Sayı 1 – Temmuz 2014
otuzdokuz
afad
Kırklareli İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü Yayınıdır
18
20
42
56
Röportaj:
Svilen Stoyanov
Endüstriyel Afetlere
Karşı Sınır Ötesi İşbirliği
Objektifimizden
Yansıyanlar
Amatör
Telsizcilik
Değerli Okuyucularımız
SAHİBİ
Kırklareli İl Afet ve Acil
Durum Müdürlüğü Adına
Ertuğrul ATASOY
İl Afet ve Acil Durum
Müdürü
Genel Yayın Yönetmeni
Ekrem EŞ
İnceleme ve Yayın Kurulu
Sinem BAYRAKTAR
Çakır ALTUNOĞLU
Handan KOÇAK
Sayı:1 - Temmuz 2014
Kırklareli İl Afet ve Acil
Durum Müdürlüğünün
yayınıdır ve ücretsizdir.
Yönetim Yeri
Kırklareli İl Afet ve Acil
Durum Müdürlüğü
Tel: (0288) 212 50 56
Faks: (0288) 214 34 16
e-dergi
http://kirklareli.afad.gov.tr
Afad otuzdokuz dergisinde
yayınlanan yazıların her
hakkı mahfuzdur. İzinsiz
kaynak gösterilerek dahi
alıntı yapılamaz.
2009 yılında çıkarılan 5902 sayılı yasa ile
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığı kurulmuş olup o tarihten
itibaren Kırklareli İl Afet ve Acil Durum
Müdürlüğü olarak hizmet vermekteyiz.
Çalışmalarımıza bir yenilik olarak eklenen
“afad
otuzdokuz”
dergisi
Müdürlüğümüzün ilk yayınıdır. Dergimizin
içerisinde, Başbakanlık Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı ve Kırklareli İl Afet
ve Acil Durum Müdürlüğü hakkında
bilgiler, Müdürlük personelinin yazıları,
yapılan arama kurtarma, eğitim ve tatbikat
çalışmalarından örnekler, Müdürlüğümüzün
lider ortak olduğu 668.609,80 Avro bütçeye
sahip “Endüstriyel Afetlere Karşı Sınır
Ötesi İşbirliği ” projesi hakkında bilgiler,
proje ortağımız olan Bulgaristan İçişleri
Bakanlığı Yangın Güvenliği ve Sivil
Savunma Genel Müdürlüğü Uluslararası
Proje bölümünde görevli Proje Uzmanı
Svilen STOYANOV ile yapılan röportaj,
Müdürlüğümüzün ve Başbakanlık Afet ve
Acil Durum Yönetimi Başkanlığının
objektifinden
fotoğraflar,
ve
Müdürlüğümüzden haberler yer almaktadır.
Dergi
çalışmamızda
desteklerini
esirgemeyen Kırklareli Valisi Sayın
Mustafa YAMAN’a ve dergimize katkıda
bulunan tüm Müdürlük personeline
teşekkürlerimizi
sunar,
bir
sonraki
sayımızda görüşmek üzere afetsiz günler
dileriz.
Yayın Kurulu
İçindekiler
Afetlere Dirençli Bir Toplum – Mustafa
YAMAN …………………………………..
5
AFAD: Afetlerle Mücadelede Yeni Bir
Kavram ……………………………………
6
Kırklareli İl Afet ve Acil Durum
Müdürlüğü ………………………………...
8
Büyükkarıştıran Sel Felaketi – Samet
YİĞİT ……………………………………..
10
Deprem – Betül KOÇAK ………………....
12
Röportaj – Svilen STOYANOV …………...
18
AB Projemiz: Endüstriyel Afetlere Karşı
Sınır Ötesi İşbirliği - Volkan BATMAZ ….
20
Arama ve Kurtarma Çalışmalarımızdan
Örnekler …………………………………...
24
Eğitim ve Tatbikatlarımızdan Örnekler …...
26
Kırklareli’nin Nükleer Riski – Necat AYCA
28
Binaların Sağlamlığı ve Depreme
Dayanıklılığı – Samet YİĞİT ……………..
30
Afetlerde Kriz ve Risk Yönetimi (Afet ve
Acil Durum Yönetimi) – Samet YİĞİT …...
34
Bilgi Bankası: Hidrolik Kesme Ayırma
Aleti ……………………………………….
36
İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı …...
38
Objektifimizden Yansıyanlar ……………...
42
Bizden Haberler …………………………...
46
Afet Arşiv: 2011 Van Erciş Depremi – Onur
Serbay İZCİ ……………………………….
48
Afet Arşiv: 11 Mart 2011 Büyük Japonya
Depremi - Sibel DAĞ ………………….....
50
Amatör Telsizcilik – Çakır ALTUNOĞLU .
56
Afetlere
Dirençli Bir
Toplum
Mustafa YAMAN
Kırklareli Valisi
Ülkemizde son 15 yıl içerisinde yaşadığımız ve başta 17 Ağustos 1999 Gölcük, 12 Kasım 1999 Düzce, 23
Ekim 2011 Erciş ve son olarak ilimizde de şiddetli bir şekilde hissedilen 24 Mayıs 2014 Çanakkale
depremleri bize deprem gerçeğini hatırlatmış ve toplumun büyük bir kesiminde hassasiyet oluşmasına sebep
olmuştur. Ülkemizde derin acılar bırakan bu depremler ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini tekrar
tekrar gözler önüne sermiş, bu konuda çeşitli çalışmalar yapılmasının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.
Evinin penceresinden aşağı
atlayan veya depremi hissettiği
anda
merdivenlere
koşan
insanları, panik yapmayan ve
kendisine bir yaşam alanı
oluşturup
depremin
sona
ermesini bekleyen insanlara
dönüştürmek afetlere dirençli
bir toplumun oluştuğunun en
önemli göstergesidir.
Doğal afetler insanlar için çok çeşitli sonuçlar
doğuran, insanların hayatlarını ciddi bir şekilde
etkileyen ve önceden önleme ihtimalinin az olduğu
afetler şeklinde tanımlanabilir özetle. Peki,
gerçekten önceden önlenemez mi doğal afetler? Bu
soru günümüzde bu dalda çalışan bilim insanlarının
cevaplamaya çalıştığı en önemli soru haline
gelmiştir. Elbette depremin olmasını veya yağmurun
yağmasını engellemek, en azından günümüz
teknolojisi ile, mümkün görünmemekle birlikte
başta deprem ve sel olmak üzere yaşanabilecek
doğal afetlerin zararlarını en aza indirmek, can ve
mal kaybı yaşanmasını engellemek afetlerle
mücadele konusunda odaklanmamız gereken en
önemli unsur haline gelmiştir.
Bu noktada tüm bunları Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının “Afetlere Dirençli Toplum
Oluşturmak” misyonu ile birlikte düşündüğümüzde afetlerle mücadele konusunda şu an yapılması gereken
en önemli faaliyetin halkımızı bu konuda bilinçlendirmek olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Yaşanabilecek
bir doğal afete karşı önceden ne gibi önlemler alınması, doğal afet sırasında nasıl davranılması gerektiğini
bilen bir toplum olmak en önemli gayemizdir. Orta büyüklükteki bir depremde 3. katta bulunan evinin
penceresinden aşağı atlayan veya depremi hissettiği anda merdivenlere koşan insanları panik yapmayan ve
kendisine bir yaşam alanı oluşturup depremin sona ermesini bekleyen insanlara dönüştürmek afetlere dirençli
bir toplumun oluştuğunun en önemli göstergesidir.
Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimizde bizlere afetler konusunda bilgi veren, afet sırasında nasıl
davranılması gerektiğini anlatan, bu konuda yapılan eğitim ve tatbikatlardan bilgiler veren yani kısaca
afetlere karşı bir farkındalık yaratma amacını taşıyan Kırklareli İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünün “afad
otuzdokuz” isimli dergisinin bu sayısının hayırlı olmasını diliyorum. Dergimizden başta ilimiz olmak üzere
bölgemiz ve ülkemizdeki tüm insanların faydalanacağını umuyorum.
Bu derginin çıkmasında emeği olan Kırklareli İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü personeline ve desteğini
esirgemeyenlere teşekkür ediyorum.
5
AFAD:
Afetlerle Mücadelede Yeni Bir
Kavram
AFAD Nedir?
Türkiye sahip olduğu tektonik, sismik, topografik
ve iklimsel yapısı gereği doğal afetlerle sıklıkla
yüz yüze kalan bir ülke. Su baskını, sel, çığ,
heyelan, yangın ama en önemlisi deprem…
Ülkemiz depremlerde insan kaybı açısından
dünyada üçüncü, etkilenen insan sayısı açısından
sekizinci sırada. Ortalama olarak her yıl
büyüklüğü 5 ile 6 arasında değişen en az bir
deprem yaşanmakta…
Doğal afetlerin doğrudan ya da dolaylı olarak
neden olduğu ekonomik kayıplar afet yönetiminin
ve koordinasyonunun günümüz dünyasında ne
kadar titizlikle ele alınması gerektiğinin bir
kanıtı…
Ülkemizde doğal afetlere ilişkin politikalar ilk
olarak 1939
Erzincan
depremi sonrası
geliştirilmeye başlanmış; 1959 yılında çıkarılan
7269 sayılı “Umumi Hayata Müessir Afetler
Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak
Yardımlara Dair Kanun” ile konuyla ilgili yasal
boşluk giderilmeye çalışılmıştır. Afetlerle ilgili
6
yasal düzenlemeler 1988 yılında devletin tüm
imkanlarının afet bölgesine en hızlı şekilde
ulaşmasını ve afetzede vatandaşlara en etkin ilk
müdahalenin yapılmasını sağlamak amacıyla
çıkarılan “Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve
Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik” ile devam
etmiştir.
Türkiye’de afet yönetimi ve koordinasyonu
alanında dönüm noktası ise 17 Ağustos 1999
Marmara depremidir. Büyük can kaybına ve geniş
çaplı hasara neden olan bu deprem, ülkemizde afet
yönetimi konusunun tekrar gözden geçirilme
zorunluluğunu acı bir şekilde ortaya koymuştur.
Eşgüdüm sağlanması gereken kurumların afetlerle
ilgili yetki ve sorumluluklarının yeniden
tanımlanması ihtiyacı afet ve acil durumlarda yetki
ve koordinasyonun tek bir elde toplanmasını zaruri
kılmıştır.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı,
afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması,
afetlere müdahale edilmesi ve afet sonrasındaki
iyileştirme çalışmalarının süratle tamamlanması
amacıyla gereken faaliyetlerin planlanması,
yönlendirilmesi,
desteklenmesi,
koordine
edilmesi ve etkin uygulanması için ülkenin tüm
kurum ve kuruluşları arasında işbirliğini
sağlayan, çok yönlü, çok aktörlü, bu alanda
kaynakların rasyonel kullanılmasını gözeten,
faaliyetlerinde disiplinler arası çalışmayı esas
Bu doğrultuda afetlerle ilgili olarak görev yapan
İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Savunma Genel
Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na
bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve
Başbakanlık’a bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi
Genel Müdürlüğü kapatılarak 2009 yılında
çıkarılan 5902 sayılı yasa ile Başbakanlık’a bağlı
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı
kurularak yetki ve sorumluluklar tek bir çatı
altında toplanmıştır. 5902 sayılı yasada görülen
eksiklikleri gidermek amacı ile de 27 Şubat 2014
tarihinde resmi gazetede yayınlanan 6525 sayılı
bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde
değişiklik yapılması hakkında kanun ile İl Afet ve
Acil Durum Müdürlükleri Başbakanlık Afet ve
Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın taşra
teşkilatı haline gelmiştir.
alan iş odaklı, esnek ve dinamik yapıda teşkil
edilmiş bir kurumdur.
Bu çerçevede; ülkemizde yeni bir afet yönetim
modeli uygulamaya konulmuş olup, getirilen bu
model ile öncelik ‘‘Kriz Yönetimi’’nden ‘‘Risk
Yönetimi’’ne verilmiştir.
Günümüzde ‘‘Bütünleşik Afet Yönetimi
Sistemi’’ olarak adlandırılan bu model, afet ve
acil durumların sebep olduğu zararların
önlenmesi için tehlike ve risklerin önceden
tespitini, afet olmadan önce meydana
gelebilecek zararları önleyecek veya en aza
indirecek önlemlerin alınmasını, etkin müdahale
ve koordinasyonun sağlanmasını ve afet
sonrasında iyileştirme çalışmalarının bir
bütünlük
içerisinde
yürütülmesini
öngörmektedir.
7
Kırklareli İl Afet ve Acil
Durum Müdürlüğü
Neredeyiz?
Kırklareli AFAD, kuruluş yılı olan 2009’dan
Kasım 2011’e kadar Kırklareli Valiliği binasında
hizmet
vermiştir.
Ancak
kurumsallaşma
sürecinde personel sayısındaki artışla birlikte
yeni bir hizmet binasına ihtiyaç duyulmuş ve
Pınarhisar Yolu’nda şu anda hizmet verilen
binaya taşınılmıştır. Kırklareli AFAD olarak
halen bu binada görev yapmaktayız.
122
ALO AFAD
Misyonumuz:
“Afetlere Dirençli Toplum Oluşturmak”
Vizyonumuz:
“Afet ve acil durumlar ile ilgili çalışmalarda
sürdürülebilir kalkınmayı esas alan risk odaklı,
etkin, etkili ve güvenilir hizmet sunan
uluslararası
düzeyde
model
alınabilecek
yönlendirici ve koordinatör bir kurum olmak.”
Teşkilat Şemamız
 Yönetim Hizmetleri Şube Müdürlüğü
 Planlama, Zarar Azaltma ve İyileştirme Şube
Müdürlüğü
 Müdahale ve Sivil Savunma Şube Müdürlüğü
 Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi Şube
Müdürlüğü
İletişim Adresimiz
Kocahıdır Mah. Kurtuluş Cad. Pınarhisar Yolu
Şehitlik Yanı No:69 39100 / KIRKLARELİ
Tel: (0288) 212 50 56
Faks: (0288) 214 34 16
Müdürlüğümüz Hizmet Binası
Arama Kurtarma Araçlarımız, Arama Kurtarma Botlarımız ve Hizmet Aracımız
8
Kırklareli’de Sel
Felaketinin Adı:
Büyükkarıştıran
23 Kasım 2012 tarihinde ilimiz Kırklareli’ne
bağlı Lüleburgaz ilçesinin Büyükkarıştıran
beldesi ve Vize ilçesinin Akıncılar, Müsellim,
Çövenli köyleri sel felaketine maruz kalmıştır. Bu
yerleşim birimlerinden yapısal yıkıma sebep
olacak düzeyde sele maruz kalan Büyükkarıştıran
beldesi ve Akıncılar köyü için genel hayata
etkililik kararı verilmiştir.
Büyükkarıştıran’da su yüksekliği bazı yerlerde 4 metreyi
geçmiş, yıkıma sebep olmuştur.
Sel olayının yaşandığı gece aramakurtarma ekiplerimiz, su baskınına maruz
kalan bölgede görev almış, çevre
koşularının uygun olduğu ilk zamanda
ise bütün birimlerimiz, hasar tespit
çalışmaları için teyakkuza geçmiştir. Bu
tespitler eşya ve yapı hasarı bazında
olmuştur. Teknik elemanlarımız ev, ahır,
10
Hazırlayan
Samet YİĞİT
Mimar
depo ve dükkânlarda yapısal hasar tespiti
yapmışlardır. Ayrıca yaşanan afet tarımsal
alanlarda da zararlara ve hayvan telefine sebep
olmuştur. Yapılan incelemelerde ve hasar tespit
çalışmalarında toplam 183 aileye para yardımı
yapılmıştır. Yapı hasarları bazındaki iyileştirme
çalışmalarında ise Akıncılar köyünden bir aile
hak sahibi olmuştur.
Büyükkarıştıran sel felaketinin akılda kalan
en büyük etkisi ise bir vatandaşımızın canına
ve kaybına sebep olmuş olmasıdır;
Lüleburgaz ilçesi Alacaoğlu Köprüsü’nde
arabası ile birlikte sel sularına kapılarak
kaybolan Beytullah DEMİRCAN adlı
vatandaşımız, kaybolduğu tarihten itibaren
yapılan her türlü arama çalışmalarına rağmen
bulunamamıştır. Son görüldüğü yere ait
bilgiler ve cep telefonu iletişim tespiti
bilgileri temin edilmiş; bu doğrultuda Ergene
Nehri boyunca her türlü arama tekniği ve
ekibi kullanılmış (köpekli arama ekibi, sualtı
ekibi, askeri arama ekibi, helikopterli
havadan arama ekibi, deniz polisi, iş
makineleri
ve Müdürlüğümüz
arama
kurtarma ekipleri) ancak; tüm bu arama
çalışmalarına, her türlü arama tekniği ve
ekibinin
kullanılmasına
rağmen
kayıp
vatandaşımız bulunamamıştır.
Yaşanan felaketin ardından Büyükkarıştıran ve
Akıncılar köylerindeki tecrübe bize zarar
azaltma çalışmalarının ne kadar gerekli
olduğunu ve bu çalışmaların periyodik yapılıyor
olmasının önemini bir kez daha
göstermiştir. Bu iki yerleşim
biriminde yaşanan sel felaketinin
ardından ilgili kurum ve
kuruluşlar
tarafından,
Büyükkarıştıran’da geniş bir
sahanda toplanan ve evleri basan
su ve dere yatağı ıslahı yapılmış,
Akıncılar’da ise dere yatağı
ıslahı
çalışmaları
devam
etmektedir.
Kayıp vatandaş Beytullah DEMİRCAN’ı
arama çalışmaları, sular altında kalan
köprü
Kırklareli Valisi Sayın Mustafa YAMAN sele
maruz kalan bölgeleri incelemiş ve sel
mağduru
vatandaşlarımızın
yaralarının
sarılması için gerekli adımların atılması
talimatını vermişlerdir.
Akıncılar, Müsellim ve Çövenli
köylerindeki görüntüden bir kesit
11
Deprem:
Yer kabuğunda birikmiş olan enerjinin,
bir kırılma ile ani olarak boşalması ve
yer kabuğunun sarsılması
Depremlerin Doğası
Depremler, en genel tanımıyla, yer kabuğunun
herhangi bir noktasında belirli bir zaman
periyodunda birikmiş olan enerjinin, o noktada
meydana gelen bir kırılma ile ani olarak
boşalması ve bu boşalma sırasında oluşan sismik
dalgaların yer kabuğunu sarsması olayıdır. Sismik
dalgalarla ortaya çıkan bu enerji, yerin statik
durumunu bozar, hem yer yüzeyi hem de
altındaki her türlü mühendislik yapısını etkiler ve
hatta yüzeyde kalıcı morfolojik değişikliklere
dahi yol açabilir.
Depremin Oluş Nedenleri
Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve
jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin
desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır.
Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında
yaklaşık 70-100 km. kalınlığında oluşmuş bir
taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu
taşkürede yer alır. Litosfer ile çekirdek arasında
kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto
adı verilir. Manto'nun altındaki çekirdeğin NikelDemir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.
Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı
bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin
çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek
çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği
sonucuna varılmaktadır.
Hazırlayan
Betül KOÇAK
Jeoloji Mühendisi
Levha tektoniği ile ilişkili değişik tür levha
sınırları ve buralardaki hareket tipleri
Taşküre'nin altında Astenosfer denilen yumuşak
Üst Manto bulunmaktadır. Burada oluşan
kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları
nedeni ile taş kabuk parçalanmakta ve birçok
"Levha"lara bölünmektedir. Üst Manto'da
oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite
nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır.
Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe
taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf
zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına
neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha
ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar
üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer
üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine
göre insanların hissedemeyeceği bir hızla
hareket etmektedirler.
Konveksiyon akımlarının yükseldiği
yerlerde
levhalar
birbirlerinden
uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak
magmada okyanus ortası sırtlarını
oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine
değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve
sıkışmalar
olmakta,
sürtünen
levhalardan biri aşağıya Manto'ya
batmakta ve eriyerek yitme zonlarını
oluşturmaktadır.
Konveksiyon
akımlarının neden olduğu bu ardışıklı
olay taşkürenin altında devam edip
gitmektedir.
Dünya’nın iç yapısı
12
Yerkabuğunu oluşturan levhaların
birbirine sürtündükleri, birbirlerini
sıkıştırdıkları,
birbirlerinin
üstüne
çıktıkları ya da altına girdikleri bu
levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları
yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada
olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu
levhaların
birbirlerini
zorladıkları
levha
sınırlarında dar kuşaklar üzerinde oluşmaktadır.
Plaka Tektoniği
Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki
levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme
kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi
için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.
İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha
arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir
hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman
biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir.
Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem
(sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar. Bu dalgalar
geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş
yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır.
Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen,
kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen
arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen
yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile
gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden
oluşmuş ve yeryüzüne kadar çıkmış, ancak
zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.
Depremlerinin oluşumunun bu şekilde ve "Elastik
Geri Sekme Kuramı" adı altında anlatımı 1911
yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve
laboratuarlarda da denenerek ispatlanmıştır.
Bu kurama göre, herhangi bir noktada, zamana
bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim
deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı
enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi
boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek,
fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının
birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu
olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer
değiştirmeler ise bir noktada biriken birim
deformasyon
enerjisinin
açığa
çıkması,
boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye
dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının
kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.
Aslında kayaların, önceden bir birim yer
değiştirme birikimine uğramadan kırılmaları
olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme
hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda,
üst mantoda oluşan konveksiyon akımları
oluşturmakta, kayalar belirli bir
deformasyona
kadar
dayanıklılık gösterebilmekte ve
sonrada kırılmaktadır. İşte bu
kırılmalar sonucu depremler
oluşmaktadır. Bu olaydan sonra
da kayalardan uzak zamandan
beri birikmiş olan gerilmelerin
ve enerjinin bir kısmı ya da
tamamı giderilmiş olmaktadır.
Çoğunlukla bu deprem olayı
esnasında oluşan faylarda,
elastik geri sekmeler (atım),
fayın her iki tarafında ve ters yönde
oluşmaktadırlar.
Faylar genellikle hareket yönlerine göre
isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu
meydana gelen faylara "Doğrultu Atımlı Fay"
denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı bloğun
birbirlerine göreli olarak sağa veya sola
hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ
veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir
örnektir.
Düşey hareketlerle meydana gelen faylara da
"Eğim Atımlı Fay" denir. Fayların çoğunda hem
yatay, hem de düşey hareket bulunabilir.
Fay Çeşitleri: a) Sol yönlü Doğrultu Atımlı Fay
(DAF) b) Sağ yönlü DAF c) normal Fay d) Ters Fay
Türkiye’nin Neotektoniği
Türkiye’de yüzey faylanması oluşturan faylar
doğrultu ve eğim atımlı faylardır. Ülkemizde
neden bu kadar çok depremin meydana geldiği,
bu depremleri yaratan mekanizmaların neler
olduğu, deprem üreten fayların türleri esasen
“neotektonik rejim” ile yakından ilgilidir.
Neotektonik (yeni tektonik) dönem geçmişte bir
jeolojik zamanda başlayıp etkisini ve karakterini
değiştirmeden günümüzde de devam eden
tektonik evre olarak tanımlanabilir. Bölgesel ve
yerel ölçekte bakıldığında farklılıklar
13
gösterebilmektedir.
Bu
anlamda
değerlendirildiğinde Türkiye’nin neotektonik
dönem olarak tek bir zamanda yer alması pekte
mümkün
görünmemektedir.
Öte
yandan
paleotektonik dönemden neotektonik döneme
geçiş süreci keskin bir başlangıç ve bitiş şeklinde
değil kademeli olarak gerçekleşmiştir ve bu süreç
“geçiş dönemi” olarak adlanmıştır.(Becker,1993)
Türkiye’nin Neotektonik Özellikleri ve
Neotektonik Sınıflaması
Bir tektonik dönemin bitip diğerinin başlaması
gibi büyük ölçekli olayların çok önemli izleri
olmalıdır. Bunlar başlıca; bölgedeki gerilme
dağılımının, tektonik rejimin, deformasyon
türünün, havza tiplerinin, alanın sedimentolojisi
ve
stratigrafisi,
jeolojik
yapıların
ve
geometrilerinin, sismik aktivitenin, magmatik
aktivitenin, bölgesel yükselme ve çökmenin
değişmesidir. Türkiye için içinde bulunduğu
karmaşık tektonik dinamikler nedeniyle tek bir
neotektonik dönem başlangıcı olması pekte
mümkün
görünmemektedir.
Örneğin, Türkiye’nin doğusu için
neotektonik dönemin başlama yaşı
iki önemli olayla kontrol edilmiştir.
(1)
Afrika-Arap
plakaları
arasındaki riftleşme ve Kızıl
denizin açılması, (2) Avrasya ve
Afrika-Arap plakaları arasındaki
kapanma ve aradaki denizin
kaybolması (Hemton, 1987; Şengör
ve Yılmaz, 1981; Dewey ve diğ.,
1986; Koçyiğit ve diğ., 2001).
(2009) tarafından önerilmiştir. ilk çalışmaya
göre Türkiye dört neotektonik bölgeye
ayrılmıştır: (1) Batı Anadolu genişleme bölgesi,
(2) Orta Anadolu “Ova” bölgesi, (3) Doğu
Anadolu sıkışma bölgesi, (4) Kuzey Türkiye
bölgesi
Doğu Anadolu sıkışma bölgesi, Karlıova eklemi
ile sınırlanan ve yaklaşık K-G sıkışma yönüne
sahip bir tektonik rejimle temsil edilir. Sağ
yanal doğrultu atımlı Kuzey Anadolu Fay Zonu
(KAFZ) ve sol yanal doğrultu atımlı Doğu
Anadolu Fay Zonlarının (DAFZ)’ larının hâkim
olduğu bir bölgedir. Bu fay zonları birçok tekil
faydan oluşmakta ve üzerlerinde gelişen çekmeaçılma havzalarına sahiptir (Şengör ve diğ.,
1985). Doğu Anadolu sıkışma bölgesi,
Kuzeydoğu Anadolu Fay Zonu ile kuzey
Türkiye bölgesinden ayrılır.
Kuzey Anadolu Sıkışma Bölgesi, KAFZ’nin
kuzeyinde kalan kısımdır. Bu bölge birçok
Diğer taraftan Türkiye’nin batısı
için neotektonik dönemin başlama
yaşı ile ilgili 2 farklı model
bulunmaktadır. İlk modele göre
Türkiye’nin neotektonik bölümlenmesi. DAFZ: Doğu Anadolu fay
batı
Anadolu’yu
etkileyen
zonu, KAFZ: Kuzey Anadolu fay zonu, KM: Kahramanmaraş
genişleme tektoniği Oligosen sonu(Şengör 1980; Şengör ve diğ. 1985). Batı ve Orta Anadolu
Erken Miyosen den günümüze
arasındaki yatay çizgili alan geçiş zonunu göstermektedir.
kadar hiçbir değişikliğe uğramadan
devam etmektedir (Seyitoğlu ve Scott, 1991;
doğrultu atımlı fay ile temsil edilir ve D-B
Rojay ve diğ.,2005;Glodny ve Hetzel,2007;
doğrultulu olan faylarda bindirme bileşeni
Seyitoğlu ve Işık,2009). İkinci modele göre ise
mevcuttur. Yıllık kayma oranı 5 mm den azdır.
Orta Pliyosene kadar gelen bir genişleme ve
Sismik açıdan çok fazla aktivite görünmemesine
sonrasında kısa süreli bir sıkışmanın ardından
rağmen 1968 yılında meydana gelen Bartın
ikinci genişleme dönemi gelmektedir. İkinci
depremi bindirme bileşene sahip yıkıcı bir
genişleme dönemi günümüzde de devam
deprem oluşturmuştur (Şengör ve diğ., 1985).
etmektedir.(Koçyiğit ve diğ., 1999; Ring ve diğ.,
1999; Yılmaz ve diğ.,2000; Koçyiğit,2005).
Orta Anadolu bölgesi, yoğun bir deformasyona
maruz kalmış ve bunun sonucunda da eski
Bu çalışmalara ek olarak Türkiye neotektonik
yapıların tekrar aktif hale gelmesiyle
olarak farklı bölgelere ayrılmakta ve bu bölgeler
sonuçlanmış kıtasal bir litosfer parçasıdır.
farklı tektonik rejimler tarafından kontrol
Yaklaşık K-G ve KKD-GGB yönlü bir
edilmektedir. Bunlardan ilki Şengör (1980),
sıkışmanın etkisi altındadır. Bu Anadolu ve
Şengör ve diğ. (1985), ikincisi ise Koçyiğit
Afrika plakaları arasında ve Kıbrıs yayı
14
boyunca oluşan tektonik aktivitenin bir
sonucudur. Ayrıca bu bölge ikincil olarak gelişen
genişlemeli ve doğrultu atımlı faylarla sınırlı
havzaların geliştiği bir bölge olmasından kaynaklı
olarak “ova” terimi kullanılarak adlanmıştır
(Şengör ve diğ., 1985).
Ege genişleme bölgesi, batı Anadolu genişleme
bölgesini de içine alan Yunanistan, Bulgaristan,
Makedonya ve Arnavutluk ülkelerini kapsayan
geniş bir alanda etkilidir. Yaklaşık D-B yönlü
havzaların oluştuğu bu bölge normal faylar
tarafından kontrol edilmektedir.
Türkiye’nin Neotektonik Yapıları
1-Kuzey Anadolu Fay Sistemi (KAFS)
Kuzey Anadolu Fay Sistemi (KAFS) meydana
getirdiği sismik etkinlik ve yüzey morfolojisi
bakımından dünyanın en çok bilinen doğrultu
atımlı fay sistemlerinden biridir (Şengör ve diğ.,
1985; Ketin, 1968 ve 1969).
KAFS, doğuda, Doğu Anadolu Fay Sistemi
(DAFS) ile birleşerek bir üçlü eklem özelliği
göstermektedir. KAFS yaklaşık 1500 km
uzunluğunda sağ yanal doğrultu atımlı bir fay
olup Türkiye’nin doğusundan Yunanistan’ın
doğusuna kadar uzanan yay şekilli bir sistemdir.
Bunun yanında sadece tek bir hat olmayıp yer yer
birbirine paralel ve 40 km ye varan genişlikteki
alanlara yayılan birçok fay zonları ve tekil
faylardan oluşmaktadır. Özellikle fayların sağa ve
sola sıçraması sonucunda farklı karakterde ve
yönelimde havzalar oluşmaktadır.
KAFS kuzeyde Avrasya ve güneyde Anadolu
plakaları
arasındaki
plaka
sınırını
oluşturmaktadır.
Yapılan çalışma sonuçlarına bakıldığında
aktivitesi yüksek bir fay sistemi üzerinde
çalışıldığı net olarak anlaşılmaktadır. Bu sonuç
son yüzyılda yaşanan yıkıcı depremlerle de
kanıtlanmaktadır. 20 Aralık 1939 Erzincan
(M=7,9-8,0), 20 Aralık 1942 Erbaa-Niksar
(M = 7,1), 26 Kasım 1943 Tosya (M = 7,6),
1 Şubat 1944 Bolu–Gerede (M = 7,3), 26 Mayıs
1957 Abant (M = 7,0), 22 Temmuz 1967
Mudurnu vadisi (M = 7,1), 13 Mart 1992
Erzincan (M = 6,8), 17 Ağustos 1999 Kocaeli
(M= 7,4) ve 12 Kasım 1999 Düzce (M = 7,2)
depremleri
yıkıcı
depremler
olarak
kaydedilmiştir.
KAFS içinde büyük önem taşıyan ve Türkiye’nin
en çok nüfus barındıran ili olan İstanbul’ u da
tehdit eden Marmara Denizi içinde bulunan
kesimi hakkında da farklı çalışmalar yapılmış ve
deniz altı topoğrafyası elde edilmiştir. Buna
göre KAFS Marmara Denizinde, biri kuzey biri
güney olmak üzere Ege Denizi ve
Yunanistan’ın doğusuna kadar iki kola
ayrılarak devam etmektedir (Le Pichon, 1999;
Okay ve diğ., 1999 ve 2000; Stein ve Barka,
1997)
2-Doğu Anadolu Fay Sistemi (DAFS)
Doğu Anadolu Fay Sistemi (DAFS) yaklaşık
550 km uzunluğunda, sol yanal doğrultu atımlı
bir fay sistemidir. Bu sistem birbirine paralel,
yarı paralel ve verev faylardan oluşmaktadır
(Şengör ve diğ., 1985; Barka, 1992; Westaway,
1994).
DAFS ilk kez Allen (1969) tarafından adlanmış
ve Anadolu-Avrasya plakası sınırının bir
kısmını ve Arap-Afrika plakaları arasındaki
sınırı oluşturmaktadır. Yapısı itibariyle KAFS
ile eşlenik faylar olduğu, kuzeydoğuda
Karlıova’dan başlayıp Kahramanmaraş’a kadar
uzanan ve Ölü Deniz fayında son bulan bir yapı
olarak tanımlanmıştır.
DAFS özellikle sismik açıdan KAFS kadar
aktif olmaması nedeniyle daha büyük
bilinmezliklerin olduğu bir fay sistemidir. Bu
sebepten farklı çalışmacılar farklı gözlemlerde
bulunarak DAFS hakkında farklı görüşler
ortaya atmaktadır. Muehlberger ve Gordon
(1987) tarafından yapılan çalışmada DAFS tek
bir sistem olarak değil iki farklı segmentten
oluşan bir fay olarak değerlendirilmiş ve bu iki
segment farklı karakterize edilmiştir. Bunlardan
ilki K-G sıkışma ve sıkışma sonucu oluşan
alanlar, diğeri ise tamamen doğrultu atımlı
karakterdeki bölümleridir.
DAFS boyunsa gelişen sol yanal hareket
KAFS’
ın
sağ
yanal
hareketiyle
birleştirildiğinde Anadolu plakasının batıya
hareketinin en önemli nedenlerinden biridir.
Ayrıca, fay boyunca gelişen çek-ayır havzaları
ve bu havzaların yeterince çalışılmamış olması
bölgenin karmaşıklığını daha da artırmaktadır.
Bu havzalardan en bilinenleri ve bazı
araştırmacılar tarafından çalışılanlar Gölbaşı
(Westaway ve Arger, 1996) ve Hazar Gölü
(Hempton, 1984, 1985 ve 1987; Hempton ve
diğ., 1981) havzalarıdır.
DAFS nin Ölü Deniz Fay Sistemi ile
karşılaşmadan önceki doğu kesiminde aletsel
dönemde meydana gelen yıkıcı depremler 22
Mayıs 1971 Bingöl (M = 6,8) ve 1986 Sürgü
(M = 6,0) dür. Batı bölümünde ise birçok yıkıcı
15
deprem aletsel dönemde meydana gelmiştir.
Bunlar 1945 ve 1952 Adana–Misis (M = 5,7 ve
M = 5,3), 1979 Adana–Kozan (M = 5,1), 1986
Gaziantep (M = 5,0), 1989 İskenderun (M = 4,9),
1991 Kadirli–Adana (M = 5,2), 1994 Adana–
Ceyhan (M = 5,0), 1994 Adana–iskenderun (M =
4,0), 27 Haziran 1998 Adana–Ceyhan (M = 6,2);
17 Ocak 2001 Osmaniye (M = 4,9) depremleridir.
(Koçyiğit ve diğ., 1998; Gürsoy ve diğ., 1998;
Pınar ve diğ., 1998).
oluşturmaktadır. Kıbrıs’ ın batısı doğu Akdeniz
okyanusal kıtasının kuzeydoğuya dalması
sonucu deprem aktivitesinin gözlendiği ve Ege
yayının devamı olarak düşünülmektedir.
Güneyi ise kuzeye dalmanın gözlendiği bir
bölgedir. Bunun yanı sıra bazı çalışmacılar
tarafından, Kıbrıs’ ın doğusunda bir dalma
batmanın olmadığı öne sürülmüş, bunun yerine
bu kısımda doğrultu atımlı hareket önerilmiştir.
Kıbrıs’ ın batısı hakkında birçok
bilgi olmasına karşın doğusu ile
ilgili olarak özellikle Anadolu,
Afrika ve Avrasya plakalarının
birleşim yeri olması nedeniyle
büyük karmaşıklık mevcuttur.
Özellikle okyanusal ve kıtasal
kabukları ve plaka ilişkilerine
bakıldığında, Kıbrıs ve civarı
hakkında farklı fikirler ortaya
atılmıştır.
3-Ege Yayı
5-Ölü Deniz Fay Sistemi (ÖDFS)
Afrika ve Anadolu plakaları arasındaki dalma
batma Doğu Akdeniz de Ege ve Kıbrıs yayları
boyunca meydana gelir (McKenzie, 1978;
Papazachos ve diğ. 1971; Spakman ve diğ.,
1988; Mart ve Woodside, 1994). Afrika plakası
Anadolu altında yaklaşık K-KD doğrultuda dalar.
Bu iki yayın geometrisi ve mekanizması hala
büyük bir tartışma konusudur. Özellikle Ege
bölgesinin jeolojik evriminde Ege yayının rolü
çok önemlidir. Ege yayının batıya uzanan kısmı
Ionian çukuru ile tanımlanır ve Ege litosferi ve
Ionian havzası arasındaki dalma batma ya
karşılık gelir. Doğu kısmı ise bir yaydan çok bir
transfer zonu olarak tanımlanmıştır (Le Pichon,
1979). Ege yayının doğu kısmı Pliny, GD Girit
ve Strabo çukurlarından oluşur.
ÖDFS yaklaşık 1000 km uzunluğunda,K-G
gidişli, sol yanal bir doğrultu atımlı fay
sistemidir. Özellikle en echelon yapısından
dolayı bu sistem boyunca farklı havzalar
oluşmuştur: Ölü deniz, Elat körfezi gibi.
Ege de şu anda devam eden genişleme rejiminin
en önemli nedenlerinden biri olarak da bu dalma
batma zonunda, dalan plakanın geriye hareketidir
(Le Pichon ve Angelier, 1981). Genel olarak bu
mekanizmanın Geç Neojen den günümüze kadar
olan sürede Ege bölgesinin jeodinamik gelişimini
etkilediği hakkında bir fikirbirliği mevcuttur
(Meulenkamp ve diğ., 1988; Spakman ve diğ.,
1988; Kasapoğlu ve Toksöz, 1983; Kasapoğlu,
1987; Taymaz ve diğ., 1990; Royden, 1993;
Taymaz, 1996).
4- Kıbrıs Yayı
Kıbrıs yayı güneyde Afrika plakası ve kuzeyde
Anadolu plakası arasındaki sınırı
16
Bazı çalışmacılar tarafından bu fay boyunca
yaklaşık 1 km’ lik bölgesel bir yükselme
olduğu, bunun da plaka hareketleri ve fayın
aktivitesi sonucu olduğu çalışmalar da
belirtilmiştir. (Garfunkel ve Ben-Avraham,
1996). Ölü Deniz fayı bu bölgenin tektonik
anlamda evriminin bir numaralı aktörüdür.
Güneyde Kızıl Deniz ile DAFS arasında gelişen
ve Afrika ve Arap plakaları arasında ki plaka
sınırı özelliği göstermektedir. Arap plakasının
Afrika plakasından daha hızlı hareketi
sonucunda ÖDFS oluşmuştur.
6- Bitlis-Zagros Yitim Zonu
Bitlis yitim zonu Orta Miyosen-Üst Miyosen
boyunca Arap ve Avrasya Plakalarının
birbirlerine
altına
dalması
sonucunda
oluşmuştur (Şengör and Yılma, 1981). Bu zon
boyunca oluşan dalma-batma hareketi bölgenin
topoğrafik olarak yükselmesi ve dağ oluşumuna
sebep olmuştur.
Bitlis yitim zonu kıtasal-kıtasal ve kıtasalokyanusal kabuğun çarpışmasının gözlendiği
karmaşık bir oluşumdur. Sonuç olarak Bitlis
zonu Eosen zaman diliminde kapanmıştır.
Güncel olarak aktivitesini devam ettirmemesinin
sebebi, Kuzey Anadolu Fay Sistemi ve Doğu
Anadolu Fay Sistemi tarafından plaka sıkışması
sebebiyle oluşan enerjini alınmasıdır. Ortaya
çıkan enerji bu doğrultu atımlı faylar tarafından
devralınmaktadır. Bunun yanında Doğu Anadolu
bölge olarak sıkışmaya devam etmekte, bu
sebeple de farklı alanlarda bindirme fayları
hareketlerine devam etmektedir. Bunun sonucu
olarak Lice depremi (1975) ve Van depremi
(2011) gibi bindirme faylarından kaynaklanan
depremler meydana gelmiştir.
Görüldüğü gibi ülkemizin neotektonik yapıları
çalıştırdıkları fay türleri açısından farklılıklar
göstermektedirler. Gerek paleotektonik dönemde
gerekse neotektonik dönemde son derece aktif
süreçlerden geçen topraklarımız irili ufaklı
birçok fay sistemi, zonu ya da faya ev sahipliği
yapmaktadır.
Kaynaklar:
Gökçe, O., Tüfekci, M.K., Gürboğa Ş., (2014).
Yüzey faylanması tehlikesinin değerlendirilmesi
ve fay sakınım bantlarının oluşturulması. Afet
ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı. Ankara
Thompson G., Turk, J., (1997) Introduction to
Physical Geology. Barnes&Noble
Selley. R.C., Cocks. L.R., Plimer I.R., (2004)
Encylopedia of Geology (ss. 317-328) Elsevier
17
Svilen STOYANOV:
Günümüzde bir iklim değişikliği yaşadığımızı
düşünüyorum ve tüm kurum ve kuruluşların
kendisini bu iklim değişikliğine hızlı bir şekilde
adapte etmesi gerektiğine inanıyorum.
Dergimizin ilk sayısı için Bulgaristan İçişleri Bakanlığı Yangın Güvenliği ve Sivil
Savunma Genel Müdürlüğü Uluslararası Projeler Bölümünde Proje Uzmanı olarak
çalışan Svilen STOYANOV ile Sofya’da bulunan ofisinde bir röportaj gerçekleştirdik.
Öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için
teşekkür ederiz. Okuyucularımıza kendiniz,
çalıştığınız kurum ve yaptığınız görev hakkında
bilgi verir misiniz?
İsmim Svilen STOYANOV, Bulgaristan İçişleri
Bakanlığı Yangın Güvenliği ve Sivil Savunma
dışında ise yangın güvenliği mühendisleri ile
ingilizce dil bilimi, ekonomi ve hukuk alanında
eğitim
alan
personeller
bulunmaktadır.
Bölümümüzde çalışan personelin konumu
aldıkları eğitim ve sahip oldukları becerilere
göre düzenlenmektedir.
Genel Müdürlüğü Uluslararası
Projeler Bölümünde proje uzmanı
olarak çalışıyorum.
Teşkilat yapınız hakkında bilgi
verir misiniz?
Yangın
Güvenliği
ve
Sivil
Savunma
Genel
Müdürlüğü
Bulgaristan İçişleri Bakanlığına
bağlı bir genel müdürlüktür.
Müdürlüğümüzün her birinin tüzel
kişiliği bulunan 28 tane bölgesel
birimi bulunmaktadır. Her bölgesel
birimin de kendi alt birimleri
vardır, bu birimlerin sayısı bölgesel
birimlerin bulunduğu bölgelerin
büyüklüğüne ve karmaşıklığına
bağlı
olarak
belirlenir.
Bu
birimlerin yapısı ve faaliyetleri
İçişleri Bakanlığınca çıkarılan
yönetmeliklerce düzenlenmiştir. Bu
birimler yangın söndürme ile
yangın, afet, acil durum ve
felaketlerde arama ve kurtarma
çalışmalarını
yürütmekle
yükümlüdürler.
Çalıştığınız bölümde görev yapan personeller
hangi lisans eğitimlerini almıştır?
Uluslararası projeler bölümünde çalışanların
büyük bölümü fen bilimleri alanında lisans
derecesine sahiptir, bunların bir kısmının yüksek
lisans derecesi de bulunmaktadır. Bu kişiler
18
Müdürlüğünüzün diğer ülkeler ile birlikte
yürüttüğü faaliyetlere örnekler verir misiniz?
Müdürlüğümüz Avrupa Birliği tarafından
finanse edilen birçok uluslararası projeyi
yürütmektedir. Farklı ülkeler ile yürütülen bu
projeler yangınlar, afetler, acil durumlar ve
felaketlere daha etkin müdahale etme konusunu
içermektedir.
önemli olduğunu düşünüyorum.
Kırklareli'nde yaşanabilecek büyük
bir
afetten
Bulgaristan’ın
da
etkileneceği muhakkaktır. Ayrıca
Kırklareli’nde olabilecek bir afette
bizim ülkemizin müdahale ekipleri
Türkiye’nin hemen hemen tüm
illerinde bulunan ekiplerden daha
hızlı bir şekilde bu afete müdahale
edebilirler. Tüm bu ortak faaliyetler
sonucu Müdürlüğümüz ve Kırklareli
İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü
arasında olumlu bir işbirliğinin
oluşmasını ve özellikle endüstri
bölgelerinde yaşanacak afetler başta
olmak üzere tüm afetlerle mücadele
için işbirliği yapılmasını umuyoruz.
Ülkenizde en çok karşılaştığınız afet türleri
nelerdir?
Bulgaristan’da en çok görülen afet türleri sel,
fırtına ve orman yangınlarıdır. Bununla birlikte
aşırı sıcaklar ülkemiz için ciddi bir risk
oluşturmaya başlamıştır. Günümüzde bir iklim
değişikliği yaşadığımızı düşünüyorum ve tüm
kurum ve kuruluşların kendisini bu iklim
değişikliğine hızlı bir şekilde adapte etmesi
gerektiğine inanıyorum. Biz kurum olarak bu
konuda çalışmalar yapmaya başladık.
Afetlere müdahale ederken karşılaştığınız en
önemli zorluklar nelerdir?
Bana göre bir afete müdahale ederken
karşılaştığımız en büyük zorluk malzeme
eksikliğidir. Bundan çok kısa bir süre öncesine
kadar müdahale ekiplerimiz çok eski araç, gereç
ve malzemeler ile müdahale etmekteydi.
Uluslararası Proje Bölümü olarak bu eksikliği
gidermek için birçok proje yürütmekteyiz ve
yakın gelecekte ekiplerimiz çok daha donanımlı
olacaklardır.
Kırklareli İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü
ile ortak eğitim ve tatbikatlar yürütmenin
sizler için ne gibi faydaları olduğunu
düşünüyorsunuz? Önümüzdeki dönem için
planladığınız ne gibi ortak faaliyetler
bulunmaktadır?
Kırklareli ülkemize sınır olan bir şehir olduğu
için orada bulunan İl Afet ve Acil Durum
Müdürlüğü ile ortak faaliyetler yürütmenin
Hiç Kırklareli’nde bulundunuz
mu,
bulunduysanız
şehrimiz
hakkında ne düşünüyorsunuz?
Evet, Kırklareli İl Afet ve Acil
Durum
Müdürlüğü
ile
ortak
yürüttüğümüz proje kapsamında 2
kez toplantılara katılmak üzere Kırklareli’nde
bulundum. Bu toplantılar sırasında Kırklareli ve
çevresini gezme fırsatım oldu, bu ziyaretlerimden
çok keyif aldığımı söylemek isterim. Kırklareli
küçük bir şehir olmasına rağmen genç nüfusunun
çok fazla olması dikkatimi çekti, Bulgaristan’da
birçok şehirde genç nüfus yok denecek kadar azdır.
Kırklareli ile ilgili olarak aklımda en çok kalan şey
ise baklava oldu.
Peki,
Kırklareli
dışında
Türkiye’de
bulunduğunuz başka yerler oldu mu?
Evet, üniversiteden mezun olduktan hemen sonra
tatil için Kuşadası’na gitmiştim, ayrıca İstanbul’u
görmeyi de gerçekten çok istiyorum.
Son olarak okuyucularımıza afetler, afet
yönetimi ve diğer konularda ne gibi mesajlar
vermek ve tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Afet ve acil durumlarda nasıl hareket edilmesi
gerektiği hakkında çeşitli yollarla insanlar
bilinçlendirilmektedir.
Ben
okuyucularımızın
yetkililer tarafından bu amaçla yapılan eğitim ve
diğer faaliyetlerde öğretilenlere, yetkili kişilerin
tavsiyelerine mutlaka uymalarını tavsiye ederim.
Felaket en beklenmedik anda gelir dolayısı ile o
anda nasıl davranmanız gerektiğini bilmek
hayatınızı kurtarır. Yangınlarla mücadele eden bir
kurumun yetkilisi olarak şunu söylemek isterim ki
yangınlar canlı organizmalara benzer, yer, nefes
alır ve büyür. Eğer onu söndürmek istiyorsanız
yangının yapısını ve nasıl söndürmeniz gerektiğini
bilmelisiniz.
19
AB Projemiz:
Endüstriyel Afetlere Karşı Sınır
Ötesi İşbirliği
Volkan BATMAZ
Proje Koordinatörü
Endüstri Mühendisi
Kırklareli İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ile Bulgaristan İçişleri Bakanlığı Yangın
Güvenliği ve Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün Burgaz Bölgesi Birimiyle ortaklaşa olarak
“Endüstriyel Afetlere Karşı Sınır Ötesi İşbirliği” isimli projeyi hayata geçirdi.
Neden bu projeye ihtiyaç duyuldu?
Kırklareli Trakya bölgesinde yer alan sanayi
kuruluşlarının önemli bir kısmını sınırları
içerisinde barındırmakta ayrıca İstanbul’a ve
Avrupa’ya yakın konumu nedeniyle hızla gelişen
bir sanayiye sahiptir. Kırklareli İl Afet ve Acil
Durum Müdürlüğü olarak ilimizdeki bu
sanayileşme
potansiyelini
göz
önünde
bulundurarak
yaşanabilecek
herhangi
bir
endüstriyel afete karşı önceden önlemimizi almak
ve bölgesel işbirliği yoluyla olaylara müdahale
kabiliyetimizi arttırmak amacıyla Avrupa Birliği
IPA Bulgaristan-Türkiye Sınır Ötesi İşbirliği
Programı kapsamında bir proje hazırlamak için
yola çıktık.
Hamitabat Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali
ilimiz sınırları içerisinde bulunmaktadır.
Bulgaristan’ın Sofya ilinde
sözleşme
imzalanarak
14.12.2012 tarihinde proje
uygulama sürecine geçilmiş
oldu. 2007CB16IPO008-20112-066 numaralı “Endüstriyel
Afetlere Karşı Sınır Ötesi
İşbirliği” projesi tamamı hibe
olan
668609,80
EURO
bütçeye sahip olup 24 ay
süresi olan bir projedir. Proje
bitiş tarihi 13.12.2014 olarak
belirlenmiştir.
Kırklareli sanayi kuruluşları risk haritası
Başlangıç Süreci
Bulgaristan İçişleri Bakanlığı Yangın Güvenliği
ve Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün Burgaz
Bölgesi Birimiyle ortaklaşa olarak “Endüstriyel
Afetlere Karşı Sınır Ötesi İşbirliği” isimli projeyi
hazırladık. Projemiz programdan dönemindeki
projelerin içerisindeki en yüksek puanı alarak
sözleşme aşamasına geçti. 13.12.2012 tarihinde
20
Proje Faaliyetlerimiz
1.Proje yönetimi, koordinasyonu ve iletişim
aktiviteleri.
2.Özel amaçlı kurtarma aracının alımıyla alakalı
ihale süreçlerinin yürütülmesi
3.Türk ve Bulgar Kurtarma ekiplerinin ortak
eğitimlerinin düzenlenmesi
4.Özel sektör temsilcilerine bilgilendirme
günlerinin düzenlenmesi
5.Yerel sanayi bölgelerinde risklerin analizine
yönelik ön fizibilite çalışmasının yapılması
6. Türk ve Bulgar Kurtarma ekiplerinin ortak
tatbikatlarının düzenlenmesi
7.Proje
aktivitelerinin
bilgilendirme
ve
görünürlük faaliyetleri
Proje yönetimi, koordinasyonu ve iletişim
aktiviteleri
Proje faaliyetlerimizden 1. faaliyet olan “Proje
yönetimi,
koordinasyonu
ve
iletişim
aktiviteleri.” Faaliyeti proje süresince devam
edecek bir faaliyet olup bu faaliyetin en önemli
kısmı Bulgaristan ve Türkiye’de proje
yürütülmesinden sorumlu ekipleri belirleyerek
bu
ekipler
arasındaki
koordinasyonu
sağlamaktır. Bu amaçla ortaklar arasında
personel görevlendirilmesi sağlandı. Lider
ortağın Kırklareli İl Afet ve Acil Durum
Müdürlüğü olduğu Türkiye ayağında 1 proje
Özel amaçlı kurtarma aracının alımı
Proje faaliyetlerimizden 2. faaliyet olan “Özel
amaçlı kurtarma aracının alımıyla alakalı ihale
süreçlerinin yürütülmesi” faaliyeti için AB satın
alma kurallarına (PRAG kuralları) tabi olarak
Yerel Açık İhale sürecine başlandı ve ihale 2014
ocak ayı içerisinde sonuçlandı. Tam Donanımlı
Özel Arama Kurtarma Aracı ve Ekipmanları alım
ihalesi 269.000,00 Avro’ ya sonuçlandı ve araç
üretim süreci devam etmekte olup aracın
21.07.2014 tarihine kadar teslim edilmesi
gerekmektedir.
Türk ve Bulgar Kurtarma ekiplerinin ortak
eğitimlerinin düzenlenmesi
Proje faaliyetlerimizden 3. Faaliyet olan “Türk ve
Bulgar Kurtarma ekiplerinin ortak eğitimlerinin
düzenlenmesi” faaliyeti proje takvimine göre
2014 Ağustos ayında planlandı ve Kırklareli Afet
ve Acil Durum Müdürlüğünden 15 arama
Bulgar ortağımızla Kırklareli’nde yapılan bir toplantı.
yöneticisi, 1 koordinatör ve 1 muhasebeci proje
yürütümü için görevlendirildi. Bulgaristan
ayağında ise 1 koordinatör ve 1 muhasebeciden
oluşan ekibin faaliyetlerini etkin bir şekilde
planlayabilmesi için 4 ayda bir sıra ile
Bulgaristan ve Türkiye’de rutin toplantılar
planlandı ve uygulamaya geçildi.
kurtarma personeli Bulgaristan’ın Burgaz ilindeki
proje ortağımızla ortak bir eğitime katılacaklardır.
Bu eğitimin amacı yeni alınan ekipmanların
kullanımının personele anlatılması ve endüstriyel
kazalarla, trafik kazalarına hızlı ve etkili
müdahalenin
yapılabilmesi
için
gerekli
yöntemlerin anlatılmasıdır.
21
Özel
sektör
temsilcilerine
bilgilendirme günleri
Proje faaliyetlerimizden 4. faaliyet olan
“Özel
sektör
temsilcilerine
bilgilendirme günlerinin düzenlenmesi”
faaliyeti 10 gün boyunca özel sektör
temsilcilerine hem Bulgaristan Burgaz
ilinde hem de Türkiye Kırklareli ilinde
olacak şekilde planlandı ve uygulaması
tamamlandı. Faaliyetin Türkiye ayağı
30.04.2014-10.05.2014
tarihleri
arasında Kırklareli’nde düzenlendi.
Bilgilendirme
günlerine
Kırklareli’ndeki
bütün
firmaların
temsilcileri, kamu kurumları ve ilgili
birimler davet edilerek gerçekleştirildi.
Bilgilendirme günlerinde Kırklareli için
hazırlanan risk analizi çalışmaları
katılımcılara tanıtıldı ve endüstriyel
felaketler üzerine eğitim verildi.
Bulgaristan’da düzenlenen bilgilendirme günlerinden bir görüntü
Bilgilendirme Günleri açılış toplantısı 30.04.2014 tarihinde yapıldı
Yerel sanayi bölgelerinde risklerin analizi
Proje faaliyetlerimizden 5. faaliyet olan “Yerel
sanayi bölgelerinde risklerin analizine yönelik ön
fizibilite çalışmasının yapılması” faaliyeti
alanında uzman firmalardan destek alınarak hem
Bulgaristan Burgaz ilinde hem de Türkiye
Kırklareli ilinde gerçekleştirildi. Risk Analiziyle
alakalı rapor oluşturularak iki işletmede pilot
çalışmalar yapıldı. Yapılan çalışmalar özel sektör
temsilcilerine
bilgilendirme
günlerinin
düzenlenmesi
faaliyetiyle
ilgili
birimlere
aktarıldı.
22
Ortak tatbikat
Proje faaliyetlerimizden 6. faaliyet olan “ Türk
ve Bulgar kurtarma ekiplerinin ortak
tatbikatlarının
düzenlenmesi”
süreci
planlanmakta
olup
Kırklareli
ilinde
gerçekleşecek tatbikatın planlanma süreci
devam edecektir. Endüstriyel kazalar üzerine
olacak tatbikatın uygulaması 2014 Eylül ayında
gerçekleşecek
olup
Bulgaristan’daki
ortağımızdan 15 arama kurtarma personeli
ilimize gelerek tatbikata katılacaklardır.
Bilgilendirme ve Görünürlük Faaliyetleri
Proje faaliyetlerimizden 7. faaliyet olan “Proje
aktivitelerinin bilgilendirme ve görünürlük
faaliyetleri” proje süresince devam eden bir
faaliyet olup bu faaliyetle alakalı gerekli
broşürler, kalemler, bloknotlar bastırılıp yapılan
faaliyetlerle ilgili haberler gerekli yerlerde
yayınlanarak gerçekleştirilmektedir.
Bu amaçlar ve hedeflerimizi sağlamak için
belirlediğimiz hedef gruplarımız ise şu
şekildedir.
1. Kırklareli ve Burgaz özel sektör temsilcileri
2. Kırklareli halkı, STK temsilcileri ve diğer
yönetim personeli
3. Her iki ortak kuruluşun uzmanları - (50 TR
200 BG)
4. Projeyi yürüten iki yetkili kurum: Kırklareli İl
Proje dosyasının İl Müdürümüz tarafından teslim alınması Hasköy / Bulgaristan
Projemizin özel amaçları
1.İki sınır bölgesindeki yerel sanayi alanlarında
mevcut risklerin türleri hakkında bir ön fizibilite
çalışmasının hazırlanması yoluyla bölgedeki
risklerin kontrol altına alınması,
2.Türk ve Bulgar kurtarma ekipleri arasında ortak
kurtarma egzersizleri yapılarak bölgede sosyal
uyumun iyileştirilmesi;
Hedefimiz ise Türk ve Bulgar kurtarma birimleri
arasındaki iş birliğinin kurulması yoluyla iki sınır
bölgesinde sürdürülebilir sosyal ve ekonomik
kalkınmayı, kurtarma birimlerinin kapasitesini
arttırarak halkın güvenliğini sağlamak ve ulusal
ekonomik altyapıya katkı sağlamak olarak
belirlenmiştir.
Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ve Bulgaristan
İç İşleri Bakanlığı Yangın Güvenliği ve Sivil
Savunma Müdürlüğü Burgaz Birimi
Bitimine kısa bir süre kalan projemizin
Kırklareli halkına ve Türkiye’ye en iyi şekilde
hizmet etmesini ve Bulgaristan ve Türkiye
arasındaki sınır ötesi işbirliğine katkıda
bulunmasını umuyoruz.
AFAD’ın risk odaklı çalışmaya verdiği öncelik
sonrasında bu proje ilimizde, bölgemizde ve
komşu ülkemiz Bulgaristan’da olacak ve ilimizi
doğrudan etkileyecek bir endüstriyel afete
hazırlıklı olma görevimize önemli bir katkı
sağlayacağını düşünüyoruz.
23
Arama ve Kurtarma
Çalışmalarımızdan Örnekler
05.06.2014 tarihinde Vize ilçesi Akıncılar köyünde
meydana gelen taşkın olayına ekiplerimiz anında
müdahale ederek oluşabilecek can kaybına engel
olmuşlardır.
Ülkemizde değişen iklim şartlarından dolayı bu yıl
aşırı yağış almamız nedeni ile Akıncılar köyünde
toprağın suya doyması sonucu yağmur suları taşkın
oluşturmuş, alınan önlemler sonucu can ve mal
kaybına yol açmadan önlenmiştir.
02.06.2014 tarihinde Kırklareli Merkez ilçesine
bağlı Değirmencik köyünde su baskını ihbarını
alan ekiplerimiz olay yerine hareket etmiş, su
basan evlerde tahliye çalışması yürütülmüş, su
baskınının daha fazla yaygınlaşmaması için gerekli
önlemleri almışlardır.
24.03.2014 Vize ilçesi Okçular köyünde bulunan
maden ocağında meydana gelen göçükte bir işçinin
göçük altında kaldığı bilgisi alınmıştır. Olay yerine
uygun ekipmanla hareket eden ekiplerimiz
göçüğün meydana geldiği noktanın üzerinden
yukardan ip sarkıtmak marifeti ile titiz bir çalışma
sonucu hem göçük altında kalan işçiyi yaralı olarak
kurtarmış hem de arama ve kurtarma teknisyeni
arkadaşımız kendi can güvenliğini tehlikeye
atmadan kurtarmayı gerçekleştirmiştir.
24
18.02.2014 tarihinde Dereköy Sınır Kapısı’na 6 km
mesafede bulunan gölette su yüzeyinde yüzen bir
nesne olduğu ihbarı alınmış ve olay yerine bot ve
dalgıç kıyafetleri ile giden ekiplerimiz gölette cansız
2 kişinin olduğunu tespit etmiş, bu kişileri sudan
çıkarmış ve olay yerine gelen Jandarma ekiplerine
teslim etmişlerdir.
Bu kişilerin ülkelerinde meydana gelen iç savaştan
kaçan Suriye vatandaşları olduğu ve Bulgaristan
üzerinden
Avrupa'ya
gitmeye
çalıştıkları
anlaşılmıştır.
01.02.2014 tarihinde Kırklareli Merkez ilçesine
bağlı Üsküpdere köyünde aşırı hız nedeni ile
virajı alamayan çimento yüklü bir tır yoldan çıkıp
boş bir eve hızlı bir şekilde çarpmış ve yan
yatmıştır. Olay yerine intikal eden ekiplerimiz
sürücü kabininde sıkışan 2 vatandaşımızı yaralı
olarak kurtarıp sağlık ekiplerine teslim etmiştir.
25.01.2014 tarihinde Kırklareli Merkez ilçesine
bağlı Çukurpınar köyünde aşırı yağışlardan dolayı
kayganlaşan yolda çimento yüklü mikserin
sürücüsü
kontrolü
kaybederek
uçuruma
yuvarlanmıştır. Gelen ihbarla olay yerine derhal
intikal eden ekibimiz araç içinde sıkışan sürücüyü
bulunduğu yerden çıkararak sağlık ekiplerine
teslim etmiştir.
23.01.2014 tarihinde Kırklareli Merkez ilçesine
bağlı Ürünlü köyünde aşırı hız yapan bir
kamyonet sürücüsünün kontrolü kaybetmesi
sonucu kamyonet bir otomobili altına alarak
sürüklemiş ve bir süre sonra durabilmiştir. Olay
yerine hareket eden ekiplerimiz araç içerisinde
bulunan 2 vatandaşımızı ağır yaralı olarak
kurtarmış, araçta hayatını kaybeden bir
vatandaşımızın cansız bedenini bulunduğu yerden
çıkararak sağlık ekiplerine teslim etmiştir.
25
Eğitim ve Tatbikatlarımızdan
Örnekler
10.02.2014 tarihinden itibaren Kırklareli İl
merkezinde bulunan BİM market zincirlerinin
çalışanlarına 4 grup olarak 4 gün süresince temel
afet bilinci, tahliye ve temel arama kurtarma
eğitimi verilmiştir. Yapılan eğitim sonucu başarılı
olanlara kurumumuz tarafından katılım belgeleri
verilmiştir. Ayrıca deprem anında hareket tarzları
ve mağaza içerisinde can kaybına neden
olabilecek rafların konumlandırılması hakkında
detaylı bilgilendirme yapılmıştır.
06.03.2014
tarihinde
Kırklareli
il
merkezinde bulunan Hamdi Helvacıoğlu
İlkokulu’nda
eğitim
gören
minik
öğrencilerimize
depreme
okulda
yakalanırlarsa okulu nasıl terk etmeleri
gerektiği anlatılmış ve daha sonra
uygulamalı bir şekilde tatbikatı yapılmış ve
tatbikat sırasında görülen eksikler ve
yanlışlar öğrencilerimize tekrar anlatılmıştır.
19.02.2014 tarihinde Sivil Savunma Haftası
nedeni ile kurumumuza ziyarette bulunan Ziya
Gökalp İlkokulu öğrencileri, öğretmen ve
idarecilerine
AFAD tanıtılmış ve sivil
savunmanın önemi hakkında bilgiler verilmiştir.
Daha sonra kurumumuzun arama ve kurtarma
çalışmalarında kullandığı malzemeler gösterilerek
haklarında bilgi verilmiş ve bazı malzemeler
çalıştırılarak nasıl kullanıldıkları gösterilmiştir.
26
22.01.2014 tarihinde AFAD kurum personeli ile
beraber ilimizde bulunan Kayalı Barajı’nda 2 adet
bot ile suda arama ve kurtarma eğitimi verilmiştir.
Yapılan eğitimde; personelin suda arama
kurtarma beceri ve kabiliyetleri artırmak için
kullandıkları araç ve teçhizatları verimli bir
şekilde kullanılmaları amaçlanmış olup ayrıca
bilgi ve beceri açısından her personelin de aynı
donanımda olması amaçlanmıştır.
2013 yılında ilimizde yapılan Karagöz
Kültür Sanat ve Kakava Şenlikleri’nde
stant açan müdürlüğümüz halkımıza
AFAD’ın tanıtımını yapmış ve kısaca
Temel Afet Bilinci Eğitimi vermiştir.
2014 yılı Karagöz Kültür Sanat ve
Kakava Şenlikleri’nde de stant açmak
için ön hazırlık yapılmış, fakat
Soma’da meydana gelen maden kazası
nedeni ile şenlikler iptal edildiğinden
dolayı stant açılamamıştır.
31.10.2013 tarihinde Demirköy ilçesi İğneada
beldesinde UMKE ekibi ve Müdürlüğümüz arama
ve kurtarma ekibi 4 gün süren ortak bir eğitim
yapmışlardır.
Bu eğitimler neticesinde olay anında ortak hareket
etmek amaçlanmış, bilgi paylaşımı yapılmış,
eğitim sonunda da bir tatbikat yapılarak beceri
yeteneğimiz ve ortak çalışma kabiliyetimiz
geliştirilmiştir.
25.05.2014 ve 01.06.2014 tarihlerinde
ilimizde bulunan ormanlık alanlarda Zirve
Dağcılık ekibinin gerçekleştirdiği doğa
yürüyüşüne Şef Recep Serkan AKÇAY
eşliğinde katılan Müdürlüğümüz personeli
20 km'lik bir parkuru tamamlamıştır. Bu
sayede doğada ve ilimizde bulunan
ormanlık alanlarda meydana gelebilecek
kayıp vakalarında arazi şartlarında nasıl
davranılacağı yaşayarak öğrenilmiştir.
27
Kırklareli’nin
Nükleer Riski
Necat AYCA
Enformasyon Memuru
Nükleer
risk,
nükleer
bir
tehlikeden
kaynaklanacak kayıp, yaralanma ya da başka
zararlı sonuçlar meydana gelme ihtimalidir.
Ülkemizde Mersin Akkuyu ve Sinop’tan sonra
üçüncü nükleer santral için Kırklareli
İğneada’nın adı ön plana çıkıyor. İğneada’nın
adının ön plana çıkmasının nedeni deprem
açısından en güvenli bölgelerde biri olmasıdır.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ne
(TMMOB) bağlı Çevre Mühendisleri Odası
(ÇMO), Türkiye'de Sinop ve Mersin Akkuyu'da
yapılması planlanan nükleer santrallerde olası
28
bir kazanın etkilerini araştırdı. Araştırmaya
göre, her iki noktada da kaza olması durumunda
radyoaktif serpintilerden 300 kilometre
çevresinde olan bölgeler de etkilenecek.
Sinop’taki termik santralde olabilecek kaza
sonrası Kırklareli de Sinop’a yakın olan iller
kadar olmasa da bundan etkilenecektir. Elbette
İğneada da kurulması düşünülen termik santral
de olabilecek bir kaza sonrası Kırklareli bu
olaydan birinci derecede etkilenecektir.
Bunun yanı sıra Kırklareli Bulgaristan ve
Ukrayna’ da bulunan nükleer santrallerden
dolayı da risk altındadır. Bulgaristan’ ın
Kozloduy bölgesinde 6 reaktörlü bir termik
santral bulunmakta ve buranın Türkiye sınırına
uzaklığı 300 km dir.Ukrayna da ise iki adet
termik santral bulunmakta olup bunlardan
Zaprojskaya 6 reaktör bulunan bu santral
Avrupa'nın en büyük termik santralidir. Diğeri
ise Yujno-Ukrainskaya termik santrali kırım
yarımadası yakınlarındadır ve ülkemize uzaklığı
700 km dir. Bu her iki termik santralde de
olabilecek bir kaza da yine Kırklareli için
nükleer risk demektir.
-TAEK ( Türkiye Atom Enerjisi Kurumu)
tarafından yapılacak denetimler
Peki Kırklareli’yi etkileyecek bir nükleer kaza
sonucu bizler neler yapabiliriz ve bu duruma ne
kadar hazırız ? Öncelikli yapılması gereken halkı
böyle bir olaya karşı bilinçlendirmek, sonra
yeterli sayıda ve gerekli niteliklere sahip
sığınaklara sahip olmak gerekiyor. Böyle bir kaza
ile karşılaşılması durumunda uzman ekiplerle
belirli periyotlarla radyasyon ölçümü yapılır.
Gerekli görülmesi halinde halkın güvenli bir
şekilde tehlikeli bölgeden uzaklaştırılması
sağlanır. Bu süre zarfında bölgedeki yiyecekler
ve su kaynaklarından faydalanılmaz bunlar
dışarıdan temin edilir. Uzman ekiplerin periyodik
ölçümleri sonucu radyasyon değerlerinin normale
ulaşması halinde halk normal hayatına devam
eder.
-EPDK’dan elektrik üretim lisansı alınması
sırasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan
radyolojik ve radyolojik olmayan tüm çevresel
etkileri de değerlendiren Çevresel Etki
Değerlendirme (ÇED) için olumlu kararın
alınmasını da kapsamaktadır. Söz konusu
izinlerin alınamaması ya da denetimlerde
olumsuz sonuçların çıkması halinde santralin
inşasına ve faaliyetlerin sürdürülmesine izin
verilmeyecektir.
Santralin soğutma suyu sistemi, denizde ve
karada ekolojik sisteme olabilecek muhtemel
Çernobil nükleer santralinin patladıktan sonraki görünümü
Nükleer Santraller son 40-50 yıldır faaliyette
iken, henüz dünyanın hiçbir bölgesinde, nükleer
atıkların saklanması ve imhası için, lisanslı nihai
bir çözüm ve depolama alanı bulunmadığı
unutulmamalı.
Etkileri incelenerek ekolojik
dengeyi değiştirmeyecek ve
deniz suyu sıcaklığını Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı’nın ilgili
mevzuatında belirtilen limitleri
geçmeyecek
şekilde
tasarlanacaktır. Deniz suyu,
nükleer santrallerde reaktörü
soğutmak için değil türbinden
çıkan buharı yoğuşturmak için
kullanılmakta ve hiçbir şekilde
reaktörden
gelen
suya
karışmamaktadır.
Isınarak
tekrar denize verilen suyun
sıcaklığı 2872 sayılı Çevre
Kanunu ve ilgili mevzuata
uygun olacaktır. Bu durumda,
deşarjın
yapıldığı
deniz
suyunun “o bölgede yaşayan
balık ve diğer deniz canlılarını
yok
edebilecek
seviyede”
olması söz konusu değildir.
Elbette ki dileğimiz herhangi bir nükleer kaza
ile karşılaşmamak. Fakat böyle bir duruma karşı
da hazırlıklı olmamız gerekir.
Son 30 yıllık dönemde ABD, Almanya, Fransa,
İngiltere, İspanya'da nükleer santraller kapatılarak
rüzgar enerjisi santralleri kuruluyor.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının konu ile
ilgili yayınladığı bilgiye göre;
ülkemizde nükleer santrallerin inşası, işletimi,
sökümü ve atık yönetimi ile ilgili tüm faaliyetler
çevre dahil tüm mevzuatın gerektirdiği izin ve
denetime tabi olacaktır.
-TAEK ( Türkiye Atom Enerjisi Kurumu)
tarafından verilecek izin ve lisanslar.
Radyasyonun insan vücudundaki etkilerine bir örnek
29
Binaların Sağlamlığı ve
Depreme Dayanıklılığı
Samet YİĞİT
Mimar
Yakın geçmişimizde meydana gelen ve yaşam
üzerindeki ağır etkileri devam eden büyük
depremler, insanoğlunun ulaştığı teknolojiye
rağmen
hala
yaşam
alanlarımızı
yıkıp
geçebilmektedir.
Ülkemizde
son
deprem
yönetmeliğiyle yeni binalar daha kontrollü bir
şekilde yapılabilse de, yönetmelik öncesi yapılmış
olan binalar potansiyel olarak insan hayatı
açısından en büyük riski teşkil etmektedir.
Oturduğunuz ya da çalıştığınız binanın depreme
sağlamlığını gözlemsel olarak nasıl anlayabilir?
Bunun için birçok değerlendirme yapılabilir
fakat gözle anlamanın zorluğu ve güvenilir
olmadığı ayrıca bir binaya; “güvenilir değil”
demenin; “güvenilir” demekten çok daha kolay
olduğu unutulmamalıdır.
Kabaca değerlendirilecek olunsa bile bir binanın
sağlamlığını anlamak için birçok faktör
olmasına rağmen, binayı taşıyan zemin ilk
Depremin binalar üzerindeki yıkıcı etkisi
dayanıklı
olup
olmadığını
muhakkak
düşünmüşsünüzdür. Binanın depreme dayanıklılık
denetimini yaptırmak için nereye başvurulması
gerektiği, maliyetinin ne olduğu ve bu işlemlerin
ne kadar zaman aldığı konusu ister istemez
hepimizin aklına gelmiştir. Günümüzde, süslü
kaplama malzemeleri ile gizlenmiş bina
taşıyıcılarından dolayı elli yıllık binaların
sağlamlığı hakkında bile kabaca bir fikir sahibi
olunamamaktadır. Peki, sade bir vatandaş, bütün
bu teknik karmaşadan uzak bir şekilde bir binanın
30
incelenmesi gereken yerdir. Binanın oturduğu
zemin kaya mıdır yoksa dere yatağı mıdır,
yumuşak toprak mıdır yoksa kum mudur,
binanın bodrumunda su ve rutubet var mıdır;
işte bunlara bakılması gerekmektedir. Binada ise
hasar tespitleri yapılırken, mühendis ve
mimarların yaptığı gibi binada deprem
çatlaklarına bakılması gerekmektedir. (özellikle
giriş katları, 1.kat ve bodrum katlara). Ayrıca
kolonlar, kirişlerden (tavanda duvar üstüne
gelen çıkıntılı betonlardan) daima daha kalın
olmalıdır, halk arasında binaların sadece düşey
yüklere, kolonlara göre sağlamlığı dikkate
alınmaktadır, oysa binalar deprem sırasında eğilip
kalkmalarına yani esnek olmalarına göre, narin ve
rahatlıkla eğilip kalkan bir davranış göstermesi ile
değerlendirilebilir.
Binanın formu yani şekli, kat
yükseklikleri ve cephesi
kesin sonuç vermese de ipucu
verebilir. Mesela; zemin alanı
dar, üste doğru genişleyen
formdaki bir yapı nispeten
daha
az
sağlamdır.
Zemindeki
kat
yüksekliklerinin üst katlara
oranla çok fazla olması da bir
risktir. Altı ticaret, üstü konut
olan yapılarda, genellikle
dükkân olan giriş katları
«zayıf" olarak adlandırılır.
Çünkü kolonlar arası genelde
geniş cam yüzeydir ve
deprem gibi yatay kuvvetlere
karşı, üst katlardaki beton
duvarlara kıyasla direnci
daha az olacaktır. Bu da
çoğunlukla risk teşkil eder.
Ayrıca simetrik, çıkmasız, zemin ve bodrum
katları sağlam görünen yapılar, diğerlerine
kıyasla daha dayanıklıdır.
Binaların Sağlamlık Testi Nasıl Yapılır
Binanın sağlamlığı yani dayanımı mimari
tasarımından- statik tasarımına,
malzeme
kalitesinden-yapılan işçiliğe, binanın yaşından-iç
ve dış etkenlerle hırpalanmasına göre ve en az
bunlar kadar önemli olan; binanın aldığı
mühendislik hizmetiyle ve daha birçok etkenle
çok yakından ilgilidir.
İlk olarak yapının dayanıklılığını test edecek bu
konuda deneyimli bir kuruma başvurulması
gerekmektedir. Daha detaylı bilgi; Belediyeler,
Teknik Üniversiteler ve Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlükleri
gibi
resmi
kurumlardan
edinilebilmektedir.
Binanın temelinden çatısına her noktası
kontrolden geçtiği için bu işlem zaman
almaktadır. Mesela binanın oturduğu zeminin
özellikleri nelerdir, kolonlar ve kirişler projedeki
ölçüde ve doğru yerlerde midir, beton kalitesi
nedir (basınç dayanımı), demirin ve çeliğin
mekanik
özellikleri
(çekme
dayanımı)
standartlara uygun mudur, müteahhit projeye
uygun inşaat yapmış mıdır, bunlar tek tek
incelenmektedir.
Zemin sağlamlığından şüphe ediliyorsa gerekli
jeolojik çalışmaların tümü ilgili yetkin
firmalarca yaptırılmalı, jeofizikçilerin görüşü
alınmalıdır.
Detaylı olarak dayanıklılık testini anlatmak
gerekirse;
Betondan Karot Alma İşlemi
Mevcut binanın önce rolöve projesi (mevcut en
son halinin mimari, statik projesi) hazırlanır.
Binanın oturduğu arsanın zemin etüdü yapılır,
mevcut betonların mukavemetini ölçmek için
betonlardan Karot (daire çaplı beton blok
kesilir) numuneler alınır. Karotla beton üzerinde
basınç testi yapılır.
Ayrıca Beton Tabancası (Smith çekici) ile beton
üzerinden okumalar yapılır. Ancak beton
tabancası testi karot sonuçlarını tamamlayıcı
veya ek bilgi veren bir uygulama olarak
düşünülmelidir.
Beton Tabancası
31
Beton testinin dışında; güçlü taşıyıcı öğe olan ve
beton içinde bulunan demir veya çeliğin dayanımı
test edilmelidir. Elektromanyetik cihazlar ile
donatı dediğimiz demirlerin çapları, aralıkları,
Bütün bu çalışma ve deneylerin hepsi bir rapor
haline
getirilip,
bilgisayarlardaki
statik
programlarına (Sta4cad veya İde yapı) aktarılır.
Binaya bilgisayar ortamında sanal deprem
uygulanır ve binanın olası
depremdeki
davranışları,
performansı görülür. Bina
elemanlarının
(kolon
ve
kirişler)
yetersiz
olup
olmadıklarını
kolayca
öğrenilebilir. Bu yetersiz
kısımlar
takviye
metotlarından
biri
ile
bilgisayarda
uygulanıp,
yeniden bir sanal deprem
dalgası uygulanarak, güvenli
sonuç alınıyorsa, projenin son
hali
ile
bina
üzerinde
uygulamalar yapılabilir.
Bahsedilen
uygulamalar;
yetkin,
tecrübeli
teknik
elemanlar tarafından yapılması
ve depremden önce yapılmış
binası olan mal sahipleri
tarafından yaptırılması
Ferroscan cihazı ile röntgen işlemi
korozyona (paslanma) uğrayıp uğramadıkları
tespit edilir. Bu işleme binanın röntgenini çekme
işlemi de denilir.
32
gereken bir depreme dayanıklılık muayene
raporu ve projesidir. Bu işlemlerin yapılması beş
katlı bir bina için yaklaşık bir ay sürmekte ve
daire başına çokta büyük olmayan bir maliyet
çıkmaktadır.
Depreme Karşı Sürpriz Bir Çözüm
Geleceğin depreme dayanıklı binaları adı altında,
ABD'de yayınlanan Popular Science isimli bilim
ve teknoloji dergisi yeni nesil depreme dayanıklı
apartmanlardan bahsetmekte, bu projelendirmede,
deprem dalgalarını apartmanın çevresinden
dolaştırarak binanın depremden etkilenmesi
engellenmektedir. Bu binalar, yıkıcı bir deprem
sırasında çevredeki her şey yıkılsa bile sarsıntıdan
etkilenmeyecektir.
Bu teknoloji, İngiliz Liverpool Üniversitesi ve
Fransa Bilim Araştırmaları Enstitüsü tarafından
geliştirilmiştir. Bilim adamlarına göre yerleşim
yerlerine hasar veren deprem dalgalarının yüzde
70'inin depremin merkez üssünden çıkarak
yeraltında yatay ilerlediği belirlenmiştir..
Dalgaların önünü kesip binaların çevresinden
dolaşması sağlandığında apartmanlar deprem
dalgasına maruz kalmadan ayakta kalabilecektir.
2014 yılı içinde standart hale gelecek
teknolojinin başta San Francisco olmak üzere
deprem
bölgelerinde
kullanılması
planlanmaktadır.
33
Afetlerde Kriz ve Risk
Yönetimi
(Afet ve Acil Durum Yönetimi)
Samet YİĞİT
Mimar
Türkiye özellikle 1999 Marmara depremlerinde
afet yönetimi anlayışının bedelini ağır ödemiştir.
Afeti
anlamlandırmada
ve
tanımlamada
yanlışlıklar yapılmış, sorumluluklar yerine
getirilmemiş, gerçekler görmezden gelinmiştir.
Doğru zamanda verilemeyen kararlar kısacası
öğrenilemeyen afetler, tarihe birçok insanın
hayatına damga vuran birer dram ve trajedi olarak
geçmiştir.
Ülkemizde afetler konusunda alınan bu dersler
panik halindeki bir kriz yönetimi anlayışından,
risk yönetimi ağırlıklı anlayışa geçiş kararı
alınmasını
gerektirmiştir.
Yani
afeti
yönetebilmek, onunla mücadele edebilmek ve
zararları en aza indirebilmek için risk
faktörlerinin tüm aşamalarında çalışmalar
yapma gerekliliği görülmüştür.
Buna göre Afet öncesi zarar
azaltma
ve
hazırlık
çalışmaları; afet sonrası; etki
analizi,
müdahale,
iyileştirme
ve
yeniden
yapılanma çalışmaları yeni
anlayışın
aşamaları
olmuştur.. Risk ve krizin
çok katmanlı ve çok aşamalı
yapısı göz önüne alındığında
afet yönetimi pek çok
kurum
ve
kuruluşun
koordineli bir biçimde yer
alması gereken bir eylemdir.
Bunun
neticesinde
de
ülkemizde
de
yapısal
değişikliklere
ve
yasal
düzenlemelere gidilmiştir.
İnsan yalnızca yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumludur
Afetlerde yaşanan kriz durumu, kontrol edilmesi
gereken olay ve zaman arasında büyük
uçurumdan beslenir. Daha önce planlanmamış
olan müdahale mekanizması ya da hızlıca
alınamayan doğru kararlar, her kademede paniği
ve kriz halini büyütecektir. Bu uçurumu
oluşturmamak içinde; iyi bir geçmiş bilgisine,
mevcut durum analizine ve gelecek öngörüsüne
sahip olunması gereklidir. Tecrübeler göstermiştir
ki kriz yönetimi sadece kriz zamanında
yöneticilik yapıp, daha sonra bir kenara çekilmek
ve bir sonraki edilgen durumu beklemek değildir.
34
Risk yönetiminde çözüm
modeli olarak ulusal afet
ağı ve afet müdahale planı
Dünya literatüründeki araştırmalar göstermiştir
ki günümüzde birçok alanda olduğu gibi afet
alanında da geniş
zamanlı müdahale iradesi olan bütüncül bir ağ
modeli gereklidir. Bilgi ve teknoloji sistemlerini
kullanan gelişmiş toplumlar, afetlerden çok daha
az kayıplarla kurtulmaktadırlar. Yani afet
yönetiminde;
çalışmaları, etkin bir şekilde geliştirilen bu
planlar ve teknik yazılım ile yapılacaktır.
Türkiye Afet Müdahale Planıyla (TAMP) etkin
müdahale çalışmalarında bulunacak hizmet
gruplarına
ve
koordinasyon
birimlerine, afet süreci, öncesi ve
sonrasında müdahalenin neresinde
olduklarına, planlamadaki görev ve
yükümlülüklerine dair misyonlar
verilmiştir. Bunun sonucunda Afet
Yönetim
Merkezi
bünyesinde
yapılacak müdahale çalışmaları,
iletişim ve haberleşme, lojistik ve
kaynak
yönetimi,
durum
değerlendirme ve finansman işleri
planlı
ve
ivedi
bir
hale
dönüşecektir. İnsan hayatı ve
mülkiyeti
korunacak,
mevcut
imkan ve kaynaklar en etkili
şekilde kullanılarak, kitlesel ve
ekonomik kayıplar azaltılacaktır.
Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS)
tabanlı yazılım çalışmalarıyla, daha
çok afet sonrasında gerekli olan tüm
kaynakların, barınma alanlarının, hastanelerin,
ekiplerin, malzemelerin ve ihtiyaç olacak bütün
verilerin
saklanması
ve
yönetilmesi
sağlayacaktır. Yerel mekânlarla ilişkisi olan,
çok katmanlı ve çok elemanlı Kent Bilgi
Sistemleri, afet bölgesine coğrafi olarak yabancı
olan yetkililerin bile daha etkin çalışabilmesi
için özel nesnelerin (stratejik olan iş makineleri,
ekipler, hastaneler, araziler, barınma alanları
vs.) harita üzerinden izlenebilmesine olanak
tanıyacaktır.
Hizmet ve Çalışma Grupları Hakkında AFAD Tarafından Yapılan Bir Toplantı
-Ulusal bir ağ
-Bu ağa güç veren bir müdahale ve koordinasyon
sistemi
-Bu ağa sağlamlık veren bir bilgi sistemi ve veri
tabanı;
gereklidir.
Bu çerçevede müdahale yöntemi olarak Türkiye
Afet Müdahale Planı (TAMP) ve bilgi sistemi
olarak
Coğrafi
Bilgi
Sistemleri
(CBS)
yapılandırılmıştır. Bu iki sistem ulusal ağı
oluşturacak en önemli birimler olacaktır.
Herhangi bir afet anında kriz yönetimi
Kent Bilgi Sistemlerinin Bütünleşmesiyle Oluşan Veri Tabanı
35
Bilgi Bankası:
Hidrolik Kesme Ayırma Aleti
Çalışma Prensibi
Benzin motoru ile çalışan alette motorun oluşturduğu
güç sayesinde motorun altında bulunan yağ
haznesindeki yağ hortumlara pompalanır, hortumlara
pompalanan yağın oluşturduğu basınç hortumların
ucuna takılı bulunan aparatı çalıştırır. Yağ
pompasında bulunan 2 farklı vana sayesinde aynı
anda 2 farklı aparat takılabilir. İhtiyaç duyulduğunda
tek parmak hareketi ile çok fazla güç kullanılmadan
büyük bir kolaylık sağlar.
5 farklı bölümden oluşur:
Germe açma ağzı
Teleskopik silindir
Hidrolik kesici
Hidrolik güç ünitesi
Manuel güç ünitesi
Germe Açma Ağzı
Teknik değerler
Germe gücü azami çalışma aralığı : 60-230 KN
Azami açma mesafesi : 720 mm
Azami çekme gücü : 46 KN
Azami çekme mesafesi : 622 mm
Ağırlık : 19,6 kg
Enkazda beton blokları birbirinden ayırmada ve
trafik kazalarında sıkışan kazazedelerin sıkıştığı
bölgeyi açarak kazazedenin kurtarılmasında
kullanılır.
Teleskopik Silindir
Teknik değerler
Silindir 2 adet iç içe bulunan ve teleskopik açılabilen pistondan oluşur.
Birinci pistonun azami kaldırma gücü : 240 KN
İkinci pistonun azami kaldırma gücü : 120 KN
Pistonun azami toplam stroku : 580 mm
Silindirin uzunluğu Açık halde : 1055 mm
Silindirin uzunluğu Kapalı halde : 475 mm
Ağırlık : 16,7 kg
Araba krikosu mantığı ile çalışır, fakat 3 kademeli piston şeklinde olduğundan
daha fazla açma mesafesine sahiptir. Enkazda blokların arasını açmada, trafik
kazalarında kazazedeyi dışarı çıkartacak bir boşluk oluşturmakta kullanılır.
36
Hidrolik Kesici
Teknik değerler
Uçlarda azami kesme gücü : en az 392 KN
Azami ağız açıklığı : en az 122 mm
Ağırlık : en fazla 11,7 kg
Azami yuvarlak demir çubuk kesme çapı : en az 30 mm
Hidrolik Güç Ünitesi ve Hortum Makarası
Germe açma ağzı ile yapılan bir kaldırma çalışması
Enkalarda dehliz oluştururken karşımıza çıkan
demirleri kesmede kullanılır, bu sayede
oluşturulan boşluktan alt katlara inilerek orada
bulunan kazazede kurtarılır. Trafik kazalarında
kazazedeyi dışarı çıkarmak için kesilmesi
gereken yerleri kesmek için kullanılır.
Motorlu güç ünitesi çalışmadığında
kullanılan manuel güç ünitesi
Hidrolik kesici ile demir kesme işlemi
37
İğneada Longoz
Ormanları Milli
Parkı
Konumu: Kırklareli İli, Demirköy İlçesi sınırları
içerisinde bulunmaktadır.
Ulaşım:Kırklareli’ne 100km uzaklıkta bulunan
İğneada Yolu üzerinden ulaşılır.
Konaklama: İğneada'da Otel, pansiyon, ev
pansiyonunun
yanında
birde
"Çadırla"
konaklama imkanı vardır. Çadır alanı olarak,
İğneada Belediyesinin ayırdığı 3 bölge
bulunmaktadır. Yakın çevreden gelen tatilciler
genelde çadırlı kamp alanlarını kullandığından,
otel ve pansiyonlarda yer bulmakta sıkıntı
yaşanmamaktadır.
Görülecek Yerler:
Park ziyaretinde göller, Longoz Ormanları
görülebilir. Yaban hayatı, kumul bitkileri, su
kuşları ilgi çekicidir. Alanda Orman ve Su İşleri
Bakanlığı’nın Ziyaretçi Merkezi faaliyettedir.
Mevcut Hizmetleri:
İğneada Longoz Ormanları Milli Park Şefliği ve
Ziyaretçi Merkezi, 12.12.12 de 112 Dev Tesisin
hizmete alınması kapsamında törenle hizmetine
başlamıştır.
Kuruluşu: 13.11.2007
Alanı:3155 hektar
38
Gölü (266 ha) ise Çavuşdere’nin denize
döküldüğü yerde oluşmuştur. Alanın en
güneyinde bulunan Saka Gölü orman ve
kumullar arasında bulunan 5 ha’lık küçük bir
göldür. 19 ha’lık Hamam Gölü ve 10 ha’lık
Pedina Gölü ise iç tarafta yer almaktadır.
Alan içeresindeki kıyı kumullarını İğneada fiziki
olarak ikiye ayırır. Kuzeyde yer alan kıyı
kumulları Erikli Gölü’nün doğu kısmından
başlayarak İğneada’ya kadar uzanır. Güneyde
yer alan kıyı kumulları ise Mert Gölü’nü denize
bağlayan kanal bölgesinden başlayarak Saka
Gölü güneyine kadar uzanır ve yer yer genişliği
50-60 metreye kadar ulaşır. Yaklaşık 10 km.
uzunluğundaki
kumullar
Karadeniz’in
güneybatısına özgü bitki türleri ile büyük önem
taşımaktadır.
Kaynak Değerleri:
Karadeniz
kıyısında
Türkiye-Bulgaristan
sınırında yer alan İğneada Longuzu, mevsimsel su
basar ormanları, bataklıkları, tatlı su gölleri ve
kıyı kumullarını bir arada bulunduran ender
ekosistemlerden biridir. Güneyinde ve batısında
Yıldız (Istıranca) Dağları bulunmaktadır.
Alanda zengin sucul bitki örtüsüne sahip beş göl
bulunur. Erikli Gölü (43 ha), yaz aylarında
denizle bağlantısı kesilen bir lagündür. Mert
Göl ve bataklık alanlarıyla deniz arasında bir
bant oluşturan kıyı kumullarında ise alanın
uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan
bitkileri yer almaktadır.
İğneada sadece denizi ve sahili için değil
ormanı, yeşilliği ve temiz havası için de ziyaret
edilmesi gereken bir yerdir. Sahip olduğu nadir
ve hassas ekosistemler zinciri ve zengin
biyolojik
çeşitliliği
sayesinde
yalnızca
Türkiye’nin değil Avrupa’nın da önemli doğal
alanlarından birisi olma özelliğini taşımaktadır.
39
Flora:
İğneada ve çevresi ülkemizde birbiriyle ekolojik
olarak bağlı ekosistemler zincirini oluşturan
ender yerlerdendir.
Longoz ormanları ve yaprak döken karışık
oldukça boylu ağaç türlerinden oluşan orman
vejetasyon tiplerini bünyesinde barındırır.
Kıyı kumulları, longoz ormanları ile birlikte
İğneada’nın
en
hassas
ekosistemlerini
oluştururlar. Kıyı kumulu üzerinde zengin ve
ilginç bitki türleri bulunur. Tırmanıcı bitki
türleri ormanın en belirgin özelliğidir. Sahil, ön
cephe kumul ve sabit kumul bitki örtüleri son
derece
iyi
durumdadır
Avrupa'nın
güneydoğusuna özgü dişbudak-meşe-kızılağaç
orman tipinin en sulak bölümlerinde kızılağaç
ve dişbudak, nispeten
daha kuru bölümlerde
ise saplı meşe başta
olmak üzere çeşitli
meşe türleri baskındır.
Buna ek olarak Bu
orman
toplulukları
Karadeniz'in güneybatı
sahillerinde
görülen
çok nadir ve önemli
habitatlar olup, 'longoz'
şeklinde
adlandırılır.
Üst tabakada ağaç
katında yer alan baskın
bitkiler
kızılağaç,
dişbudak, kayın ve
Akçaağaç’tır.
Aynı
zamanda tropik orman
özelliği gösterdiği için
sarılıcı
bitkiler
açısından da zengindir.
40
Fauna :
İğneada ve çevresi faunal zenginlik açısından
hayli yüksek öneme sahiptir. Yapılan çalışmalar
neticesinde alanda, Balıklar (Alabalık, Gümüş
balığı, Kefal), Kuşlar (Akkuyruklu kartal, Yeşil
Ağaçkakan, Baykuş, Gri Balıkçıl, Guguk kuşu,
Yalıçapkını, Kara Leylek, İbibik), Memeliler
(Yaban Kedisi, Yaban Domuzu, Karaca, Kır
Tavşanı, Yaban Tavşanı, Ağaç Sansarı,
Porsuk, Kurt, Karaca, Tilki, Su Samuru, Sarı
Boyunlu Orman Faresi, Gelincik, Büyükkulaklı
yarasa, Alacalı kokarca) Sürüngenler (Trakya
tosbağası, Pürtüklü semender, Oluklu kertenkele,
Engerek Yılanı, Küpeli su yılanı) tespit edilmiştir.
41
Objektifimizden Yansıyanlar
Van’a giden arama ve kurtarma
teknisyenimiz deprem mağduru bir
bebek ile
Kayıp arama çalışması yapan arama
ve kurtarma teknisyenlerimiz
Afete Hazır Okul tanıtımına
katılan öğrenciler
42
Kayıp arama çalışmalarına havadan
helikopter ile destek veren bir askerimiz
KBRN ölçümü yapan görevli
personel koruyucu giysisi ile
Gölde arama yapan personelimiz
Yorgan yardımı yapılan vatandaşlarımız
43
Van depremi sonrası konteyner
kentte oynayan çocuklar
Arama Kurtarma köpeği
kayıp arama çalışmasında
İlimiz Kayalı barajında
yapıla tatbikat
Deprem olursa ne yapmaları
gerektiğini öğrenen öğrenciler
44
Yorgan yardımı yapılan sel mağduru
vatandaşlarımızın yüzünde oluşan tebessüm
Van depremi sonrası eğitimlerine
çadırda devam eden öğrenciler
Sel sonucu kullanılamaz
duruma gelen bir ev
45
Bizden Haberler
Aramıza Katılanlar
Müdürlüğümüz 2010 yılında;
• Şube Müdürü Nihat Özçelik,
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni İlker Dengiz
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni İrfan Tütün
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni Mehmet
Türker
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni Recai Baran
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni Atilla
Daloğlu
• Şoför Hüsnü Şafak Yılmaz
• Hizmetli Yılmaz Uysal
‘dan oluşan personeli ile faaliyete başlamıştır.
2011 yılı içerisinde
• İl Müdürü Ertuğrul Atasoy
• Endüstri Mühendisi Volkan Batmaz
• Jeoloji Mühendisi Betül Koçak
• Mimar Samet Yiğit
• Jeofizik Mühendisi Aytuğ Erol
• İnşaat Mühendisi Ertuğrul Akkol
• Tekniker Onur Serbay İzci
• Tekniker Yusuf Zeki Ayık
• Sosyal Çalışmacı Handan Koçak
• V.H.K.İ. Yeşim Polatoğlu
• V.H.K.İ. Ayşe Kahveci
• V.H.K.İ. Gülçin Ayzit
• Ambar Memuru C. Şeniz Gedemen
• Satınalma Memuru Erkan Dokuzlar
• Muhasebeci Demet Çolakoğlu
• Enformasyon Memuru Sibel Dağ
• Enformasyon Memuru Ayşegül Gökalp
• Enformasyon Memuru Emre İncekara
• Santral Memuru Gülşen Koç
• Santral Memuru Esra Şahin
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni İsa Yemez
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni Mehmet
Tanrıverdi
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni Erkan
Nalbant
• Şoför Fikret Dalaman
• Şoför Fatih Ahrazoğlu
• Harita Mühendisi Dilek Uzgun
• Şehir Plancısı Dilek Karabulut
kadromuza katıldı.
46
Ertuğrul ATASOY
İl Müdürü
2012 yılı içerisinde
• Şube Müdürü İsmail Özcan
• Şube Müdürü Süleyman Çetin
• Çözümleyici Mehmet Mutlu
• Enformasyon Memuru Necat Ayca
• Enformasyon Memuru Fatih İmrol
• Sağlık Memuru Selin Can
• Haberleşme Teknisyeni Faruk Yenideniz
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni Veysel
Savaşlı
• Arama ve Kurtarma Teknisyeni Emrah Taşçı
kadromuza katıldı.
2013 yılı içerisinde
• Harita Mühendisi Mehmet Atmaca
• Şehir Plancısı Ayla Doğanç
• Enformasyon Memuru Sinem Bayraktar
• V.H.K.İ. Ekrem Eş
• V.H.K.İ. Dilek Zorlu
• Şef Recep Serkan Akçay
• Teknisyen Çakır Altunoğlu
kadromuza katıldı.
2014 yılı içerisinde
 Arama ve Kurtarma Teknisyeni Sinem Kaya
 Arama ve Kurtarma Teknisyeni Ufuk Doğan
 Enformasyon Memuru Yurdagül Misir
kadromuza katıldı.
Aramızdan Ayrılanlar
 Emre İncekara 2011 yılında istifa ederek
DHMİ’de göreve başladı.
 Enformasyon Memuru Ayşegül Gökalp 2012
yılında İzmir İl Afet ve Acil Durum
Müdürlüğüne tayin oldu.
 Dilek Uzgun 2012 yılında İstanbul İl Afet ve
Acil Durum Müdürlüğüne tayin oldu.
 Ayşe Kahveci 2013 yılında Karabük İl Afet
ve Acil Durum Müdürlüğüne tayin oldu.
 Dilek Karabulut 2013 yılında Dokuz Eylül
Üniversitesine tayin oldu.
 Faruk Yenideniz 2013 yılında Bursa İl Afet ve
Acil Durum Müdürlüğüne tayin oldu.
 Fatih Ahrazoğlu 2013 yılında Hacettepe
Üniversitesine tayin oldu.
 Fatih İmrol 2013 yılında İstanbul Medeniyet
Üniversitesine tayin oldu.
 Mehmet Tanrıverdi 2013 yılında Tokat İl Afet
ve Acil Durum Müdürlüğüne tayin oldu.
 Erkan Nalbant 2013 yılında İzmir İl Afet ve
Acil Durum Müdürlüğüne tayin oldu.
 Veysel Savaşlı 2013 yılında Diyarbakır İl Afet
ve Acil Durum Müdürlüğüne tayin oldu.
 Gülçin Ayzit 2013 yılında Manisa İl Afet ve
Acil Durum Müdürlüğüne tayin oldu.
 Şeniz Gedemen 2014 yılında Lüleburgaz
Belediyesine tayin oldu.
 Yusuf Zeki Ayık 2014 yılında Malatya
Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına
tayin oldu.
 Arama ve Kurtarma Teknisyeni İrfan Tütün
Marmara Ereğlisi Belediyesine tayin oldu.
Özel Anlarımız
 2012 yılında V.H.K.İ. Yeşim Polatoğlu
hayatını Burak Polatoğlu ile birleştirdi. Çiftin
2013 yılında Burak Berk isimli bir oğlu oldu.
 2012 yılında Satınalma Memuru Erkan
Dokuzlar Serpil Dokuzlar ile hayatını
birleştirdi. Çiftin 2013 yılında Elifnur isimli
bir kızı oldu.
 Ambar Memuru Şeniz Gedemen’in 2011
yılında Ateş isimli bir oğlu, 2013 yılında
Deniz isimli bir kızı oldu.
 2013 yılında Arama ve Kurtarma Teknisyeni
İsa Yemez Fatma Yemez ile hayatını
birleştirdi.
 2013 yılında Harita Mühendisi Mehmet
Atmaca Selda Atmaca ile hayatını birleştirdi.
 2013 yılında Şube Müdürü Nihat Özçelik’in
Ali Umut isimli bir torunu oldu.
 2014 yılında İl Müdürümüz Ertuğrul
Atasoy’un Âlâ isminde bir torunu oldu.
 2014 yılında İnşaat Mühendisi Ertuğrul
Akkol’un Hasan Said ve Ahmet isimli
oğullarının sünnet töreni düzenlendi.
47
Afet Arşiv:
2011 Van Erciş Depremi
Ne zaman ve nasıl olmuştur?
23 Ekim 2011 günü meydana gelen Van-Erciş
merkezli 7,2 büyüklüğündeki deprem 25 sn süren
Tektonik Tabanlı bir depremdir. Van ve
ilçelerinde çok kuvvetli şekilde hissedilmiş olup,
bölgenin yapı stoku nedeniyle yıkıcı hasar
yaratmış ve çok sayıda can kaybına yol açmıştır.
23 Ekim Van Erciş Depremi ve ardından
meydana gelen 9 Kasım 2011 Van Edremit
depremlerinde toplam 644 vatandaşımız hayatını
kaybetmiş, 1.966 vatandaşımız yaralanmış, 252
vatandaşımız
ise
enkazdan
sağ
olarak
kurtarılmıştır.
Neden olmuştur?
Depremin oluşma sebebi ile ilgili olarak
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi
Hazırlayan
Onur Serbay İzci
Harita Teknikeri
görüyoruz.” açıklamasında bulunmuştur.
Başbakanlık AFAD tarafından işletilen Ulusal
Sismoloji Gözlem Ağı’nın verilerine göre,
deprem sonucu açığa çıkan enerji miktarının
oldukça büyük olduğu, 23 Ekim’de ana şokun
oluşturduğu enerjinin Hiroşima’ya atılan atom
bombasının 33,2 katına, meydana gelen artçılar
da hesaba katıldığında, açığa çıkan enerjinin 37
atom bombasına denk olduğu kaydedilmiştir.
Ayrıca, depremin birinci haftasında bölgede
büyüklüğü 4,0-4,9 arasında değişen deprem
sayısı 187, 5’ten büyük olan deprem sayısı ise
13 olmuş, ilk ay içinde bölgede her gün
ortalama 180 artçı deprem meydana gelmiştir.
Bugüne kadar 11.000’den fazla artçı deprem
olmuştur.
Depremden
hemen
sonra
yürütülen
çalışmalar
7 gün 24 saat esasına
göre çalışan Başkanlık
Afet ve Acil Durum
Yönetimi
Merkezi,
personel,
ekip
ve
ekipman olarak takviye
edilerek,
etkin
bir
şekilde ulusal boyutta
koordinasyon
çalışmalarına
başlamıştır. Ayrıca Van
Valiliği bünyesinde 24
saat esasına göre çalışan
Afet ve Acil Durum
Yönetimi Merkezi de
yerel düzeyde faaliyete
geçirilmiştir. Afetlerde
ilk 72 saat arama –
Van depreminde enkazdan kurtarma çalışması
Başkanlığı (AFAD) Danışma Kurulu üyesi Prof.
Dr. Orhan Tatar, “Güneyde Arabistan, kuzeyde
de Avrasya plakası var. Bu iki plaka belli bir
hızla birbirine yaklaşıyor ve bölgede sıkışma ile
ilişkili
deformasyonlar
oluşturuyor.
Van
depremini oluşturan fayın böyle bir sıkışma etkisi
altında oluşan bir ters faydan kaynaklandığını
48
kurtarma bakımından altın saatlerdir. Bu
nedenle, arama - kurtarma faaliyetlerine tüm
enkazlarda yeterli personel, ekipman, araç ve
gereçle derhal başlanmıştır. Devlet olarak
gücümüz ve imkânımız el verdiği için, eş
zamanlı olarak bölgeye geçici barınma ve diğer
insani yardım malzemelerini sevkiyatı da
ivedilikle başlatılmıştır.
İlk 24 Saatte Gönderilenler
Arama kurtarma personeli
2.522
UMKE ve Sağlık Ekibi
699
İş Makinesi ve Araç
384
113
Ambulans
(7 hava ambulansı)
Arama köpeği
Genelkurmay
Uçağı
12
Başkanlığı
16
THY Uçağı
10
Jeneratör
33
Seyyar Tuvalet
95
Çadır
8.544
Battaniye
25.229
Gıda Paketi
1.120
Gıda Kolisi
10.064
Seyyar Mutfak
21
Mutfak Seti
2.619
Katalitik Soba
3.812
Uyku Tulumu
425
Deprem Sonrası Barınma Hizmetleri
Van Merkez’de ve Erciş’te 13 adet çadırkent
kurulmuştur. Oluşturulan bu çadırkentlerde
yaklaşık 25 bin depremzede vatandaşımız
barındırılmıştır.
Çadırkentlerde sıcak yemek,
sıcak su, tuvalet ve duş
imkânları, sosyal mekanlar,
okul öncesi eğitim, sağlık,
dini ve psikolojik destek
hizmetleri
sunulmuştur.
Erciş’te 15 Ocak 2012 ve
Van Merkez’de 15 Şubat
2012 tarihi itibariyle tüm
çadır kentler kapatılmış ve
vatandaşlarımız konteryner
kentlere
yerleştirilmiştir.
Kızılay vatandaşların iade
ettiği çadırları toplayıp
depolamıştır
Erciş’te 4 Van Merkez’de
31 olmak üzere toplam 35
konteynerkent kurulmuş ve
vatandaşlarımız
buralara
yerleştirilmiştir. 2 oda,
banyo, mutfak ve tuvaletten oluşan 21 m2’ lik
yaşam konteynerleinde 175.000 vatandaşımız
barınmıştır.
Konteyner
kentlerdeki
vatandaşlarımızın
tüm
temel
ihtiyaçları
karşılanmıştır. Altyapısı devletimiz tarafından
yapılan konteynerkentlerdeki vatandaşlarımıza,
elektrik ve su gibi temel ihtiyaçlar da ücretsiz
sunulmuştur.
Valiliklerce oluşturulan bürolar vasıtasıyla 35
bin aşkın depremzede vatandaşımız, deprem
bölgesinden nakledilerek kamu tesislerine
yerleştirilmiş olup, ihtiyaçları devletimiz
tarafından karşılanmıştır. Kendi imkânları ile
çeşitli
illerimize
giden
çeşitli
vatandaşlarımızdan ilgili Valiliklere müracaat
sonucu, barınma hizmeti verilenlerle bu rakam
50 bini aşmıştır.
Kalıcı Konut Çalışmaları
Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı
(TOKİ) Van ve Erciş’te 23 Ekim - 9 Kasım
2011’de meydana gelen depremin hemen
akabinde afetzedelerin geçici ve kalıcı barınma
ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Afet ve Acil
Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)’la
çalışmalara başlamıştır. İlk ihalesi 3 Kasım
2011’de gerçekleştirilerek ihaleden bir ay gibi
kısa bir süre içinde temeli atılmıştır. Van
merkezde Bostaniçi, Kevenli, Kalecik, Sıkke
Gölü ve Edremit’te inşa edilmek üzere 12591,
Van Erciş için de 4480 kalıcı konutun ihaleleri 3
Kasım 2011 - 28 Şubat 2012 tarihleri arasında
yapılmıştır. 4 Eylül 2012 tarihi itibariyle
toplamda 15323 konut sosyal donatıları ile
birlikte teslim edilmeye hazır hale gelmiştir.
Deprem sonrası geçici barınma için kurulan bir konteynerkent
49
Afet Arşiv:
11 Mart 2011 Büyük
Japonya Depremi
Japonya’nın
kuzeydoğusundaki
Tohoku bölgesinde 11 Mart 2011 Cuma günü,
Japonya
yerel
saati
ile
14.46’da,
9.0 büyüklüğünde yaklaşık altı dakika süren bir
deprem meydana gelmiştir. Merkez üssü,
Tokyo’nun 373 km kuzeydoğusu olup, kıyıdan
yaklaşık 130 km uzaklıkta, 1000 m su
derinliğinde ve yüzeyden 32 km derinlikte
gerçekleşmiştir. Japonya’nın deprem geçmişine
bakıldığında büyüklüğü 8.0’e bile ulaşmayan, 7.0
ve üzerinde dokuz deprem yaşanmıştır. Bu
nedenle, 11 Mart depremi Japonya'nın en büyük
depremi olarak ilk sırayı almış ve Dünya’da da en
büyük ilk beş deprem sıralamasına girmiştir.
Japonya Hükümeti, felaketi resmi olarak "Büyük
Doğu Japonya Depremi (Higaşi Nihon
Daişinsai)” olarak adlandırmıştır.
Bu deprem Japonya’da daha önce görülmemiş
büyüklükte bir tsunamiyi tetikleyerek felaketi
daha büyük boyutlara taşımıştır. Deprem
sonrasında bölgede yüksekliği 37.9 metreye
varan tsunami dalgaları oluşmuş, bu dalgalar
Pasifik’te
ilerleyerek
Hawai,
Şili
ve
Amerika’nın batı kıyılarına kadar ulaşmıştır.
DEPREM
Japonya’nın en büyük adası olan Honshu’nun
kuzey kısmı, Pasifik plakasının Kuzey Amerika
plakası altına daldığı birleşim sınırı üzerindedir.
Buradaki plakaların, uzun yıllar birbiri altına
dalıp batarak yüksek düzeyde enerji biriktirmesi
nedeniyle Japon Hendeği ya da Çukuru da
50
Hazırlayan
Sibel DAĞ
Enformasyon Memuru
denen bu dalma-batma bölgesinde, uzun
dönemde biriken enerjinin açığa çıkmasıyla çok
sayıda büyük deprem meydana gelmiş ve
bunlar da tsunamileri tetiklemiştir. Pasifik
plakasının yılda yaklaşık 8 cm’lik bir hızla
Kuzey Amerika levhası altına dalması
nedeniyle, söz konusu deprem de bu bölge
üzerindeki
bindirme
faylanmasından
kaynaklanmıştır.
11 Mart depremi, 9 Mart günü ana depremin
merkez üssünden yaklaşık 40 km mesafede
7.2 büyüklüğünde meydana gelen öncü
depremle başlamış, yine aynı gün 7.0, 7.4 ve
7.2 büyüklüğündeki depremlerle devam eden
büyük öncü şoklardan sonra bahsedilen bu
dalma-batma bölgesinde meydana gelmiştir. Bu
depremle açığa çıkan yüzey
enerjisinin 2004 yılında
meydana
gelen
Hint
Okyanusu Depremi ve
tsunamisinin yaklaşık iki
katı olduğu belirtilmiştir.
Deprem sonrasında bölgede
büyüklüğü 4.5‘ten fazla çok
sayıda artçı şok yaşanmış ve
bu artçı şoklar uzun süre
devam etmiştir. Deprem
nedeniyle
Japonya’nın
başkenti Tokyo’da 4 milyon
evin elektrikleri kesilmiş,
1.5 milyon ev susuz kalmış, kentin 14 yerinde
yangın çıkmıştır. Tokyo’da ve daha kuzey
kesimlerde
tren
seferleri
durdurulmuş,
Sendai’de bir petrokimya tesisinde patlama
meydana gelmiştir. Chiba’daki bir petrol
rafinerisinde ve Oganawa Nükleer Santralinin
de olduğu 80 ayrı yerde yangın çıkmıştır. Kara
ve demiryolları ağır hasar görmüş, Tokyo’daki
Narita ve Haneda Havaalanları kapatılıp
yolcular tahliye edilmiş, tüm limanlar da
tsunami tehdidi nedeniyle kapatılmıştır.
Fukushima bölgesinde bir barajın yıkıldığı ve
evlerin sular altında kaldığı bildirilmiştir.
Depremden sonra nükleer tehlike sebebiyle bazı
nükleer santraller otomatik olarak kapatılmıştır.
TSUNAMİ
11 Mart depremi, Japonya’nın Pasifik kıyıları
boyunca büyük zararlara yol açan bir tsunamiyi
tetiklemiştir. Depremden 3 dakika sonra Japonya
Meteoroloji Ajansı (JMA) tarafından en yüksek
seviyede tsunami uyarısı yapılmıştır. (En az 3 m
yüksekliğinde bir tsunami ‘büyük tsunami’ olarak
nitelendirilmiştir.)
Tsunamiden en çok Japonya’nın kuzeydoğu
kıyıları etkilenmiştir. Japonya Limanlar ve
Havalimanları Araştırma Enstitüsü’nün (PARI)
verilerine göre, depremin merkezine en yakın
bölge olan Iwate’den Ibaraki’ye kadar uzanan
kıyılara tsunami dalgaları yaklaşık 30 ila 35
dakikada ulaşmış, yaklaşık 670 kilometrelik bir
kıyı şeridinde tsunaminin ciddi etkileri
görülmüştür. Büyük tsunami dalgaları binaları,
gemileri, evleri, arabaları ve pek çok demir ile
ahşap malzemeyi önüne katarak kütlesini
büyütmüş ve akıntı hızını şiddetlendirerek karada
ilerlemiştir. İç kısımlara sokularak daha büyük
hasarlara ve can kayıplarına
yol açmıştır. Pek çok bina
sular altında kalarak yıkılmış,
tarım
alanları
zarar
görmüştür. Depreme en yakın
büyük şehir olan, 130 km
mesafedeki Sendai’yi 10 m
yüksekliğindeki
dalgalar
vurmuş, Sendai Havalimanı
sular altında kalmıştır. 4
trenin ve 100 kişiyi taşıyan
bir geminin kaybolduğu
belirtilmiştir.
Tsunami
dalgaları, Miyatojima adasına
giden köprüyü tamamen
önüne katarak götürmüş,
yaklaşık 900 ada sakini
mahsur kalmıştır. Minamisanriku kasabasında
9500 kişinin kaybolduğu belirtilmiş; Kuji,
Ofunato ve Rikuzentakata kasabalarının
tamamen
yıkıldığı
ve
artık
kasaba
görünümünden
bir
işaret
kalmadığı
belirtilmiştir. Kıyıya yakın bulunan Miyako,
Kamaishi, Otsuchi ve Yamada (Iwate ilinde),
Namie, Soma ve Minamisoma (Fukushima
ilinde) ve Kesennuma, Natori, Ishinomaki ve
Onagawa (Miyagi ilinde) gibi pek çok
kasabanın tsunamiden ciddi zarar gördüğü tespit
edilmiştir. Oarai yakınlarında dev bir anafor
görülmüştür. Yaklaşık 2 m yüksekliğinde bir
tsunaminin Chiba ilini vurduğu ve Asahi
şehrinde de hasara yol açtığı belirlenmiştir.
Yaşanan bu felaket sonrasında, tsunami
dalgalarının beklenmedik derecede yüksek
olması ve dalgaların vurduğu pek çok şehirdeki
tsunami setlerinin dalgaların yüksekliğinden
daha küçük olması sebebiyle ölü ve kayıp insan
sayısı on binlere ulaşmıştır.
51
Yokohama Ulusal Üniversitesi ve Tokyo
Üniversitesi’nden oluşan bir araştırma ekibi,
Ofunato'daki Ryori Körfezi'nde tsunaminin 29.6
m yüksekliğinde olduğunu bildirmiş; Taro,
Iwate'deki
ölçümlerde
ise,
Tokyo
Üniversitesi'nden bir araştırmacı kıyıdan 200
metre uzaktaki bir tepede 37.9 m yüksekliğinde
dalgalar tespit etmiştir. Yapılan araştırmalar
neticesinde bu tsunami, Japonya tarihinde 1896
Meiji-Sanriku
depremindeki
38.2 metrelik tsunamiden sonra
en yüksek ikinci tsunami
olmuştur.
Tsunami dalgaları tüm Pasifik'e
yayılmıştır. Depremden 9 dakika
sonra Pasifik Tsunami Uyarı
Merkezi (PTWC), Doğu Asya,
Kuzey ve Güney Amerika'nın
batı sahillerini de kapsayacak
şekilde Pasifik Okyanusu'ndaki
tüm bölgeler için çok geniş
kapsamlı bir tsunami uyarısı
yapmıştır. Tsunami uyarıları
52
ardından bölgede yüksekliği 3 metreye varan
tsunamiler görülmüştür. ABD’nin Alaska
Tsunami Uyarı Merkezi, ABD ve Kanada’nın
batı kıyıları başta olmak üzere Kaliforniya'nın
kıyı bölgeleri, Oregon'un tamamı ve Alaska'nın
batısı için tsunami uyarısında bulunmuş ve
Alaska'nın Pasifik Kıyısı, Washington eyaleti ve
Kanada'daki Britanya Kolombiyası'nı kapsayan
bir
tsunami
önlem
tavsiyesi
yayınlamıştır. Rusya, Kuril Adaları'nda kıyıya
yakın bölgelerde yaşayan 11 bin vatandaşını
tahliye etmiştir. Kanada, Hawaii, Filipinler,
Endonezya, Papua Yeni Gine, Güney
Pasifik'teki Tonga, Yeni Zelanda gibi ülkeler ve
Amerikan Samoası ile Guam gibi bazı adalarda
da beklenenden büyük dalgalar gözlemlenmiş;
fakat bunlar herhangi büyük bir zarara yol
açmamıştır.
FUKUSHİMA
DAİİCHİ
NÜKLEER
SANTRAL KAZALARI
9.0 büyüklüğünde meydana gelen deprem ve
ardından yaşanan tsunami sonrasında, Fukushima
bölgesinin
Futaba
yöresindeki
Okuma
kasabasında bulunan, Dünya’daki en büyük 25
nükleer santralden biri olan ve Tokyo Elektrik
Enerjisi Şirketi (TEPCO) tarafından çalıştırılan
Fukushima
Daiichi
Nükleer
Santrali’nde
atmosfere radyoaktif madde salınmasına sebep
olan kazalar meydana gelmiştir.
Santral, 6 adet soğutma ve kaynamalı su
reaktöründen oluşmaktadır. Deprem meydana
geldiğinde 4, 5 ve 6 numaralı reaktörler bakım
nedeniyle kapalı olup, etkin olan 1, 2 ve 3
numaralı reaktörler deprem hissedildiğinde
kontrol çubuklarının yakıta indirilmesiyle
tamamen kapalı duruma getirilmiştir. Bu andan
itibaren reaktörde bulunan jeneratörler devreye
girerek, fisyonu durdurulmuş olan çekirdeğin
içinde bulunduğu suyu çeviren su pompalarını
çalıştırmış ve soğutma işlemine başlanmıştır.
Tsunami, reaktörü vurana kadar bir süre
soğutma işlemi devam etmiştir. Reaktör
duvarlarının 6.5 m yükseklikteki tsunami
dalgalarına dayanıklı inşa edilmesine rağmen,
yüksekliği 6.5 metreden çok yüksek tsunami
dalgaları reaktörü vurduğundan duvarların bir
koruyuculuğu kalmamıştır. Elektrik şebekesinin
ciddi oranda hasar görmesi ve tesisin sular
altında kalması sonucunda acil durum dizel
jeneratörler durmuş, bu da reaktörleri soğutmak
için gerekli olan su pompalarının
çalışmamasına sebep olmuştur. Böylece
yakıtın bulunduğu ana çekirdeğin
içerisindeki su kaynamaya başlamış ve
dolayısıyla da su seviyesi düşmüştür.
Su seviyesinin yakıtın bir kısmını açıkta
bırakacak
seviyeye
inmemesi
gerektiğinden, reaktörün içi sürekli
olarak deniz suyu ile doldurulmuş ve
uranyum yakıt çubukları soğutulmaya
çalışılmıştır. Ancak santralde yaşanan
soğutma kaybı nedeniyle 1 numaralı
reaktörün duvarından sıcak gaz kaçışı
olmuş, radyasyon seviyesi yükselmiştir.
Reaktörde kısmi erime olduğunu
gösteren Sezyum-137 saptanmış ve İyodin
miktarında da güçlü bir artış olduğu yetkililerce
belirtilmiştir. Diğer yandan sudan çıkan yakıtın
kaplamasında bulunan zirkonyum ortamda
bulunan su buharıyla etkileşime girmiş, bu da
zirkonyum oksit oluşmasına ve hidrojen
salınımına sebep olmuştur. Zamanla dış ünitede
biriken hidrojen miktarı artmış ve hidrojen
patlamaları meydana gelmiştir.
53
11 Nisan 2011’de Japonya Nükleer Güvenlik
Ajansı,
Fukushima
Daiichi
Nükleer
Santrali’ndeki
nükleer
sızıntının
tehlike
derecesini Radyolojik Durum Ölçeği’ ne göre 7.
seviye olarak belirtmiş, yani Çernobil reaktör
kazasıyla aynı seviyeye çıkmıştır. Uluslararası
Atom Enerji Ajansı (IAEA) da bunu
doğrulamıştır. Radyasyon sızıntısı nedeniyle
santraldeki işçiler radyasyona maruz kalmış,
santralin etrafındaki 20 km çapında alan
boşaltılmıştır. Yaklaşık 200.000 insan tahliye
edilmiş, radyoaktif etkiye maruz kalmamaları ve
korunmaları için santral civarında yaşayanlara
sodyum iyodür dağıtılmıştır. Nükleer kaza sonrası
Japonya’da bulunan 50 nükleer santral bakım ve
denetleme çalışmaları için durdurulmuştur.
Bunların bir kaçı daha sonra tekrar faaliyete
geçirilmiştir. Hükümet, Uluslararası Atom Enerji
Ajansı ve Uluslararası Radyolojik Koruma
Komisyonu tarafından önerilen standartları kabul
etmiş,
Avrupa’da
nükleer
santrallerin güvenlik sistemleri için
uygulanan dayanıklılık (stres)
testinin
Japonya’da
da
uygulanacağını açıklamıştır.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nun
30 bağımsız uzmana hazırlattığı ve
28 Şubat 2013’te yayımlanan
araştırma raporuna göre ise;
santrallerden 20-30 km uzaklıktaki
iki bölgede bulunan Ilate ve Namie
yerleşim yerlerinde yaşayanlar için
kanser riskinin biraz arttığı, diğer
bölgelerde ise pek bir risk artışı
belirlenmediği, ölü ve özürlü
doğumların ileride beklenmediği
açıklanmıştır.
Kaza
sonrası
santrallerde kurtarma ve güvenlik
çalışmalarına katılan 23.000 kişinin
sadece üçte biri için kanser riskinin
54
bir miktar arttığı geri kalanı için herhangi bir
artış olmayacağı açıklanmıştır.
SONUÇLAR
Tohoku depremi ile Dünya’nın ekseninin 15 cm
kaydığı, eksendeki bu kayma sonucunda 24
saatlik bir günün 1.8 mikrosaniye (bir saniyenin
milyonda biri) azaldığı jeoloji
uzmanları
tarafından
belirtilmiştir.
NASA’da
çalışan bir araştırma ekibinin
başkanı, 1.8 mikrosaniyelik
bir kaymanın bile önemli
olduğunu, bunun Mars’a
giden bir uzay aracının
yönlendirilme
biçimini
etkilediğini
belirtmiştir.
Keza 2004 yılı Sumatra
depremi ve 2010 yılı Şili
depremlerinin de Dünya
eksenini kaydırdığı bilim
insanlarınca söylenmiştir.
Ayrıca Japonya adasının,
kuzeydoğu yönünde Tohoku
depreminin merkezine doğru 2,4 metre kaydığı
da
açıklanmıştır.
Tokyo
civarındaki,
özellikle Chiba’daki deniz doldurularak elde
edilen bölgelerde toprak sıvılaşmasının belirgin
bir biçimde gözlemlendiği belirtilmiştir. Daha
önce
Ocak
2011’de
patlayan
Kyushu’daki
Shinmoedake
yanardağı
depremden iki gün sonra tekrar patlamıştır.
Antarktika’da sismik dalgaların Whiilians Buz
Akıntısı’nın 0.5 metre kadar kaymasına yol
açtığı da bildirilmiştir.
Japonya Hükümeti felaketten etkilenen bölgelere
900 kurtarma görevlisi göndermiş, 8 askeri uçak
felaketin verdiği hasarı gözlemlemek amacıyla
havalanmıştır. Deprem sonrası BM İnsani Yardım
Koordinasyon Ofisi (OCHA), 30 uluslararası
arama ve kurtarma ekibinin yardım için hazır
durumda bekletildiğini açıklamıştır. Deprem ve
tsunami sonrası bütün imkanlar seferber edilerek
Japonya’nın bütün kuzeydoğu kıyılarında
kurtarma ekipleri tarafından hasar gören binalar,
arabalar, gemi ve trenlerde hayatta kalanları
arama kurtarma çalışmaları yapılmıştır.
bulunması bu felaketin ne denli büyük boyutta
olduğunu göstermektedir. Santralleri işleten
TEPCO şirketi nükleer kaza sonrasında uzun
yıllar sürecek planını ise; 2022 yılında nükleer
yakıt elemanların havuzlarının boşaltılacağı,
2036 yılında hasar görmüş, ergimiş nükleer
yakıt
elemanların
reaktörlerden
uzaklaştırılacağı, 2051 yılında Fukushima
Nükleer
Santraller
alanının
radyoaktif
maddelerden arındırılmış olacağı şeklinde
açıklamıştır. Japonya Nükleer Düzenleme
Kurumu da uzmanların bu temizleme planını
Deprem, tsunami ve nükleer
kazalar nedeniyle 325 civarında
yangın meydana gelmiş, yaklaşık
20.000 kişi hayatını kaybetmiş,
243.000 kişi de yaşadıkları
bölgelerden tahliye edilmiştir.
Yaşanan felaket 300 milyar dolar
civarında
ekonomik
kayba
sebebiyet vererek dünya tarihindeki
en fazla mali zarara yol açan
felaket olmuştur. Can kaybı ve
ekonomik zararın bu kadar fazla
olmasının
sebebi,
deprem
sarsıntılarının yol açtığı yapısal
yıkımlardan
çok,
depremin
tetiklediği tsunami olmuştur.
onaylayarak yaklaşık 40 yıl sürebileceğini resmi
olarak belgelemiştir.
Deprem ve tsunami sonrası yaşanan nükleer kaza
ise Japonya depremini ulusal bir afet olmaktan
çıkarıp dünya çapında bir afete dönüştürmüştür.
Santralde bulunan 3 reaktördeki erimiş uranyum
yakıt çubuklarını soğutmak için sürekli olarak su
ile soğutma yapılmış ve 350.000 tondan fazla
radyoaktif hale gelmiş soğutma suyu tesis
çevresindeki tanklarda bekletilmiştir. Ancak
Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi (TEPCO), 2013
yılında çok yüksek oranda radyasyon içeren 300
ton suyun tesis altına sızdığını açıklamıştır.
Dolayısıyla nükleer felaketin meydana geldiği
günden beri her gün yer altına 300 ton civarında
radyoaktif su sızdığı göz önüne alınacak olursa,
yer altı su kaynaklarına ve denize ulaşan bu
suyun çevreyi, Pasifik Okyanusu’nu ve tüm
gezegeni tehdit ettiği söylenebilir. Yine TEPCO
20 ila 40 trilyon bekerel radyoaktif tritium
maddesinin denize karışmış olabileceğini
açıklamıştır. Bu felaket nedeniyle denize ve
havaya karışan, tiroid bezlerine yerleşebilen
lodine-131, kaslara yerleşen sezyum-137 ve
kemiklere yerleşen strontium-90 elementlerinin
kuzey yarımkürede yaşayanlar için çok uzun süre
tehlike oluşturacağı öngörülmektedir.
TEPCO, Fukushima’da 1760 ton taze ve
kullanılmış
nükleer
yakıt
bulunduğunu
açıklarken, Çernobil’deki reaktörde 180 ton yakıt
Japonya hükümeti, afet sonrası ülkeyi yeniden
canlandırma sürecini bir takım politikalarla
hızlandırmıştır. Özellikle ekonomik canlanma,
yeniden yapılanma ve kriz yönetimi politikaları
üzerine odaklanmıştır.
Küresel fırsatlar yaratmak ve iç talepleri
güçlendirmek, yeniden yapılandırma çabalarını
ve yenilikleri geliştirmek, iş yaratma yoluyla
ekonomiyi canlandırmak için yaklaşık 10 trilyon
Japon yeni ayrılmıştır. Afetten etkilenen
alanların yeniden inşa edilmesi için yapılacak
olan bütçe çalışması, 2011-2015 yılları için 19
trilyon Japon yeninden 25 trilyon Japon yenine
çıkarılmıştır. Okullar, karayolları ve köprüler
gibi sosyal alt yapıları güçlendirmek ve restore
etmek için ise 2.2 trilyon Japon yeni yatırım
yapılmıştır.
Kaynaklar
MTA Jeoloji Etütleri Dairesi
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve
Deprem Araştırma Enstitüsü
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu
İnternatonal Atomic Energy Agency (IAEA)
Türkiye Deprem Mühendisliği ve Sismoloji
Konferansı (ODTÜ)
55
Amatör Telsizcilik
Çakır ALTUNOĞLU
Teknisyen
Amatör telsizcilik hiçbir ticari ve siyasi çıkar
gözetmeksizin bireysel imkânlarla yapılan telsiz
haberleşmeciliği ve bu alanda yapılan elektronik
çalışmalardır. Amatör telsizcilik aynı zamanda
radyo amatörlüğü olarak da bilinir. Ancak
Amatör kelimesi, bu haberleşme sisteminin ticari
(profesyonel) özellik taşımadığının ve sadece
merak, ilgi ve sevgiden dolayı yapıldığının bir
ifadesidir. Amatör kelimesi, aşk ve sevgi
anlamına gelen Latince Amor kelimesinden
türemiştir. Dolayısıyla Amatör demek,
çoğu zaman anlaşıldığı gibi
acemi ve bilgisi az demek
değildir.
Amatör
telsizciler
elektronik
ve
yüksek
frekans alanında kendi
yaptıkları
çalışmalarla
dünya çapında haberleşme
yapabilmektedirler.
Günümüzde
sahip
olduğumuz
haberleşme
tekniklerinin, özellikle de
her birimizin cebinde yer
alan mobil telefonların ve
kablosuz
haberleşme
sistemlerinin temelinde
Sabit telsiz, araç telsizi ve el telsizinin röle üzerinden birbiri ile haberleşmesi
Amatör
telsizcilerin
yaptığı
çalışmalar
yatmaktadır. İşin gerçeği şu ki, tarih içerisinde
elektronik ve haberleşme alanında bir çok tekniği
bulan ve ilk olarak uygulayanlar Radyo
Amatörleridir. İlk haberleşme maksatlı uyduyu
tasarlayıp gerçekleştirenlerin Radyo Amatörleri
olduğunu düşündüğümüz zaman konunun önemi
daha da iyi anlaşılacaktır. Bu noktadan hareketle
günümüzde kullandığımız uydu yayın ve
haberleşme tekniğinin temelinde Amatörlerin
yaptığı çalışmalar vardır.
Birleşmiş Milletler bünyesinde yer alan
Uluslararası
Telekomünikasyon
Birliği
(International Telecomunication Union) ITU
56
tarafından tüm dünyada geçerli olmak üzere
belirlenen ve amatör telsizcilerin kullanımına
tahsis edilen HF, VHF, UHF ve SHF
bantlarında frekanslar mevcuttur. Kanun,
yönetmelik ve protokollerin belirlediği özel
durumlar dışında Amatörlerin kendilerine tahsis
edilen frekanslar dışında başka bir frekansta
haberleşme yapmaları yasak olup ayrıca şifreli
ya da anlaşılmayacak şekilde haberleşme
yapmaları da yasaktır…
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de amatör
telsizcilik faaliyetleri lisansa tabidir. Amatör
telsizcilik lisansı almak için Kıyı Emniyeti
Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alan Telsiz
İşletme Müdürlüğü tarafından yılın belli
dönemlerinde yapılan Amatör Telsizcilik Lisansı
Sınavı’na katılmak ve almak istediğiniz lisansın
sınıfına
yetecek
miktarda
puan
almak
gerekmektedir. Lisanslar A, B ve C sınıfı olmak
üzere 3 sınıftır ve lisans sınıfınıza göre tahsis
edilen frekansları kullanabilirsiniz. Lisans almaya
hak kazanıldığında bir çağrı işareti tahsis edilip
lisans düzenlenir ve telsiz haberleşmeciliğinde bu
çağrı işareti kullanılmak suretiyle diğer amatör
radyocularla haberleşme yapılır. Çağrı işaretleri 3
bölümden oluşur.
1) ÖNEK: Ülke sembolü iki harfli (TA, TB, YM
gibi)
2) BÖLGE NO: (Ülkemizde 10 bölge vardır, 0
(sıfır)dan
başlar
9’a
kadar;
TA0/TB0
denizlerimizdeki adalar için kullanılır).
3) SONEK: Amatör telsiz istasyonunu (Lisans
sahibini) tanıtan sıralı kod.
Örnek olarak
TA
1
AFT
1
2
3
A sınıfı amatör telsizcilere TA (TANGO ALFA)
(örnek: TA1ICK gibi)
B sınıfı amatör telsizcilere TB
(TANGO BRAVO)
(örnek:
TB1DSA gibi)
C sınıfı Amatör telsizcilere TB
(TANGO BRAVO) ÖNEK’i ve
bölge numarasını müteakiben (C
veya P) ile başlayan SONEK
verilmektedir.
(örnek:
TB2PUZ gibi)
Kulüp dernek ve kuruluşlara ise
YM
öneki
verilmektedir.
(YM1EB)
Bu teknik de dubleks olarak adlandırılır.
Arazi yüzey şekillerine ve doğal engellere
bağlı olmak üzere bu tekniklerle hatırı sayılır
uzak mesafelere kadar ulaşmak mümkün
olabilmektedir. Bütün bunların
yanında
A
sınıfı
amatör
radyoculuk Lisansı sahibi olan bir
kişi, amatörlere tahsis edilen tüm
bantlarda
haberleşme
yapabilmekle birlikte HF bandında
kullanılan uygun bir cihaz ve
antenle çok uzak noktalarla
haberleşebilir.
Bu
banttaki
haberleşmelerin
kalitesi
ve
mesafesi atmosferik olaylara,
meteorolojik durumlara ve gece
gündüz gibi değişik şartlara bağlı
olarak değişiklik göstermektedir.
Bu bandın sinyal aktarıcı röle vb.
gibi sistemlere ihtiyaç duymadan
daha uzak noktalarla iletişime
imkân sağlama avantajının yanında
iletişim
kalitesinin
bizim
kontrolümüz dışında olan çeşitli
faktörlere bağlı olarak değişmesi
ise
dezavantajıdır.
İletişim
kalitesini ve menzilini etkileyen
faktörlerin başında meteorolojik
olaylar (yağmur, sis, bulutluluk
vb.)
ve gece gündüz olayları
gelir… Netice olarak HF bandında
iyi bir haberleşme yapmak için
açık, bulutsuz ve sakin bir gökyüzü
gerekmektedir.
Bu
şartlarda
Türkiye’nin bir ucundan bir diğer
ucuna hatta diğer ülkelerdeki
amatör
kullanıcılara
radyo
sinyallerini ulaştırmak mümkün
olabilmektedir. Ama şu da
unutulmamalı, her zaman aynı
mesafeye aynı kalitede sinyalinizi
ulaştırmak mümkün olmaz.
Amatörler en çok VHF ve UHF
bantlarında el telsizi ve araç telsizi
kullanarak haberleşme yaparlar.
Çünkü bütün (A,B ve C) lisans
sahipleri bu bantlarda birbirleriyle
haberleşebilir. Adı geçen bantlarda
kullanılan el ve araç cihazları
nispeten HF bandında kullanılacak
bir cihaza göre hem daha ucuz
hem de hareket (mobil) kabiliyeti
Amatör radyocular VHF ve UHF
bantlarında kendilerine tahsis
edilmiş olan frekans aralıklarında
telsizden telsize yakın mesafe
(simpleks) tek frekans üzerinden
karşılıklı görüşebilirler ve daha
uzak mesafelerle ise arada aktarıcı
görevi yapan röle istasyonları
Basit bir el telsizi
vasıtasıyla örneğin bir doğal engel
(dağ)
arkasındaki noktayla haberleşebilirler.
daha yüksektir. Daha uzak mesafelerle
Yalnız bu röle istasyonları aracılığıyla yapılan
haberleşmek istenildiğinde ise kısa dalga sabit
iletişimde sinyal alma ve gönderme olmak üzere
telsiz olarak da bilinen HF banda çalışan
iki farklı frekans kullanılır.
cihazlar kullanılır.
57
EROĞLU
KONFEKSİYON SAN. VE
TİC. LTD. ŞTİ.
TEL : 0288 246 20 05 PBX
FAX: 0288 246 19 74
FİRMAMIZ ERKEK TAKIM ELBİSE
ÜRETMEKTEDİR.
Turist Mah. İstihkam Tepe Cd. No:17 Kavaklı / KIRKLARELİ
Download

KBRn - TC Kırklareli Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü