdi, Soma'nın yaşamını da bana
teslim edeceksin. Sendikayı ben belirleyeceğim; kimin delege olacağına ben karar vereceğim,
kimin yönetim kuruluna gireceğine ben karar vereceğim. Sanatına ben karar vereceğim. Spor
yaşamında ben olacağım. Daha da önemlisi, sana siyasette taşıdıklarımın karşılığını
istiyorum. Sayın Çalışma Bakanı, bana da gönderdiğin müfettişlerin ne zaman geleceğiyle
ilgili, neye bakacağıyla ilgiyi bilgiyi de bir hafta önceden isterim." Karşılıklı alışveriş
sonucunda, hiçbir suçu günahı olmayan, Kütahya'dan, Zonguldak'tan, Manisa'dan, İzmir'den
sadece evini geçindirmek için gelmiş insanların talepleri, taleplerin karşılığında cansız
bedenleri…” demiştir.
Komisyon görüşmelerinde de ortaya çıkmıştır ki facia geliyorum demiştir. Fakat
herkes gözlerini yummuş adeta faciayı beklemiştir.
Tüm milletvekillerimizin verdiği soru önergelerine Bakanlıkların ve bizatihi sorumlu
Bakanların facia öncesinde Soma’da kendi sorumluluk alanlarına dair eleştiri ve önerileri
görmezden gelmeleri, mevzuat ve teknik ayrıntılar yığınıyla temel sorunların üzerini örtmeye
çalışırken izledikleri hatalı tavra bu Araştırma Komisyonu raporu da aynen düşmüştür.
4. Facianın Oluşumu
Facianın oluşumu ile ilgili çok sayıda husus söylenebilir. Nitekim bilirkişi raporu ile
Soma Komisyonu’nun kazanın oluşumuna ilişkin belli yerlerde farklılıklar olmakla birlikte
belli yerlerde de ortaklıkları bulunmaktadır.
Ancak şu husus özellikle bilinmelidir ki; olayın meydana geldiği ocak, işçi sağlığı ve
güvenliği bakımından “çok riskli” olarak tanımlanan bir bölgede bulunmaktadır. Soma
havzasında, yeni çalışılan bölgelerde derinliğin artmasına bağlı olarak metan içeriğinin
artacağı, kömür damarının grizulu ve yangına elverişli karakterde olması nedeniyle, yeterli
araştırmalar yapılıp, uygun çözümler geliştirilmeden üretim yapılmasına bir faciaya yol
açabileceği tespiti meslek örgütleri ve uzmanlar tarafından daha önceden açık bir şekilde
yapılmıştır: Nitekim Maden Mühendisleri Odasının 2010 yılında yaptığı tespit bunun açık
kanıtı niteliğindedir: “Ülkemizdeki en önemli linyit havzası olan Soma’da yeni çalışma
bölgelerinde, derinliğin artmasına bağlı olarak kömürün yüksek miktarlarda metan içeriğine
sahip olduğu belirlenmiştir. Burada hata yapılması asla kabul edilemez. Gerekli olan tüm
66
araştırmalar yapılmadan ve metan drenajı gerçekleştirilmeden burada kesinlikle üretime
başlanmamalıdır. Kömür damarının kalın olması ve havzada günümüze kadar metansız
ortamlarda çalışılması nedeniyle tecrübe eksikliği nedenleriyle metan drenajı yapılmadan
üretim yapılması yeni bir faciaya sebep olabilir.” 14
Raporun sekizinci bölümünde yer alan Ocağının Kaza Öncesi Durumu ve Kazanın
Oluşumu ile ilgili hususlar gerek uzmanlar, gerekse Meslek Örgütleri tarafından hala
tartışılmakta olup, konuyla ilgili kati ifadeler kullanmak mümkün değildir. Nitekim TBMM
Soma Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporda kazanın oluşumu meslek örgütleri
tarafından hazırlanan raporlardan özellikle iki açıdan oldukça farklılık göstermektedir. İlk
farklılık kazanın teknik nedenleri konusundadır. Raporda kazanın teknik nedenleri
açıklanırken şirket yönetim kurulu başkanı Can Gürkan’ın açıklamalarıyla, Genel Müdür
Ramazan Doğru’nun açıklamaları neredeyse örtüşmektedir. Raporun bu kısmını şirket
yetkilileri gibi bir bilinmeze veya öngörülemeyen, önlenemeyen kaçınılmaz bir kaza gibi
göstermeye çalışmaktadır. Eynez ocağında 13 Mayıs 2014 günü yoğun bir şekilde gazın
dolduğu belli olmakla birlikte, bunu neyin ateşlediği, kömür kızışmasından mı yoksa başka
bir sebepten mi olduğu henüz belli değildir. Kömür tabakasına yaklaşıldığında eski imalatın
alt tarafından tam alınmamış kömürün kızışması ve yangının bu sebeple olması ihtimali de
göz ardı edilmemelidir. Birikmiş gazın madene geldiği ancak alev sızdırmaz malzemeler
kullanılmadığı, gerekli tedbirler alınmadığı ya da şu an için bilinmeyen bir başka ihmal
nedeniyle kömürün kızıştığı da konuşulan ihtimaller arasındadır. Gerek Bilirkişi Raporunda,
gerekse TBMM Soma Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan bu raporda bahsedilen
ihtimaller dışındaki olasılıklara da kapı açık tutulmalı ve konu detaylı bir şekilde
araştırılmalıdır.
Ancak, Komisyonumuz raporunda da bahsedildiği şekli ile, bu kazanın araştırılacağı
bilimsel komitenin kanunla düzenlenmesi husus son derece önemlidir. Kazanın tamamen
aydınlatılması için yapılacak çalışmalarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi de Komisyonla hem
fikir olmakla birlikte, ocağın Savcılık tarafından 17 Temmuz 2014 tarihinde firmaya teslim
edilmiş olması ve buradan gerekli delillerin artık toplanamayacak olması gibi sakıncalar da
göz önünde bulundurulduğunda ne kadar kesin sonuçlara ulaşılabileceği de artık şüphelidir.
14
TMMOB Maden Mühendisleri Odası/ Madencilikte Yaşanan İş Kazaları Raporu Haziran
2010, Sayfa 58
67
Kazanın oluş nedeni ile ilgili belirtilmesi gereken bir diğer husus da eski imalatlarla
ilgili yaşanan sıkıntılar ve denetimsizliktir. Tıpkı Ermenek’te olduğu Soma’dan sonra da eski
imalatlarda biriken gaz ve suyun ilerde madenlerde kazalara sebebiyet verebileceği hususu her
iki faciadan sonra sıkça dile getirilmiştir. Özellikle eski imalatların MİGEM tarafından
izlenmesi ve denetimlerin 3 ayda bir yapılarak, yine 3 aylık periyotlarla güncellenmiş havza
haritasının internet ortamında gösterilmesi de son derece önemlidir.
Sonuç olarak, kazanın oluşu ile ilgili çok sayıda tespit sayılabileceği gibi, burada bu
tespitlerle ilgili kesin kanaat bildirmek mümkün değildir.
Ancak önemli olan husus şudur ki; yapılan araştırmalara göre dünyada iş kazalarının
yalnızca %2’si önlemez kazalar niteliğindedir. Bu nedenle 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da
meydana gelen bir iş kazası değil, önlenebilir nitelikte olduğu açıkça ortada olan bir iş
cinayetidir.
Ayrıca, tüm bu gerçeğe rağmen, önlenebilir nitelikteki bu kaza olmuş olsa bile, iyi bir
kurtarma planı yapılmayarak, tatbikat dahi yapılmamış olması ile oradaki işçilerin
kurtarılamadığı ve yetkilerin madencileri adeta 2 kez öldürdükleri ortadadır.
Kazada S Panosunda 250 kişi vefat ettiği bölümün oldukça dar olduğu ve burada
çalışanlardan toplam 5 kişinin 90 metrelik bir mesafeyi yürüyüp ‘devletin nefesliği’ (doğal
yaşam odası) denilen bir yere gittikleri ve sadece bu 5 kişinin kurtulduğu da ortadadır.
Komisyonumuzun 1 Temmuz 2014 tarihli toplantısında da bu konu gündeme
gelmiştir.15
Örneğin;
PROF. DR. BAHTİYAR ÜNVER : “İkincisi; bu nefeslikten bahsediyoruz, hani 5
kişinin kurtulduğu nefeslik. Bu nefesliğin ağzının kapalı olduğunu söylediler bana, oysa o
nefeslik aslında ikinci bir hava giriş yeri olarak kullanılıp, S panosunun havalandırılmasında
çok rahat kullanılabilirdi. O nefeslik çok iyi bildiğim bir yer çünkü orayı ben sürmüştüm yani
çok yakından bildiğim bir şey. Ama pasanın altında kaldığını söylemişlerdi. Pasanın
arasından sızan bir hava mıdır emilince yoksa orası açık mıdır hâlâ onu öğrenmek
istiyorum.” demiştir.
15
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=793
68
Tutuklular da, işçiler de, Komisyona bilgi veren Müessese Müdürü Ali Haydar Sakik
ve Aygün Ekici de bu bilgileri doğrulamıştır. Oysa bu alana 500 kişi sığabilecekken, burayı
işçilerin geneli bilmemekteydi. Eğer, bu madenin bir acil durumu planı olsa idi, S
Panosu’ndaki işçilere ‘Pis bir hava geldiğinde, maskelerinizi takın ve devletin nefesliğine
sığının, burası sizin için güvenli’ deselerdi madencilerimizin nefesliğe çıkıp sığınabilmeleri
için de zaman vardı. Ayrıca, madende toplam 350 oksijen maskesinin olduğu ve S
Panosu’nun yanında bir kutunun içinde denetlemede göstermelik 20 tane oksijen maskesinin
de olduğu ortaya çıkmış ve o gün kullanılamamış oldukları Komisyonumuzun Soma’ya
yaptığı ziyaretlerde görülmüştür. Bu maskelerin
yerini işçilerin bilmemesi hatta bazı
yöneticilerin bile bilmiyor olması başka şüpheler oluşturmaktadır.
Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) tarafından TBMM Soma Komisyonu’na sunulan
bilgiler arasında Soma Eynez Karanlıkdere Yeraltı Hazırlık ve Üretim Planı’nı içeren bu kroki
de yer almaktadır. Krokide, yangının başladığı yer, hava giriş ile hava çıkış galerilerinin yanı
sıra, 250 kişinin öldüğü S panoları da yer almış, 90 madencinin cenazesinin de S Panoları’nın
30 metrelik kısmından çıkarıldığı bölüm de kroki de işaretlenmiştir. Ayrıca yine bu kroki
de “Devletin Nefesliği” olarak tanımlanan “5 kişinin kurtulduğu yer üstü bağlantılı” bölüm de
gösterilmiştir.
Müfettişlerin acil durum planını görmesi, acil durum planını alıp çeşitli panolardaki
işçileri çağırıp, ‘Burada bir yangın olsa sen ne yapacağını biliyor musun, eğitimini aldın mı’
diye sorması gerekirken, tüm bunların hiçbiri yapılmamış ve 301 madencimiz göz göre göre
hayatını kaybetmiştir. Nitekim, TKİ’nin ,Çalışma Bakanlığı ve MİGEM müfettişlerinin de bu
konuyu işçilere sormamış olmaları da büyük bir eksikliktir.
5. 13 Mayıs Günü, Facia Haftası ve Sonrasında Soma’da Yaşananlar
Soma’da, 13 Mayıs 2014 Salı günü alınan facia haberi sonrasında, bölge
Milletvekillerimiz acilen bölgeye hareket etmiş, ayrıca Genel Merkezimiz düzeyinde Genel
Başkan Yardımcımız Yakup AKKAYA öncülüğünde görevlendirilen, aralarında madencilik
alanında uzman üyelerimizin de yer aldığı bir ekip Soma bölgesine dair ilk gözlemlerini
paylaşmış, madencilerimizin kaygılı bekleyişi karşısında kamu kurumlarından en net ve
sağlıklı bilgilerin alınması, endişe içinde haber bekleyen ailelerimizin duygularının
paylaşılması amacıyla evlerde, mahallelerde ve maden civarında çalışmalarını sürdürmüştür.
69
Facianın ilk saatlerinden itibaren, maden sahasında yaşanan izdihamı büyütmemek,
arama kurtarma faaliyetlerini kesintiye uğratmamak, sadece ve sadece uzman maden arama
kurtarma birimlerinin bölgeye sevk sürecini hızlandırmak adına gayret gösterilmiştir.
Maden alanındaki izdiham ve iyiniyetli de olsa arama kurtarma faaliyetlerinin sağlıklı
yürütülmesini aksatan uygulamalar, gerek facianın ilk saatlerinde, gerekse ilerleyen günlerde
konunun uzmanları tarafından haklı biçimde eleştirilmiş, AFAD’ın ve yetkili Bakanlıkların
bölgedeki koordinasyon anlayışındaki sorunlar, ilk 12 saatin iyi değerlendirilememesi,
dünyadaki
benzer
facia
örneklerinde
sergilenen
kurtarma
çalışmalarına
Soma’da
rastlanmayışı, uluslararası sendikalar, konusunda uzman kurtarma/tahlisiye ekipleri, meslek
odaları, önceki facialarda madenlerden sağ çıktıktan sonra tahlisiye eğitimi alan kişilerin
araştırma komisyonuyla paylaştığı sorunlar, kriz yönetimi ile afet yönetimi konularında son
derece geride olduğumuzu belgelemiştir.
Komisyonu ziyaret eden uluslararası sendikal örgütlenmelerinin temsilcileri ve benzer
facialarla karşılaşmış madencilerin paylaştıkları bilgiler ve Soma’ya dair tespitleri de, arama
kurtarma çalışmaları ve AFAD’ın organizasyonu konusunda ne durumda olduğumuzun bir
başka yansımasıdır.
5.1. Kriz Yönetimi
Maden kazalarına etkin müdahale amacıyla uygulanacak prosedür Maden ve
Taşocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
Önlemlerine İlişkin Tüzükte belirtilmiştir. Buna göre Kazada Yapılacak İşler bölümünde;
“Kazanın olduğu il valilikleri, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın ilgili
kuruluşlarından TTK ya da TKİ tahlisiye ekiplerinin bulunduğu Zonguldak, Soma ya da
Tunçbilek’e yakınlıklarına göre, bu ekiplerin bağlığı olduğu Genel Müdürlüklerinden biri ile
bağlantı kurarak kazaya müdahale taleplerini faks ile ilgili Genel Müdüre bildirecekler.
Kazaya müdahale edecek olan tahlisiye ekibinin bağlı olduğu kurumun genel Müdürünün
atadığı kişi “Bakanlık Temsilcisi” görevini kaza yerinde yürütecek ve olay yerinde TTK
Genel Müdürlüğü’nce de personel görevlendirilmesi durumunda, Bakanlık temsilcisi yetki,
görev ve sorumluluğunu bu personele devredecek.” denilmektedir.
AFAD’ın faciaya ilişkin haberi geç almış, olay yerine intikal süresi gecikmiş, uzman
tahlisiye ekipleri, iş güvenliği ve afet yönetimi uzmanları, uluslararası deneyime sahip
70
kurtarma ekibi ve madenci gözlemleriyle, madendeki arama kurtarma çalışmalarının ilk 12
saatindeki
organizasyonsuzluğun,
ölü
sayısında
artışlara
neden
olmuş
olabileceği
Mühendisleri
Odası
Soma
Araştırma
belirtilmiştir.
Partimizin
Mayıs
2014’te,
Maden
Komisyonu’nun Temmuz 2014 tarihinde yayınladığı “Soma Faciası Ön Raporu”nda da, Soma
olayında yukarıdaki prosedüre uyulmadığı, bu durumun kurtarma işlemleri ile ilgili olarak
ciddi karışıklıklara neden olduğu ve kazadan ancak 12 saat sonra normal uygulamaya
geçilebildiği yazılmıştır.
Ayrıca, Soma faciasının olduğu gün saat 17.00 civarında çok sayıda işçinin bulunduğu
bir panoda ve çıkış yolları üzerinde hava akımının yönünün değiştirilmesi ile çok sayıda
işçinin öldüğü yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır. Özellikle kazanın hemen ardından
işçilerin anlatımlarında da bu durum açıkça görülmektedir. Örneğin işçilerden birisi kaza
olduktan sonra içeride 1, 1,5 saat kadar temiz hava durduklarını, sonra kapıların yönünün
değiştirildiğini ve hava akımı değiştikten sonra içeriye duman gelmeye başladığını söylemiş
ve kaçacak yerleri kalmadığını ifade etmiştir.
Kriz anında, çok sayıda işçinin normal şartlarda temiz havada bulunduğu ve orada
kurtarılmayı beklediği ya da çıkış yönünde hareket ettiği bir anda “hava akımının yönünün
değiştirilmesi” üzerine işçilerin karşı yönden hava ile zehirlendiğinin anlaşıldığı ve bu
durumun krizin yönetildiği binada tartışmalara yol açtığı söylenmektedir. Kaldı ki; bazı bilim
insanları hava akımının yönünün değiştirilmesine ilişkin verilen bu kararın son derece
tartışmalı olduğunu, bazıları da yanlış olduğunu, içeride işçiler varken, ilgili panolarda ya da
çıkış yönünde hava akımının değiştirilmemesi gerektiğini kazadan sonra da defalarca
yinelenmiştir.
Yaşanan panik üzerine kriz yönetim binasında, konuya Enerji ve Tabi Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın el koyarak, o sırada dahi 300 civarında tahmin edilen ölüm rakamının
yüzlü rakamlar halinde birkaç güne yayılarak kademeli şekilde açıklanması kararı aldığı ve
ölenlerin toplu halde dışarı çıkartılmaması talimatı verdiği yönünde son derece ciddi iddialar
bulunmaktadır. Hatta “hava akımının yönünün değiştirilmesi ile yüzlerce işçinin hayatının
kurtulduğu, eğer değiştirilmese idi çok sayıda kişinin ölmüş olabileceği” yönünde basına bilgi
servis edildiği de bu iddialar arasındadır.
71
Üstelik, sırf bu yüzden, o gün madende olmayan, izinli olan işçilerin ve diğer
vardiyadaki işçilerin isimlerinin de “kazadan kurtulanlar” listesine eklendiği ve sanki kazadan
kurtulanların ölenlerden çok olduğu yönünde rakamlar verilerek, gerçekte kazadan yaralı
kurtulan kişiler yerine AFAD’a ilgili ilgisiz çok sayıda isim yazıldığı ve kazadan kurtulanların
çok daha fazla olduğunu gösterecek şekilde listeler yayınlandığı da bilinmektedir.
İşçilerin kendi adlarının AFAD listesinde olmadığı yönündeki itirazları sırasında
AFAD’ın kazadan sağ kurtulanlar listesindeki birçok ismin kaza anında ocakta olmayan
kişilerden oluştuğu anlaşılmıştır. Nitekim konuyla ilgili AFAD listesine, kazadan sağ kurtulan
98 işçinin adının sonradan eklendiği Soma Komisyonu’nun tutanaklarında da mevcuttur.
Facia anında madende bulunan, madenden sağ kurtulmasına karşın şirket kayıtlarında ismi
belirtilmediği için AFAD tarafından da sağ kurtulanlar arasında değil, arama kurtarma
gönüllüsü olarak sayılan madencilerimizin sayısı, tespitlerimize göre 98’dir. Bu durumda, sağ
kurtulan madenci sayısı 486 değil, 584 olmuştur. Sorun, temelde, devletin şirketten aldığı
sayısal verileri, vardiyadaki işçi sayısı ile sağ kurtulan işçi sayısını sağlıklı biçimde
karşılaştırmadan arama kurtarma çalışmalarını sürdürmesi, toplam 1495 kişilik gönüllü arama
kurtarma ekibi içindeki sağ kurtulan işçi sayısını ayrıştırmadan işlemlerini yürütmesinden
kaynaklanmıştır.
486 olarak açıklanan sağ kurtulmuş madenci sayısının gerçekdışı olduğunu, birçok
madencinin gönüllü arama kurtarma ekibi içinde sayılarak Kaymakamlık aracılığıyla dağıtılan
yardımlar listesine alınmadığını işçi isimlerini vererek belgeledik ve araştırma komisyonunun
1 Temmuz 2014 tarihli tutanaklarında AFAD Manisa İl Müdürünün de belirttiği üzere, sayı
584 olarak değişmiştir. Ne var ki, komisyon tutanaklarına bu şekilde yansıyan sağ kurtulan
madenci sayısına dair yeni resmi evrak Komisyon tarafından AFAD Manisa İl
Müdürlüğünden istenmiş, ancak 584 sayısının resmi evrakla bildirilmemiş olması da resmi
kayıtların güvenilirliğini yeniden sorgulanır hale getirmiştir.
AFAD Koordinasyon Merkezi’nden beklenen net, somut, acil, tartışmaya açık kapı
bırakmayacak bilgiler, özellikle yaralı ya da ölen madenci sayısına dair detaylı bilgiler ise,
Milletvekillerimiz düzeyinde resmi taleplerde bulunulmasına karşın, Bakan Taner YILDIZ’ın
sürekli oyalamaları ile karşılaşmıştır. Madenden sağ kurtarılan ya da yaşamını yitiren
madencilerimizin açık kimlikleri, memleket bilgilerinin Milletvekillerinin e-posta adreslerine
gönderileceği, bu yolla kamuoyuyla paylaşımın rahatlıkla yapılabileceğine dair Bakan Taner
YILDIZ’ın sözleri, ilerleyen saatlerde boşa çıkmış; yaralı ve ölü bilgileri AFAD’ın resmi
72
sitesinde yayınlandıktan bir gün sonra Milletvekillerine ulaştırılarak kriz yönetimine dair
belirsizlik ve ciddiyetsizlik derinleşmiştir.
Facianın ilk haftasında, Cumhuriyet Halk Partisi İl ve İlçe örgütleri, Kadın Kolları ve
parti yönetimi bünyesinde, madenci yakınlarının ev ziyaretleri yapılırken aile durumları,
temel ve öncelikli ihtiyaçları, varsa eş, çocuk ve aile büyüklerinin sosyal, psikolojik ve
ekonomik öncelikleri listelenerek raporlanmıştır. İl Soyal Politikalar Müdürlüğünün evlerde
ailelere dağıttığı ilk cenaze yardımlarına nezaret edilmiş, acılar paylaşılırken, Soma’ya dair
bilgi paylaşımı bekleyen sivil toplum örgütlerine ilk gözlemlerimiz düzenli olarak aktarılmış,
bölgeye insan ve maddi destek sağlamak isteyen oluşumlarla düzenli irtibat kurulmuştur.
Cenazelerin teşhis, teslim ve definleri sırasında ailelerimizle dayanışmamız sürmüştür.
Bölgeye uzman psikolog, aile danışmanı, psikiyatr, hukukçu, kadın örgütleri, çocuk
rehabilitasyonu, yas terapisi için gelmek isteyen gönüllülerle temasımız sürmüştür. Facianın
ilk günlerinde evlerde ve maden sahası çevresinde oluşan bilgi karmaşası karşısında,
iddiaların titizlikle araştırılması, kayıpları için başvuran ailelerle ilgilenilmesi, gerekli
koordinasyonların kurulması ve bilgi teyidi açısından Ankara’da ve Soma İlçe Örgütümüz
bünyesinde ekipler oluşturulmuş, CHP Soma İlçe Örgütü’nde oluşturulan kayıp ve talep
bürosundan gelen bilgiler yetkili makamlara ulaştırılmıştır.
Soma’da facianın ilk saatlerinden itibaren gözlemlediğimiz üzere, Komisyon
tutanaklarına da yansıdığı gibi AFAD’ın bölgeye oldukça geç bir saatte, maden arama
kurtarmasına dair teknik donanım ve ekip eksiğiyle başladığı gerçeği, ölü sayısının artışına
dair üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Birçok uluslararası uzman örgüt,
tahlisiye ekipleri ve sendikaların Komisyonda yaptıkları sunumlarda da görüldüğü gibi,
AFAD’ın kritik ilk 12 saatteki müdahalesi yetersiz kalmış, dünya madencilik tarihine
geçeceğimiz ölçüde siyasetçilerin açıklamalarına teslim edilmiş bir kurtarma sürecinden
geçilmiştir. Komisyonumuza gelen her uzman madenci ve kurtarma ekibinin de söylediği
gibi, maden alanında siyasetçilerin bulunmasının, madende uzmanlaşmamış kurtarma
ekiplerinin ve işçilerin maden içine kadar girmesinin ilk arama kurtarma çalışmalarına destek
değil, zorluk çıkardığı ortadadır. Kısacası Soma faciası, çıkarmamız gereken birçok derse,
arama kurtarma zafiyetimizi de eklemiş; Bakan Taner YILDIZ’ın her 2 saatte bir çıkıp
kamuoyunun duymak istediği somut bilgiler yerine dolambaçlı bir sükunetle konuşması, işi
uzmanlarına terk etmeden, bölgeyi sakin kılacak ve uzmanlarına terk edecek bir ciddiyet
73
yerine sürekli öne çıkan bir nöbetçi kabine rolüne soyunması, yaşatılan facianın boyutlarını
çok daha derinleştirmiştir.
Raporda, facia sonrası kurtarma faaliyetlerine ilişkin bilgilerde, daha çok hükümetin
bir güzellemesine gidilmiştir. Komisyon tutanaklarında, AFAD’ın bölgeye ulaşımının 3 saati
geçtiğine ve olayı haber alışlarının dahi biz Milletvekillerinden sonra gerçekleştiğine dair
tartışma rapora yansıtılmamıştır. Tahlisiye ekiplerinin komisyonumuza aktardığı gözlemler,
ilk müdahale ve arama kurtarma keşmekeşi raporda açıkça yer bulmamıştır.
Nitekim; Komisyonumuz raporunun son halinde olmasa da milletvekillerine dağıtılan
ilk taslak metinde Soma faciasındaki kriz yönetimi ile ilgili olarak “Sayın Taner Yıldız’ın
olaya müdahil olması ile başlangıçtaki kaos ortamı dağılsa da böylesine beklenmedik bir
olaya toplumumuz hazırlıksız yakalanmıştır.” denilmiştir. Oysa, bu durum yukarıda
anlatıldığı gibi aslında bir telaş ve koordinasyonsuzluğun neticesinde ortaya çıkmış, Bakan
Taner Yıldız ise adeta suçunu bastırmak için daha çok görünür olmuş ve bir nevi algı
yönetimi yapılmıştır. “Ne kadar çok göz önünde olursanız, o kadar çok saklanmış olursunuz”
dediğimiz durum tam da o gün 13 Mayıs’ta Soma’da yaşanmış, Bakan’ın iki gün aynı
gömleği giymesinden, yediği simide kadar haber yapan yandaş medya tarafından adeta bir
şeyler örtbas edilmeye de çalışılmıştır.
Yukarıda bahsi geçen ve hala tartışmalı olan hususlar da dikkate alındığında, şurası
kesindir ki ilk 12 saat kriz yönetimi tam manası ile yapılamamış, aksine karışıklıklar yaşanmış
ve Bakanlık eliyle yanlış yönlendirmeler yapılmıştır.
Bu konuda AFAD’ın yapılanmasındaki en önemli sorun, kurumun bünyesinde bu iş
için yetişmiş ve deneyimli maden mühendisi vd. kadrolarının yer almamasıdır. Ayrıca,
AFAD’ın illerde valilere bağlanarak yeniden yönetim ve organizasyonunu düzenleyen 6525
Sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun”, 2012 tarihli Büyükşehir Yasası’nın görüşülme sürecinde ele alınması gerekirken bu
konu ihmal edilmiş, AFAD’in görev ve yetkilerinde kime bağlı olacağına dair boşluklar,
ancak 30 Mart seçimlerinden kısa bir süre önce, 27 Şubat 2014 tarihindeki yasa
düzenlemesiyle doldurulmaya çalışılmıştır. Kanun teklifinin TBMM’deki komisyon
görüşmelerinde de uyardığımız gibi, AFAD’ın örgütlenmesinin oturması ve işlerlik
kazanması çok geç bir tarihe bırakılmıştır. Acil durum yönetimindeki sorunlara yasal
gecikmelerin etkisi de komisyon raporunda gündeme getirilmemiştir.
74
AFAD bünyesinde özellikle madenciliğin yoğun ve riskli olduğu bölgelerde yeterli
nicelik ve nitelikte maden mühendisi kadroları yer almalıdır.
Maden Mühendisleri Odasınca hazırlanan Madenlerde Arama/ Kurtarma başlıklı
raporda; tahlisiye hizmetlerinin ifasında karşılaşılan sorunlar şu şekilde ifade
edilmektedir:16
 Kaza yerine sevk edilen itfaiye ve sivil savunma ekiplerinin madencilikle ilgili eğitim,
tecrübe ve teçhizata sahip olmaması nedeniyle, yeterince faydalı olamadıkları gibi
yeni kaza risklerine de yol açabilmektedir. Ayrıca bu durum koordinasyon sorunlarına
yol açması yanında kaynak israfına da neden olmaktadır.
 Kazanın büyüklüğüne bakılmaksızın olay mahalline gereğinden fazla tahlisiye ekibi
yığılması da koordinasyon sorunu doğurmakta ve kaynak israfına neden olmaktadır.
 Kaza yeri kazazede yakınları ile çevrede oturanların akınına uğramakta, bu durum etkin
çalışmayı engelleyebildiği gibi, kurtarma ekipleri ve toplanan kalabalıktaki insanlar
için de kaza riski doğurabilmektedir.
 Ayrıca basınla ilişkilerin iyi yönetilememesi, kamuoyunu ve kazazede yakınlarını
infiale sevk edecek kışkırtıcı haberler yapılması, kurtarma faaliyetlerinin sıkıntıya
sokulması gibi sorunlara yol açabilmektedir.
 Yaralı kurtarılan kazazedelerin ocaktan çıkarılması, özellikle yanık vakalarında tedavi
hizmeti verecek bir yanık merkezinin bulunması ve yaralıların süratle sevki önem
taşımaktadır.
 Özellikle TTK ve TKİ işletmelerinin bulunmadığı bölgelerde, arama-kurtarma
istasyonu mevcut olmayan küçük ve orta ölçekli işletmelerin kendilerinin veya
ortaklaşa kuracakları tahlisiye ekip ve istasyonları oluşturulmasına yönelik teknik
destek, eğitim vb. şekillerde yardım sağlanması gerekmektedir.
 Ayrıca, her çalışanın üzerinde sinyal verici cihaz bulundurulmasının sağlanması
halinde kazaya uğrayan kişilerin bulunması kolaylaşacaktır. Buna yönelik olarak
arama-kurtarma faaliyetlerinde ülkenin geneline şamil olmak üzere uydu temelli yer
belirleme sistemine geçilmesi sağlanmalıdır.
 Maden kazalarının risk haritaları çıkarılarak buralardan sorumlu olan tahlisiye ekipleri
belirlenmeli, kazanın nitelik ve büyüklüğüne göre koordinasyon mercii tarafından
uygun ekiplerin kaza mahalline sevki sağlanmalıdır.
16
http://www.maden.org.tr/resimler/ekler/8b7dc6e8b36bcaa_ek.pdf?tipi=5&turu=R&sube=0
75
 Kazadan yaralı kurtulanlar için acil müdahaleyi yapacak sağlık ekipleri uygun şekilde
konuşlandırılmalıdır. Yanık tedavi hizmetlerinde ihtiyaçları karşılayacak yanık tedavi
birimlerinin özellikle maden işletmelerinin yoğun olduğu bölgelerde bir an önce
hizmete sokulması gerekmektedir.
 Kamuoyunda ve kazazede yakınları arasında infiale sebep olunmaması için kriz
merkezi tarafından doğru ve yeterli bilgi akışı sağlanmalıdır.
5.2.Soma’ya Atılan Tekme
Soma nasıl 301 madencisini unutmayacaksa, Yusuf Yerkel’i ve o günlerde tüm
Soma’ya atılan o tekmeyi unutmayacaktır. Çünkü o gün orada atılan tekme, bugüne kadar
AKP hükümeti tarafından her fırsatta sergilenen despotizmin, otoriter, baskıcı, şiddetten yana
yönetim anlayışının bir ileri aşaması idi.
Soma acısını sadece ölümlerle değil, tekmelerle ve koruma ordusu ile oraya giden
siyasilerin akıl almaz yaklaşımları ile de bir kez daha yaşamıştır.
Soma’daki en ilginç manzaralardan biri dönemin Başbakanın gelişi ile yaşanmış,
Recep Tayyip Erdoğan oraya resmi, sivil 1000 kişilik koruma ordusu ile gelmiş, maden
alanına girdiğinde ise bir anda arama kurtarma çalışmaları durmuştur. O anda; öyle bungun
bir sessizlik olmuştur ki, Soma o gün AKP’ye karşı en sessiz protestoyu yapmıştır. Tam o
sırada, bekleyişte olan bir kadın, içerden sevinçli haber umudunu kesmiş ama en azından
yakının cansız bedenini isteyen bir anne, dönmüş ve şunları söylemiştir:
“Aslında bağıracaktım, haykıracaktım Başbakana! Ama korktum. Evladımın cesedini
vermez diye korktum!”
Tabi bunun karşılığında AKP’de büyük bir öfke birikmiş, Somalılar aslında Yusuf
Yerkel’in tekmesinde AKP’nin acıya bile nasıl şiddetle karşılık verebileceğini görmüştür.
Oysa bilmiyorlardı ki, bu işin fıtratında çığlık, göz yaşı ve acı vardı. Ölenlerin
ardından yas tutanın haykırışı asıl bu işin fıtratındaki idi. Ancak, o gün ne Yusuf Yerkel ne de
bizzat Recep Tayyip Erdoğan o acıya saygı duymamıştır.
76
6. Facianın Asıl Nedenleri
6.1. Siyaset-Sermaye-Sendika (3S)
6.1.2 Siyaset
Soma faciası göz göre göre gelen bir cinayettir. Meslek odalarının, uzmanların son
derece riskli bir bölge dedikleri Soma’da adeta ilkel üretim yöntemleri ile kömür
çıkartılmasına müsaade edilmiş, şirket bu ilkel yöntemlerle karını 4’e, 5’e katlamış, kömür
üretiminin maliyetini ise 130-140 dolardan, 23 dolara kadar indirmiştir. Madenlerde maliyeti
ölümle düşüren sihirli formül ile 301 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.
Türkiye’de 400’e yakın madende yaklaşık 50 bin kömür madeni işçisi bugün yer
üstünde de göçük altındadır. Özellikle kömür ve linyit işletmelerini topladığımızda kayıtlı
olan maden işletme sayısı 740’ı bulmaktadır ve 2012’de çıkan genelge ile maden ruhsatları,
ocakların izinleri doğrudan Başbakan’a bağlanmıştır. Madencilik sektöründe ruhsatların
Başbakanlığa bağlanmasıyla, izin bekleyen ruhsat sayısı ise 12 bine ulaşmıştır. Bu şu
demektir: Eğer maden sahipleri iktidar partisine yakınsa işleri daha kolay yürümektedir.
13 Mayıs 2014 günü Soma Kömür İşletmeleri Eynez Maden ocağında meydana gelen
elim kazanın ardından ülkemizin “siyaset-sendika-sermaye” üçgeni ile ilgili gerçeği en acı
şekilde gün yüzüne çıkmıştır.
Facianın yaşandığı Soma Kömür İşletmeleri hükümet
yetkilileri ve iktidar partisi tarafından “örnek maden ocağı” şeklinde gösterilirken,
77
övgüyle anılan bu maden ocağında 301 işçimiz hayatını kaybetmiştir.
Nitekim, 9
Temmuz 2013 tarihinde Soma Holding tarafından açılan diğer maden ocağının açılışında
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız bu madene de övgüler yağdırmıştı. 9 Temmuz
2013′te Soma’ya giden Bakan Yıldız, Işıklar bölgesinde şirketin yeni aldığı kömür madeninin
açılışında konuşmuş, iftarını işçilerle birlikte açan Yıldız, örnek alınacak niteliklere sahip
ocağın işçi güvenliğini ön planda tuttuğunu da belirtmişti.
78
HEPİNİZ ORADAYDINIZ!
Manisa Milletvekili Recai Berber, Dönemin Manisa Valisi Abdurahman Savaş,
Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürü Mustafa Aktaş, Ege Linyitleri İşletmesi Müessese
Müdürü Hakkı Duran, SEAŞ Genel Müdürü Nuri Şerifoğlu, Türkiye Maden İşçileri Sendikası
Genel Sekreteri Vedat Ünal, Ege Bölgesi Şube Başkanı Tamer Küçükgençay ve yönetimi, Ak
Parti Manisa İl Başkanı Murat Baybatur, Soma Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Can
Gürkan, Soma Kömür İşletmeleri Genel Müdürü Ramazan Doğru, Soma Belediye Başkanı
Hasan Ergene, Ak Parti Soma İlçe Başkanı Mehmet Ali Özkan, İmbat A.Ş Genel Müdürü
Gökalp Büyükyıldız
Tarih- 9 Temmuz 2014
79
30 Mart 2014 Mahalli İdare Seçimlerinin öncesinde çekilen şu fotoğraflar da “siyasetsermaye” ilişkilerinin çarpıcı bir özeti niteliğindedir: Bu fotoğraf 301 madencimiz öldüğü
ocakta çekilmiştir!
Kaynak: http://hasanergene.com/sn-huseyin-tanriverdi-ile-soma-komurleri-ziyareti/
Soma Kömürleri Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru ise 30 Mart’ta
AKP Soma Belediye Meclis üyesi seçilmiştir. Melike Doğru AKP’den meclis üyesi olmadan
önce ise işçilerin hayatını kaybettiği Soma Kömür İşletmeleri’nde İdari İşler Müdürü olarak
görev yapıyordu.
Kaynak: http://hasanergene.com/sn-huseyin-tanriverdi-ile-soma-komurleri-ziyareti/
80
6.1.3. İşçilerin Zorla Mitinglere Götürülmesi
Nitekim kamuoyunda sıkça gündeme gelen tartışmalardan bir diğeri işçilerin zorla
AKP mitinglerine götürülmesi de Komisyonumuz toplantılarında işçiler tarafından teyit
edilmiş, tutanak altına alınmıştır.
Kaynak: http://hasanergene.com/sn-huseyin-tanriverdi-ile-soma-komurleri-ziyareti/
İşçilerin görüldüğü bu fotoğrafların hemen arka planında 13 Mayıs 2014 tarihinde 301
madencimizin cansız bedenlerinin çıkartıldığı ocağın girişini gösteren aynı günkü fotoğraflar
da tarafımıza ulaşmıştır.
81
Komisyonumuzun 10 Haziran 2014 tarihli Soma Rıfat Dağdelen Anadolu Lisesi'nde
yaptığı toplantıda muhalefet milletvekillerinin sorusu üzerine işçiler mitinglerin tarifeleri
olduğunu dile getirmiş, maden ocağına gelen otobüslerle mitinglere taşındıklarını, bunun
karşılığında da 30 TL yevmiye aldıklarını söylemişlerdir. Bunun yanı sıra kendi aracıyla
gittiklerinde ise, benzinli araçlar için 150 TL, LPG'li araçlar için 100 TL aldıklarını ayrıca
yemek masraflarının da mitinglerin ardından şirketlerinin muhasebesinden ödendiğini
açıklamışlardır.
Soma Komisyonu 10.06.2014 tarihli Tutanaktan;
“TANER YILDIRIM - Şimdi, -parti adı vermeyelim- bizler toplanıyoruz iş çıkışlarında.
Sizin bugün işinizi feshederiz ya da iş akdinizi feshederiz, sizi işten atarız.” diyorlar,
otobüslere doldurulup parti mitinglerine götürülüyoruz. “30 milyon yevmiye vereceğiz.”
diyor, yevmiye alarak gidiyoruz”17
…
SELAHATTİN ŞEN - Evet, götürülüyordu. Maalesef ben de gidenlerden bir tanesiyim.
Selendi‟ye kadar gittik. Hafta tatili olanlar dâhil, hafta tatili olanlar gitmek mecburiyetinde.
Bu şekilde götürüldük. Yani adamın bir gün hafta tatili var, o hafta tatilinde dahi mecbursun
gitmeye. İnsanlar araçlarıyla gitti oraya. Araçların yakıt paraları ödendi, insanların yemek
paraları ödendi, yevmiyelerimiz verildi. O şekilde gittik.
….. Benzinli araçlar için 150 lira, gazlı araçlar için 100 lira, bir de oralarda yediğimiz
yemek bedeli. Biz bunları muhasebemizden aldık, fişlerini götürdük, muhasebemizden aldık.
Ayrıca yevmiyelerimiz de ödendi.18
Siyaset-sermaye-sendika ilişkisinin en acı itirafı ise Karaman’ın Ermenek ilçesi
Pamuklu Köyünde faaliyet gösteren Has Şekerler Maden şirketine ait ocakta 28/10/2014
tarihinde meydana gelen su baskınından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk
Çelik tarafından söylenen sözler olmuştur. Faruk Çelik: “Bizim müfettişlere göre
kapanması gerekiyor ama açılması için kimleri kimleri araya koyuyorlar. Bakanlar
17
18
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=748
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=748
82
arıyor, milletvekilleri arıyor, Soma’dan arıyorlar, sadece burası çalışsın diye. E haydi
açtık bir deneyelim diye, bak başına neler geldi” ifadeleri kullanılmıştır. 19
Basına “Faruk Çelik’ten acı itiraf” başlığı ile yansıyan bu açıklama ise gerek
Soma’da yaşanan 13 Mayıs faciasının, gerekse bugüne kadar çok sayıda madencinin ölüme
neden olan maden faciaları ile ilgili son derece yapısal bir sorunun kanıtı niteliğindedir.
Madenlerde yaşanan iş cinayetlerine ilişkin bugüne kadar ısrarla söylediğimiz ilişkin “siyasetsermaye-sendika” üçgenin nasıl işlediği aslında söz konusu açıklamada gizlidir.
6.1.4. Dayıbaşı /taşeron
Madencilikte “işçi, baca, ayak ve darama” adı altında dört farklı taşeron sistemi
uygulanmaktadır. Taşeronlar resmi evraklarda “ekip başı” olarak gözükmekle birlikte şirketin
çalışanı olarak kayıtlıdır. Nitekim; Soma Holding’in kazanın hemen akabinde yaptıkları basın
toplantısında şirketin İnsan Kaynakları Müdürü Celalettin Gökaşan “Bizde taşeron
uygulaması kesinlikle yoktur. 2 bin 941 işçinin tamamı Soma kömürlerinin işçisidir. Bizde
ekip başları vardır. Ekip başlarına taşeron diyorlarsa bilmiyorum” demiştir.
Yasalarda ana çalışma konularında taşeron yasak olmasına rağmen, madenlerde 30’ar 60’a
kişilik işçi gruplarının başında “dayı başı veya ekip başı” olmakta, işçilerin kadroları Soma
Holding’te gözükürken, fiiliyatta işi işçiye dayı başı vermektedir. Dayı başılar ise şirketten
maaşın yanı sıra üretim artışına bağlı olarak prim almaktadırlar.
Ancak bu sistem, işçinin tamamen dayıbaşının hakimiyetinde olduğu bir sistemdir.
Dayıbaşları işçiyi tokatlayabilecek kadar, işçi üzerinde hakimiyet kurabilmektedir. İşten
çıkarmalara da dayıbaşı karar vermekte, ana şirket de yasal taminatı ödemektedir. Nitekim 13
Mayıs faciasından sonra dayıbaşılar tarafından işe çağrılan işçilere, “Oğlum yerin altında
Başbakan yok, dayıbaşı var; oranın Başbakanı benim. Gelirsen çalışırsın, gelmezsen yerine
adam bulurum.” şeklinde tehditler savurabilmiştir.
Türkiye’nin Soma ile birlikte öğrendiği bu terim de aslında tarımdan gelen bir kavramdır ve
Soma’da bitiririlen tarım politikaları nedeniyle vatandaşlarımız madenlerde dayıbaşının kölesi
olmuşlardır.
19
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/135635/Bakan_Celik_ten_skandal_itiraf__Kim_bu_50_kisi_.htm
l
83
6.1.5. Sendikasızlaştırma
Bir diğer sorun ise işçilerin güvencesiz/sendikasız çalışmasıdır.
2002 yılında Türkiye’deki sendikalı işçi sayısı yüzde %10 iken, şu anda sendikalaşma
oranı %5,9’dur. Çalışma Bakanlığı'nın Ocak 2014 işkolu istatistiklerine göre Türkiye’de 115
işçi sendikası mevcuttur. Sigorta kaydı olan 11.600.554 işçinin 1.096.540’ı sendikalıdır.
Buna göre sendikalaşma oranı yüzde 9.45’tir. Ancak kayıtdışı işçiler dikkate alındığında
örgütlenme oranı yüzde 6 civarında olmaktadır. Kamuda örgütlü 360 bin kişi bu rakamdan
çıkartıldığında ise özel sektörde sendikalaşma oranın
%2’ye denk geldiği rahatlıkla
görülebilir. Darbeden hemen önce bile 1979- 1980 yılları arasında çalışan SSK’lı sayısı 2
Milyon 200 bin iken, sendikalı işçi sayısı 1,5 Milyon idi. Bugün ise çalışan SGK’lı sayısı
11,5 Milyon iken sendikalı işçi sayısı 1 milyondur.
Üstelik maden işkolu gibi son derece yüksek riskli bir alanda sendikalaşma oranları
daha da önem kazanmaktadır. "İşkolları Cetveli'nin 03 sıra numaralı Madencilik ve
Taşocakçılığı İşkolu'nda Ocak 2014 resmi istatistiklerine göre çalışan işçi sayısı 190 bin
346'dır. Söz konusu işkolunda çalışan işçilerden 38 bin 492'si sendika üyesidir"20
Soma’da madencilerin örgütsüz oldukları, sendikanın ise madencilerin şikayetlerini,
sorunlarını dinlemek, işçi güvenliği ile ilgili gerekli hususları dile getirmek bir yana işçileri
yalnız bıraktığı da ortadadır. Yine Somalı işçilerin sendika ile ilgili ifadelerinden bazıları şu
şekildedir:21
“Sendika işçiye yardımcı olmuyor, aksine kötü davranıyor. Bir işçi sendikaya
şikâyetleri ile gittiğinde bu seninle patronun arasında bir sıkıntı diyerek azarlanıyor ve geri
gönderiliyor. Sendika üstüne geçen vazifeyi yerine getirmiyor, üstüne bir de işçiyi azarlıyor.”
“İşyeri temsilcileri şirket temsilci şeklinde davranıyor ve bu sendikaya ve
örgütlenmeye yönelik tepkileri artırıyor. Sendika işyeri temsilcileri yalnızca iş yerinde değil
aynı zamanda Soma’da gündelik hayatta da bir tehdit unsuru yaratıyor.”
20
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/7-44313sgc.pdf
http://www.bogazicisomadayanismasi.boun.edu.tr/sites/default/files/Bogazici%20Soma%20Dayanismasi%20
Soma%20Raporu_Kasim%202014.pdf
21
84
“Sendika başkanı, 12-13 bin aylık alıyor, ayrıca şirketlerden gizlice para aldığını
düşünüyoruz.
Harcamaları ve masrafları da sendika tarafından karşılanıyor. Bir nevi
‘Sendika Ağas’ haline gelmiş.”
“Son dönem delege seçimlerinde işverenlerin verdiği liste seçildi. Ondan önceyse
delege seçimlerinde tek liste sistemine geçiş oldu. Her işçinin tek oy hakkı var ve özel
şirketlerde çalışan ortalama 12,000, devlette çalışan 1,700 işçi var. 1,700 oyun hepsini de
alsa bir kişi yine de delegeye giremiyor. Böylelikle özel şirketlerin istediği kişiler seçiliyor.”
“Türk-İş’e bağlı bölgeye parti eliyle geliyor. Daha öncesinde sendikanın madene
girme çalışmaları var ancak şirket karşı çıkıyor. Ancak, devletin saha açmak ve sözleşmelerin
devam etmesi için koştuğu şartlardan bir tanesi Türk-İş’in tek yetkili sendika olarak alana
girmesi. Delegeler şirket tarafından belirlenecek, listeler şirket tarafından oluşturulacak
koşuluyla Türk-iş tüm alanda, tüm işçileri sendikalı yapıyor.”
“Sendikal mücadelenin yakın geçmişteki değişimine ve bunun Soma üzerindeki
etkisine dair bölgenin en eski madencilerdin anlattıkları da özet niteliğindedir. Ayrıca,
madenlerin çalışma koşullarının kamuda ve özel sektör işletmesinde, hakların korunması
konusunda ne kadar farklı olduğunu burada açıkça görülebilir.” 22
“1980’li yıllarda maden işçilerinin güvencesi olduğu için hakkını arayabiliyordu. İş
koşullarının iyi olmadığı zamanlar, yavaşlatma eylemleri yapılıyor ve herkes katılıyordu. Bu
da Türkiye için problemdi; bizler üretim yapmadığımızda elektrik kesintileri oluyordu. Çünkü
Türkiye’nin elektrik ihtiyacının %11’i Soma’dan karşılanıyordu. 1991 yılında, Büyük
Yürüyüş eylemleri zamanı madenci %300 zam hakkını kazandı.
Maden işletmeciliği devlete aitken, madende bir sıkıntı olduğunda madenleri
boşaltır, sensörler uyarı verdiğinde ise kesinlikle madene girmezdik; o zamanlar maden
kazaları olmaz, göçüklerde bile ölüm vakası ile karşılaşılmazdı. Ayrıca 1980 öncesi 2,5
milyon sendikalı sayısı varken şu an 500 bin işçi sendikalı. Nüfusun artmasına ve maden işçi
sayısının artmasına rağmen sendikalı sayısının azalışının en büyük sebebi ise taşeronlaşma
sistemi.
“Eskiden Soma’da işçiler daha bilinçliydi, hakkını arıyor, örgütleniyordu. Ancak göç
ile gelen işçilerin birçoğunun kendi haklarından bile haberi yok. Her seçim öncesi, 12.000 –
22
http://www.bogazicisomadayanismasi.boun.edu.tr/sites/default/files/Bogazici%20Soma%20Dayanismasi%20
Soma%20Raporu_Kasim%202014.pdf
85
13.000 işçi istekleri dışında miting alanlarına götürülüyor. Gelmezlerse yevmiyelerinden
kesileceği söyleniyor. Ayrıca işverenlerin korkuttukları şey ise işten atılmak ya da parti
seçilmezse ihaleleri alamadıkları için işsiz kalacakları oluyor.”
Tüm bu ifadeler de göstermektedir ki dayıbaşı/ taşeronun iyiden iyiye yerleştiği bir
ortamda sağlıklı sendikal hareket, hak ve özgürlüklerden bahsetmek mümkün değildir.
Türkiye işçi sınıfının başına gelen en büyük talihsizlik, şüphesiz AKP’nin iktidarda olmasıdır.
Bu iktidar sırasında iş dünyasında, emek dünyasında, çalışma hayatında gözlenebilen en bariz
iki değişim sendikalaşmanın, sendikal hareketin geriliyor olması ve taşeronlaşmanın artıyor
olmasıdır. İstihdamda ki yapısal bozukluk ve istihdam yaratmayan büyümenin bir sonucu
olarak bugün taşeronlaşma artıyor, esnek çalışma biçimi giderek yaygınlaşıyor ve fabrikalarda
her gün şu cümleler sarf ediliyor: “dışarısı işsiz dolu, beğenmiyorsan git; yerine gelecek çok”
. İşte bu durum İşçiyi, işsizlikle korkutarak, sendikalaşmasının, sendikal örgütlenme hakkının
elinden alınması çabasıdır. İşsiz kalma korkusu işçileri sendikalara katılmaktan ve üyelikten
uzak tutmaktadır. AKP’ye ise tek yön veren irade sermayenin iradesidir.
Şirket bir taraftan karını yıldan yıla katlarken, şirketin madende çalışan işçilere çocuk
yardımı yapmamak için bordrolarındaki çocuk hanesine ‘sıfır’ yazmış olması da işçinin
haklarının siyaset-sermaye ve sendika üçgeninde nasıl yok sayıldığını ve emeğin bu düzende
nasıl sömürüldüğünü de açıkça göstermektedir.
.
Yine şirketin işçilerin bordrolarında çocuk sayısını sıfır gösterdiği bu toplantıda
ortaya çıkmıştır:
“ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim. Öncelikle birinci soru, yaygın bir
şikâyet var, bu doğru mu, değil mi, kayda geçmesi açısından soruyorum. Bordroların
hiçbirisinde yani tamamında çocuk sayıları sıfır olarak gözüküyor. Böyle bir şey var mı,
gerçek mi?
SEFA KÖKEN – Var.”23
23
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=748
86
87
6.2.Üretim Baskısı
Nitekim gerek Bilirkişi Raporu’nun ortaya koyduğu, gerekse heyetimizin yaptığı tüm
tespitlerde ortaya çıkan husus işçilere yapılan üretim baskısı ve kar hırsıdır. Konuyla ilgili
işçilerimizin bölgede yapılan çeşitli araştırmalarda kullandıkları ifadeleri her şeyi apaçık
özetlemektedir:24
Kazım: “Günlük 3 bin ton kömür isteniyor. Aylık yüz binin altına düşerse gözünün
önüne gelmiyor güvenlik önlemleri. Hata olduğunda gerekli müdahale yapılmadan
üstünkörü devam etmek zorundasın. Kablo bozulmuşsa basit bir tamirle atlatılıyor bu sorun.
Bir şey söylersen ‘s... git’ çıkışını versinler deyip gönderiyorlar. Ne yapacaksın eve ekmek
götürmek zorundasın. Örneğin daha önce iş güvenliğine dikkat eden bir müdür işten
çıkarılıyor. Sırf daha fazla kömür diye Ramazan Doğru bu ismi verelim mi yoksa yeni bir
mudur vs mi diyelim? getiriliyor. Asıl olan ‘Kömür, kömür, kömür... Para para para’.”
İşçilerden Selim ise şu sözlerle anlatıyor üretim baskısını: “Diyelim vardiyada 500 ton
çıkardın. Olmaz diyor, 600 ton çıkaracaksın. Daha fazla çıkarmaya zorluyorlar. Gece
vardiyası da geliyor 1,000 ton çıkarıyor. Ay sonunda vardiya amirleri ve çavuşlara prim
veriliyor. Köle gibi çalıştırılıyoruz. Ne kadar çıkarırsan çıkar, primi amir alıyor. Ay sonunda
hangi amir daha fazla çıkarmış ise onun fotoğrafı asılıyor. Sen niye çıkaramadın diye
soruyorlar sonra. Belki taş kaya vardı? Bunlar hesaba katılmıyor.”
Cemil: “18 yıllık madenciyim. Üretimin durduğunu görmedim. Yanda ölüm olur.
Üretim devam eder.”
Soma’da siyaset, sermaye ve sendika üçgeninin oluşturduğu işte bu kara delik 301
madencimizi yutmuştur. Ölen madencilerimizin yakınları, çocuklarının 40 santimetrelik bir
delikte çalışmak için sürünerek geçtiklerini, küçücük bir yeri genişletmek için yarım saat
harcamasına bile izin verilmediğini ve arkadan bir sesin “hadi hadi, daha çok kömür”
diyerek iteklediklerini anlatmışlar, Soma’dan sonra bu sistem “hadi hadi sistemi” olarak
anılır olmuştur.
Bilirkişi raporunun ortaya koyduğu en önemli hususlardan bir diğeri ise işçilere
yapılan üretim zorlaması ile ilgili bölümdür. Raporda; “Soma Kömür işletmesine ait 2013 ve
2014 yılları Termin Takip kayıtları incelendiğinde aylar ve yıllar bazında programlanan
24
http://www.bogazicisomadayanismasi.boun.edu.tr/sites/default/files/Bogazici%20Soma%20Dayanismasi%20
Soma%20Raporu_Kasim%202014.pdf
88
üretimden 2-2,5 kat fazla üretim yapıldığı anlaşılmaktadır. (2013 yılı için programlanan
üretim 1,5 milyon ton, fiili üretim 3,5 milyon ton) Bu sonuçlar işletmede “üretim
zorlaması”nın olduğunu ve işçilerin ifadelerinde belirttiği fazla çalışmaya zorlandıkları savını
doğrulamaktadır. Üretim zorlamasının beraberinde alınması gereken tedbirlerin alınmamasına
ve tehlikeli çalışma koşullarının oluşmasına yol açmıştır.” denilmiştir.
Soma’da her yıl 1,5 milyon ton üretim planlanırken 2011 yılından itibaren yaklaşık iki
kat üretim gerçekleştirilmiş, 2013 yılı için de sözleşme gereği üretim 1,5 milyon ton iken,
gerçekleşen üretim 3,566 milyon ton olmuş;
yapılan bu üretim adeta memnuniyetle
karşılanmış, bu kömür yine devlet tarafından ve seçim yatırımı olarak dağıtılmıştır. Siyasetin
en tepesindekiler ise durumdan memnun bir şekilde, fazla üretime göz yumarak ve örtülü bir
şekilde teşvik ederek, daha fazla rant ve daha fazla oy devşirme derdine girmişlerdir.
İhalelerle, sözleşmelerle devlet gözetiminde kurulan işte bu sistem daha çok kömür, daha çok
rant, daha çok oy düzeni ve dayıbaşlarının kurduğu “hadi hadi” düzeniyle sonuçlanmış.
Ne kadar kömür çıkarırsa çıkarsın devlete fahiş fiyatlarla satan şirketlerin kâr hırsı
bununla da sınırlı kalmamı, maliyetleri düşürmek için her yolu denemişler ve en nihayetinde
sihirli formülü bulmuşlardır: Maden emekçilerinin ücretlerini asgari ücrete kadar indirmek,
güvenlik için önlem almamak!
Özellikle Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan’ın 30 Eylül 2012 tarihinde Hürriyet
Gazetesinden Vahap Munyar ile yaptığı söyleşi aslında Soma’da yaşanan tüm gerçeği gözler
önüne sermektedir. 25 Bu röportajın en önemli bölümlerinden birisi Alp Gürkan’ın TKİ’nin
2005’ten sonra alınan kararla kara geçtiğini anlattığı bölümdür. Vahap Munyar maliyeti nasıl
düşürdüklerini
sihirli bir formül mü devreye girdi? Diye sorarken Alp Gürkan: “TKİ,
Soma’da kömürü kendisi çıkartırken tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Biz, ihaleye
girip tonun TKİ’ye %15’li rodövans payı dahil 23.80 dolara çıkarma taahhüdü verdik.”
diyerek Soma’da 301 cana karşılık maliyetin düşüldüğünü izah etmiştir.
25
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21586913.asp
89
90
İş cinayetlerinin en önemli nedenine baktığımızda sorunun yapısal olduğunu yani
çalışma rejiminde olduğunu görürüz.

Bu sistemde; işçi güvencesizdir, bu nedenle çalışma şartlarına itiraz edemez, ederse
işinden olur.

Bu sistemde; İş güvenliği uzmanı veya denetçi parasını işverenden alır.

Bu sistemde; müfettişler işyerindeki eksikleri yeterince rapor edemez, ederse işinden
olur.

Bu çalışma rejimi işçi değil işletme esaslıdır.

Çalışma düzeni esnektir, esas olan çalışma kuralları değil piyasa kurallardır.

Esas olan işin zamanında bitmesi, siparişin yetişmesidir.

Esas olan düşük maliyettir. İşçi bunun gerektirdiği şekilde çalıştırılır.

İş güvenliği önlemleri maliyeti artırıyorsa ihmallere göz yumulur.

İşçi örgütsüz ve sendikasız, devlet olan bitene kayıtsızdır.

İşverenleri fazla zora sokmak istemeyen hükümet denetimi ve yaptırımı sıkı tutmaz.

Caydırıcı olamayan para cezaları sonunda ölümler tekrarlanır.

Hükümetle arası iyi olmayan şirketlere uygulanan maliye denetiminin onda biri iş
güvenliği zaafı olan şirketlere uygulanmaz.
6.3.Rodövans/ Hizmet Sözleşmesi
Kömür, elektrik, ısınma, demir-çelik ve çimento gibi birçok sektörün en önemli
girdisidir. Ülkemiz ekonomisi açısından stratejik öneme sahip bir maden olan kömür ile ilgili
AKP döneminde 10 Milyar lirayı aşan organize yolsuzluklar yapılmıştır. Tüm bunlar partimiz
tarafından belgeleri ortaya konulmuş ve kömür yolsuzluğu ve madenci cinayetleriyle ilgili
tespitlerimiz milletvekillerimiz tarafından her platformda sıkça dile getirilmiştir.
Bizlerin amacı, madencilerimizin ölüme değil, yaşama bağlanması, ülkemiz
madenlerinin rant bağından kurtarılarak, sermayenin ipoteğinde değil, halkın elinde
zenginlikler olarak kullanılmasıdır.
Dünyadaki eşitsizliğin özellikle son yıllardaki kökenine dair eleştiriler getiren ve refah
ile adaletin çöküşüne enerji alanındaki kamu politikalarının doğrudan etkisi olduğunu savunan
iktisatçı Joseph Stiglitz rant, gelişmişlik ve refahın adil bölüşümü ile ilgili şu genel saptamayı
yapmaktadır.
91
“Mevcut siyasal sürecin toplumun geri kalan kesimlerinin pahasına zenginlere yardım
etme yollarına rant arayışı denir. Rant arayışı, birçok farklı şekilde karşımıza çıkar: devletten
alınan açık ve gizli yardım ve sübvansiyonlar, piyasayı daha az rekabetçi yapan kanunlar,
mevcut rekabet kanunlarının gevşek uygulanması ve şirketlerin diğerlerinin üzerinden çıkar
sağlaması veya maliyetlerini toplumun geri kalan kesimine yüklemesi gibi.”26
(… )
“Doğal kaynak zengini ülkeler, rant arayışı faaliyetleri konusunda kötü bir üne
sahiptirler. Bu ülkelerde kaynakları avantajlı koşullarda uyum sağlayarak zengin olmak,
refah yaratarak zengin olmaktan çok daha kolaydır. Bu genelde eksi toplamlı bir oyundur ve
ülkelerin böyle zengin kaynakları olmayan diğer ülkelere göre ortalama olarak daha yavaş
büyümelerinin nedenlerinden biridir. Böyle bir kaynak bolluğunun aslında yoksullara yardım
etmek ve herkesin sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmasını sağlamak için
kullanılabileceği gerçeği sorunun daha da rahatsız edici kısmıdır.”27
(… )
“En yüksek eşitsizlik oranlarına sahip ülkeler arasında, doğal kaynak zengini ülkeler
başı çekmektedir. Görünen o ki, bu ülkelerdeki azınlık bir grup insan (genelde siyasal gücü
elinde bulunduranlar), rant arayışında diğerlerine göre daha başarılıdırlar ve kaynakların
getirilerinden ağırlıklı olarak kendilerinin faydalanmalarını sağlarlar.”28
“Rant arama davranışı sadece Ortadoğu’nun, Afrika’nın ve Latin Amerika’nın kaynak
zengini ülkelerinde yaygın değildir. ABD’de dahil, günümüzün modern ekonomilerinde de
yaygınlaşmıştır. Bu ekonomilerdeki rant arayışı birçok farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır ve
bunların bazıları petrol zengini ülkelerde yaşananlara benzemektedir: örneğin, (petrol ve
mineral gibi) devlet varlıklarını adil piyasa fiyatlarının altında almak gibi. Eğer devlet, size 1
26
Stiglitz,Joseph E., Eşitsizliğin Bedeli: Bugünün Bölünmüş Toplumu Geleceğimizi Nasıl Tehlikeye Atıyor?, Çev.
Ozan İşler, İletişim 2014, S. 90
27
Stiglitz,Joseph E., Eşitsizliğin Bedeli: Bugünün Bölünmüş Toplumu Geleceğimizi Nasıl Tehlikeye Atıyor?, Çev.
Ozan İşler, İletişim 2014, S. 91
28
Stiglitz,Joseph E., Eşitsizliğin Bedeli: Bugünün Bölünmüş Toplumu Geleceğimizi Nasıl Tehlikeye Atıyor?, Çev.
Ozan İşler, İletişim 2014, S. 91
92
milyar dolar değerindeki bir madeni 500 milyon dolara satıyorsa, zengin olmak çok da zor
olmaz” 29
Bugün tüm Türkiye’nin Soma faciası ile adını duyduğu rodövans da işte bu rant
arayışı ve dağıtımının en önemli parçası haline gelmiştir. AKP’nin ilk icraatlarından biri
olarak 2004 yılında Maden Kanunu’nda yaptığı değişiklik karşımıza çıkmış ve taşeron
çalışmayı kılıfına uydurmak, haraç sistemi ile maden işlettirmek, madenleri özelleştirmek,
neoliberalizmin bayrağını en üstte taşıyan AKP’nin adeta alametifarikaları olmuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin üzerinde önemle durduğu kömür rantı ve yolsuzluğu bu
meselenin can damarıdır. Bununla ilgili de KİT Komisyonunda TKİ ve TTK ile ilgili
tespitlerimizi söylemeye devam ediyor ve mücadelemizi sürdürüyoruz. Nitekim KİT
Komisyonu’nda, ilk kez Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun Kozlu işletmesi dışındaki bağlı
müesseselerin 2011, kurumun ve bağlı müesseselerin 2012 bilançoları ibra edilmemiştir ve
Sayıştay raporları da açıkça yolsuzluğu göstermektedir.
TKİ, madenleri ihalesiz olarak verdiği yetmezmiş gibi bu madenlerden ihalesiz olarak
fahiş fiyatlarla kömür almaya da başlamıştır. Oysa kamu ihale mevzuatına göre madenlerin
ihalesiz olarak verilmesi, devredilmesi ve bu madenlerden yine ihalesiz olarak kömür
alınması mümkün değildir ve yapılan işlemler sonucunda devlet kendine ait kömürleri özel
şirketlere kaptırdığı gibi kendi madenlerinden fahiş fiyatlarla kömür almak zorunda
bırakılmıştır. Üstelik kömür alımlarının hem miktarı, hem fiyatı sürekli yükseltilmiş,
ihtiyaçtan fazla alınan kömürler bir yandan fakire dağıtılmış, dağıtılamayan kömürler stokta
kendiliğinden yanarak ziyan olmuştur. 8 yıl içinde TKİ’nin sadece Soma ve İmbat
şirketlerinden alınan kömürler için ödediği bedel 1 Milyar ABD dolarını geçmiştir.
TKİ’yi denetlemekle görevli Sayıştay Denetçileri gerek madenlerin devri sırasında
gerekse bu madenlerden kömür alımı sırasında yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle soruşturma
başlatılmasını talep etmiş ve Sayıştay’ın tespitlerine göre sadece bir maden ocağı devri
dolayısıyla devletin zararı yaklaşık 326 Milyon ABD Doları olmuştur.
Sayıştay’ın soruşturma talebi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETBK)
Müfettişleri tarafından kapatılmak istenmiştir. Sayıştay ETKB raporuna Başbakanlık Teftiş
Kurulu nezdinde itiraz etmiş, Başbakanlık Teftiş Kurulu olayı aklayan bir rapor yazmış ve
29
Stiglitz,Joseph E., Eşitsizliğin Bedeli: Bugünün Bölünmüş Toplumu Geleceğimizi Nasıl Tehlikeye Atıyor?, Çev.
Ozan İşler, İletişim 2014, S. 91
93
raporun sonuç bölümüne de “işlemlere bir kez de Savcılık baksın” diye not düşmüştür.
Aklama raporuyla birlikte Savcılığa iletilen yolsuzluk dosyasını Savcılık bilirkişiye
göndermiş ve Bilirkişi de Sayıştay’ın “326 Milyon ABD Doları kamu zararı var” dediği
olayda “kamu yararı” vardır diye rapor düzenlemiştir. Savcılık hukuka açık aykırılık teşkil
eden bu işlemleri kamu yararı gerekçesiyle takipsizlik kararı vererek mahkemeye iletmeden
kapatmıştır.
Savcılık tarafından dosyanın kapatılması sonucunda devletin kömürünü yine devlete
fahiş fiyatlarla satma hakkını ele geçiren Şirketler bir yandan aşırı üretim diğer yandan
maliyetleri düşürme yoluna girmişlerdir.
Yine, Başbakanlığın 2012/15 sayılı genelgesiyle; kamu kurum ve kuruluşları ile
sermayesinin % 50’ sinden fazlası Kamu Kurum ve Kuruluşlarına ait şirketlerin, kendi
mülkiyetlerinde veya tasarruflarında bulunan taşınmazlarıyla ilgili olarak; Kamu Kurum ve
Kuruluşlarının, Vakıf, Dernek veya bunların şirketlerine, gerçek veya tüzel kişilere; satış,
kira, irtifak, takas, tahsis, devir vb. her türlü tasarrufa yönelik işlemler için, Başbakanlıktan
izin alınmasına dair düzenleme yapılmış; özellikle madenlerde MİGEM’e bağlı olması
gereken bir yetki “merkezileştirilmiş”, bu yolla madencilikte rol alacak firmaların siyasetle
doğrudan ilişki kurma zorunluluğu gibi çarpık bir yapı oluşturulmuştur.
TKİ’nin 24 Haziran 2014 tarihinde TBMM Soma Maden Araştırma Komisyonuna
sunduğu raporda da; 2013 yılı sonu itibariyle 27 küçük ölçekli ve 4 büyük ölçekli olmak üzere
toplam 31 taşkömürü sahası, 3 kuvars kumu sahası ve 1 boksit sahası olmak üzere toplam 35
sahanın rodövans yoluyla özel sektör işletmeciliğine verildiği belirtilmiştir. Aslında bu
uygulama ile TKİ üretimi taşerona ihale etmekle kalmamış adeta işçinin hayatını da ihale
etmiştir.
Özelleştirme politikalarının, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarının sonucunda daha
fazla kar için işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik yatırımlardan kısan özel sektör, bu alanı
adeta hiçe saymakta ve 1 ton kömür için 1 dolarlık yatırım yaparak gerekli önlemleri
alabilecekken, 1 dolar daha kar elde etmek için insan canını feda etmektedir. Kamu eliyle
üretim yapıldığında madenlerde yaşanan iş kazaları ile madenlerin özel sektöre devredildikten
sonra yaşanan iş kazaları arasında adeta uçurum vardır. TMMOB’un verilene göre 2002
yılından 2011 yılına kadar kömür madenlerindeki iş cinayetlerinde %40 artış yaşanmıştır.
Soma özelinde de, 30 yılda 1 kaza yaşanmışken, özelleştirme sonrası burada ölümlerin önüne
94
geçilemez olmuştur. Nitekim Soma Holding CEO’su Alp Gürkan rodövans sistemiyle işletilen
madenlerde kömürün tonunun maliyetinin 130 dolardan 23 dolara düşürdüğünü ifade etmiştir.
Burada maliyeti düşüren ise işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerine yapılmayan yatırımlar ile
madencinin alın terinden kesilen ücretlerdir.
Madenler Anayasasının 168. Maddesine göre Devlete aittir. Bugün devlet adına linyit
madenlerimizi Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) yönetmekte ve TKİ’de madenlerinin bir
kısmını rodövans usulüyle özel sektöre vermektedir. Bir kısmı ise hizmet ihalesiyle
işletilmektedir. Rodövans usulünde kiracı kendi nam ve hesabına kömürü çıkarmakta ve
çıkardığı kömür için ton başına TKİ’ye belirli miktar ödeme yapmaktadır. Hizmet ihalesi
yönteminde ise TKİ ihale açmakta, kazanan firma belirli bir ücret karşılığında TKİ için
kömür çıkarmaktadır. Hizmet ihalesinin bugün bilinen ve yaygın adı aslında taşeronluktur.
Kazanın meydana geldiği Eynez Sahası Karanlıkdere mevkiindeki S.75153 ruhsat
numaralı yeraltı kömür ocağının ruhsatı, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumuna aittir. Bununla
birlikte işletme faaliyetleri hizmet alım sözleşmesi kapsamında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.
tarafından yürütülmektedir.
07.10.2009 tarihinde Manisa ili Soma ilçesinde bulunan ve TKİ’ye ait olan linyit
madenlerimiz ihalesiz olarak Park Grubuna ve İmbat şirketine verilmiş, ihalesiz olarak
madeni alan Park Enerji ise 2 yıl sonra 50 Milyon Avro karşılığında Soma AŞ’ye
devretmiştir. Ocağın ihalesini alan ilk firmanın sahayı devretme nedeni ise buradaki kömür
damarının metan içermesi ve yangına elverişli olmasıdır. Bilirkişi Raporunda da; “Eynez
Kömür sahasının 2006 yılında kömür üretme ve teslim işini üstlenen Park Teknik Elektirik
Madencilik. AŞ. TKİ Genel Müdürlüğüne 07.10.2009 tarihinde verdiği sözleşme devri ile
ilgili başvurusunda, “üretim çalışmaları sırasında oluşan yangınlardan dolayı üretim
yapılmaması ve yüksek su geliri” gerekçe gösterilerek “ileride telafisi mümkün olmayacak
problemlerle karşılaşılacağı anlaşılan bu durumda hem şirketimizin hem de kurumunuzun
olumsuz etkilenmemesi için işi devir etmek istemekteyiz” denmektedir. Bu durumda olaya
konu olan maden sahasının yüksek yangın riski taşıdığı, TKİ ve işi devralan Soma Kömürleri
AŞ tarafından bilinmektedir.” denilmiştir.
TKİ ile yapılan Teknik Şartnamede yer alan üretim bölümü ve daha sonra Bilirkişi
raporunda da üzerinde durulan “üretim zorlaması” bir arada düşünüldüğünde facianın
95
oluşumunun üretim zorlamasından kaynaklanan kızışmadan olması gibi bir ihtimal de göz
önünde bulundurulmalı ve bu husus göz ardı edilmemelidir.
96
TKİ’nin rodövans antlaşması ile ilgili en başından bu yana karışıklığa sebep olan
husus şudur: Soma Kömürleri ile yapılan sözleşmenin gerçeği rodövans, adı ise hizmet
ihalesidir. Çünkü gerçekte hizmet ihalesi yaparlarsa, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre,
orada belirtilen şartlarda ihale yapmaları gerekecektir. İşte, bu yüzden uyduruk bir rodövans
sözleşmesi yaparak, kiralama sözleşmesi ile mal alım sözleşmesini birleştirmişler ve ortaya bu
muvazaalı sözleşme çıkmıştır. Ruhsat hakkı TKİ’ye ait olan katliamın yaşandığı Eynez’de
TKİ ile Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında yapılan hizmet alım sözleşmesi hileli
(muvazaalı) ve kanunsuzdur. Sadece Türk ihale mevzuatında değil, dünyanın hiçbir ihale
sisteminde, alım, satım, kiralama ve yapım işleri birleştirilemez, çünkü birleştirildiğinde
yolsuzluk olur. Ve bu işlemlerde kamu yararı yoktur, bu işlemlerde işçi yararı yoktur; bu
işlemlerde devletçe gözetilen şirket yararı vardır. Ve o işçilerin ölürken verdikleri son
nefesler, Maslak’ta gökdelenler olmuştur, metrekaresi 8 bin dolara yapılan rezidanslar
olmuştur.
Bilirkişi raporunda da Soma Kömür İşletmeleri ile yapılan rodövans sözleşmesinin
muvazaalı olduğu da tespit edilmiştir. Raporda; “TKİ tarafından, önce Park Enerji AŞ’ne,
daha sonra Soma Kömür AŞ’ne “hizmet alım sözleşmesi” ile verilen ihale konusu 15 milyon
ton kömür üretim işi 4857 sayılı İş kanunu hükümleri açısından muvazaalı (hileli) olarak
görüşmektedir. Konuya ilişkin olarak hem Sayıştay KİT raporlarında, hem de TKİ tarafından
yayımlanmış olan 2013 yılı Faaliyet Raporunda bu duruma dikkat çekilmiştir.” denilmektedir
“Bu sözleşme hem Kamu İhale Kanunu’na, hem de İş Kanunu’na aykırıdır. Sayıştay
raporunda vurgulandığı gibi, “Kamu İhale Kanunu’nun 4. maddesinde dekapaj ve benzeri
işler yapım işi olarak tanımlanmasına rağmen, kömür kazı, yükleme ve taşıma işi TKİ’ce
sunulan raporlarla Hazine Müsteşarlığı’na hizmet olarak bildirilmektedir. Halbuki mahiyet
olarak, yapılan işler arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Bu itibarla kömür kazı işi de
yapım işidir. TKİ, Kamu İhale Kanunu’nun 4. maddesinde sayılan hizmet işleri arasında
olmamasına rağmen, kömür çıkarma işini hizmet alımı yoluyla yaptırmaktadır. Yapılan bu iş
başlı başına yasaya aykırı ve muvazaalı (hileli, gerçeği gizlemeye yönelik anlaşma) bir
işlemdir. TKİ İş Yasası’nın 2. maddesini de açıkça çiğneyerek muvazaalı bir alt işveren
(taşeron) ilişkisi kurmuştur. TKİ asıl işin tamamını kendisini ihale sözleşmesiyle perdeleyerek
alt işverene devretmiş, bu yolla işçiyi koruyucu mevzuatın arkasına dolanıp ucuz kömür
üretmiştir. Yasa gereği, böylesine muvazaalı bir ilişkide alt işverenin işçileri (Soma A.Ş.)
başından beri TKİ’nin işçisidirler. TKİ de bu işçilerin hukuken işverenidir. Nitekim, 4857
97
Sayılı Kanun’un 2’ nci maddesi 7’ nci fıkrasında “... Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin
işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin
taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte
sorumludur...” hükmü yer almaktadır. Soma’da alt işveren Soma AŞ, asıl işveren Enerji
Bakanlığı’na bağlı olan TKİ’dir.” 30
Bilirkişi raporunda da şu önemli saptamalar yer almaktadır: “Asli görevi kömür
işletmeciliği olan, gerekli bilgi birikimi ve teknik personel desteğine sahip Türkiye Kömür
İşletmeleri’nin, asıl işi olan yeraltı kömür üretimini, hizmet alım sözleşmesi ile iş güvenliğini
göz ardı ederek, maliyet kaygısıyla alt işverene devretmesi nedeniyle; TKİ Yönetim Kurulu
Başkanı; TKİ İşletme Dairesi Başkanı, asli kusurludur.” Bu durumda gerçek işveren olarak
TKİ yönetimi hem cezai, hem hukuki sorumlulukla karşı karşıyadır. Gerçek işveren olarak
TKİ (ve siyaseten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı) işçiyi koruma borcunu yerine
getirmediği için sorumludur. Gerçek işveren olarak TKİ, İş Sağlığı ve İş Güvenliği
Kanunu’nun öngörmüş olduğu önlemleri almamış olmaktan dolayı sorumludur.
Komisyon görüşmelerindeki TKİ –şirket bağlantısı ve sözleşme içerikleri ile kurumun
karları üzerine milletvekillerimiz tarafından sorulan sorulara TKİ yetkilileri sürekli olarak
dolambaçlı, kimi zaman da AKP’li üyelerin dahi sabrını taşıran ciddiyetsizlik ile cevap
vermişlerdir. Tutanaklardan da görüleceği gibi, madencilik alanında bu kadar önemli bir yetki
alanına sahip olan kurum Komisyon’a yaptığı sunumlarda hazırlıksız, belge ve bilgiden,
faciaya ilişkin net tespitlerden yoksun bir tavır içinde bulunmuştur. Facianın yaşandığı Eynez
ocağının ruhsat sahibi olan TKİ’ni n Genel Müdürü Mustafa AKTAŞ’ın komisyonda yaptığı
sunumda Milletvekillerinin sorularına verdiği kaçamak cevaplar ile kurumun sorumluluktan
kurtarma çabası olarak görülmüştür.
Hatta AKP Bartın Milletvekili YILMAZ TUNÇ “ Cevabını içinden bulabilmek için
bayağı bir çaba göstermemiz gerekecek” diyerek Genel Müdürü eleştirmiştir. Hizmet alım
sözleşmesi işletilen ocaktan çıkarılan kömürün maliyeti ve satış fiyatına ilişkin sorularımıza
maalesef cevap alınamamıştır.
HASAN ÖREN (Manisa) - Size devredilen kömürü kaça satıyorsunuz? Eynes’ten size
devredilen kömürü kaça satıyorsunuz?
30
http://t24.com.tr/yazarlar/aziz-celik/soma-karartilacak-mi,10547
98
TKİ GENEL MÜDÜRÜ MUSTAFA AKTAŞ – şimdi, hemen o bölgeye gelelim. Ben, 1
tonunu 30 dolara ürettirdim. 2 ton olarak alayım ki hesaplaması kolay olsun. 2 tonu aldım.
Kaç liraya aldım? 60 dolara aldım. Bu bahsettiğim zenginleştirme, iyileştirme faaliyetleri
sonucunda bunun 1 tonunu atık olarak ayırdım. Ne kaldı geriye satılabilir? 1 ton kaldı. Kaça
mal oldu bana? 60 dolar oldu. Yani 2 ton kömür için ben 60 dolar verdim adama.
Dolayısıyla, buna iyileştirme ve sair masraflarını da 15 dolar eklediğinizde 75 dolarlı
rakamlara çıktı. TL’ye çevirirseniz bu 150 lira civarında olur. Benim Soma havzasındaki
ortalama satış fiyatım ise 180 liradır. Yani ben 30 lira kâr ediyorum.
HASAN ÖREN (Manisa) – Mustafa Bey, kayıtlara geçtiği için soruyorum: Siz şimdi
diyorsunuz ki benim Eynez’de çalıştırdığım kişiyi hizmet alımıyla 58 liraya, 60 liraya kömürü
alıyorum…
TKİ GENEL MÜDÜRÜ MUSTAFA AKTAŞ – Evet, 30 dolar takriben.
HASAN ÖREN (Manisa) – …30 dolara kömürü alıyorum, bunun satış fiyatı ne, siz
nerede işliyorsunuz bu kömürü, nereye döküyorsunuz? Net koyun ki geçsin kayıtlara.
TKİ GENEL MÜDÜRÜ MUSTAFA AKTAŞ –şu anda 50,67 TL artı KDV. KDV hariç
alış fiyatımız bu. Dolayısıyla, bu iyileştirme işlemlerinde yüzde 64’tür aslında verim ama bu
yüzde 50’lere kadar düşmektedir ben orada 275 liraya da kömür veriyorum, 83 liraya da
kömür veriyorum pazara yani termik santrallerin bir grubuna 83 lira, bir grubuna 96 liraya
veriyorum şu anda kömürün bir tonunu, sanayi sektörüne 154 lira, 170 lira arasında...
HASAN ÖREN (Manisa) – Ortalaması 220’nin üzerine geliyor Başkanım.
TKİ GENEL MÜDÜRÜ MUSTAFA AKTAŞ – Efendim?
HASAN ÖREN (Manisa) – Ortalaması 220’nin üzerine geliyor.
TKİ Genel Müdürü elde ettiği toplam kârı açıklamasına rağmen bir ton Soma
kömüründen elde ettiği kârı açıklamaktan kaçınmıştır.
Komisyon raporunda da belirtildiği üzere burada asıl kar eden kurum TKİ’dir.
99
TKİ’nin 2009-2014 Tarihleri Arası Kar Zarar Durumu
2009
424.020.769 TL
2010
340.110.127 TL
2011
513.807.258 TL
2012
860.015.795 TL
2013
178.036.591 TL
Ruhsat sahibi olan ve bu kadar çok kar eden TKİ’nin kazanın asıl sorumlusu olduğu
unutulmamalıdır. Devlet kurumu olan TKİ daha çok kar etmek için şirkete üretim zorlaması
yapmış, herhangi bir teknoloji ve iş sağlığı ve güvenliği yatırımı yapılmadan yıllık 1,5 milyon
ton üretim kapasitesinin 3,5 milyon çıkarılmasına göz yummuştur.
Soma
katliamı
karartılmaya
devam etmekte
ve
facia
gerçek
boyutlarıyla
soruşturulamamaktadır. Fezleke aşamasında git gide asıl faillerden uzaklaşılmış ve Maden
İşleri Genel Müdürü’nden, TKİ Yönetim Kurulu Başkanı’na, TKİ bürokratlarından, ocağın
projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren MİGEM elemanlarına, son 2 yılda ocağın
denetimini yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri’ne verilecek izinlerin beklenildiği
gerekçesiyle, söz konusu bürokratlar dosyadan çıkartılmıştır.
Fezlekede; Türkiye’nin enerji politikaları, madenlerin Anayasa’ya aykırı olarak
kanunların etrafından dolandırılarak adeta özelleştirilip hızlı üretim baskısı ile işletilmesi, işçi
sağlığı ve iş güvenliğinin hiçe sayıldığı hususu göz ardı edilmiş, hükümet politikalarının,
özelleştirme politikaları ve denetim politikalarının Soma gibi bir faciaya neden olduğu yok
sayılmış ve ayrıca eğer bürokratlar yargılanırlarsa siyasetle kurulacak bağ da düşünülerek üst
düzey bürokrasi tamamen soruşturmanın dışında tutulmuştur
Kaldı ki, Soma’dan önce yaşadığımız Zonguldak, Bursa ve Elbistan cinayetlerinde de
asli failler yargılanmaktan kurtulmuşlardır.
Tüm bu süreçte ise, ilk gününden bu ana kadar, en cesur dediğimiz bilirkişi raporunun
bile dokunmadığı dönemin Başbakanı, Bakanların bugüne kadar istifa etmek akıllarından dahi
100
geçmemiştir. Normal şartlarda ve gerçek demokrasilerde siyasi iktidarın istifa müessesini
derhal harekete geçirmesi gerekirken, Türkiye’de bu istifa kurumu işlememiştir. Çünkü istifa,
öncelikle bir hesap verme kültürüdür. İstifa kurumu gelişmiş demokrasiler için de son derece
önemlidir. İstifa hesap vermeden önce pratikte soruşturmanın sağlıklı yürümesini temin
açısından da son derece gereklidir. Bu kadar büyük kayıpların olduğu bir yerde doğrudan
sorumlu iki bakanın görevlerini sürdürmesi soruşturmanın sağlıklı yürüdüğü konusunda ciddi
şüpheler yaratır demiş ve uyarmıştık.
Gerçek demokrasilerde bu tip facialarda beklenen ilgili bakanlar kadar Başbakanın da
istifası yönündedir. Çünkü, bu konuda yapılacak araştırmaların tıkanmaması, delillerin
karartılmaması, idari soruşturmaların siyasetin etkisi altında kalmaması açısından istifa son
derece önemlidir. Ama Soma faciasının ardından bu yönde bir sorumluluk hükümet
kanadından sergilenmediği gibi, muhalefetin verdiği gensorular AKP oyları ile reddedilmiş,
nihayetinde Bakanlar koltuklarında oturmaya ve maden kazalarından sonra timsah gözyaşı
dökmeye devam etmişler, dönemin Başbakanı ise Kaçak Saray’ın saklanmayı seçmiştir.
Soruşturma Komisyonu Kurulmalıdır
Komisyon, kuruluş nedeni olan faciadan sorumlu olanların bazıları yargı önüne
çıkarılmış olsa da siyasi sorumlulukları olanlar için bu durum söz konusu olmamıştır. Bu
nedenledir ki; TBMM’de bir soruşturma komisyonu kurulmalıdır. Bu araştırma komisyonu,
bir soruşturma komisyonuna dönüştürülmelidir.
Bilindiği üzere, bakanların parlâmentoya karşı tek tek sorumluluğu vardır. Parlâmenter
hükümet sistemlerinde Bakanlar kendi bakanlıklarındaki işlerden dolayı parlâmentoya karşı
sorumludurlar. Anayasamızda bakanların bireysel sorumluluğu ilkesi de kabul edilmiştir.
Anayasamızın 112’nci maddesinin 2’nci fıkrasına göre, her bakan “kendi yetkisi içindeki
işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur”.
Anayasamıza göre, insan sağlığı ve yaşamının korunması devletin yükümlülüğü
altındadır. Madenlerle sağlıklı, iş güvenliği önlemlerinin alınması ile ilgili kontrol ve
denetimlerde devletin Anayasal ve yasal görevleri arasındadır.
101
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Görev ve Sorumlulukları
3154 Sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanunun Bakanlığın görevlerini düzenleyen 2’inci maddesinde Bakanlığa “koordinasyon ve
denetleme” görevi verilmiştir. Aynı yasanın 9’uncu maddesinde “faaliyetlerin iş güvenliği ve
işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etmek” bakanlığın görevleri arasında yer
almıştır. Kontrol, denetim, yönlendirme gibi benzer görevler Bakanlığa 3213 Sayılı Maden
Kanununun 11’inci maddesi ile de verilmiştir. Özetle, mevzuat gereği Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı bütün maden faaliyetlerinin kontrolünden ve denetimden sorumlu
tutulmuştur.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Görev ve Sorumlulukları
Anayasanın devlete yüklediği en önemli yükümlülüklerinden biri de çalışma
yaşamının düzenlenmesi, çalışanların çalışma ve sosyal güvenlik haklarının sağlanmasıdır.
Çalışanların sağlık ve güvenlikleri, çalışanların korunmasına yönelik önlemler, çalışma
koşullarının iyileştirilmesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanunun 2’inci maddesinde düzenlenmiştir. 4857 Sayılı İş Kanunu, 5510 Sayılı
Kanunun 59’uncu maddesi ile 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 24 ve 25’inci
maddeleri Bakanlığın görev ve sorumluluk alanını hüküm altına almaktadır.
Soma’da yaşanan facianın birinci sorumlusu siyasi iktidardır. Nitekim, Soma’da
yaşanan facianın ardından ilgili bakanların yaptıkları açıklamalar da bu siyasi sorumluluğun
somut bir kanıtıdır. Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın bu konudaki açıklamaları bile başlı başına
soruşturma komisyonu kurulması için yeterli bir gerekçedir.
Enerji ve tabii Kaynaklar Bakanı Soma’da yaşanan facia sonrasında “Bu bir doğal afet
değil, o halde kusur var. Buradaki kusur tartışılmaz. Kim ve hangi kuruluş olursa olsun
sonuna kadar gidilecek. Bunu söylemekten çekinmemeliyiz. ‘Bizim kusurumuz yok’ deyip,
üstünü örtemeyiz. Hepimiz sorumluyuz. Bir siyasi sorumlu aranıyorsa ben o sorumluluğu
üstleniyorum. Bundan kaçamayız” siyasi iktidarın sorumluluk göstergesidir.
Diğer yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik "Maden ocaklarının
sorumluluğu Enerji Bakanlığı'ndadır” açıklamasını yapmıştır. iÇelik bir başka açıklamasında
da “Bende, ne olacak? Hükümette. Keşke bir kişi ölmeseydi. Çalışma Bakanı’nın
102
sorumlulukları belli, Çalışma Bakanı’nın sorumlulukları iş yeri çalışmaya başladıktan sonra
başlar” diye konuşmuştur.
Özet olarak, başta yaşam hakkı olmak üzere, temel hakların koşullarını yaratamayan,
olumlu edim yükümlülüğünü yerine getiremeyen, denetim, iş güvenliği ve işçi sağlığının
korunması görevini yerine getiremeyen “kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin
eylem ve işlemlerinden de sorumlu” olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik siyasi sorumlular olarak baş aktördürler.
Özetle; kamu kaynakları ve imtiyazları üzerinden rant sağlanması AKP’nin siyasal
alışkanlığı haline gelmiş, siyasal rant mekanizmasının en önemli araçlarından birisi kamuya
ait kömür madenleri olmuştur. Bu madenler önce verimsiz diye kapatılmış, ardından açık ve
rekabetçi ihaleler yapılmadan yandaş şirketlere devredilmiştir. Daha sonra bu madenlerden
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na aykırı biçimde ihalesiz olarak fahiş fiyatlarla kömür
alınmaya başlanmış ve devlet kendisine ait kömürleri maliyetinin çok üstünde fiyatlarla satın
almak zorunda bırakılmıştır.
Ürettikleri kömürün tamamını ihalesiz devlete satma hakkını elde eden şirketler aşırı
kâr hırsıyla bir yandan kapasitenin çok üstünde üretim yapmış, diğer taraftan işçi ücretlerini
düşürerek, işçi güvenliği masraflarını da kısmaya başlamıştır.
Siyasal iktidar tarafından kurgulanan bu yolsuzluk düzeni bir yandan kamu
kaynaklarının yağmalanmasına, diğer yandan da işçi kıyımına yol açarak, emekçiler bilerek
ölüme gönderilmiştir.
Bu nedenle, Soma’da ve diğer tüm madenlerde asıl işverenin devlet olduğu, bu yüzden
bu katliamdan hükümetin doğrudan sorumlu olduğu unutulmamalı ve gerçek sorumluların
Yüce Divan’da hesap verdiği gün 301 canımızın ölümüne ilişkin tüm gerçeğin ortaya çıkacağı
bilinmelidir.
103
6.4.İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kültürü Eksikliği
21 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma İlçesinde Başta 13 Mayıs 2014 Tarihinde
Olmak Üzere Meydana Gelen Maden Kazalarının Araştırılarak Bu Sektörde Alınması
Gereken İş Sağlığı Ve İş Güvenliği Tedbirlerinin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis
Araştırması Komisyonu Raporu’nda; madencilik sektöründeki sorunları araştırmak amacıyla
23.Dönemde
“Madencilik
Sektöründeki
Sorunların
Araştırılarak Alınması
Gereken
Önlemlerin Belirlenmesi” amacıyla kurulan Meclis araştırması Komisyonunun raporunun
ortaya koyduğu önerilerini dikkate alan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20.06.2012 tarih ve
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununu kabul ettiği ifade edilse de, kabul edilen bu
tasarının iş cinayetlerinin ve kazalarının önüne geçmekten uzak olduğu, söz konusu raporda
yer alan hususları aslında hiç de dikkate almadığı da kesindir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) yaptığı tanıma
göre iş sağlığı; çalışan tüm insanların fiziksel, ruhsal, moral ve sosyal yönden tam iyilik
durumlarının sağlanmasını ve en yüksek düzeylerde sürdürülmesini; iş koşulları ve kullanılan
zararlı maddeler nedeniyle çalışanların sağlığına gelebilecek zararların önlenmesini ve ayrıca
isçinin fizyolojik özelliklerine uygun yerlere yerleştirilmesini; işin insana ve insanın işe
uymasını asıl amaçlar olarak ele alan tıp bilimidir.
İş kazaları/cinayetlerinin detaylarını yansıtmaktan uzak devlet tutumu, komisyon
tarafından ilgili kurumlardan talep edilen istatistiki bilgilere verilen yanıtlarla da
doğrulanmıştır.
İş kazalarının sadece madencilik alanının genelinde değil, maden alt işkollarında nasıl
dağıldığı, işçilerin hangi iş sağlığı ve güvenliği sorunlarıyla karşı karşıya kaldığı, ilk
müdahale süreçlerinin nasıl işlediğine dair detaylı veriler resmi düzeyde araştırma komisyonu
tarafından kamu kurum kuruluşlarından talep edilmiş, ancak bu verilerin düzenli tutulmadığı
SGK tarafından verilen yanıtlarla da ortaya çıkmıştır.
İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin aylık olarak yayımladığı, iş cinayetleri
raporlarındaki veriler ana iş kollarındaki ölümlü ya da yaralanmalı kazaları sayarken, alt
işkollarına dair tutulması gereken veriler bakanlık verilerinde net biçimde saptanmamıştır.
Uluslararası sendikaların yerinde saptaması ve bizim de soru önergeleriyle Meclis
gündemine taşıdığımız, ilgili Bakanlıklardan net veri ve yanıt alamadığımız gerçeği
104
karşısında, işverenlerin iş cinayetlerinin gerçek nedenleri ve sayılarını gizleme, örtme ya da
olduğundan düşük gösterme eğilimleri, devletin bu eğilim karşısında gerçek verileri
sınıflandırmama tavrı, bu süreçte sendikaların olası sorumluluklarını eksik biçimde yerine
getirmeleri konusu üzerinde komisyonun daha detaylı durması gerekmekteydi.
Madenlerde, dünyadaki gelişmiş ülkelerin ve maden kazalarından ders alarak kendini
yenilemiş devletlerin madencilik politikası karar alma süreçlerine işçileri doğrudan katarken,
Türkiye’de madencilerin ve örgütlerinin karar aşamasına dahil edilmediği gözlemlenmiştir.
Madenciyi ve örgütlerini, sendikalar ve üniversiteler ile iş güvenliğine önem veren kuruluşları
madenlerdeki karar süreçlerine aktif olarak katabilen ülkelerde maden kazalarının sayısının
oldukça azaldığı, daha verimli bir madencilik politikası izlendiği belirtilmiştir.
Yabancı sendikacılar, ayrıca, küresel tecrübelerinin madenlerde her kazanın
önlenebileceği yönünde olduğunu ifade etmişler, dönemin Başbakanı Recep Tayyip
ERDOĞAN’ın facia sonrası “maden kazalarının işin fıtratı” olduğuna dair açıklamasına
tecrübeleri ve aldıkları önlemlerle yanıt vermişler, yargı sürecinin takipçisi olduklarını
söyleyerek ilk inceleme ve araştırmaların objektifliği konusunda kuşku taşıdıklarını
aktarmışlardır.
Yabancı sendikalar, Soma’yı açıkça bir “katliam” olarak tanımlamış, ilk tespitlerine
göre ortadaki ihmalin ve sorumluluğun, hukuken taksirle sınırlı kalmadığını, çok daha ağır bir
suçla karşı karşıya olunduğunu düşündüklerini söylemişlerdir. Zamanında yapılmış tüm
uyarılara karşın facianın göz göre geldiğini savunarak, güvenli ortamda çalışmanın
madencilerin temel hakkı olduğunu belirtmiş ve bu hakka sağlamayan siyasi iradeye saygı
duymayacaklarını beyan etmiş ve Soma’ya ilişkin yasa düzenlemesinin torba kanun içinde
değil, bağımsız bir Maden İş Kanunu adı altında görüşülmesi yönünde önerilerini
sunmuşlardır. Gerek partimizin Soma adıyla önerdiği kanun teklifini, gerekse meslek
odalarının bu yöndeki önerilerini düşündüğümüzde, AKP kadrolarının Soma faciası özelinde
gerek kanun çıkarma, gerekse yürütme sürecinde son derece otoriter bir tutumla diyaloğa
kapalı, otoroiter bir süreçle ilerlediğini düşünüyoruz.
Yabancı sendikacı konuklar, Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylık süreci göz önüne
alınarak, ülkemizin ek yasal düzenlemelere ihtiyacı bulunduğunu iddia etmişler, Avrupa
Birliği Komisyonu’na müzakere sürecimizle ilgili olarak iş güvenliği kısımlarının ayrıca
eklenerek görüşülmesini önerdiklerini belirtmişlerdir. Dünya’da uluslararası standartlardan ve
105
maden faciaları yaşamış ülkelerin bu süreçleri nasıl yönettiğinden örnekler veren heyet,
çözümün sadece mevzuat değişikliğine değil, bununla birlikte sendikal katılıma ve madencilik
kültürünün de gelişmesine bağlı olduğu beyan edilmiştir. Madencilik politikasının
oluşturulma sürecine sendikaların katılması sağlandığı için, son 10 yılda sadece 3 kaza
yaşandığını ifade eden yetkililer, Soma’da da sendikaların ve uzman görüşlerinin alınması
gerektiğinin altını çizmişlerdir. Devamında, Güney Afrika’da maden faciası aktarılmış ve
kaza sonrası oluşturulan Meclis komisyonunun sendikaları da dahil ederek hazırladığı maden
yasasının halen yürürlükte olduğu ve kazaların oranlarını oldukça düşürdüğü not düşülmüştür.
Kanada, Güney Afrika, Avustralya, Rusya, İsviçre ve Almanya’dan katılım sağlayan
uzmanlar, Türkiye’de devletin açıkladığı ulusal raporlar ve istatistiklerin, madenden kaynaklı
hastalıkları ve iş kazalarının detaylarını tam anlamıyla yansıtmaktan uzak olduğunu
belirtmiştir.
Komisyon davetlisi olarak dinlenen Dr. Güner GÜRTUNCA’nın işçi cinayetleri
konusunda ayrıntılı istatistiklerin tutulmamasına dair sorunları, arama-kurtarma faaliyetlerine
ilişkin zaaflarımızı ve dünya örneklerini aktardığı 24 Haziran 2014 tarihli Meclis toplantısı da
madencilik alanındaki temel sorunları anlamak bakımından sonra derece önemlidir.
Sendikanın güçlü olduğu yerde, madenlerin de güvenli olduğuna dikkat çeken yabancı
heyetin ifadeleri, Genel Başkanımız Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’nun sendika ve sivil
toplum örgütleri, meslek odalarıyla buluşmasından sonra madenlere ilişkin olarak açıkladığı
10 maddelik çözüm paketinde yer alan, sendikal örgütlenmesi güçlü olmayan madenlerde iş
kazası oranının yüzde 92’ye kadar çıktığı açıklaması son derece önemlidir.
TÜİK’in 2013 iş kazalarını araştırma sonuçlarına göre iş kazası oranının en
yüksek olduğu sektör madencilik sektörüdür.
Madencilik ve taş ocakçılığı sektöründeki kazaların toplam kazalar içindeki payı
yüzde 13,4’tür. Maden işçileri iş güvenliğinin hiçe sayıldığı maden ocaklarında düşük ücret
ve uzun mesai saatleriyle çalışmaktadır. Maden işçileri yaptıkları iş ve çalışma koşullarından
dolayı genç yaşta sağlık sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalmaktadır. Özelleştirme,
taşeronlaştırma ve rodövans gibi yanlış uygulamalar ve bilhassa denetimin yeterince
yapılmaması iş kazalarının artmasına neden olmaktadır. Türkiye, ölümlü maden
kazalarında dünyada 1’incidir.
106
Ülkemizde işçi güvenliği ve sağlığı ile ilgili temel sorun ve tespitler şunlardır;

Güvenlik kültürü eksikliği

İş kazaları ve meslek hastalıkları oranının yüksekliği

Meslek mensuplarının uzmanlaşma yetersizliği

Çalışanların yaptıkları işlerle ilgili mesleki eğitimlerinin yetersizliği

İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin tüm işyerlerini kapsamaması.

Çalışanların işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konusundaki çalışmalara katılımının
yetersizliği

İş sağlığı ve güvenliği teftişlerinin etkin olmayışı

Patlamalara karşı uygun ekipman kullanılmaması

Acil durumlarda organizasyon yetersizliği

İş sağlığı ve güvenliği mevzuatının uygulama sorunları

Meslek hastalıklarının teşhisinde yetersizlik

İş kazası sigortası prim politikasının uygunsuzluğu

Madencilik sektörüne özgü iş sağlığı ve güvenliği teftiş biriminin bulunmayışı
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca "madencilik sektöründe meydana gelen iş
kazalarının sebeplerinin araştırılması" amacıyla hazırlanan araştırma ve inceleme raporu
08.06.2011 tarihinde tamamlanmış ve iş kazalarının nedenleriyle ilgili şu tespitler yapılmıştır:
1-
Taşeronluk/alt işverenlik uygulaması,
2-
Üretim zorlaması,
3-
Teknik nezaretçilik vb. işletme içi denetim uygulamaları ile ilgili sorunlar,
4-
Kamu birimleri denetimlerinin etkinsizliği,
5-
Risk değerlendirmesi yapılmaması,
6-
Geçmiş kazalardan ders alınmaması,
7-
Grizu riskine karşı önlemlerin yetersiz olması,
8-
Kontrol ve degaj sondajlarının yeterince yapılmaması,
9-
Delme-patlatma işlemindeki düzensizlikler,
10-
Çalışanlarda CO maskesi bulunmaması,
11-
Gaz izleme ve ikaz sistemlerinin yetersizliği,
12-
Havalandırma yetersizliği,
107
13-
Grizu emniyetli elektrikli cihaz ve ekipmanlar ile ilgili sorunlar,
14-
Nefeslik-kaçamak yolu ile ilgili yetersizlikler,
15-
Tahkimat ile ilgili eksiklikler,
16-
Tahlisiye hizmetleri ile ilgili sorunlar,
17-
Maden işletmelerinde gözetim (iç denetim) hizmetlerinin yetersizliği,
18-
Mesleki eğitim ve iş güvenliği kültürü noksanlıkları.
Tüm bu önerilere rağmen 2012 yılında çıkartılan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ise iş
cinayetlerini önlemek konusunda aciz kalmıştır. Gerek sivil toplum kuruluşları, gerekse
sendikalar, muhalefet partisi olarak bizler “İş sağlığı ve Güvenliği” yasasının Meclisteki
görüşmeleri sırasında tüm itirazlarımızı dile getirdik. Başta bu yasanın adına itiraz ettik.
İşçinin güvenliği için çıkartılan bir yasanın adında “işçi”nin anılmıyor olması bile kabul
edilemezdi. Ama iktidar partisinin oyları ile o yasa Mecliste 20 Haziran 2012 günü tüm
eksiklikleri ve yanlışları ile kabul edilmiştir.
Bir kere bu yasa söylendiği gibi tüm çalışanları kapsamına almamış ve sağlık ve
güvenlik önlemleri konusunda sınırlı kalmıştır. Yine, aynı yasayı, muhalefet olarak defalarca
şu konuda eleştirdik: Bu yasa, “155 sayılı ILO sözleşmesi ve “İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin”
161 sayılı ILO sözleşmesi ile uyumlu değildir dedik. O günkü Komisyon raporlarında tüm
muhalefet şerhimiz kayıtlı durmaktadır.31 Özellikle altını çizdiğimiz hususlardan birisi de;
sermayenin karını azamileştirme hırsının, iş güvenliğine ilişkin koruyucu/ önleyici
önlemlerin maliyetleriyle çatışma halinde olması idi.
6331 sayılı İş Güvenliği ve Sağlığı kanunu çıkarken, önce bu yasanın adına itiraz ettik.
Bu yasanın adında dahi “işçi” yok, bu yasayı işçi için değil, iş için, sermayedar için
çıkarıyorsunuz diye uyardık. Ancak her zaman olduğu gibi, CHP’nin bütün itirazlarına ve
yapıcı muhalefetine rağmen yasayı bildikleri gibi çıkardılar. Peki sonuç? Çıkarılan yasa
Türkiye’de iş kazalarını önlemediği gibi iş cinayetlerinde Avrupa’da 1., dünyada 3.
sıradaki yerimiz her geçen gün biraz daha sağlamlaştırmaktadır.
Nitekim bu gerçeği Soma’da hep birlikte yaşadık. Ancak, bu konudaki anlayış
değişmedikçe de her şeyin aynı kalacağını biliyoruz. Karadon’da Mayıs 2010’da meydana
gelen grizu faciasından sonra 30 işçinin yaşamını yitirmesi ile ilgili, dönemin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı’nın “güzel öldüler” yorumu hala hafızalardadır. O günden bugüne
31
http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss277.pdf
108
de değişen hiçbir şey yoktur! Yitip giden 301 madencinin arkasından benzer tepkiler yine
verilmiştir ve hükümet tarafından bu ölümler de “ normal”, “olağan” “kader” ve
“fıtrat”…olarak görülmüştür.
Raporun “İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Alt Yapı Sorunları” başlığı incelendiğinde
mevzuat konusunda yetkili olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı olmasına ve yaptıkları mevzuatın yetersiz olduğu bu raporda açıkça
belirtilmiş olmasına rağmen bu bakanlıkların yeterince eleştirilmemesi ileride yapacakları
(hatta şu anda yapmakta oldukları) değişiklikler konusunda aynı hataları yapmalarına neden
olacaktır. Bu nedenle öncelikli olarak gerekli mevzuat çalışmalarına başlanmadan önce bu
raporun sonuçlarının beklenmesi gerekmektedir. Ancak bu konuda hükümet tarafından
çalışmalara başlanmış olup komisyonumuz tarafından hazırlanan raporun ve hatta
komisyonumuzun hükümet ve ilgili Bakanlıklar tarafından dikkate alınmadığı da ortadadır.
Nitekim Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun 12 Kasım 2014 tarihinde hazırladığı
İş Güvenliği Paketi tam da Komisyonumuzun ilk taslak raporunu tamamlamasının hemen
ertesi gününde gerçekleşmiş ve söz konusu pakette Komisyonumuzun hiçbir önerisi yer
almamıştır.
Raporda mevzuat başlığından sonra işlenen eğitim konusu sadece madenciliğin ve iş
güvenliğinin bir sorunu olmayıp aslında ülkemizin kanayan bir yarası olduğu gerçeği olduğu
raporda belirtilmelidir. Eğitim konusunun alt başlıkları incelendiğinde konunun sadece iş
güvenliği mevzuatı ile ilgili kurum personeli kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.
Raporda öncelikli olarak ülkenin milli eğitim, yüksek öğrenim (staj sorunu, kadrosu, dersliği
ve laboratuvarı olmayan mühendislik bölümleri) politikaları incelenerek eleştirilmeli daha
sonra
da
ilgili
bakanlıklar
tarafından
yürütülmekte
olan
eğitim
politikaları
değerlendirilmelidir.
İşçilerin iş güvenliği ve mesleki eğitimleri ve uygulamaları değerlendirildiğinde olayın
bir formaliteden öte olmadığı bunun da siyasi iktidar tarafından bilinçli olarak yapıldığının ve
öncelikli olarak iktidarın, bakanlıkların ve ilgili kurumların iş güvenliği eğitimlerini ve
kültürlerini geliştirmeleri gerektiğinin rapora işlenmesi gerekmektedir. Çünkü 40 saatte
maden işçisi yetiştirmenin, 16 saatte iş güvenliği kültürü oluşturmanın imkansızlığı herkes
tarafından bilinen bir gerçektir.
109
İş güvenliği uzmanlarının eğitimleri ve görevleri konusunda birincil derecedeki
sorumlu 2003 yılından itibaren gerekli düzenlemeleri meslek odalarının ve mahkemelerin her
türlü uyarısına rağmen ben yaptım oldu anlayışı ile yürüten İş Sağlığı Genel Müdürlüğü ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’dır. Bu konuda açılan davalar sonucunda ilgili
yönetmelikler defalarca kez iptal edilmiştir. Yargı kararları uygulamaya konulmamış, yargı
kararları kanun düzenlemeleri ile by-pass edilmeye çalışılmıştır. Ancak bu hususlara raporda
nedense hiç yer verilmemiştir.
6.5.Siyaset ve Denetimler
Yine, işçi güvenliği ve sağlığı adına yapılan denetimlerin, hazırlanan raporların aslında
ne kadar eksik olduğunu, ne kadar da çıkar ilişkilerini koruduğunu hepimiz biliyoruz ve
gördük.
13 Mayıs faciasının hemen ardından en çok tartışılan konulardan birisi de kazadan kısa
süre önce ocakta iş sağlığı ve iş güvenliği açısından hiçbir sıkıntı bulunmadığını belirten
25.03.2014 tarihli teftiş raporu olmuş ve söz konusu incelemeyi yapan müfettişlerin yargılanıp
yargılanmayacağı ise merak konusu olmuştu. Bu sürede Savcılık aralarında bu müfettişlerin
de bulunduğu kamu görevlilerinin soruşturulması için izin talebinde bulunmuştu. Kazadan 4
ay sonra, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından söz konusu müfettişlerin
soruşturulması için izin verilmediğini açıkladı. Bakanlık bürokratlarının hazırladığı, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından imzalanan 23 sayfalık ön inceleme raporundan sonra
12 müfettiş ile İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Kasım Özer hakkında soruşturma izni
verilmemiştir.
Müfettişleri hiçbir şekilde suçlu görmeyen, denetimlerin aslında işlevsiz olduğunu
kabul eden bu raporda; “teftiş ve denetimin iş kazaları ve meslek hastalıklarını ortadan
kaldırmayacağı, iş teftişinin, noksanı bulunmayan iş yerinin bir dakika sonrası için garanti
teşkil etmeyeceği” belirtilmektedir. Yine aynı raporda hayretle okuduğumuz bir örnek
verilmiş ve iş kazaları ile trafik kazaları bir tutularak adeta tüm sorumluluktan kaçınılmıştır.
Devletin “etkin denetim” görevi yok sayılarak iş kazalarında önceden yapılacak tam ve etkin
denetimlerin rolünün hiçe sayan ve bu alanın tamamen özel sektörün inisiyatifine bırakıldığını
açıkça ortaya koyan raporda bu anlayış “denetim iş kazaları ve meslek hastalıklarını ortadan
kaldırmayacağı gibi, aksi değerlendirmede her iş kazasında ilgili müfettişi, işlenen her adli
110
olayda emniyet mensuplarını, her trafik kazasında trafik polislerini suçlamak gibi bir sonucu
doğuracaktır” cümleleri ile karşımıza çıkmıştır.
Yine, eğitimlerin madenlerde nasıl yapıldığı, Soma’da aslında eğitimde olması
gerekirken, eğitimde olmayan, yerin altında eğitimlerini tamamlamadan kömür çıkarttığı için
o gün o ocakta hayatını kaybeden madencilerin isimlerini gösteren belge ile ortaya çıkmıştır.
Bu belgeden de görülebileceği gibi 21, 25, 27 ve 28 numaralı kursiyerler kursiyerler,
13 Mayıs 2014’te eğitim alıyor göründükleri gün madendeydiler ve öldüler.
111
Yine kazadan hemen sonra üretimi durdurulan Soma Kömür İşletmeleri Işıklar ve
Atabacası ocaklarına ilişkin denetimler de gündeme gelmiş ve Komisyonumuzun 25/06/2014
tarihli toplantısında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet
Tezel’in Işıklar ocağının açılması için yapılan denetimlere ilişkin söylediği sözleri
denetimlerle ilgili tüm gerçekliği gözler önüne sermiştir. 32 İş Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet
Tezel de; Işıklar ocağında müfettişlerin inceleme yaptığını, madendeki izleme sensörlerine
dışarıdan gelen temiz havanın bir şekilde üflettirilerek sistemin ve müfettişlerin kandırılmaya
çalışıldığını tespit ettiklerini ve çalışmaya izin vermeyerek Savcılığa suç duyurusunda
bulunduklarını kaydetmiştir.
Özgür ÖZEL (Manisa): Şimdi önemli sorularımdan bir tanesi de şu: Güner Gürtunca
dün –tutanaklara geçecek şekilde- dedi ki: “Ben geçen hafta Işıklar’daydım. Işıkları izledim.
Orada sizin teftiş yapan arkadaşları övdü. “Amerika’da da iş yapar bu çocuklar ama orada
bir şey duydum ki bu Işıklar‟ın derhâl kapatılması lazım. Orada öyle bir iş yapmışlar ki
bunların hapse girmesi lazım bırakın kapatılmasını, öyle bir risk aldılar bu Işıklar’da bu
kazadan sonra.” şeklinde anlattı. Dedik “Söyle bunu Hoca, bu Komisyon bilmezse kim
bilecek?” Dedi ki: “Ben bunu söylemeye memur değilim. Bunu yarın Teftiş Kurulu Başkanı
buraya gelecek ona sorun, o söylesin.” Ne oldu Işıklar’da?
Mehmet TEZEL: ““Müfettişlerimiz Işıklar’da inceleme yaptı ve az daha çalışma izni
veriyordu ancak Oksijen, Karbonmonoksit ve Metan gazını ölçen izleme sensörlerine
dışarıdan gizli bir boru ile temiz hava üflettirilerek sistemin ve müfettişlerin kandırılmaya
çalışıldığı tespit ettik. Az daha izin verecektik ancak verilmedi ….. Işıklar’la ilgili Sayın
Vekilimin sorusu: Bunun gereği yapıldı efendim, savcılığa suç duyurusu da zaten tespit
yapılır yapılmaz bulunuldu. Tespiti yapan da müfettiştir, hani Başkanımıza durumu söyleyen
de müfettiştir, oradaki heyettir. Biz bunu öğrendiğimizin hemen ertesi günü, rapor bize ulaşır
ulaşmaz arkadaşlarımıza gereğini yapmasını bildirdik.”
32
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=781
112
6.6.İş Kazalarının Maliyeti
2010 yılında hazırlanan “Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması
Gereken Önlemlerin Belirlenmesi” amacıyla kurulan Araştırma Komisyonu’nun Raporunda
işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili tedbirlerin maliyetlerine ilişkin bazı hesaplamalar yapılmış
ve aslında iş kazalarının maliyetinin çok daha yüksek olduğu bu raporda ortaya konulmuştur.
“Yalnızca AB’de işe bağlı hasarların doğrudan maliyeti 26 milyar avroyu aşmaktadır.
Burada dikkat edilecek bir başka husus ise, araştırmalardan elde edilen verilere göre, iş
kazaları ve meslek hastalıklarının dolaylı maliyetlerinin, ödenen tazminatların ve sigorta
yardımlarının tutarından çok fazla olduğu ve hatta 40 katına kadar ulaşılabildiğidir. İş sağlığı
ve güvenliği konusu ülke ekonomileri için küçümsenmemesi gereken bir etkiye sahiptir. ILO
verilerine göre, iş yerlerinde meydana gelen iş kazalarının ve meslek hastalıklarının ülke
ekonomilerine getirdiği yükün millî gelirin % 3-5 dolaylarında olduğu hesaplanmaktadır.
Türkiye büyüklüğünde bir ülkenin ekonomisine iyimser bir tahminle yıllık 30 milyar TL
yük getirdiği anlamına gelmektedir. Gene iyimser bir tahminle madencilik sektöründeki iş
kazaları ve meslek hastalıklarının ülkemiz ekonomisine getirdiği yük 3 milyar TL
civarındadır. Yapılan araştırmalar iş güvenliğini arttırıp kazaları önlemek için yapılacak
harcamaların, iş kazalarının doğrudan ya da dolaylı maliyetlerinden çok daha aşağı
seviyelerde olduğunu göstermiştir. Genellikle, işletmecilerde (işverenler) iş sağlığı ve
güvenliği yatırımlarını ekonomileri için faydasız bir yük olarak görme eğilimleri ağır
basmaktadır. Bunun sebebi, iş sağlığı ve güvenliği konusuyla ilgili olarak işletmeye
gelebilecek yükün, yalnızca iş yerinde meydana gelen kazalar sonucu katlanılan maliyetler
olduğu yanılgısı, bunun dışında yapılan yatırımların faydalarının analizinin eksik
yapılmasıdır.” 33
“Bir işçinin/çalışanın iş kazası sonucu hayatını kaybetmesinin ödenen tazminatlar,
işgünü ve üretim kaybı gibi parasal büyüklüklerini ölçmek/hesaplamak mümkün olabilir.
Fakat bir çocuğun babasının ölmesinin, bir anne-babanın evladını, bir kadının eşini, bir kişinin
kardeşini veya arkadaşını, bir milletin ise bütün birikimi/müktesebatı ile yetişmiş̧ bir ferdini
kaybetmesinin onlarda doğuracağı hayat boyu sürecek travmaları ve zararları parasal
rakamlarla ifade edebilmek mümkün değildir. Hayatını kaybeden çalışanın, yaşanamadan
33
http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss544.pdf
113
bitmiş̧ hayatının değerinin de rakamlarla ifade edilemeyeceği ise açıktır.34
13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da yaşanan ve 301 maden emekçimizi hayatına mal
olan facia yaşam odalarını gündemimize taşımıştır. Yaşam odaları 40 kişiye kadar koruma
sağlayabilen ve içerisinde 30 günden fazla yetecek şekilde su, yiyecek, oksijen, sağlık çantası
ve telefon gibi temel gereksinimlerin bulunduğu güvenli odalardır. Soma faciasının yaşandığı
madende, bu yaşam odalarının bulunmadığı ortaya çıkmış, uzmanlar ise bu odaların
bulunması halinde çok daha az can kaybının olacağını kaydetmiştir. Bu kazayla birlikte yaşam
odalarının hayati önem taşıdığı ve madenlerde bulunmasının zaruri olduğu gözler önüne
serilmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 11 Temmuz 2014 tarihli TBMM Plan ve Bütçe
Komisyonu'ndaki torba yasa görüşmeleri sırasında, madenlerde yaşam odasının zorunlu hale
getirilmesinin de yasaya dahil edilmesi için verdiği önerge iktidar partisinin oylarıyla
reddedilmiştir.
24 Eylül 2014 tarihinde yayınlanan Maden İşyerlerinde İş Sağlığı Ve Güvenliği
Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’te ise yaşam odası yapılması
zorunlu kılınmamış, faaliyet alanları ile yeryüzüne çıkış ağzı arasında ferdi oksijen maskesi
değişim istasyonları kurma zorunluluğu getirilmiştir. Ancak yaşam odaları ile oksijen değişim
istasyonu birbirinin alternatifi olacak nitelikte değildir. Ayrıca yönetmeliğin yürürlük tarihi de
1 yıl sonraya bırakılmıştır.
İnsana değer veren ülkelerde, gerekli diğer önlemlerin alınması yanında, yaşam
odalarının da yapılmasıyla maden ocaklarında ölümler önlenmiştir. Birkaç yıl önce Şili’de
büyük bir maden kazası olmuş ve işçiler göçük altında kalmışlardı. Kurtarma çalışmaları
günlerce sürmüş, sonunda Çin’den gelen özel bir ekip, kazadan 88 gün sonra işçileri sağlıklı
olarak çıkarmayı başarmıştı. İşçiler 88 gün böyle odalarda yaşamlarını sürdürmüşlerdi.
Soma’da ise işveren önce, ocaklarda bu odaların olduğunu söylemiş, fakat kaza sonucu bunun
yalan olduğu anlaşılmıştır.
“Kazalar madenciliğin doğasında (fıtratında) vardır” diyerek Soma katliamını doğal
göstermeye çalışan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda Batı’dan örnek
vermek istese de batıda şu anda uygulanan olumlu örneklerin hiçbiri henüz ülkemizde yaşama
geçirilememiştir.
34
http://hukuk.usak.edu.tr/dokuman/ddk2011_3.pdf (S.473)
114
Uluslar arası Çalışma Örgütü’nün (İLO) “Madenlerde Güvenlik Sözleşmesi” 12 yıldır
imzalanmamıştır ve Soma faciasının üzerinden 7 aydan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen
Meclise Eylül ayında sevk edilmiş, ancak bizler bu Komisyon Raporunu tamamlarken
kazadan tam 7 ay sonra Genel Kurul gündemine getirilebilmiş ve 4 Aralık 2014 günü
Meclis’ten onaylanarak geçmiştir.
Ancak ülkemizde diğer tüm madenler de her an patlamaya hazır bir bomba gibidir ve
daha nice Soma’ların yaşanması kaçınılmazdır.
MESİAD Başkanı Ümit VELİOĞLU “Böyle büyük bir ocakta bu iş olduysa, böyle bir
facia yaşandıysa… Ben size söylüyorum, Balıkesir’inden tutun, Soma’sına, Aydın’ına,
vesaire, madenciliğin olduğu nereye bakarsanız bakın, Türkiye'nin her yerinde patlamaya
hazır maden işletmeleri var diyebiliriz, Zonguldak da dâhil buna… Eğer Soma’da olduğu
gibi, biraz bakar kör durumuna girerseniz ve olayların farkındalığını yitirirseniz, o zaman
bütün ocaklar bütün yer altı işletmeleri bu şekilde, patlamaya hazır bir bomba gibidir”35
7. Bugüne Kadar Hazırlanan Raporlardan ve Yaşananlardan Ders Alınmaması
7.1. Meclis Araştırma Komisyonlarının İşlevi
Soma'da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden faciasının ardından, TBMM'de sadece
15 gün önce görüşülüp, AK parti oylarıyla reddedilen önergemizin ardından kurulan Meclis
Araştırma Komisyonları ve işlevleri hala tartışma konusudur.
TBMM'de 24. Dönem boyunca 13 Mayıs tarihine kadar yüzlerce araştırma komisyonu
kurulması önergesinden sadece 7 tanesi kabul edilmiştir. Bu 7 önergenin tümü ise yine sadece
iktidar partisinin verdiği önergelerden oluşmaktadır. Muhalefet partilerinin verdiği Soma,
Reyhanlı, Uludere, Basın Özgürlüğü gibi önergeler reddedilirken, örneğin AKP’nin verdiği
Üstün Zekalı Çocuklar önerisi kabul edilebilmektedir. 24. Dönem başladığından 13 Mayıs
2014 tarihine kadar TBMM'de kurulması kabul edilen araştırma komisyonları şöyledir:
- Türk sporunda yaşanan doping sorununun araştırılması
- Toplumsal Barış yollarının araştırılması ve çözüm sürecinin değerlendirilmesi
35
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=802
115
- Haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti
(telekulak komisyonu)
- Bilgi toplumu olma yolunda bilişim sektöründeki gelişimeler ile internet kullanan
çocuklar, gençler ve aile yapısı üzerindeki etkilerin araştırılması
- Üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti
- Darbe ve muhtıraları araştırma komisyonu
23. Dönem TBMM çalışmaları sırasında, Türkiye'de yaşanan maden iş kazalarının
araştırılması için verilen tüm araştırma komisyonu kurulması önergeleri birleştirilip, Ocak
2010’da bir komisyon kurulmuş, Komisyon 2010 Mayıs ayında raporunu tamamlamıştır.
7.2. 2010 Yılı TBMM Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması
Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu
Raporu
2010 Yılı TBMM Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken
Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu daha çok
madencilik sektörünün sorunlarını ele alırken, bu alanda ekonomik anlamda yapılması
gerekenleri ve sektörü geliştirecek unsurları ön planda tutmuştur. Ayrıca raporda iş
güvenliğine ve madencilik alanındaki yapısal sorunlara ilişkin çözüm önerileri de yer
almaktadır. Raporda tespit edilen önemli sorunlardan bazılarını özellikle Soma
faciasından sonra devam eden sorunlar olması sebebiyle burada yeniden hatırlamakta
yarar görülmüştür. 36
1. Madenciliğe, doğrudan veya dolaylı etkisi olan mevzuatın günün değişen ihtiyaçlarına
en hızlı şekilde çözümler üretecek tarzda yenilenmesi gerekmektedir.
2. Sektörün sorunlarının çözümü ve sağlıklı bir gelişme ortamının oluşturulabilmesi için
yasal alt yapının yanı sıra, etkin bir bürokratik ve kurumsal yapılanmaya da aynı
düzeyde ihtiyaç vardır. Bu kapsamda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ikiye
ayrılarak madencilik için ayrı taşra teşkilatı olan müstakil bir hizmet bakanlığının
36
http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss544.pdf
116
kurulması, MİGEM, MTA ve sektördeki KİT’lerin öncelikli ve ivedi olarak ihtiyaçlara
cevap verebilecek ölçüde yeniden yapılandırılması gerekli görülmektedir.
3. -Sektörde ortaya çıkan sorunlarda yönetimsel problemler, koordinasyon eksikliği ve
siyasi irade eksikliği önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, yönetimsel sorunların
aşılması amacıyla gerekli tedbirlerin alınması bir zaruret olarak ortaya çıkmaktadır.
4. Politikaların uygulamaya geçirilmesinde ortaya çıkan sorunların yanında, mevzuatın
karmaşıklığı ve uygulamada tek tip sağlanamaması, yetişmiş personel eksikliği, etkin
bir
denetimin
yapılamaması,
ülkemizdeki
risk
sermayesinin
ve
finansman
imkânlarının, ayrıca iş kültürü ile işletmecilerimizin risk algısının sektörün
gerekleriyle tam olarak uyuşmaması gibi sorunların da bir an önce giderilmesi
gerekmektedir.
5. Türkiye’nin iş sağlığı ve güvenliği sorunları, ülkenin genel sosyoekonomik gelişmişlik
ve eğitim düzeyi, işsizlik sorunları ile doğrudan ilgilidir. Mevcut iş sağlığı ve
güvenliği mevzuatının uygulanmasındaki yetersizlikler, yapılan iş sağlığı ve güvenliği
araştırmalarının yetersizliği, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyon ve
sosyal diyalog eksikliği de üzerinde durulması gereken önemli konulardır.
6. Sektördeki iş sağlığı ve güvenliğini artırmak ve kazaları azaltmak için, iş güvenliği
kültürünü oluşturmak üzere faaliyetlere öncelik verilmeli; maden iş yerlerinde,
rodövans ve taşeron (alt işverenler) uygulamaları olan iş yerleri de dâhil olmak üzere,
iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri yaygınlaştırılmalı; sektörün ihtiyacını karşılayacak
nitelik ve nicelikte iş güvenliği uzmanı yetiştirilmelidir. Bu gibi iş yerlerinde yapılan
teftişlerin, işçi ve işvereni yönlendirici, bilgilendirici, koruyucu ve önleyici yaklaşım
esas alınarak kalıcı tedbirleri oluşturma amaçlı yapılmasına önem verecek şekilde
etkinliği sağlanmalıdır.
7. Sektördeki politikaların uygulamaya geçirilmesindeki başarısızlık, gecikme ve
yetersizliklerin,
dolayısıyla
ülkemizin
sektördeki
amaçlarına
ulaşamamasının
temelinde, diğer problemlerin yanında, yönetimsel problemler, kurumlar arası
koordinasyonda aksaklıklar ve siyasi irade eksikliğinin yattığı düşünülmektedir.
Bunun için hazırlanacak “madencilik sektörü strateji belgesi”, madencilik sektörüne
yol gösterici olacak ve madenciliğe yönelik siyasi iradenin güçlü bir şekilde ortaya
konulmasını sağlayacaktır.
8. MİGEM mevcut hâliyle ruhsat veren, kontrol-denetim yapan, uzman personel
sayısının yetersizliği Kuruluş Kanunu’ndan ve kurumsallaşamamasından kaynaklanan
117
nedenler ile çoğunlukla evrak ve dosya bazında hareket eden bir Genel Müdürlük
görüntüsüne bürünmüştür. MİGEM’in organizasyon yapısı, isin ve verilen hizmetin
niteliğine göre uzmanlık, yetki ve sorumluluk alanları tekrar belirlenmelidir.
Ruhsatların işletme döneminde; projede taahhüt edilen faaliyetlerin yerine
getirilip getirilmediği, projeye uygun faaliyette bulunulup bulunulmadığı
hususunda daha sık ve titiz denetimler yapılmalıdır. Bu konu özellikle iş sağlığı
ve güvenliği açısından da önem arz etmektedir. Mevcut sistemde bütün maden
grupları aynı denetim sistemine tabi olmaktadır. Her madenin kendine özgü jeolojikmineralojik özelliklerinin olması, işletme yöntemlerinin farklı olması, bu madenlerin
denetim faaliyetlerinin yapılmasında da ihtisaslaşmaya gidilmesini gerektirmektedir.
MİGEM’in
etkinleştirilmesinin
sağlanması
kapsamında
kurumun
yeniden
yapılandırılarak ülke madenciliğinin stratejisini ve planlamasını yapabilecek uzman
kadrolardan kurulu, özel bütçeli, müstakil bir yapı hâline dönüştürülmesi
gerekmektedir.
9. Teknik nezaretçinin görevi sırasında objektif bir değerlendirme yapıp özgürce karar
alabileceği ve görevini layıkıyla yerine getirebileceği şekilde ücret ve hizmet
garantisini sağlayacak yasal bir düzenleme yapılmalıdır. Teknik nezaretçilerin,
değişen İş Kanunu uygulamalarından kaynaklanan iş sağlığı ve güvenliği
yükümlülüklerinin, maden mühendisliği eğitimi almış̧ iş güvenliği uzmanlarınca
yerine getirilmesinde yarar görülmektedir.
10. Komisyon yerinde yaptığı inceleme ve araştırmalar sonucunda bazı yerlerde
(Zonguldak, Şırnak gibi) kaçak maden ocaklarının bulunduğunu ve bu durumun ciddi
sorun teşkil ettiğini tespit etmiştir. Maden ocaklarındaki kaçakçılık olayı ile etkin
olarak mücadele edilmeli, ilgili bütün kurumlar uyarılmalıdır.
11. Kamu e-portalı oluşturularak bu portalda tüm kurumlara ait bilgiler (örneğin MTA’nın
jeoloji haritaları, arama ve rezerv bilgileri; MİGEM’in ruhsat bilgileri; TEİAŞ’ın
enerji nakil güzergâhına dair coğrafi bilgiler; Çevre ve Orman Bakanlığının sulak alan,
millî park, yaban hayatı sahaları; TCDD’nin demir yolu bilgileri; DSİ’nin gölet,
kanalet, baraj vb. madenciliği ilgilendirebilecek her türlü veri) madencilerin erişimini
mümkün kılacak şekilde oluşturulmalıdır.
12. İş sağlığı ve güvenliği mevzuatının getirdiği yeni yaklaşım olan koruyucu ve önleyici
kültürün benimsenmesini ve davranışa yansımasını sağlamak amacıyla iş sağlığı ve
güvenliği konusu temel eğitim programlarına dâhil edilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği
118
ile ilgili sosyal ortaklar tarafından sadece çalışma hayatında değil, tüm toplumda
sağlık ve güvenlik bilincinin oluşturulmasına çaba gösterilmelidir.
13. Madencilik sektöründeki iş kazası oranının diğer sektörlerle karşılaştırıldığında
yüksek olduğu görülecektir.. Sektördeki iş kazası ve meslek hastalığı sayısı dünya
ortalamasının çok üstündedir. Madencilik sektöründeki iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili
duyarlılığı arttırarak iş kazaları ve meslek hastalıklarını azaltmak amacıyla, özellikle
sektörde yer alan küçük ve orta ölçekli iş yerlerine yönelik olarak araştırma ve eğitim
faaliyetleri gerçekleştirilmeli; iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili kurumlar tarafından,
kamu destekli bilgilendirme eğitim toplantıları, konferans, kurs, seminer, kongre, fuar
ve sempozyumlar düzenlenmelidir. Özellikle madenciliğin yoğun olarak yapıldığı, iş
sağlığı ve güvenliği açısından risk faktörünün yüksek olduğu bölgelerde, altı aylık
dönemler hâlinde eğitim programları düzenlenmelidir.
14. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili risk değerlendirilmesi konularında bilgi eksikliği
bulunmaktadır. İş güvenliği uzmanlarının sayısının ve niteliğinin artırılması yönünde
tedbirlerin alınması gerekmektedir. Madencilik sektöründe faaliyet gösteren meslek
gruplarının (maden, jeoloji ve jeofizik mühendislikleri, maden teknikerliği vb.)
üniversite ders programlarındaki “madenlere yönelik iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili
ders içerikleri” zenginleştirilmeli, konu üzerinde hassasiyetle durulmalıdır.
15. Çalışanların, iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konusundaki çalışmalara yeterli
düzeyde katılımı sağlanamamaktadır. Isıverenler, iş yerlerinde yürüttükleri iş sağlığı
ve güvenliği faaliyetlerine çalışanların katılımlarını sağlamak üzere mevzuata uygun
olarak gerekli önlemleri almalıdır. İşletmeciler, dünyanın ileri madencilik yapan
ülkelerinde olduğu gibi, sınırlı kaza sayısı ya da sınırlı kayıp iş günü sayısına göre
çalışanlara zamlı ücret ödemeyi düşünerek çalışanların iş sağlığı ve güvenliği
önlemlerine uymalarını desteklemelidir. Örneğin uluslararası madencilik yapan bir
metalik maden işletmesi, yıl içerisinde 3 zaman kayıplı iş kazasına kadar çalışanlara
ücretlerini % 25 zamlı ödemektedir.
16. İş sağlığı ve güvenliği teftişleri daha çok tepkisel yaklaşım esaslı yapılmaktadır.
Teftişin yapıldığı andaki eksikliklere yoğunlaşmamaktadır. Alınan tedbirlerin
kalıcılığı sağlanamamaktadır. Madencilik sektöründeki iş sağlığı ve güvenliği
teftişlerinin etkinliğini sağlamak üzere, koruyucu ve önleyici yaklaşımı esas alarak işçi
ve işvereni yönlendirici, bilgilendirici kalıcı tedbirleri oluşturma amaçlı teftiş̧
yaklaşımına önem verilmelidir.
119
17. Patlama ihtimali bulunan maden ocaklarında ATEX uyumlu donanım ve koruyucu
sistemlerin kullanımı yetersizdir. Muhtemel Patlayıcı Ortamda Kullanılan Teçhizat ve
Koruyucu Sistemler ile İlgili Yönetmelik’e uyumlu ekipmanların kullanımı konusunda
etkin denetim sağlanmalı, bu ekipmanların tamir ve bakımları ile ilgili olarak
Yönetmelik’te belirtilen hususlara uyulmalıdır.
18. Acil durumlarda organizasyon yetersizliği bulunmakta olup meydana gelen iş kazaları;
işverenlerin, teknik elemanların, isçilerin yaşanan olumsuzluklara hazırlıksız olduğunu
göstermektedir. Yer altı maden işletmelerinde acil durumlarda kullanılmak üzere
toplanma/sığınma odaları kurulmalı, yer altında çalışan isçileri takip edebilmek
için baş lambaları ya da kemerlere takılacak çiplerden faydalanılmalı, acil
durumlarda davranış̧ alışkanlıkları kazanmak için belirli aralıklarla güvenlik
tatbikatları yaptırılmalıdır.
19. Ülkemizde hastalıkların nedeninin mesleki olup olmadığı konusunda teşhis eksikliği
bulunmaktadır. Bu da meslek hastalıklarının nedeninin yeterince bilinmemesine ve
gerekli tedbirlerin alınmamasına neden olmaktadır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı ile
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında iş birliği sağlanarak meslek
hastalıkları tanı sistemi geliştirilmeli, meslek hastalıkları hastanelerinin sayısı
artırılmalıdır. Ayrıca, yer altı kömür ocaklarının bulunduğu bölgelerdeki sağlık
merkezlerinde yanık üniteleri kurulmalıdır.
20. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren İş Teftiş̧ Kurulu
Başkanlığı, saha denetimlerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden mevzuatın gereği
gibi uygulanıp uygulanmadığını denetleyip teftiş̧ etmektedir. Bu kapsamda, maden iş
yerlerinde ağırlıklı olarak maden mühendisi veya jeoloji mühendisi olan iş müfettişleri
tarafından denetim ve teftiş̧ yapılmaktadır. İş Teftiş̧ Kurulunun gerçekleştirdiği
teftişler, sadece maden iş yerlerine özgü olmayıp tüm sektörleri kapsayıcı şekilde
yapılmaktadır. Maden sektörüne yönelik iş sağlığı ve güvenliği teftişlerinin; alt yapısı
güçlü, organize olmuş̧, insan kaynakları yeterli, kriz ortamlarına hazırlıklı olacak bir
şekilde mevcut teftiş̧ organizasyonu içerisinde veya yeni bir şekilde organize olacak
maden sektörüne özgü bir “Madencilik İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş̧ Birimi”
tarafından yapılması uygun görülmektedir.
120
7.3. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca "Madencilik Sektöründe Meydana
Gelen İş Kazalarının Sebeplerinin Araştırılması" Amacıyla Hazırlanan Araştırma
Ve İnceleme Raporu
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca "madencilik sektöründe
meydana gelen iş kazalarının sebeplerinin araştırılması" amacıyla hazırlanan araştırma
ve
inceleme raporu
08.06.2011 tarihinde tamamlanmıştır. 08/06/2011 tarihli
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun kamuoyunu derinden etkileyen ölümlere ve
yaralanmalara neden olan maden kazalarının önlenebilmesi için gerekli olan düzenleme,
araştırma ve gelişme programları ihtiyaçlarının belirlenebilmesi ve ilgili bakanlıkların,
madencilik kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin, sendikaların ve madencilik sektörünün
bilgi ve birikimi ile uygulamalarının değerlendirilmesini teminen; Türkiye’de madencilik
sektöründe yürütülen faaliyetlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından araştırılması, incelenmesi
ve değerlendirilmesi konulu raporunda yer alan bazı tespitler şöyledir:

Çalışmaların ortaya çıkardığı ilk tespit; ülkemizdeki maden işletmelerinde
karşılaşılabilecek muhtemel bütün riskleri değerlendirerek sistematik tedbirler
alınmasını sağlamaya yönelik iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi kurulmasında ve
dolayısıyla risklerin önceden değerlendirilerek önlenmesinde ciddi eksiklikler
bulunduğudur. Bu eksiklikler; işverenlerin kaza maliyetlerini azaltıcı önlemlere
yeterince önem vermemeleri, donanımlı ve tecrübeli iş güvenliği uzmanı sayısının
yetersizliği, risk değerlendirmesinin işyerlerine özel hazırlanmaması, seçilen risk
değerlendirme yönteminin işyerinin koşullarına uygun olmaması gibi hususları
içermektedir.

Madencilik sektörüne ilişkin kurumsal yapı ile ilgili en önemli sorunlardan birisini;
özellikle işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında görev ve yetkilerin net olarak
belirlenememiş olması ve hangi konulardan hangi birimin sorumlu olduğunun
kapsamlı/tanımlayıcı/işlevsel bir biçimde ortaya konulamamış olması oluşturmaktadır.
Çalışmanın ortaya çıkardığı önemli sonuçlardan birisi de kamu denetim sisteminin;
gerek görev ve yetki tanımlamaları gibi alanlardaki tasarım sorunları gerekse görevli
birimlerin uygulamalarında izlenen yöntem ve süreçlerdeki yaşanan sorunlar
nedeniyle etkinlikten uzak ve ciddi bir zafiyet alanı oluşturduğuna ilişkindir. Kazalar
irdelendiğinde
etkin
bir
denetim
121
sisteminin
olmaması
ve/veya
denetim
yetersizliğinden beslenen/kaynaklanan sorunlar/nedenler öne çıkmaktadır. Maden
işletmeleri iş sağlığı ve güvenliği yönünden Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Kurulu, proje
uygulamaları ve iş güvenliği yönünden Enerji Bakanlığı Maden İşleri Genel
Müdürlüğü (MİGEM) tarafından denetlenmektedir. Denetim birimleri arasında
işbirliği/koordinasyonun bulunmadığı, ilgili kurumların bünyesindeki denetim
birimlerinin, aynı alan ve mevzuda bazen birbirinden farklı idari işlem ve tasarruflarda
bulunduğu, bazı maden ocakları uzun süre denetlenmemişken bazı ocakların birkaç
gün arayla farklı iki kurumca denetlenebildiği, işletmelerle ilgili güncel veri tabanları
bulunmadığından kapalı ocakların denetim programlarına alınabildiği, iş sağlığı ve
güvenliği sahasında çok başlılık olarak nitelendirilebilecek bu durumun uygulamada
mükerrer veya çelişkili raporun ortaya çıkmasına veya kararların alınmasına yol
açabildiği görülmüştür.

Kazaların nedenleri arasında eğitim eksikliği önemli etkenlerden birisi olarak ortaya
çıkmaktadır. Yürütülen çalışmada; madencilik sektöründe istihdam edilen işçilere
yeterli mesleki eğitimin verilmediği; bu doğrultuda gerekli altyapının oluşturulmadığı;
iş sağlığı ve güvenliği bakımından en riskli sektörler arasında yer alan maden
ocaklarında eğitim seviyesi nispeten düşük işçilerin çalıştırıldığı ve işbaşı eğitimi ve
hizmet içi eğitim şartının mevzuatta öngörüldüğü ölçüde yerine getirilmediği;
işverenlerce eğitimin zaman kaybı ve gereksiz yere katlanılan bir maliyet olarak
algılandığı görülmüştür.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yeraltı maden işçilerine yönelik oluşturulan eğitim
müfredatının bir an önce uygulamaya konulması için gerekli şartların hazırlanması,
maden işletmelerinde yapılan denetimlerde işçilere gerekli eğitimin verilip
verilmediğinin dikkate alınması ve eğitim verilmeyen işçilerin yeraltı maden
ocaklarında işe başlatılmaması gerektiği değerlendirilmektedir.

Ayrıca, maden mühendisliği bölümlerinin öğrenci kontenjanlarının ülkenin ihtiyaçları
göz
önüne
alınarak
belirlenmesi,
maden
mühendisliği
eğitiminin
asgari
gerekliliklerinin tespit edilerek eğitim kurumlarının buna göre düzenlenip teçhiz
edilmesi ve mühendislik öğrencilerinin staj gibi sorunlarının çözülmesi önemli
görülmektedir.

Etkin bir "iş sağlığı ve güvenliği risk yönetim kültürü" için, işletmedeki herkesin bunu
benimsemesi/içselleştirmesi, tehlikeli durumlarda yapılması gerekenlerin refleks
haline dönüştürülmesi, tehlikelerin ve risklerin tanınması ve kontrol edilmesi
122
önemlidir. Kültürel değişim uzun, sabırlı ve sistemli çabaların sonucu olduğundan,
bilinçli ve öğretilmiş bir davranışa dönüşen bir iş sağlığı ve güvenliği kültürünün
oluşması, istenilen kültürel anlayış ve davranış alışkanlıklarının benimsenmesi ve
yerleşmesi için mesleki eğitim başta olmak üzere, her türlü bilgilendirme ve
bilinçlendirme çalışmaları, sektörün bütün paydaşlarının (kamu hizmet birimleri,
üniversiteler, meslek odaları, sendikalar gibi sivil toplum kuruluşları) ortak gayreti ile
yürütülmelidir.

Ülkemizde, diğer bir çok alanda olduğu gibi, madencilik sektörü işletmelerinin sayısı,
türü (yeraltı/yerüstü) ve çeşidi (kömür/metal/diğer) ile iş sağlığı ve güvenliği alanında
da istatistiki veri sorunu yaşanmaktadır. Maden İşleri Genel Müdürlüğü kayıtları
yeterince sistematik olmadığından maden işletmelerini kavramadığı, yani kayıtların
yetersiz/eksik olduğu anlaşılmıştır. Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilen
ruhsatların kayıtlarının "saha" bazında yapıldığı, işletme/ocak bazında kayıt
tutulmadığı, bir ruhsat sahasında ruhsat sahibi veya başkası (rodövansçı) tarafından
işletilen birden fazla maden ocağı bulunması halinde kayıtların bunları içerecek
şekilde tutulmadığı, bu nedenle halihazırda faal maden ocaklarının sayısı, madenin
çeşidi (kömür, metal, mermer vb.), ocak işletmesinin türü (yeraltı, yerüstü) konularının
sağlıklı/gerçeğe uygun olarak bilinemediği müşahede edilmiştir. Dolayısıyla bu
konuda politika üretme, değerlendirme, planlama yapma, karar alma ve denetleme gibi
önemli hususlar güncel ve güvenilir verilere dayandırılamamaktadır.

Aynı şekilde, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda da karar alıcılara istatistiki
bilgi sağlayacak iyi işleyen bir veri tabanı mevcut olmayıp, bu bakımdan kurumsal
hafıza oluşturulamamıştır. Somut bir değerlendirme yapabilmek için iş kazası ve
meslek hastalıkları ile ilgili ölçülebilir hedeflerin konulması gerekmektedir. Ancak
konuyla ilgili istatistiklerin yayınlanmasındaki gecikme ve verilerin güvenilirliği
sorunları nedeniyle bu tur hedeflerin konulmasında ve değerlendirilmesinde zorluklar
yaşanmaktadır."

Alanda yapılan incelemelerde, küçük/orta ölçekli kömür işletmelerinin istihdam
edecekleri kişilerin mesleki yeterlilikleri konusunda pek titiz olmadıkları, içinde
bulundukları fiziki olarak yetersiz, gerekli iş güvenliği ve üretim donanımından
mahrum çalışama şartlarını ve düşük ücretleri kabul eden herkesle çalışabildikleri
gözlenmiştir.

Maden ocaklarında çalışanlara ödenen ücretlerin yüksek olduğu söylenemez. Ücret
123
bakımından kamu ve özel sektör işletmeleri arasında olduğu gibi, özel sektördeki
çeşitli büyüklüklerdeki işletmeler arasında da farklılıklar söz konusudur. Kamu maden
isçilerinin, genellikle, özel kesim işletmelerindeki çalışanlardan daha yüksek ücret
aldıkları bilinmektedir. Yeraltında çalışanlar da işletmelerin yer üstündeki
kısımlarında çalışanlardan daha yüksek ücret almaktadır.

Yeraltında çalıştırılacak isçilere belli bir eğitim verilmesi zorunluluğu var ise de
çoklukla işverenlerce buna uyulmamakta, istihdam edilen isçilerin belli bir süre işten
koparılarak eğitime katılmaları ciddi bir zaman kaybı ve gereksiz yere katlanılan bir
maliyet olarak değerlendirilmekte; denetimlerde de bu husus öncelikle dikkate
alınacak bir unsur olarak kabul görmemektedir.

Alt işverenlik uygulamasının iş sağlığı ve güvenliği bakımından alınması gereken
tedbirlerde zafiyete yol açtığı, alt işverenlerin gerekli sağlık ve güvenlik tedbirlerini
almakta isteksiz davrandıkları ve bu uygulamanın iş kazalarının artışına neden olan
temel amillerden biri olduğu yönünde yaygın eleştiriler bulunmaktadır.

Ülkedeki işsizlik oranının fazla olması, çalışanların daha sağlıksız ve güvenliksiz
şartlarda, daha düşük ücretlerle çalışmaya razı olması, mevzuatın kendilerine tanıdığı
hakları talep etmede daha çekingen davranması gibi sonuçlar doğurmaktadır.

Sektörün uzun vadeli gelişme trendini en azından ana hatlarıyla ortaya koyacak yeterli
politikalar üretilememiş̧ olup sektörü düzenlemekle görevli en önemli kamu kuruluşu
olan Maden İsleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) gerekli örgüt ve kadro yapısına sahip
değildir.

İş sağlığı ve güvenliği konusu ülke ekonomileri için küçümsenmemesi gereken bir
etkiye sahiptir. ILO verilerine göre, işyerlerinde meydana gelen iş kazalarının ve
meslek hastalıklarının ülke ekonomilerine getirdiği yükün millî gelirin %3-5
dolaylarında olduğu hesaplanmaktadır. Bu durum, iş kazalarının ve meslek
hastalıklarının Türkiye büyüklüğünde bir ülkenin ekonomisine iyimser bir tahminle
yıllık 30 milyar TL yük getirdiği anlamına gelmektedir.

Rodövanslı maden işletmelerinde genel olarak aşağıda belirtilen iş sağlığı ve
güvenliği eksikliklerine rastlanmaktadır:
-Havalandırma genellikle doğal havalandırma yoluyla yapılmaktadır.
-Yeraltı ekipmanları alev sızdırmaz özelliğe sahip değildir.
-Çalışma yerlerinin en az iki yolla yeryüzüne bağlı olmasına dikkat edilmemektedir. 124
Patlamalara karşı önlemler yetersizdir.
-Yeterli gaz ölçüm cihazları bulunmamaktadır.
-Tozla mücadele yapılmamaktadır.
-Ferdi kurtarıcı teçhizat yoktur, olanlar da yetersizdir.
-İş sağlığı ve güvenliği kurulları oluşturulmamıştır.
-Merkezi gaz izleme sistemleri bulunmamaktadır.
-Çalışanların tehlikelere karşı eğitimleri yetersizdir (Genel Maden-İş Sendikası
Başkanlığı’nın 20.07.2010 tarih ve 372/1 sayılı yazısına ekli rapor).
Belirtilen hususlar bağlamında sorunun çözümünde idari, hukuki, sosyal ve ekonomik
adımların beraber atılması, TTK, TKİ, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve
Enerji Bakanlığı ve konunun diğer paydaşlarının görüşleri de değerlendirilerek
rodövansçılık uygulaması ile ilgili uygun bir yöntem belirlenmesi gerekmektedir.

TTK ile özel işletmelerde (rodövanslı işletmelerde) üretilen milyon ton taş
kömürü başına düşen ölüm sayısı karşılaştırıldığında, rodövanslı sahalarda ölüm
oranının çok daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum iş sağlığı ve güvenliği
ile ilgili tedbirler yönünden rodövanslı işletmelerin genel olarak daha zayıf
durumda olduğunu göstermektedir.

Yeraltı maden işletmelerinde sığınma istasyonu kurulmasına yönelik ülkemizde
herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Sığınma istasyonları yeraltında
mahsur kalan isçilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için önemli bir imkân olarak
görülmektedir. Bununla birlikte ülkemizde yeraltı maden işletmelerinde meydana
gelen kazalarda isçilerin ne kadar süre içerisinde hayatını kaybettiklerine ve bir
sığınma istasyonu olması durumunda ne ölçüde faydalı olacağına dair ilgili kurum ve
kuruluşlarca herhangi bir çalışama da yapılmamıştır. Bu doğrultuda mevzuatta, yeraltı
maden ocaklarında sığınma istasyonlarının kurulmasına ilişkin bir düzenleme
yapılmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Ülkemizde birbirinin tekrarı gibi görünen pek çok iş kazasının vuku bulması, ilgili
kamu kurumlarının mevzuatla tanımlanan görevlerini bihakkın yapmadıkları
şeklindeki yaygın kamuoyu algısı, iş kazaları veya meslek hastalıkları sonucu
meydana gelen azımsanamayacak miktardaki can kaybı ve sürekli veya geçici
125
maluliyetler, bu konu üzerinde önemle durulmasını gerektirmektedir. Zira devlet,
halkının can ve mal güvenliğini sağlamak için kural koyma, gözetim ve denetimde
bulunma ve koyduğu kuralları uygulama yükümlülüğünü üstlenmiş̧ sosyal ve siyasi bir
organizasyondur ve devletin önde gelen varlık sebeplerinden birisi, insanların sağlık,
güvenlik ve esenliğini temin etmektir.

Devlet kural koymakta, koyduğu kurallara uyulmadığını tespit etmekte, uymayanları
sürekli
uyarmakta,
ama
genellikle
müeyyideye
dönüşmeyen,
prosedürü
tamamlamaktan öteye geçmediği düşünülen bu uyarılar maden işletmecilerince
dikkate alınmamakta, bu şekilde mevzuat ihlallerinin önüne geçilememekte,
vatandasın gözünde Devlet aciz duruma düştürüldüğü gibi maden kazalarında insanlar
can kayıpları ve ciddi maluliyetler yaşamaya devam etmekte, meydana gelen ağır mali
ve sosyal külfetlere ise toplum mütemadiyen katlanmaktadır.

Bu sorunlar hem MİGEM hem de İş Teftiş̧ Kurulu tarafından yürütülen denetimler
için varit olduğundan, sorunların çözümü için getirilecek öneriler her iki kurum için de
geçerlidir.

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kuralların ihlal edildiğinin tespiti halinde uygulanan
yaptırımların yetersiz olduğu, işletmecileri projeye ve mevzuata uyma hususunda
zorlayıcı nitelik taşımadığı anlaşılmaktadır.

Maden kazalarının vuku bulmasını müteakiben yürütülen tahlisiye (arama-kurtarma)
faaliyetlerinde ciddi zafiyet olduğu yönünde kamuoyunda yaygın bir algı bulunduğu,
tahlisiye istasyonları ile ilgili merkezi bir yapının bulunmadığı, bu konuda bağlayıcı
standartlar konulmadığı anlaşılmıştır.
8. 13 Mayıs’tan Sonra
8.1. Torba Yasa Kandırmacası
13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da Soma Kömür İşletmelerine ait Eynez ocağında
meydana gelen büyük facianın ardından gerek ölen madencilerin yakınlarına gerekse Eynez
ve Soma Kömür İşletmelerinin diğer iki ocağı- Işıklar ve Atabacası- çalışanlarına Başbakan,
Bakanlar ve AKP yetkilileri tarafından çok sayıda söz verilmiş ve kazadan sadece 17 gün
sonra da (30/05/2014) İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı TBMM’ye sunulmuştur. Bu yasa tasarısı
126
basına ‘Soma Yasası’ olarak lanse edilmiş ve Soma’ya ilişkin her sözün garantisi için de
tasarı doğrudan adres olarak gösterilmiştir.
Ancak Plan ve Bütçe Komisyonunun ilgili kanun tasarısını görüşmesi tam 38 gün
sürmüş ve Soma için verilen sözlerin yer aldığı 60 maddelik tasarı 149 madde ile
tamamlanmıştır. Yani tasarı Soma’nın acısı ile kılıflanarak, adeta özelleştirmeye,
kadrolaşmaya, taşeronlaşmaya ve sermayeye hizmet eden bir torba tasarı haline gelmiş,
madenciye verilen tüm sözler ise unutturularak, sulandırılmıştır.
Üstelik partimizin çabaları ile bu torba yasadan Soma düzenlemelerinin çıkartılması ve
ivedi olarak görüşülmesi için çok sayıda önerge verilmiş ve partimizin kanun tasarısında yer
alan taşeron, Soma ve madenlere yönelik 17 maddenin ayrıştırılarak ‘Soma kanunu’ olarak
ayrı bir düzenleme haline getirilmesini ve öncelikli olarak görüşülüp sonuçlandırılmasını
önermiştir. Ancak verilen bu önergeler AKP oyları ile reddedilmiştir. Oysa bu tasarı
TBMM’ye sevk edildiğinde basında ve iktidarın yaptığı açıklamalarda Soma faciasının
yaralarının sarılmasını sağlayacak kanun olarak sunulmuş ve kamuoyunda ve Soma’da
beklentilere neden olmuştur. Daha sonra gerek alt komisyon görüşmelerinde ve ardından
gerçekleşen ana komisyon çalışmalarında söylediğimiz bu önerinin mahiyeti görmezden
gelinmiş ve adeta facia fırsata dönüştürülerek, Soma düzenlemeleri, iktidarın amacına hizmet
eden düzenlemeleri geçirebilmesi için arkasına saklandığı bir kılıf olmuştur.
Ayrıca Soma ile ilgili herhangi bir önceliklendirme yapılmadığı gibi, verilen tüm
sözler unutulmuş, gerek yasa ile gelen düzenlemelerde oynama yapılarak gerekse verilen
sözleri yasaya eklemeyerek ‘Soma’ resmen iktidar tarafından gözden çıkartılmıştır.
Kaldı ki; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 3 Haziran 2014 tarihli Grup Toplantısında;
“Yer altında çalışan işçilerimize yönelik de yine önemli düzenlemeler yapıyor, örneğin
haftalık çalışma saatini 36 saat, günlük çalışma süresini 6 saat olarak kısıtlıyoruz. Yani 48
saatten 36 saate, böyle bir noktaya geliyoruz. Soma’daki maden kazasından etkilenen
madencilere ve ailelerine de bu tasarıyla önemli haklar sağlıyoruz. 67 şehit madencimizin
ailelerinin aylık alma hakkı kanunen bulunmuyordu. Şimdi yapacağımız değişiklikle 1 gün
bile sigortalı olsa, hayatını kaybedenlerin ailelerine aylık alma hakkı getiriyoruz. Şehit
madencilerimizin anne-babaları için aylık almakta gerekli olan muhtaçlık şartını da
kaldırıyoruz. Soma’da şu anda çalışamayan madencilerimizin ücretleri işveren tarafından
ödenecek, ne alıyorsa maaş bunu o işletme açılana kadar aynen alacak. Ayrıca,
127
çalışamadıkları dönemde İşsizlik Sigortası Fonundan net maaşları kadar biz de ödeme
yapacağız.Madenlerde çalışan işçilerimizin emeklilik yaşını da 55’ten 50’ye indiriyoruz.
Yıpranma payını değiştiriyoruz. İzinde geçirdikleri süreler ve tatiller de yıpranmaya dahil
edildiğinde erken emekli olmak isteyen madenci kardeşimiz o zaman 43 yaşında bile emekli
olabilecek(...)
(…)Özellikle Soma’daki madencilerimize, gerçi Kınık’taki ziyaretimde oradaki şehit
ailelerine, Bergama’dan gelen şehit ailelerine bunları anlatmıştım. Bu vesileyle yine kısmen
televizyonlara yansımıştı ama, bunu bugün sabah yaptığımız toplantıda, şimdi grupta ve
inşallah Meclis’teki müzakerelerde de bunlar zaten geniş yer alacak. Soma’daki
madencilerimize, şehit olan madencilerimizin ailelerine bu önemli hakların hayırlı olmasını
diliyorum... ” şeklinde yaptığı konuşmasında madencilere ve ailelerine verilen sözlerin bir
kısmını özetlemiştir.
Somalı madencilere verilen sözlerle ilgili Başbakan, Bakanlar ve AKP yetkilileri ile
görüşen 9 madenciden 7’sinin yazdığı dilekçe 19 Haziran 2014 tarihinde Plan ve Bütçe
Komisyonuna sunulmuştur. Madenciler söz konusu bu dilekçede Salih Kapusuz’un
başkanlığındaki heyetin Soma’ya geldiğinde verilen sözleri tekrar ederek oturma eylemlerini
bitirmelerini istediğini ancak madencilere verilen sözlerden dönüldüğünü beyan etmişlerdir.
Madencilerin 15 maddede sıraladığı ve Meclis’ten yerine getirilmesini bekledikleri sözler
şunlar olmuştur:37
37
Madenciye Verilen Sözler Dilekçesi, Sayfa
128
8.1.1.Madencilere Verilen Sözler
1. Devlet tarafından denetimler yapılana ve teftiş raporları tamamlanana kadar kimse
madenlere inmeye zorlanmayacak. Gerekirse “önce biz gelip ineceğiz, ondan sonra
siz ineceksiniz” denildi.
2. Kimseye bu süre içerisinde çıkış verilmeyecek.
3. Maaşlar tam şekilde, eksiksiz ödenecek. Şartlar düzelene kadar gerekirse 7-8 ay devlet
maaşları ödeyecek.
4. Maaşlar en az 2000 TL olacak.
5. 6 maaş ikramiye verilecek.
6. Kanunda yeraltında günlük 7,5 saat yazan çalışma süresi, 6 saat olacak.
7. Haftalık çalışma saati 36 saati asla geçmeyecek.
8. Emeklilik yaşı 55'ten 49’a düşürülecek.
9. Ölen madenciler sivil şehit statüsünde sayılacak.
10. 1400 TL- 1500 TL arasında ölüm aylığı bağlanacak.
11. Ölen madencilerin yakınlarına TOKİ’den ev verilecek.
12. Ölen madencilerin yakınlarından 1 kişiye istihdam sağlanacak.
13. Resmi tatiller ve senelik izinler yeraltı sigortası olarak yatırılacak.
14. Taşeron sistemi kaldırılacak.
15. Uyar Madencilikte çalışırken işsiz kalan işçilerin mağduriyeti giderilecek, işçilerin
alacağı tazminatlar bir yasa çıkartılarak işsizlik fonundan ödenecek.
129
İktidar tarafından yapılan baskıcı tutum ile, kimi zaman baskı sınırlarını da aşarak
şiddete ulaşan bir tavır ve anlayışta geçen Plan Bütçe Komisyonunun 38 günlük yoğun
çalışma süresinde, bizzat iktidar yetkilileri tarafından Somalı madencilere ve ailelerine verilen
15 sözden sadece 4 tanesi tam olarak yerine getirilmiş, 3 tanesi kısmen (eksiklikleri ile
birlikte) kabul edilmiş, 8 tanesi ise hiç kabul görmemiş, gündeme dahi alınmamıştır.
Bu bağlamda;
8.1.1.1. Madenlere İnmeye Zorlanmayacak/ Kimseye Çıkış Verilemeyecek
Soma faciasının hemen ardından, iktidar yetkililerinin bölgeye yaptıkları ziyaretlerde
işçilerin “madene inmeye zorlanıp zorlanmayacakları”, “haklarını alıp, alamayacakları”
yönündeki sorularına ‘kimse madene inmeye zorlanmayacak şeklinde’ yanıtlar verilmiştir.
Özellikle kazanın yaşandığı ocağın dışında
Soma Kömür İşletmelerine ait Işıklar ve
Atabacası ocaklarının da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerince
kapatılmasının ardından işçilerin işbaşı yapmayacağı kesinleşmiştir.
23 Mayıs 2014 tarihinde de AKP’den çok sayıda milletvekili ile birlikte Soma’ya
ziyarete giden AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ile Plan
ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Manisa Milletvekili Recai Berber diğer ocaklarda çalışan
işçilere maaşlarının ödeneceğini ve daha pek çok sözü vermişlerdir. Özellikle işçilerin oturma
eylemini bitirmelerini söylemişler ve Başbakanın “Madenler güvenli olana kadar kimse o
madene inmeye zorlanmayacak ve gerekirse üç ay dört maaşları devlet ödeyecek ama
kimse zorlanmayacak” sözünü Işıklar ve Atabacası çalışanları için de teyit etmişlerdir.
Tüm bu sözlerin üzerinden iki-üç gün sonra, önce Dayıbaşları tarafından mesajla
işçilere çağrı yapılmış ardından “işe davet ihtarnamesi” ile işçiler adeta işsizlik ile tehdit
edilmiştir. Diğer iki ocakta çalışan işçilerin maden ocağını iyileştirme çalışmaları için
çağrıldıkları iddia edilse de, işçilerin işten çıkartılma tehdidi ile karşı karşıya kaldıkları
gönderilen ihtarnamede kayıtlıdır.
Oysa Başbakan ve ilgili Bakanlar tarafından madencilere verilen “Devlet tarafından
denetimler yapılana ve teftiş raporları tamamlanana kadar kimse madenlere inmeye
zorlanmayacak” sözü ve kimse işten çıkartılmayacak güvencesi Meclise sunulan yasa
130
tasarısında güvence altına alınmamış, görüşmeler boyunca da bu konuda herhangi bir adım
atılmamıştır.
Plan Bütçe Komisyonunun konuyla ilgili madde görüşmeleri sırasında da, partimiz
Soma Kömür İşletmelerine ait diğer ocaklarda çalışan madencilerin sorunlarına yönelik tüm
uyarılar yapılmıştır. Ancak madenlere inmeye zorlanmayacak ve kimseye çıkış verilmeyecek
sözüne ilişkin madencilere herhangi bir güvence verilmemiş ve adeta Somalı madenciler
işverenin ve müfettişlerin insafına terk edilmiştir.
Nitekim bu Komisyonu’nun raporunun yazım aşamasında 30 Kasım 2014 günü Eynez
ocağından 2831 işçi işten çıkartılmış ve telefonlarına 4/A kapsamına ait işin sonlanması
nedeniyle işten ayrılış bildiriminiz 30.11.2014 tarihinde yapılmıştır sağlıklı ve güvenli günler
dileriz” yazan mesajlar gönderilmiştir.
8.1.1.2. Madenlerde Çalışma Süreleri
Bir diğer husus da madenlerdeki çalışma sürelerine ilişkin iktidar partisinin ikircikli
yaklaşımıdır. Bu konu Komisyon çalışmaları sırasında sıkça tartışılmış ancak AKP tarafından
kasıtlı bir şekilde yanlış ele alınarak verilen sözden dönülmüştür. Tasarının ilk halinde yapılan
düzenleme ve Başbakan tarafından işçilere verilen ‘günde 6 saat/haftalık 36 saatlik
çalışmanın’ aşılamayacağına ilişkin taahhüt alt komisyon çalışmalarında iktidar partisi
milletvekilleri tarafından her fırsatta tartışmaya açılarak fiili çalışma saatinin ilk
düzenlemedeki hali ile 4,5 saate ineceği gibi bir yaklaşımla ele alınmıştır.
Hatta madende kazmanın vurulduğu yerde, dizüstünde oturarak yenen öğlen
yemeğinin dahi çalışmadan sayıldığı ve 5-10 dakikada yenilmek zorunda kalınan öğle yemeği
süresi sanki bir saat uygulanıyormuşcasına dillendirilip, görüşülen düzenlemeden ve
Başbakan tarafından işçilere verilen sözden geri adım atılması ile ilgili irade beyan edilmiş ve
düzenlemenin ilk hali önce alt komisyonda ardından da ana komisyon görüşmelerinde
değiştirilerek yer altındaki çalışma süresi 6 saat şeklinde düzenlenmiştir. Oysa madencinin
maden alana gitmesi ile başlayan ve madene inmesine kadar geçen hazırlık süresi 1,5 saatten
fazla sürmektedir ve bu durum fiili çalışma süresini 7,5 saate çıkartmaktadır.
İktidar tarafından sergilenen bu tutum normalde 7,5 saat olan günlük yeraltı
mesaisinin, evden çıkıp eve dönene kadar toplam 13 saatlik bir süreye karşılık geldiği
gerçeğini göz ardı etmektir. Bu yaklaşım; madene ulaşım, maden alanındaki ön hazırlıklar,
131
maden ağzında tertip alınma gibi işlemlerin tamamının mesaiden önce yapılması bir yana,
şaltercilerin şalter başında, araç ve ekipman kullananların ekipmanların başında, kazmacıların
kazma elde ele ya da hilti elden ele prensibi ile mevzuata aykırı bir şekilde maden ocağının
üretiminin yapıldığı en derin noktalarında mesai değişimi yapıldığı gerçeğini ve saat 16.00’da
mesaisine başlayacak işçinin, saat 15.00’dan itibaren madene girerek bir saatlik yolu
yeraltında yürüyerek almasını ve bunların da mesaiden sayılmamasını ancak kazmayı eline
alan diğer arkadaşının mesaisinin başlaması ile bir önceki vardiyanın mesaisini bitmesi gibi
bilinen bir gerçeği hiçe saymaktır.
Kömür üretiminin 24 saat kesintisiz şekilde, bir an bile duraksamadan devam etmesi
için işveren tarafından yapılan ve işçilere dayatılan her türlü zorlamanın fiili mesai saatini
artırdığı görmezden gelinip, sanki mesai başladığı anda şirketin kapısından giriliyor, mesai
bittiği saatte de şirketin kapısının çıkılıyormuş gibi hatalı ve eksik bilgiye dayalı bir algı
yüzünden bu yanlış hesaplamalar komisyon gündenmine gelmiş ve nihayetinde bir kelime
oyunu ile madenciye vaat edilen sözden dönülerek, mevcut yasalardaki düzenlemeden hiç de
farklı olmayan bir uygulamaya imza atılmıştır. İşçi sağlığı, güvenliği ve iş kazaları açısından
yapılması gereken en doğru yaklaşımın en başta verilen yeraltı/yerüstü dahil günlük 6 saat,
haftalık 36 saatlik çalışma sözünün tutulması olduğu kanaatindeyiz.
Ancak, Komisyonun kabul ettiği bu düzenleme, ilk günlerdeki tepkilerden sakınmak
ve işçilerin içinde bulundukları infial halini yatıştırmak için hükümet ağzı ve devlet eliyle
yalan söylendiğinin teyidi niteliğinde olmuştur.
Partimizin 28 Kasım 2014 tarihinde Meclis’e sunduğu iş güvenliği paketinde ise,
yeraltı işlerinde çalışanların çalışma süresinin, yolda geçecek süreler dahil haftada 37.5 saat
ve günde 7.5 saat olarak belirlenmesi düzenlenmiştir.
8.1.1.3 Maaşların Tam ve Eksiksiz Ödenmesi
Madencilerimiz 19 Haziran 2014 tarihine kadar maaşlarını alamamıştır. Bu süre
zarfında Plan ve Bütçe Komisyonu konuyu görüşmüş ve fondan yapılacak ayrı maaş ödemesi
önerisi ile birlikte bir önerge olarak ivedi bir şekilde 17 Haziran 2014 tarihinde Meclis Genel
Kuruluna sevk edilmiş ve her iki önerge görüşülmekte olan kanun tasarısına eklenerek
yasalaşmıştır. Buna göre;
132
“25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde
eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 12- Manisa İlinde taş kömürü madenciliği ve linyit madenciliği
alanında faaliyet gösteren;
a) Eynez maden ocağı işletmesinde 13/5/2014 tarihi itibarıyla, 31/5/2006 tarihli ve
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olanlara veya bunların 5510 sayılı Kanunun
34 üncü maddesinde sayılan hak sahiplerine aynı maddede belirtilen oranlarda, son aylık net
ücretleri esas alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınca belirlenen sürede Fondan
aylık ödeme yapılır. Bu ödemelerden her hangi bir vergi ve kesinti yapılmaz.
b) Eynez, Atabacası ve Işıklar maden ocağı işletmelerinde 13/5/2014 tarihi
itibarıyla, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında
sigortalı olanlara; işyerinin kapalı olduğu dönemle sınırlı olmak üzere, 6331 sayılı Kanunun
25 inci maddesinin 6 ncı fıkrasında belirtilen ve işveren tarafından ödenmeyen ücretleri,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınca belirlenen süre ile aylık olarak Fondan ödenir ve
yapılan bu ödemeler yasal faiz uygulanmak suretiyle işverenden tahsil edilir.”
Ancak, her ne kadar madencilerimizin maaşlarının şirket tarafından ödenmemesi
durumunda devlet güvencesi verilmiş olsa da, madenciler 19 Haziran tarihinde aldıkları
maaşlarda prim kesintisi yapıldığını ifade etmiştir. Şirket işçilerin maaşlarında, facianın
olduğu tarihe kadar 13 gün yeraltı, 17 gün ise yerüstü sigortası olarak göstermiş ve maden
işçilerine, Holding’in diğer taşeron firmalarından olan TİLAGA A.Ş. üzerinden kesintilerle
birlikte ödeme yapma yoluna gitmiştir. Bunun üzerine Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri
sırasında Partimiz bu kesintinin sebeplerinin Maliye tarafından araştırılmasını istemiş, Maliye
tarafından yeraltı çalışmalarına uygulanan gelir vergisi muafiyetinin kaza sonrası günler için
uygulamadığı dolayısı ile maaşlardan vergi kesintisinin bu sonucu doğurduğu doğrulanmış ve
konuyla ilgili çalışma yapılacağına ilişkin söz verilmiştir. Maliye Bakanlığı yaptığı
çalışmaların neticesinde şirkete kesintilerin iadesi yönünde yazı yolladığını beyan etmiştir.
Ancak henüz işçilerin eksik yatan maaşları ödenmemiştir.
Bir diğer düzenlemede yer alan Eynez maden ocağında çalışan işçiler için fondan ayrı
bir maaş ödemesi kabul edilmiş olsa da, önergenin kabul edilişinin üzerinden geçen 1 ay gibi
bir zaman zarfında bu ödeme ile ilgili bir gelişme olmamış ve düzenlemede ‘Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığında belirlenen sürede’ ifadesinin arkasına sığınarak Bakanlıktan
çalışmaların ne zaman tamamlanacağı konusunda kesin cevap alınamamıştır.
133
8.1.1.4 Ölen Madencilerin Sivil Şehit Sayılması
Konuyla ilgili kazanın hemen ardından iktidar partisinin bir reklam aracı olarak
kullandığı ve her tür beyan ve açıklamasında sıkça dile getirdiği Somalı 301 madencimizin
sivil şehit statüsü sayılmasına ilişkin söz lafta kalmış, sivil şehit olanların yararlandığı bazı
haklar bu kişilerin ailelerine de tanınmış olsa da, madencilerimize resmi olarak böyle bir statü
verilmemiştir.
8.1.1.5 TOKİ’den konut sözü
Ölen madencilerin yakınlarına TOKİ’den ev verilmesine ilişkin söz madencilerimize
verilen bir diğer sözdür. Nitekim bu söz, gerek Recep Tayyip Erdoğan gerekse Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanı Ayşenur İslam tarafından, Soma’da ve diğer platformlarda defaatle
yinelenmiştir.
Nitekim Plan ve Bütçe Komisyonun görüşmelerinde kanuna yeni bir madde ihdas
edilmiş ve 91 inci madde ile konutların nasıl yapılacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre;
“Diğer kanunlardaki sınırlamalara tabi olmaksızın, mülkiyeti; 13 Mayıs 2014
tarihinde Manisa İli, Soma İlçesinde meydana gelen maden kazasında hayatını kaybeden
kişilerin mirasçılarına devredilmek üzere; gerçek ve/veya tüzel kişiler tarafından bedelsiz
olarak yapılacak konutlar için ihtiyaç duyulan taşınmazlar Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığınca maliklerinden bağış, satın alma, kamulaştırma, devir ve temlik veya tahsis
yolu ile edinilebilir. Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında
bulunan taşınmazlar ile bu Kanunun ek 10 uncu maddesi kapsamında olanlar dahil orman
sınırları dışına çıkarılmış ve çıkarılacak alanlarda bulunan taşınmazlardan aynı amaçla
ihtiyaç duyulanlar ise Maliye Bakanlığınca adı geçen Başkanlığa tahsis edilir. Bu
taşınmazlardan özelleştirme kapsamında olanlar için ayrıca Özelleştirme Yüksek Kurulu
Kararı aranmaz.
Birinci fıkraya göre edinilen taşınmazların üzerine yapılan konutlar, adı geçen
Başkanlık tarafından maden kazasında hayatını kaybeden kişilerin mirasçıları adına kura ile
bedelsiz olarak tapuda devir ve tescil olunur. Bu konutlardan arta kalanlar Maliye
Bakanlığınca genel hükümlere göre değerlendirilir.”
134
Oysa AFAD yardımları yardımsever vatandaşlar tarafından Somalı madencilerin
doğrudan ihtiyaçlarının karşılanması için toplanmış bağışlardan oluşmaktadır. Ölen
madencilerin ailelerine verilecek konut sözünün AFAD’ta toplanacak yardımlar ile yapılması,
siyasi hesaptan ve vatandaşlarımızın iyi niyetini suiistimalden başka bir şey değildir.
8.1.1.6. Ölen Madencilerin Yakınlarından 1 Kişiye İstihdam Sağlanacak
Söz konusu bu düzenleme tasarının ilk halinde ve alt Komisyon metninde olmamakla
birlikte partimizin yoğun çabaları ile 64 üncü maddeye eklenen fıkra ile düzenlenmiştir. Ölüm
aylığının düzenlendiği 64 üncü maddede getirilen şu hüküm ile ölen madencilerimizin
yakınlarına istihdam olanağı sağlanması hüküm altına alınmıştır. Buna göre;
“Ölen sigortalının eş ve çocuklarından birisi, eşi ve çocuğu yoksa kardeşlerinden
birisi olmak üzere toplam bir kişi hakkında 3713 sayılı Kanuna ek 1 inci maddesindeki
istihdama ilişkin hükümler ayrıca uygulanır.”
8.1.1.7. Madencilere 2000 TL Maaş Verilmesi
Kanun tasarısının ilk halinde olmayan düzenlemelerden biri de madencilere verilen
‘2000 TL maaş’ sözüdür. Konuyla ilgili uzun tartışmaların sonunda tasarıya ‘Maden Kanunun
2 inci maddesinde sayılan 4. Grup madenlerden ‘Linyit’ ve ‘Taşkömürü’ çıkarılan
işyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarı 4857 sayılı Kanunun 39 uncu
maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin iki katından az olamaz’ şeklinde bir hüküm
eklenmiştir.
Oysa bugün asgari ücretlinin eline geçen rakam 800 lira civarındadır ve
madencilere bizzat Başbakan tarafından verilen 2000 TL maaş sözü bu düzenleme ile eksik
bırakılmış ve madenciye bu sözün brüt rakamlar üzerinden söylendiği belirtilmiştir. Ancak
yine de bu sözü tam ve eksiksiz yerine getirmek sadece ve sadece bir siyasi irade meselesidir
ve iktidar bu iradeyi göstermemiştir.
Ayrıca, madencilerimize 6 maaş ikramiye verilmesine ilişkin sözün tutulmasına
yönelik ısrarımız ve verdiğimiz önergeler kabul edilmemiş, bu söz de iktidar partisi tarafından
tutulmamıştır.
135
8.1.1.8. Uyar Madencilik Çalışanlarının Alacakları
Soma’da sürekli ölümlü iş kazasının yaşandığı Uyar Madencilik de siyaset tarafından
korunup kollanmıştır. Bu maden ocağına yapılan teftişlerde şirkete kapatma cezası, idari para
cezası gibi çeşitli yaptırımlar uygulanmış ancak ölümlerin önüne geçilmemiştir. 20 Ekim
2013 tarihinde Uyar Madencilikte yaşanan kazanın ardından Kasım ayında işyeri kesin olarak
kapatılmış ancak işçiler 2 aylık maaşlarını ve açtıkları davalardan alacakları madeni
tazminatlarını bugüne kadar hala alamamıştır. Bu madenin kapatılması ile 748 madenci işsiz
kalmış, yine hiçbiri kıdem tazminatlarını da alamamıştır. Uzun süredir madende çalışan
işçilerden kıdem tazminatı alacağı 15-25 bin TL’yi bulan vardır. Ayrıca, yine bu işçilerden
kimi Soma Kömür İşletmelerinde işe başlamış ve 13 Mayıs Soma faciasında hayatını
kaybetmiş, kimi de haklarını almaktan umudunu kesmiştir. Öyle ki, Uyar Madencilikte
çalışan Ali Kandemir adlı 34 yaşındaki maden işçisi yaşanan bir kazada, antigrizu dinamit
yerine, taş ocaklarında kullanılan klasik fitilli dinamit kullanıldığı için
her iki gözünü
kaybetmiş, konuyla ilgili dava açmış ancak muhatapları üzerindeki malları kaçırdıkları için
sonuç alamamıştır. SGK karşılamadığı için kendi imkanları ile protez taktırabilmiş,
borçlanmış ama Uyar Madencilik isim değiştirerek, muvazaalı bir şekilde çalışmalarına
devam etmiş, şirket sahipleri kazanmaya devam ederken, işçiler adeta ölmedikleri için
cezalandırılmışlardır. Nitekim iktidar partisi tarafından Soma’ya yapılan tüm ziyaretlerde
Uyar Madencilik çalışanlarının geçmişe dönük alacaklarına ilişkin verilen sözler de
tutulmamıştır ve Uyar Madencilik çalışanlarının mağduriyeti devam etmektedir.
Tüm bu sözlerin dışında; partimiz tarafından verilen 13 Mayıs Madencileri Anma ve
Yas Günü olarak kabul edilsin ve bu gün madencilik sektöründe çalışanlar için tam gün genel
tatil olsun önerisi de yine iktidar partisi oyları ile reddedilmiştir. Bugün ise Soma Komisyonu
yazdığı öneriler bölümünde 13 Mayıs’ın Madencileri Anma ve Yas Günü olarak kabul
edilmesini teklif etmiştir.
Ayrıca, madenler için son derece önemli olan ve Soma faciasının ardından sıkça
gündeme gelen ‘yaşam odalarının’ zorunlu olmasına ilişkin önergemiz reddedilmiş ve Soma
dahil ülkemizdeki tüm madenler adeta kaderine terk edilmiştir.
Torba Yasa görüşmeleri sırasında üzerinde ısrarla durduğumuz bir diğer husus da
Soma ile ilgili tüm düzenlemelerden geçmişte madenlerde hayatını kaybetmiş veya bundan
136
sonra yaşanacak olası kazalarda mağdur olacak tüm madencilerin kapsama alınması yönünde
idi. Ancak bu önerimiz de yine iktidar partisi tarafından reddedilmiştir. Nitekim,
Zonguldak'ta,
Şırnak'ta,
İvrindi'de
ya
da
Ermenek’te
vd.
ölenler
bu
haklardan
yararlanamamaktadır.
28 Ekim 2014 tarihinde Ermenek’te meydana gelen faciadan sonra hükümet Soma’ya
verilen hakların Ermenek için de verilmesi için harekete geçmiş, ancak yine bir faciayı örtbas
etmek için kamuoyu algısı oluşturmak öte gitmeyi bilmeyen hükümet, bir kez daha bugüne
kadar ölen tüm madencilerimizi ve Soma’dan sonra hayatını kaybedenleri unutmuş yahut
unutmak işine gelmiştir.
Yine Partimizin üzerinde ısrarla durduğu konulardan bir diğeri de facianın yaşandığı
Eynez maden ocağının dışında, Soma Kömür İşletmelerine ait Atabacası ve Işıklar
ocaklarında çalışanların da kanunda yer alan tüm haklardan yararlanması olmuştur.
Yine sadece yeraltı ocakları değil, işletmeye ait yer üstünde teknik ekipman hazırlayan
ve maden alanında bulunan tüm atölyelerde çalışan işçilerin de bu haklardan yararlanması
partimiz tarafından önerilmiştir.
Ancak tüm önergelerimiz de olduğu gibi bu önergeler de iktidar partisi oyları ile
reddedilmiştir.
Nitekim partimiz üyelerinin de önerisi ile Komisyonumuza tüm muhalefet partileri ile
birlikte ortak önergeler verilmiş ve Torba Yasa Görüşmeleri devam ederken eksikliklerini
tespit ettiğimiz hususlarla ilgili bir ara rapor yazılması ve buna göre ilgili düzenlemelerin bir
an önce yasalaşması ve ikincil, üçüncül mevzuat çalışmalarının da Bakanlıklarca
tamamlanması önerilmiştir. Komisyonumuz verdiğimiz ‘Soma maddeleri ayrı görüşülsün ve
bir an önce yasalaşsın’ şeklindeki önerimizi kabul etmiş ve bu öneriyi Plan ve Bütçe
Komisyonuna sevk etmiş, ancak Plan ve Bütçe Komisyonunda bu tavsiye niteliğindeki karar
kabul edilmemiştir.
Ayrıca, Torba Yasanın Plan ve Bütçe görüşmelerinden önce milletvekillerimizin
hazırladıkları kanun teklifleri Komisyon görüşmelerinde birleştirilmiş ancak bu tekliflerin
içinde yer alan tüm öneriler Komisyon görüşmeleri sırasında tek tek reddedilmiştir.
137
8.1.1.9. Ya İşsizlik Ya Ölüm
Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu yasaya göre hala madenlerde
çalışma süresi fiilen 7 saatten fazladır.
Ya da, dayıbaşı sistemi hala güçlü bir şekilde
ayaktadır yani 13 Mayıs'a neden olan taşeron sistem aynen devam etmektedir. Madencilerimiz
bu süre zarfında maaşlarını eksik almışlar, kimse bu konuda madencinin yanında olmamıştır.
Yine, 6 maaş ikramiye sözü verilmiş ama yerine getirilmemiştir. Şimdi madenciye deniliyor
ki; "Verdiğimiz tüm bu sözleri unut. Verdiğimiz bu sözler 13 Mayıs'tan sonra kamuoyu
baskısından kaçmak içindi. Siz dahil herkesi kandırdık. İşinize geliyorsa üç kuruşa köle gibi
çalışmaya devam edersiniz. Yok istemiyorsan, işte kapı burada. Ama şunu da unutma sana
başka yerde iş yok" İşçinin karşı karşıya bırakıldığı durum şudur: “Ya işsizlik, ya ölüm”
En nihayetinde tüm bu süreç göstermektedir ki, Soma için yapılan tüm düzenlemeler
göstermeliktir. Soma’dan önce ölen madenciler ölmekte acele etmiş, Soma’dan sonra ölenler
ölmekte geçmiş kalmış, kalan sağlar ise işsizliğe mahkum edilmiştir.
138
8.2.Bilirkişi Raporu ve Hukuki Süreci ile Soma
Bilirkişi raporu, fezleke ve hukuki süreçle ilgili değerlendirme yapmadan önce
Savcılığın, güvenlik nedeni ile ocağa giremiyoruz diyerek ocağı işverene teslim etmesinin
hata olduğunu bir kez daha vurgulamak ister, bu durumun ocağın şimdiki durumu ve ocağa
müdahale olup olmadığı konusunda şüpheler yarattığını da kayıt altına alırız.
Soma faciasının bilirkişi raporunun gizlendiğini, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi
siyasi sonuç doğurur diye kabul edilmediğini,
ardından 18 Ağustos'ta teslim edilen
versiyonunun geri verilip düzeltme talep edildiğini ancak bu talepten rahatsız olan
bilirkişilerce, kendilerinden istenen öze yönelik esaslı değişiklikleri yapmadan, hazırladıkları
raporun aslında sadık kalarak 5 Eylül'de raporu teslim ettiklerini, raporun evrak kayıttan
geçirildiğini, ancak buna rağmen 2 hafta boyunca gizlendiğini tüm kamuoyu ile paylaştık.
Bilirkişi heyeti 126 sayfadan ve 20 sonuç maddesinden oluşan raporunu adli tatil
başlamadan yani 20 Temmuz 2014 tarihinden önce sunmak istemiş, ancak bu rapor
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce siyasi sonuçlar doğurabileceği nedeniyle seçimlerden
sonraki bir tarihte ilgili mercilerce getirilmesi talep edilmiştir.
Seçimlerin hemen ardından ise heyet tarafından rapor 18 Ağustos 2014 tarihinde
sunulmuş, bu sefer de raporun bu haliyle;

siyasi kişiler için de sorumluluk doğurduğu,

raporda faciadan hükümetin maden ve özelleştirme politikalarının sorumlu
tutmasından dolayı raporun sadece hukuki değil siyasi sonuçlar da doğurabileceği,

özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) açılabilecek davalarda
Türkiye’yi zor durumda bırakabileceği gibi gerekçelerle bazı maddelerde düzeltmeler
ve bazı maddelerin ise rapordan çıkartılması istenmiştir.
Bunun üzerine bilirkişiler raporu teslim etmemiş ancak daha sonra yaptıkları
değerlendirmelerde kendilerinden talep edilen esaslı değişiklikleri de yapmadan, raporu 5
Eylül 2014 tarihinde bu kez evrak kayıttan geçirerek ilgili makama teslim etmişlerdir.
Partimizin basına yaptığı açıklamaların hemen ertesi günü Bilirkişi Raporu 18 Eylül
2014 tarihinde apar topar dosyasına havale edilmiştir.
139
Bilirkişi Raporu Soma’da hükümetin iddia ettiğinin aksine bir ‘fıtrat’ değil büyük bir
ihmal hatta kasıt olduğunu ortaya koyuyor. Bir cinayet, bir katliam olduğunu gözler önüne
seriyor. Bu facia önlenebilirdi, önlenemedi. Çünkü önlem alınmadı. Hem 2010 yılında
kurulan Maden Araştırma Komisyonu hem de Devlet Denetleme Kurulu raporları, diğer tüm
raporlar Soma’yı, bu bölgeyi defalarca uyardı.’ diyor. Nitekim, bilirkişi raporuna göre de bu
faciadan ilgili Bakanlar da , Türkiye Büyük Millet Meclisi de sorumlu. Hükümet, 13 Mayıs’ın
ardından sürekli şu şekilde kendini savundu: ‘Mevzuatımız tam, biz suçsuzuz ama işverenler
mevzuata uymuyor!’ Oysa bilirkişi raporu bunun tam aksini söylüyor: Gerek 2010 yılı Maden
Araştırma Komisyonu’nun gerekse Devlet Denetleme Kurulu raporlarının önerileri ne
mevzuatta ne de gerçek hayatta yer bulmuştur!
Soma Holding'in 2010'da madeni alınca kısa sürede çok fazla üretim yapma mantığı
güttüğü ve iş güvenliğini tehlikeye attığı yine Bilirkişi Raporunda yazılmıştır. Çalışanlara
verilen gaz maskelerinin kontrol kayıtları düzenli olarak yapılmadığı, havalandırma planının
hiç güncellenmediği, ilk haliyle kullanıldığı, ocakta, bazı vardiyalara ait gaz ölçüm
sonuçlarının gaz ölçümü yapılmadan rastgele doldurulduğu hatta önceki sayfalardan
kopyalandığı da Bilirkişi Raporunda tespit edilmiştir.
Bilirkişi raporunda, ocakta 48 gaz ve 19 karbonmonoksit (CO) sensörü bulunduğu,
bunların bir kısmının çalışmadığı, cihazların kalibrasyon sorunlarının olduğu, düzgün okuma
yapmadığı, pek çok kez çalışma sınırının çok üzerinde CO değerleri ölçüldüğü gibi hususlar
da detaylıca yer almıştır.
Nitekim, daha fazla kömür için hayatların sıfırlandığını, normalin 3-3,5 katı üretim
yapıldığını yazan bu raporda işverenden, TKİ’ye, MİGEM’den Çalışma Bakanlığı’na, Enerji
Bakanlığı’na kadar çok sayıda kusurlu tespit edilmiştir.
Rapora göre Soma Holding'in 2010'da madeni alınca kısa sürede çok fazla üretim
yapma mantığını güdüldü ve iş güvenliğini tehlikeye attı.
Raporda, kömürün 150 derece sıcaklığa ulaştığında gizli ocak yangını başlıyor ve
otopsi raporlarına göre de ölümlerin % 70 -85'i
karbonmonoksit zehirlenmesinden
kaynaklandığı ayrıca çalışanlara verilen gaz maskelerinin kontrol kayıtlarının düzenli olarak
yapılmadığı, havalandırma planının hiç güncellenmediği, ilk haliyle kullanıldığı, ocakta, bazı
vardiyalara ait gaz ölçüm sonuçlarının, gaz ölçümü yapılmadan rastgele doldurulduğu hatta
önceki sayfalardan kopyalandığının anlaşıldığı da yer alıyor.
140
Bilirkişi raporunda, ocakta 48 gaz ve 19 karbonmonoksit (CO) sensörü bulunduğu,
bunların bir kısmının çalışmadığı, cihazların kalibrasyon sorunlarının olduğu, düzgün okuma
yapmadığı, pek çok kez çalışma sınırının çok üzerinde CO değerleri ölçüldüğü, ancak,
yetkililerin önlem almadıkları, sensör ölçümleri ile kayıt defterlerindeki rakamlarında birbirini
tutmadığının anlaşıldığı ve geçmişe dönük yapılan analizlerde ise, CO'in asıl kaynağının
patlatmalar olmadığı sonucuna ulaşıldığı ifade ediliyor.
Faciadan tam 8 gün önce, kirli hava çıkış noktasındaki tüm değerlerin olumsuz yönde
arttığı, sıcaklık artışının saplandığı ancak şirket teknik elemanlarınca bu durumun göz ardı
edildiği ifade ediliyor.
Bilirkişiler, yönetmelikler uyarınca yaptıkları değerlendirmelerde ise: “Ocaklardaki
sensörlerin miktarı, güvenilirliği, olay anında dahi bilgi aktarımını içeren çalışma esaslarına
dair yeterli tedbirlerin işveren ve kontrol eden TKİ tarafından alınmadığı gözükmektedir.
Maden İşleri Genel Müdürlüğü, bunların elektrik ve projelerini dahi mühendislik hizmeti
sınıfına almamakla Maden Kanunu’nu ihlal etmektedir” ifadelerini kullanmışlardır.
Çalışanlara iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili zorunlu eğitimlerinde tam olarak verilmediği, işe
başlayanların bir günlük eğitim sonrasında yer altında çalıştırılmaya başladıkları da
belirtiliyor.
Yine raporda; “Maden kazasının, pek çok ihmal ve kusurun bir araya gelmesi sonucu
meydana geldiği, kazanın önlenebilir olduğu fikri heyetimizde oluşmuştur. Otopsi sonuçlarına
göre,
ölümlerin
büyük
çoğunluğu
CO
[Karbon
monoksit]
kaynaklı
COhb
(Karboksihemoglobin) zehirlenmesi sonucunda meydana gelmiştir. Bu boyutta bir
zehirlenmenin meydana gelebilmesini sağlayacak CO konsantrasyonuna, yer altı ocağının
boyutları göz önüne alındığında, tek başına bant, ahşap tahkimat, ve PVC boru yanmasının
neden olması olası görülmemektedir. Olayın ana kaynağı, U 3 trafosu etrafında topuk
bırakılan kömürün kontrolsüz şekilde kendiliğinden yanması sonucu oluşan co’nun hava
girişine ulaşması, temiz hava ile temas eden kendiliğinden yanan kömürün tam yanmaya
dönüşmesi, bu yangının 4 nolu kömür nakil bandının bulunduğu yoldaki bant, ahşap, kabloları
tutuşturması ve su ile soğutma çalışmaları sırasında açığa çıkan zehirleyici ve boğucu
gazlardır”
Bilirkişiler gerekli önlemleri almayan İşveren (yönetim kurulu başkanı), işveren
vekilleri, Daimi nezaretçi, Teknik nezaretçi, İş güvenliğinden sorumlu vardiya amirleri, İş
141
güvenliği uzmanları, Ocak havalandırma mühendisi, Sensör kayıtlarından sorumlu personel,
TKİ ELİ kontrol baş mühendisi, TKİ ELİ Eynez ocağı kontrol mühendisleri, Üretim izni
veren Maden İşleri Genel Müdürü, MİGEM kontrol ve denetleme elemanları, İş teftiş kurulu
ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın iş müfettişlerini asli kusurlu;
Yine Bilirkişiler; TKİ'nin asıl görevinin kömür işletmeciliği olduğu, gerekli bilgi
birikimi ve teknik personele sahip olduğunu belirterek TKİ'nin asıl işi olan yer altı kömür
üretimini, hizmet alım sözleşmesi ile iş güvenliğini göz ardı ederek, maliyet kaygısıyla
devrettiği, bu yüzden de yöneticilerinin asli kusurlu olduğu belirttiler ve Türkiye Kömür
İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı İşletme Müdürü’nü de asli kusurlu bulmuştur.
Bu iklimde ve baskı ortamında, cesaretle kaleme alındığını düşündüğümüz bilirkişi
raporunda dahi maalesef olayın en asli failleri hükümetin başkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız yer almamıştır. Bu kişiler Soma için adalet yolculuğunun bilirkişi aşamasında
kendilerini kurtarmıştır.
Fezleke aşamasında ise Maden İşleri Genel Müdürü’nden, TKİ Yönetim Kurulu
Başkanı’na, TKİ bürokratlarından, ocağın projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren
MİGEM elemanlarına, son 2 yılda ocağın denetimini yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş
Müfettişleri’ne verilecek izinlerin beklenildiği gerekçesiyle, söz konusu bürokratlar dosyadan
çıkartılmıştır.
Şu anda da Soma için adalet arayışı işveren ve işveren vekilleri üzerinden devam
etmektedir. Her fezlekede suçlular hakkında 301 kez ağırlaştırılmış müebbet talebi ile fezleke
yazılmış olsa da CEO, Genel Müdür ve birkaç yönetici dışında diplomalı işçi olarak
nitelendirebileceğimiz maden mühendisleri ve teknikerlerin üzerine tüm sorumluluk yıkılmış
durumdadır.
Bu iddianamede Türkiye’nin enerji politikaları, madenlerin Anayasa’ya aykırı olarak
kanunların etrafından dolandırılarak adeta özelleştirilip hızlı üretim baskısı ile işletilmesi, işçi
sağlığı ve iş güvenliğinin hiçe sayıldığı hususu göz ardı edilmiş, hükümet politikalarının,
özelleştirme politikaları ve denetim politikalarının Soma gibi bir faciaya neden olduğu yok
sayılmış ve ayrıca eğer bürokratlar yargılanırlarsa siyasetle kurulacak bağ da düşünülerek üst
düzey bürokrasi tamamen soruşturmanın dışında tutulmuştur.
142
25 Kasım 2014 tarihinde müştekilerin tamamının dinlenmemiş olması, sensörlerle
ilgili TÜBİTAK raporunun ulaşmadan iddianamenin hazırlanmış olması, sanıklar ve fiiller
arası irtibat kurulmamış olması nedeniyle mahkemece iade edilen iddianameye göre de olay
sadece o madenin içinde gerçekleşmiş ve sorumluları da o maden ocağı ile sınırlı tutulmuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugüne kadar tespit ettiği tüm noksan ve kusurlar
Bilirkişi raporunda da yer almaktadır.
Plastik Borular: Facianın hemen ardından madende uzun süre hava alması gereken
çelik boruların plastik olduğu öğrenilmiş ve riskli, yangınlı bölgelerde, plastik boruların
kullanılmaması gerekiyor demiştik. Bilirkişi Raporunda da; “Keşif esnasında yapılan ilk
belirlemelerde, bantların yanmaz nitelikte olmadığı, su ve kül taşıma işlerinde, yandıkları
zaman çok zehirli gazların ortaya çıktığı PVC (polivinilklorür) boruların kullanıldığı tespit
edilmiştir. Elektrik iletiminde kullanılan tüm kabloların yanmayı geciktirici maddelerden
seçilmesi gerekmektedir. Yapılan tespitlerde, olay yeri yakınlarındaki tüm kablo kılıflarının
(plastik izolasyon malzemeleri), tamamen yanmış oldukları saptanmıştır. Özellikle yanma
riski fazla olan kömür madenlerinde, tahkimat destek malzemesi olarak ağaç kamaların
kullanılması yerine beton kaplama veya betondan hazırlanmış kama ve fırçaların kullanılması
tercih edilmelidir.” denilmiştir.
Alev Almaz Bant: 13 Mayıs günü hiçbir şekilde yanmaması gereken bantların
yandığını, bütün madeni duman ve zehirli gazlarla doldurduğunu, oysa, madenlerde kesinlikle
yanmaz bant /F tipi denilen aleve dayanıklı bantların kullanılması gerektiğini söylemiştik.
Bilirkişi Raporunda da; “Keşif esnasında yapılan ilk belirlemelerde, bantların yanmaz
nitelikte olmadığı, su ve kül taşıma işlerinde, yandıkları zaman çok zehirli gazların ortaya
çıktığı PVC (polivinilklorür) boruların kullanıldığı tespit edilmiştir. Elektrik iletiminde
kullanılan tüm kabloların yanmayı geciktirici maddelerden seçilmesi gerekmektedir. Yapılan
tespitlerde, olay yeri yakınlarındaki tüm kablo kılıflarının (plastik izolasyon malzemeleri),
tamamen yanmış oldukları saptanmıştır. Özellikle yanma riski fazla olan kömür
madenlerinde, tahkimat destek malzemesi olarak ağaç kamaların kullanılması yerine beton
kaplama veya betondan hazırlanmış kama ve fırçaların kullanılması tercih edilmelidir.”
denilmiştir.
143
Maske: Facianın hemen ardından
bakımsız-bozuk maskelerin olduğunu, üstelik
bazılarının Filtreli Tip Ferdi Kurtarıcılar’dan
(FFK)
olduğunu, oysa olması gerekenin
Oksijenli Tip Ferdi Kurtarıcılar (OFK) olması gerektiğini ifade etmiştik. Nitekim Bilirkişi
Raporunda da ; “Çalışanların kullanımına verilen CO gaz maskelerinin kontrol kayıtlarının
tamamına ulaşılamamıştır ve rutin kontrollerin düzenli olarak yapılmadığı görülmüştür.
Çalışanların ifadeleri de bu durumu belirtmektedir.” denilmiştir.
Gaz Sensörleri: Gaz sensörlerinin yeterli olmadığını ifade etmiş ve birçok ocakta
bunların eksik olduğunu söylemiştik. Bilirkişi Raporunda da; “Ocak havalandırmasının
karmaşık yapısı nedeniyle daha fazla sensör ile kontrol edilmesi gerekirken, yeterli sayıda gaz
ve sıcaklık sensörü bulunmamaktadır. Ocak sıcaklığı, sadece ocak hava çıkışında bulunan bir
adet sensör ile kontrol edilmektedir.” denilmiştir.
Havalandırma Planı Sorunlu: Bilirkişi Raporunda; “Üretim planının son halini
gösteren haritadaki havalandırma akış şeması ile mevcut havalandırma planı haritası arasında
uyumsuzluklar bulunmaktadır, havalandırma planı güncellenmemiştir. Yeni açılan ayağın
havalandırılması sırasında, ayaktan geçerek kirlenen hava, ocaktaki A, H ve S (S en çok
ölümlerin olduğu) panolarına giden temiz havayla karışıyor. Aynı durumu K ayağı ile S2 - S–
klasik ayaklarından geçtikten sonra S panosuna giderek temiz havayla karıştığını tespit eden
heyet, bu durumu ocağın havalandırma açısından mahsurlu bir havalandırma şekli ile
işletildiği tespitinde bulunuyor.” denilmiştir.
Hadi hadi sistemi/üretim baskısı: Madende “hadi hadi sistemi olduğunu söyledik.
Bilirkişi Raporunda “2013 yılı için sözleşme gereği üretim 1,5 milyon ton iken, gerçekleşen
üretim 3,566 milyon ton olmuş; üretim zorlamasına karşın işçilere gereken çalışma koşulu
sağlanmadı.” denilmiştir.
Haberleşme araçlarının çalışmaması (Megafon): Megafon sisteminin maç sonuçları
paylaşılıyor diye kaldırıldığını belirtmiştik. Bilirkişi raporunda da; “Kaza anında en kritik
araç olan mevcut Haberleşme cihazları bu madene uygun değildir, elektrik panolarında kablo
eklerinin standart dışı bakır teller ve plastik bantlarla sarılmasıyla yapıldığı ortadadır. Kaza
anında haberleşme araçları çalışmamış, merkezi alarm sistemi ise madende yoktur. Bunun
144
sonucunda tahliye gecikmiş, yığılma artmış, yönlendirme olamamıştır. İşveren ve işveren
vekilleri asli kusurlu; 2010’dan beri denetleyen MİGEM ve Çalışma İş Teftiş asli kusurludur.”
denilmiştir.
Kağıt Üzerinde Eğitim: Facianın olduğu gün eğitimde olması gerekenlerin maden
ocağında olduğunu, 13 Mayıs günü eğitim çizelgesinde “katıldı” gösterilenler madencilerin o
madende ya öldüğünü ya da sağ kurtulduğunu söylemiştik. Bilirkişi raporunda da ; “İşe
başlamadan önceki 32 saatlik mesleki eğitim ve yıllık tekrar gerektiren 16 saatlik iş sağlığı
güvenliği eğitimi tam yaptırılmamış. Eğitimlerin gerçekte değil kağıt üstünde gösterildiği,
eğitimde olması gereken işçinin o saatte madene indirildiği, gerçekte yapılmayan eğitimlerin
belge formlarına usulsüzce yazıldığı, tekrarların ise yaptırılmadığı ortadadır. İşveren ve
işveren vekilleri asli kusurludur.” denilmiştir.
Karatumba (ilkel) Madencilik: Kar hırsı ile güvenlik tedbirlerinin hiçe sayıldığını,
ilkel madencilik yapıldığını belirtmiştik. Bilirkişi raporunda; “Kara tumba, bir tür göçertme
tekniğiyle üretim yapılması modelidir. Diğer adı kör ayak sistemidir. Bu üretim modelinde
madene, tek bir girişten girilir ve çıkılır. Kömür damarına bir baca açıldıktan sonra kömür,
patlatarak göçertme yöntemiyle elde edilir. Eğer çalışma alanıyla tünel girişi arasındaki
bölgede, bir göçük oluşursa, işçinin kurtulma şansı en aza iner. Sistemde hava da aynı girişten
girer ve tüneli dolaştıktan sonra aynı yerden çıkar. Bu nedenle de Madencilik Yönetmeliği’ne
aykırı olduğu için gelişmiş ülkeler artık kara tumbayı terk etmiştir. Eynez kömür sahasının
ruhsat sınırına yakın olan kömürlerin üretiminin Kara Tumba üretim yöntemiyle yapıldığı
imalat planlarından ve hak edişlerde verilen planlarda görülmektedir. Tek bacadan üretim
yapılan Soma Eynez’de kara tumba yöntemi işçi güvenliği açısından oldukça riskli olmasına
karşın, kömür çıkarma hırsı nedeniyle uygulanmış, bu yöntem iş planlarında da açıkça tespit
edilmiştir.” denilmiştir.
Kayıt defterleri Düzgün Tutulmaması: Hiçbir kaydın defterine uygun tutulmadığını,
düzenli denetimlerin yapılmadığını, göstermelik raporlar tutulduğunu söyledik.
Bilirkişi
raporunda; “Havalandırma defterinin ocak içinde hava ölçümü yapılmadan, rastgele
145
doldurulmuş olduğu, ölçüm sonuçlarının gerçek ölçüm sonuçları olmadığı kanaatini
oluşturmaktadır.” denilmiştir.
Mevzuat Eksikliği/yetersizliği: Hükümet, 13 Mayıs’ın ardından sürekli şu şekilde
kendini savundu: ‘Mevzuatımız tam, biz suçsuzuz ama işverenler mevzuata uymuyor!’ Oysa
bilirkişi raporu bunun tam aksini söylemektedir. “2010 tarihli TBMM Araştırma Raporu,
2011 tarihli Cumhurbaşkanlığı Devlet denetleme Kurulu ve Sayıştay raporlarında tespit
edilmiş hususlar, ülkemizde yaşanan maden kazaları ile Soma’da yaşanan kazanın oluşumuna
ilişkin açık deliller sunmaktadır. İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin tespit edilmiş hususların
ortadan kaldırılması doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşların gerekli girişimlerde
bulunmadığı, hazırlanan raporlardan sonra çıkarılan Yasa ve Yönetmeliklerde, denetim
sistemi uygulamalarında bu raporlardaki uyarıların dikkate alınmadığı, sorumlulukların yerine
getirilmediği, İş sağlığı ve güvenliği konusunda bakış açısı değiştirilmediği sürece de benzeri
kazaların yaşanmaya devam edeceği açıktır.” denilmiştir.
Hava Akımının Tersine Çevrilmesi: Facianın olduğu gün, yapılan bu işlemin
saklanmaya çalışıldığını, aynı gün afet koordinasyon merkezinde bu nedenle panik
yaşandığını, ölümlerin bu işlemden sonra arttığını ama sayının kamuoyundan gizlendiğini
ısrarla söyledik. Bilirkişi Raporunda; “Ocağın girişinde bulunan 1 adet ana havalandırma
fanının da teknolojik geriliğe sahip olduğu gözlenmiştir. Çünkü facianın başlamasından sonra
hava akışının yönünü ters çevirmek için harcanan zaman ve dayanaksız gerekçe ocakta
bulunan insanların hangi çıkışa yönlendirileceğini belirsiz hale getirmiş ve tesadüflere terk
etmiştir.” denilmiştir.
TKİ ve Soma Kömürlerinin Riski Bilmesi: Bilirkişi Raporunda; “Eynez Kömür
sahasının 2006 yılında kömür üretme ve teslim işini üstlenen Park Teknik Elektirik,
Madencilik AŞ. TKİ Genel Müdürlüğüne 07.10.2009 tarihinde verdiği sözleşme devri ile
ilgili başvurusunda, “üretim çalışmaları sırasında oluşan yangınlardan dolayı üretim
yapılmaması ve yüksek su geliri” gerekçe gösterilerek “ileride telafisi mümkün olmayacak
problemlerle karşılaşılacağı anlaşılan bu durumda hem şirketimizin hem de kurumunuzun
olumsuz etkilenmemesi için işi devir etmek istemekteyiz” denmektedir. Bu durumda olaya
146
konu olan maden sahasının yüksek yangın riski taşıdığı, TKİ ve işi devralan Soma Kömürleri
AŞ tarafından bilinmektedir.”
Sözleşme Muvazaalı: Bilirkişi Raporunda; TKİ tarafından, önce Park Enerji AŞ’ne,
daha sonra Soma Kömür AŞ’ne “hizmet alım sözleşmesi” ile verilen ihale konusu 15
MİLYON ton kömür üretim işi 4857 sayılı İş kanunu hükümleri açısından muzaalı (hileli)
olarak görüşmektedir. Konuya ilişkin olarak hem Sayıştay KİT raporlarında, hem de TKİ
tarafından yayımlanmış olan 2013 yılı Faaliyet Raporunda bu duruma dikkat çekilmiştir.”
denilmiştir.
Türkiye’nin Önlenebilir Trajedisi
Bilirkişi Raporu: "13.05.2014 tarihindeki maden kazasının, kaza öncesi teknik verilerin
değerlendirilmesi sonrasında, pek çok ihmal ve kusurun bir araya gelmesi sonucu meydana
geldiği ve kazanın önlenebilir olduğu fikri bilirkişi heyetimizde oluşmuştur" Buna göre;
1. Facia önlenebilirdi. Önlenmedi.
2. Park Enerji 2009 yılında devrederken riskleri söyledi. TKİ ve Soma Kömür AŞ
bunu biliyordu ancak görmezden gelindi.
3. Hizmet sözleşmesi muvazaalı idi ve bu durum raporlarda da söylendi.
4. Mevzuatın yetersiz olduğu daha önceden hazırlanan raporlarda söylendi ancak
mevzuat düzeltilmedi.
5. Maliyet düşürmek için üretim baskısı vardı, işçi sayısı artırıldı, üretim artırıldı ama
iş güvenliği tedbirleri SIFIRLANDI!
6. Havalandırma sistemi yangın tehlikesi olan bir ocak için uygun değildi.
7. Yer üstü nakil sistemi yetersizdi. Çünkü rezerv zayiatı olması istenmedi ve revize
edilmedi.
8. Sensörler günler öncesinden uyardı. Kimse dikkate almadı.
9. Yangın riskine uygun malzemeler kullanılmadı.
10. Gaz maskeleri yetersizdi, kontrolleri yapılmadı.
11. Teknik nezaretçi defterleri tutmadı.
12. Yeterli sensör yoktu. Gaz sensörlerinin kalibrasyonları yapılmadı
13. Karatumba yöntemi çalışıldı.
14. Havalandırma sistemi hava akımını tersine çevirebilecek şekilde değildi ama yine
de hava akımı tersine çevrilmeye çalışıldı. (Kriz yönetilemedi)
15. Elektrik sistemi madenin çalışması için güvenli değildi.
147
16. Haberleşme cihazları uygun değildi . Merkezi alarm sistemi yoktu.
17. Terk edilen eski üretim alanlarının kontrolleri yapılmadı.
18. Risk değerlendirme analizleri yapılmadı.
19. Eğitimler tam olarak verilmedi. İşçiler 1 günlük eğitimlerle madene indirildi.
20. İş sağlığı ve güvenliği uzmanları yetersizdi.
21. Tahliye planı yoktu. Çıkış yolları yapılmadı.
22. Muvazaalı hizmet sözleşmesi yapıldı.
Soma Araştırma Komisyonu’nun her fırsatta bir “soruşturma komisyonu” olarak
çalışmadığını belirten Komisyon Başkanı Sayın Ali Rıza ALABOYUN, faaliyetlerimizin bir
yargılama vasfı taşımayacağını ifade etse de, savcılığa sunulmuş mevcut bilirkişi raporundaki
kimi bulgulara katılmadığını farklı tarihlerde belirtmiş, hatta yeni bir bilirkişi raporu
istenebileceğini söyleyerek açıkça
yargı sürecine
müdahale
edecek
açıklamalarda
bulunmuştur.
Sorun, sadece bu açıklamalarda değil, Soma iddianamesinin mahkemece iade edilen
eksiklerinden sonra açıklanacak olan bu komisyon raporunun -facianın olası teknik
nedenlerine dair- davanın geleceği üzerine siyasi bir gölge düşürme tehlikesi olduğu
gerçeğidir.
Meclisin siyasal denetim yetkisini eksik bırakıp tüm uyarılarımıza karşın teknik
nedenlere yoğunlaştığını gördüğümüz komisyon, asıl sorumluları ve madencilikteki yapısal
sorunları tartışmak yerine, facianın olası nedenlerine dair getirdiği yeni açılımlarla olayı daha
ziyade sorumlusu bulunamayan bir doğal felaket, gerçek sorumlusu tespit edilememiş bir
“üzücü hadise” olarak nitelendirerek yargılama faaliyetini yürüten mahkeme heyetine “gölge
ya da nöbetçi savcılık” görevi mi üstlenecektir? Komisyonumuzun facia noktasına inerek
gözlemlerde bulunmuş olması son derece önem taşımakla birlikte, bilirkişinin yangınlar
nedeniyle bu noktaya erişemeden tespitlerini kaleme alması, ileride hukuk adı altında bir
“koz” olarak mı kullanılacaktır? Bu kaygılarımız, hem Meclis’in üzerine düşen siyasi ve
vicdani sorumluluğu yerine getirmeyişinden, hem de Meclis’in kendi alanındaki siyasal
sınırlardan taşarak, AKP’nin gölgesinde işleyecek bir yargılama sürecine imza atılması
ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Zira Komisyon Başkanı Sayın ALABOYUN’un, 4 Aralık
tarihinde, raporun sunuş toplantısında söylediği sözler, gelecek açısından kritik önem
taşımaktadır: “Çok anlaşılır bir dille yazdık. Bir kez daha söylüyorum: Savcılık bu raporu
okursa, soracağı çok soru çıkacaktır.”
148
AKP kadrolarına biz de “bir kez daha çok açıkça” söylüyoruz: Meclis’in hesap sorma ve
sorumlulara dair net siyasal saptamalar yapma işlevini kendi çıkarlarınız ve yargıyı etkilemek
için kullanmayın, Soma’yı karartma inadınızdan vazgeçin, bu komisyondan çıkan bulguları
Soma davasını AK-lamak için malzeme üretmiş bir komisyona dönüştürmeyin!
8.3.13 Mayıs’tan Sonra Madenlerde Meydana Gelen İşçi Cinayetleri
Soma faciasından sonra başta Şırnak, Soma, Ermenek olmak üzere pek çok yerde
meydana gelen 38 iş kazasında toplamda 54 maden emekçisi yaşamını kaybetmiştir.
Karaman’ın Ermenek ilçesi Pamuklu Köyünde faaliyet gösteren Has Şekerler Maden
şirketine ait ocakta 28/10/2014 tarihinde meydana gelen su baskını nedeniyle 18 işçimiz
mahsur kalmış, 13 işçinin cansız bedeni aradan günler geçtikten sonra çıkartılmış, 5 işçimiz
ise hala kurtarılamamıştır.
Özellikle su baskının neden meydana geldiği ile ilgili tartışmalar devam ederken,
uzmanlar tarafından yapılan incelemelerde bu bölgede 2000’li yıllarda terk edilmiş bitişik bir
madenin olduğu ve en az 10 yıl boyunca bu galeride yer altı sularının ve zehirli gazların
biriktiğini belirtmiştir.
Yine, konunun uzmanlarının yaptığı ilk tespitlere göre facia; madene bitişik terk edilmiş
galerilerde zamanla su ve gaz birikmesi, işletmenin bu eski galerileri hesaba katmadan kazı
yapması, suyun biriktiği boş galerinin işçilerin çalıştığı kottan yüksek olması, bir patlamanın
taşkını tetiklemesi ve maden planlarında bu eski işletmenin görülmemesi nedeniyle meydana
gelmiştir.
Normalde maden alanında havza planlaması yapılması gerekirken, söz konusu işletmenin
planında bahsi geçen bu eski galeri görülmemektedir. Bu terk edilmiş madenin bilinmesi söz
konusu faciayı önleyebilecek bir bilgi iken, bunun yapılmamış olması büyük bir ihmal
olduğunu göstermektedir.
Özellikle planlara Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından izin verilirken de bunun
uyarısı yapılması gerekmektedir. Ancak Has Şekerler Maden işletmesine ait bu ocakta eski
maden işletmesinin görülmediği hatalı planla ilgili Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından
herhangi bir uyarı olmadığı da anlaşılmaktadır. Yasal olarak her işletmenin maden İşleri
149
Genel Müdürlüğüne bir harita ile nerede çalıştığını gösteren planı sunması gerekirken, planda
terk edilmiş madenin görülmemesi son derece vahimdir.
13 Mayıs’tan sonra, o günlerde iktidar, muhalefet milletvekilleri bir daha bunun
yaşanmaması için gerekenin yapılacağı konusunda söylem birlikteliği içindeydi. Gereken
yapılacak deniliyordu! O zamanlarda; “Bundan sonra evlatlarımız ölüme indirilmeyecek,
Alman madencinin fıtratında olmayan ölüm Türkiye’deki madencinin fıtratında da
olmayacak. Dünya iş güvenliğini nasıl sağladıysa bizde de sağlanacak. Sorumlulardan
kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak. Ne gerekiyorsa o yapılacak”tı.
Sonra, sayılı birkaç gazetecinin, birkaç televizyoncunun belli sayıda meslek örgütünün,
bazı üniversitelerde gelişen sivil inisiyatiflerin ve Partimizin tüm çabalarına rağmen Soma
unutturulmaya çalışıldı.
-
Siyasi sonuç doğurur diye Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce kabul edilmeyen
bilirkişi raporu,
-
Ölüm düzeninin mimarı hükümetin enerji ve özelleştirme politikalarını görmeyerek
hazırlanan fezleke bir yandan ,
-
İstifa etmeyince verilen gensorulara rağmen kendi partisinin oyları ile Meclis’te güven
üzerine güven tazeleyen Bakanlar,
-
Maden ruhsatı imzalamayı imar rantı dağıtmaktan sonra en önemli iş olarak gören, bu
işi de kendine bağlayan ve devletin tepesinde oturan şahıs bir süre sonra sustular.
Somayı yaşananları ve en önemlisi verdikleri sözleri tek tek unuttular. Ta ki, Ermenek’te
eskiden çalışılmış ve MİGEM tarafından haritaya işlenmediği için bilinmeyen bir eski
madenden 18 kişinin üzerine ölüm akana kadar…
Cumhuriyet Halk Partisi olarak Ekim 2013 tarihinde kurulmasını önerdiğimiz, faciadan 15
gün önce görüşülerek reddedilen ve faciadan sonra da apar topar kurulan Soma
Komisyonunda canla başla çalıştık. Ancak milletvekillerimizin pek çok önerisinin
reddedildiği bu Komisyonda da; çalışma süresi boyunca 13 Mayıs’tan sonra meydana gelen
faciaların önüne geçecek elle tutulur hiçbir öneri çıkmamış, muhalefet partilerinin verdikleri
önergeler ise tek tek reddedilmiştir.
150
8.4.Kaçak Maden Ocakları
TBMM Soma Araştırma Komisyonun çalışmaları devam ederken, ülkemizde meydana
gelen maden kazaları ile ilgili Cumhuriyet Halk Partisi anından ekiplerini oluşturarak olay
yerine intikal etmiş ve yerinde incelemelerde bulunmuştur. 12 Temmuz 2014 tarihinde
Balıkesir İvrindi’de iki işçiye mezar olan maden ocağını Manisa Milletvekilimiz Özgür Özel
ve Balıkesir Milletvekilimiz Namık Havutça ziyaret etmişlerdir.
Yine 13 Ağustos 2014 tarihinde Zonguldak Dilaver mahallesindeki kaçak ocakta 9
madencinin mahsur kalması üzerine bölge milletvekillerimiz Mehmet Haberal, Ali İhsan
Köktürk ve Manisa Milletvekili Özgür Özel yerinde incelemelerde bulunmuşlardır.
28 Ekim 2014 tarihinde Ermenek’te meydana gelen büyük facia olur olmaz ise
İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Manisa Milletvekili Özgür Özel, Denizli Milletvekili
İlhan Cihaner, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün Genel Merkezimiz tarafından
görevlendirilmiş ve olay yerine intikal etmişlerdir.
Ülkemizde kaçak maden ocakları ile ilgili ciddi bir zafiyet ve denetim eksikliği olduğu
gerek partimizin yaptığı bu ziyaretlerde, gerekse bilimsel çalışmalarda ortaya konulmuştur.
Soma’nın hemen ertesinde yani 14 Mayıs günü Zonguldak Kilimli ilçesinde ruhsatsız
maden ocağında meydana gelen göçükte madenci Mehmet Aygün hayatını kaybetmiştir.
3 Haziran’da ise Şırnak'ta kömür ocağında meydana gelen göçükte 1 işçi can vermiş,
11 Haziran’da yine Şırnak’ta meydana gelen kazada 3 madenci daha hayatını kaybetmiştir.
Haziran ayında Şırnak’ta yaşanan üç farklı maden göçüğü sonucunda beş madencinin
hayatını kaybetmesi üzerine Şırnak’ta kaçak işletilen madenler tek tek kapatılmış ve Valilik
tarafından madenlere giden elektrikler kesilmişti. 12 Haziran 2014 tarihli Meclis genel
Kurulunda Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Şırnak’taki kazaları “kaçak maden” başlığı
altında ele almış ve şunları söylemiştir:38
38
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem24/yil4/ham/b10201h.htm
151
“ENERJ İ VE TABİ İ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)
– A r k a d aş l a r , k a ç a k o c a k l arı b u r a d a e ğ e r b i r m i l l e t vek i l i s a v un u y o r s a
k u s u r a b a k m a s ı n l a r . B u h i ç b i r ş e k i l d e o l m a z . “ Ş ı rnak ’ ta 3 tane made n c i
ö l d ü . ” d e n i y o r . O c a k , r u h s a tı y o k . “ B u r a d a i ş yapmay ı n.” denmi ş ; v a l i l i k
i l ö z el i da r e s i n e bağl ı t e b l i g a t l a r y apı l mı ş , yerine gidip bizzat söy le nmi ş;
“Bak ı n, buras ı tehlikelidir, burada çal ı ş ılmaz, ruhsat ı b i l e y o k . ” d e n m i ş .
Ş ı r n a k böl g e s i n de ş u a n d a r u h s a t ı o l a n y a l nı z c a t er m i k s a n t r a l l e r i n
h a ri c i n d e bir tane daha ocak y ok . Siz ş imdi diyorsunuz ki: “Orada 3 tane
m a d e n c i ö l m ü ş .” Oras ı k a pat ı l mış , mühürle nmi ş , o n d a n s o n r a d a “ K a z a
o l d u . ” d i y o r s u n u z . A r k a d a ş l a r , l ü t f e n s a v u n d u ğu n u z ş e y e d i k k a t e di n. Şi m d i
t e k ra r sö y lüyorum : O iki oca ğı da kapatabiliriz. İ yi ak şamlar. (AK PARTİ
s ı r a l a rı ndan alk ı şl ar )
Aradan 1 ay geçmeden, 12 Ağustos 2014 tarihinde de Zonguldak merkez Dilaver
Köyünde Erci Madencilik tarafından işletilirken 2013 yılında kapatılan ocakta göçük
meydana gelmiş ve mahsur kalan 9 işçinin kurtarılmasından sonra maden ocağının kaçak
çalıştırıldığı ortaya çıkmıştır.
Uhdesi TTK Genel Müdürlüğünde bulunan ruhsatlı sahada Dilaver mevkiinde özel
sektör tarafından rödevans yöntemiyle üretim yapılan sahada alt işveren tarafından
işletilmekte olan yeraltı kömür ocağında 12 Ağustos 2014 tarihinde 00:00-08:00 vardiyasında
saat 03:00 sularında meydana gelen göçük nedeniyle ocakta çalışan 9 işçi göçük arkasında
mahsur kalmışlardır. İlk aşamada işyerinin kendi imkanlarıyla başlatılan kurtarma faaliyetleri
daha sonra tahlisiye ekiplerinin gelmesiyle 14 saatlik özverili bir çalışmanın sonucunda
başarıyla tamamlanmış ve 9 işçimiz sağ olarak kurtarılmışlardır.
Nitekim 12 Ağustos 2014 tarihinde Zonguldak Dilaver Mahallesinde meydana gelen
maden kazasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerinde yaptığı incelemelerde kaçak ocakların
vahameti tüm çıplaklığı ile gözlemlenmiştir. Zonguldak’ta, Şırnak’ta vb. kaçak olarak çalışan
daha kaç ocak var henüz net değildir. Eğer gerekli tedbirler alınmaz ise bu tip kaçak ocaklar
daha çok ocak söndürecektir. Zonguldak’ta yaptığımız ziyarette işçilerin ocağın kaçak
çalıştırıldığını dahi bilmedikleri görülmüştür. Oradaki madenciler, ‘Biz burayı yasal bir
maden sanıyorduk. Sigortamız yatıyordu. 1200 TL maaş alıyorduk’ demişlerdir.
152
Öyle ki zabıtanın 1 hafta kapattığı kahvehane kaçak açılmasın diye kahvehaneye bile
denetim yapılırken, Bakanlık kapattığı maden ocağı ile ilgilenmemiş hatta ve hatta yok
saymıştır.
Bakanlık, ruhsatını iptal ettiği tüm madenleri yeniden denetlemeli, ya da menşe
belgesi sistemi kurularak, kaçak ocakların önüne geçilmelidir. Yani her kömür çıkartan ve
götüren bu kömürü satamamalı, kapsamlı bir takip sistemi oluşturulmalıdır. Kömürün nerden
hangi zaman diliminde çıkartıldığının kodlanması ve takip edilmesi için bir sisteme ihtiyaç
bulunmaktadır be kaçak da olsa, mühürlü de olsa buraların Bakanlığın sorumluluğunda
olduğu unutulmamalıdır.
Facianın meydana geldiği ocakta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
14.11.2013 tarihinde yapılan teftiş sonucunda işin durdurulmasına karar verilmiş ve daha
sonra işverenin noksanları gidermek için talebi üzerine Mayıs 2014 tarihine kadar süre
verilmiştir. 6331 sayılı kanunun 25. maddesine göre çıkarılmış yönetmelik hükümlerine göre
işin durdurulmasını sağlamakla görevli mülki amirliğin gerekli işlemi yapmayarak olayın
meydana geldiği ocakta facia tarihine kadar herhangi bir işlem yapmamış olması ise son
derece önemlidir.
Yer altı madenciliği devlet eliyle yapılmalıdır. Çünkü Zonguldak’taki gibi çok sayıda
kaçak ya da güvensiz özel maden alanlarında çalışanların iş güvencesini sağlayacak gerekli
tedbir ve yatırımlar ancak kamu gücüyle yapılabilecektir. Maden ruhsatlarının işletme izin
belgelerinin elden ele gezmesi, kişiden kişiye devrediliyor kiralanıyor oluşu son derece
güvensiz bir yapı ortaya çıkarmaktadır.
Maden ruhsatlarında ve maden işletmelerinde oluşan ikinci ve üçüncü el piyasa en
sonunda insanların hayatını doğrudan tehdit eder hale gelmiş ve Orta Çağ mantığında çalışan
ilkel ocakları ortaya çıkarmıştır. Sorunun tamamen yapısal olduğu, ilgili Bakanlıkların ve
hükümetin hatalı politikalardan kaynaklandığı açıktır.
153
9. Yenilenebilir Enerji Politikaları ve Soma
Ülkemiz enerji politikalarını yerli ve yenilenebilir kaynaklar üzerinden yükseltmesi
gerekmektedir. 2012’de elde edilen toplam satılabilir kömürün 7,9 milyon tonu sanayi ve
ısıtmada, yaklaşık 26 milyon tonu termik santrallarda tüketilmiştir. TKİ’nin verilerine göre
kömürün büyük kısmının elektrik üretiminde kullanıldığı görülmektedir. TEİAŞ’ın verilerine
bakıldığında ise 2013 sonu itibari ile elektrik enerjisinin yüzde 24,9’unun kömürden üretildiği
görülüyor. Toplam elektrik üretiminin yüzde 12,2’si ithal kömür ile gerçekleştirilirken,
kömürün toplam payından geriye kalan yüzde 12,7’lik kısım ise Türkiye’de üretimi
gerçekleşen linyit ve taşkömüründen elde edilmiştir. Bu durumda 2013 verilerine göre
kömürden üretilen 60 milyar kilovatsaatlik (kWh) enerjinin, yarısı yani 30 milyar kWh’sı
yerli taş kömürü ve linyitten üretildiğini kabul edebiliriz.
Dünyanın en büyük ekonomilerinden olan Almanya, güneş, rüzgâr, jeotermal ve
biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladığı elektrik üretimini 10 yılda yüzde
8’den, yüzde 22’ye çıkardı, yenilenebilir üretimini beş kart artırdı. Almanya bizim 1/8 imiz
kadar güneş enerjisi alırken 20 katımız temiz enerji üretiyor ve enerji ihtiyacının %17.5
yenilenebilir enerjiden sağlarken bunu 2020 de %50 ye çıkarmayı amaçlıyor. Yenilenebilir
enerji sektörü Almanya’da şu an 380 bin kişiyi istihdam etmektedir.
Türkiye Avrupa’nın en büyük rüzgâr, güneş ve jeotermal potansiyeline sahip olmasına
rağmen, 2012 itibariyle rüzgâr enerjisi, kurulu gücün sadece yüzde 4’üne tekabül ediyor.
Hükümet ve yetkililer, yenilenebilir enerjiye yönelerek ithal ettiği doğalgaza ve sosyal açıdan
sıkıntılı olan kömür maden üretimine alternatifler geliştirmelidir.
Türkiye’nin elektrik enerjisi için kaynaklara ihtiyacı olduğu doğrudur ancak ülkemiz
dünyanın en pahalı doğalgaz anlaşmasını yapmıştır. Rusya için övünç kaynağı olan bu
anlaşma bizim için utanç kaynağıdır. Çünkü, bu anlaşma ile ithal edilen doğalgazdan elde
edilen elektrik çok daha pahalıdır ve bu yüzden de Soma’nın termik santralde yakılacak
kömürüne ihtiyaç vardır. Rodövans anlaşmalarında 1,5 milyon ton çıkartılması taahhüt edilen
kömürün 3,5 milyon tona çıkması da bu yüzdendir.
154
Nitekim Soma’da ölen madencilerimize, ailelerine, şu anda hali hazırda bu madende
çalışanlara bakıldığında, hepsinin tarım kökenli olduğu ortadadır. -Zaten 13 Mayıs faciası ilk
duyulduğunda herkesin şaşırdığı “dayıbaşı” kavramı da madencilik değil tarım işçiliğine dair
bir kavramdır. Bu madenlerde eskinin tütün işçileri, pamuk işçileri, pamuk fabrikalarının,
üzüm bağlarının sahiplerinin çocukları çalışmaktadır ve aslında Soma’da ucuz, pazarlıksız,
sermayeye teslim olmuş bir işgücü ordusu bulunmaktadır.
Bu şartlar ülkemizin daha çok yeşil enerjiye, yenilebilir enerjiye, güneş tarlalarına,
rüzgar güllerine ihtiyacı olduğu ortadadır. Tüm bunlar olmadan Soma’nın ekoloji ile,
ekonomiyle, siyasetle, sermaye ile, sendika ile örülü çaresizliği ve ölümlerle olan sınavı
bitmeyecektir.
Yani Soma katliamı sadece bir iş güvenliği meselesi değildir ve Türkiye’nin enerji
politikalarının
içine
düştüğü
kömür
tuzağının
155
da
doğrudan
bir
sonucudur.
10. Soma’nın Asıl Sorunu: Toplumsal Travma, Yoksulluk ve Hükümetin Politikasızlığı
11.1. Soma, Madenler, Tarım ve İşsizlik
Maden üretimi, ulusal gelirimizin yalnızca %1,4’ünü oluşturmaktadır. Soma’da, 20 yıl
kadar önce, kömür madenlerinde çalışan 22 bin işçinin yaklaşık olarak 17 bini kamuda, 5 bini
özelleştirilmiş ocaklarda istihdam edilirken bu sayı son yıllarda tersine dönmüştür. 2007
yılından sonra, Manisa ilinde kömür madenleri rodövans ve hizmet alımı yoluyla özel sektör
işletmesine açılmıştır. Bu durum, yeni istihdam alanlarının açılmasına yol açmıştır. Manisa
ilinin Soma ilçesinde çoğunluğu TKİ’ye ait linyit sahalarında üretim yapan madenlerde
istihdam edilmekte olan yaklaşık 12.000 maden işçisi bulunmaktadır.
İstihdamda yüzde 23.6 pay alan tarım, cari fiyatlarla ülke gayri safi yurtiçi hasılasının
yüzde 7.4′ünü karşılamaktadır. Yine 1996′da tarımda 9 milyon 259 bin kişi çalışırken, bu sayı
2013′te 6 milyon 15 bine inmiştir”
Özellikle Soma Havzasında maden işçileri ağırlıklı olarak, daha önce tarımda istihdam
edilen köylülerdir. Tarımın çöküşü denetimsiz güvenliksiz ve güvencesiz köylülerin
madenlerde çalıştırılmasını kolaylaştırmıştır. “Bundaki en önemli sebep ise bireylerin,
özellikle de genç neslin, tarım yapmak yerine sabit bir geliri ve güvencesi olduğunu
düşündüğü maden ocaklarında çalışmaya başlamasıdır. Altı çizilmesi gereken ve maden
ocaklarını çekici hale getiren sabit gelir ve güvence meseleleridir.”39
Soma’ya yakın Balıkesir’in ilçelerinin köylerinden Soma’ya madende çalışmaya giden
Savaştepeli, İvrindili, Dursunbey, Bigadiç ve Susurluklu 103 Balıkesirli işçi faciada yaşamını
yitirmiştir.
Soma faciasında yaşamını yitiren işçilerin aileleri, yakınları hatta faciadan
kurtulan işçilerin kendileri ile yaptığımız görüşmelerde, tarıma dayalı geçimin bitmesi üzerine
madenlerde çalışmaya yöneldiklerini söylemişlerdir. Balıkesir’de tarımın bitirilişi ile
yoksulluğun ve işsizliğin artışı ile birlikte köylülerin maden ocaklarında çok düşük ücretlerle
çalışma taleplerinin arttığı da gözlenmiştir. Soma faciası, Balıkesir’de iktidarın politikalarının
iflas ettiğinin bir göstergesi, tarım politikalarının olumsuz bir sonucudur. Çünkü, Türkiye’nin
en verimli arazilerinden biri olan Balıkesir’de tarım bitirilişi ile çiftçi aileleri geçimini
sağlayamaz hale gelmiştir. Tarım ürünü destekleme fiyatları yıllarca aynı seviyede kalırken,
39
http://www.bogazicisomadayanismasi.boun.edu.tr/sites/default/files/Bogazici%20Soma%20Dayani
smasi%20Soma%20Raporu_Kasim%202014.pdf
156
başta mazot ve gübre olmak üzere maliyet girdileri ise sürekli artmış, üretici kazanamamış,
borçlu hale gelmiş ve sonunda çiftçiler tarımı bırakarak, kendileri ya da çocukları 40-50 lira
yevmiye almak için madenlerde işçi olarak çalışmaya başlamıştır. Türkiye’de toplam işlenen
tarım alanları 2000 yılından 2013 yılına kadar yüzde 10 oranında daralarak, 26,4 milyon
hektardan 23,8 milyon hektara gerilemiştir. Tarım ve hayvancılığın başkenti sayılan
Balıkesir’de 2008 yılı TÜİK verilerine göre 513 bin 718 hektar olan tarım alanı 2013 yılında
439 bin 129 hektara kadar düşmüştür. Yani 5 yılda yaklaşık 75 bin hektar tarım arazisi terk
edilmiştir. Balıkesir’de kayıtlı çiftçi sayısı 2012-2013 döneminde yüzde 14 azalmış ve 5.130
çifti tarımı terk etmiştir. Balıkesir’deki durum bir sonuçtur. AKP’nin tüketen, yok eden, tarım
politikalarının bir sonucu olarak karşımızda durmaktadır. Bu durum Türkiye’nin aynasıdır.
Çiftçiler tarımdan para kazanamıyor ve tarımı terk ediyor. Balıkesir’de çiftçinin yaşadığı bu
dram Türkiye’nin hemen hemen her yerinde yaşanmaktadır.
105 bin nüfuslu Soma’nın en önemli geçim kaynağı madenciliktir. Son 10 yılda bitirilen
tarım ve hayvancılık nedeniyle Somalılar adeta madene mecbur bırakılmış durumda. Soma’da
tütün üretimi bitirilmiş, tarımsal faaliyetler durmuş, vatandaş da başka geçim kaynağı
olmadığı için, madene iniyor. Ayrıca Soma geçim sıkıntısı çeken vatandaşların iş bulabilmek
umuduyla göç ettiği bir bölge haline dönüşmüş durumda. Genellikle Balıkesir ve Kütahya
ağırlıklı bir göç bölgesi Soma. Ama bunun dışında, Aydın’dan Bartın’a, Bursa’dan Çankırı,
Çorum’a, Isparta’dan Karabük, Zonguldak, Ordu, Uşak’a kadar çok sayıda ilden gelen
madenci var bu bölgede. Ölen madencilerin içinde 9 kişi 18-19 yaşında ve yine ölenlerden
100’den fazla madenci ise 20-30 yaş aralığında. Aslında bu veri bile orada çalışan
madencilerimizin profilini çok net bir şekilde ortaya koyuyor.
Boğaziçi Üniversitesi Soma Dayanışmasının Kasım 2014’te yayınladığı “Soma İş
Cinayeti/Kazası Gözlem, Aktarım Ve Teknik İnceleme Raporu”nda Soma’nın acı gerçeği
şöyle anlatılıyor:40
“On beş sene önce Soma’nın merkez köylerinde kendi ailesiyle yaşayan Mehmet’in
hikâyesi aslında her şeyi özetliyor. Mehmet, genç bir adamken köyde ailesiyle yaşıyor. İki
erkek bir kız kardeşi var. Kardeşlerin en büyüğü o. Köye bir saat uzaklıkta tarlaları var.
Tarlada ağırlıklı olarak tütün yapıyorlar. Tütün o zamanlar iyi para getiriyor. Köydeki evin
önündeki geniş bahçede de kendi yiyeceklerini yetiştiriyorlar—domates, biber, patlıcan,
40
http://www.bogazicisomadayanismasi.boun.edu.tr/sites/default/files/Bogazici%20Soma%20Dayanismasi%20
Soma%20Raporu_Kasim%202014.pdf
157
salatalık.... Üç beş küçükbaş hayvanları var. Tütün parasıyla bir de traktör almışlar. Mehmet
ortaokulu bitiriyor. Lise ilçede, kim gidecek o kadar yolu? Masrafı çok. Köyden bir iki kişi
dışında liseye devam eden yok. Gidenlerin de aileleri köydeki evleri kapatıp ilçeye taşınıyor.
Mehmet’in köyde kalıp tarla işlerine destek olması, evi çekip çevirmesi lazım. Kardeşlerinden
okumak isteyen olursa onlara destek olurum, diye düşünüyor. Sonra gitgide tütün işi
zorlaşmaya başlıyor. Yaklaşık 12 sene önce üretime sınırlama getiriliyor. Tütün Yasası
çıkıyor. Eskiden ürettiğin kadarını almayı devlet garanti ediyordu. Şimdi büyük şirketlerle baş
başa kalıyorlar. Şirket her zaman en düşük fiyatı teklif ediyor.
Köyden yavaş yavaş ayrılanlar oluyor; ilçeye, komşu illere göç edenler. Sanayide iş
bulanlar oluyor. Mehmet gitmek istemiyor. Madem tütün kazandırmıyor, biz de başka şeyler
üretelim diyor. Ayçiçeği, domates, mısır deniyorlar. Yine karşılarında sözleşme yapmak
zorunda oldukları şirketler var satış için. Bir yandan da mazot fiyatları artıyor. Artan mazot
fiyatlarıyla traktör nasıl çalışacak, ekim dikim nasıl yapılacak? Ödemeleri düzenli
yapabilecekleri bir gelirleri yok. Tüm sene boyunca çayı, şekeri, unu bile veresiye alır hale
geliyorlar. Yıl sonu hasat paraları hep borçlarından daha az çıkıyor. Her sene biraz daha
borçlular.
Derken ‘köyden birileri madene gidiyor’ diye duyuyorlar. Mehmet cesaret edemiyor,
bilmediğim bir iş diyor. Ama erkek kardeşlerinden bir küçüğü daha gözü kara, bir gün
gidiyor, köydeki işçileri madene sokan adamla tanışıyor. Evde oturup borca girmektense
çalışırım, diyor. Hiç yoktan iyidir, diyor. Madene girmeye karar veriyor.
Mehmet o sırada askere gidiyor, gitmeden önce de köyden sevdiği bir kız var. Asker
dönüşü isteriz diye düşünüyor. Öyle de oluyor, ama asker dönüşü ne bir sağlam işi var, ne
kendine ait evi. Vermezler kızı diye düşünüyor, madem bir yuva kuracağım bana da sabit bir
gelir lazım, güvence lazım. O da madene giriyor. Düşündüğü gibi de oluyor; düğünü daha
rahat yapıyor, ilçeye taşınıyorlar, ayrı bir eve çıkıyorlar karısıyla. İki de küçük çocukları
oluyor. Kredi çekip ev alıyorlar, üç dört yıldır onun taksitini ödüyorlar, daha rahat bir on
senesi var bitmesine.
158
Borç bitmiyor. Mehmet’in ömrü bitiyor.
Mehmet’le erkek kardeşi Eynez faciasında aynı anda kaybettiğimiz işçilerden. İki kardeş,
biri bekâr, biri evli, iki çocuk babası, yan yana gömülüyorlar. Mehmet’in annesi anlatıyor
bize hikâyesini, babası ilaçla ayakta duruyor, acısından konuşamıyor bile... Mehmet’in eşi ise
ilçeden köye, kayınvalidesinin evine geri dönmüş, kucağında iki çocuk. Bize ölen eşinin ve
diğer işçilerin madene mecbur bırakılmasını şöyle aktarıyor:
“ Yani adamlar diyor ki; çalışmayacak mısın, çalışma! Var zaten bir sürü iş arayan. E o
n’apsın zeytine mi gitsin? Yok ki zeytin. Tütüne mi gitsin? Yok ki tütün. Nereye gidecek bu
insanlar? Mecbur yerin altına giriyorlar. Mecbur ölümüne gidiyorlar. Her gün ölümüne
gidiyorlar...”
Şu anda Somalı madenciler büyük bir kıskacın içinde bırakılmıştır. Onlara sunulan
seçenek ya ölüm ya işsizliktir. Hemen hepsinin kredi borçları bulunmaktadır. 1998 yılında 17
yaşında Soma’ya bir miktar borç ile gelen bir işçinin şu anda tek geçim döngüsü kredilerle
sağlanabilmektedir. Üstelik hemen hemen tüm madenciler aynı sorunlarla boğuşmak
durumundadır.
Facianın hemen ardından Soma’da ölen madencilerimizin yakınları için yardımlar
toplamaya başlanmış, bu bağışlar AFAD bünyesinde toplanmış ve hayatta kala madencilerin
kredi borçları ise Bankaların inisiyatifi ile 3 aylığına ertelenmiştir. Ancak facianın üzerinden
geçen 3 ayın sonunda Bankaların bir kısmı borçların tahsili yoluna gitmiş, kimi ise borçların
ertelenmesi kararını sürdürmüştür. Özellikle Ziraat Bankasından madencilerin kullandıkları
kredilerde yapılan erteleme, 3 ayın sonunda bitmiş ve madencilerimiz bu 3 ayın sonunda
Ziraat Bankasından aldıkları kredileri faizi ile birlikte ödemek zorunda kaldıklarını
öğrenmişlerdir. Madencilerimiz Ziraat Bankasına gittiklerine 3 aylık kolaylığın bir öteleme
olmadığını, faizi ile birlikte işleyecek bir yapılandırma olduğunu öğrenmişler ve adeta 13
Mayıs’tan sonra bir kez daha mağdur olmuşlardır.
Ziraat Bankası’nın 3 aylık erteleme
sonrasında işlettiği faiz 800 liraya kadar ulaşmış ve faizleri ile birlikte şu anda Somalı bir
madencinin ödeyeceği aylık taksit tutarı 1600-1700 TL’ye yükselmiştir.
Benzer bir sorunla karşı karşıya kalan Somalı esnafın kullandığı krediler için gerekli
girişimler başlatılmış, esnafın kredi sorunu çözülmüş ama Somalı madenciler bu sürede yalnız
bırakılmıştır. Facianın hemen ertesinde Bankalardan bazıları 3 ay, bazıları 6 ay gibi kredi
ötelemesi yapmış olsa da Somalı madenciler için bu erteleme süresi bitmiş, bir de
159
madencilerimiz 30 Kasım 2014 günü gönderilen bir SMS ile işten çıkartıldıklarını öğrenmiş
ve Soma Kömürleri AŞ’de çalışan 2831 işçi daha da zor durumda kalmıştır.
10.2. Soma’nın Asıl Travması
Soma’da, yaşamını yitirmiş 301 madencimizin 255’inin evli, 46’sının bekar olduğu,
ortalama yaşları 10 olan toplam 432 çocuğumuzun ise ne yazı ki yetim bırakıldığı en acı
gerçeğimizdir. Çocuk, kadın ve diğer ebeveynler başta olmak üzere, madencilerin yaşadıkları
travmanın uzmanlar eşliğinde tespiti, gerekli yönlendirme süreçlerinin kısa sürede yapılması
ve toplumsal bir travmanın farklı boyutlarıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve sivil
toplum kuruluşlarının, uzman örgütlenmelerin eşgüdümüyle yapılmasına yönelik Soma’daki
çağrımıza hükümet tarafından net bir yanıt verilmemiştir.
Bakan Ayşenur İSLAM’ın, Soma’daki sıcak travmanın gerekli psiko-sosyal altyapı
çalışmalarına gitmeksizin Soma’da 25 Mayıs 2014 tarihinde yaptığı şu açıklama ise, Soma’da
yaşadığımız sorunların sosyal politika boyutunun yeterince yönetilemediğini, ilgi ve özenle
yatıştırılmasını, paylaşılmasını umut ettiğimiz duyguların yine yeterince hassasiyetle
gözetilmediğini ortaya sermiştir:
“Sivil toplum kuruluşları sahaya inmek istedikleri zaman Aile ve Sosyal Politikalar İl
Müdürlüklerine müracaat etsinler. Biz onların taleplerini alalım.”
Facianın ilk günlerinde de bize ulaşan psiko-sosyal ve maddi destek, uzman desteği
taleplerini yeterince koordine edemeyen Bakanlık, facianın 12. gününde, açıkçası “siz evlere
yönelmeyin, bizim gözetimimizde çalışılacaksa çalışın” demek suretiyle, Soma’da yaşanan
tepki ve sorunların evlerde dillendirilmesine, açıkça ve korkusuzca paylaşılmasından çekinen
bir tavra bürünmüştür. Yaşanan sorunların, ailelerin bize defalarca dile getirmek istediği
madenci sorunlarının, yıllardır devlete söyleyemeyip bize aktardığı şikâyetlerin, özel
ihtiyaçlarının kapalı kapılar ardına saklanmasına yol açma tehlikesi mevcuttur. İl
Müdürlükleriyle irtibata geçilerek, bürokrasiye bilgi verilerek evlere taziyeye gidilmesi ya da
maddi, manevi yardımlarda bulunulması yönündeki açıklaması son derece üzüntü verici ve
soruna duyarlılıkla çözüm getirme hedefinden uzaklaşmış bir açıklama özelliğini taşımıştır.
Bakan Ayşenur İSLAM’ın ilgili kamu kurum ve kuruluşları kendi talimatı
altındayken, Soma’da uzman sivil toplum örgütlerinden, gönüllü ekip ve bireylerden travma
sürecinin aşılmasında yeterince dayanışma sergilemeden böylesi bir açıklamaya gitmesi,
160
“Aileleri sürekli farklı farklı gruplarla ziyaret ederek travmatize etmememiz gerekiyor.”
sözünü söylemesi, Soma’da ailelerimizin, kadın ve çocuklarımızın yeterli destek ve ilgiyi
göremediği yönündeki kanıyı kuvvetlendirmiş, bakanlığın açıklamalarını iyiniyet beyanının
ötesine geçirecek bir sosyal politika tasarımından uzak kaldığını ortaya koymuştur.
Kaldı ki, Bakan İSLAM’ın 25 Mayıs tarihli açıklamasının devamında yer alan, “Bizim
tespitlerimize göre 30 kadar ailenin sürekli takip edilmesi gerekiyor. Bu aileler normal hayat
adapte oluncaya kadar tıbbi gözetimimizin altında olacaklar. Ailelerin hayatını idame
ettirebilmesi için ne ihtiyacı olduğunu, biraz daha detaylı şekilde tespit etmeye, bölgenin
tablosunu çıkarmaya çalışacağız. Bu tespitlerin içerisinde çocukların durumu, çocukların
velayet probleminden tutun da eğitim durumuna kadar bütün konular incelenecek. Ailelerin
hayatlarını bundan sonra nerede sürdüreceği, konut ihtiyaçları eşlerinden kendilerine
bağlanacak olan ölüm aylığı, ölüm maaşının bundan sonraki hayatlarını sürdürebilmek için
yeterli
olup
olmadığı,
anne
babaların
durumu,
kadınların
durumu
teker
teker
incelenecek." sözleri ise, Kasım 2014 sonu itibariyle resmi belirsizliğini korumuştur.
Araştırma komisyonunun resmi talebiyle, Soma’da Bakanlık düzeyinde yapılan çalışma ve
saptanan kısa, uzun vadeli plan programlar istenmiş, ancak Bakanlıktan gelen yanıtta sadece
ilk haftada yapılan para yardımlarının miktarı ve bazı sayısal veriler, Aile ve Sosyal
Politikalar İl Müdürlüğünün resmi internet sayfasından alınarak sıralanmıştır. Oysa bu kuru
veriler elimizde zaten mevcuttur.
Çocuklarımızın eğitimlerinin geleceği, kadınların edinecekleri maaş, konut ve nakdi
yardımlardan sonra barınacakları yerde herhangi bir baskıya uğrayıp uğramayacakları,
ellerinden paralarının ve oturdukları konutların bir biçimde alınıp alınmayacağına dair
tereddütleri Soma’nın bir gerçeği olarak ortadadır.
Kadınlar, çocuklarının gelecekleri üzerine titrerken, çocuklarımızı yaşama hazırlarken
sağlanması gereken eğitsel, fiziki ve sosyal çevrenin nasıl kurulacağına, travma süreçlerinin
nasıl aşılacağına, yine çocuk ve kadınların, evlerdeki engelli aile üyelerinin geleceklerine dair
sosyal politikaların, çocuklar için fonların ya da gelir-gider dengesinin nasıl kurulacağına dair
soru işaretleri olanca geçerliğini korumaktadır. Kadınların evlerden uzaklaştırılması,
yaşamdan koparılmasının önüne geçmek, kadın yoksulluğu ve yoksunluğunu aşmak,
özgüvenlerini yeniden kazanmaları ve umuda tutunmaları adına kadınlara istihdam, eğitim
kanallarını açmak, devletin Soma’daki öncelikli görevidir.
161
Biz, bu acıları yazarken ya da konuşurken, teknik terimler ya da mevzuat yığınları
arasında gerçek insani sorunlara dokunmadan, bu sorunları sahiplenecek iradeyi göstermeden
komisyon olarak amacımıza ulaşmış sayılamayız, hükümete ya da Meclis’e önerilecek
politika demetinde insan unsurunu silik biçimde geçiştiren bir rapor olarak raflarda kendimize
yer açamayız…
Soma’daki
katliamın
sorumlularından
hesap
sorulmasını
bekleyen
madenci
yakınlarımız, kadınlar ve çocuklarımız her evde bambaşka bir acıya sürüklenmiş, kayıpları,
yokluk ve yoksunluklarının üstünün sadece parayla, birkaç kanunla kapatılma yoluna
gidilmesinden oldukça şikayetçidir. Soma’da dünü düşünülmemiş, yarını da geçici çözümlere
terk edilmiş binlerce insanımız, gündemi her hafta başka yere savrulan Ankara’dan, bir
kelimenin tam anlamıyla vicdan ve duyarlılık beklemektedir.
Bu komisyon raporu, hesap vermekten kaçan devlet ve şirket yetkilileriyle
hesaplaşmaya, kuru bir tespitler yığınından sıyrılarak hakikatleri açığa vurmaya adanmalıydı.
Biz, Soma’da çaresizliğin fıtrat sayılmayacağı, bir evden çıkan cenazenin ocakta boş bıraktığı
yere evin diğer çocuğunun yerleşmek için gün sayacağı bir kara düzeni kaldıracak,
madenlerde güvenli çalışmayı, gençlerimizin eğitim görerek ocakların dışında da bir ekmek
ve gelecek bulmasını sağlayacak bir hayatı planlamaya bu devleti sevk etmeliyiz.
Soma’da devlet, doğrudan ya da dolaylı baskı, şiddet görebilecek kadınların yeniden
yaşama tutunabilmesi adına sosyal niteliğini göstermelidir. Zira Soma, sadece maden
sahasında, ticari hayatta çökmek üzere olan bir ilçemiz değil, sosyal ve psikolojik anlamda da
özellikle kadın ve çocukların istismarını, eğitim, sağlık, barınma, geçim sorunlarının özenle
iyileştirilerek geliştirilmesi gereken bir travma mekanıdır artık.
Soma'da hemen her madenci evi ya da mahallesindeki kadın, ağabeyi ya da babasını,
oğlunu ya da kardeşini bu madenlerde ya kaybetmiş ya da kaybetme endişesiyle her gün
madene yolcu etmiştir.
Soma'da madenle geçinen, eşini kaybedince onun bıraktığı kırık baretle oğlunu
madene göndermek durumunda kalan, tarım bitirilince madenden başka çıkış yolu kalmayan
kuşaklar yetişmiştir ne yazık ki.
Toplumumuzda eşsiz kalmış kadının duygusu özellikle kırsalda farklı hissedilir, yeni
bir yaşama "merhaba" demek bir o kadar zorlaşır… İşte şimdi Soma'da, 100 gün bekletilen
100 dakikada onaylanan torba yasa tartışmalarının, emek sömürüsünün ve gecikmiş sosyal
162
politikaların gölgesinde kadınlar hayata tutunmaya çalışmaktadır. Eşsiz kalmanın yarattığı
büyük yıkımı, yetim bırakılan çocuklarımızın geleceğine dair haklı kaygıları ve olası aile
baskıları ilk gün olduğu gibi, bugün de kadınların yüreğinde...
Kadınların birçoğu, gerek eşlerinin ailesinin, gerekse kendi ailelerinin yanına yeniden
sığınırken kurulu düzenlerini, kendi kazançlarını terk ediyor, yeniden kendini güçsüz ve
çaresiz hissetmektedir. Toplumsal baskı altındaki kadınlar, yaşamlarını bir daha geri
döndükleri aileleriyle kurgulama, çoğu zaman kendilerinden yaşça büyük erkeklerin karar
verdiği bir yapıyla karşı karşıyadırlar. Devlet ve şirket yetkilileri tarafından tutulmayan sözler,
facia sonrası verilmeyen hesaplar kadınları daha derinden yaraladığı gibi, kadınlara ödenecek
maaşlar, verileceği söylenen konutların gerçekte kimde kalacağı da diğer endişe konusudur.
Acaba kadınlar bu paraları çocukları ve kendileri için kullanabilecek mi, yoksa aile baskısı
altında bu gelir başka yerlere mi akacaktır? Çocukların velayetini şimdiden kadınlardan
almaya kalkan aile büyüklerinin haberleri her gün Soma'da dolaşırken, kadınların özgürce
yaşaması, çocuklarıyla umut dolu bir gelecek kurması için yasama ve yürütme organının asıl
sorumluluklarını hatırlayarak yeni bir sosyal politikanın adımlarını atması gerekmektedir.
Üzerimizde ağır bir sorumluluk vardır… Özellikle çocukların ve kadınların geleceğini,
madencilerin yarınını, bir avuç kömür için bir ömür adayanların saygıdeğer anısını ailelerinin
refahı ve umudunu diri tutarak karşılamakla yükümlüyüz biz.
Hiç unutmayalım; 23 yaşındaki eşi Niyazi BAYRAM’ı yitirdikten sonra, 7.5 aylık
gebeyken 24 Temmuz 2014 tarihinde erken doğum yapan, ancak bebeğini 1 hafta sonra
kaybeden kadın kardeşimiz Müzeyyen BAYRAM, yaşadığı acılara dayanamamıştı; kimseyle
konuşmuyor, sadece yazarak anlaşabilmekteydi. Kırkağaç’ta yine gencecik bir gelinimiz,
yitirdiği madenci eşinin ardından katlanamadığı acılar nedeniyle intihara kalkışmıştı.
Henüz 26’sındaki Özgün CANBAZ’ın, 35 yaşında eşsiz, dayanaksız bırakılan Alime
GÜMCÜR’ün “"Evden bile doğru düzgün çıkamıyoruz, eşimin ailesi, 'dedikodu olur, sen dul
bir kadınsın artık'” diyen umutsuz sözleri karşısında Meclis ve hükümet sessiz kalmıştır.
Evinde ziyaret ettiğimiz yüzlerce kadın arasında en yürek burkanlardan Alzheimer
hastası Sultan Nenemiz, bir söyleneni bir daha uzun süre hatırlamamakta ama torununu
madende yitirdiği kendisine alıştıra alıştıra söylendiği halde, artık aklında kalan tek şey,
torununun yitip gittiğidir. Sultan Nene’nin evdeki suskunluğu yırtan, durup durup torununu
soran sözleri hala kulaklarımızda çınlarken, bu komisyonun teknik ayrıntılar yığınından bir an
163
olsun başını kaldırması, devlete Soma’nın insani geleceğinden söz ederek uyarması çok mu
zordu?
Boğaziçi Üniversitesi Soma Dayanışmasının yaptığı araştırmada ortaya konulan
tespitler son derece önemli:41
“Kadınlar tarafından ifade edilen bir diğer sorun ise toplumsal baskının alınacak
tazminatlar konusunda bile etkili olduğu; bazı evlerde tazminatı eşini kaybeden kadınların
değil, eşlerinin erkek kardeşlerinin almış olması buna bir örnek olarak gösterilebilir.
Soma’da eşini kaybeden kadınlar hakkında, karşılaştıkları ekonomik ve geleceğe dair
kaygıların yanı sıra, yaşadıkları toplumsal baskıya dair bir başlık daha açmak gerekiyor.
Kadınlar bazı dini grupların, devlet yetkililerinin gelip ev ev gezip kadınlara evlerinden dışarı
çıkmamalarını, ‘dulluğa yakışır şekilde davranmalarını’ salık verdiklerini aktarıyorlar.
Aile bütçesine destek olmak ve kendi ekonomik bağımsızlıklarını kazanmak, kadınların
anlattığına göre, çalışmalarıyla mümkün olacak.
Dile getirilen ve bizim de özellikle dikkat çekmek istediğimiz bir başka sorun ise çocuk
sahibi kadınların çalışmak istediğinde çocuklarını güvenli bir şekilde bırakabilecekleri
yerlerin olmayışı. Görüştüğümüz kadınlar arasında çocuğunu kendi ailelerine, komşularına
bırakanlar, yanlarında tarlaya götürenler vardı. Anlatılan bir örnekte ise babanın madene
annenin tarlaya gittiği bir ailede küçük çocukların, bakacak başka kimse olmadığı için, evde
tek başlarına bırakıldığıydı.
Kadın istihdamının sağlanması, ayrıca çocukların zamanlarını mutlu ve güvenli bir
şekilde, gelişimlerini sağlayacak bir ortamda geçirmeleri için hem ilçe merkezlerinde hem de
yoğunluklu olarak köy yerleşimlerinde kreş ihtiyacı olduğunu sürekli vurgulanan bir husus.”
Özellikle kadınlar aslında bugün Soma’da da Yırca’da olduğu gibi hak mücadelesinin
önemli aktörleri olabilecek konumda. Yine, onlara sadece yardım yapılması da yaralarını
hiçbir şekilde sarmıyor, yitip gidenleri hiçbir ev, hiçbir maaş yerine getirmiyor. Yardımlarla
41
http://www.bogazicisomadayanismasi.boun.edu.tr/sites/default/files/Bogazici%20Soma%20Dayanismasi%20
Soma%20Raporu_Kasim%202014.pdf
164
ilgili eşini kaybedenlerden Sevgi hanımın şu tanımı acıyı ve içinde bulunulan çaresizliği
özetliyor: “Eksikler mi giderilmeye çalışılıyor? Benim bir eksiğim eşim, getirin bakalım!” 42
Soma’da kadın ve çocukların yaşamakta olduğu travmanın ilk anlarını hissetmek ve
sosyal devletin üzerine düşen temel sorumlulukları öne çıkaran bir dayanışma örneğini
sergilemek adına bölgede çalışmalar yürüten, üyeleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin
gönüllerinin de bulunduğu “Soma İçin Kadın İnisiyatifi”, hazırladığı raporla, felaketin
doğrudan etkilenen özneleri olarak kadın ve çocukların durumunun, cinsiyete duyarlı bir
yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir.
Soma’da geleceğin kurulması adına istihdam, hukuki süreç, psikososyal destek ve
işbirliği koordinasyonu alanlarında yoğunlaşan “Soma İçin Kadın İnisiyatifi”, uzun vadede
faciadan etkilenecek ve ekonomik çöküşe sürüklenebilecek insan sayısının 10 binleri
bulabileceğini belirtmiştir. Soma’nın sosyal ve siyasal dokusunun iç içe geçmişliğine şu
dikkat çekici saptama yapmıştır Kadın İnisiyatifi:
“(…) Bölge halkının gerek sendikal yetersizlikler, gerekse de siyasal örgütsüzlük ve
ekonomik bağımlılık nedeniyle katliamda birinci dereceden sorumlu olanlarla gündelik ve
hayati ilişkileri mevcut ve süreklidir. Katliamdan etkilenenler ile katliamın sorumluları
arasında hesap sormayı zorlayacak/getirebilecek herhangi bir temsiliyet mekanizmasının
bulunmamasının ötesinde işçiler ve aileleri katliamın sorumlularına ‘muhtaç’ bırakılmaktadır.
Gözlemlerimiz o yönlüdür ki, devlet yetkilileri iktidar ve makamlarını katliamın hesabının
sorulmasının karşısında bir korunak olarak kullanmakta, başta araştırma/soruşturma olmak
üzere her türden bağımsız gözlemin önünü tıkamaktadır.”
Rapor, facianın ilk günlerinde resmi kurumlarca yapılan açıklamaların, ölü ve yaralı
sayısına ilişkin verilerin güven tesis etmekten uzak ve devlete duyulan öfkeyi arttıran nitelikte
olduğunu, açık ihmallere dayalı katliamın “fıtrat” adı altında sunulmasının ise güvensizliği
büyüttüğünü belirtmiştir. Devamında, sağlanan sosyal yardımların “mağduriyet odaklı” olarak
ilerlediği ve plansızlığın bölgeye hakim olduğu, oysa “ülke, bölge, yerel yönetimler
düzeyinde temsilciler ve sivil toplum örgütleri, gönüllüler ve uluslararası gönüllü ağlarıyla
birlikte oluşturulacak işbirlikleri ile felaket sonrası mevcut durumda yapılacakları planlanmak
için yönetimlerin, sürdürülebilir, siyasi kaygılardan uzak, tamamen hizmet götürme
42
http://www.bogazicisomadayanismasi.boun.edu.tr/sites/default/files/Bogazici%20Soma%20Dayanismasi%20
Soma%20Raporu_Kasim%202014.pdf
165
sorumluluğu ve toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı akılcı bir anlayışı esas alması gerekir.
Bununla beraber, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumları ile birlikte çalışabilmesinin ve
STKların önemli rollerinden biri olan izleme işlevini yerine getirebilmesinin önünün açılması
şarttır.” ifadeleri rapora yansımıştır.
Raporda yer alan; devlet eliyle uygulanan yanlış politikalar sonucunda, bölgede tarım
ve hayvancılık faaliyetlerinin yok olduğundan hareketle, bölge için öncelikle maden dışında
alternatif istihdam olasılıklarının önünü açacak bir kamu politikasının kadınları, gençleri
cinsiyet eşitliğine dayalı olarak planlanmasının önemi, özellikle madenlerdeki toplu işten
çıkarmalarla daha fazla önem kazanmıştır. Kadının bu konumundan öncelikle Aile ve Sosyal
Politikalar ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumlu olduğu düşünüldüğünde, afet sonrası
travmanın daha hızlı atlatılması adına, kadınların terapi yanında istihdam kapılarının da
açılmasına dönük mesleki eğitim ve devamındaki iş alanları, devlete büyük sorumluluk
yüklemekte, “STK-üniversite-özel sektör-devlet-siyasal partiler ve yerel yönetimler”
arasındaki eşgüdüm zorunluluğunu öne çıkartmıştır.
Kadınların yasal hakları konusunda bilgilendirilmesi, devletten talep edecekleri kadar,
çocuklarının geleceği ve kendi aileleri içindeki olası paylaşım sorunları konusunda kadınların
yoksun ve yoksul bırakılmamaları noktasında meslek örgütlerine, baro temsilcilerine, gönüllü
uzmanlara düşen sorumluluğun içinde duyarlılık çok öne çıkmaktadır. İmam nikahlı ya da
fiilen birlikte yaşayan eşlerin yasal güvencesi, konut ve nakit para yardımları ile maaşları
edinen kadınların ellerinden bu servetin ve gelirin, hatta çocuklarının yanlarından alınması
sorunu çözüm beklemektedir.
Soma’da yitip giden 301 canın ardında kalan kadınlar ve çocuklar aslında bugüne
kadar Soma’nın görünmeyen yüzü oldular. Bu faciadan da aslında yine en çok kadınlar ve
çocuklar etkilendi. Objective Araştırmacı Gazetecilik Programı desteğiyle yapılan “Soma’nın
en sıcak yazı’ başlıklı yazı dizisinde eşini kaybeden kadınların haykırışları anlatılıyor. 43
Örneğin eşini kaybeden Selda, belki de eşinin bile sahip olamadığı ‘hak arama’
kültürünü acısı ile yoğurmuş, eylemcilere sesleniyor: “Korkuyor musunuz Somalı
madenciler? Korkmayın” “Bizim eşlerimiz sustukları için öldüler. Eşinin bile yükseltmediği
sesini ilk defa onun adına, madenciler adına ve tüm kadınlar adına yükseltiyor ve haykırıyor.
43
http://t24.com.tr/haber/gidenlerin-ardindan-soma-bildiginiz-gibi-degil,262478
166
“İlkokul mezunu, ev hanımlığı dışında başka bir uğraşı olmayan kendi halinde bir
kadın iken Soma’da yapılan her mitingde, her eylemde en ön safta onu görmek
mümkün. Bu dönüşümü yaşadığının o da farkında. Adeta başka bir insan çıktı benim
içimden”
Özellikle yardımlar konusunda kadınların isteğini en iyi Selda anlatıyor:
“Önce bir sorsunlar bize, burada yaşamak istiyor muyuz istemiyor muyuz diye. İnek
ahırı, koyun ahırı yapar gibi bize sorulmadan bu evleri yapmasınlar. Bari bizi şimdi
insan yerine koysunlar. Verin bana AFAD’daki hakkımı ben dilediğim gibi kullanayım.
Benim evimi buradan değil memleketimden, Isparta’dan alsınlar. Beni oraya
yerleştirsinler. Bunu bile yapamıyor mu bu devlet?”
Tüm bu anlatılanları bir kez daha Soma özelinde sormamız ve üzerinde düşünmemiz
şart. Çünkü oradaki kadınlar için dişe dokunur, içinde acıtasyonu olmayan, kadına yakışır
projeler üretmek boynumuzun borcu. Onların hapsedildikleri yaşamdan çıkmaları için, bizim
de erkek egemen Soma acıtasyonundan bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Kadınlar Soma’da
başka göçüklerin altında kalmasınlar diye, onların gözünden de, onlar için Soma’yı yeniden
okumalıyız.
Soma’da madenci ailelerimize yaşatılan tüm bu süreçleri, Soma’nın toplumsal
sorunlarını kadınlar, çocuklar ve engelliler başta olmak üzere travma ve geleceğe dair
oluşturulabilecek politikaları detaylı biçimde belirlemek adına, kurulmuş “Maden Kazasını
Araştırma Komisyonu”ndan bağımsız biçimde oluşturulacak bir Araştırma Komisyonun
çalışması için Meclis’e CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ ve Milletvekillerimizin imzasıyla
yeni bir teklifte bulunduk.
Ne var ki, bu araştırma önergemizin öncelikli gündeme alınmasına dair görüşmelerde
AKP sıraları bir kez daha “hayır” oyu kullanmış, Soma’ya dair uzun vadeli bir planlama
stratejisinin bulunmadığı gerek bu yeni araştırma görüşmesi tutanaklarına, gerekse Bakanlığın
komisyona sunduğu açıklamalar ile teyit edilmiştir.
Soma faciasının nedenleri üzerine araştırmalar yürütmesi öngörülen komisyonun ilk
toplantılarında madenci ailelerinin, özellikle kadın ve çocukların geleceklerinin de gündemde
olması gerektiğine dair somut çağrılar geri çevrilmiş, Soma’da Komisyon üyeleri tarafından
evlere düzenlenen taziyeler sonrasında ailelerin durumlarına dair geniş çaplı bir çalışma
yürütülmemiştir. Soma’nın vicdanı ve geleceği adına, mevcut komisyondan ayrı bir araştırma
167
komisyonunun çalışmasına dair çağrımız, TBMM Genel Kurulu’nda 18 Haziran 2014
tarihinde görüşülürken, AKP Milletvekilleri sadece facianın ilk haftasında bakanlığın yaptığı
çalışmalara değinebilmiş, CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ ise şu ifadelerde bulunmuştur:
“Çalışma hayatımızın en derin acısını yaşadığımız Soma'da kâr hırsı ve özelleştirme
yıllardır insanlık dışı bir seyir izlemektedir. Biz, CHP Manisa milletvekilleri olarak 13 Mayıs
tarihinden önce tam 13 defa Hükûmeti uyardık. Madencilerin çalışma haklarından ağır ve
uzun mesailere, sosyal güvencelerden birikmiş tazminatlara ve denetim sorunlarına, yanık
tedavi merkezinden Soma'da maden nedeniyle ağır tehlike altındaki evlere kadar her konuda
dikkatinizi çektik. Her konuya "Ben bilirim dinlemem, ne söylesen kabul etmem." tepkisini
gösteren Hükûmetin açıkça meydan verdiği bu facia, üzerinden otuz altı gün geçmesine karşın
kalıcı çözüme ulaşmamıştır, madencilerimizin maaşları, kömür paketleme tesisinde birikmiş
alacakları, esnafın ve nakliyecilerin durumu, ölüm aylıkları, eşini, oğlunu yitiren ailelerimizin
yaşadığı derin travma, devletin ilgisizliği ve çareden uzak duran tutumu nedeniyle daha da
derinleşmiştir.
Üzülerek söylüyorum (…), Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının il müdürlüklerinin
açıkladıkları sayıların hepsi elimizde. Ancak bu sayılar, oğlu faciada vefat eden bakıma
muhtaç annelerin ve erken doğum yapan kadınların sosyal güvencesinin kesilmesini, hastane
kapısında eli böğründe bekleyerek dışarı edilmesini, devlet ayıbını asla örtemiyor. Acısını
çocuklarının buruk karne gününe katan annelerimizin birçoğu geleceğe umutsuz gözlerle
bakarken, istihdam ve çocuklarının gelecek kaygısını taşırken kadınların yaşadığı travmanın
en yakın dert ortaklarından biri olarak şunu görüyorum: Devletin sadece soğuk yüzü Soma'ya
hâkim olmuş.
Oyalayan ama net konuşmayan, travmayı ve yas sürecini hatalı adımlarla uzatan kötü
bir yönetim var karşımızda. Bakanlık 30 ailenin psikolojik desteğe muhtaç olduğunu
açıklamakla birlikte, vardığımız evlerin, paylaştığımız sorunların çok büyük bölümünde
ekonomik sorunlarla iç içe geçmiş, geçim ve gelecek derdiyle birleşmiş yüzlerce derin öykü
var.
Devleti yönetenler, kadınların ve çocukların Soma'da yaşadıkları büyük sorunları
aşmak adına, acıyı bir nebze dindirmek amacıyla hâlâ somut bir adım atamadı. Önümüze
getirdikleri kanun tasarısıyla Soma'yı açıkça büyük şirketlerin taşeron hevesine, alacakları
yeni işçiden kesilecek İşsizlik Sigortası Fonu'na terk etti. 61 maddeyle önümüze gelen tasarı
168
106 maddeyi aştı. Soma bu koca tasarının içinde ufaldıkça ufaldı. Madencilerin eş ve
çocuklarının, ailelerinin bakımı için önerdiğimiz olumlu, sorun çözmeye odaklanmış adımlar
alt komisyonlarda çoğunlukla reddedildi.
Bugün madenci ailelerinin yüzüne bakamayan AKP sıraları, önce size soruyorum:
Bir aydır neyin hesabını yapıyorsunuz? Torba yasalarla işleyen Meclis'te Soma niye
öncelikli gündeminiz olmadı? Bilmenizi isterim, Somalılar attığınız her adımı gün gün izliyor,
sizi hiç ama hiç unutmuyor çünkü siz, madenci maaş bordrolarına yazılan ‘sıfır çocuk’
karşısında sustunuz, ‘Mitinglere baretli madenciler parayla ve zorla taşınıyor.’ diyen
işçilerimize bağırdınız. 432 yetim çocuğumuzun annesine bakacak yüzünüz kalmadı.
Oğullarını toprağa veren böbrek hastası babanın, sara hastası annenin, erken doğum yapan
eşin sosyal güvencesinin kesilmesi kararına seyirci kaldınız. Dün maaş günü geldi,
"Başbakanım neredesin?" pankartı açan madenciye yanıt verecek Somalı bir siyasetçimiz
yoktu ama Soma'nın artık sabit bir Toma'sı oldu.
Koca bir ekmek ocağı, kadınların acılı yuvası, çocuklarımın uzağa bakan güzel
gözleri, iki gün aynı gömleği giyen Bakanın -otuz altı gündür- Soma'da atacağı adımı
bekliyor. "Soma'daki madenlerde esaslı denetimler olmadan madenlere inilmesin."
dediğimizde sizler yine sustunuz. Dayıbaşının, şirketin işe çağırma yazıları karşısında bir
kenara çekildiniz. Madenden sağ çıkan ama 486 kişilik listeye yazılmadığı için kaymakamlık
yardımından yoksun kalan madenci aileleri günlerdir sizden haber bekliyor, yoksullukla
acısını birleştiriyor ama kulak tıkıyorsunuz. Biz "Bu sayı 486 değil, onlarca kişi eksik ve
listeler elimizde." dedikçe "Hayır, şirketin listesini esas alırız." dediniz. Prim gün sayısı
dolmamış 67 madencimiz hâlâ kanunun geçmesini bekliyor; acele etmiyorsunuz. Siz sadece
kendi sözünüzü yalanlamakta ustalaştınız sayın milletvekilleri. Önce "Madende otuz altı saat
mesai olacak." dediniz, geçen hafta ise kanun tasarısını değiştirdiniz. Madene inme ve çıkma
süresini, molaları otuz altı saatin dışına attınız. "Soma'da sekiz saat mesai istiyoruz." diye
işçilerden yazılı dilekçe almaya çalıştınız, işçiden zorla imza alanların yanında saf tuttunuz.
Ölümün ve yoksulluğun yanına asla uğramayacağından bu kadar emin, krizi fırsata
çevirmeyi siyasetin özü sayan bu yoz anlayış, bugün Soma'ya çok daha büyük bir acı
yaşatmaktadır.
169
(…)Soma'daki travmayı hafife alan, emeği için meydanı inleten madenciye kulak
tıkayanlar, Ankara'da madenci temsilciliklerine verdikleri sözü tek tek terk etmektedirler.
Biz Soma'da kadınların ve çocukların geleceğine çok daha dikkatle eğilmeliyiz. Bu
travmayı aşma görevini bakanlıklarla sınırlı tutmamalıyız. Kurulmuş olan Soma
Komisyonunun öncelikli gündeminde ailelerin yaşadığı travma yoktur. Bu yüzden, kadın ve
çocuk sorunlarına ayrıca hassasiyetle eğilmeliyiz. Madenci yakınlarımızın, özellikle kadın ve
çocuklarımızın kamu kaynaklarından karşılıksız yararlanması, yas sürecine yön verecek kalıcı
çözümler için harekete geçecek bir komisyon çok daha etkin, tarafsız, kapsayıcı ve hızlı
sonuçlara ulaşmayı sağlayabilecektir. Çalışanların, tüm toplum bileşenlerinin ve uzmanların
katkısıyla birlikte şekilleneceği, gerçek talep, beklenti ve ihtiyaçların Soma'daki madenci
yakınlarımızın odağa alınarak çözüme kavuşacağı, yaralara merhem olma amaçlı bir
komisyon için olumlu oylarınızı bekliyoruz.”
Yaralara merhem olmasını amaçladığımız o yeni komisyona AKP’den yine “evet” oyu
çıkmamış ve Soma’daki sosyal, ekonomik travma geçen sürede derinleşmiştir…
Gerek Soma’da facianın ilk günlerinden itibaren gönüllü destek vermeye gelen 233
uzman pskiyatr, psikolog, sosyal hizmetler uzmanları, pedogogların, gerekse bağlı oldukları
derneklerin sözlü ifade ve raporlarında da görüldüğü gibi, Soma’daki travmadan
etkilenenlerin sayısı 10 binleri bulmuştur. Bölgede “Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği”
bünyesinde destek veren derneklerin açıklamalarında, “yas, öfke, endişe, sinir, uykusuzluk,
intihar eğilimi, tükenmişlik, çaresizlik ve değersizlik” düşünceleri gözlemlenmiştir. Ulusal
Psikiyatri Kongresi’nde açıklanan Soma raporunda da belirtildiği üzere, devletten kaynaklı
ihmallerin ve kriz yönetimi sorunu facia sonrasında da devam etmiş, yapılan maddi
yardımların adil dağıtılmadığı düşüncesi hakim olmuştur. Adil dağılmayan yardımlar, sosyal
hizmet açısından olduğu kadar, facia sonrası yönetim sorunu ve devletin kayıt sistemindeki
aksaklıklar açısından da düşündürücüdür.
Çocuklar ise, Soma’nın en acı en çaresiz yönünü anlatıyor. Bir çocuğun babalarını
kaybeden çocuklara bisiklet yardımını teslim etmek üzere giden görevlilere “keşke benim de
babam ölseydi, ben de bisiklet alsaydım” 44demesi aslında tüm gerçeği gözler önüne seriyor.
Onlar şimdi gittikleri mezarlıkta babalarına mektup bırakıyor, orada mektuplarla
44
http://www.emo.org.tr/ekler/59e9f043da7797a_ek.pdf?dergi=966
170
dertleşiyorlar. Hayalleri ise belki de bir gün tıpkı babaları gibi madene inmek zorunda
kalmamak!
Ve onların şimdi bir tek özlemleri var: KARA YÜZLÜ BABALARI!
171
Sonuç
Sigortasız, sağlıksız ve güvensiz koşullarda çalışan mevsimlik işçilerden, fabrikalara,
maden sektöründen kamu sektörüne, inşaat ve taşımacılık sektörüne kadar her alanda her ay
onlarca insan yaşamını yitirmektedir. Ülkemizde her yıl ortalama 1100 ila 1200 ölümlü vaka
yaşanmaktadır.
2013 yılında toplamda 1235 işçi ve 2014 yılının ilk 11 ayında 1723 işçi hayatını
kaybetmiştir. Sadece Kasım 2014’te ise 123 işçi iş cinayetine kurban gitmiştir.45
*Kaynak: İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi Kasım 2014 İş Cinayetleri Raporu
Son 12 yılda ise iş cinayetleri 14 bini aşmıştır. Üstelik, iş kazalarının %50'si kolaylıkla
önlenebilecek kazalar ve %48'i ise sistemli çalışmalar sonucunda önlenebilecek kazalar
olmasına rağmen ülkemiz iş cinayetleri konusunda ürkütücü bir tablo ile karşı karşıyadır.
Bugün aslında iş kazalarının yalnızca %2'sinin önlenemez olduğu gerçeğinden hareketle, bu
çok önemli veriyi, ne yazık ki bugüne kadar yetkililer bir türlü görmek istememiş,
görmemiştir.
Karadon’da Mayıs 2010’da meydana gelen grizu faciasından sonra 30 işçinin yaşamını
yitirmesi ile ilgili, dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın “güzel öldüler” yorumu
hala hafızalardadır.
O günden bugüne de değişen hiçbir şey yok!
Yitip giden 301
madencinin arkasından benzer tepkiler yine verildi ve hükümet tarafından bu ölümler de “
normal”, “olağan” “kader” ve “fıtrat”…olarak görüldü.
Afşin’de 2011 yılında meydana gelen göçükte hayatını kaybeden 9 madencinin
cesedine hala ulaşılamamıştır.
Ermenek’te ise göz göre göre gelen facia Soma’dan hiç ders alınmadığını,
madencilerimizin hayatının hiçe sayıldığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
45
http://www.guvenlicalisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=12392:2014-kasimayinda-en-az-123-isci-yasamini-yitirdi&catid=149:is-cinayetleri-raporlari&Itemid=236
172
Taşeronlaşma ile ilgili gerçekçi çözümler aranmadıkça, güvencesiz, sendikasız çalışma
ile ilgili önlemler alınmadıkça daha çok iş cinayeti göreceğiz.
İş sağlığı ve Güvenliği Yasası, adında ve içinde işçi geçen bir yasa olarak
düzenlenmedikçe, 13 Mayıs’lar, Soma faciaları daha çok yaşanacak elbette!
Madenlerde çalışan 48 bin 706 işçimiz için derhal bu tedbiri almamız ve uluslararası
normlara uyacağımızın sözünü vermemiz gerekiyor. Yine faaliyette olan 250
kömür
işletmesinin derhal mercek altına alınması ve yeni Soma’lar olmadan, buralarda gerekli
önlemler için çalışmaların başlaması gerekmektedir.
İşçilerin
örgütlenme
özgürlüğü
önündeki
engellerin
kaldırılması,
taşeronun
yasaklanması gerekiyor.
Madenlerin madencilerimize mezar olmaması için el birliği ile, ortak akıl ile hareket
ederek, siyaset üstü bir yaklaşımı benimseyip, samimi bir şekilde konuşmanın, çözüm
aramanın vakti gelmiştir.
Soma gibi büyük faciaları yaşamış ülkelerin bugüne kadar çoktan gerekli önemleri
aldığını, yasalarını ve kurallarını değiştirerek, madencilik alanını sıkı bir devlet denetimi
altına aldıklarını görürüz.
Ancak yine de bu anlayışın global ölçekte yerleşmesi ve piyasaya bırakılan madencilik
sektörünün daha çok kamu denetimine tabi tutularak uluslararası standartların konulması
gerekiyor. Genel bir politika oluşturulmak isteniyorsa, uluslararası örgütler düzeyinde
yaptırım gücü daha yüksek ve daha net standartların konulması mümkün olabilir.
Almanya, İngiltere, Amerika, Fransa nasıl başardıysa, biz de başarabiliriz. Ama ülkemizde
önce anlayışın değişmesi gerekiyor. Çünkü biz de bu ölümler “kader” olarak görülüyor.
Madenciliğin kaderinde ölüm olduğu bizzat iktidar yetkilileri tarafından sık sık tekrarlanıyor.
Oysai göstermelik düzenlemelerden öte yapısal hale gelen sorunu kökten çözecek yeni
düzenlemelere ihtiyacımız var. Önümüzdeki süreçte benzer faciaların yaşanmaması için tüm
madenlerde geçerli olacak yeni bir Madencilik yasasına ihtiyacımız var ve önce Soma’dan
ders çıkartarak Soma Kriterlerini bir prensipler dizisi halinde sektörün önüne koymamız
gerekiyor. Dünyada birçok ülke bunu yaptı ve başarılı oldu. Bizler de ana muhalefet partisi
olarak bunun mücadelesini veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz.
173
Dileriz ki ülkemiz iş cinayetleri, taşeronlaşma, güvencesiz ve esnek çalışma
konusundaki derin uykusundan bir an önce uyanır. Şimdi hepimize bu konuda büyük bir
sorumluluk düşüyor. Kaybettiğimiz canlara bunu borçluyuz.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin Çözüm Önerileri
1. Derhal, tüm sektör bileşenlerinin katılımı ile ulusal düzeyde acil durum ve eylem planı
hazırlanmalıdır.
2. Ulusal madencilik politikasının oluşturulması, eksiklik ve yanlışlıkların tespiti, iş
cinayetlerinin önüne geçilmesi amacıyla tüm sektör bileşenleri, odalar, üniversiteler,
sendikalar ve işçilerin de katıldığı “Madencilik Zirvesi” yapılmalıdır.
3. Taşeron sistemine derhal son verilmeli, sendikasızlaştırma ile mücadele edilmeli,
madenler anayasal güvencenin arkasından dolaşan büyük muvazaadan kurtarılarak
Rodövans sistemi kaldırılmalıdır. Taşeron firmalarda çalışanlar ile kamu kesiminde
geçici işçi pozisyonunda çalışanların eğitim durumları ile pozisyonlarına göre
çalıştıkları kurumların sürekli işçi ve memur kadrolarına atanmaları sağlanmalıdır.
4. 13 Mayıs sabahı Eynez maden ocağı ne kadar güvenli idiyse, şu anda diğer tüm
madenler o kadar güvenli! Bu yüzden derhal, tüm madenler İLO standartları göz
önünde tutularak iş güvenliği açısından iyileştirilmeli, bu standartlarla yeniden
denetlenmelidir.
5. “Genel Havza Planlamaları” en başından yeniden yapılmalı ve kamuya en yüksek
yararı sağlayacak şekilde gerek iş güvenliği gerekse mühendislik ve teknoloji
bakımından en yüksek standartlarda projelendirilmelidir.
6. Şırnak örneği başta olmak üzere, ilkel koşullarda çalışan çok sayıda madenin faaliyette
olduğu bilinen bir gerçektir. Bu anlamda da bir risk haritası çıkarılarak önlem
alınmalıdır.
7. Yalnızca bölgede değil yurt genelinde ruhsatsız madenlerin çalışması ivedilikle ve
koşulsuz olarak önlenmelidir.
8. Çalışma yaşamını iş sağlığı ve güvenliği açısından düzenlemek ve denetlemek üzere,
idari ve mali özerkliğe sahip işçi, işveren, Devlet ve meslek odaları temsilcilerinden
oluşan bağımsız bir “Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumu” kurulmalı, bu kurul
tavsiyeden daha çok yaptırım gücü sahip bir kurum olarak düzenlenmelidir.
174
9. Cezalar caydırıcı olmalı, kamuoyunda tartışılan pek çok tedbirin yanında,

Gerekli kanuni değişiklikler yapılarak ölümlü maden kazalarına sebebiyet
veren şirketlerin ruhsatları askıya alınmalı,

Yapılan incelemeler ve soruşturmalar sonucu kusurlu olduklarının ispatlanması
halinde ruhsatları iptal edilen şirketlerin yeniden maden iş kolunda çalışmaları
kusur durumlarına göre belli bir süre ya da tamamen yasaklanmalı,
10. Denetim zafiyetinin önüne geçilmeli teknik nezaretçi ve iş güvenliği uzmanlarının
ücretleri doğrudan işveren tarafından değil, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumu
bünyesinde oluşturulacak fondan karşılanmalı, işveren ile aralarındaki amir-memur
bağı koparılmalıdır.
11. Çalışanların işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimi, çalışma alanındaki risklere karşı
bilgilendirilmeleri, risklere karşı kişisel donanımların uygun ve eksiksiz olması
işveren tarafından sağlanmalı ve sürekli olarak denetlenmelidir. Eğitimlerin güvenlik
içinde pratize edilmesi için simülasyon teknolojisi kullanılmalı, ayrıca belli bölgelere
Uygulama Maden Ocakları kurulmalıdır.
12. Soma’ya TKİ tarafından, orada şu anda işsiz kalan 2831 işçimizin de istihdam
edileceği bir uygulama maden ocağı (örnek ocak) açılmalı ve burası o
madencilerimizin çalıştığı TKİ’nin maden mühendislerinin eğitiminde, teknikerlerin
eğitiminde kullanacağı, son derece modern ve örnek çalışmaları ile mevzuatın
uygulamaya dönüştürdüğü bir ocak haline getirilmelidir. Aynı zamanda burada bir de
madenci müzesi kurulmalı ve Soma’nın kara günü burada sergilenerek, bir daha
benzer faciaların yaşanmaması için burası bir sembol olmalı ve açılacak uygulama
maden ocağı ileride Ege’nin, Türkiye’nin ve hatta dünyanın örnek merkezi haline
getirilmelidir.
13. Madencilik sektöründe işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda etkin bir veri tabanı
oluşturulmalı,
14. Facia mağduru kadın, çocuk, engelli, yaşlı vb. sosyal grupların yaşamlarının takibi
açısından acilen bir eylem programı hazırlanmalı ve detaylı bir veri tabanı
oluşturularak ayrıntıların ilgili sivil toplum örgütleri ile paylaşılarak, toplumsal travma
sürecine katılımları sağlanmalıdır.
175
15. Okul öncesi eğitimde ve ilkokullarda ev kazalarına yönelik,
orta öğretim ve
üniversitelerde ise iş kazalarına yönelik iş güvenliği dersleri mutlaka müfredata
konulmalıdır.
16. Maden mühendisliği eğitimi revize edilmeli,
17. Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün teşkilatı ve kadrosu güçlendirilmeli, taşra
teşkilatları oluşturulmalıdır.
18. 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesinin iptal edilerek ruhsat süreçlerinin tüm yetkisi
yeniden MİGEM’e bağlanmalıdır.
19. Sektörün özelliği de dikkate alınarak ayrı kurallar bütününden oluşan bir Maden İş
kanunu
çıkartılmalı
ve
madencilik
sektörüne
yönelik
ihtisas
mahkemeleri
kurulmalıdır.
20. Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerin bütününde olduğu gibi 176 Sayılı
Sözleşmenin de yalnızca onaylanması yeterli olmayacaktır, en kısa sürede ulusal
düzenlemelerimizin bu sözleşmeyle uyumlu hale getirilmesi gereklidir. 176 sayılı ILO
Sözleşmesinin uygulanması da sendikaların doğrudan içinde yer alacağı bir yapı
tarafından denetlenmelidir.
21. Sendikacılık
“profesyonel
sendikacılıktan” uzaklaştırılmalıdır. Kimse
“benim
mesleğim sendikacılıktır” diyememelidir. Profesyonelleşen sendikacılık “sararmaya
mahkûmdur”. Sendikalarda iş güvenliği uzmanı ve diğer teknik elemanlar istihdam
edilmeli, küçük kazalar düzenli olarak rapor edilmeli, periyodik (aylık, 3 aylık, yıllık)
kaza icmal raporları oluşturulmalı ve ulusal veri tabanına eklenmelidir.
22. Ülkemiz madencilik sektöründeki en önemli sorunlardan biri de; özellikle işçi sağlığı
ve iş güvenliği konularında görev ve yetkilerin net olarak belirlenememiş olması ve
hangi konulardan hangi birimin sorumlu olduğunun kapsamlı/tanımlayıcı/işlevsel bir
biçimde
ortaya
konulamamış
olmasıdır.
Sektördeki
kamu
kuruluşlarının
denetlemedeki yetki sınırları açıkça belirlenmelidir.
23. Üretim sürecinde kullanılan ekipmanlar ve kişisel koruyucular işçi sağlığı ve iş
güvenliği standart ve mevzuatına uygun üretilmelidir. Bu standartlara uygunluk
üretim, satış ve kullanım aşamalarında sürekli olarak denetlenmelidir. Malzemelerin
piyasaya giriş ve sunumunu engellemek için meslek örgütleri, TSE ve bakanlık
kanalıyla bir denetim ağı oluşturulmalıdır.
176
24. Siyasi hesaplarla, akademik ve teknik altyapısı hazırlanmadan yeni üniversite ve
bölümler açılmasına ve eğitimin kalitesizleştirilmesine son verilmeli. Böylece nitelikli
uzman ve mühendislerin yetiştirilmesinin önünün açılması gerekmektedir.
25. İşçi sağlığı ve güvenliği konusundaki lisansüstü çalışmalar özendirilmelidir.
26. Tehlike anında, çalışanlar için kaçış yönlerini belirlemek amacıyla her maden
işletmesinde kaçış planlarının hazır olması gerekir.
27. Yanıklı kazazedelerin sevk edilebileceği ve içinde işlevine uygun olarak yanık tedavi
merkezlerinin bulunduğu hastanelerin planlanması zorunluluktur.
28. AFAD’ın madencilik alanında meydana gelen iş kazalarında yetersizliği göz önünde
bulundurulduğunda bu alanda AFAD’a ya da başka bir kuruma bağlı müstakil bir
maden arama-kurtarma birimi derhal oluşturulmalıdır.
29. Kapalı maden ocaklarında, çalışanların en az otuz gün geçirebilecekleri yaşam odaları
kurulması zorunlu olmalıdır.
30. Yaşamını iş kazasında kaybedenlerin mirasçılarına bedelsiz sosyal konut verilmeli,
31. İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölenlerin eşi veya çocuklarından birinin, eşi ve
çocuğu yoksa kardeşlerinden biri Devlet memurluğuna sınavsız alınmalı,
32. Sendikal özgürlüklerin önündeki ILO Sözleşmeleriyle bağdaşmayan yasal engeller
ortadan kaldırılmalıdır.
33. Soma faciası ile ilgili sorumlu olan Bakanlar hakkında Soruşturma Komisyonu derhal
kurulmalıdır.
177
SONSÖZ
“Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben gördüm kulaklarım gördü
vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
hiç biriniz orada yoktunuz”
Attila İlhan
301 canımızın ve tüm maden şehitlerimizin anısına saygıyla…
178
EK-1/MANİSA'NIN SOMA İLÇESİNDE BAŞTA 13 MAYIS 2014 TARİHİNDE
OLMAK ÜZERE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ ARAŞTIRILARAK
BU SEKTÖRDE ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN
BELİRLENMESİ
AMACIYLA
ARAŞTIRMASI KOMİSYONUNA SUNULAN ÖNERGELER
179
KURULAN
MECLİS
180
181
MADENCİLERE VERİLEN SÖZLER
182
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİNDE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ
ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA
Bilindiği üzere 13 Mayıs 2014 tarihinde facianın yaşandığı Soma Kömür İşletmelerine
ait Eynez ocağının dışında Işıklar ve Atabacası ocakları da Soma Kömür İşletmeleri AŞ
tarafından işletilmektedir. Gerek Komisyonumuza ulaşan bilgiler, gerekse şirket tarafından
dayıbaşılar kanalıyla yapılan çağrılar ve yazılı tebligatlarda ocakların üretime geçirilmek
istendiği bilinmektedir.
Normal şartlarda ihaleye fesat karıştıran birisinin yeniden kamu ihalesine girmesi
engellenirken, stadyumlarda aşırı davranışlarda bulunanlar yıllarca müsabakaları izlemekten
men edilirken, aynı şirketin ocakları bu haliyle üretime açması, ön bilirkişi raporunda ve
Komisyonumuzun yaptığı görüşmelerde iş verenin çok sayıda kusurlu davranış içinde olduğu
da tespit edilmişken, kabul edilebilir değildir. Üstelik, bu şatlar altında böylesi bir madeni,
kazaya sebep olan anlayış ve kültürün yönetmesi son derece sakıncalıdır. Kaldı ki; 13 Mayıs
faciasının ardından Işıklar ocağında bir işçinin (Fedai Uçak) parmağı kopmuş, bir panoda
yangın çıkmış ve yeni bir facianın eşiğinden adeta kıl payı dönülmüştür.
Geçtiğimiz hafta da Komisyonumuz görüşmeleri sırasında İş Teftiş Kurulu Başkanı
Mehmet Tezel de; Işıklar ocağında müfettişlerin inceleme yaptığını, madendeki izleme
sensörlerine dışarıdan gelen temiz havanın bir şekilde üflettirilerek sistemin ve müfettişlerin
kandırılmaya çalışıldığını tespit ettiklerini ve çalışmaya izin vermeyerek Savcılığa suç
duyurusunda bulunduklarını kaydetmiştir.
Bu gerçekler ışığında; Komisyonumuzun çalışmaları sürerken, hali hazırda İş Kanunu
ile ilgili torba yasanın görüşmelerinin devam ettiği Plan Bütçe Komisyonuna, ilgili
Bakanlıklara, Meclis’te grubu olan tüm siyasi parti Grup Başkanlıklarına aşağıdaki hususların
iletilmesi ve bu konunun Komisyonumuzca da ele alınarak, hassasiyetimizin dile getirilmesi
son derece önemlidir. Buna göre;

Gerekli kanuni değişiklikler yapılarak ölümlü maden kazalarına sebebiyet veren
şirketlerin ruhsatları askıya alınmalı,
183

Yapılan incelemeler ve soruşturmalar
sonucu kusurlu olduklarının ispatlanması
halinde ruhsatları iptal edilen şirketlerin yeniden maden iş kolunda çalışmaları kusur
durumlarına göre belli bir süre ya da tamamen yasaklanmalı,

Ayrıca, bu madenlerde hali hazırda kazaya sebep olan kurum kültüründen gelen,
geçmişteki çalışmaların içinde olmuş, oradaki güvenlik tedbirlerini yeterli görerek
kazaya sebebiyet veren ölümcül riskleri almış anlayışın hala işbaşında olduğu
aşikardır.

Bu nedenle, Soma’da ve diğer tüm madenlerde çalışması durdurulan madenlerin
işletmesine üniversitelerden, TKİ, Enerji Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı yetkililerinden, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinden oluşan idari
ve teknik bir kayyum heyetinin atanmalı, güvenliğin sağlanıp sağlanmadığı yeniden
üretime geçip geçilmeyeceği yetkilendirilecek bu kurul tarafından belirlenmelidir.
Gereğini arz ve teklif ederiz.
Özgür Özel
Manisa Milletvekili
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİNDE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ
ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA
Komisyonumuz bir aydır yoğun bir çalışma programı ile çok sayıda maden işçisi,
kurum ve kuruluş ile görüşmüş, çok sayıda uzmanı dinlemiştir.
Bugüne kadar yapılan toplantılarda da görüldüğü üzere, mevzuatımızda ciddi
eksiklikler bulunmaktadır. Halen yürürlükte olan yasalara göre yapılan denetimlerin de
aksadığı artık bilinen bir gerçektir.
184
Ayrıca geçtiğimiz hafta Komisyon olarak ziyaret ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı’nın
dahi “Kaza olduğunda bilgi almak için sorduğumda en güvenli madenin burası olduğu
söylendi. En güvenlisi bu ise diğerleri için de endişe ederim” dediği bir tabloda
Komisyonumuzun madenlerde alınması gerekli tedbirlerle ilgili bir öneri paketini Meclise
acilen sunması son derece önemlidir.
Buna göre; madenlerin güvenli hale gelmesi için alınması gereken tedbirler ve ilgili
mevzuatta yapılması gerekli düzenlemeler ile iş sağlığı ve güvenliği alanına yönelik gerekli
yasal düzenlemelerin Meclis kapanmadan hayata geçirilmesi için ilgili Bakanlıklara, Siyasi
Parti Gruplarına ve Meclis Başkanlığına derhal başvuruda bulunulmalı, gerekirse bu konuda
Komisyonumuz bünyesinde bir alt çalışma grubunun oluşturulması da sağlanmalıdır.
Gereğini arz ve teklif ederiz.
Özgür Özel
Manisa Milletvekili
185
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİNDE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ
ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA
Komisyonumuz yaklaşık bir aydır çalışmalarını sürdürmektedir. Aynı zamanda son bir
aydır hareket noktası Soma olan ve içinde Soma ile ilgili 17 madde bulunan torba yasanın
Plan ve Bütçe Komisyonunda, boyutu 100 maddeyi geçmekle beraber, görüşmeleri devam
etmektedir ve Plan ve Bütçe Komisyonu söz konusu kanunun görüşmelerinin sonuna
gelmiştir.
Soma’daki facia sonrası maden işçilerinin temsilcileri ilgili Bakanlar ve Başbakanla
görüşmüşler ve kendilerine 15 ayrı sözün verildiğine ilişkin kendi imzaları ile birlikte
sundukları dilekçeyi Plan Bütçe Komisyonuna sunmuşlardır. Söz konusu dilekçe Komisyonda
tutanak altındadır (Ek-1) ve tüm kamuoyu da bilmektedir.
Komisyonumuz tarafından, gerek Soma’daki çalışmalarında verdiği beyanatlar,
gerekse genel mutabakatımız gereği madencilere verilen sözlerin yerine getirilmesi hususunun
takip edilmesi için Plan ve Bütçe Komisyonuna tavsiye kararı niteliğinde bir yazı
gönderilmesinin ve Komisyon Başkanlık Divanı tarafından ilgili Komisyon nezdinde
takibinin yapılmasının karar bağlanmasını arz ve teklif ederiz
Özgür Özel
Manisa Milletvekili
186
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİNDE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ
ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA
Soma Kömür İşletmeleri AŞ tarafından Manisa’nın Soma İlçesi Eynez köyündeki
kömür madeninde 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen maden kazası ile ilgili Bilirkişi
Raporu 5 Eylül 2014 tarihinde bilirkişilerce tamamlanarak Savcılığa teslim edilmiş, rapor
18.09.2014 tarihinde dosyasına havale edilmiştir.
Çok sayıda kusur ve eksiği tespit ederek, faciayı ilgili mevzuat uyarınca da inceleyen
ve bugüne kadar hazırlanmış raporlarla birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapan Bilirkişi
Raporu facianın neden meydana geldiğine ilişkin önemli bulguları ortaya koymuştur.
Komisyonumuzun bundan sonraki çalışmalarına ışık tutması için söz konusu raporu
hazırlayan; Maden Bilirkişisi Prof. Dr. Ercüment Yalçın, Elektrik Bilirkişisi Prof. Dr. Eyüp
Akpınar, Maden Bilirkişisi Prof. Dr. Ahmet Hakan Onur, A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
Alpaslan Ertürk’ü davet ederek dinlemesi son derece yerinde olacaktır.
Komisyon uzmanlarımızın, konuyla ilgili bilim adamlarının, maden mühendislerinin
katıldığı bir toplantıda bilirkişiler ile birlikte kazanın ortaya çıkışana ilişkin senaryoların
irdelenmesi için bir toplantı tertip edilerek konu enine boyuna konuşulmalı ve raporu yazan
Bilirkişi heyetinin elinde bulunan bilimsel veri ve deliller üzerinden görüş alışverişi mutlaka
yapılmalıdır.
Söz konusu toplantının Komisyon gündemine alınarak bir an önce hayata geçirilmesi
gerektiğinin altını çizer, konunun karara bağlanması için gereğini arz ve teklif ederim.
Özgür Özel
Manisa Milletvekili
187
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİNDE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ
ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA
Komisyonumuzun 18.06.2014 tarihli kararında Amerika ve Avustralya’da yerinde
inceleme ve araştırma yapılması yönünde karar alınmış, ancak 16.07.2014 tarihinde bu karar
önce CHP grubunun, ardından da AKP grubunun ayrı ayrı inisiyatifleri ile uygulamaya
konulmamıştır.
O dönemde, Soma’daki facianın hassasiyeti göz önünde bulundurularak böyle bir acı
üzerinden yurtdışı ziyareti yapılmasının doğru olmadığını, illa yapılacaksa Komisyon
üyelerinin
masrafları
kendilerinin
karşılamaları
gerektiğini
belirtmiştim.
Nitekim,
Komisyonumuzun kurulduğu günden bu yana edindiği bilgi ve donanım ile, Komisyon
üyelerimiz de şu anda Amerika ve Avustralya’nın ülkemiz madenlerine benzememesi
nedeniyle uygun tercihler olmadığını görmektedir. Hatta komisyonumuzun dinlediği kişiler
tarafından da; seçilen bu iki ülkenin- Amerika ve Avustralya-maden yapısının Soma ile
uzaktan yakından alakasının olmadığı ortaya konulmuştur. Gerek bugüne kadar dinlediğimiz
uzmanlar, gerek edindiğimiz tecrübeler ile birlikte düşünüldüğünde şu anda bu ziyaretlerin
yapılmamasının bir eksiklik olmadığı ve kamu kaynakları açısından da o günlerde böyle bir
maliyete girilmemesinin yerinde olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Ancak, Komisyonumuzun hazırlayacağı raporu ve ülkemizin madencilik faaliyetleri
ile mevzuatına ışık tutacak çalışmalar açısından, Soma madenlerinin yapısına benzer ülkelerin
tespit edilerek, bunlardan 1 ya da 2’sine ziyaret yapılması ve özellikle bu ülkelerdeki iş
güvenliği tedbirlerinin yerinde incelenmesi faydalı olacaktır. Bu ziyaretlerin konu hakkında
akademik eğitimi ve bilgisi olmayan Komisyon üyeleri yerine, Komisyonumuz uzmanları ile
maden mühendisleri ve iş güvenliği uzmanları tarafından yapılması ise son derece önemlidir.
Bu nedenle, bu çerçevede yapılacak bir ziyaret için Komisyon uzmanlarının önerisi ile ziyaret
edilecek ülkelerin tespit edilmesi, Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden maden
mühendislerinin, şu anda kamu ya da özel sektörde aidiyeti olmayan ancak geçmişte sektörde
çalışmış ehil kişilerin ve uzmanların isimlerinin belirlenerek ziyaret için 17 kişilik bir
uzmanlar heyetinin oluşturulması ve böyle bir ziyaretin yapılması için çalışmalara başlanması
yerinde olacaktır. Ziyareti gerçekleştirecek heyette yer alacak uzman kişilerin tespitinin ise,
her siyasi parti grubunun önereceği isimlerden eşit sayıda seçilmesi ve kendisinin maden
188
mühendisi olması sebebiyle heyete Komisyon Başkanı Sayın Ali Rıza Alaboyun’un başkanlık
etmesi uygun olacaktır.
Ülkemiz madenlerinin yapısına benzer ülkelerin tespit edilerek, bir uzmanlar heyetinin
bu ülkelere ziyarette bulunması ve söz konusu ülkelerde madencilik faaliyetleri ile mevzuat
düzeyinde incelemeler yapılması hususunu bilgilerinize sunar, konunun karara bağlanması
için gereğini arz ve teklif ederim.
Özgür Özel
Manisa Milletvekili
189
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİNDE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ
ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA
Komisyonumuzun 25-27 Eylül 2014 tarihlerinde Soma Kömürleri AŞ Eynez ocağına
yaptığı ziyarette kazanın olduğu bölgeye gidilmemiş, ancak 150 metre ilerisine kadar
ilerlenebilmiştir. Eynez ocağına gittiğimizde burada bir barajlama yapıldığı söylenmiş ve daha
ilerisine ise izin verilmemiştir. Ancak, 1 ay içinde kazanın yaşandığı yere de ulaşılarak
oralarda da gerekli onarım işlerinin yapılacağı ve dolayısıyla kazaya ait bilgi ve bulguların
ortadan kaldırılacağı açıktır.
Bu nedenle, özelikle Eynez ocağında kazanın olduğu bölgede yanmış kamalar
değiştirilmeden, tahkimatlar ortadan kaldırılmadan ve bazı bulgular kaybolmadan,
Komisyonumuzun uzmanlarla birlikte burayı incelemesi son derece önemlidir.
Bilirkişi heyetinin dinlenerek kazanın oluş şeklinin heyetle birlikte tartışılmasına
ilişkin önerimiz de düşünüldüğünde, kazanın olduğu bölgenin, bilirkişi heyetinin
Komisyonumuzca dinlenmesinin ardından mutlaka görülmesi gerektiği hususunu bilgilerinize
sunar, konunun karara bağlanması için gereğini arz ve teklif ederim.
Özgür Özel
Manisa Milletvekili
190
12 Eylül 2014
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİNDE BAŞTA 13 MAYIS 2014 TARİHİNDE OLMAK
ÜZERE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ ARAŞTIRILARAK BU
SEKTÖRDE ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA
Komisyon olarak Soma’da yaptığımız incelemelerde şartlar uygun olmadığı için
kazanın meydana geldiği maden ocağına girememiş, dolayısıyla madeni görememiştik. Daha
sonra ocakta bilirkişiler ve adli makamlar incelemede bulunmuştu.
Kazanın meydana geldiği Eynez ocağı ile iş güvenliği tedbirlerinin eksiksiz alındığı
gerekçesiyle faaliyetine izin verilen Işıklar ocağını komisyon üyeleri olarak yerinde görmemiz
gerekmektedir. Sadece başkalarından dan alınan bilgilerle sağlıklı bir rapor yazılamayacağı
açıktır. Bu nedenle komisyonumuzun 25-27 Eylül 2014 tarihlerinde Soma’da yapacağı
inceleme programına, Eynez ocağı ile aynı şirkete ait olan Işıklar ocağının alınmasının
çalışmalarımız açısından yararlı olacağı düşünülmektedir.
Çalışma programının öneriler doğrultusunda yeniden düzenlenmesi hususunda
gereğini arz ederim.
Hasan ÖREN
Manisa Milletvekili
Komisyon Üyesi
191
192
MANİSA'NIN SOMA İLÇESİNDE BAŞTA 13 MAYIS 2014 TARİHİNDE OLMAK
ÜZERE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ ARAŞTIRILARAK BU
SEKTÖRDE ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA
06/11/2014
Karaman ili Ermenek ilçesindeki bir özel madende yaşanan facia sonrasında oluşan su
baskınının nedenleri, maden sahasındaki üretim yapısı, bölgenin jeolojik durumu ve çalışma
şartları, denetim süreçleri, ilgili firmanın Türkiye geneli ve Soma özelindeki faaliyetleri,
kurtarma çalışmaları, bölge genelindeki iş sağlığı ve işçi güvenliği konusunda kamuoyunda
yaşanan tartışmalar ve madenci yakınlarımızın kaygılı bekleyişleri ile talepleri sürmektedir.
Üyesi bulunduğumuz Araştırma Komisyonunun, ülkemiz genelinde işletilen
madenlerdeki karşılaştırmalı üretim yöntemlerine, özellikle eski tip üretim usullerinin
geleceğine, ihale usullerine ve çalışma koşullarında yaşanan sorunlara, kazaların önlenmesine
dair yapısal, teknik çözüm önerileri ile tedbirleri de gündemine aldığı rapor yazım aşamasında
yaşadığımız Ermenek maden faciasının uzman görüşleri, ilgili kamu kurum kuruluşlar ile
meslek
odalarının
katılacağı
Meclis
Araştırma
Komisyonu
toplantısı
suretiyle
değerlendirilmesi, bu toplantı sonucunda belirecek görüş ve olası kararların Komisyon
çalışmalarında dikkate alınması amacıyla, Komisyonun 11 ya da 12 Kasım 2014 tarihinde
özel gündemle toplanmasını öneriyoruz.
Saygılarımızla arz ederiz.
Özgür ÖZEL
Hasan ÖREN
Sakine ÖZ
Manisa Milletvekili
Manisa Milletvekili
Manisa Milletvekili
193
Namık HAVUTÇA
Balıkesir Milletvekili
194
EK-2 SOMA MADEN FACİASI ÖNCESİ VE SONRASINDA, KOMİSYON ÜYESİ
CHP MİLLETVEKİLLERİ TARAFINDAN MADENCİLİK ALANINDA VERİLMİŞ
SORU VE ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ
195
EK-2 SOMA MADEN FACİASI ÖNCESİ VE SONRASINDA,
KOMİSYON ÜYESİ CHP MİLLETVEKİLLERİ TARAFINDAN MADENCİLİK ALANINDA VERİLMİŞ
SORU VE ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ
ÖNERGE
TARİH
ESAS
SAHİBİ
SIRASINA
NO.
ÖNERGENİN KONUSU
ÖNERGENİN
ÖNERGENİN
LİNKİ
DURUMU,
GÖRE
VARSA GELEN
ÖNERGE
YANITININ LİNKİ
(eskiden
yeniye)
Özgür ÖZEL
02/02/2012
10/516
Manisa'da yapılacak olan nikel madeni http://www2.tbmm.gov.tr/d
Manisa
işletmesinin neden olacağı olası sorunların 24/10/10-80047gen.pdf
Milletvekili
araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi
amacıyla
bir
İşlemde.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önerge
Sakine ÖZ
20/11/2012
10/937
Soma'da
yaşanan
maden
kazalarının http://www2.tbmm.gov.tr/d
Manisa
nedenlerinin araştırılarak alınması gereken 24/10/10-156142gen.pdf
Milletvekili
önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
196
Kabul edildi.
20/05/2014
araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
http://www.tbmm.gov.
tr/develop/owa/komisy
on_tutanaklari.tutanakl
ar?pKomKod=1011
CHP
23/10/2013
10/938
CHP
Manisa
Milletvekili
Milletvekilleri
Milletvekilleri
tarafından
verilen
ve
49 http://www2.tbmm.gov.tr/d
ortak 24/10/10-252460gen.pdf
araştırma önergesidir. Manisa'nın Soma
Kabul edildi.
20/05/2014
ilçesindeki maden ocaklarında meydana
http://www.tbmm.gov.
gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin
tr/develop/owa/komisy
sorumluları ile nedenlerinin araştırılarak
on_tutanaklari.tutanakl
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
ar?pKomKod=1011
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkindir.
Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen
http://www2.tbmm.gov.tr/d
Manisa
maden kazasının ilçe ekonomisine
24/10/10-307629gen.pdf
Milletvekili
etkilerinin araştırılması ve ilçe esnafının
Hasan ÖREN
20/05/2014
197
Kabul edildi.
20/05/2014
kredi borçlarının faizsiz olarak
ertelenmesinin yollarının belirlenmesi
http://www.tbmm.gov.
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
tr/develop/owa/komisy
ilişkin araştırma önergesi.
on_tutanaklari.tutanakl
ar?pKomKod=1011
Sakine ÖZ
23/05/2014
10/
Manisa'nın
Soma
ilçesindeki
maden http://www2.tbmm.gov.tr/d
İşlemde.
Manisa
kazasında yaşamını yitirenlerin aileleri ile 24/10/10-308996gen.pdf
Milletvekili
bu kazadan sağ olarak kurtulanların yaşadığı
Önerge, mevcut Soma
travmanın
Komisyonundan
etkilerinin
tüm
boyutlarıyla
araştırılarak alınması gereken önlemlerin
bağımsız
belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
sadece
açılmasına ilişkin önergesi.
odaklanması için bir
olarak,
bu
soruna
komisyon kurulmasını
istemektedir.
Kurulda
Genel
görüşülmüş,
ancak AKP oylarıyla
öncelikli
gündeme
alınması
reddedilmiştir.
198
CHP Manisa Milletvekili Sakine ÖZ’ün Soru Önergeleri
TARİH
ESAS
SIRASINA
NO.
ÖNERGENİN KONUSU
ÖNERGENİN
ÖNERGENİN
LİNKİ
DURUMU,
GÖRE
VARSA GELEN
ÖNERGE
YANITININ LİNKİ
(eskiden
yeniye)
21/01/2013
7/16921
TKİ Ege Linyit İşletmelerinin Manisa’daki
http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
faaliyetlerine ilişkin
24/7/7-16921s.pdf
v.tr/d24/7/716921c.pdf
03/06/2013
7/25522
Soma’da maden sahasına yakın yerleşim
http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
alanlarında oluşan derin çatlak ve yarıklara
24/7/7-25522s.pdf
v.tr/d24/7/7-
ilişkin
13/07/2013
7/28831
25522sgc.pdf
Soma Holding maden ocağında düzenlenen
http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
iftar programında, Bakan Taner Çelik ve
24/7/7-28831s.pdf
v.tr/d24/7/7-
Can Gürkan için madende zorla bekletilen
28831c.pdf
işçilere ilişkin
23/10/2013
7/33224
Soma-Uyar Madencilik kömür madeninin
199
http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
denetimine ilişkin
24/7/7-33224s.pdf
v.tr/d24/7/733224c.pdf
13/11/2013
7/34398
Soma-Uyar Madencilik sahasında yaşanan iş http://www2.tbmm.gov.tr/d
kazası sonrasında yürütülen soruşturmaya
24/7/7-34398s.pdf
ilişkin
04/12/2013
06/01/2014
7/35515
7/37199
http://www2.tbmm.go
v.tr/d24/7/734398c.pdf
Soma-Işıklar mevkiinde iş kazası sonucu
http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
vefat eden Mustafa Asal’ın ihmal sonucu
24/7/7-35515s.pdf
v.tr/d24/7/7-
ölümüne ilişkin
35515sgc.pdf
Soma-Uyar maden şirketinin hukuka aykırı http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
biçimde çalışmalarına son verdiği maden 24/7/7-37199s.pdf
v.tr/d24/7/7-
sahasında
37199c.pdf
çalışan
işçilerin
yaşadıkları
mağduriyetlere ilişkin
03/03/2014
7/40472
Soma-Uyar Madencilik Darkale Madeninin http://www2.tbmm.gov.tr/d
yol açtığı olumsuzluklara ilişkin
24/7/7-40472s.pdf
Süresi İçinde
Cevaplandırılmadığınd
an Gelen Kağıtlarda
Yayımlandı
15/04/2014
7/42399
Manisa'nın Soma ilçesinde yapımı planlanan http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
yeni hastaneye ilişkin
v.tr/d24/7/7-
24/7/7-42399s.pdf
200
42399sgc.pdf
18/06/2014
7/46283
Soma'daki
yitiren
maden
faciasında
madencilerin
ailelerinin
yaşamını http://www2.tbmm.gov.tr/d
sosyal 24/7/7-46283s.pdf
güvencelerinin sürmesi adına yürütülmekte
7/47258
Cevaplandırılmadığınd
an Gelen Kağıtlarda
olan çalışmalara ilişkin
01/07/2014
Süresi İçinde
Yayımlandı
Madenlerde meydana gelen iş kazalarının http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
ardından açılan tazminat davalarına ve 24/7/7-47258s.pdf
v.tr/d24/7/7-
tehlikeli işkollarında iş kazası sigortasının
47258c.pdf
zorunlu hale getirilmesine ilişkin
01/08/2014
7/49496
Soma faciası sonrası sağlanacağı açıklanan http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
KOSGEB kredilerine ilişkin
v.tr/d24/7/7-
24/7/7-49496s.pdf
49496c.pdf
01/08/2014
7/49499
Soma maden kazası sonrası iş sağlığı ve http://www2.tbmm.gov.tr/d
http://www2.tbmm.go
güvenliği önlemlerine ilişkin
v.tr/d24/7/7-
24/7/7-49499s.pdf
49499c.pdf
01/08/2014
7/49511
Soma Holding’e bağlı bir şirketin, Soma http://www2.tbmm.gov.tr/d
201
http://www2.tbmm.go
faciasından sonra Amasya'nın Merzifon ve 24/7/7-49511s.pdf
v.tr/d24/7/7-
Suluova ilçelerinde termik santral yapım
49511c.pdf
http://www2.tbmm.gov.tr/d
projesine ilişkin
24/7/7-49505s.pdf
http://www2.tbmm.go
v.tr/d24/7/749505sgc.pdf
04/08/2014
7/49984
Soma'da kurulacak olan yeni hastane ve http://www2.tbmm.gov.tr/d
Süresi
İçinde
madenciler için yanık tedavi merkezine 24/7/7-49984s.pdf
Cevaplandırılmadığınd
ilişkin
an Gelen Kağıtlarda
Yayımlandı
14/08/2014
7/50340
Ülkemizdeki maden ocaklarında düzenli ve http://www2.tbmm.gov.tr/d
Cevaplandı
günlük jeoteknik parametrelerin toplanıp 24/7/7-50340s.pdf
http://www2.tbmm.go
toplanmadığına ilişkin
v.tr/d24/7/750340c.pdf
19/08/2014
7/50546
Soma'da
yaşanan
maden
kazasında http://www2.tbmm.gov.tr/d
Süresi Geçtikten Sonra
alınmadığı iddia edilen güvenlik önlemlerine 24/7/7-50546s.pdf
Cevaplandırıldı
ilişkin
http://www.tbmm.gov.
tr/develop/owa/yazili_
202
sozlu_soru_sd.onerge_
bilgileri?kanunlar_sira
_no=164083
04/09/2014
7/51376
Manisa'nın
Soma
ilçesinde
madende http://www2.tbmm.gov.tr/d
hayatını kaybeden bir madenciye ve bu 24/7/7-51376s.pdf
madenin denetimine ilişkin
Süresi İçinde
Cevaplandırılmadığınd
an Gelen Kağıtlarda
Yayımlandı
11/09/2014
7/51689
Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen http://www2.tbmm.gov.tr/d
Süresi Geçtikten Sonra
maden kazası öncesi madeni denetleyen 24/7/7-51689s.pdf
Cevaplandırıldı
müfettişlere yönelik soruşturma açılmasına
http://www.tbmm.gov.
izin verilmediği iddiasına ilişkin
tr/develop/owa/yazili_
sozlu_soru_sd.onerge_
bilgileri?kanunlar_sira
_no=165648
27/10/2014
7/54595
Soma'da
Dereköy
Kömür
Torbalama http://www2.tbmm.gov.tr/d
Tesislerinde çalışan taşeron işçilerin çalışma 24/7/7-54595s.pdf
şartlarına
dair
iddiaların
ilişkin
203
incelenmesine
İşlemde
05/11/2014
7/55043
Bir mühendisin Ermenek ve Soma'daki http://www2.tbmm.gov.tr/d
7/55086
madenlerin kapatılmaması yönünde ricacı 24/7/7-55218s.pdf
İşlemde
olup olmadığına, siyasi, mesleki ve ticari
durumuna ilişkin; kapatılan ve durdurulan http://www2.tbmm.gov.tr/d
24/7/7-55043s.pdf
maden sayısına ilişkin veriler.
10/11/2014
7/55654
Soma'daki maden kazasından önce ve sonra
kapatılan
madenlere
ve
İşlemde
kapatma http://www2.tbmm.gov.tr/d
gerekçelerine ilişkin
24/7/7-55654s.pdf
http://www2.tbmm.gov.tr/d
24/7/7-55627s.pdf
26/11/2014
Soma AŞ’nin TKİ’den 10 Milyon TL
hakedişi olduğuna dair şirket iddiasına
ilişkin
204
İşlemde
CHP Manisa Milletvekili Hasan ÖREN’in Soru Önergeleri
TARİH
ÖNERGENİN
SIRASINA
ESAS
GÖRE ÖNERGE
NO.
ÖNERGENİN KONUSU
ÖNERGENİN
DURUMU,
LİNKİ
VARSA GELEN
(eskiden yeniye)
13.11 2012
YANITININ LİNKİ
7/12581
2003-2012 yılları arasındaki iş kazalarına ve iş
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
güvenliği alanındaki çalışmalara ilişkin yazılı soru
7-12581sgc.pdf
Cevaplandırıldı
önergesi
16.05.2014
16.05.2014
7/44198
7/44199
7/44259
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'nin yıllık üretim
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
miktarına ilişkin yazılı soru önergesi
7-44199c.pdf
Soma Kömürleri A.Ş.’de çalışan işçi sayılarına
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
ilişkin yazılı soru önergesi
7-44198c.pdf
Soma'daki maden kazasında hayatını kaybeden
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
işçilerin bankalara olan borçlarına ilişkin yazılı
7-44259s.pdf
Cevaplandırıldı
Cevaplandırıldı
Cevaplanmadı
soru önergesi
21.05.2014
7/44315
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'ye ait maden
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
ocaklarında gerçekleştirilen denetimlere ilişkin
7-44315s.pdf
yazılı soru önergesi
205
Cevaplandırıldı
22.05.2014
7/44489
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'ye ait bir maden
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
ocağında gerçekleştirilen denetimlere ve bu
7-44489s.pdf
Cevaplandırıldı
denetimlerin sonuçlarına ilişkin yazılı soru
önergesi
22.05.2014
7/44490
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'ye ait bir maden
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
ocağında gerçekleştirilen denetimlere ve bu
7-44490s.pdf
Cevaplandırıldı
denetimlerin sonuçlarına ilişkin yazılı soru
önergesi
22.05.2014
7/44491
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'ye ait bir maden
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
ocağında gerçekleştirilen denetimlere ve bu
7-44491s.pdf
Cevaplandırıldı
denetimlerin sonuçlarına ilişkin
28.05.2014
28.05.2014
7/44864
7/45081
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'de çalışan işçilerden
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
sendikalı olanlara ilişkin yazılı soru önergesi
7-44864s.pdf
Soma'daki maden ocağında bulunan gaz
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Cevaplandırıldı
Cevaplandırıldı
maskelerinin son kullanım tarihinin geçmiş olduğu 7-45081s.pdf
iddialarına ilişkin yazılı soru önergesi
28.05.2014
7/45883
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'nin Türkiye Kömür
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
İşletmeleri ile olan sözleşmesinin durumuna
7-44883c.pdf
Cevaplandırıldı
ilişkin yazılı soru önergesi
29.05.2014
7/45516
Soma maden kazasıyla ilgili Cumhurbaşkanı'ndan
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
bilgi saklandığı iddialarına ilişkin yazılı soru
7-45516c.pdf
206
Cevaplandırıldı
önergesi
04.06.2014
11.06.2014
7/45403
7/45702
Manisa valisi ve emniyet müdürünün merkeze
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
çekilmesinin sebebine ilişkin yazılı soru önergesi
7-45403s.pdf
Soma'daki maden kazasından sonra işbaşı
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
yapmayan işçilerin bazı haklarına ilişkin yazılı
7-45702s.pdf
Cevaplanmadı
Cevaplanmadı
soru önergesi
11.06.2014
01.07.2014
7/45703
7/47275
Soma maden kazasıyla ilgili toplanan yardımlara
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
ilişkin yazılı soru önergesi
7-45703s.pdf
Eynez kömür ocağında 2004 yılında çalışan işçi
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
sayısı ve yıllık üretim miktarı ile kömür ocağını
7-47275s.pdf
Cevaplanmadı
Cevaplandırıldı
işleten firma tarafından yapılan yatırımlara ilişkin
yazılı soru önergesi
07.07.2014
08.07.2014
7/47755
7/47833
7/51674
Soma esnafının sorunlarına ve mali desteklere
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
ilişkin
7-47755s.pdf
Soma'daki esnafın sorunlarına ilişkin yazılı soru
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
önergesi
7-47833s.pdf
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
yargılama izni vermediği bir kararına savcılıkça
7-51674s.pdf
itiraz edilip edilmediğine ilişkin yazılı soru
önergesi
207
Cevaplanmadı
Cevaplandırıldı
Cevaplanmadı
7/51694
Maden ocağındaki iş güvenliği tedbirlerine ve
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
maden ocaklarında ölümlü iş kazalarının
7-51694s.pdf
Cevaplandırıldı
önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin yazılı soru
önergesi
7/51695
Haklarında yargılama izni istenen personele ve
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Bakanlıkça verilen yargılama izinlerine ilişkin
7-51695s.pdf
yazılı soru önergesi
208
Cevaplandırıldı
CHP Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL’in Soru Önergeleri
TARİH
ÖNERGENİN
SIRASINA
ESAS
GÖRE ÖNERGE
NO.
ÖNERGENİN KONUSU
ÖNERGENİN
DURUMU,
LİNKİ
VARSA GELEN
(eskiden yeniye)
14/11/2012
YANITININ LİNKİ
7/12590
Manisa’nın Soma ilçesi Darkale köyünde faaliyet
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi Geçtikten Sonra
7-12590s.pdf
Cevaplandırıldı
gösteren özel şirkete ait kömür madeninde kısa
aralıklarla meydana gelen ölüm ve yaralanmalara
http://www2.tbmm.gov.tr/
sebep olan 3 farklı yangına ilişkin soru önergesi
20/02/2013
7/18675
d24/7/7-12590sgc.pdf
Ege Linyit İşletmeleri tarafından üretilen kömürün
http://www.tbmm.gov.tr/develo
http://www2.tbmm.gov.tr/
yeterli olmadığı iddialarına ilişkin
p/owa/yazili_sozlu_soru_sd.one
d24/7/7-18675c.pdf
rge_bilgileri?kanunlar_sira_no=
122412
01/04/2013
7/21027
Manisa'nın Soma ilçesindeki Darkale köyünde
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
faaliyet gösteren kömür madeni ile ilgili yapılan
7-21027s.pdf
kontrol ve incelemelere ilişkin soru önergesi
209
Süresi Geçtikten Sonra
Cevaplandırıldı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-21027sgc.pdf
05/06/2014
7/45387
Afşin-Elbistan B Termik Santraline kömür temin
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/ http://www2.tbmm.gov.tr/
edilen Çöllolar Kömür Havzasında meydana gelen
7-45387s.pdf
d24/7/7-45387c.pdf
göçük sonucunda 11 maden işçisinin ölümü ve
aradan geçen 2 yıla rağmen ölen 9 işçinin göçük
altından çıkarılamamasına ilişkin soru önergesi
05/06/2014
7 / 45428
Soma'da yaşanan kaza ile ilgili düzenlenen
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
protesto ve anma gibi etkinliklere katılan kamu
7-45428s.pdf
Yayımlandı
önergesi
7/45468
Soma'da yaşanan kaza ile ilgili düzenlenen
protesto ve anma gibi etkinliklere katılan milli
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi İçinde
7-45468s.pdf
Cevaplandırılmadığından
Gelen Kağıtlarda
eğitim personeli hakkında soruşturma başlatıldığı
Yayımlandı
iddiasına ilişkin soru önergesi
12/06/2014
7/45914
Cevaplandırılmadığından
Gelen Kağıtlarda
personeli hakkında yapılan işlemlere ilişkin soru
05/06/2014
Süresi İçinde
Soma Holding bünyesinde faaliyet gösteren
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi Geçtikten Sonra
Minsan Madencilik A.Ş tarafından Mersin'de
7-45914s.pdf
Cevaplandırıldı
işletilen krom madenine ilişkin soru önergesi
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-45914sgc.pdf
12/06/2014
7/46032
Soma Holding bünyesinde faaliyet gösteren
210
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi Geçtikten Sonra
Minsan Madencilik A.Ş‘nin vergi kaçırdığı
7-46032s.pdf
iddialarına ilişkin soru önergesi
Cevaplandırıldı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-46032sgc.pdf
20/06/2014
7/46595
Zonguldak'ta TTK'ya ait bir maden ocağında
Soma için bir günlük iş bırakan işçilerin
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
7-46595s.pdf
yevmiyelerinden kesinti yapılmasına ilişkin soru
7/46596
Türkiye genelinde ve Manisa ili özelinde taş ve
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
mermer ocakları ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin
7-46596s.pdf
soru önergesi
26/06/2014
7/46981
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-46595c.pdf
önergesi
20/06/2014
Cevaplandı
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-46596c.pdf
Darkale Maden Ocağının kapatılmasıyla mağdur
olan işçilerin durumlarına ilişkin soru önergesi
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
7-46981s.pdf
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-46981c.pdf
03/07/2014
7/47404
Bazı hükümet yetkililerinin Soma'daki facia
sonrası madenciler için konut yapılacağı
yönündeki açıklamalarına ilişkin soru önergesi
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi İçinde
7-47404s.pdf
Cevaplandırılmadığından
Gelen Kağıtlarda
Yayımlandı
211
03/07/2014
7/47405
Soma Maden Faciası sonrası AFAD tarafından
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi İçinde
düzenlenen yardım kampanyasına ilişkin soru
7-47405s.pdf
Cevaplandırılmadığından
Gelen Kağıtlarda
önergesi
Yayımlandı
07/07/2014
7/47788
Manisa'nın Soma ilçesindeki İmbat A.Ş tarafından
işletilen maden ocağında işçilere baskı yapıldığı
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi İçinde
7-47788s.pdf
Cevaplandırılmadığından
iddiasına ve ocağa yönelik denetimlere ilişkin soru
Gelen Kağıtlarda
önergesi
15/07/2014
7/48343
Yayımlandı
Koza Altın İşletmesi Çukuralan Altın Madeninin
çevre izin ve lisans belgesi olmadan üç yıl
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
7-48343s.pdf
boyunca çalıştırılmasına ilişkin soru önergesi
21/07/2014
7/48733
7/49763
Bakanlık tarafından Soma Kömür İşletmeleri
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Eynez Ocağında kazanın meydana geldiği gün
7-48733s.pdf
Soma maden kazasında alınan tedbirlere ilişkin
soru önergesi
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-48733c.pdf
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
7-49763s.pdf
212
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-48343c.pdf
yapılan denetime ilişkin soru önergesi
01/08/2014
Cevaplandı
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-49763c.pdf
07/08/2014
7/49773
18/07/2014 tarihinde Söke’de faaliyet gösteren
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Ege Uyarlar madeninde meydana gelen ölüm ve
7-49773s.pdf
İşlemde
yaralanmayla sonuçlanan maden kazasına ilişkin
soru önergesi
07/08/2014
7/49944
Soma'da meydana gelen kaza sonrasında firmanın
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
işçilere eksik maaş ödediği iddiasına ilişkin soru
7-49944s.pdf
önergesi
13/08/2014
7 / 50149
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-49944c.pdf
Soma faciası ile ilgili olarak AFAD'ın hazırladığı
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi İçinde
sağ kurtulanlar ve kurtarma ekibinde olanlara dair
7-50149s.pdf
Cevaplandırılmadığından
listelere ilişkin soru önergesi
Gelen Kağıtlarda
Yayımlandı
13/08/2014
7 / 50150
Soma faciasında ilk müdahale, kurtarma ve kriz
yönetimine ilişkin soru önergesi
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi İçinde
7-50150s.pdf
Cevaplandırılmadığından
Gelen Kağıtlarda
Yayımlandı
14/08/2014
7/50339
Kapalı maden ocaklarının sayısına, kaçak kömür
üretimine ve alınan önlemlere ilişkin soru önergesi
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
7-50339s.pdf
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-50339c.pdf
213
25/08/2014
7/51030
Maden İşleri Genel Müdürlüğü müfettişlerinin
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Soma'da Soma Kömür İşletmeleri AŞ sahibiyle
7-51030s.pdf
buluştukları iddiasına ilişkin soru önergesi
01/09/2014
7/50492
Soma'da meydana gelen maden kazası hakkında
verilen yazılı soru önergelerine Bakanlıklar
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
7-50492s.pdf
Soma'da yaşanan maden kazasında hazırlanan
bilirkişi raporuna ve giderilen eksikliklere ilişkin
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-50492c.pdf
önergesi
7 / 51251
http://www2.tbmm.gov.tr/
d24/7/7-51030c.pdf
tarafından cevap verilip verilmediğine ilişkin soru
01/09/2014
Cevaplandı
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
7-51251s.pdf
soru önergesi
Cevaplandı
http://www.tbmm.gov.tr/d
evelop/owa/yazili_sozlu_
soru_sd.onerge_bilgileri?
kanunlar_sira_no=165051
12/09/2014
7/51691
Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden
kazası öncesi madeni denetleyen müfettişlere
yönelik soruşturma açılmasına izin verilmediği
iddiasına ilişkin soru önergesi
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi Geçtikten Sonra
7-51691s.pdf
Cevaplandırıldı
http://www.tbmm.gov.tr/d
evelop/owa/yazili_sozlu_
soru_sd.onerge_bilgileri?
kanunlar_sira_no=165650
214
17/09/2014
7/51894
Soma'da meydana gelen maden kazasına dair
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
hazırlanan bilirkişi raporunun savcılığa intikal
7-51894s.pdf
İşlemde
edip etmediğine ilişkin soru önergesi
24/09/2014
7 / 52499
Soma'da hayatını kaybeden madencilerin
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
yakınlarının üç günlük bir eğitimle başka bir
7-52499s.pdf
İşlemde
işletmede işe alınacağı iddialarına ilişkin soru
önergesi
02/10/2014
7/52970
Soma Maden Faciası ile ilgili bakanlık
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
Süresi Geçtikten Sonra
bürokratlarınca hazırlanan ön inceleme raporuna
7-52970s.pdf
Cevaplandırıldı
http://www.tbmm.gov.tr/d
ilişkin soru önergesi
evelop/owa/yazili_sozlu_
soru_sd.onerge_bilgileri?
kanunlar_sira_no=167042
04/11/2014
7/54772
Karaman'ın Ermenek ilçesinde maden kazasının
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
meydana geldiği ocağın planına ve terk edilmiş
7-54772s.pdf
İşlemde
maden ocaklarına ilişkin soru önergesi
10/11/2014
7/55579
Maden ruhsat işlemlerinin Başbakanlığa
http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
bağlanmasının ardından maden işletmeleri için bir
7-55579s.pdf
havuz oluşturulduğuna dair iddialara ve ruhsat
215
İşlemde
verilen maden işletmelerine ilişkin soru önergesi
10/11/2014
7/55653
Soma'daki maden faciasına dair bilirkişi raporunda http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/
kusurlu bulunan müfettişler ve bürokratlar
hakkında soruşturma izni verilip verilmediğine
ilişkin soru önergesi
216
7-55653s.pdf
İşlemde
EK-3: SOMA MADEN FACİASI KAPSAMINDA KOMİSYON ÜYESİ CHP
MİLLETVEKİLLERİ TARAFINDAN VERİLMİŞ KANUN TEKLİFLERİ
217
SOMA MADEN FACİASI KAPSAMINDA
KOMİSYON ÜYESİ CHP MİLLETVEKİLLERİ TARAFINDAN VERİLMİŞ KANUN TEKLİFLERİ
KANUN
TEKLİF
TEKLİFİN
TEKLİFİN ÖZETİ
KANUN
TEKLİFİ İLK
TARİHİ ve
BAŞLIĞI/AD
TEKLİFİNİN
İMZA SAHİBİ
ESAS
I
SON
NUMARASI
TEKLİF METNİ
DURUMU
4857 Sayılı İş
Teklif ile, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Komisyonda
http://www2.tbmm.gov.
Manisa
Kanununda
Kanununda değişiklik yapılması suretiyle iş
tr/d24/2/2-0086.pdf
Milletvekili
Değişiklik
kazası veya meslek hastalığı sonucunda hayatını
Yapılması
kaybeden ya da çalışamayacak durumda malul
Hakkında
olan
Kanun Teklifi
istihdam edilmesi öngörülmektedir.
5510 Sayılı
Teklif ile; Somada meydana gelen maden
Sosyal
kazasında ve iş kazalarında hayatını kaybeden
Sigortalar ve
işçilerimizin yakınlarına sigortalılık sürelerine ve
Genel Sağlık
bildirilmiş prim sürelerine bakılmaksızın ölüm
Sigortası
aylığı bağlanması öngörülmektedir.
Hasan Ören
2/86
2/2146
işçilerin
bazı
218
yakınlarının
işverence
Kanunlaştı
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2146.pdf
Kanununda
Değişiklik
Yapılması
Hakkında
Kanun Teklifi
2/2158
2330 Sayılı
Teklif ile Soma' da meydana gelen maden
Nakdi
kazasında vefat edenlerin şehit sayılarak Nakdi
Tazminat ve
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun
Aylık
ile sağlanan bütün haklardan yararlandırılması
Bağlanması
öngörülmektedir.
Hakkında
Kanununda
Değişiklik
219
Kanunlaştı
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2158.pdf
Yapılması
Hakkında
Kanun Teklifi
2/2177
4857 Sayılı İş
Teklif ile madencilik sektöründe yer altında
Kanununda
çalışan işçilerin ücretinin asgari ücretin üç
Değişiklik
katından az olmaması öngörülmektedir.
Komisyonda
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2177.pdf
Yapılması
Hakkında
Kanun Teklifi
2/2187
5510 Sayılı
Teklif ile prim gün sayısını dolduran maden
Sosyal
işçilerinin emekliliğinde yaş koşulunun
Sigortalar ve
kaldırılması öngörülmektedir.
Kanunlaştı
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2187.pdf
Genel Sağlık
Sigortası
Kanununda
Değişiklik
Yapılması
Hakkında
Kanun Teklifi
2/2188
4857 Sayılı İş
Teklif ile, yeraltı işyerlerinde çalışan işçilerin
Kanununda
yıllık ücretli izin sürelerinin dört gün artırılması;
220
Komisyonda
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2188.pdf
2/2189
Değişiklik
iş kazası veya meslek hastalığına yakalanma
Yapılması
sonucu ölen veya çalışamayacak durumda malul
Hakkında
olan işçinin ailesinden bir kişinin istihdam
Kanun Teklifi
edilmesi öngörülmektedir.
4857 Sayılı İş
Teklif ile yeraltında çalışan maden işçilerinin
Kanununda
sözleşmelerinin feshinin geçerli bir sebebe
Değişiklik
dayandırılması için kıdem şartının aranmaması
Yapılması
ve ücretlerinin asgari ücretin üç katından az
Hakkında
olmaması öngörülmektedir.
Komisyonda
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2189.pdf
Kanun Teklifi
2/2205
6331 Sayılı İş
Teklif ile, maden işyerlerinde iş güvenliği
Sağlığı ve
tedbirlerinin tam olarak alınması ve iş sağlığı ve
221
Komisyonda
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2205.pdf
Güvenliği
güvenliği şartlarını sağlamayan maden
Kanununda
işyerlerinde işin durdurulması öngörülmektedir.
Değişiklik
Yapılması
Hakkında
Kanun Teklifi
2/2445
Okullarda İş
Teklif ile; ilköğretim ve ortaöğretim
Sağlığı ve
kurumlarında iş sağlığı ve güvenliği bilincinin
Güvenliği
oluşturulması amacıyla 'iş sağlığı ve güvenliği'
Dersi
dersinin, zorunlu ders olarak okutulması
Okutulmasına
öngörülmektedir.
Dair Kanun
Teklifi
222
Komisyonda
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2445.pdf
Sakine ÖZ
30/05/2014
13 Mayıs 2014
Teklif ile Soma genelinde mağduriyet yaşayan 6552 Sayılı
http://www2.tbmm.gov.
Tarihinde,
vatandaşların
tr/d24/2/2-2192.pdf
genişletilmekte,
Manisa
Esas No.
Manisa İli
Milletvekili
2/2192
Soma İlçesinde görenlerin
ve
iş
kollarının
maden
kapsamı Yasa ile
faciasından
borçlarının
zarar Kanunlaştı
ertelenmesi,
Meydana
taksitlendirilmesi, mevcut borçlara ve takipteki
Gelen Maden
alacaklara hiçbir surette faiz işletilmemesi,
Faciasında
kullandırılacak kredilerde kolaylık sağlanması,
Zarar
vergi mükelleflerinin vergi ve sigorta borçlarına
Görenlere
ertelenme süresi içinde faiz, gecikme zammı ve
Sağlanacak
temerrüt faizi uygulanmaması, maden faciasında
Yardımlar
yaşamını
Hakkında
sahiplerinin 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve
Kanun Teklifi
Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamına
yitirenlerin
şehit
sayılarak
hak
alınması, bu kişilere Toplu Konut idaresi konutu
tahsis edilmesi ve ailelerinden birine kamuda
kadrolu iş olanağı sunulması, 13 Mayıs tarihinin
'Maden Emekçileri Yas Günü' kabul edilerek
bugünün maden sektöründe çalışanlara tam gün
tatil sayılması öngörülmektedir.
223
Özgür ÖZEL
28/05/2014
Manisa
Milletvekili
2/2176
Sosyal
Teklif ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu 6552 Sayılı
http://www2.tbmm.gov.
Sigortalar ve
ölen sigortalıların hak sahiplerine bağlanacak Yasa ile
tr/d24/2/2-2176.pdf
Genel Sağlık
olan
Sigortası
olmaması, Soma' da meydana gelen maden
Kanunu ile
kazasında hayatını kaybedenlerin yakınlarının
Bazı
2330
Kanunlarda
Bağlanması
Değişiklik
alınması, bu kişilere konut yardımı yapılması ve
ölüm
sayılı
gelirinin
Nakdi
Hakkında
224
ölüm
aylığından
Tazminat
Kanun
ve
az Kanunlaştı
Aylık
kapsamına
Yapılması
kamuda
istihdam
edilmesi,
kazadan
sağ
Hakkında
kurtulanların bankalardan oldukları kredilerin ve
Kanun Teklifi
kredi kartı borçlarının 1 yıl ertelenmesi ayrıca 13
Mayıs gününün 'Madencileri Anma ve Yas
Günü' ilan edilmesi amaçlanmaktadır.
Komisyonda
28/05/2014
2/2196
İş Kanunu ve
Teklif ile ağır ve tehlikeli işlerde 18 yaşını
Bazı
doldurmamış
Kanunlarda
yönelik idari para cezalarının artırılması ile İş
Değişiklik
Kanunu ve İş Sağlığı ve Güvenliği kapsamında
Yapılması
yasaklanan
Hakkında
işverenin idari para cezasının yanısıra bir yıldan
Kanun Teklifi
beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması
çocukları
hallerde
çalıştıran
çocuk
işçi
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2196.pdf
işverene
çalıştıran
öngörülmektedir.
04/07/2014
2/2297
Komisyonda
Soma Esnaf ve
Sanatkarlar
Teklif ile Soma Esnaf ve Sanatkarlar Kredi
Kredi Kefalet
Kefalet Kooperatifinin ortaklarına kullandırılan
Kooperatifinin
kredilerden ödenmediği için takibine başlanmış
Ortaklarına
kredi borçlarının faizsiz olarak yapılandırılması
Kullandırılan
ve ötelenmesi amaçlanmaktadır.
Kredilerin
225
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2297.pdf
Yeniden
Yapılandırılma
sı Hakkında
Kanun Teklifi
17/07/2014
2/2326
Komisyonda
Hukuk
Muhakemeleri
Teklif ile iş kazası sonucu zarara uğrayanlar ya
Kanununda
da ölenlerin hak sahipleri ile meslek hastalığı
Değişiklik
sonucu iş göremez hale gelenler ile hayatını
Yapılması
kaybedenlerin hak sahiplerinin ve iş akdi
Hakkında
feshedilen işçilerin belge ve delile gerek
Kanun Teklifi
olmaksızın adli yardım hakkından yararlanmaları
http://www2.tbmm.gov.
tr/d24/2/2-2326.pdf
amaçlanmaktadır.
24/09/2014
2/2394
Madencilerin
Bankalardan
Teklif ile; maden iş kolunda yeraltı, yerüstü ve Komisyonda
http://www2.tbmm.gov.
Kullandıkları
yan kuruluşlarda çalışan işçilerin bankalardan
tr/d24/2/2-2394.pdf
Kredilerin
kullandıkları kredilerden, ödenmemesi nedeniyle
Yeniden
takibine başlanmış kredi borçlarının bir yıl
226
Yapılandırılma
ödemesiz
iki
yıl
süreyle
faizsiz
olarak
sı Hakkında
yapılandırılması ve 01.11.2014 tarihi itibarıyla
Kanun Teklifi
kullandırılmış kredilerin günü gelmiş ya da
gelmemiş olan tüm taksitlerinin bir yıl süreyle
faizsiz olarak ötelenmesi, kredi borçlarının
ertelenmesi
ve
temerrüt
faizinde
indirime
gidilmesi, ertelenen borçlar için daha önce
başlatılmış bulunan yasal takip işlemlerinin
herhangi bir işleme gerek kalmaksızın erteleme
süresi sonuna kadar durdurulması, bu süre içinde
yeni
takip
başlatılamaması
ve
uygulanmış
hacizlerin yapılan ödemelere paralel olarak
kaldırılması öngörülmektedir.
Namık Havutça
03/06/2014
Balıkesir
Milletvekili
http://www.tbmm.gov.tr
Maden
Kanunu ile
Teklif ile işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri Komisyonda
/develop/owa/tasari_tekl
Esas No.
İşsizlik
alınana
süreyle
if_sd.onerge_bilgileri?k
2/2185
Sigortası
kapatılması ve bu süreçte de buralarda çalışan
anunlar_sira_no=15625
Kanununa
işçilerin
1
Geçici Birer
yararlandırılması amaçlanmaktadır.
kadar
madenlerin
İşsizlik
Madde
Eklenmesi
227
geçici
Sigortası
Fonu'ndan
Hakkındaki
Kanun Teklifi
228
229
ULUSLARARASI DİNAMİKLER
Maden sektöründe küresel
konsolidasyon
Büyük şirket evlilikleri
Giderek monopol piyasaya dönüş
ULUSAL DİNAMİKLER
Maden sektöründe kamunun hızla
küçülmesi, kamu sabit yatırım
oranında hızlı azalma…
Özelleşme
Taşeronlaşma
Ulusal Verilerden Örnekler:
Özelleşmeden sonra madenlerde iş
kazalarında hızlı artış!
Neo-liberal politikaların genel etkisi:
Çalışma yaşamının üçlü yapısının
bozulması
Sosyal korumanın çöküşü
Emeğin üretim bileşeni olarak görülmesi
SOMA FACİASI SÜRECİ
Üretim odaklı çalışma:
1,5 milyon ton/ yıl yerine
3,5 milyon ton/yıl üretim!
İhale şartnamesindeki yapı ve
donanımla 2 katın üzerinde üretim!
MALİYET düşürme çabası!
Kara tumba üretim
Metan oranı yüksek kömür
Yerinde vardiya değişimi
Eski üretim alanlarında
(topuklar) yanmaya karşı
yeterli önlem alınmayışı
Üretim durdurulmadan
patlatma, bakım onarım
çalışmaları
İş teftişi ile ilgili sorunlar
Sendikal yapı sorunları
Ocakta yükselen ve yüksek
seyreden CO, düşük O2
düzeyi!
Ocağın yerüstü bölgesinde
yanmayı kolaylaştıracak
değişikliklerin yeterince
izlenmemesi
Birincil, ikincil ve üçüncül
korumanın tüm
basamaklarında sorun
Ocaktaki risklerle uyumlu
olmayan kişisel
koruyucular (CO maskeleri)
Olağanüstü durum hazırlığı
ve tatbikatların yapılmayışı
Duyarsızlık, ihmal ve
işletme körlüğü
SOMA FACİASI
Facia sonrası kötü /
yetersiz kriz yönetimi
Facia sonrası Soma’yı bekleyen sorunlar: Enerji ve tarım politikaları / yerel istihdam olanaklarının yetersizliği / örgütlenme sorunları / yeniden
ocağa giriş / mahalle baskısı-süreçle ilgili devinimsizlik! / çalışma ortam ve koşulları ile ilgili izlem-iyileştirme sürecinin belirsizliği …
230
*Şema: Halk Sağlığı Uzmanları Derneği Soma Örneğinde, Maden İşkolunda İş Kazalarının
Çok Yönlü Değerlendirilmesi Egeli Halk Sağlıkçılar Toplantısı 23
Haziran 2014, Soma, Manisa
Download

Cumhuriyet Halk Partisi Soma Araştırma Komisyonu üyesi