DENİZ TİCARETİ
Ocak 2014 | Yıl 22 | Sayı 260
STK’lardan Ortak Açıklama
MDTO’nun Akreditasyon Belgesi Yenilendi
Deniz Ticareti ve İş Döngüsü
Mersin’in Kurtuluşu!...
Tenerife Yakınlarında Büyük Bir Gemi,
Kanarya Adaları, İspanya
MDTO’nın Aylık Yayın Organı
Ocak 2014 | Yıl: 22 | Sayı: 260
MDTD Basın Meslek İlkelerine Uyar.
İÇİNDEKİLER
5-6
MDTO’nun Akreditasyon
Belgesi Yenilendi
8-9
STK’lardan Ortak Açıklama
10-11
MDTO’dan Haberler
13-18
Kısa Kent Haberleri
20-23
Denizcilik Haberleri
24-32
Akdeniz Ekosisteminde
Alglerin Yeri ve Önemi
34-35
Hatıra Kent Mersin
37
Deniz Feneri
39-41
Deniz Ticareti ve İş Döngüsü
42-45
Kore Savaşı Ve Mersin
47-49
Deniz Biyolojisi Müzesi’nde
Öncelik Deniz Canlılarını
Tanıtmak Çünkü...
“Bilmediğimiz Şeyi
Koruyamayız”
50
İstatistik
3 Ocak Mersin’in kurtuluş günüdür..
Bu yıl 92. yıldönümünü kutladık, güzel kentimizin düşman işgalinden kurtuluşunun...
Aslında bizim öğrencilik yıllarımızda Mersin’in kurtuluş günü 5 Ocak’ta kutlanırdı...
Adana’yla birlikte ...
Nice uğraşlar sonucu 1980’li yıllarda Mersin’in kurtuluşunun 5 Ocak değil 3 Ocak olduğu ortaya
çıktı...
Ve o gün bugündür, her 3 Ocak’ta Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunu coşkuyla kutlarız!
Aradan 92 yıl geçmiş...
Neredeyse bir asır olacak...
Oldukça uzun bir süre...
Mersin düşman işgalinden kurtulmuş ama ekonomide özgürlüğünü kazanabilmiş mi?
İşin püf noktası burada...
Övündüğümüz bir yatırım var ki o da Limanımız...
Gerçekten Mersin Limanı, Türkiye’nin Akdeniz’den dünyaya açılan en önemli kapısıdır.
Bunu göz ardı etmek, ihanet olur!
Mersin Limanı “Altın yumurtlayan tavuktur!”...
Liman olmasa, Mersin’in hali nice olurdu düşünmek bile istemiyorum.
Çünkü, Mersin ne yazık ki diğer sektörlerde istediğini alamamıştır.
Bu da Mersin’in sahipsizliğinden kaynaklanmaktadır!
Türkiye’nin narenciye üretiminin yüzde yetmişine yakını Mersin’de gerçekleşmektedir...
Limana bağlı olarak lojistik sektörü kentte önemli hale gelmiştir.
Ancaaak; Lojistik Merkezin kurulması için çalışmalar yıllar önceye dayansa da halen bunun
gerçekleşmemesi düşündürücüdür!
Turizm mi dediniz?
Turizmde Antalya aya giderken, biz yaya kalmışız!
“Katli vaciptir” diyerek, tüm turizm alanlarımızı ve narenciye bahçelerimizi ikinci konutla yok
ederek önemli bir başarıya imza atmışız!
Yazık ki yazık!..
Geçen 92 yıla baktığımız zaman, Mersin için yapılan çok önemli bir yatırıma rastlamak pek
olası değil...
Mersin Limanı dışında..
Dedik ya Liman da altın yumurtlayan tavuk...
Altın yumurtlayan tavuk ta olmasa, halimiz nice olurdu bilemiyorum...
Üstelik tavuk her geçen yıl daha çok yumurtluyor...
Gerçi tavuk bizim kümeste ama yumurtasını başkaları topluyor!
O da ayrı bir mesele!
Kurtuluşun 100. yılında ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş bir Mersin dileğiyle...
Saygıyla
Ali ADALIOĞLU
Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü (MDTO adına): M. Cihat LOKMANOĞLU
Genel Koordinatör: Ali ADALIOĞLU
Yayın Kurulu: M. Cihat LOKMANOĞLU, Jozef ATAT, Atahan ÇUKUROVA, Mişel ŞAŞATİ, İskender BOTROS,
Bedii CANATAN, Özcan BARUT, Korer ÖZBENLİ
Yayın Planlama Yönetimi: Tetis Medya Ajansı
Basım Yeri: Alev Dikici Basım & Ambalaj Ltd. Şti Tel : 0322 436 13 13 Fax : 0 322 436 34 81
Adres: Döşeme Mahallesi Cumhuriyet Cad. No:133 01130 Adana Basım Tarihi: Ocak 2014
Yönetim Yeri: Pirireis Mah. İsmet İnönü Bulvarı No: 13 33110 Pk: 45 Mersin/Türkiye
Tel: 0324 327 70 00 (pbx) Faks: 0324 329 52 30 E-posta: [email protected]
[email protected] www.mdto.org.tr
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
MDTO’nun Akreditasyon
Belgesi Yenilendi
9. Dönem Oda/Borsa Akreditasyonu Sertifika Töreni TOBB Birlik Merkezi’nde gerçekleştirildi. Düzenlenen törende, Oda Akreditasyon Sistemi kapsamında yapılan denetimlerden olumlu
not alan Mersin Deniz Ticaret Odası’nın yenilenen akreditasyon
belgesini Genel Sekreter Korer Özbenli aldı.
9. Dönem Oda/Borsa Akreditasyonu Sertifika Töreni 14
Ocak günü TOBB Birlik Merkezi’nde gerçekleştirildi. Akredite olan ve akreditasyon süreci devam eden toplam
221 Oda/Borsanın temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen
sertifika töreninde, Oda Akreditasyon Sistemi kapsamında yapılan denetimleri başarıyla tamamlayan Mersin
Deniz Ticaret Odası’nın yenilenen akreditasyon belgesini Genel Sekreter Korer Özbenli aldı.
Törende konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu,
akreditasyon belgesi alan 21 oda/borsa ile birlikte 5 yıldızlı hizmet verme noktasına ulaşan oda/borsa sayısının
152’ye ulaştığı bilgisini vererek, akreditasyon süreci devam eden 69 oda/borsanın da çalışmaları tamamlandığında sayının 221’i bulacağını söyledi.
Akreditasyon sisteminin hizmet kalitesinin standardizasyonu açısından büyük önem taşıdığını hatırlatan Başkan
Hisarcıklıoğlu, akredite olan oda/borsaların, 5 yıldızlı
oda/borsa sayılacağını belirtti. Bugün, TOBB bünyesindeki oda ve borsaların birer proje fabrikası haline
geldiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, “2012 sonu itibariyle
4
oda ve borsalarımızda 450’den fazla proje tamamlandı.
Oda ve borsalarımız 400 milyon TL hibe kaynak kullandı.
2013 yılında yapılan proje sayısı ise 351. Son bir yılda
neredeyse önceki yıllardaki proje sayısının tamamına
yaklaştık. Aynı yıl 207 milyon TL de hibe kaynak kullanıldı” dedi.
“Oda ve Borsalar Yol Açan,
Yol Gösteren Kurumlardır”
Oda/borsaların faaliyetleri hakkında bilgi veren Hisarcıklıoğlu, oda ve borsaların üyeleri için yol açan, yol gösteren kurumlar haline geldiğini dile getirdi. Artık bilgi ihraç
eder durumda olduklarını ifade eden TOBB Başkanı, 57
İslam ülkesinin genel sekreterlerine eğitim verdiklerini,
bunun dışında Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbeyev’e
oda borsa sistemi hakkında özel bilgi verildiğini ve
Kazakistan’ın Türkiye’deki sistemi uygulamak üzere harekete geçtiğini anlatan Hisarcıklıoğlu,“Alman Ticaret ve
Sanayi Odaları Birliği Başkanı’nın da kendisine, ‘Alman
oda sistemini dünyanın en iyisi biliyorduk, ama bizim
sizden öğreneceğimiz şeyler var’ dediğini hatırlattı.
5
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
“Bizim Sorumlu Olduğumuz Kitle,
Türkiye’yi Taşıyan Kitle”
İş dünyası olarak hep büyük resme odaklandıklarını ifade eden Hisarcıklıoğlu, “Ülkenin ekonomik olarak büyümesinin önemine dikkat çekerek, “Çünkü ekonomi güçlü
olmazsa ne vatandaşınızın refahı olur, ne de dışarıda bir
ağırlığınız olur. O yüzden üyelerimizin önünü açacak adımlar attık. Kamuyu ekonomiye odaklanmaya zorladık. Çünkü bizim sorumlu olduğumuz kitle, Türkiye’yi taşıyan kitle”
diye konuştu.
Oda ve borsaların Türk Ticaret Kanunu’nun değiştirilmesiyle, özel sektörün üzerindeki 6 milyar TL’lik yükün kaldırılmasında çok önemli bir rol oynadığını belirten Hisarcıklıoğlu, çekte riski bitiren bir uygulama getirilmesi için de çaba
gösterdiklerini ve artık Odalar vasıtası ile sisteme kayıt olan
firmaların, birbirlerinin sicilini görebileceklerini kaydetti. Hisarcıklıoğlu ayrıca, ticaret sicilini elektronik ortama taşıdıklarını, fuarcılık ve sigortacılık alanlarına TOBB çatısı altında
çeki düzen getirildiğini, TIR ve ATA karneleriyle ihracatın
teminatı olduklarını ifade etti.
Törenin öğleden sonraki bölümünde gerçekleştirilen seminerde konuşan TOBB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Halim Mete ise konuşmasında oda ve borsaların akredite
olabilmesi için eğitimler, geliştirme ziyaretleri ve denetimler
olmak üzere 3 temel süreci yaşamaları gerektiğini söyledi.
Sistemin etkinliğinin oda ve borsa üst yönetimlerinin sisteme yaklaşımları ile doğrudan ilgili olduğunu anımsatan
Mete, önemli olanın akredite belgesine sahip olmak değil,
bu belgenin gerekliliklerini yaşatabilmek olduğunun vurguladı. (Kaynak: TOBB)
6
7
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
STK’lardan
Ortak Açıklama
Toplumun farklı kesimlerini temsil eden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye
Ziraat Odaları Birliği (TZOB), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), HAK İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ),
Memur Sendikaları Konfederasyonu (MEMUR-SEN) ve Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) ortak açıklama yaptı.
• Türkiye'nin uluslararası imajını sarsacak girişimlerden hassasiyetle uzak durulmasını istiyoruz.
• Türkiye için üretenlerin, istihdam sağlayan kurum, kuruluş ve
şirketlerimizin, itibarlarının zedelenmemesini, kamplaşmalara
kurban edilmemesini istiyoruz.
• İfade, düşünce, inanç ve teşebbüs hürriyetini güçlendirecek,
özel hayata saygıyı pekiştirecek bir anayasa istiyoruz.
Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, yeni bir toplumsal mutabakat
zeminine her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz.
Türkiye bugün hala yeni anayasasını beklemektedir.
• Evrensel hukuk ilkelerine uygun, AB normlarının hayata geçirilmesini kolaylaştıracak, demokratik bir anayasanın gerekliliği
toplumun tüm kesimlerince kabul edilmektedir.
• Yasama, yürütme ve yargı erklerinin tekrar bir çatışma yaşamaması ancak yeni bir Anayasa ile sağlanabilir.
• Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı hedeflerine odaklanan Türkiyemizde Meclisimize, siyasi partilerimize, bütün kurumlarımıza
ve sivil topluma büyük bir görev düşmektedir. Bu görev, Cumhuriyetimizi güçlendirmek ve demokratik, laik, sosyal hukuk
devletini kurumsallaştırmak, gelecek nesillere örnek bir Türkiye
bırakmaktır.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Türkiye için üreten, çalışan bizler, içinden geçmekte olduğumuz süreci değerlendirmek için bir araya geldik.Çünkü,
etrafı saran yolsuzluk iddiaları ve paralel devlet iddiaları,
toplumsal barışı ve istikrarı tehdit etmekte, demokrasiye
ve iç barışımıza açık şekilde tehlike oluşturmaktadır.Küresel ekonomide yeni dengelerin oluştuğu bu dönemde, bu
tartışmalara saplanıp kalmamız, dünya yeniden kurulurken
hızımızı kesme riski doğurmaktadır.Birlik ve beraberlik yerine ayrışmaları ve kamplaşmaları derinleştiren, kurumlara
ve kurallara duyulan güveni ve ülke istikrarını tehdit eden
gelişmeler, enerjimizi kalkınmaya, daha fazla refah ve demokrasiye odaklamamızı zorlaştırmaktadır.
İçinde bulunduğumuz olumsuz süreçten bir an evvel çıkabilmemiz için bizler,
8
• Unutulmamalıdır ki, yapmak zor yıkmak kolaydır. Bu ülkeyi yıpratacak, ortak kazanımlarımızı heba edecek tutumlar, hepimize
kaybettirir.
Ülke istikrarsızlığa sürüklenmemelidir. Ülkemiz güçlü devlet geleneğiyle bu zorlukları da aşacak kudrete sahiptir. Hepimiz bu
ülke için çalışıyoruz, bu ülke için üretiyoruz.
Gün ayrışma değil, bütünleşme günüdür. Gün, günlük çekişmelerden sıyrılıp, ortak geleceğimiz için birlikte hareket etme günüdür.
“ÇÜNKÜ TÜRKİYE HEPİMİZİN”
• Demokrasiyi, ekonomiyi ve iş dünyasını tehdit eden bu
yolsuzluk ve paralel devlet iddialarının üzerine kararlılıkla
gidilmesini istiyoruz.
• Demokrasinin temel ilkelerinden kuvvetler ayrılığını kuvvetler çatışmasına dönüştürecek tartışmalardan ve ayrışmalardan kaçınılmasını istiyoruz.
• Türkiye’nin güçlenmesinden huzursuz olanlara fırsat verilmemesini istiyoruz.
• Küresel krize rağmen sürdürdüğümüz ekonomik başarımızın sekteye uğramasına izin verilmemesini istiyoruz.
• Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinin zayıflatılmamasını,
aksine sürecin hızlandırılmasını istiyoruz.
9
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
MDTO’DAN HABERLER
Sever, MDTO’yu Ziyaret Etti
AKP Mersin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sever,
Mersin Deniz Ticaret Odası’nın (MDTO) Ocak ayı Meclis toplantısına katıldı.
AKP Mersin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sever,
28 Ocak günü, MDTO Konferans Salonu’nda yapılan Meclis toplantısına katılarak Meclis Üyelerine seçim kampanyası ile ilgili
bilgiler verdi.
Mersin’i çok iyi tanıdığını söyleyen Sever, 23 yıllık devlet tecrübesi, bilgi ve birikimi ile Mersinlilere hizmet etmek istediğini
belirterek, Meclis üyelerinin desteğini istedi. Merkezi hükümetin
Mersin’e 9.1 milyar dolar yatırım yaptığını ve Mersin’in en fazla
yatırım yapılan illerden biri olduğunu söyleyen Sever, Mersin’in
insan kalitesi, iklimi ve coğrafyasının başlı başına bir servet olduğunu buna rağmen kentin hak ettiği yerde olmadığını belirtti.
MDTO’DAN HABERLER
CLC 92 ve BUNKER 2001
Yönergelerine İlişkin Uygulamalar
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen yazıyla “1992 Petrol Kirliliğinden Doğan
Zararın Hukuki Sorumluluğu İle İlgili Uluslararası Sözleşme (CLC-92)”ye
ilişkin mevcut ‘CLC 92 Sertifikasının Düzenlenmesine Yönelik Usul ve
Esasların Belirlenmesine İlişkin Yönerge’nin tadil edildiği, yeni yönergenin
19-12.2013 onay tarihi ve 1998 sayı numarası ile yayımlandığı duyuruldu.
tiğini anlattı.
MDTO Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Lokmanoğlu ise, 30
Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Mersin’de 3 partinin adayının
oylarının birbirine çok yakın olduğunu ve ipi kimin göğüsleyeceğinin geliştirilen projelerle ortaya çıkacağını belirtti. Lokmanoğlu
“Kentin sorunlarını iyi algılayan ve projelerini kente iyi anlatan
aday ipi göğüsleyecektir” ifadelerini kullandı. Lokmanoğlu ayrıca kenti ayakta tutan işadamları ile diyalog halinde olan ve onlardan görüş alan bir belediye başkanı ile çalışmayı arzu ettiklerini de sözlerine ekledi.
Kentin lojistik, tarım, turizm ve imalat sanayiinde avantajlı olduğunu anlatan Sever, bu 4 sektörün geliştirilmesi gerektiğini ve
göreve geldiği takdirde temel belediyecilik gereklerini yerine getirdikten sonra istihdam sorununun çözümü ile kentin refahı ve
kalkınmasına yönelik projeler geliştireceklerini kaydetti.
Konuşmasında Mersin’de deniz kirliliği ile trafik sorununa dikkat çeken Sever, kentte bir sintine gemisinin olmamasının büyük
bir eksiklik olduğunu ve kentin ana kavşaklarında battı-çıktılar
yapılarak trafiğin rahatlatılması gerektiğini anlattı. MDTO Meclis
Üyelerine projelerine ilişkin bilgiler veren Sever, göreve geldiklerinde Serbest Bölge ile Davultepe arasında hizmet verecek hafif
raylı sistemin planlandığını, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde
‘Yatırım Destek Ofisi Daire Başkanlığı’ kurulacağını, yatırımcıların tüm sorunlarının bu birim tarafından takip edileceğini ve
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının revize edilmesi gerek-
10
Söz konusu yazıda ayrıca 12.12.
2013 tarihinde ülkemiz açısından
yürürlüğe giren “2001 Gemi Yakıtlarından Kaynaklanan Petrol Kirliliği
Zararının Hukuki Sorumluluğu Hakkında Uluslararası Sözleşme (BUNKER -2001 )” gereğince 1000GT ve
üzeri gemilere sözleşmede belir-
tilen bölgeler içinde meydana gelecek kirlenme zararlarının tazmini
için verilecek olan BUNKER-2001
sertifikasının düzenlenmesi, bulundurulması ve denetimi ile ilgili usul
ve esasları kapsayan yönergenin
19.12.2013 onay tarihi ve 1997 sayı
numarası ile yayımlandığı bildirildi.
UDHB tarafından yapılan açıklamada söz konusu yönerge metinleri ile
ayrıntılı bilgiye www.denizticareti.
gov.tr adresinde ‘CLC ve BUNKER
Uygulamaları bölümünden ulaşılabileceği bildirildi, yönergelerin gereklerinin yerine getirilmesi istendi.
11
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
KISA KENT HABERLERİ
Mersin’de 3 Ocak
Kurtuluş Günü Coşkusu
Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşunun 92. yıl dönümü çeşitli etkinliklerle kutlandı.
Mersin Valisi Hasan Basri Güzeloğlu
Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunu yayınladığı mesajla kutladı. Mesajda,
“Ülkemizin en önemli kentlerinin başında
gelen Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 92’nci yıldönümünü sevinç,
gurur ve coşku ile kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Birinci Dünya Savaşı sırasında Mersin’de işgal kuvvetlerine karşı
‘Çukurova Destanı’ yazılmıştır. Düşmanla
büyük bir kahramanlık örneği göstererek
12
çarpışan Atalarımız; erkek, kadın, genç,
yaşlı demeden işgal kuvvetlerine karşı
mücadele etmiş, 3 Ocak 1922 tarihinde
düşmanı ilimizden kovmuştur. Bu zafer
Türk Milleti’nin esir edilemeyeceğinin,
ulusumuzun da hiçbir zaman boyun eğmeyeceğinin bir göstergesidir. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa
Kemal Atatürk’ün ‘Mersinliler, Mersine
Sahip Çıkınız’ sözünden hareketle; ilimizi
kalkındırmak adına daha çok çalışmalıyız.
92 yıl önce atalarımızın vatan savunmasında verdiği mücadeleyi bizler de kutsal
vatanımızı korumak ve muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için
göstermeliyiz. Bu kapsamda büyük kararlılık içerisinde yürüttüğümüz çalışmalarla
Akdeniz’in İncisi Mersin’i ülkemizin ve
Akdeniz çanağının parlayan yıldızı haline
getireceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle;
başta Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük
Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üze-
13
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
re; Kurtuluş Savaşı’nda kahramanca mücadele eden gazilerimizi minnetle; vatanımız uğruna hayatlarını feda eden ve bu günleri bizlere armağan eden bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, tüm
Mersinlilere sevgi ve saygılarımı sunuyorum” denildi.
Kutlama törenleri, muharip gazilerden oluşan temsili heyetin
Mersin Tren Garı’nda karşılanmasıyla başladı. Trenden inen muharip gaziler Vali Güzeloğlu’na Türk bayrağı hediye etti. Kent
protokolünün Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüşü ile devam eden
tören, Atatürk Anıtı’na çelenk sunumunun ardından okunan şiirler ve halk oyunları gösterileri ile sona erdi.
KISA KENT HABERLERİ
KISA KENT HABERLERİ
“Meslek Lisesi Memleket Meselesi”
Projesi Tanıtıldı
“Meslek Lisesi Memleket Meselesi” projesinin Mersin Elçisi İbrahim Kiper, vasıflı insan
kaynağı olmadan ekonomilerin hedeflerine ulaşamayacağını belirterek, mesleki eğitimin
ekonominin omurgası olduğunu kaydetti.
Kutlamalar kapsamında, Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından 'Kurtuluş Gecesi' düzenlendi. Kongre ve Sergi Sarayı'nda
gerçekleşen geceye, kent protokolü ve çok sayıda Mersinli katıldı. Dağıtılan Türk bayraklarıyla geceye ayrı bir renk katan konuklar, sahnelenen gösteriyi de ayakta alkışladılar. Burada konuşan
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Özcan, “Çocuklarımıza ve
gençlerimize kentimizin ve ülkemizin ne gibi zorluklardan geçerek bugünlere gelindiğini böyle günlerde anlatırsak, geleceklerini daha sağlam temeller üzerine kurmalarına yardımcı oluruz.
Çünkü geçmişini bilmeyen bir toplumun, geleceğini yönlendirmesi mümkün değildir” dedi.
Konuşmaların ardından Mersin Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Kent Orkestrası ve Halk Oyunları Ekibi tarafından ortak
olarak hazırlanan teatral gösteri sahnelendi. Oyunun ardından
bütün konuklar, dışarıda gerçekleşen ışık oyunları ve havai fişek
gösterilerini izledi.
Mersin Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü ise Mersin'in
düşman işgalinden kurtuluşunun 92. yıl dönümünü “Kurtuluş
Günü” etkinlikleri ile kutladı. 3-6 Ocak tarihleri arasında düzenlenen etkinliklerde, yüzme, bisiklet, kros, bocce ve satranç
branşlarında müsabakalar yapıldı. 750 sporcunun katıldığı müsabakalarda katılım belgeleri ve dereceye girenlerin kupaları
Mersin Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Salman Malkoç,
şube müdürleri ve il temsilcileri tarafından verildi.
Koç Şirketler Topluluğu tarafından hazırlanan ve 7 yıllık sürecin
ardından Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilen “Meslek Lisesi
Memleket Meselesi” projesinin tanıtımı Mersin Tarsus Organize
Sanayi Bölgesi (MTOSB) Meslek Lisesi’nde yapıldı. Tanıtım toplantısına, projenin Mersin Elçisi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası
(MTSO) Eğitim ve Kalkınma Vakfı (EKAV) Başkanı İbrahim Kiper
ile projenin Mersin Eğitim Koçu Osman Kiper katıldı
Toplantının açış konuşmasını yapan MTSO EKAV Başkanı İbrahim Kiper, mesleki eğitimin ekonominin omurgası olduğunu,
vasıflı insan kaynağı olmadan ekonomilerin hedeflerine ulaşamayacağını vurguladı. Öğrencilere seslenerek, meslek lisesinde okumalarının kariyer ve iş bulma anlamında onları hayatta
bir adım öne çıkardığını ifade eden Kiper, özellikle Türkiye’de
bir ilki başaran ve bir üretim merkezinin içinde açılan MTOSB
Meslek Lisesi gibi ayrıcalıklı bir okulda okumalarının bir diğer
artıları olduğunu dile getirdi. MTOSB Meslek Lisesi’nin bir organize sanayi bölgesinde var olan tek meslek lisesi olduğunun
altını çizen Kiper, bunun tüm Türkiye’ye örnek olacağını söyledi.
Gerek MTSO gerekse MTSO EKAV olarak her zaman okulun ve
öğrencilerin yanında olduklarını söyleyen Kiper, kişisel gelişim
anlamında öğrencilerin talep etiği her eğitimi verme konusunda
destek olacaklarını kaydetti.
Bakanlığı işbirliği ile başlatılan “Mesleki-Teknik Eğitimi Özendirme Programı” çerçevesinde, olanakları kısıtlı başarılı ilköğretim
mezunu gençlerin sanayi, bilişim ve hizmet sektörüne eleman
yetiştiren meslek liselerine girmelerinin desteklenmesi, staj olanağı sağlayarak, bilgi, beceri ve yeterliliklerinin artırılması ve
ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik elemanların yetiştirilmesi olduğunu anlattı. Proje ile mesleki-teknik eğitimin ülke
ekonomisi açısından önemi konusunda toplumun her kesiminde
farkındalık yaratmayı, bu konuda önder olarak devletle iş dünyası arasında işbirliğinin tohumlarını atmayı, kalifiye işgücünün yetiştirilmesine katkıda bulunarak gençleri meslek eğitimine özendirmeyi amaçladıklarını da ifade eden Kiper, projeyle 81 ilde,
250 okulda, 8 bin meslek lisesi öğrencisine staj destekli eğitim
bursu, istihdam önceliği ve koçluk sağlayarak hem eğitime hem
de istihdama destek verildiğini belirtti. Kiper, burs verme haricinde projenin devam ettiğini, öğrencilerin www.mesleklisesimemleketmeselesi.com adresinden eğitim ve proje detaylarına
ulaşabileceklerini sözlerine ekledi.
Projenin tanıtımını yapan Mersin Eğitim Koçu Osman Kiper ise
“Meslek Lisesi Memleket Meselesi” kapsamında oluşturulan
okul-işletme işbirliği modelinin, Uluslararası Çalışma Örgütü
(İLO) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından gençlik istihdamı ve mesleki eğitim alanında dünyaya
“örnek uygulama” olarak sunulmasının gururunu yaşadıklarını
belirtti. Kiper, Koç Şirketler Topluluğu’nda çalışanların gönüllü
desteği ile uygulanan projenin 2011’de Avrupa’nın en iyi gönüllülük programı seçildiğini aktardı. Kiper, amaçlarının Milli Eğitim
14
15
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
KISA KENT HABERLERİ
Bakan Bakırcı, Taşucu Beldesindeki
Boru Üretim Tesisini Gezdi
KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Dr. Hamit Bakırcı, Mersin’in Taşucu beldesindeki boru
üretim tesisini gezdi.
Bakan Bakırcı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen ve Asrın Projesi’ olarak nitelendirilen KKTC Su Temin
Projesi'nde deniz geçişi için kullanılacak boruların imalatının
yapıldığı tesisi, Silifke Kaymakamı Fatih Damatlar ve Taşucu
Belediye Başkanı Yaşar Açıkbaş ile birlikte gezdi.
Bakırcı, boru üretim tesisinde yaptığı incelemenin ardından
yaptığı açıklamada, Anamur’daki çalışmaları inceledikten sonra
boru üretimini de yerinde görmek amacıyla Silifke’ye geldiğini
kaydetti. Üretilen boruların denizin 250 metre altına askıya alınarak yerleştirileceğini ifade eden Bakırcı, projenin yıl sonunda
tamamlanacağını kaydetti.
İN PROJESİ
KKTC SU TEM
bebiyle su
kısıtlı olması se
ın
rın
la
ak
yn
lama suyu te
ysel su ka
llanma ve su
ku
Yeraltı ve yüze
e,
ın
m
iç
am
e
ps
’y
n KKTC
projesi ka
sıkıntısı çekile
,
ıbrıs Su Temin
K
su
n
ak
ıla
ac
at
ın
şl
al
ba
ere
Barajı’ndan
rü
öp
min etmek üz
0
ak
Al
25
n
yinden
inşa edile
ve deniz yüze
da Türkiye’de
niz boru hattı
yakınlarınde
e
i
irn
ak
G
kt
a
lu
yl
un
80 km uz
hattı vasıtası
ru
bo
r
bi
ki
kıda
ecek.
m derinlikte as
Barajı’na iletil
olan Geçitköy
k
ca
la
pı
ya
da
z yüzeyinde
borular, deni
k
ce
lne
şe
dö
üzerine
niz suyu ile do
ten sonra de
Deniz tabanı
ik
k
ld
ce
iri
çe
şt
ge
rle
bi
n
sıyla
iz içinde
gemiler vasıta
tırılacak. Den
ba
na
nı
ba
ta
z
durularak deni
lacak.
adet askı yapı
4
13
ra
la
ru
bo
ersin-Taşucu
şmesi için M
le
ek
rç
mış
ge
in
projen
bir alan kirala
metrekarelik
Fırat Boru, bu
00
şa
in
.0
si
85
si
a
te
nd
hası
bir üretim
Seka Liman sa
re
andan oluşan
et
al
m
lı
0
pa
50
ka
ri
re
bi
r
ka
amında he
ps
ve 4400 metre
ka
e
oj
pr
Boru, bu
etmişti. Fırat
ru üretiyor.
toplam 150 bo
a
nd
uzunluğu
KISA KENT HABERLERİ
Mersin Devlet Opera ve Balesi
Kuruluşunun 20. Yılını Kutladı
Mersin Devlet Opera ve Balesi (MDOB), kuruluşunun 20. yılını, konser ve dans gösterilerinin yer
aldığı “20. Yıl Gala Gecesi” ile kutladı. Geceye,
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim
Gökmen de katıldı.
MDOB’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, seçkin opera ve bale
sanatçılarının seslendirdiği ünlü eserlerin yer aldığı “20. Yıl Gala
Gecesi” konseri, sanatseverlere unutulmaz bir gece yaşattı. Kültür Merkezi’nde Şef Vladimir Lungu yönetiminde gerçekleştirilen
etkinliğe sanatseverlerin yanı sıra DOB Genel Müdür ve Genel
Sanat Yönetmeni Rengim Gökmen, Mersin Milletvekili İsa Gök,
Mezitli Belediyesi Başkanı Uğur Yıldırım, MDOB’un Kurucu Müdürü Yaşar Esgin ve MDOB’un eski müdür ve sanat yönetmenleri Melih Seskır, Kenan Korbek ve Suat Arıkan da katıldı.
Etkinlikte, MDOB’un seçkin solist sanatçıları Bülent Bezdüz,
Bengi İspir Özdülger, Işıl Azaz, Funda Hayfavi, Zeynep Tatlıpınar Kağnıcı, Hakan Bölükbaşı, Orhan Yıldız, Kıvanç Uğraşbul,
AndreiYevtushenko, Hasan Berk ve bale sanatçıları Özlem Şenormanlılar, Ender Üçdemir, Büşra Ay, IrakliBakhtadze, birçok
ünlü bale ve opera eseri sahnelendi. Etkinlikte Carmen, La Traviata, Don Pasquale, Tosca eserlerinden aryalar seslendirilirken,
Hürrem Sultan, Fındıkkıran, Korsan gibi bale eserlerinden dans
gösterileri sunuldu. MDOB Korosu, IlTrovatore operasından
“Çingeneler Korosu”, CarminaBurana’dan “O Fortuna”, Satılmış
Nişanlı operetinden “Rengarenk Çiçekleri” ile Lüküs Hayat operetinden “Lüküs Hayat” bölümlerini seslendirdi. Coşkulu geçen
kutlamanın sonunda Mersinli sanatseverler, MDOB sanatçılarını
dakikalarca ayakta alkışladı. (İHA)
THK Anamur’da Denize Uçak Batırdı
Türk Hava Kurumu (THK) dalış sporlarına destek amacıyla Mersin’in Anamur ilçesi açıklarında
Kıbrıs Barış Harekatı’na katılan 1967 model Dornier tipi bir uçağı denize batırdı.
Anamur ilçesinde, dalış sporlarına destek amacıyla 1967 model
Dornier tipi bir uçak denize batırıldı. 20 metre derinliğe batırılan
uçağa ilk dalışı, eski Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile birlikte bir
grup dağcı yaptı.
THK Genel Başkanı Osman Yıldırım düzenlenen törende yaptığı
konuşmada, THK’nin Anamur Kaymakamlığı ve Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’yla ortak yürüttüğü proje kapsamında
Dornier tipi uçağın denize batırılarak dalış sporuna destek verileceğini ifade etti. Yıldırım, batırılan uçağın suyun altında dalgıçlara ve su altı sporuna gönül veren amatörlere hizmet vereceğini
söyledi.
Eski Bakan Kürşad Tüzmen de, su altı yaşamının korunması ve
gelecek nesillere aktarılmasının önemli olduğunu vurgulayarak,
“Amacımız güzel Anamur’un su altı etkinlikleriyle de adını duyurmasıdır” dedi.
Anamur Kaymakamı Cengiz Cantürk ise, “Anamur’da Kıbrıs Barış Harekatı’na katılan 1967 model Dornier tipi bir uçağı denize
batırmaktaki amaçlarının daha yüksek bir değerle anılmasını
sağlamal olduğunu söyledi.
Konuşmaların ardından gemiye alınan 1967 model Alman üretimi Dornier-D028 D2 Skyservant tipi uçak, Anamur Mamure Kalesi açıklarında törenle batırıldı. Tüzmen ve beraberindeki dalgıçlar daha sonra yaklaşık 20 metre derinliğe batırılan uçağa dalış
yaptılar. (İHA)
16
17
MERSİN DENİZ TİCARETİ
KISA KENT HABERLERİ
OCAK 2014
'Havza Yönetimi Bilgilendirme ve Doğu
Akdeniz Havzası' Toplantısı
Orman Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 'Havza Yönetim Heyetlerinin Teşekkülü, Görevleri, Çalışma Usul ve
Esasları Hakkında Tebliğ’in' uygulamaya geçirilmesi ile ilgili olarak ‘Havza Yönetimi Bilgilendirme ve Doğu Akdeniz Havzası' Yönetim Kurulu Toplantısı Mersin'de yapıldı.
Mersin Valisi Hasan Basri Güzeloğlu
başkanlığında Mersin İl Özel İdaresi'nde
gerçekleştirilen toplantıya, Orman Su İşleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat
Kadıoğlu, Mersin Üniversitesi (MEÜ) Rektörü Prof. Dr. Süha Aydın, Karamanoğlu
Mehmet Bey Üniversitesi Rektörü Prof.
Dr. Sabri Gökmen, Su Yönetimi Genel
Müdürlüğü Havza Yönetimi Daire Başkanı Nermin Çiçek, DSİ 6’ıncı Bölge Müdür
Yardımcısı Gülsüm Güngör ile havza içinde bulunan illerin yetkilileri katıldı. Toplantıda konuşan Vali Hasan Basri Güzeloğlu,
suya bağlı bir kalkınmayı Türkiye’nin 2023
yılı hedeflerine doğru yol alan sürecinde
çok önemsediklerini dile getirerek, “Su,
hayatın olmazsa olmazı, insanın ve çevrenin tamamlayıcı ve taşıyıcı çok özel hayat
kaynağıdır. İnsan ve çevrenin hayat kavramı ve anlamı içinde yer alan suyun insanın varlığından beri değeri, önemi açık ve
belirgindir. Kültürel motiflerden ekonomik
gereklere kadar su, tarihin her döneminde uygarlığın ve insanlığın gelişmesinin
itici gücü olmuştur. Medeniyet yolculuğunun, kültürel ve sosyal gelişmesinin
işaretlerini sunan, yönlendiren ve belirleyen en temel unsur olmuştur. Su, varlığın
nedeni ve sağlayıcısı olduğu gibi tarımın,
ticaretin, gelişmenin ve tüm bunlara dayalı değerlerin geliştiricisi bir kavram olmuştur” dedi.
Suyu yönetmenin, suya sahip olmanın,
suyu değerlendirerek su üzerinden gelişmeyi sağlamanın her yönetim modelinin
temel ölçeği olduğunu vurgulayan Güzeloğlu, “Türkiye vatan toprakları, teknik
değerlendirmelerle de ifade edildiği gibi
su zengini de fakiri de değildir. Ama altı
çizilmesi gereken önemli bir konu bunu
verimli değerlendirme gerekliliğidir. Su
kavramının temelinde suyu konuşurken
yine tarımı da konuşmak zorundayız. Aynı
18
zamanda buna bağlı sanayiyi konuşuruz.
Ekonomik kalkınmayı, ekolojik değerleri
korumayı yani bir bütün olarak insan ve
çevresindeki ekosistemi konuşuruz. Su
konusu, sadece bir bakanlığın değil her
organizasyonun ve her bakanlığın merkezi ve yerel kuruluşların sorumluluğundadır” ifadelerini kullandı.
21’inci yüzyıla geçerken suyun en stratejik, önemli ve değerli doğal zenginlik unsuru olduğuna dikkat çeken Güzeloğlu,
“Bu bakımdan Türkiye’nin sahip olduğu
ve bugün hem kullandığı hem yararlandığı tüm su kaynaklarının ve bunlara ilişkin mevcut altyapının yeni dönemde tüm
havzalar ölçeğinde bir bütünsel bakış açısı içinde ve inter-disipliner bir yaklaşımla
ele alınması Türkiye’deki bu çalışmanın
en önemli yanıdır. Uzun yıllar sahip olduğumuz zenginlikleri söylerken, korumak
adına ne yazık ki gereken inisiyatifi ve
çalışmaları gerçekleştiremedik. En büyük tehdidi ve en önemli meselesi olan
havza boyutundaki kirlenmeleri, tahrip
edilmeleri ve buna ilişkin olumsuz tüketici
faktörlerini hem belirlemek hem de önlemek noktasında bir ortak irade sergileyemedik. Sonunda da hepimizin bildiği gibi
birçok su kaynağı kullanılamaz, birçok su
havzası ekonomik anlamda verimli olarak
temizlenemez boyuta ulaştı. Bu çevresel
etkilerden başlayarak ekonomik, sosyal
ve toplumsal tüm sonuçlara kadar çok
önemli maliyetler çıktı” şeklinde konuştu.
"Üniversitelere Bu Süreçte
Büyük Görev Düşüyor"
Üniversitelerin de ürettiği ve aktardığı bilimsel bilgi ile bu sürece katkıda bulunmasının önemine değinen Güzeloğlu, “Bu
havzada yer alan büyükşehirlerin yeni büyükşehir yasasıyla 1 Nisan’dan itibaren su
ve kanalizasyon idarelerin önceliği havzaya ilişkin önceliklerin, önce tanımlanması
sonra da çözüme kavuşturulması noktasında olmak zorundadır. Kent bilinciyle
her birey de sorgulamak zorundadır. Atık
su yönetimi, tarımsal sulama, suya dayalı enerji projelerini üretme, buna bağlı
ekonomik toplumsal ve sosyal kalkınmayı
sürdürülebilir kılmak noktasında yürütmek
gerekiyor. Berdan, Limonlu, Lamas, Göksu ve Dragon çayı her biri doğru yönetilirse bereket, zenginlik ve refah getirecek
kaynaklardır. Milyonlarca metreküp sudan
bahsediliyor” diye konuştu.
Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Sedat Kadıoğlu ise, 3 aydır
tüm havzaları ziyaret ettiklerini ve havzaların etkin yönetimi konusunda çalışmaya
gayret etiklerini belirterek, “Su zengini ya
da fakiri bir ülke değiliz. Tedbir almazsak,
bazı önlemlerimiz olmazsa ama 3 yıl ama
20 yıl sonra su açısından bazı sıkıntılar
yaşayabiliriz. Bu sıkıntıları yaşamamak
için bugün hep birlikte politikalar geliştirmeliyiz” dedi. DSİ 6. Bölge Müdür Yardımcısı Gülsüm Güngör de, “Doğu Akdeniz
havzasının 6 bin 500 milyon/yıl su verimi
var. Çeşitli projelerle DSİ havzanın önemli bölümünü projelendirdi. Yapılacak son
yatırımlarla bu oran daha da yükselecek.
Çalışmalar sürüyor. İdaremiz su ve kaynaklarını geliştirme hizmetleri kapsamında havza ölçeğinde işletme çalışmaları
yaparak içme suyu, taşkın koruma, sulama enerji amaçlı projeler üretmektedir”
dedi.
N
E
Y
E
R
İ
A
L
K
G
M
C
E
EL
!
K
E
Konuşmaların ardından Havza Yönetimi
Şube Daire Başkanı Nermin Çiçek ‘Havza
Yönetim Heyetlerinin Teşekkülü, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları’ hakkında
bir bilgilendirme sunumu gerçekleştirdi.
Sunumun ardından katılımcıların soruları
yanıtlandı. (İHA)
19
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
DENİZCİLİK HABERLERİ
DENİZCİLİK HABERLERİ
ICS “Beyaz Bayrak Listesi”ni yayınladı
Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS), her yıl Gemi Liman Denetimi (Port State Control) raporlarını inceleyerek hazırladığı bayrak
listesini yayınladı.
Geçtiğimiz yıla göre çok fazla değişikliğin olmadığı liste, Port State Control’lerin yanı sıra ülkelerin ILO sözleşmelerine
bağlılıklarına ve yeni yürürlüğe giren MLC
2006 Sözleşmesi’ne bağlılıklarına göre de
oluşturuluyor. ICS yöneticilerinden Simon
Bennet konu ile ilgili yaptığı açıklamada;
“Amacımız güvenli, problemsiz, sağlıklı
ve çevreci bir denizcilik politikası izlemek.
Şunu mutlukla ifade ediyorum ki, her geçen sene bu doğrultuda büyük ilerlemeler
kaydediyoruz” dedi. (denizhaber.com.tr)
Gemi Hastanesi İçin Hazırlıklar Tamam
Türkiye’nin ilk gemi hastanesi için tüm hazırlıklar tamamlandı. 200 metre uzunluğundaki gemi, yurtdışındaki hastalara da hizmet verecek.
Çin’in Gemi Yapımı 2013 Yılında %25 Düştü
Çin Ulusal Gemi İnşa Endüstrisi Birliği (CANSI)
tarafından açıklanan verilere göre 2013 yılında
Çin'de inşası tamamlanan gemi tonajı bir önceki
yıla göre %24,7 düşüşle 45,34 milyon dwt oldu.
Söz konusu dönemde Çin'de yeni gemi siparişleri yıllık %242 artışla 69,84 milyon dwt olurken, böylece Aralık sonu itibarıyla Çinli
gemi yapım şirketlerinin toplam gemi siparişleri yıllık 22,5 artarak
131 milyon dwt seviyesine yükseldi.
2013 yılında Çin'in ihracata yönelik gemi üretimi yıllık %27,9 azalarak 35,73 milyon dwt ile toplam gemi üretiminin %78,8'ine karşılık
geldi. Aynı dönemde, yıllık %333 artışla 64,74 milyon dwt olan
yeni gemi ihracat siparişleri Çin'in yeni gemi siparişlerin %92,7'sini
oluşturdu. Aralık ayı sonu itibarıyla Çin'in toplam gemi ihracat siparişleri yıllık %30,5 artışla 115,41 milyon dwt olarak, toplam gemi
siparişlerinin %88,1'ini oluşturdu. (denizhaber.com.tr)
Maersk, 2 Sondaj Gemisini Teslim Aldı
A.P Moller-Maersk ekstra büyük derinliklerde sondaj işlemleri için Samsung Tersanesi’nde
inşa ettirdiği iki yeni gemisini törenle teslim aldı.
Maersk’in sipariş ettiği gemiler Güney
Kore Samsung Heavy İndstries tersanesinde inşa edildi. Maersk Valiant ve
Hastane, 24 saat hizmet verecek. 200
metre uzunluğunda olan yüzen hastanede 206 yatak, 10 acil poliklinik, 8 ameliyathane, 16 yoğun bakım ünitesi ve
diyaliz merkezinin yanı sıra 2 helikopter
pisti ve ambulans botlar yer alacak. Ayrıca 122’si sağlık, 35’i ise gemi personeli
olmak üzere toplam 157 çalışan bulunacak. Türkiye’nin imajına ciddi katkı sağlayacak hastanenin maliyeti 100 milyon
20
dolar olacak. İhale yapıldıktan sonra yatırımın 3 yılda tamamlanması planlanıyor.
Hedef Ortadoğu
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, hedeflerinin Ortadoğu ve Balkanlar’ın yanı
sıra komşu ülkelerdeki hastaları tedavi etmek olduğunu belirtti. Yüzen gemi
hastanelerin sayısını önümüzdeki yıllarda
artırmayı da planladıklarını söyleyen Mü-
ezzinoğlu, “2023 hedeflerimizin en önemli ayaklarından biri sağlık turizmi. Balkan
ülkelerini, Ortadoğu’yu Türkiye’ye çekmemiz gerekiyor. Batı’da 100 bin dolara
yapılan bir ameliyatı 50 bin dolara mal
ederek para kazanıyoruz. Bu alandaki
potansiyelimizin yüzde 20’sini kullanıyoruz. Önümüzdeki üç yılda oran 70-80’lere
çıkacak. 2023 hedefimiz ise bunu yüzde
100’lere ulaştırmak” dedi. (Vira Haber)
Maersk Venturer, Maersk Drilling’in toplamda 4 gemiden oluşan delme gemileri
filosunun 2. ve 3. gemileri oluyor.
Maersk büyük deplasman hacimli ve ekstra büyük derinliklerde sondaj işlemleri
için gemi siparişlerini Nisan 2011’de verdi. 2013 Ekim ayında şirket Maersk Viking
isimli ilk gemisini teslim aldı. Sözleşmenin
toplam maliyeti 2,6 milyar dolar. Son geminin teslimi ise 2014’de planlanıyor.
Gemiler modern bir şekilde donatıldı; 2
sondaj, geniş sualtı ve depolama alanlarına, 11 metrelik dalga yüksekliklerine
ve 26 m/sn rüzgar hızına kadar geminin
otomatik pozisyon sabitleme sistemine
sahipler. Maersk Valiant teslim edildikten
sonra Conoco Philips ve Marathon Oil
arasında imzalanacak olan 3 yıllık sözleşmeye esasen, Meksika körfezinde sondaj
işleri yapacak. Sözleşmenin süresi 2 yıl
daha uzatılabilir. Sözleşmenin toplam değeri ise 694 milyon dolar.
Maersk Drilling 1972 yılında tesis edildi.
AP-Moller Maersk Group’a dahil ve bütün
dünyada olmak üzere sondaj işlemlerinde hizmet veriyor. (Vira Haber)
21
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
DENİZCİLİK HABERLERİ
Akdeniz’in Dev Gemilerine
“Mega” Tesis
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Akdeniz kıyılarına mega gemicilik
endüstrisi tesisi kurmak için harekete geçti. Bakanlık, Akdeniz’in en büyük gemi
merkezi olmaya aday tesisin inşa edileceği bölge için kıyılarda araştırma yapıyor.
DENİZCİLİK HABERLERİ
"Teminat" Krizinde Fatura Ağır
Teminat krizi, gemi yakıt ikmalcilerine önemli kayıplar yaşattı. Gemilere yakıt ikmali yapan bunkerciler, teminat krizini çözemeyince
gemileri komşu ülke limanlarına
kaptırdı.
Petrokimyadaki ‘teminat’ krizi, petrol şirketleri gibi gemi yakıt ikmalcilerine de önemli
kayıplar yaşattı. Kasım ayından bu yana
kargo başına ‘teminat mektubu’ alma zorunluluğu ile boğuşan bunkerciler, yakıt ikmali yapamadıkları gemileri Yunanistan ve
İtalya limanlarına kaptırdı.
Gümrükteki yeni uygulamalar gemi yakıt
ikmal sektörünün yıllık 2 milyon ton satış
hedefini de suya düşürdü. 2012’de toplam
1.8 milyon tonluk yakıt ikmali yapan sektör,
2013’ü ise 1.5 milyon ton satışla kapattı.
Uygulamayı iptal ettirmeyi başaramayan
petrokimya ithalatçıları bakanlıktan en azından teminat mektuplarının kargo başına
değil, toplu olarak verilmesini talep ediyor.
Teminat mektubu uygulamasının tamamen
kaldırılması gerektiğini savunan Gemi Yakıt
İkmalcileri Derneği Başkanı Ali Deniz Eraydın, “Diğer petrokimya ithalatçıları gibi kaybımız büyük. En verimli zamanımızda gemilere yakıt ikmali yapamadık, dev gemileri
komşuya kaptırdık” dedi.
En Verimli Sezon Kaçtı
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme
Bakanlığı, Akdeniz’de seyreden dev
gemileri, Türkiye kıyılarına çekmek
için hareket geçti. Projeyle Panama
ve Süveyş kanalından geçebilen
mega gemiler için son teknolojilerle
donatılmış dev boyutlu bir endüstri
tesisi kurulacak. Tesiste, 400 metre
uzunluğa kadar ulaşan gemilere çeşitli hizmetler verilecek.
İnşa, Onarım Ve Lojistik
Bakanlığın performans hedefine
göre, Akdeniz’de Panamax, Suezmax tankerleri gibi gemilere, inşa,
onarım, bakım ve lojistik hizmetler
22
verecek kapasitede, büyük offshore
yapıları ve üretim alanından oluşacak mega bir proje gerçekleştirilecek. Proje kapsamında denizcilikle
ilgili gerekli tüm faaliyeti görecek birimler de oluşturulacak.
Ticaretin %11’i Akdeniz’de
Bakanlık bu projeyle gemi sanayi
ve yan sanayinin gelişmesine katkı
sağlamayı amaçlıyor. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 11’i Akdeniz
Bölgesi’nde yapılıyor. Akdeniz’de
hareket eden gemi sayısının ise 25
bin civarında olduğu tahmin ediliyor.
250-400 Metrelik
Devler İçin
Henüz fizibilite aşamasındaki projeyle Akdeniz’de Panamax, Suezmax şeklinde adlandırılan boyları
250-400 metre arasında değişen
devasa boyuttaki gemilere, bakım
onarım hizmeti verilecek. Tesiste ayrıca, kullanım ömrü sona eren gemilerin hurdaya ayrılarak, demir çelik
tesislerinin ihtiyaçlarını karşılaması
planlanıyor. Yetkililer, tesisin inşa
edileceği kıyı noktasını belirleme çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.
(denizhaber.com.tr)
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, akaryakıt
kaçakçılığının önüne geçmek isterken,
petrol ve petrol ürünü ithalatçıları çok büyük bir sorununla karşı karşıya kalmıştı. 20
Kasım’da bir gecede yapılan değişiklik ile
petrol ürünleri ithalatı yapan firmalara milyonlarca dolar teminat mektubu zorunluluğu getirildi. 5 bin tonluk yakıt ithal eden
şirket, bunun için 6 milyon dolar teminat
mektubu getirmek zorunda kaldı. Teminat
mektubunu sağlamak birkaç günlük zaman
aldığından birçok firma ithalat yapamadı.
Aynı nedenlerle ithalat yapamayan bunkerciler de gelen gemilere yakıt ikmali gerçekleştiremedi. Gemi Yakıt İkmalcileri Derneği
Başkanı Ali Deniz Eraydın, “Herkes hazırlıksız yakalandığı için kargolar bekledi, ikmal
yapılamadı. En verimli sezonumuzda ikmal
yapamadık ve gemiler yakıt alımlarını başka
limanlara kaydırdı” dedi.
‘Transit’ İstisnası Da Çözüm
Olmadı
Türkiye’den yakıt alamayan ve komşuya gitmek zorunda kalanlar arasında 100 gemilik
armatörler de olduğunu vurgulayan Eraydın, satış yapamadıkları gibi, bu sıkıntılar
yüzünden Türkiye’nin büyük bir prestij kaybettiğini vurguladı. Eraydın ayrıca, önceden
siparişi verilen yakıtları getiren müşterilerin
yükünü boşaltamaması nedeniyle onların
da masraflarını karşılamak zorunda kaldıklarını dile getirdi. Gümrük ve Maliye bakanlıklarının belli bir tarafta yaşadığı sıkıntıdan
dolayı önlem almaya çalışırken sektörün
dinamiklerini gözden kaçırdığını dile getiren
Eraydın, “Çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bu
ortam ve belirsizlik operasyonlarımıza yansıdı, müşteri ve pazar kaybımız oldu. Karlı
çıkan ise Yunanistan Malta ve İtalyan limanları oldu” dedi.
Bunkercilerin bu uygulamadan mağdur
olan çok küçük bir tarafı kapsadığını vurgulayan Eraydın, “Uygulama bütün dağıtım
şirketlerine büyük kayıplar yaşatıyor” dedi.
Gümrük Bakanlığı’nın sıkıntının boyutunu
fark ettiği için düzeltme yoluna gittiğini ifade eden Eraydın, ancak yeni düzenlemenin
de kendilerine çare olmadığını belirtti. Bakanlık, ikinci bir düzenleme ile transit ticaret
yapan şirketleri teminat mektubundan muaf
tuttu ancak, EPDK lisansı olan firmalar transit ticaret yapsalar da muafiyetten yararla-
namıyor. Bu nedenle yeni düzenleme gemi
yakıt ikmalcilerine bir katkı sağlamadı. Çünkü yakıt ithal edip Türkiye’de satış yapan bir
Türk petrol şirketinin EPDK lisansına sahip
olması zorunlu. Eraydın, “Benim EPDK lisansım var ama transit ticaret yapıyorum.
Transit ticaret yapmama rağmen teminat
mektubunu çıkarmam lazım. Dolayısıyla bizim için bir kolaylık olamadı. Transit ticaret
yapan herkese bu uygulama kaldırılmalı”
diye konuştu.
‘Toplu Teminat Mektubu’
Teselli Olacak
Gümrük Bakanlığı, sektör temsilcilerinin
uygulamanın tamamen kaldırılması talebine olumlu yanıt veremese de kolaylaştırma
sözü verdi. Kendilerini yeni yönetmeliğe
alıştırmak zorunda olan petrokimya ithalatçıları, kargo başına teminat mektubu alınması konusunda ise büyük sıkıntı yaşıyor.
Toplu teminat mektubu verilmesi için bakanlığa talepte bulunan sektör temsilcilerine olumlu yanıt geldi. Ancak, bakanlık
gümrük sistemindeki altyapı uygun olmadığı için toplu teminat uygulamasını başlatamadı. Ali Deniz Eraydın, Gümrükler Genel
Müdürü Cenap Aşçı başta olmak üzere yetkililerin bu konuda büyük çaba harcadığını
ve toplu teminat uygulamasına bir hafta
içinde geçilmesinin planlandığını söyledi.
(denizhaber.com.tr)
23
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
Deniz bitkileri araştırmalarına göre Akdeniz’e çeşitli yollarla girip yerleşen yabancı kökenli deniz bitkisi sayısı 44’tür [10]. Bu
gruplara balıkları ve omurgasızları katarsak sayı 325’i bulmaktadır [10,11]. Akdeniz havzasında Posidonia oceanica (L.) Delile,
1813 koruma altındaki en önemli türdür ve oldukça sağlıklı fasiyesler oluşturmasıyla tek başına bölgenin özel koruma statüsünde olması için yeterli olduğu ortaya konulmuştur [12].
Özlem SEZGİN
MEÜ Fen Bilimleri Enstitüsü
Su Ürünleri Ana Bilim Dalı
Hilal KARGIN YILMAZ
MEÜ Su Ürünleri Fakültesi
Akdeniz Ekosisteminde
Alglerin Yeri ve Önemi
Türkiye’nin güneyinde Akdeniz’e kıyısı bulunan illerde ve çevresinde, tipik sıcak ve ılıman iklim hâkimdir. Akdeniz’in sıcaklık
ortalaması 22 °C’ ye yakın olup, bu özelliğiyle Türkiye’nin en sıcak kesimidir. Akdeniz, dünya denizlerine göre tuzlu bir denizdir. Ortalama tuzluluk oranı % 0.38, okyanusta ise % 0.35’dir.
Akdeniz, batıda Atlas Okyanusu’ndan doğuda Asya’ya kadar
uzanan ve Avrupa’yı Afrika’dan ayıran bir iç denizdir. Bugünkü
durumuyla oldukça küçük ve fazla derin değildir. Akdeniz kıta
sahanlığının dar olması balık populasyonlarını olumsuz yönde
etkilemektedir. Akdeniz’de verimliliği kısıtlayan diğer etken, bitkileri besleyen fosfat, nitrat ve nitrit gibi maddelerin az olmasıdır. Besleyici maddelerin azlığı, düşük besin elementi içerikleri
ve yüksek tuzluluk değerleri plankton gelişimini önemli ölçüde
sınırlamaktadır. Derin denizlerde yaşayan balıkların ve yetişkin
balıkların temel besin kaynağı olan planktonun az olduğu yerlerde tüm balık populasyonu bu olaydan etkilenir. Doğrudan
planktonla beslenmeyen balıklar ise besin zincirinin başka bir
aşamasında bunun yokluğunu hissederler. Karadeniz plankton
açısından zengin iken, Akdeniz oldukça fakirdir. Akdeniz’in ünlü
maviliği ve berraklığı da bu yokluğun göstergesidir. Akdeniz sularında, oksijen seviyeleri yüzey katmanında neredeyse doymuş
haldedir (kışın 6 mg/L, yazın 4,8 mg/L) [1]. Derin sularda ise
oksijen içerikleri yaklaşık 4,5 mg/L seviyesindedir [1].
Tablo 1. Akdeniz’in yüzey ve orta katmanlarındaki (200–1000 m.)
ortalama yüzey sıcaklık değerleri (kış-yaz) [2]
Akdeniz’de verimliliğin, nehir girdilerinin daha az olması ve akıntı sistemleri gibi nedenlerle özellikle Doğu Akdeniz’de daha düşük olduğu belirtilmektedir [13,14]. Son yıllarda kıyı kuşağında
nüfusun artmasına paralel olarak tarımsal faaliyetler ve endüstriyel gelişmelerin artışı Akdeniz kıyılarında kirliliğin ciddi boyutlara ulaşmasına ve ötrofikasyon olaylarının yaşanmasına neden
olmaktadır [14].
Tablo 2. Akdeniz’de Yabancı Deniz Bitkilerinin (Lesepsiyen Göçmenler Dahil) Olası Giriş Yolları [11].
H: Yüksek, M: Orta, F: Zayıf, Giriş Şekli S: Süveyş Kanalı, G: Cebelitarık Boğazı, FO: Gemi Üzerinde Fouling, O: İstiridye Yetiştiriciliği,
AP: Balıkçılık Faaliyeti, AO: Akvaryum Kökenleri, A:Atlantik, MR: Kızıl deniz, IP: Indo Pasifik, J: Japon Denizi, PT: Pantropikal, MA:
Avusturalya Denizleri’nin Akdeniz’de Görülen Biyotopları, FOTO: Infralittoral Fotofil Biyotoplar, SIYA: Siyafil Biyotoplar, MEDIO: Medyolittoral, HD: Posidonia oceanica topluluğu, LAG: Lagün, PORT: Liman, POL: Kirli.
Akdeniz Kıyıları Deniz Ekosistemi
Kıyısal alanlar denizel ekosistemlerin en verimli bölgeleridir.
Dünyadaki kabuklu ve balık avcılığının önemli bir kısmı kıyısal
sulardan sağlanmaktadır. Bu ortamlarda verimliliğin yüksek olması fitoplankton için gerekli besleyici elementlerin yüksek düzeylerde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde kıyısal sulardaki besin yoğunluğunun artmasına; kıyısal alanlardaki
yerleşim alanları, endüstriyel kuruluşlar, tarımsal faaliyetler ve
karasal girdiler neden olmaktadır. Karasal kaynaklı besin tuzları,
Doğu Akdeniz gibi oligotrofik ortamlarda verimlilik artışını belirli
bir düzeye kadar olumlu etkileyebilmektedir.
Akdeniz’de neritik alanlar giderek artan oranlarda kirlenmektedir. Kıyısal ortamlar çevresel kirleticilerin etkisiyle sığ ve kapalı alanlarda ötrofikasyona neden olmakta ve bu durum Kuzey
Doğu Akdeniz’de de görülmektedir [3]. Ülkemizdeki en somut
örnek İzmir Körfezi’nde oluşan ötrofikasyon olayıdır [4]. Zararlı alg artışları da kirlilikten kaynaklanan ötrofikasyon ile ilişkili
olup [5], kirlenmiş bölgelerde daha sık görülmektedir. Aşırı alg
üremeleri su kalitesinde düşme, toksisite problemlerinden dolayı balık ölümleri ve kültür balıkçılığında kayıplar, halk sağlığının olumsuz etkilenmesi, kötü koku ve sucul ortamların estetik
kayıplara uğraması gibi etkilere yol açmaktadır. Denizlerde bir
veya birkaç fitoplankton türünün lokal olarak ani ve aşırı artışı
şeklinde tanımlanan zararlı alg üremeleri olaylarının son yıllarda görülme sıklığı artmıştır [6]. Dünya fitoplankton florası içinde
HAB türleri %6, toksik türler yaklaşık %2’lik yer tutmaktadır [7].
Ülkemiz kıyılarında aşırı artış olayı ilk kez 1957 yılında İzmir
Körfezi’nde görülmüştür. Daha sonraki yıllarda görülen zararlı
alg artış olayları Koray [4, 8, 9] tarafından yapılan çalışmalarda
ele alınmıştır.
İskenderun Körfezi Kuzey Doğu Akdeniz’de karasal girdilerin
en yoğun olduğu bölgelerden biridir. Körfez, etrafındaki sanayi
kuruluşları, yerleşim birimleri, nehir deşarjları ve gemi trafiğinden dolayı yoğun çevresel etkilere maruz kalmaktadır. Tüm bu
aktiviteler, sudaki besin tuzları içeriklerini artırarak, fitoplankton
artışları için uygun ortamlar yaratmaktadır.
24
25
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
Katı Atıklar ve Atık Su, Kentsel Yüzey Akıntısı
10.000’in üzerinde nüfusa sahip 601 adet kıyı kentinden sadece
%69’u atık su arıtım tesisine sahiptir. Bu tesislerin kirleticileri yok
etme kapasitesi düşük veya yetersizdir. Güney Akdeniz kıyılarında hızlı kentsel büyüme sorunu daha da arttırmaktadır. Kıyı
şeridindeki kentsel atıklar hiçbir hijyenik işlemden geçirilmeden
çöp toplama alanlarına bırakılmaktadır. Kıyıdaki sanayi tesislerinin açığa çıkardığı ince katı maddeler veya inşaat faaliyetlerinden kaynaklanan ağır maddeler, deniz yatağının kara kökenli
maddelerle kaplanmasına yol açmaktadır [18].
Akdeniz kıyı bölgelerinin çoğu (Örn; nehirler ve yüzey akıntısıyla)
büyük ölçekli sanayi atıklarının (Örn; ağır metaller, kalıcı organik
kirleticiler –KOK’lar-) üretildiği kimya ve maden tesisine ev sahipliği yapmaktadır. Deniz taşımacılığı ile yaklaşık 250.000 ton
petrol çevreye bırakılmaktadır.
Büyük depremlerin sosyal ve ekonomik etkileri özellikle kıyı şehirlerinin bulunduğu alanlarda oldukça yıkıcı olabilir [18].
Şehirleşme
Düşük ana üretim ve düşük fitoplankton biyokütlesi Akdeniz
baseninin temel karakteristik özelliğidir. Düşük fitoplankton biyokütlesi suyun şeffaflık oranının yüksek olması ve bu sayede
ışığın su kolonundan [19] rahatlıkla geçerek derin sularda fotosentezi olanaklı kılması anlamına gelir. Ana üretim, dünyanın
çoğu okyanusunda azota (N) bağlıyken Akdeniz’de fosfora (P)
bağlı olarak gerçekleşir. Akdeniz açık, zayıf pigmentli oligotrofik
(az besin içeren) bir deniz olarak görülürken; Karadeniz, ötrofik
(bol besin içeren) bir deniz olarak görülmektedir.
Akdeniz kıyı şehirlerinin yakınındaki liman ve yarı kapalı körfezler
gibi korunaklı deniz sularında sıkça görülen bir olgudur. Arıtılmış
veya kısmen arıtılmış kentsel sıvı atıklar ciddi ölçüde besin maddesi ve askıda maddeyle (çözünebilen veya atıl) yüklüdür. Bu
maddeler bolca organik madde, metal ve diğer kirleticilerden
oluşan çökeltilerin birikmesine neden olmaktadırlar. Akdeniz
ekosistemindeki azot ve fosfor artışı, birincil üretimi artırmakta
toksik alg çoğalmalarına neden olmaktadır [18].
Zararlı Alg Çoğalmaları (Harmful Algal Blooms HAB’lar)
Zararlı alg çoğalmaları ve buna maruz kalan deniz ürünlerinin
tüketilmesi ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır.
Kum Erozyonu
Çoğu Akdeniz ülkesinde yaygın görülen deniz tortulunun taşınması doğal nedenlere dayandığı gibi insan faaliyetleriyle daha
da artmaktadır (Örn; kum çıkartma). Toprak yüzey katmanlarının
tahrip edilmesiyle yeraltı sularının kirlenmesi; kumul sisteminin
bozulmasıyla çökelme kaynaklarının azalması, çölleşme ve biyolojik çeşitliliğin azalması bunların belli başlı örnekleridir.
26
UNEP/MAP/MEDPOL’e göre akuakültür üretiminin 1970– 2002
yılları arasında 19.997 tondan 339.185 tona çıkmıştır. Çeşitlilikte
görülen değişiklik akuakültürün belgelenen olumsuz etkilerindendir. Bölgesel ekosistemin iyileştirilmesi, çiftlik faaliyetlerinin
durdurulmasına bağlıdır.
Doğal Tehlikeler
Ötrofikasyon
önemli paya sahiptir.
Biyolojik İstilalar
Araştırmada fitoplankton türleri içinde toplam 39 türün aşırı artışa neden olabilen türler olduğu saptanmıştır (Tablo 3). Bunlardan Dinophysis tripos, D. caudata, D. rotundata, Pseudonitzschia pungens aynı zamanda toksin salgılayan türlerdendir
[17]. Sournia [7] denizlerde yaşayan yaklaşık 4000 fitoplankton
türünden dinoflagellatlara ait 93–127 red tide türü, 45–57 toksik
tür ve diyatomlardan 60–70 civarında HAB türü ile 4–5 toksik tür
bulunduğunu bildirmiştir. Diğer fitoplankton gruplarında ise redtide ve toksik tür sayısı birkaç tür ile sınırlı kalmaktadır.
Liman ve lagün yakınlarındaki bozulmuş ekosistemlerle ilişkili
iklim değişiklikleri nedeniyle oluşan ve yerleşen egzotik türler
biyolojik çeşitlilikte önemli değişimlere sebep olmuştur. Egzotik
türler daha çok doğu baseninde (Doğu Akdeniz) görülmektedir.
Akdeniz Kıyıları Deniz Ekosisteminin Bozulmasının Temel Nedenleri [17]
Akuakültürün Yayılması
Petrol İşlemeyi İçeren Sanayi Atıkları
Akdeniz bölgesi kıyı şeridinin kentleşmeyle doğal yaşam ortamı
yok edilmekte ve fiziksel tahribatla birlikte biyolojik çeşitliliği yok
olmaktadır.
Son yıllarda iklimsel değişimler ve global sıcaklık artışının
Akdeniz’in biyolojik yapısını ciddi düzeyde etkileyebileceği öne
sürülmektedir [15]. Diğer taraftan [16] Akdeniz kıyısal zonunda nitrat ve fosfat içeriklerinde artış gösterdiğini bildirmiştir.
Planktonik organizmaların çevresel koşullardaki değişimleri kısa
sürede yansıtmaları, tür kompozisyonu ya da yoğunluklarında
meydana gelen değişimler, bu organizmaları denizel izleme
çalışmalarında en fazla üzerinde durulan gruplardan biri haline getirmiştir. Kıyısal ortamlar çevresel kirleticilerden en fazla
etkilenen ortamlar olduğundan bu ortamların plankton topluluklarının bilinmesi zaman içinde oluşan değişimlerin saptanması
yönünden önem taşımaktadır. Denizel fitoplankton içinde diyatomeler ve dinoflagellatlar yoğunluk ve çeşitlilik olarak oldukça
yakalanmasına yol açmaktadır. Normalden küçük hedef türlerin
yüksek miktarlarda atılması da hedefte olmayan türlerde biyoçeşitlilik kaybına neden olmaktadır [18].
Deniz Kaynaklarının Tüketilmesi
Alt besin zincirinde avlanma yapılması tüm ekosistemler üzerinde olumsuz etkiler doğurur. Dipte yaşayan cinsler daha çok
genç balıklardır ve bu durum yüksek avlanma baskısının bir
göstergesidir. Küçük balıkların ekonomik getirisinin daha yüksek olması dip trol balıkçılığında normalden küçük balıkların da
Akdeniz’in Ekosistem Verimliliği
Oligotrofik Koşullar
Akdeniz’in Verimliliğini Kısıtlayan Etkenler
Akdeniz’in Dezavantajları
Akdeniz Kıta Sahanlığının Dar Olması
Yavru balıklar, genellikle kıyıya yakın verimli alanlara yerleşip
büyürler; dünyaya geldiklerinde barınabilecekleri çok geniş bir
alan bulamazlar. Açığa giderlerse akıntıyla baş etmeleri zordur.
Bu durum da sayılarının artmasını engeller.
Yüksek Tuzluluk Değerleri
Sıcak iklimin bir sonucu olarak, Akdeniz’in suyunun büyük kısmı buharlaşır. Buharlaşma ile Akdeniz’in tuzluluğu ve yoğunluğu
artar. Genellikle buharlaşma yoluyla kaybedilen su, yağmur ve
nehir suyuyla kazanılandan daha fazladır.
Düşük Besin Elementi Konsantrasyonları
Akdeniz’de bitkileri besleyen fosfat, nitrat ve nitrit gibi maddelerin azlığının en önemli nedeni, Akdeniz suyunun ana bölümünü
oluşturan Atlantik’ten gelen yüzey suyunun bu maddeler açısından zengin olmayışı ve besleyici maddelerin azlığı, suda yaşayan canlı türlerinin de azlığına neden olur. Düşük besin elementi
ve yüksek tuzluluk değerleri plankton gelişimini önemli ölçüde
sınırlamaktadır. Bu nedenle plankton açısından fakir bir yapıya
sahiptir. [19,20].
Akdeniz’in Avantajı
Flora ve Faunanın Biyolojik Çeşitlilik Durumu
Akdeniz flora ve faunası milyonlarca yıl içinde kendine has ılıman ve alt tropikal iklim özellikleri taşıyan ve %28 gibi yüksek
27
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
oranda endemik tür barındıran bir yapıya doğru evrimleşmiştir
[21]. Gerek mevcut iklim çeşitliliği ve hidrolojik çeşitlilik gerekse büyük türlerin devamlılığını sağlayan Akdeniz’e özgü yaşam
alanları kısmen de olsa bölgenin jeolojik geçmişinden kaynaklanmaktadır.
Akdeniz’deki Zararlı Alg Çoğalmaları (HAB’lar)
Fitoplanktonlar, tüm su ortamlarında bulunan normal bileşenlerdir. Alg çoğalması kendiliğinden oluşmaktadır. Ancak bu
çoğalmaların çoğuna kara kökenli kaynakların neden olduğu
ötrofikasyonun (azot ve fosfor artışı) yol açtığına dair güvenilir
kanıtlar mevcuttur. Deniz algleri sayıca önemli miktarlara ulaştığında ve biyotoksin ürettiğinde bunlara Zararlı Alg Çoğalması
(HAB) adı verilir. HAB’lar küresel bir olay olup; sorunun 10–20 yıl
içinde artış gösterdiği ortaya konmuştur [22]. Akdeniz’in çeşitli
kesimlerinde görülen zararlı mikroalg artışları ve bunların neden
olduğu toksisite olayları [23], [24], [25], [26] tarafından yapılan
çalışmalarda ele alınmıştır.
Şekil 1. İskenderun açıklarında saptanan potansiyel zararlı fitoplankton türleri
Tablo 3. Akdeniz açıklarında saptanan potansiyel zararlı fitoplankton türleri, mevsimlere göre bulunurlukları, HAB, toksisite
durumları (K=Kış, İ=İlkbahar, Y=Yaz, S=Sonbahar) [36]
İskenderun Körfezi, ülkemizin Akdeniz kıyı şeridi içinde en fazla
kirlilik yüküne maruz kalan alanlarından biridir.
pışkan sıvı birikimi; su renginin bozulması; HAB’ların bozulması
sebebiyle dip sularda ortaya çıkan düşük oksijen seviyeleri.
İnsanlar Üzerindeki Toksik Etkiler
Akuakültür Kaynaklı Ekosistem Değişimleri
İnsanlar, mikroalg toksinlerinin biyolojik birikime uğradığı gıdaları (kabuklu deniz hayvanları ve balıklar) tükettiğinde hastalanmaktadırlar. HAB’lar tarafından kontamine edilen su ürünlerinin tüketilmesinin halk arasında yol açtığı en belirgin sağlık
sorunlarına Deniz Ürünleri Toksin Çoğalması (STB) adı verilir.
Akdeniz’de başlıca üç STB belirtisi arasında Diyaretik Kabuklu
Deniz Ürünü Zehirlenmesi (DSP), Paralitik Kabuklu Deniz Ürünü
Zehirlenmesi (PSP) ve Amnezik Kabuklu Deniz Ürünü Zehirlenmesi (ASP) bulunur.
Akuakültürün çoğunlukla biyolojik çeşitliliğin yüksek ve insani
baskının artmakta olduğu kıyı bölgelerinde yer alması, olası etkilerin sonuçlarını ağırlaştırmıştır. Çoğu çevre çalışması, tek bir
çiftlikte yapılmış olup, yerel düzeydeki etkileri belgelenirken,
ekosistem düzeyindeki etkiler bilinmemektedir [14]. Genel olarak balık ve kabuklu deniz ürünlerinin çiftlikte yetiştirilmesi, kirlilik
yaratabileceği ve diğer kullanıcılarla ihtilafa yol açabileceği için
deniz yaşamı için bir tehdit olarak görülmektedir. Artan organik
madde, yeni türlerin göçü gibi olumlu bir durumun gelişimini
sağlayabilir. Batı ve Doğu Akdeniz’deki balık çiftlikleri altında
yapılan sualtı video çekimleri, yem atıldığı zaman balık kafesleri
altındaki çeşitli yabani balık türlerinin toplandığını doğrulamıştır
[14]. Bentik faunanın ölüm oranı, deniz çayırlarının tahrip olması
ve büyük su kütlelerinin trofik durumundaki değişimler, akuakültürün ekosistem biyolojik çeşitliliği üzerindeki potansiyel etkileridir. Ancak bu etkiler genelde lokal bölgeyle sınırlıdır. Çiftlik
kafesleri altında ve yakınındaki bölgede bulunan makro faunal
omurgasızlar üzerinde lokal anlamda belgelenmiş yok oluşu
ekolojik öneme sahiptir ancak bunların soylarının tükeneceği ya
da yok olacağı pek olası değildir.
Balık Ölümleri ve Kontamine Deniz Ürünleri
Önemli etkilerinden biri HAB’larda toksisite seviyesi yükseldiği
zaman yaşanan toplu balık ölümleridir. Suyu süzerek beslenen
deniz biyotoplarında toksin birikmesi; insan, kuş ve bunlarla
beslenen deniz memelileri için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Ekosistemdeki Değişimler
HAB türlerinin ekosistem üzerindeki etkileri arasında; toplu balık
ve deniz memelileri ölümleri; kıyılarda istenmeyen köpük ve ya-
28
29
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
Kıyı Bölgelerindeki Ekolojik Kalite Durumu
Bentik makrofitler (Posidonia
Cystoseira toplulukları):
çayırlarıyla
birlikte
altına alması halinde başta turizm ve balıkçılık olmak üzere çok
sayıda sanayi kolu etkilenecektir [42].
Bentik makrofitler, Akdeniz kıyı şeridinde yaygın olarak görülen
Posidonia çayırlarıyla birlikte Cystoseira toplulukları, sığ sulardaki biyolojik çeşitliliğin ana destekçileridir. Bu topluluklar yüzeyde ve 10 metre derinlikte geliştiğinden gelgitle ilgili kirliliğe
sıklıkla maruz kalmaktadır.
maddesi ve askıda maddeyle yüklüdür. Ayrıca, oluşan yangınlar
hava kalitesini ciddi ölçüde etkileyen duman partikülleri, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH’lar) ve dioksinler açığa çıkarmaktadır. Tarım alanlarından gelen yüzeysel akış, endüstriyel
ve kentsel atık suların neden olduğu ötrofikasyon sonucu zararlı
alg çoğalması kendiliğinden oluşmaktadır. Ancak bu çoğalmaların çoğuna kara kökenli kaynakların (azot ve fosfor) yol açtığına dair güvenilir kanıtlar mevcuttur[18].
Sonuç olarak etkin biçimde atık su arıtma tesisi işletmeyen büyük kent ya da şehirlerin çevresindeki tüm kıyı bölgeleri, yüksek
besin yükleri almaktadır. Kıyılardaki çarpık yapılaşma ve tarım
alanı açma faaliyetleri, Akdeniz’deki sulak alanların boyutunu
düşürmekte ve biyolojik çeşitlilik kaybına yol açmaktadır [18].
Fransa’nın Akdeniz kıyı şeridi boyunca atık su arıtımını geliştirilmesiyle, Posidonia oceanica’nın gelişimlerinin hızlandığını göstermiştir.
ÖNERİLER
Akdeniz kıyı şeridinin koruma altına alınması; kıyı şeridi boyunca atık su arıtımının geliştirilmesi ve aynı zamanda Posidonia
oceanica’nın korunma altına alınması sağlanabilir.
Yüksek Oranda İstilacı Olan Caulerpa racemosa
Caulerpa taxifolia Akdeniz’de hızlı bir şekilde yayılmakta ve denizel canlılara zarar vermektedir. Yosunun kısa sürede Türk sahillerine gelme ihtimali yüksek olup, her özellikte deniz suyunda
yaşayabilen C. taxifolia’ya sakin körfezlerde olduğu gibi dalgalı
kıyılarda da rastlanabilmektedir. Su sıcaklığının 15°C’nin üstünde seyretmesiyle gelişimi hızlanan, kış periyodunda da gelişimini yavaşlatan bir yosun türüdür.
Önemli Sünger Türlerinin Ölümü
Deniz omurgasızlarında toplu ölüm olayları Akdeniz’de de görülür. Bu toplu ölüm olayının C. racemosa ve C. taxifolia varlığından kaynaklandığı sanılmaktadır [38].
İlk olarak 1984 yılında Akdeniz’de görülen ve çevreye verdiği
zarar nedeniyle Fransa, İspanya, Fas ve İtalya sahillerini etkilemesi; Türk sahillerini de tehdit etmektedir [41]. Uzmanlar C.
taxifolia’nın henüz Türkiye’ye ulaşmadığını ancak önlem alınmaz
ise çevresel ve ekonomik zararın çok büyük olacağına işaret etmektedirler. Büyük miktarda oksijen emişi ve büyüme esnasında etrafa asit yayması yalnızca zeminde bulunan canlıları değil
tüm balık ve kabukluları etkilemektedir. Akdeniz havzasını etkisi
30
Caulerpa taxifolia türü ile Mücadele Yöntemleri
Eşeysiz olarak çeliklenme ile hızla üreyen; küçücük bir parça
dahi olsa su dışında, nemli ortamda 10-15 gün canlı kalabilen,
tekne, çapa demirleriyle ya da balıkçı ağlarıyla uzun mesafelere taşınabilen bu yosunun oluşturduğu toplulukların yayılımını önlemeye yönelik birçok mücadele yöntemi bulunmaktadır.
Bunlardan en önemlisi erken tespit ve temizleme çalışmalarıdır.
C. taxifolia’nın ortamdan temizlenmesine yönelik değişik yöntemler geliştirilmiştir. En çok üzerinde durulan doğrudan toplama, mekanik toplama ve aspirasyon yöntemleri yanısıra içinde
kimyasal maddelerin bulunduğu (tuz, bakır vb.) örtülerin değişik
sürelerde C. taxifolia toplulukları üzerine serilmesi, elektrodiyaliz
ve biyolojik savaşım yöntemleridir [43].
SONUÇ
Akdeniz kıyı şeridinde düzensiz yapılanma, turizm altyapısında
kontrolsüz gelişim, gerek sulak alanların ve tuzlaların tarım alanı
olarak kullanılması, gerekse inşaat malzemesi elde etmek amacıyla kıyılarda kum ve kaya çıkartma faaliyetleri Akdeniz kıyı şeridinin doğal yapısını onarılamaz bir şekilde değiştirmektedir. Arıtılmış veya kısmen arıtılmış kentsel sıvı atıklar ciddi ölçüde besin
Bununla birlikte yüksek oranda istilacı C. racemosa ve C. taxifolia Akdeniz’de hızlı bir şekilde yayılarak denizel canlılara zarar
vermektedir. C. racemosa, Posidonia oceanica türüne baskılayıcı etkide bulunmaktadır. Posidonia çayırlarının zemine tutunması oldukça uzun zamanlar almaktadır. Bunun üzerine bir de
trol avcılığı ile yok oluşu eklenince Caulerpa bireylerinin Posidonia çayırının yerini daha kolay alma fırsatını elde ettiği görülür.
Caulerpa yayılımının daha çabuk gerçekleştiği ve Posidonia bireylerine baskın geldiği görülmüştür. C. taxifolia büyük miktarda
oksijen emdiği ve büyüme esnasında çevresine asit yaydığı için
yalnızca zeminde bulunan canlıların değil, tüm balık ve kabuklu
deniz canlılarının da yok olmasına neden olmakta ve suda daha
derin etkiler yaratmaktadır. Önemli sünger türlerinin ve çeşitli
deniz omurgasızlarının toplu ölümüne, birçok deniz canlısının
üreme ve barınma yeri olan P. oceanica’nın yok olmasına neden
olduğu bilinmektedir. Bu istilacı türlerle mücadele edilmeli ve
kontrol altında tutulmalıdır.
Akdeniz havzasında koruma altında bulunması gereken en
önemli tür olan P. oceanica ‘nın oldukça sağlıklı fasiyesler oluşturduğu ve bu türün tek başına bölgenin özel koruma statüsünde olması için yeterli olduğu ortaya konmuştur.
Yetiştiricilik tesisi civarına temizleyici bileşen olarak yerleşen
midye ve deniz yosunları bu organik yükü ve bu nedenle patlayan fitoplankton kütlesini besin olarak değerlendirebilmektedir. Hem deniz kirliliği gibi çevresel problemler önlenmiş hem
de bir anlamda yem ve metabolizma artığı olarak çevreye sızan
ekonomik kayıplar, temizleyici bileşenlerin döngüye katılması ile
geri kazanılmış olmaktadır.
İskenderun Körfezi Kuzey Doğu Akdeniz’de karasal girdilerin en
yoğun olduğu bölgelerden biridir. Körfezde sık aralıklı bir izleme
çalışması yapılmamış olmakla birlikte, on yıldan fazla zamandır
körfezde fitoplankton, birincil üretim ve su kalitesi konularındaki
araştırmalarda zararlı mikroalglerin herhangi bir aşırı artışı kaydedilmemiştir. Bu gibi kirlilik yükü gün geçtikçe artan ortamlarda
izleme çalışmalarının yapılması zorunlu hale gelmektedir. Bu çalışmalarda ortama besleyici element girdi düzeylerinin ve kıyısal
ötrofikasyon oluşup oluşmadığının tespiti, aşırı alg üremeleri
varsa sıklıklarının belirlenmesi, artış gösteren türlerin dinamiklerinin ve ekolojilerinin belirlenmesi gereklidir.
KAYNAKLAR
[1] EEA, 1999. State and pressures of the marine and coastal Mediterranean environment. European Environment Agency, Environmental Assessment Series, 5:137.
[2] EEA, 2002 Europe’s biodiversity-biogeographical regions and
seas. Environmental issue report Published by EEA (European Environment Agency)Copenhagen,2002. http://reports.eea.eu.int/report_2002_0524_154909/en).
[3] Yılmaz, A., Salihoğlu, İ., Yemenicioğlu, S., Tuğrul S., Baştürk, Ö.,
Yayla, M.,1998. Akdeniz kıyılarında karasal kaynaklı kirlenmesin boyutu ve canlılara etkisi. Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları II. Ulusal
Konferansı, 22-25 Eylül, Ankara (Turkey), In, Türkiye Kıyıları 98 Koferansı Bildiriler Kitabı, Ed. Erdal Özhan [ed.], Ankara, KAY Türkiye Milli
Komitesi, 665–673.
[4] Koray, T., 1984. The occurrence of red-tides and causative organisms in İzmir Bay, Ege Üniv. Fen Fak. Jour. Series B, 1(6):75–83.
[5] Richardson, K. 1997. Harmful or Exceptional Phytoplankton
blooms in the Marine Ecosystem. Advances in Marine Biology 31:
301–385.
[6] Mann V., M. Harker, I. Pecker, and J. Hirschberg. 2000. Metabolic engineering of astaxanthin production in tobacco flowers. Nature
Biotech. 18: 882–892.
[7] Sournia, A., 1995. Red tide and toxic marine phytoplankton of
the world ocean: an inquiry into biodiversity. In: Lassus, P., G. Arzul, E. Erand, P. Gentien, C. Marcaillou (eds.) Harmful Marine Algal
Blooms. Lavoisier,Technique et Documentation, Lavoisier, Intercept
Ltd. 103–112.
[8] Koray, T., Büyükışık, B., Parlak, H., Gökpınar, Ş., 1992. İzmir
Körfezi’ nde deniz suyu kalitesini etkileyen bir hücreli organizmalar:
Red-tide ve diğer aşırı üreme
olayları, Doğa Türk Biyoloji Dergisi, 16:135–157.
[9] Koray, T.,1994. Sucul ekosistemlerde aşırı üreyen zararlı ve zehirli
algler ve izlenmelerinde takip edilecek stratejiler, Ege Üniv. Fen Fak.
Dergisi, seri B, Ek 16/1: 329–343
[10] Ribera M.A.,1994. Les macrophytes marins introduits
en Mediterranee: biogeographic introduced species in European
coastal waters, Boudoresque C.F., Briand F., Nolan C. [eds.], European Commission publ., Luxemborg:37–43.
[11] Boudouresque C. F., Ribera M. A., 1994. Les introductions d’espèces végétales et animales en milieu marin conséquencesécologiques et économiques et problèmes
législatifs. First international workshop on Caulerpa taxifolia, Boudouresque C.F.,Meinesz A., Gravez V. Edit., GIS Posidonie publ.,
Fr. : 29–102.
[12] Okuş, E., H.İ. Sur, A. Yüksek, İ. N. Yılmaz, A. Aslan- Yılmaz, S.
Ü. Karhan, M. İ. Öz, N. Demirel, S. Taş, H. Altıok, A. E. Müftüoğlu,
C. Gazioğlu, Z. Y. Yücel, 2004. The Project on the Determination
of bio-diversity of Datça-Bozburun Coastal Marine Protected Area,
(in Turkish). Final Raporu, (Sunulan Kuruluş, T.C. Çevre ve Orman
Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı), ISBN:975-827362-0.
[13] Azov, Y., 1991. Eastern Mediterranean- a marine desert, Marine
Pollu-tion Bulletin, 23: 225–232.
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
[14] Turley, L.M., 1999. The changing Mediterranean Sea- a sensitive
ecosystem. Progress in Oceanography 44: 387– 400.
[15] Goffart, A., Hecq, J-H. Ve Legendre, L., 2002. Changes in the
develop-ment of the winter spring phytoplankton bloom in the Bay of
Calvi (NW Mediterranean) over the last two decades; a response to
changing climate Marine Ecology Progress Series 236: 45–60
[16] Bethoux J.P., Morin, P., Chaumery, C., Connan, O., Gentili, B., RuizPino, D., (1998). Nutrients in the Mediterranean Sea, mass balance
and statistical analyses of concentrations with respect to environmental
change marine chemistry, 63: 155–169.
[17] Polat S., Olgunoğlu M. P., Aka A. A, Koray T., 2006. E.Ü. Su Ürünleri
Dergisi E.U. Journal of Fisheries & Aquatic Sciences 2006 Cilt 23, Sayı
(1-2): 169–172.
[18] Avrupa Çevre Ajansı 2006. Kopenhag, Lüksemburg: Avrupa Toplulukları Resmi Yayınlar Ofisi, ISBN:978–92– 9167–370–4. http://www.
eea.europa.eu/tr/publications/ eea_report_2006_4
[19] Ignatiades, L., 1998. The productive and optical status of the oligotrophic waters of the Southern Aegean Sea (Cretan Sea), Eastern
Mediterranean. Journal of Plankton Research, 20: 985–995.
[20] Gözcelioğlu B., 2002, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi 416: 74.
[21] Fredj, G., Bellan-Santini, D. and Meinardi, M., 1992. Etat des connaissances sur la faune marine Méditerranéenne. Bulletin de l’Institut
Oceanographique, Monaco, 9 :133– 45.
[22] Smayda, T.J., 1990. Novel and nuisance phytoplankton blooms in the sea: Evidence for a global epidemic, In toxic marine
phytoplankton:Proc.4th Int. Conf. Elsevier, s: 29-40.
[23] Delgado,M., Estrada M., Camp J., Fernandez J.V., Santmarti M.,
Lleti C.,1990. Development of a toxic Alexandrium minitum Halim (Dinophyceae) bloom in the harbour of sant Carles de la Rapita (Ebro
Deltai northwestern Mediterranean). Scient. Mar. 54(1): 1–7.
[24] Honsell, G. 1993. First report of Alexandrium minutum in Northern
Adriatic waters (Mediterranean Sea), ss 127 – 132. In T.J. Smayda and
Y. Shimizu [eds.] Toxic Phytoplankton Blooms in the Sea.
[25] Honsell, G., R. Poletti, M. Pompei, L. Sidari, A. Milandri, C. Casadei
and R. Viviani, 1995. Alexandrium minutum Halim and PSP contamination in the Northern Adriatic Sea (Mediterranean Sea). In: T. Yasumoto, Y.
Oshima and Y. Fukuyo, Editors, Harmful and Toxic Algal Blooms, UNESCO, Sendai ss 77–80.
[26] Halim, Y., Labib, W.,1996. First recorded toxic Alexandrium minutum Halim, Harmful Algae News, An IOC newsletter on toxic algae and
algal blooms, no 16, UNESCO.
[27] Anonim 2000. Image Used with permission Scripps Institution of
Oceanography. Used with permission of Dr. Jules Jaffe, Scripps Institution of Oceanography, University of California, San Diego. http://
literacyworks. org/ocean/plankton/project_plankton.html/(İzleme tarihi:
12. Ocak 2011).
[28] Anonim 2007. Information Description’’Chaetoceros didymus’’ in
Nausicaa Aquarium Source Picture taken with my IXUS 800 IS Author
Liné1 Permission other versions Category: Aquarium Nausicaa http://
fr.wikipedia.org/wiki/Fichier:Chaetoceros_didymus_by_ Line1.jpg (İzleme Tarihi: 04 Mart 2007).
[29] Anonim 2011. Dinoflagellates are a group containing forms which
32
make thier living like plants, using photosynthesis as well as heterotrophic forms which eat other protists, grazers or consumers http://
www.obs-vlfr. fr/gallery/Dinoflagellates/dinophys pair (İzleme Tarihi: 25
Mayıs 2011).
[30] Hansen, G. & Larsen, J., 1992. Dinoflagellater i danske farvande.
In: (ed.Thomsen, H. A.) Havforskning fra Miljostyrelsen, Copenhagen,
45–155.http://www.smhi.
se/oceanografi/oce_info_data/plankton_
checklist/ dinoflagellates/ceratium_furca.htm/ (İzleme Tarihi:15 Eylül
2006).
[31] Anonim 2010. Oscillatoria Vaucher ex Gomont http:// silicasecchidisk.conncoll.edu/LucidKeys/Carolina_Key/ html/Oscillatoria_Main.
html (İzleme tarihi: 12 Aralık 2010).
[32] Anonim 2009. Dictyocha fibula Ehrenberg. Accessed through:
World Register of Marine Species at http://www. marinespecies.org/
aphia.php/ taxdetails&id_20157463?p =taxdetails&id=157463. (İzlenme Tarihi: 09 Ocak 2010).
[33] Anonim 1990. Gonyaulacales Ceratium belone Cleve http://dinos.
anesc.u-tokyo.ac.jp/atlas_ver1_5/main/ gonyaulacales.html (İzleme tarihi: 09 Ocak 2010.
[34] Anonim 2005. MWS MicroWorldServices All rights reserved http://
micro.sakura.ne.jp/bod/marine.htm (İzleme Tarihi: 3 Mart 2009).
[35] Anonim 2010. Micro*scope, Pseudonitzschia pungens
http://starcentral.mbl.edu/microscope/portal.php?pagetitl
e=assetfactsheet&imageid=12765 (İzleme tarihi: 12 0cak 2010).
[36] Polat S., Olgunoğlu M. P., Aka A. A., Koray T., 2006. “Kuzeydoğu
Akdeniz Kıyısal Sularında (İskenderun Körfezi) Dağılım Gösteren Potansiyel Zararlı Fitoplankton Türleri”. E.Ü. Su Ürünleri Dergisi. E.U. Journal
of Fisheries & Aquatic Sciences, Sayı (1–2), 23: 169–172.
[37] Anonim 2008. Welcome to Dr. Zompo, the EST Repository for
Seagrasses http://drzompo.uni-muenster. de/ (İzleme tarihi: 14 Aralık
2010).
[38] Mustapha B., K. and Abed, A. E., 2001. Données nouvelles sur
des éléments du macrobenthos marine de Tunisie. In: Rapport duème
Congrès de la Commission Internationale pour l’ Exploration Scientifique de la Mer Méditerranée. CIESM Kongre Tutanakları, s. 358.
[39] Anonim 2010. Papalina aylık haber gazetesi: Terörist Yosun Ayvalıkı
da Tehdit Ediyor. http://papalinagazetesi. com/?islem=paket/haberP/
haber_detay.php&haber_ id=267 (İzleme tarihi:12 Ocak 2010).
[40] Anonim 2009. Perekonomian di korea selatan. http:// indri126.
wordpress.com/2009/03/19/iptek/ (İzleme tarihi: 12 Ocak 2010).
[41] Meinesz A., Benichou L., Blachier J., Komatsu T., Lemée R., Molenaar H., Mari X., 1995. Variations in the structure, morphology and
biomass of Caulerpa taxifolia in the Mediterranean Sea; Bot. Mar. 38:
499–508.
[42] Celebi B., Gucu A.C., Ok M., Sakinan S., and Akoglu E., 2006.
Hydrographic indications to understand the absence of Posidonia oceanica in the Levant sea (Eastern Mediterranean). Proceedings of the
“Mediterranean Seagrass Workshop 2006”29th May-3rd June 2006,
Malta, Biologia Marina Mediterranea.
[43] Gündoğdu, V., Sarıkaya, D., Özcan, H.N., 2004. Deniz Bitkileri
Eylem Planı: İzmir İli Örneği. E.Ü. Su Ürünleri Dergisi. E.U. Journal of
Fisheries & Aquatic Sciences, Sayı(1-2): 53 – 58
33
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
Hatıra Kent Mersin
Geçmiş Yılların Kışla Caddesi
2
Cadde’nin Tarihi Yapıları
Palais De Chrismann- Atatürk Evi
Kışla Caddesi
konulu bu yazımız,
1935 ve daha
sonraki yıllara ait
bilgi ve görüşleri
bildirme gayesiyle
kaleme alınmış bir
yazıdır. Bilgi ve
görüşler genelde
yaşam içerisindeki
görgülere dayanır.
Kimi eksiklikler
olsa da, konunun
ana fikrinin
etkilenmeyeceğini
sanırız.
Bugün Atatürk Müzesi’dir. Mersin’in Rum zenginlerinden
Konstantin Mavromati’nin damadı ve Alman Konsolosu
olan Chrismann tarafından 1897 yılında inşa ettirilmiştir.
Bugün bile Mersin’in en görkemli tarihi yapılarından biridir. Çocuğu olmadığı için bina, istekleri doğrultusunda
Mersin’in tanınmış kişilerinden İsviçre uyruklu Fedon
Tahinci’ye intikal etmiştir. Sonradan Nebil Hayfavi’nin satın aldığı bina kamulaştırılarak Atatürk müzesi yapılmıştır.
Müze oluşu; Atatürk’ün 20 Ocak 1925 günü Mersin’e
gelip burada eşi ile birlikte 11 gün kalması nedeniyledir.
Atatürk’ün, Mersin ziyaretinde, ikamet edeceği bir Türk
evi bulunmadığı için bir yabancının evinde misafir edildiği söylentisi, ilgililerce doğrulanmamıştır. Olayın tanığı
Belediye Başkanı Mithat Toroğlu’nun anlattığına göre;
ziyaretten çok önce tarih bildirilip, uygun bulunacak ikamet yerlerinin araştırılıp Ankara’ya bildirilmesi istenmiştir.
Bildirilenler içerisinde burası uygun bulunmuş, evde ikamet etmekte olan aileye de bilgi verilmiştir. Hatta Atatürk Mersin’e gelip eve yerleştikten sonra, alt katın boşaltılıp, ailenin evden ayrıldığını öğrenince, aileye haber
gönderip aynı yerde ikametlerini sürdürmelerini istemiş.
Mavromati’nin kızı Eleni gelerek, kendilerinin ayrı evleri
olduğunu bildirmiştir. Atatürk ve eşi burada 11 gün çok
iyi vakit geçirmişlerdir. Mersin’in yerli yabancı aileleri ile
gece eğlencelerinde birlikte oldukları günler olmuş. Tanıdığım olan Madam Jüliyet isimli hanımın, Atatürk’le dans
ettiğini duyduğumda, teyidini o hanımdan almıştım. Latife Hanım’ın gayrimüslim bir bayan terzisine elbise diktirdiği bilgisini de dostumuz Lina’dan duymuştum.
Bu bina müzeye dönüşmeden önce, Toros Koleji eğitimine bu binada başlamıştı.
İdman Yurdu Deniz Kortu
İdman yurdu geçmiş yıllarda deniz sporlarında hayli faaldi. Yüzmede Türkiye dereceleri olurdu. Buradaki küçük
iskele, bu faaliyetleri için yeterliydi. 1 Temmuz Kabotaj
Bayramı’nda bu bayramlara has, yağlı sırıklar üzerinde
yürüme yarışması, değişik türlerde yüzme yarışmaları ilgiyle izlenirdi. İdman Yurdu deniz kolunun gazino kısmı
da İdman Yurtluların buluşup, sohbet ettikleri mahaldi.
Mesageries Maritimes ve Taş Bina
Kışla Caddesi’nin bu iki tarihi yapısı Mersin’in geçmişinde yeri olan yapılardandır. Fransız Deniz Acenteliği’nin
34
yerinde bugün, Mersin Çarşısı bulunmaktadır. Arazileri denize kadar uzanmaktaydı. Deniz kısmını Mersin
Belediyesi’ne bağışlamışlar. Belediye de Çukurova
Barı’na kiralamış. Bar uzun yıllar faal oldu. Vali Tevfik Sırrı Gür tarafından bar kapatıldı ve yerine Mersin Tüccar
Kulübü binası yaptırıldı. Bugün orada Mersin Ticaret ve
Sanayi Odası’nın 5 katlı binası bulunuyor.
Mesageries Maritimes’e ait bina Mersin’in sayılı yapılarından biriydi. Mersin’deki kulüplerden birisi olup, daha
sonra Tüccar Kulübü ile birleşen ‘Mersin Kulübü’ de bu
binada kurulmuştu. Geniş bahçesinde 1930’lu yıllarda
tenis kortu bulunurdu. Bazı ayak fotoğrafçıları (örneğin
Foto Muzaffer) fotoğraf çekmek için bu bahçeyi fon olarak kullanırlardı.
Bu bina, çarşı olacağına eski tarihi yapısı ile kalsaydı,
hem Cadde hem de Mersin için ayrı bir güzellik oluştururdu.
Taş Bina’yı ‘Hasan Kırık Evi’ olarak biliyoruz. 1930’lu yıllarda küçük balkonlu üst katta kendileri oturuyordu. Orta
mektepte oğlu sınıf arkadaşımızdı. Aşağısında bir süre,
depo ve yanında da Antalyalı Mustafa Efendi’nin nal ve
çivi fabrikası oldu.
Daha eski yıllarda, bina önünde faal bir iskelenin olduğunu, işgal yıllarında Fransızların askeri malzeme ve
tanklarını buradan tahliye edip, karşı yöndeki ağaçlı açık
alana yığdıklarını o günlere ait fotoğraflardan anlıyoruz.
Tevfik Sırrı Gür, valiliği döneminde üst katı, ‘Ak Otel’ adı
ile turistik bir otele dönüştürme gayretine girdi, tayini çıkınca yarım kaldı. Belediye binası oldu. Alt katı, ‘Ak Kahve’ oldu. Hem gazino ve restoran, hem de kent gençlerinin sanat köşesi olarak yıllarca hizmet gördü.
Vali Tevfik Sırrı Gür’ün Taş Bina’dan Belediye Bahçesi’ne
kadar kaldırımı takiben beton direkler üzerinde
çiçeklerle kaplı pergolasının neden söküldüğünü
hala anlamış değilim. Vali Konağı önünde ve yan
tarafında bir bölümün bugüne kadar bırakılmış olması en büyük tesellimizdir.
Gece Kulüpleri
Geçmiş yıllar Mersin’inin iki eğlence yerinden söz
ederek, Cadde’nin ikinci bölümüne geçeceğiz.
Çukurova Bar: Burası tanınmış sanatçıların ve
konsomatrislerin görev yaptıkları, yalnız Mersin’in
değil, bölgenin de itibar ettiği bir eğlence yeri idi.
Talebelik yıllarımıza rastladığı için, girip eğlendik
diyemeyiz. Üniversite yıllarında bir iki kere bira
içip, programları ve dans eden çiftleri seyrettiğimiz
oldu. Barı bu kadar tanıyoruz. Ayrıca bir de bölgeye mahsus bir kumarhanesi varmış. Adana, Tarsus ve Ceyhan gibi yerlerin zengin kişileri kumar
için buraya gelirmiş. Buranın namını Adana’da
liseyi okurken öğrenmiştim. Bahçede para ile gülle oynarken, nöbetçi idman hocası bizi görmüş,
oyunumuza kızmış ve Mersinli olduğumuzu öğrenince, nasihatle birlikte Mersin’de kumarla ilgili
şu olayı anlatmıştı: “Adanalı fabrikatör bir gece kumardaki kayıpla iflas etmiş ve fabrika işçileri ertesi
gün işsiz kalmışlar.” Küçük de olsa oyunumuzu ve
Mersinli oluşumuzu pek de iyi görmemişti.
Mersin’de kumarın yaygın olduğu, çok eski yıllarda Mersin’i ziyaret eden yabancıların anılarından,
‘Sosyal Kulüp’ diye kurulup, kumar oynatılan birçok kulüp oluşundan ve evlerde de kumar oynanmasından anlaşılmaktaydı.
Caddenin Çarşı Bölümü
Toros Oteli: Dakak ailesine ait bu otelin eski adı
Kontinental. Çok yıldızlı oteller devreye girinceye
kadar Mersin’in en lüks oteli olarak hizmet vermişti.
Rakı İmalathanesi: Cadde’nin bir diğer ilginç işyeri burasıdır. Mersin’in tanınmış tüccarlarından,
Osmanlı ordusuna veteriner olarak hizmet vermiş
Vital Strumza isimli bir Musevi’ye aitti. Mesleği ile
de, iştigal ettiği işle de ilgisi olmaması nedeniyle,
neden bu işi yaptıklarını merak etmiştim; kendilerinden öğrendim. Asıl imalatçıya kefil olmuşlar.
Borç ödenmeyince imalathane üstlerine kalmış.
Ürettikleri ‘Şevk-i Sürur’ markalı rakı, emsallerine
tercih edilir ve sevilerek içilirmiş.
Bugün Hayfavi İşhanı olan binanın yerinde daha
ziyade tuhafiye ve giyim eşyası satışı yapılan, Sursok ailesine ait olmaları nedeniyle Sursok Çarşısı
diye de anılan birçok işyeri de Cadde’nin bu bölümünde idi.
Cadde’nin buradan Gümrük Meydanı’na kadar
olan kısmında, bakkal, tatlıcı, tenekeci gibi esnaf
dükkanları bulunuyordu.
Cadde’de Yaşam
Kışla Caddesi’nin yaz ve kış ayları farklı olurdu.
Geçmiş yıllarda Mersin’in kışı çok yağmurlu geçerdi. Her yerde olduğu gibi, burada da kış şartlarına uygun bir yaşam olurdu.
Yıldız Bar: Burası da cadde üzerindeki gece eğlence yerlerindendi. Bahse konu bir özelliği yoktu.
Halkın sokaklara dökülüşü, Hastane Caddesi’nde
sonbahar günlerinde, Kışla Caddesi’nde ise ilkbahar ve yaz döneminde görülürdü.
Mersin Tüccar Kulübü: Atatürk ve Başvekil İsmet
Paşa’nın açılışını kutladıkları 86. yıldır ayaktaki bu
teşekkül, ayrı bir yazıda tafsilatı ile anlatıldığından,
Cadde’de var olanlar arasında adını zikrederek
geçiyoruz. Kulübün kurulduğu Naderler binası da
bu Cadde üzerindedir.
Kışla Caddesi’nin bilhassa hafta sonları gezintilerindeki manzarasını, bir papatya bahçesine
benzetmek yanlış olmaz. Kadınların ve erkeklerin
mevsim kıyafetleri, beyaz ve beyaza yakın renklerden oluşurdu. Giyimde önemli olan bu beyazlıktı.
Kumaşın kalitesi fark etmezdi. Zengin, ipek keten
veya Halep-Lübnan sadakorundan giyiniyorsa,
mali gücü az olan da Rasim Dokur Fabrikası’nda
dokunan beyaz bezden dikili elbisesini giyerdi.
Kısaca; Kışla Caddesi’nin bahar ve yaz günleri
hep bu belirttiğimiz papatya rengi görüntü hakimdi. 1941-1942 yıllarında Mersin’de yerleşik
Deniz Okulları talebelerinin ve subayların beyaz
kıyafetleri de eklenince, Kışla Caddesi bembeyaz
olurdu.
Cadde sakinlerinin daha çok Lübnan kökenli ve
tüccar ailelerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Bugün
de, bu ailelerin çocukları ve torunlarının birçoğunu Mersin’de görmeniz mümkündür. Birçoğunun
mensuplarını yakından tanıdığımız bu aileleri aşağıda belirtiyoruz:
Safa, Miskavi, Gandur, Toroğlu, Dumani, Nader,
Barbur, Musa, Levanti, Kemal, Nacar, Dakkak, Venüs, Sümer, Rikards, Ömer, Arif, Şaşati, Mesajo,
Damyani, Kınoğlu, Sursok, Botros, Bonja, Eser,
Erkal…
Cadde’nin Hafızalarımızda Kalan İlkleri
Mesageries Maritimes, İbrahim Nakkaş, Şevket
Sümer binaları bahçelerinde bulunan üç tenis
kortu, üniversiteye kadar uzanan bir okul; Toros
Koleji, Cadde üzerinde satış yapan Kokulu Büfesi, aslanının kaçtığı söylenen İtalyan Sirki (1935),
Kadın Meyhanesi; Sıdıka’nın Ayak Meyhanesi
(Güneş Sineması yanı), Kel Hasan’ın tamamı ithal
artistli White Horse’u Mersin Pastanesi ve Dondurmacı Halil.
DİPNOTLAR
1 Romano Damiani (1998), Türkiye’de Yabancı Bir Gazetecinin Araştırmaları, Sa. 105.
2 Şinasi Develi’nin bu çalışmasının ilk bölümü 259. Sayımızda (Aralık -2013) yayınlanmıştır.
35
MERSİN DENİZ TİCARETİ
DENİZ FENERİ
OCAK 2014
Hafızası olmalı ins
anın; hiç değilse
, aynı hataları, aynı bahane
lerle tekrarlamam
ası için!
Can Dündar
Taşlar değil, yapı
lan işler anıtları ol
uşturur.
John Lotrop Mot
ley
Çağrılmamış konuk, süpürülmemiş
yere oturur.
Kırgız Atasözü
Bir insana başkalarının yanında
verilen öğüt, öğüt değil hakarettir.
Hz. Ali
lsun. Gene
hep yenildin. O
Hep denedin,
i yenil.
iy
a
nil. Dah
dene, gene ye
t
Samuel Becket
ın, bazen
rdan kaçınmay
ır.
Küçük masrafla
ca gemiyi batır
ufak bir delik ko
klin
Benjamin Fran
İsterse
niz yan
lış düş
durum
ün
da ken
di kafa ün, ama her
nızla d
üşünün
.
Doris L
essing
Orada duru
p suya baka
rak
denizi aşam
azsın
Rabindtran
ath Tagore
Belki de ilk önce yanlış insanlarla tanışmasaydık, doğru insanı
bulduğumuzda onların değerini
anlayamazdık.
Gelecek se
nin notların
dır,
Geçmişse
sınavın.
Abraham L
incoln
36
Bob Marley
bir iyiveremeyeceği
Birisine karşılık
r gün
bi
el
n, mükemm
lik yapmadıysa
.
tir
ek
m
de
n
nedir bilmiyorsu
Ruth Smeltzer
37
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
Meryem Boğa
MDTO Proje Finans Uzmanı
Deniz Ticareti ve İş Döngüsü
Deniz ticareti en genel anlamıyla mallar
ve yolcuların deniz araçları ile bir noktadan diğerine belirli bir ücret karşılığı belirli
bir sürede taşınmasıdır. Deniz ticareti ve
iş döngüsü ise bu faaliyeti oluşturan parçaların bütünü olarak değerlendirilebilir.
İş döngüsünde yer alan aktörleri kısaca
şu şekilde tanımlayabiliriz. Gemi Kiralayan: Yükünü bir limandan
başka bir limana taşıtmak isteyen tüccar
38
Gemi Sahibi: Geminin armatörü olarak
da adlandırılır, geminin yasal sahibidir.
Gemi İşletmecisi : Geminin ticari işlemlerini yürüten işletmedir. Bu işletme armatöre ait bir şirket olabileceği gibi armatörden bağımsız olarak çalışan bir şirket te
olabilir.
Gemi Brokeri: Gemiye yük bulunmasında ya da yükünü taşıtmak isteyen tüccara
gemi bulunmasında ve navlun konusunda
pazarlık yapılmasına aracılık eden kişidir.
Gemi Acenteleri: TTK 116. maddesine
göre; bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir
surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlere aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kişiye
acente denir.
Armatörler kendi haklarını korumak için
hem yükleme limanı hem de boşaltma
39
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
taşıtan, yükleyici, kiracı ya da yükün alıcısına verilecek olan ihbar mektubudur.
Gemi limana yaklaştığı zaman acenteler liman durumunu ve gemi pozisyonu
hakkındaki net bilgiyi ilgili tüm kişilere
bildirmekle yükümlüdür. Gemi limana sıra
beklemeden girebilir bu tür durumlarda
“yanaşma” teyidi alınır. Limana girmek
için sıra beklemesi gerekebilir. Bu tür
durumlarda ise “demir” teyidi alınır. Geminin nerede kaç saat demirde bekleyeceği önemlidir. Gemi limana yanaşmadan
önce “Sahil Sıhhiye” kontrolünden geçmesi gerekir. Bu karantina durumlarını
engellemek için önemli bir uygulamadır.
Sonrasında Gümrük Muhafaza kontrolü
memurları ve deniz polisi gemiye gelerek kontrollerini yaparlar. Bu kontrollerin
ardından kaptandan “hazırlık mektubu”
(N.O.R) alınır. Bu işlemler bittiğimde gemi
sınırlı serbestliğe sahip hale gelir. Liman
elverdiği zaman gemi limana yanaşır.
Geminin limana yanaşması ve rıhtıma
demirlemesi ile tahliye işlemi başlayabilir.
limanında acente talep edebilir ve bu
acentelere “koruyucu acente” denir. Aynı
şekilde yük brokeri, gemi kiracısı da kendi
acentelerini tayin edebilir ve bu acentelere de “kiracı acente” (charter acent) denir.
Donatan: TTK madde 946 uyarınca "donatan, gemisini deniz ticaretinde kullanan
gemi sahibine denir." Buna göre donatan
bir ticaret gemisi sahibi olmalı ve bunu
kendi adına kazanç amacıyla işletmelidir.
Günlük konuşma dilinde donatana, daha
ziyade armatör adı verilir.
İş döngüsünü kısaca özetlemek gerekirse
şöyle bir senaryo oluşturulabilir:
Gemi sahibi olan bir armatör düşünelim.
Gemisine yük bulunması için çalışanlarına
talimat verir. Armatörlerle birlikte çalışan
brokerler gemiye yük bulmak için geminin
bulunduğu bölgelerdeki ya da bulunduğu
limanla çalışan yük brokerleri ile irtibata
geçerler. Telefon ve e-maillerle detaylar
çift taraflı olarak paylaşılır. Geminin tonajına uygun yük bulunursa iki broker karşılıklı olarak yasal düzeyde hükmü olan
anlaşma yaparlar. Taşıma koşulları, navlun, tahliye koşulları üzerinde anlaşma-
40
ya varılır. Yükün sigortalı olup olmaması,
değilse sigortalanıp sigortalanmayacağı
konusuna netlik kazandırılır ve böylece
taşıma anlaşmasının genel hataları ortaya
çıkar. Taşıma Anlaşması - Charter Party
anlamına gelmektedir.
Bir geminin yükleme limanına varması ile
limanın bulunduğu ülkedeki liman ve ticaret kuralları geçerli olur. Yükleme işlemi
tamamlandığında gerekli belgeler yükleme acentesi tarafından gemi kaptanına
teslim edilir. Bu belgelerden bazıları konşimento, yükleme manifestosu, yüklemeistif planı, teslim evrakları, çeki listesidir.
Yükleme ve boşaltma sürelerine taşıma
anlaşması kurallarına göre yapılması durumunda bir sorun olmaz ancak bu sürelere uyumaması durumda ortaya çıkan
limanda bekleme masrafları taraflardan
biri ya da her ikisi tarafından karşılanır.
Bu tür durumlar brokerlerin yaptığı taşıma
anlaşmasında önceden belirlenir.
Yükleme ve boşaltmaların zamanında
yapılmasına ASTARYA adı verilir. Yükleme boşaltma sürelerinin dışına taşmış
durumlarda SURASTARYA (demmurage)
Geminin kendine ait tahliye sistemi varsa
yükü tahliye etmede bu sistemler kullanılabilir. Yoksa liman vinçleri kiralanarak yük
boşaltılabilir. Yükün boşaltılmasının ardından Gümrük Muhafaza Kontrol Amirliği
Ekipleri ve Deniz Polisi tekrar gemiye çıkar. Bu ekipler geminin kalkış kontrolünü
yaparlar ve bir sorun yoksa kalkışına izin
verilir. Yanaşma sürecindeki gibi kalkış
sürecinde de geminin armatörü, brokeri
ve yük sahibine bilgi verilir.
Bir geminin yükleme boşaltma süresini
kısaca anlatmaya çalıştık ancak gemi iş
döngüsünde bahsedilmeyen başka unsurlar da vardır. Örneğin gemideki personelin yiyecek, içecek, sağlık malzemesi
gibi ihtiyacını karşılayan kumanya firmaları (supplier) vardır. Gemi yükü boşaltırken
gerekirse tekrar kumanya alır. Bununla
birlikte gemiye yakıt ikmali de yapılabilir. Gemide ufak tefek tadilat işleri varsa
yükün boşaltılması beklenene kadar bu
tür işler de giderilir ve gemi tekrar yola
çıkmaya hazırlanır. Her şeyin yolunda git-
mesi ve zaman kaybına neden olmaması
açısından iş döngüsünde yer alan ekiplerin birbiri ile uyumlu bir şekilde çalışmaları
gerekmektedir.
Örneğin; kaptan ilgili kişileri zamanında
bilgilendirmeli, broker yeni yük ayarlamak
için zamanında çalışmalı, acente özet
beyanlarını gümrük müdürlüğüne zamanında teslim etmeli, ithalat ya da ihracat
işlemlerinin alıcı ve yükleniciler tarafından tamamlanmasının takibi zamanında
yapılmalı, bunker zamanında yakıt ikmali
yapmalı ve kumanya ihtiyacı varsa tüm
bunlar zamanında temin edilmelidir, aksi
halde kaybedilen her an, kaybedilen para
anlamına gelmektedir.
Bilindiği üzere, yukarıda anlatılan her aşama daha fazla detaylandırılabilir ancak
genel bir bilgi vermek amacıyla kaleme
alınan makalede deniz ticareti ve iş döngüsü hakkında temel bilgiler verilmiştir.
adı verilir. Eğer charter party anlaşmasına
uygun olarak yükleme ve boşalma zamanında yapılmışsa taşıma sözleşmesine
göre broker armatörden başarı primi (dispatch) isteyebilir. Eğer belirlenen sürenin
dışına taşmışsa yine taşıma anlaşması
gereği armatöre gecikme cezası ödenir
(demurrage).
Söz konusu işlemlerin ardından yükleme
limanındaki acente taraflara E.T.A ( estimated time of arrival-tahmini varış zamanı) bilgisini vererek limandaki görevini tamamlamış olur. Gemi yükünü boşaltacağı
limana yaklaştığında özel düzenlemelerle
kontrol edilen boğaz ya da kanallardan
geçme durumu varsa acente bu bölgeye
yakın bir yerde kendisine yardımcı olmak
için “sub-agent” yani tali acente tayin
eder. Armatör de E.T.A. bilgisine göre boşaltma limanında kendisine acente tayin
eder ve gemi ile ilgili tüm detayları acenteye verir. Gemi kaptanı ile görüşülür,
e-mail ya da fax ile “Notice” istenir.
Notice: Geminin her bakımdan yüklemeye veya tahliyeye hazır olduğunu gösteren ve kaptan ya da acentesi tarafından
41
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
yardımlar yaparken, Sovyet Rusya’da
Kuzey Kore’yi himaye ediyor, yardımlarda bulunuyordu. Bunun yanında
Sovyet Rusya ile aynı ideolojiyi paylaşan Çin Halk Cumhuriyeti’nin 14 Şubat 1950’de Kuzey Kore (Demokratik
Kore Halk Cumhuriyeti)ile otuz yıllık
dostluk ve komşuluk savunma antlaşması yapmıştı. Bu son olay, bölgede
köklü tedbirler alınmasının gereğini
ortaya koymakta idi.
Doç. Dr. Mustafa HERGÜNER
Kore Savaşı Ve Mersin
Ülkemizin en eski yerleşim yerlerinden olan Mersin, özellikle Süveyş
Kanalı’nın açılışının başladığı 1854
yılından itibaren ticari sirkülasyonun
giderek geliştiği önemli bir liman
merkezi olmuştur. Milli Birliğimizin gelişmesi ve yerleşmesinde en önemli
unsurların başında olan "Ulusal Kültürümüze" büyük katkılar sağlayan Mersin Ticaret Dergisi’nde Mersin ile ilgili
başka tarihi objeyi hazırlamaya gayret
ettik. Aşağıda 1950 yılında başlayan
1960’lı yıllara kadar devam eden Kore
Savaşı’nda görev alan "Barış Tugayımızın "Mersin bölgesinden Kore’ye
gidişi anlatılacaktır.
Kore 220.792 kilometrekare yüzölçümünde, 28 milyon nüfuslu (1950) bir
ülke olarak Asya Kıtası’nın denizden
savunmasında en kritik bölgeyi teşkil etmektedir. Asya’dan Japonya’ya
yönelik veya Japonya’dan Rusya’ya
yönelik bir istila harekâtı için, Kore en
stratejik bir toprak parçasıdır. Kore
Yarımadası, Çin-Rusya-Japonya üçlü
devletin arasında yer almaktadır. Japonya 1905 yılında Rusya ile yaptığı
savaşı kazanmış ve Kore üzerinde
önce koruyuculuğunu ilan etmiş, ardından yine 1910 yılında da ülkesine
katmıştı. Totaliter hükümetler tarafından yönetilen, okuma yazma oranının
düşük olduğu Kore, Japonya’nın teslim olduğu 1945 yılından itibaren yine
Sovyet Rusya’nın ilgi alanı olmuştu.(1)
ABD, İngiltere ve Sovyet Rusya ta-
42
rafından yapılan Yalta (4-11 Şubat
1945) ve Potsdam (17 Temmuz-2
Ağustos 1945) konferanslarında(2),
alınan kararların birisi de Japonların
Kore’den uzaklaştırılması idi. Bu görev ABD ile Sovyet Rusya’ya verilmişti. Japonya’nın 15 Ağustos 1945’te
teslim olmasının ardından (teslim
belgesi 2 Eylül’de imzalanmıştır.) ABD
ve Rusya Kore’ye askeri birlik göndermişlerdi. Her iki ülke 38º Kuzey enlemini sınır yapmış, güneyine (Güney
Kore) ABD, kuzeyine (Kuzey Kore)
Sovyet Rusya yerleşmişti.
Ama ne var ki Sovyet Rusya Kuzey
Kore’ye ideolojisi ve bu ideolojiye
ilişkin planlamasıyla birlikte gelmişti. Sovyet Rusya ve Kızıl Çin Kuzey
Kore’ye Komünizm yerleştiriyordu.
Gelişen olaylar paralelinde Güney
Kore’de 17 Temmuz 1948’de ABD
yanlısı "Demokratik Kore Cumhuriyeti" kurulurken, Kuzey Kore’de 9 Eylül
1948’de Sovyet Rusya ve Kızıl Çin
yanlısı "Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti" kurulacaktır. Bu kuruluşların
hemen ardından sınır çatışmaları başladı. Sovyet yanlısı olan Kuzey Kore,
hem coğrafi yönden ve hem de nüfus
açısından Güney Kore’den büyüktü.
Güney ve Kuzey Kore arasında ideolojiye bağlı bir sınır çatışmalarının
önlenmesi için ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Çin dışişleri bakanları
katılımı ile 16-22 Aralık 1945 tarihleri
arasında Moskova’da bir toplantı dü-
zenlenmişti. Toplantıda, Kore’nin birleştirilmesi ve bunun için dört büyük
ülkenin (ABD, İngiltere, Rusya ve Çin)
4 yıl süre ile Kore’yi vesayetleri altına
almaları (Kore’nin yönetimine yardımcı olmaları) kararlaştırılmıştı. Ancak
bu kararlar uygulanamadı. Konu Birleşmiş Milletler Örgütü’ne (BM) götürüldü. Örgüt 17 Eylül 1947’de oy çokluğu (43 kabul,6 çekimser) ile alınan
karara göre Kore’de 31 Mart 1948’de
seçimler yapılacak ve "Ulusal Kore
Hükümeti" kurulacaktı. Hükümetin
kurulmasından itibaren 90 gün içinde, ülkede bulunan yabancı kuvvetler
ayrılacaktı. Ama ne var ki Sovyetler
Birliği bu kararı kabul etmediği gibi,
Birleşmiş Milletler tarafından kurulan
"Geçici Kore Komisyonu"nun kendi
bölgesine yani 38º enleminin kuzeyine geçmesine de izin vermemişti.(3)
1948 yılına gelindiğinde, Kore’de birisi güneyde BM gözetiminde diğeri
kuzeyde, Sovyetler Birliği’nin desteğinde olmak üzere iki ayrı hükümet
kurulmuştu. Aynı yıl ABD ve Sovyet
Rusya - BM Kararı gereğince- Kore’yi
boşaltacaklarını açıkladılar. Bu arada
BM 12 Aralık 1948’de aldığı yeni bir
kararla Güney Kore’yi tanımalarını istedi. Ancak bu karar da uygulanmadığı gibi, Güney ve Kuzey Kore devletlerinde kurulan ordular 1950 yılından
itibaren karşı karşıya geldiler. Giderek
ortam gerginleşerek, bir savaş halini
aldı. Bu arada ABD Güney Kore’ye
Bu antlaşmadan güç alan Kuzey
Kore Kuvvetleri 150 bin asker ve 5
bin Sovyet tankı ile 25 Haziran 1950
günü 11:00’da 38º paralel sınırını geçerek Güney Kore’ye saldırdı. Bunun
üzerine, BM Güvenlik Konseyi acilen
“toplandı ve 25Haziran 1950 tarihinde
aldığı 473 sayılı karar ile" Çarpışmaların derhal durdurulması ve tarafların
eski sınırlara çekilmesini" istedi. BM
Güvenlik Konseyi bu karardan iki gün
sonra 27 Haziran günü aldığı diğer bir
kararla Kuzey Kore’yi barışı bozması
nedeniyle suçlu olarak ilan etti. Bu
arada Kuzey Kore kuvvetleri süratle
ve güçlü bir şekilde ilerleyerek, 29
Haziran 1950’de Güney Kore’yi tehdit
etmeye başlamıştı. Harbin ilk haftasında Güney Kore silah ve teçhizatının
üçte ikisini kaybetmişti. Kuzey Kore
Hava Kuvvetleri, zayıf olan Güney
Kore Hava Kuvvetlerini 5 gün içinde
etkisiz hale getirerek başkent Seul’ü
ele geçirmişlerdi. Güney Kore’nin
Sovyet Rusya ve Çin desteğindeki
Kuzey Kore kuvvetleri tarafından işgali
söz konusu idi.
Bunun üzerine üye ülkeler BM’nin
çağrısına uyarak Kore’ye askeri birlik ve yardım göndermeyi kabul ettiler. Kore’ye yardım gönderen 17 ülke
(ABD,İngiltere, Fransa, Avustralya,
Belçika, Filipinler, Güney Afrika Birliği,
Habeşistan, Hollanda, Kanada, Kolombiya, Lüksemburg, Tayland, Türkiye, Yeni Zelanda) arasında Türkiye’de
vardır. Güney Kore Ordusu, düşmanı
yani Kuzey Kore kuvvetlerini durdurmak için gerekli savunma savaşları
verirken, ABD Güney Kore’ye yardım
için, Japonya’da bulunan 4 tümenini
bölgeye göndermişti. Bu arada Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman
Rhee, Güney Kore Kuvvetleri’ni de
ABD emrine vermişti. Burada bulu-
nan Amerikan kuvvetleri yeni birlikler
gelinceye kadar, oyalama savaşları
yapıyordu.(4) Bütün bunlar olurken
Türkiye’de 14 Mayıs 1950’deki seçimleri kazanıp İktidara gelen Demokrat
Parti(DP), bir taraftan 1946 yılından
beri Türk Hükümetlerini bunaltan
Sovyet tehdidinden kurtulmayı, bir
taraftan da NATO ‘ya girmeyi arzu
ediyordu. Bu nedenler ile Birleşmiş
Milletler Teşkilatının ve ABD’nin güveni ile dostluğunu kazanmak istiyordu.
Güvenlik konseyinin bu konuda aldığı
bütün kararları memnunlukla karşıladığı gibi, Kore’de BM Komutanlığı
kurulduktan sonra da bu komutanlığın emrine bir tugay göndermeyi kararlaştırmıştı. Karar Başbakan Adnan
Menderes’in Yalova’daki yazlığında,
Cumhurbaşkanı Celal Bayar başkanlığında, TBMM Başkanı Refik Koraltan
ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Nuri Yamut’un da katılımıyla ancak
TBMM ve Muhalefete danışılmadan
alınmıştı. Bu kararla ilgili olarak, Başbakan Adnan Menderes, gazeteci
Ahmet Emin Yalman’a şöyle demişti;"
Kore Savaşı’na askeri birlik göndermemiz NATO’ya girmemize de köprü
olabilir".(5) DP iktidarına göre Kore
Savaşı kaçırılmaması gereken bir fır-
sattı. Dönemin Muhalefet lideri (CHP
Başkanı) İsmet İnönü başlangıçta bu
kararın TBMM tarafından alınmamış
olmasını tenkit etmişse de sonradan
9 Eylül 1950 günü CHP Meclisinde
yaptığı konuşmada Hükümet’i desteklediğini beyan etmişti.(6)
Böylece Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 25 Temmuz 1950’de aldığı kararla Kore’ye 4500 asker göndermeyi kabul etmişti. Bölgeye gönderilen
bütün askeri birliklerin Komutanlığı’na
Amerikalı General McArthur atanmıştı.
(Bu Komutanın "Atatürk Hayranı" olduğunu belirtelim.) 8. Ordu bağlısı 25.
Amerikan Tümeni’ne bağlı "Türk Tugayı" olarak görev yapan birliğimizin
mevcudu daha sonra 6000’e çıkacaktır. ABD’den sonra Kore’ye gönderilen
ilk ve en kalabalık güç olan Türk Tugayı Ankara’da toplanmış ve 19-20 Eylül
1950 günlerinde trenle İskenderun’a
gönderilmiştir. Tugay teşkil olunurken
personelin kendi iradesi ile gitmesi
dikkate alınmış ve birlik tamamıyla
"gönüllülerden" oluşmuştur. Diğer taraftan Mersin’de yayınlanmakta olan
Toros gazetesinin yazdığına göre
Tugayı teşkil eden erlerin Gaziantep,
Adana, İçel (Mersin) bölgelerinden
oluşturulmasına özen gösterilmiştir.
43
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
rilmişlerdi. Gemilerin her birinde 2000
adet can yeleği ile yeteri kadar can
kurtarma botu ve filikası vardı. Tugayın yüklemeleri ve uğurlama töreni için
Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile birlikte
devlet erkânı İskenderun’a gelmişti.
Uğurlama töreni Devlet Erkânı ve kalabalık bir halk topluluğu ile yapılmıştı.(10)
Ankara’da kuruluşunu tamamlayan
birliğimiz trenle Mersin ve İskenderun’a
gelmişti. Kore Tugayı’nı taşıyan tren yol
boyunca istasyonlarda halk ve idare
amirlerinin sıcak ilgi, gösteri ve ikramları ile karşılanmışlardı. Türk Tugayı
259 subay,395 astsubay, 22 memur ve
4414 er olmak üzere toplam 5090 kişi
idi. Ancak Kore’ye 5083 kişi gidecektir.
9 Astsubay çeşitli nedenlerle kafileye
katılmamış 2 er fazladan gönderilmiştir.
(7)
Türk Tugayı İskenderun’da "Çadırlı
Ordugâh’a Çıkarak" intikal işlemleri için
beklemişti. Tugay’ın İskenderun’daki beklemesi, gemilere yerleştirilmesi
ile ABD gemilerinin İskenderun’daki
lojistik ve güvenlik ihtiyaçları İskenderun’daki İskenderun Deniz Üst Komutanlığı ve 39. Tümen Komutanlığı
tarafından sağlanmıştı.(8)(Burada bir ilavede bulunalım, 39. Tümen 1974 Kıbrıs
Barış Harekatı’nın da temel unsuru
olmuştur). Planlamaya göre yükleme
yapan ABD gemilerinin İskenderunİskenderiye arasındaki deniz emniyeti
Türk Donanması tarafından sağlanacaktı. Türk savaş gemileri tarafından
İskenderun’dan Süveyş’e getirilen ABD
gemileri Süveyş Kanalı’ndan itibaren
ABD savaş gemilerince korunacaktı.
Bu maksatla Harp Filosu’na mensup
üç muhrip Mersin’e gönderilmişti.
Gemlik, Gaziantep ve Giresun muhrip-
44
lerinden oluşan komodorluk 21 Eylül
akşamı Gölcük’ten "Kapalı bir zarf emriyle " hareket etmişti. Birlik komutanı
(komodor) Mersin’e gideceklerini Çanakkale Boğazı çıkışında bir heyet huzurunda açtıkları büyük zarfın içindeki
ikinci zarftan öğrenmişti. Üçüncü zarfı
Mersin’de açmışlar ve Kore’ye Türk Tugayını götürecek olan ABD nakliye gemilerine refakat edeceklerini bu zarftan
öğrenmişlerdi. Planlamaya göre nakliye gemileri İskenderun’dan Süveyş
Kanalı’na teker teker gidecekler ve
her bir ABD gemisine bir Türk muhribi refakat edecekti. Savaş gemilerimiz
Mersin’de lojistik ikmallerini yaptıktan
sonra teker teker İskenderun’a gidecek
ve emniyet görevi yapacaklardı.(9) Böylece İskenderun limanında gereksiz
bir kalabalığın oluşmasına da meydan
verilmemiş olmakta idi. İşi olmayan
gemiler Mersin limanında bekleyeceklerdi.
Türk savaş gemileri ABD gemilerine refakat ederken telsiz dinlemesinde bulunacaklar ama kendileri bir telsiz göndermesi yapmayacaklardı. İntikaller
gece yapılacağından tam bir karartma
uygulanacaktı. ABD nakliye gemileri
19000 tonluk 160 m boyunda 2000 kişi
taşıma kapasiteli idiler ve saatte 22 mil
sürat yapabiliyorlardı.1944 yılında C-4
tipi yük gemisi olarak inşa olunmuş
daha sonra yolcu gemisi haline geti-
İskenderun’da 93 Subay, 1789 Astsubay ve Er’den oluşan toplam 1882
kişinin oluşturduğu ilk yükleme 25
Eylül akşamı tamamlanmış ve saat
21:00’da General M:RAE adlı nakliye
gemisi Gemlik muhribinin refakatinde
İskenderun’dan Süveyş’e (Port Said’e)
intikale geçmiştir. İkinci kafileyi oluşturan 129 Subay ve 2332 Astsubay ve
erden meydana gelen toplam 2461
kişi General W.Haan adlı Amerika gemisine 26 Eylül günü bindiler ve saat
21.00’den itibaren Gaziantep muhribinin refakatinde Mısır sularına hareket
ettiler. Üçüncü kafilede 50’si Subay,
690’ı Astsubay ve er olmak 740 kişi
vardı. Onlar da Private Johnson adlı
ABD gemisine binerek Gelibolu muhribinin refakatinde 29 Eylül gecesi ileri harekete geçtiler.(11) Askeri personel
taşıma gemilerinin ardından eşya ve
malzeme için görevlendirilen iki ABD
gemisi yüklemelerini 30 Eylül ve 2 Ekim
tarihlerinde tamamlayarak İskenderun
limanından ayrıldılar. Bu gemilere de
sırayla Gemlik ve Gaziantep muhripleri
refakat ettiler. Böylece saatte 22 mil civarında sürat yapan 5 adet ABD yolcu
ve/veya yük gemilerinden her birinin
İskenderun’dan Süveyş Kanalı’na (Port
Said’e) gidişlerine kadar emniyet ve
refakat görevi yapılmış oldu. Yukarıda
belirttiğimiz gibi savaş gemilerimiz görevlerini Mersin Deniz Komutanlığı’nda
konuşlanarak yapmakta idiler. Görevlerinin tamamlayan muhripler yine Mersin
Deniz Komutanlığı’na gelmişlerdir. Burada (gerekli lojistik ikmallerini yaptıktan sonra) Gölcüğe intikal etmişlerdir.
İskenderun’dan Kore’ye yapılan bu 21
günlük intikal sırasında Türk Tugayına
eğitim ve moral geceleri düzenlenmiş.
Bunun yanında her gemide birde Türkçe gazete çıkarılmış, bu konuda gerekli
haberler Türkiye’den telsiz ile alınmıştı.
(12)
21 gün sonra Kore’ye varan birliğimiz, 6 haftalık bir hazırlık eğitiminden
sonra cepheye - Kanuni Savaşlarına
– gönderilmişti. Kore’deki Türk Tugayı
1953 yılına kadar çok başarılı savaşlar
vermiştir. Türk Tugayları bu üç yıl içinde belli başlı on üç savaşa katılmış
ve hepsinde de son derece başarılı olmuşlardı. Bunlardan beş savaş (Kunuri,
Pyongyang, Kumyan, Pjang-pi ve MunSanni muhabereleri) Güney Kore’nin kurtularak egemenliğe kavuşmasına etken
olmuştur.
Bunlardan en önemlisi şüphesiz tugayımızın Kore’ye gidişinin hemen birinci
ayında (25 Kasım- 4 Aralık 1950)girdiği ve
büyük zayiatlar verdiği Kunuri Savaşı’dır.
Türk Tugayı’nın Kore’ye vardığı günlerde
General Mc Arthur komutasındaki 8.Ordu
birlikleri Kuzey Kore ordusunu ağır bir
yenilgiye uğratmış ve 38º paralelin kuzeyine doğru ilerlemeye başlamıştı. Bunun
üzerine Çin Halk Cumhuriyeti bir açıklama yaparak, BM. Kuvvetleri’nin Kuzey
Kore’de bulunmasını kabul edemeyeceğini bildirmişti. Bu açıklamanın hemen
ardından da 180 bin kişiden oluşan Çin
Ordusu Kuzey Kore kuvvetleri ile birleşerek 25 Kasım 1950 tarihinde saldırıya
geçtiler. Bir başka anlatışla Kuzey Kore
kuvvetleri bir anda 180.000 kişi artmış
oldu. Meşhur Kunuri savaşlarının başlangıcı böyle olmuştur. Albay Tahsin Yazıcı
(daha sonra general) komutasındaki Türk
tugayı Amerikan Tümeni’ne bağlı olarak
hemen cepheye gönderilmiş ve Amerikan Tümeni ile birlikte çok başarılı muharebeler vermişlerdi. Tecrübeli bir asker
olan Yazıcı, Çin saldırısını püskürtüp Çinlileri Kuzey’e çekilmeye mecbur etmişti.
Ordu komutanı Orgeneral Walker bu savaşı şöyle anlatıyordu.(13)
"Türk Tugayı, yiğitlik simgesidir. Düşman
çok üstün bir güçle karşımızda belirdiği ve O’nun önünden çekilmek zorunda
kaldığımız zaman, Türkleri Savaşa soktum. Eğer elimin altında Türk birlikleri
olmasaydı, bugün bütün Amerikan birlikleri yok edilmiş bulunacaktı. Türk tugayı
sergilediği büyük cesaretle ve zaman
kazandırıcı eylemleriyle 4 gün boyunca
savaşmış ve ordunun yok edilmesini önlemiştir."
Kunuri Muharebesi için Kore’deki BM Komutanı General Mc Arthur, Türk Tugayı’na;
"Türkler kahramanlar kahramanıdır, Türk
tugayı için yok yoktur, inanıyorum ki elinizdeki her personele karşı on komünist
öldürmüşsünüzdür" diyordu.(14)
Kore Savaşı’nda, Çin’in savaşa katılması
ile savaş artık "BM-Çin Savaşı" durumuna
gelmişti. Hatta savaşın ilk döneminde Çin
kuvvetleri büyük başarılar da sağlamışlardır. Ama ne var ki BM tarafından organize olunan Güney Kore’nin savaşması
sonuçta Kuzey Kore’yi barışa zorlamıştır.
27 Temmuz 1953’te yapılan Ateşkes Antlaşmasına kadar Anavatan’dan Kore’ye
14.936 asker gönderilmiş ve bunların
tamamı çarpışmaya katılmıştır. Bu savaşlarda Türk Tugayı 721 şehit,167’i kayıp
olmak üzere toplam 884 kayıp verdi. Yaralanan 2.147 askerden 1.475’i Kore’de
tedavi görüp tekrar cepheye giderken
672 asker Türkiye’ye gönderildi. Savaşta
esir düşen 229 esir daha sonra Türkiye’ye
geri geldi.(15) Şehitlerden 462’si Kore’deki
Hasan Pusan Şehitliğinde yatmaktadır.
Özetle Kore’ye giden ve savaşan 15 bin
askerimizin 3 binden fazlası yani beşte
biri şehit, kayıp, yaralı ve esir olmuştur.
ABD ise Kore Savaşı’nda 25 bin ölü, 105
bin yaralı ve 8 bin kayıp vermiştir. Türk
Tugayının Kore’de gösterdiği kahramanlık nedeniyle, ABD Kongresi birliğimize
"Mümtaz Birlik Madalyası" vermişti. Bu
gün "Kore Gazisi" olarak bildiğimiz kahramanlarımız bu bölgeye 1953 yılına kadar
gidenlerdir. Ondan sonra gidenler "Gazi"
olarak tanımlanmamışlardır. Bugün (2014
yılı) en genç Kore Gazisi 81 yaşındadır.
Kore Savaşı 27 Temmuz 1953’te yapılan
bir mütareke ile sona erdi. Mütareke’ye
göre yine 38º paralel sınır hattı olarak belirlenmişti. Türk Tugayı 1953’ten
sonra azaltılmış personelle Kore’ye bir
tugay göndermiştir.10. Tugay Kore’ye
en son giden Türk Tugayıdır.1960’dan
1966 yılına kadar Kore’ye bir bölük
gönderilmiş,1969’dan 1971 yılına kadar
da her yıl bir manga (10-15 kişi) seviyesinde şeref kıtası gönderilmiştir.(16) 1971
yılından itibaren de Kore’de asker bulundurulmamıştır. Kore Savaşı’nın Türk
Ordusu’na pek çok yönden faydaları olmuştur:
İsmet İnönü hatıralarında, Kurtuluş
Savaşı’nın başarılı olmasının nedenlerinden birisinin, muharebeye katılanların I.
Dünya Savaşı’nda İngilizlerle savaşmış
olanlardan teşkil olunduğunu söyler. Yani
Kurtuluş Savaşı’nda savaşanlar tecrübeli
askerlerdir.(17) Türk kuvvetleri Kore’de II.
Dünya Savaşı’nı bilfiil yaşamış askerlerin
yanında olarak Kore ve Çinlilerle savaşmışlardır. Türk askerleri ve birlikleri, yabancı komutanların ve yabancı askerlerin
ve yabancı planlamaların gerektirdiği kriterlere çok kolay uymuştur.
Türk askeri eğitim, cesaret ve kahramanlıkta Asya’nın bu en savaşçı insanlarına
galebe çalmıştır. Müttefiklerin takdirini
kazanmıştır. Bu çok önemli bir faktördür.
Türk askeri Kore’de göğüs göğüse muharebe yapmıştır. Günümüzde de en zor,
tamamıyla cesaret isteyen bir muharebe
türü "Süngü Muharebesi"dir. Türk kuvvetleri bu tür muharebeyi yine müttefiklerin
planlamasına uyarak yapmıştır. Bu da
savaşa girmemiş bir Türkiye için çok büyük bir başarıdır. Askeri otoriteler çok iyi
bilirler ki "Muharebe tecrübesi" akademik
bilgilerin ve hatta askeri rütbelerin çok
üstünde bir değerdir.
Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmediği
halde böyle bir değere sahip olduğunu
ispatlamıştır. ABD ve İngiltere bundan
böyle Akdeniz’de Türkiye’ye daha sıcak
bakmışlar, NATO, CENTO gibi paktlara
daha kolay almışlardır.
Kore savaşında bulunan subaylar askeri okullarımızda, askeri birliklerimizde ve
nihayet Harp Akademilerimizde yıllarca
öğretmenlik, eğitmenlik yapmışlardır.
Böylece Kore’den elde edilen tecrübe ve
derslerin askeri camiada yaygınlaşması
sağlanmıştır.
Kanaatimizce Kore savaşı Türkiye’ye Hür
Dünya için vazgeçilmez bir müttefik olduğunu ispatlama imkânı vermiştir.
DİPNOTLAR
1
Oral SENDER,"Siyasi Tarih",II. C, Ank.
2007.S.275
2
Mehmet GÖNLÜBOL," Milletlerarası Siyasi
Teşkilatlanma" Ank.S.161 - 190
3
Baskın ORAN.S.66
4
Ali DENİZLİ ,"Kore Harbinin Kazanılmasını
Sağlayan Türk Tugayları", "Onuncu Askeri Tarih
Sempozyumu"Ank,2005 s.407-409
5
TBMM Tutanak Dergisi, C II.Ank.1951,S, 72-74
6
F. Ahmet BARUTÇU "Siyasi Hatıralarım" Z.C.
Ank. 2001.S.1045
7
Toros Mersin Gazetesi 19 Eylül 1950
8
Ali DENİZLİ, "Kore Harbinde Türk Tugayları"
Ank,1994,S.69-72
9
Nejat TÜMER, "Bir Komutan Bir Yaşam"
Ank.2008 S.51-52
10
Genelkurmay
Harp Tarihi Başkanlığı,
"Kore Harbinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin
Muharebeleri’nin Muhabereleri" Ank.1975 S.7476
11
Ali DENİZLİ S.73
12
İhsan GÜRKAN, "Bir Generalin Anıları", İst.
2002 S. 46-49
13
Doğan Avcıoğlu "Milli Kurtuluş Tarihi", 4. Cilt.
İst. 200 s.1611
14
ATASE, D.134, G. 4,K.71,D.1(Kutup Yıldızı
Gazetesi 18 Şubat 1951)
15
İsmail SOYSAL, "Türkiye’nin Uluslararası Siyasal Bilgileri (1945-1990)"TTK, ya Ank.1991 S.25
16
Gaziler Dergisi, "Türk Askerine Övgü"
17
İlhan TURAN "80.Yılında Lozan" Ank.
2003.S.296-297 (İ.İNÖNÜ’nün 23.10.1973 Tarihli Konferansı)
45
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
Deniz Biyolojisi Müzesi’nde Öncelik
Deniz Canlılarını Tanıtmak Çünkü…
“Bilmediğimiz Şeyi Koruyamayız”
Türkiye’nin ilk Deniz Biyolojisi
Müzesi Antalya’da açıldı. Antalya
Büyükşehir Belediyesi tarafından
Yat Limanı’nda yaptırılan ve
maliyeti 370 bin lira olan müzede
Türkiye denizlerinde yaşayan ve
bazıları nesli tükenme tehlikesiyle
karşı karşıya olan 500 çeşit
balık bulunuyor. Bunlar arasında
150’si kemikli, 19 tanesi nadide
köpek balığı türü de var. Deniz
Biyolojisi Müzesi’nin kurucusu ve
sorumlusu Dr. Elif Özgür Özbek’le
müzeye dair merak edilenleri
konuştuk.
46
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1980 yılında Antalya’da doğdum. Lisans ve yüksek lisansımı İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Programı’nda,
doktoramı Akdeniz Üniversitesi’nde tamamladım. 2002- 2013 yılları
arasında İstanbul Üniversitesi ve Akdeniz Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yaptım. Ocak 2013 tarihinden beri Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmaktayım ve şu anda Deniz
Biyolojisi Müzesi’nin kurucusu ve sorumlusu olarak görev yapmaktayım.
Türkiye’nin ilk deniz canlısı müzesi olma özelliğini taşıyan Deniz Biyolojisi Müzesi Ocak 2014’te Antalya’da açıldı. Müzenin açılması nasıl mümkün oldu? Bu fikir nasıl
oluştu?
Üniversitede görev yaptığım yıllar boyunca bazılarını gezme fırsatı bulduğum dünyadaki doğa tarihi müzelerinin eğitim-öğretim ve
bilimsel çalışmalara olan katkılarını görerek ülkemizde de örneklerinin olması gerektiğini hep düşündüm. Anne-babamın da Antalya
Arkeoloji Müzesi’nde arkeolog olması ile küçük yaşta oluşan koleksiyonculuk alışkanlığı ile denizel türlerin koleksiyonunu yapmaya
başladım. Doktora eğitimimi tamamladıktan sonra elimde oluşan
koleksiyon ile Deniz Biyolojisi Müzesi fikrini projelendirerek Bele-
47
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
bulunmalarıdır.
Canlı türlerinin bozulmaması için bir takım kimyasal işlemler uygulanıyor. Bize bunlardan bahseder misiniz?
Müzemizde deniz canlılarının kurutulmuş, fiksatif çözeltiler içinde
bozulmadan saklanmış örnekleri bulunmakta, ileride deniz memelileri gibi daha büyük cüsseli canlıların da iskeletleri sergilenecektir.
Formalin çözeltisi içerisinde saklanan örnekler, teşhir için alkol içerisine alındıktan sonra bazılarını camlar içerisinde çözeltide, bazılarını ise kurutarak sergilemekteyiz.
Müzede ilgi çekici pek çok canlı var ama köpekbalıklarının farklı türlerinin sergilendiğini görüyoruz. İçlerinde
16 yıl önce yakalanan bir köpekbalığı da var. Müzenin bu
bölümünden bahseder misiniz?
diyemize sundum. Sayın başkanımız Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ın
akademik vizyonu sayesinde onay gören proje altı ay gibi kısa bir
sürede hayata geçirildi.
Müzede sergilenen canlılar ve çeşitlilikleri hakkında bilgi
verebilir misiniz?
Hepsi Türkiye denizlerinde yaşayan 20 tür kıkırdaklı (köpekbalığı
ve vatozlar) ve 200 tür kemikli balık, süngerler, mercanlar, karides,
istakoz ve yengeçler, kabuklular, ahtapot, kalamar ve sübyeler, denizyıldızları ve denizkestaneleri olmak üzere yaklaşık 500 tür deniz
canlısı sergilenmekte olan müzemizde nesli koruma altında olan,
endemik ve Kızıldeniz kökenli deniz canlıları da bulunmakta, bunlar
hakkında bilgilendirmeler yapılmaktadır.
Birbirinden farklı türler, çeşitli deniz canlıları müzede bir
arada. Bunların bir araya getirilmesi süreci nasıl gerçekleşti? En çok hangi konularda zorluk yaşadınız?
Danışmanım, Prof. Dr. Bayram Öztürk ve Türk Deniz Araştırmaları
Vakfı sayesinde lisans eğitimimin ilk yılından itibaren denizlerimizle ilgili birçok projede çalışma imkânı bularak Türkiye denizlerinin
birçok noktasında bilimsel örneklemeler yapma şansım oldu. Trol
ve gırgır gibi ticari balıkçılık operasyonlarına katıldım, küçük ölçekli
balıkçılarla birlikte denize çıktım, yüksek lisans ve doktora tezlerimde SCUBA dalışla örneklemeler gerçekleştirdim. Dolayısıyla yıllardır balıkçılarla olan işbirliğimiz sayesinde de çeşitli türlere ulaşma
fırsatım oldu.
Yaşadığımız en büyük zorluk denizel türlerimiz hakkında kaynak kitap eksikliği. Türlerin Türkçe isimleri yöreden yöreye, hatta kişiden
kişiye değişmekte, dolayısıyla özellikle balıkçılarla iletişim kurarken
ancak birbirimize türün tanımını yaparak veya fotoğrafını göstererek anlaşabiliyoruz. Bu eksiklikten yola çıkarak hızla bu ay içerisinde basılmak üzere müzedeki türlerin tanıtımı için bir kitap hazırlama
çalışması içerindeyiz.
Sanırız Antalya’daki balıkçıların da size desteği ve katkısı
olmuş…
Deniz Biyolojisi Müzesi fikri onaylandıktan sonra hızla elimizde bulunmayan türlerin temini için Antalya Su Ürünleri Kooperatiflerinden
ve balıkçılardan yardım istedik. Hepsi büyük bir gönüllükle bize
nadir çıkan ve bizde bulunmayan türleri topladılar. Müzemizin en
önemli gücü, halen gönüllük esasına dayanan bir işbirliği ile balıkçılarımızın bizi desteklemesi ve müzemizin gelişmesi için katkıda
48
Her zaman en çok karşılaştığımız sorulardan biri sularımızda yaşayan köpekbalığı olup olmadığıydı. Özellikle müzemizin bunun
gibi merak edilen birçok sorunun cevabını barındıran bir teşhiri
var. Çoğunluğu koruma altında olan kıkırdaklı balıklar dediğimiz
köpekbalığı ve vatoz türlerinin müzemizde 20 türü sergilenmekte.
Bahsettiğiniz gibi bunlar arasında yer alan Domuz köpekbalığı olarak bilinen Oxynotus centrina türü eğitimimin ilk yılında Marmara
Denizi’nde yakalanan, tüm Akdeniz’de nesli kritik düzeyde tehlike
altında olan bir türdür.
Türkiye denizlerinden canlı türlerinin yanı sıra Kızıldeniz gibi farklı
denizlerden sularımıza dâhil olan deniz canlıları da müzede sergileniyor…
Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki ticaret yollarını kısaltmak
amacıyla 1869 yılında açılan Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ile Akdeniz arasındaki coğrafi engeli kaldırmış ve böylece Kızıldeniz’den
Akdeniz’e birçok denizel tür girmiştir. Kızıldeniz’den Akdeniz’e
geçen bu türler, kanalın yapımında büyük çaba harcayan Fransız
diplomat ve mühendis Ferdinand de Lesseps’e itafen, lesepsiyen
türler olarak isimlendirilmiştir. Tüm Akdeniz’de Lesepsiyen türlerin
en fazla kaydının verildiği bölgelerden biri de Türkiye’nin güney sahilleridir. Dolayısıyla Antalya Körfezi’nde de sayıları gittikçe artan
İndo-Pasifik kökenli Lesepsiyen türlerin müzemizde birçok örneğini
görmek mümkün.
Türkiye’nin diğer denizleri gibi Akdeniz de aslında zengin
bir deniz canlısı ekosistemine sahipken çeşitli nedenlerle
bu zenginliğin kaybolmaya başladığını görüyoruz. Nesli
tükenmek üzere olan deniz canlılarından hangileri müzede sergileniyor?
Akdeniz, dünya denizlerinin alan olarak sadece %0.8’ini oluşturmaktadır fakat dünya denizel türlerin %4-18’i ve deniz memelilerinin %8-9’u bu denizde bulunmaktadır. Bu durum, Akdeniz’i zengin
biyoçeşitliliğe sahip olan bir havuz haline getirmektedir. Bu nedenden dolayı bu eşsiz ekosistemde balıklar ve diğer yaşayan kaynakların korunması için daha fazla çaba gerekmektedir. Flora ve
fauna açısından zengin doğal müze ve laboratuvar niteliği taşıyan
Türkiye denizleri çevre eğitimi açısından da uygulama merkezi konumundadır.
Bu bağlamda “bilmediğimiz bir şeyi koruyamayız” sloganıyla nesli
tehlike altında olan Mako köpekbalığı (Isurus oxyrinchus), Kazıkkuyruk balığı (Gymnura altavela), Domuz köpekbalığı (Oxynotus
centrina ), Keler balığı (Squatina aculeata), Camgöz köpekbalığı
(Mustelus mustelus ), Kemane balıkları (Rhinobatos cemiculus ve
Rhinobatos rhinobatos ), Mavi yüzgeçli orkinos (Thunnus thynnus),
Orfoz (Epinephelus marginatus) vb. türler müzemizin teşhirinde yer
almaktadır.
30 Nisan 2013 tarihinde Gazipaşa ilçesinde halkın 'Duman' ismini
koyduğu bir Akdeniz Foku (Monachus monachus) bireyi vurularak
öldürülmüştü. Akdeniz fokları bugün dünyada sadece Türkiye, Yunanistan, Fas, Moritanya ve Madeira Adaları'nda yaşamakta olup
toplam nüfusu 600 civarında tahmin edilmektedir ve en fazla birey
Türkiye, Yunanistan kıyılarında bulunmaktadır. Dolayısıyla nesli tükenmekte ve koruma altında olan Akdeniz fokunun yaşam ve ölüm
hikayesinin hafızalardan silinmemesi, halkın ve özellikle çocukların
nesli koruma altındaki bu tür hakkında bilinçlendirilmesi amacıyla
fokun cesedi gömülmüş olup, bu yıl içerisinde iskeleti müzede teşhir edilmek üzere hazır edilecektir.
soran öğrencilerin ilgisi ve merakı bu tür müzelere olan gereksinimi
bir kez daha anlamamızı sağladı. Müzeden yine en çok memnun
kalanlar Yat Limanı’nı esnafı oldu. Limanda insan sirkülasyonunun
müze sayesinde şimdiden arttığını, bu sayede müzenin kendilerine
de faydası olduğunu, turistlerin aradığı gezip dolaşacağı bir mekan
daha kazandıklarını söylüyorlar.
Son olarak gelecek yıllarda daha fazla sayıda deniz canlısı türünün yok olmaması, çocuklarımızın bu canlıları sadece fotoğraflardan ya da müzedeki örneklerinden tanımaması için yapılması gerekenler neler?
Daha öncede söylediğim gibi “bilmediğimiz bir şeyi koruyamayız”,
dolayısıyla ilk önce biyolojik zenginliklerimizin farkındalığı ile doğal
kaynaklarımızın sürdürülebilir kullanımı için stratejiler geliştirerek
önlemler almalıyız. Denizel türlerin karşı karşıya olduğu tehditlerin
başında habitat kaybı, çevre kirliliği, yasadışı ve aşırı avcılık geliyor.
Türlerin tek tek değil, doğal ortamlarıyla birlikte korunması için de
denizlerimizde insan aktivitelerinin sınırlandırıldığı koruma alanları oluşturulması şart. Türkiye’de bulunan 16 Özel Çevre Koruma
Bölgesi’nden dördü Antalya ili sınırları içinde bulunan “Belek Özel
Çevre Koruma Bölgesi”, “Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi”, “Finike Denizaltı Dağları Özel Çevre Koruma Bölgesi” ve “Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi”dir. Bu nedenle denizel biyolojik
mirasımızın korunması için müzemiz de çeşitli sivil toplu örgütleri
ile işbirliği yaparak bu konular hakkında bilgi ve bilinç kazandırmak,
eğitim ve duyarlılık sağlamak, heves aşılamak amaçlarıyla sürekli
kendini yenileyen, araştıran ve bu nitelikleri gelecek kuşaklara aktaran bir yapıda faaliyetlerini sürdürmeye devam edecektir.
Temmuz ve Ağustos 2013 tarihlerinde de Çamyuva ve Göynük sahillerinde 2 Afalina türü yunus karaya vurmuş, yine nesli koruma
altındaki bu tür hakkında bilinçlendirilmesi amacıyla yunuslar belediyemiz tarafından gömülerek iskeletleri müzede sergilenecektir.
Müze açıldı, ziyaretçilerin ilgisini nasıl buldunuz? Müzenin Kaleiçi ve Yat Limanı’ndaki turizm hareketliliğine katkısı konusunda neler düşünüyorsunuz?
Samimiyetle söylemeliyim ki kişisel olarak bu kadar ilgi beklemiyordum. Henüz açılalı 1 ay bile olmadı, ziyaretçi sayımız 3 bine
yaklaşıyor. Özellikle çocukların ve gençlerin ilgisinden çok memnunuz. Müzemizden birçok türün adını, koruma statülerini, türlerin
yaşadıkları ortamları öğrenerek ayrılan, bizlere çok ilginç sorular
49
MERSİN DENİZ TİCARETİ
OCAK 2014
MERSİN CHAMBER OF SHIPPING
PORT OF
MONTH OF
PORT STATISTICS
CARGO MOVEMENT - INWARDS/ OUTWARDS
LOADED (IN TONS)
COMMODITIES
CEMENT
DOMESTIC
6,104 : MERSİN
: DECEMBER-2013
DISCHARGED (IN TONS)
EXPORT
TRANSIT
TRSHPMNT TOTAL
COMMODITIES
51,640 1,020 9
CEMENT
58,773 DOMESTIC
IMPORT
TRANSIT
TRSHPMNT TOTAL
531
531
CEREALS72,478 164 33 72,675 CEREALS111,340
75111,415
CHEMICALS
42 80,817 2,991 1,206 85,056 CHEMICALS
176,106
1,059
1,584
178,749
CITRUS22,812
463927,451 CITRUS1,2641,264
CNTR24,415 24,415 CNTR47,42247,422
CONST. MACHINERY
1,298 16 1,314 CONST. MACHINERY
1,901
4,357
6,258
COTTON7,510 1,533 9,043 COTTON22,323
38422,707
FERTILIZERS2,202 2,202 FERTILIZERS15,727
32,147
266
62
48,202
FOOD STUFF
27 184,349 3122
157 187,656 FOOD STUFF
91,936
6,791
600
99,327
FROZEN MEAT223 223 FROZEN MEAT1,407
10,57011,978
FRUITS64,105 154 64,258 FRUITS7,151
39,20246,353
GENERAL CARGO
187,534 19,012 2,293 208,839 GENERAL CARGO
1,227
194,416
32,776
1,387
229,805
GLASS13,404 252 13,656 GLASS2,284
223
524
3,030
LEGUMES23,721 198 23,919 LEGUMES29,160
31729,477
LIVESTOCK50 50 LIVESTOCK271271
MACHINERY6,925 149 7,074 MACHINERY9,822
3,188
21
13,032
MINERALS6,150 211,763
17 217,930 MINERALS1,925
5,607
1257,657
PETR.PRODUCTS
9,600 19,009 28,609 PETR.PRODUCTS
59,643
320,196
8,316
388,154
RICE10,971 94 11,065 RICE16,820
97917,799
SODIUM CARB.
36,652 441 37,093 SODIUM CARB.
95
95
SUGAR69 522 591 TEXTILE71,771
5,780
151
77,702
TEXTILE32,892 1,553 130 34,575 TIMBER7,850
6418,491
TIMBER
616 VEGETABLE OIL
3,234
4,000 103 22 742 VEGETABLE OIL
79,817
190
289 7,523 VEHICLES
5,255
9,628
689
80,696
14,883
VEHICLES710
333 19 1,062 TOTAL
25,924 1,034,986 60,458 4,427 1,125,794 TOTAL
78,522
172,383
172,383
TOTAL (LOADED & DISCHARGED) = 2.571.093 TONS
LOADED
num.
D+E+T TRSHPMNT TOTAL
DISCHARGED
D+I+T
num.
TRSHPMNT TOTAL
18,95562
19,0179,596 98
475 0
475 11,3750
17,856153 18,00917,677117
5,7910
5,7915,4450
36,811215 37,02627,273215
6,266 0
6,266 16,8200
54,667368 55,03544,950332
12,0570
12,05722,2650
43,077215 43,29244,093215
66,724368 67,09267,215332
50
PASSENGER SHIP
G. TOTAL
num.
9,694 28,711
11,37511,850
17,79435,803
5,44511,236
27,48864,514
16,82023,086
45,282100,317
22,26534,322
44,30887,600
67,547134,639
9
5,018
1,445,299
4
Download

Deniz Ticareti Dergisi Ocak 2014 Sayısı