TEKNİK
RADON GAZI VE BOŞLUKLU DÖŞEME SİSTEMLERİ
Kapalı ortamlarda hava kalitesi ve
boşluklu döşeme sistemleri
RADON GAZI DÜNYANIN OLUŞUMUNDAN İTİBAREN YERKÜRENİN İÇERİSİNDE BULUNAN
URANYUM, TORYUM GİBİ RADYOAKTİF MADDELERİN BOZUNUMUYLA RADYUM’A, BUNUN DA
DÖNÜŞÜMÜYLE GELİŞİP OLUŞAN BİR GAZDIR. DOĞADA KENDİLİĞİNDEN MEYDANA GELİR VE
MÜSAİT KOŞULLARDA ORTAYA ÇIKAR.
Orkan ÖZTÜRK, LEED AP, Inş. Yük. Müh.
Arkad Yapı, Yönetim Kurulu Üyesi
Pontarolo Türkiye, Kurucu Ortak
İ
nsan sağlığını tehdit eden çevre etkenlerinin birçoğu aslında insan
kaynaklı (antropojenik) olmakla birlikte, bazıları da doğal çıkışlı olabilirler. Bu tip zararlı faktörlerin en
tehlikeli olanları da topraktan yükselen ve kapalı alanlarda birikerek yoğunlaşan çeşitli sinsi gazlar ve
türevleri şeklinde olabilirler.
Kentsel dönüşüm temellerinin
atıldığı ve hız kazandığı bu dönemde,
aslında maalesef dikkatlerden kaçan,
fakat yüksek derecede önem arz
eden husus, kapalı ortamlardaki hava
kalitesinin kontrol altına alınabilirliği
gerçeği ve zehirli hava tehlikesinin
bertaraf edilebilirliği olasılığı konusudur, ki bu da imkanlar dahilindedir.
İnsan sağlığının bu tip zararlı doğal
etkenler tarafından bozulmasını önleyici teknik yöntemlerle tedbirler
almak, buna benzer problemleri çözmek, düşük maliyetli yüksek teknoloji
ürünleriyle ancak, mümkündür. Bu
bağlamda, kapalı alanlarda birikim
yapma, dolayısıyla tehdit unsuru oluşturabilme kapasitesine sahip olan
başlıca gazlara örnek olarak, karbon-
100 EKOYAPI Nisan-Mayıs 2013 www.ekoyapidergisi.org
dioksit, karbonmonoksit, azot oksitleri, hidrojensülfür, kükürtdioksit ve
özellikle de radon, gösterilebilir. Ülkemizde, özellikle de yapı ve
inşaat sektöründe, bu olağanüstü
tehlikeli gazı ve bunun yol açabileceği olumsuz etkileri, maalesef çok
az kişi bilmekte. Oysa Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği üye ülkeleri bu konuda çoktan
standartlarını oluşturmuş ve yapılarda
bu gazın bertaraf edilebilmesi için
dev teknik adımlar atmışlardır; hatta
daha da yol katetmek adına bu hususta araştırmaların ısrarla devamı
teşvik edilerek yepyeni gerekli ve etkili sistemler ve yöntemler aranmaktadır. Bu ülkelerde bina yapımında
zemin etüdü gibi radon ölçümlemesi
de şart koşuluyor ve tamamlanmış inşaatlarda, özellikle insan barınmasına
yönelik oluşturulan yapılarda radon
gazının, belirlenmiş sınır değerler altında kaldığının belgelenmesi isteniyor.
Şekil 1: Zemin kat uygulamasında doğal havalandırmaya uygun boşluklu döşeme sistemi
RADON GAZI NEDİR?
Radon gazı doğada hemen her
yerde az veya çok bulunur. Dünyanın
oluşumundan itibaren yerkürenin içerisinde bulunan uranyum, toryum gibi
radyoaktif maddelerin bozunumuyla
radyum’a, bunun da dönüşümüyle
gelişip oluşan bir gazdır. Doğada
kendiliğinden meydana gelir ve müsait koşullarda ortaya çıkar. Renksiz,
kokusuz ve tatsız olması nedeniyle
kolayca tanınamaz. Radon gazının keşfi 1900’lere
uzanır. Gazın yapı içinde biriktiği gerçekliği ise 1950’li yıllarda bulunmuş,
etkileri ve alınabilecek önlemler üzerindeki araştırmalar 1970’li yıllarda
başlamıştır. 1985 yılında, yapılarda
bu birikimin yüksek oranda radyoaktif kirliliğe neden olduğu, ABD’de bir
tesadüf sonucu ortaya çıkmıştır. Nükleer santralde çalışan Stanley Watras
adlı bir mühendisin santrale girişi sırasında yapılan ölçümlemede yüksek
oranda radyasyon bulaşımına maruz
kaldığı tesbit edilmiş ve devamen yapılan detaylı araştırmada buna evinde
biriken radon gazının sebep olduğu
anlaşılmıştır.
Radyoaktif bir maddedir. Uranyumun bozunarak önce radyuma dönüşmesi sonucu radyumun
oluşturduğu kokusuz, renksiz, ağır bir
asal gazdır. Radon gazının ağırlığı
(9,73 kg/m3) aynı hacimdeki havaya
göre 8 kat fazladır. Toprak altındaki
katmanların yapısına bağlı olarak
uranyum ve radyum yoğunluğu farklılık gösterir. Buna bağlı olarak topraktan havaya yayılan radon gazı
yoğunluğu da 10–20 Bq/ m3 (Bq/ m3:
1 m3 havada bulunan radon gazı miktarıdır ve bekerel birimi ile ifade edilir) arasında değişir. Havadaki
dilüsyondan dolayı dış ortamda radon
seviyesi genellikle düşüktür. Radon
seviyesi yapı içinde ve kapalı ortam-
RADONUN YAYDIĞI
RADYASYON İNSAN
VÜCUDUNA
SOLUNUM
ESNASINDA
GİRER. NEFES
YOLUYLA ALINAN
RADON GAZI, ALFA
PARTIKÜLLERİ
DENİLEN
İYONLAŞTIRICI BİR
RADYASYON YAYAR.
larda yüksektir. Radon gazına karşı
korunmuş bir yapıda bu değer 100
Bq/ m3 civarındadır. Fakat korunmayan yapılarda değerler 1000 Bq/ m3
ve üzerine çıkabilir. Ayrıca bu gazın
suda da çözünebildiği bilinmektedir.
Vücut, bozulan dokuyu onarmaya çalışmakla birlikte, radon gazına yoğun
ve sürekli maruz kalınması sonucunda
onarılamayan hücrelerde tümör oluşturur. Yapılan araştırmalar sonucunda akciğer kanserinin
oluşumunda radon gazının ciddi bir
etkisi olduğu tespit edilmiştir ve son
yıllarda artan akciğer kanseri vakalarına bu gazın neden olduğu söylenmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO
– The World Health Organization) yayınladığı rapora göre dünyadaki akciğer kanser vakalarının %15’ine radon
gazı sebep oluyor ve akciğer kanserinin sigaradan sonra ikinci sebebi olarak gösteriliyor. Araştırmalar
sonucunda, radon gazının yalnız
Amerika ve Kanada’da her yıl 10-15
bin kişinin akciğer kanserine yakalanmasına neden olduğu tahmin ediliyor.
RADON GAZI HANGİ
BÖLGELERDE BULUNUR?
İnsan vücudu az miktarda radyasyona dayanıklı olmakla birlikte bu
doz arttığında tehlike baş gösterir.
Radonun yaydığı radyasyon insan vücuduna solunum esnasında
girer. Nefes yoluyla alınan radon gazı,
alfa partikülleri denilen iyonlaştırıcı
bir radyasyon yayar. Bu partiküller
elektrik yüklüdür ve bizlerin soluduğu
havadaki statik yüklü parçacıklara,
tozlara ve diğer partiküllere yapışır.
Sonuç olarak, bu partiküller solunum
yollarımıza yerleşir, radyoaktif alfa ışıması yaparak dokudaki DNA zincirini
bozar ve moleküler yapıya zarar verir.
Yapılarda radon gazının etkisinde
kalmanın sebepleri olarak, binanın
oturduğu zemin altında belirli özellikli
kaya oluşumları ve tabakaların yapısal
cinsleri, gösterilmektedir. Radonun
kaynağı olan kayaçlar ülkemizde yaygın ve bol biçimde bulunur. Örnek
olarak Marmara Adası, Uludağ, Batı
Anadolu’nun büyük bir bölümü ve İstanbul bu kayaçlar üzerindedir. İstenirse bu örneklere yüzlercesi
eklenebilir. Üstelik yüzde 92’si deprem bölgesi olan ve aktif fayların hareketlerine bağlı olarak bu kuşaklarda,
zaman zaman radon gazının arttığı
yazılı ve sözlü basında sıkça yer alır.
Yerleşim alanlarımızın büyük bir bölümü bu kuşaklar üzerinde bulunmaktadır.
Akciğerin en küçük dokularına
kadar nüfuz eden radyoaktif partiküller bu organın dokularına zarar verir.
Radon Gazı Anomalisi sürekli hareket halindeki ülkemizin neredeyse
her bölgesinde kendisini gösterebilir.
RADON GAZININ ZARARLARI
NEDİR?
www.ekoyapidergisi.org Nisan-Mayıs 2013 EKOYAPI
101
TEKNİK
RADON GAZI VE BOŞLUKLU DÖŞEME SİSTEMLERİ
arındırılması gerektiğini belirtir ve
dikte ederek şart koşar.
Şekil 2: Binalara Radon gazının girişi
Özellikle kaplıcalarda bu gaz bünyemize hem solunma hem de ciltten
emilebilme yoluyla ulaşıp zarar verebilir.
YAPILARDA NEDEN RADON
GAZINA MARUZ KALIRIZ?
Radon ve diğer doğal gazlar, toprak boyunca yükselir, binalar altında
birikir ve basınç oluşturur. Binalardaki
hava basıncı topraktaki basınçtan
daha düşük olduğu için biriken gazlar
yukarı doğru hareket eder ve zeminden bina içlerine sızar. Özellikle kış
aylarında iç-dış hava sıcaklıkları arasındaki farkın en üst seviyeye çıkması
sonucu temel ile yapı içindeki basınç
farkı en yüksek değerine ulaşır ve yapılar adeta bir baca gibi çalışarak
zemin ve çevresinden yükselen radon
gazını yapı içine doğru çeker ve biriktirir.
Havadaki dağılmadan ve seyrelmeden ötürü dış ortamda radon seviyesi düşüktür ve havaya karıştığında
zararsızdır. Binalar gibi kapalı alanlarda yoğunlaşır. Ağır olan bu gaz
özellikle alt katlarda birikir ve hapsolur. Sorun, özellikle müstakil konutlarda ve çok katlı yapıların alt katları
için, önceliklidir. Amerikan Çevre
Koruma Dairesi, özellikle üçüncü kattan daha aşağı seviyedeki binaların ve
bina katlarının radon gazı yönünden
102 EKOYAPI Nisan-Mayıs 2013 www.ekoyapidergisi.org
RADON VE DİĞER DOĞAL
GAZLAR, TOPRAK
BOYUNCA YÜKSELİR,
BİNALAR ALTINDA
BİRİKİR VE BASINÇ
OLUŞTURUR.
BİNALARDAKİ HAVA
BASINCI TOPRAKTAKİ
BASINÇTAN DAHA
DÜŞÜK OLDUĞU İÇİN
BİRİKEN GAZLAR YUKARI
DOĞRU HAREKET EDER
VE ZEMİNDEN BİNA
İÇLERİNE SIZAR.
Amerika’da yapı içinde kabul edilebilir radon gazı yoğunluğu 74 Bq/
m3 iken Avrupa Birliği ülkelerinde bu
değer yeni yapılan binalarda 200 Bq/
m3 olarak belirlenmiştir. 2010 yılında
İngiltere' de standardını yenileyerek
kabul edilebilir en yüksek radon miktarını 100 Bq/m3 seviyesine indirmiştir.
Ülkemizde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Radyasyon Güvenliği Yönetmeliğine göre konutlar için bu değer
halen 400 Bq/ m3’dir.
Her nekadar yapılarda yalıtım ve
izolasyon yapılmakta olsa da, bu
önlem topraktaki radonun yukarı
doğru hareket etmesi ve yapı içine
sızması için bir engel teşkil etmez. Zararlı radon gazı birikmelerine karşı
önlem olarak temel boşlukları oluşturmak ve zemin kat döşemeleri altındaki mevcut boşlukları iyice
havalandırmak gerekmektedir. Aksi
takdirde , radon gazı molekülleri
temel ve izolasyondaki kılcal çatlaklardan ve birleşme yerlerindeki boşluklardan içeri sızar ve olumsuz
etkileri kaçınılmaz kılar.
BİNALARIN YAPIMI
AŞAMASINDA ALINACAK
ÖNLEMLER
Yapılarda radon tehlikesini
azaltmak için TAEK (Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu) şu tedbirleri
önermektedir:
• Yapı malzemelerinin radyoakti-
Şekil 3:
vite analizleri ve doz değerlendirmeleri yapılarak değerlendirme sonuçları
tavsiye edilen seviyenin üzerinde olan
malzemeler yapımda kullanılmamalıdır,
• Yapıların, özellikle bodrum katlarının toprakla yalıtımı iyi yapılmalıdır. Zemin katlarının ve subasman
betonunun toprakla irtibatı gaz sızmasına imkân vermeyecek şekilde kesilmelidir,
• Radon seviyesinin yüksek olabileceği 20 yıl ve daha yaşlı yapılarda
gaz durumu denetlenmeli, temeldeki
çatlak ve delikler onarılmalı ve gerekli
gaz yalıtımı yapılmalıdır,
• Yerden ve duvarlardan yapı içine
sızacak radon gazının boşaltılması
için kapalı ortamların yeteri derecede
havalandırılması sağlanmalıdır,
• Konutlarda enerji verimliliği için
kapı ve pencerelerde yapılan hava sızdırmazlığı nedeniyle yapı içi yeterli
havalandırmaya özen gösterilmelidir,
• Radon gazının kanser riskini artırması nedeniyle kapalı ortamlarda
sigara içilmemelidir. (Şekil 4)
Her nekadar bütün maddelerin
birer birer tatbik edilmesi ehemmiyet
taşısa da, belki de bunlardan en
önemlisi ve uzun vadeli sonuç sağlayan uygulama, yapılarda zemin katlarının ve subasman betonunun
toprakla irtibatının kesilmesidir. Bu
konudaki en etkin çözüm de zemin
katlarının ve subasman betonunun altında hava boşluklarının oluşturulmasıdır. lamak ve uzun vadede rutubetin saraya zarar vermesini önlemek için
imal edilmiştir. Bodrum katının hava
sirkülasyonuna aşırı itina edilen yapıda, havalandırmanın aynı zamanda,
denizden gelebilecek iyot ve tuzların
tahribatını da azaltması için öngörüldüğü söylenmektedir. Yapının yapım
aşamasında en az bina kadar havalandırma konusu üzerinde titizlikle
durulduğu belirtilmektedir. Bu nedenledir ki, saraydaki havalandırma
boşluklarının 2 yıl önce yapılan kanalizasyon hatası ile tamamen tıkanması
ve daha öncesinde hava sirkülasyonu
sağlayan yeşil alana otel inşaatının
yapımıyla sarayın bu sirkülasyondan
mahrum kalması, tarihi yapı için
büyük bir tehlike arz etmektedir; bu
trajikomik durum hala zarar vermeye
devam etmektedir maalesef!?
Ülkemizdeki benzersiz ve kıyas
kabul edilemeyecek sayıda mevcut,
çok daha eskiye dayanan, birkaç arkeolojik önem arzeden yapı sistemi,
yaklaşık 2000 senedir hala gezilebilir
ve hatta gerekirse yaşanabilir durumda, ihtişamla dimdik ayaktadır.
Kapadokya bölgesindeki "Peribacaları" ve "Derinkuyu Yeraltı DehlizleriŞehri" doğal hava sirkülasyonunun
Fotağraf: L.Ersin Başarır
ASLINDA YAPI TARİHİMİZE
BAKARSAK, TEMEL ÜSTÜ
HAVALANDIRMA
BOŞLUKLARI VE
HAVALANDIRMA TEMEL
SİSTEMLERİ BİZE ÇOK
UZAK BİR KAVRAM
DEĞİLDİR. DOLMABAHÇE
SARAYI’NIN YAPIMINDA,
BODRUM KATLARDA
HAVALANDIRMA
BOŞLUKLARI
YARATILMIŞTIR.
TARİHTE HAVALANDIRMA
BOŞLUKLARI
Aslında yapı tarihimize bakarsak,
temel üstü havalandırma boşlukları
ve havalandırma temel sistemleri bize
çok uzak bir kavram değildir. Tarihi
Dolmabahçe Sarayı’nın yapımında,
bodrum katlarda havalandırma boşlukları yaratılmıştır. Sarayın cankurtaran simidi sayılan bu hava boşlukları,
yapıda sürekli hava sirkülasyonu sağŞekil 4
www.ekoyapidergisi.org Nisan-Mayıs 2013 EKOYAPI
103
TEKNİK
RADON GAZI VE BOŞLUKLU DÖŞEME SİSTEMLERİ
en muhteşem örnekleridir. Bu yapıların bulunduğu bölgenin tektonik
zemin yapısının, yeraltı gazlarının birikimine ve salınımına çok yatkın olmasına karşın, hala çalışabilen
havalandırma sistemleri, üstün bir
insan zekası uygulaması olarak bizlere ilham vermelidirler sanırım.
HAVALANDIRMAYA UYGUN
TEMEL BOŞLUKLARI &
BOŞLUKLU DÖŞEME SİSTEMLERİ
Yaşam alanlarında zararlı radon
birikimlerine karşı bir önlem olarak,
temel üzerinde ve yaşam alanları altındaki alanlar iyice havalandırılmalıdır. Bunun için de yapılarda zemin
katları ve subasman betonu altında
hava boşlukları ve kanalları yaratılmalıdır. Kör kalıp veya kalıcı döşeme kalıbı sistemleri sayesinde oluşturulacak
hava boşlukları bu soruna en etkin
çözümü sağlayacaktır.
Doğal havalandırma veya otomatik fanlar ile bu kanallarda daimi bir
hava sirkülasyonu sağlanır. Bu konunun tabii ki yapıların sürekliliği ve
ömrü açısından da büyük faydaları
vardır.
Subasman beton ve zemin katların altında oluşturulacak bu boşlukların sürekli devridayimi ile topraktan
yükselen her türlü zararlı gazların yanında otopark katlarında oluşan karbonmonoksit gazının da yaşam
alanlarına girişi engellenecektir. Bu
da belki Türkiye yapı endüstrisinde
dikkate alınmayan önemli konulardan
biridir. Otopark katlarında oluşan ve
yoğunlaşan karbonmonoksit gazı, her
ne kadar bu katlarda otomatik fan
sistemleri bulunsa da bir miktar yukarı hareket eder ve zemin kat döşemelerini geçerek yaşam alanlarına
girer. Yine otopark katları ve yaşam
alanları arasında basınç farklılıkları
nedeniyle yapı bir baca gibi çalışır ve
otopark katlarında oluşan karbonmonoksit gazının yapı içine emilmesine
ve yukarı doğru çekilmesine neden
olur.
104 EKOYAPI Nisan-Mayıs 2013 www.ekoyapidergisi.org
UYGULAMA ÖRNEKLERİ
HAVALANDIRMA
BOŞLUKLARININ DİĞER
YARARLARI NELERDİR?
• Nem, rutubet ve küf problemlerini ciddi miktarda azaltır,
• Uzun vadeli zemin kaplamalarının deformasyonu gibi dolaylı sonuçlar ortadan kalkar,
• Radye temel ve subasman arasındaki boşlukların doldurulması için
ideal çözüm yaratır,
• Çakıl/kum dolgu, nitelikli veya
toprak dolgu malzemesinin yerine
geçer; ithalatı, sıkıştırılması ve onaylanmasına bağlı maliyetleri bertaraf
eder,
• Toprak dolgu veya nitelikli
dolgu gibi malzemelerin yapının üzerinde yarattığı statik yükü azaltır,
• Boru, kablo ve havalandırma kanalları gibi akımlı hizmetler için alan
yaratır,
• Tesisatlar için kolay erişim ve
bakım olanağı sağlar,
• Bu bölgedeki havanın dönüşümü sayesinde nem, metan ve radon
dâhil olmak üzere her türlü zararlı
gaz bina dışına atılır,
• Denetleme ve teftiş için zemin
altında gerekli boşluklar oluşturur,
• Döşeme plaklarının yüksek su
tabliyesinden veya yer altı don seviyesinden daha yukarı çıkarılmasını sağlar; direk teması azaltır veya
tamamen keser.
Dolayısıyla yapılarda havalandırmaya uygun temel boşlukları ve boşluklu döşeme sistemlerinin
yaratılmasının ehemmiyeti saymakla
bitmez. Yapıların sürekliliği ve
ömrü açısından büyük faydaları vardır.
Döşeme altındaki bu bölgelerde
doğal hava dönüşümü ve bunun
insan sağlığına yararları çoktur.!
Download

ulaşabilirsiniz. - Yeşilsel dönüşüm ARKAD Yapı ile başlıyor