Subaru
WRX
SAN FRANSISCO
SOKAKLARI
VOLKAN ISIK
VE MURAT 131’LERi
.
MERCEDES-BENZ
CLA 45 AMG
6
SÜPER
TEST
MINI Cooper S Coupé
Mercedes-Benz GL 350 CDI
Ford Focus 1.0L
Ford Ranger XLT 2.2
Mercedes-Benz Citan
Renault Clio 1.5 dCi
e-motoring magazine › nisan 2013
Piston kafalar/tampon kafalar!
biller kullansak da
Zaman hızlı geçiyor, çok güzel otomo
ımızda yine geryakalamakta zorlanıyoruz! Üçüncü say
ve en taze haberçekleri yazdığımız otomobil yazılarımızla
ikçe sürekli yeni
lerle karşınızdayız. Fuarlar üst üste geld
sürüyor. Bizim bu
modeller çıkıyor, yeni model sağanağı
mobilleri en önce
kadar yoğun trafik içinde “yeni çıkan oto
ayacak. Yıkama
biz yazalım” diye bir kaygımız yok ve olm
rini doğru algılayıp
yağlama hizmeti yerine test otomobille
tacak yazılar yazokurlarımıza fikir verip doğrularla aydınla
ak kolaydır, gaza
maktan yanayız. Yoksa otomobil kullanm
Ama bunu yazınca
basarsınız gider, frene basarsınız durur.
otomobil yazarı olunmaz.
n biri “e-motoring’i
En çok hoşlandığımız okur isteklerinde
her ay hatırı sayılır
basılı satmanızı istiyoruz”. Bu konuda
planımız yok, elekadette talep geliyor. Şimdilik böyle bir
a teşvik ve onore
tronik yayın olarak kalmak istiyoruz am
ediyoruz.
edici bu öneri için ekip olarak teşekkürler
le takip ediliyor,
Dergimizin lifestyle konu başlıkları da ilgiy
ets of San Franbu ay yine bir sürpriz konumuz var: Stre
e ‘70’ler biterken
sisco!.. Yazarken çok keyif aldık, özellikl
ecanlandıracağını
TV’de yakaladıysanız sizi de çok hey
kan Işık ile Murat
biliyoruz. Ve ayın aslarından biri de Vol
“A-aa” dedirtecek
131’leri. Açacağınız her sayfada sizlere
bir şeyler yapmaya çalıştık. Tadını çıkarın!
Gelecek ay görüşmek üzere.
Süreyya İZGİ
[email protected]
YAYIN YÖNETMENİ
Süreyya İzgi
TEST EDİTÖRÜ
And Mehmet Çetin
MOTORSPORLARI EDİTÖRÜ
Fatih Yurdatapan
FOTOĞRAF EDİTÖRÜ
Batuhan Kıran
GÖRSEL YÖNETMEN
Metin Yılmaz
Yıl: 1
Sayı: 3
Ofis: Çayırbaşı Caddesi
Kırklar Sokak No: 15 Büyükdere,
Sarıyer / İSTANBUL
212 218 10 89
http://e-motoring.com
https://www.facebook.com/emotoringcom
http://twitter.com/emotoring
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
Range Rover Sport devrimini
James Bond tanıttı
New York Otomobil Fuarı’nda son
James Bond Daniel Craig tarafından
tanıtılan yeni Range Rover Sport,
arazi koşullarında dünyanın en iyisi
olma iddiasını taşırken yolda da
markanın gelmiş geçmiş en hızlı
modeli kimliğini taşıyor. Ağırlığı
sınıfında ilk kez kullanılan alüminyum
gövdeyle 420 kilograma kadar
azaltılan premium SUV, yakıt tüketimi ve egzoz salımında da önemli
kazançları bereberinde getirdi.
Araçtaki en önemli yeniliklerden biri de 5+2 koltuk opsiyonunun sunulması. Range Rover, Range Rover
Evoque ve yeni Range Rover Sport ile markanın devrim süreci de tamamlanmış oluyor. Güncel modele
göre gövdesi 62 mm uzatılarak 4850 mm’ye ulaşan Range Rover Sport,istenirse 7 kişi kapasiteli olabildiği
halde uzunluğuyla çoğu E segmenti sedandan daha kısa. Bu boyutla şehir içinde manevra avantajı da elde
edilmiş. Aracın 178 mm uzatılan aks mesafesi, kabinde özellikle arka koltuk yolcularına daha geniş alan
anlamına geliyor. Genişlikte de 55 mm’lik büyüme sözkonusu. İlk aşamada 5.0-litre 510 HP’lik benzinli V8
ve 3.0-litre 292 HP’lik SDV6 turbo dizel motorlarla satışa çıkacak araçta 2014 başında 3.0-litre 258 HP
TDV6 ve yüksek performanslı 4.4-litre 339 HP’lik SDV8 dizel motor seçenekleri de eklenecek.
Jamiraqui Maranello’da:
“Bakıcı değil, alıcıyız”!
Spor otomobillere düşkünlüğünü şarkıları ve çektiği kliplerde de net olarak belli eden İngiliz müzisyen Jamiraqui,
geçen ay Ferrari’nin üretim merkezi Maranello’da objektiflere yakalandı. Ferra’nin yeni modeli LaFerrari’yi halen tek
inceleyebileceği yer olan Maranello’da başkan Luca di
Montezemolo ile bir araya gelen Jay Kay, “Müthiş bir
otomobil, insanda onu kullanma isteği yaratıyor” demiş.
“Böylesi performans, stil, teknoloji ve heyecanı konsantre etmesi bile çok zor” diyen Jay Kay, muhtemelen satın almak için zemin yokluyor. 1978’de çıkan
Dino GT’den beri ilk Pininfarina dışı Ferrari tasarımı
olan LaFerrari’lerden birini yakın gelecekte Jamiraqui
garajında görürsek şaşırmamak gerek.
HOT NEWS
Zoe gelecek yıl ülkemizde
Renault, tamamen elektrikli modeli Zoe ile
yollara çıktı. Fransa’da 2012 sonunda satışa
sunulan ZOE, ülkemizdeyse 2014 yılının ilk
çeyreğinde lanse edilecek. ZOE, hem otomotiv endüstrisi hem de Renault için ileriye
doğru atılmış büyük bir adımı temsil ediyor. En
başından itibaren tamamen elektrik motorlu bir
araç olarak tasarlanan Renault ZOE, pürüzsüz
ve akıcı hatlara sahip bir süpermini. Aracın
sıra dışı ön kısmı sıcak ve çekici bir bakışla markanın yeni
kimliğini ifade ediyor. Logoda, farlarda ve koyu renkli camlardaki mavi renk efekti ZOE’nin bir elektrik motorlu otomobil
olduğunun ipuçlarını veriyor. Görsel olarak da elektrik motorlu
bir otomobil ZOE, tüm serideki Renault logosunda, farlarında
kullanılan mavi efekt ve koyu mavi renkli koyu camlarıyla hemen bir elektrik motorlu otomobil olarak göze çarpıyor. Arka
lamba grubu mavi eşmerkezli kenarlarıyla tamamen şeffaf;
bu bir seri üretim otomobilde alışılagelmişin dışında bir durum. Arka lambalar sadece frenleme esnasında ve ön farlar
geceleri yakıldığında kırmızıya dönüşüyor.
ZOE, Yeni Renaut Clio da dahil olmak üzere yaklaşık yirmi
tane Ortaklık modelinin kullandığı “B” platformunu temel
06 › 07 e-motoring magazine › nisan 2013
alıyor. Clio IV ile aynı olan ön süspansiyonu
McPherson ti-pinde olup, alt salıncak kolu ile
donatılmış. Alt çerçeve ve alt süspansiyon
kolları bir üst segmentten (Mégane) alındı,
böylece daha fazla konfor ve daha hassas direksiyon kullanımı mümkün oluyor. Aracın arka
süspansiyonu programı sapmaya sahip esnek
kiriş ile donatıldı. Şasi içerisinde yer alan pilin
ağırlığını alabilmesi için Renault grubu içinde en
sağlam olanı. Elektrikli motor, bütün kullanım aşamalarında
mükemmel düzeyde enerji verimliliği sağlıyor. 65 kW (88 HP)
sonuç ile neredeyse hemen, bir saniyenin yüzde birinden
daha kısa bir sürede, en düşük motor hızından güçlü bir akselerasyon ve kalkış ile 220 Nm değerinde maksimum tork
üretiyor. Şehir içi sürüş deneyiminde sık rastlanan bir durum
olan 0’dan 50 km/s hıza çıkmak sadece dört saniye alıyor.
Döşemenin altındaki bataryanın konumu daha iyi bir çekiş
gücü için ön ve arka arasındaki ağırlığı dengelemekte
yardımcı olur. Clio 3 platformu ile karşılaştırıldığında, Yerçekiminin merkezi 35 mm daha alçak, yollar 16 mm daha
geniş ve platformun burulma sertliği %55 artıyor, böylelikle
ZOE’nun stabilitesini ve yol davranışını geliştiriyor.
HOT NEWS
Mercedes-Benz CLA 4
Küçük yıldırım
A
lman otomotiv devi Mercedes-Benz A Serisi’nde
doruğa CLA 45 AMG ile ulaştı. 113. New York
Otomobil Fuarı’nda örtüsü açılan coupe formlu
küçük sedan, tartışmasız organizasyonun da yıldızı
oldu. A45’te yer alan 2.0 litrelik aynı motorun kullanıldığı
otomobil, 360 HP maksimum güç ve 450 Nm’lik maksimum tork çıkışı sağlıyor. Bu performans verileri, gelmiş
geçmiş en küçük AMG modeline 4.6 saniyelik 0-100 km/s
hızlanması sağlıyor. Otomobilin maksimum hızı da 250
km/s’de sınırlanmış ama 300 km/s’yi aştığı söyleniyor.
Mercedes-Benz CLA 45 AMG’nin muhteşem güç çıkışları,
7 ileri vitesli çift kavramalı AMG SPEEDSHIFT ile dört
tekerleğe aktarılıyor. Sürücü isterse vites değişimlerini ellerini direksiyondan ayırmadan Momentary M Mode adı
verilmiş olan kulakçıklarla değiştirebiliyor. Sistem dahilinde şaznımanda start/stop sistemiyle entegre çalışabilen
C (Controlled efficiency/Kontrollü verimlilik) modunun yanı
sıra Sport modu da yer alıyor. Otomobilin sağladığı en
avantajlı tüketim değerleri ise gerçekten göz kamaştırıcı:
6.9 lt/100 km! AMG’nin bağımsız spor süspansiyon sistemi
ise donatılmış otomobilde Curve Dynamic Assist (dinamik
viraj yardımcısı) ile entegre çalışan 3 aşamalı ESP (elektronik denge programı) de yer alıyor. Temmuz ayından
itibaren Almanya’da 56.078 Euro fiyatla satılacak olan
otomobil, Eylül ayından itibaren diğer Avrupa ülkelerinde
satışa sunulacak.
08 › 09 e-motoring magazine › nisan 2013
45 AMG
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
Subaru irisi:
J
W
apon üretici Subaru’nun merakla beklenen yeni nesil WRX konsepti, New York Otomobil Fuarı’nda
otomobil severlerin karşısına çıktı. Impreza’dan daha büyük bir otomobil olan Subaru WRX Concept,
öncelikle WRX geleneklerine göndermeler yapan bir tasarım diline sahip. Efsanevi “WR Blue Pearl
III” rengi ve floresan sarı detaylar konseptin gerçek bir WRX olduğunu ispat eden unsurların başında
geliyor. Floresan sarı detaylar, ön ızgara üzerindeki WRX rozeti, fren kaliperleri ve egzoz sonlandırıcı
aracın tasarımında vurgulayıcı unsurlar olarak yeni konseptte yer alıyor. Ön tasarım derinliği istikrarlı
bir duruş ile WRX’e saldırgan bir ifade sağlıyor.
İlk kez New York Otomobil Fuarı’nda gün yüzüne çıkan Yeni nesil Subaru WRX konsept, öncelikle WRX
geleneklerine göndermeler yapan bir tasarım diline sahip. Efsanevi “WR Blue Pearl III” rengi ve Floresan
Sarı detaylar konseptin gerçek bir WRX olduğunu ispat eden unsurların başında geliyor. Floresan Sarı
detaylar, ön ızgara üzerindeki WRX rozeti, fren kaliperleri ve egzoz sonlandırıcı aracın tasarımında
vurgulayıcı unsurlar olarak yeni konseptte yer alıyor.
Ön tasarım derinliği istikrarlı bir duruş ile WRX’e saldırgan bir ifade sağlıyor.
Yeni şahin gözü far grubu Subaru ailesinin tasarım mirasını entegre ederken,
üç boyutlu örgü desenleri ile bilinen altıgen ızgara, Subaru‘nun sportif
doğasını gösteriyor. Daha alçakta konumlandırılmış gövde tasarımı
araca güçlü bir duruş sağlıyor. Şişkin çamurluklar güçlü motorun
performansını hissettiriyor. Motor kaputundaki büyük
havalandırma girişi WRX’in geleneksel detaylarından bir
başkası. Arka tasarım ön ızgaradan gelen altıgen tasarım
motifi yankıları ve aynı zamanda bir arka spoyler gibi
davranan kavisli bagaj kapağı ile şekilleniyor.
Yeni şahin gözü far grubu Subaru ailesinin tasarım mirasını
entegre ederken, üç boyutlu örgü desenleri ile bilinen altıgen
ızgara, Subaru‘nun sportif doğasını gösteriyor. Daha alçakta
konumlandırılmış gövde tasarımı araca güçlü bir duruş sağlıyor.
10 › 11 e-motoring magazine › nisan 2013
WRX
Şişkin çamurluklar güçlü motorun performansını hissettiriyor. Motor kaputundaki büyük havalandırma girişi WRX’in
geleneksel detaylarından bir başkası. Arka tasarım ön ızgaradan gelen altıgen tasarım motifi yankıları ve aynı
zamanda bir arka spoyler gibi davranan kavisli bagaj kapağı ile şekilleniyor. VIZIV konseptten tanıdık olan arka far
grubu, Subaru’nun yeni tasarım dilinin WRX’e yansımasını oluşturuyor. Agresif arka difüzör aracın aerodinamik
yapısını sağlamlaştırırken dört egzoz çıkışı WRX’e sportif bir bitiş sağlıyor. 245/40ZR20 özel bir tasarım Dunlop
lastiği ve tek parça dövme metal jantlar yere sağlam basmayı garanti ediyor. Tamamen sportif bir sedan olarak
tasarlanan WRX Concept 4520x1890x1390 mm ölçüleri ile orta sınıf sınırlarını zorluyor. Çoğu Subaru modelleri gibi
WRX’te de simetrik sürekli dört çeker (Symmetrical AWD) sistemi yer alıyor.
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
Evsahibi Seul’e
ağırlığını koydu:
HND-9
Hyundai, Mart ayında yapılan 2013 Seul Otomobil Fuarı’na HND-9 konsetiyle ağırlığını koydu.
Detroit Otomobil Fuarı’nda sergilenen HCD-14 coupe-sedan konseptinin devamı niteliğinde olan
HND-9, Hyundai’nin geleneksel akıcı tasarım felsefesinin evrim geçirmiş hali olarak kabul ediliyor. Hyundai Motor Company’nin Kore-Namyang’daki Ar-Ge Merkezi’nin hazırladığı dokuzuncu
konsept olan HND-9’un her bir tasarım evresinde sofistike çizgiler bulunuyor. Markanın modern premium felsefesinin en yeni ve en gelişmiş üyesi olan bu konsept, markanın imajına da
katkıda bulunacak. Geçtiğimiz ay ünlü endüstriyel tasarımcı Karim Rashid, Baş Tasarımcı Peter
Schreyer’in ardından ekibe katılarak Hyundai’lerin gelişimlerine önemli ölçüde katkıda bulunmuş
ve marka için taze bir kan olmuştu.
HND-9 konsepti, Hyundai’nin gelecekteki tasarımlarının nasıl olacağını gözler önüne seriyor.
Özellikle uzun kaputu ve dingil mesafesiyle oldukça zarif ve modern bir görüntü sergileyen HND9, klasik spor coupe’lere bambaşka bir yorum katıyor. Bu konsept otomobil sadece tasarımıyla
değil, teknik verileriyle de gücünü ortaya koyuyor. Aracın 3.3 litre hacmindeki turbo beslemeli GDI
motoru, 370 HP’lik maksimum gücünü arka tekerleklere Hyundai’nin kendi geliştirdiği 8 kademeli
otomatik şanzımanla iletiyor.
Hyundai’nin gelecek nesil spor coupe’si “HND-9” ve Fransız moda devi Hermes tarafından
hazırlanan lüks sedan konsepti “Equus by Hermes”, 2013 Seul Otomobil Fuarı’nda sergilenerek
ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Arka arkaya tanıttığı yeni nesil araçlarından sonra iki kapılı
coupe ve sedan konseptleriyle de büyük ilgi çekti. Hyundai, fuarda sergilediği toplam 30 farklı
modelle birlikte 11 yeni teknolojisini de özel olarak hazırlanan 10 değişik standda görücüye
çıkarmış oldu.
12 › 13 e-motoring magazine › nisan 2013
Ünlü Fransız modacı Hermes’in hazırladığı Equus,
modernizm ve zarafetin birleşimini temsil ediyor. Özel bir
iç mekana ve uzun şasiye sahip “Equus by Hermes”in
teknolojik birçok sistemi bulunuyor.
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
Volvo’dan gövdeyi saran hava yastığı:
EnVeLop
Volvo Car Group, otomobilin gövdesini tamamen saran
hava yastığı teknolojisini tanıtıyor. Otomobil güvenliği
alanında tüm dünyanın tartışmasız endüstri lideri
olarak bilinen Volvo Car Group (Volvo Cars), bugün
lansmanı yapılan External Vehicle Protection-Araç
Gövdesi Koruma (EnVeloP) sistemiyle bir başka dünya
prömiyerine daha imza atıyor. Bu duyuru, Volvo Cars’ın tamamen
Yeni Volvo V40 ile sunduğu ve dünyada bir ilk olan yaya hava
yastığı teknolojisinden bir yıl sonra geldi…
External Vehicle Protection-Araç Gövdesi Koruma sistemi, mevcut
hava yastığı sistemleriyle benzer malzemeden üretilmiş bir balondan oluşuyor. Bu balon, vakumla çekilerek katlanıyor ve otomobilin tavanına yerleştirilen küçük bir bölmede
gizleniyor. Balon, bir başka otomobil ya da yol kenarındaki bir nesneyle kaçınılmaz bir çarpışma halinde ve
hatta suyla kaplı bir zemine yaklaşırken bile göz açıp kapayıncaya kadar açılıyor. Ve EnVeLop çarpışma
sonucu oluşacak hasar ve yaralanmaları minimuma indiriyor. “Yıllardır, araçlarımızın güvenliği nasıl daha
fazla artırabiliriz diye çalışıyoruz ve hava yastıkları bu yolculukta önemli bir rol oynamıştır,” diyor Volvo Cars
Güvenlik Merkezi, Güvenlik Kıdemli Teknik Danışmanı Thomas Broberg ve ekliyor: “Bu yeni güvenlik özelliği,
“Design Around You – Sizden ilham alınarak tasarlandı” marka felsefesinin somut halidir. Tüm yaptığımız bu
felsefenin aslına tamamen uygun bir yaklaşım ele almaktı. Otomobilin içinde hava yastığı benzeri güvenlik
sistemleri için yen, bölgeler aramak yerine kendimize şu soruyu sorduk: Neden hava yastığına benzer bir
çözüm otomobilin tamamını kapsamasın?”
Opel ADAM Türkiye’de
“Bir Otomobil Birçok Kişilik” sloganıyla lansmanı yapılan Opel’in
yeni modeli ADAM, Türkiye pazarına sunuldu. Opel, Almanya’daki
Eisenach fabrikasında üretilen ADAM ile, MINI’nin yarattığı premium küçük hatchback sınıfında yeni alternatif yaratabilmeyi
amaçlıyor. Opel ADAM ile üretilen her otomobilin 61 bin üzerinde dış ve yaklaşık 82 bin iç kombinasyon sunabilen donanım
kombinasyonlarına benzersiz olacağı konusunda çok iddialı.
Jam, Glam, Slam olmak üzere üç farklı model seçeneğiyle satışa
çıkan ADAM, 70 HP güç üreten 1.2 lt benzinli motora sahip.
Tüm modellerde beş ileri manuel şanzıman ile yakıt tasarrufu
sağlayan Start/Stop teknolojisi yer alıyor. Otomobilin başlangıç
fiyatı ise 39.000 TL.
14 › 15 e-motoring magazine › nisan 2013
İngiltere’nin otomotiv damarı 100 yaşında
Oxford’daki MINI fabrikası 100. üretim yılını kutluyor. 28 Mart 1913’te bugün MINI’lerin
üretildiği fabrikada ilk otomobil olarak “Bullnose” Morris Oxford üretilmişti. Bu tarihi gün için
Britanya Trafik Sekreteri Patrick McLoughlin ve BMW’nin Yönetim Kurulu Üyesi Harald Krüger
tarafından tesisin yeni ziyaretçi merkezinde bir sergi açıldı. O tarihlerde haftada 20 adedi ancak bulan otomobil üretimi, artık dakikayla sayılır durumda. Kuruluşundan bu yana 14 marka
için 11.650.000 civarı otomobil üretilen tesis, İngiliz otomotiv sektörünün de her zaman can
damarlarından biri olmuştu. Geçmişinde Morris Minor, Morris Marina ve Austin Maestro gibi
İngiliz klasiklerinin üretildiği tesis, 1959′dan itibaren klasik Mini üretimine odaklanmıştı. Bugün
3700 çalışanı olan fabrikadan günde 900 adet MINI modeli çıkıyor. Ve toplamda üretim bantlarından 2.5 milyon adet
MINI çıkmış durumda. Bu arada MINI, Amerika’da 500 bininci otomobilin satışını da kutladı.
Yeni C4 Picasso
sahneye çıktı
Fransız üretici Citroen’in tamamen yenilediği C4
Picasso’nun resmi fotoğrafları ortaya çıktı. Oldukça etkileyici bir görünüme sahip olan kompakt van, Technospace
konseptinden bazı yansımalar taşıyor. PSA grubunun
EMP2 kodlu platformu üzerine kurulu Picasso, özellikle
zğırlık onusunda önemli iyileştirmeler sunacak. Arka zeminde kullanılan kompozit malzemeler ve alüminyum
gövde parçaları güncel Picasso’ya göre 140 kg civarında hafifleme getirmiş. Bu hafiflemenin yarısı kompozit bagaj kapağı
ve alüminyum motor kaputundan geliyor. Citroen’in açıklamasına göre yeni C4 Picasso, daha küçük model C3 Picasso’dan
daha hafiflemiş durumda. Boyu 4430 mm, yüksekliği 1610 mm ve yükseliği 1830 mm olan aracın bagaj hacmiyse 537 litre
(630 litreye genişletilebiliyor). Selefinden 40 mm daha kısa olmasına karşın aks mesafesiyse 55 mm daha uzun. Kabini
premium malzemelerle oluşturulmuş olan Fransız MPV’nin kokpitindeyse 12 inç büyüklüğünde bir LCD ekran yer alıyor.
Kabin içi değişkenliğinden vazgeçilmeyen araçta arka sırayı oluşturan koltukların her biri bağımsız olarak katlanabiliyor.
Citroen C4 Picasso’da PSA Grubu’nun motorlarına yer veriliyor. E-HDi 90 Airdream adı verilen 92 HP’lik motorla
km’deki egzoz salımı 100 gramın altına inen ilk MPV unvanını alan C4 Picasso, gücünü ön akslara debriyajsız robotize
şanzımanla aktaracak. Motor gamında ayrıca 1.6 litre 115 HP’lik e-HDi ve 1.6 litre 150 HP’lik Blue HDi seçenekler de
bulunacak. Benzinli motor seçenekleriyse 1.6 litre 120 HP’lik VTi ve turbo beslemeli 1.6 litre 150 HP’lik olacak.
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
Shell Türkiye, 90’ıncı
yılını kutluyor
7 Mart 1923 tarihinde akaryakıt ve
madeni yağ dağıtımıyla Türkiye’deki
faaliyetlerine başlayan Shell, bugün
perakende satışlardan arama ve üretime, kimya, denizcilik ve havacılık
satışlarından madeni yağ ihracatına
kadar enerjinin her alanında başarıyla
faaliyet gösteriyor. Shell Türkiye 90’ıncı
yılını 2013 boyunca çeşitli etkinlikler ile
kutlayacak.
Skoda yönetiminde değişim
Skoda’nın Türkiye distribütöre Yüce
Auto’da görevinden ayrılan Genel Müdür
Mahmut Kadirbeyoğlu’nun yerine Tolga
Şenyücel getirildi.
Peugeot’dan Nisan fırsatları
Peugeot 208, 308, 3008, 508 ve 5008
modellerinde sınırlı sayıda araç için 4
bin TL’ye varan indirim fırsatları devam
ediyor. Ayrıca, Peugeot, hafif ticari araç
sahibi olmak isteyen müşterilerine de
navigasyon keyfi sunuyor. 5 bin TL’ye
varan indirimlerle sahip olabileceğiniz
Partner Tepee’nin Allure ve Zenith modellerinde 7 inç Entegre Navigasyon, opsiyon olarak sunuluyor.
Müşteri memnuniyetinde
5. zafer yılı
Toyota, Ulusal Kalite Derneği (KalDer) ve
KA Araştırma Limited tarafından 81 ilde
10.969 kişiyle yapılan “Türkiye Müşteri
Memnuniyeti Endeksi” araştırmasında
binek otomobil sektöründe 5 yıldır
üstüste ilk sırada yer almayı başardı.
Türkiye Müşteri Memnuniyeti Endeksi
2012 yılı araştırmasının 4. çeyreğindeki
ölçümlenmesi sonucunda Toyota binek
otomobil kategorisinde yine birinci sıraya
yerleşti ve her koşulda müşteri memnuniyetini en üst düzeyde tutmasının
karşılığını da almış oldu.
16 › 17 e-motoring magazine › nisan 2013
Otomatik Panda
Türkiye’de
Fiat’ın 1980′lerin başından itibaren pratik şehir içi kullanım
özellikleriyle efsaneleşen modeli
Panda’nın, çevreci Twinair motor ve otomatik şanzımanlı yeni
versiyonu ülkemizde satışa sunuldu. 0.9 litre hacimli 85 HP’lik Twinair motoruyla olduğu kadar
robotize otomatik şanzımanıyla dikkat çeken Fiat Panda, ekonomik olmasının yanı sıra iç mekân ferahlığı ve fonksiyonelliği
ile bir şehir otomobilinden daha fazlasını arayanlara hitap ediyor.
Panda’nın 0.9 litrelik çevreci Twinair motoru 85 HP güç üretirken,
145 Nm’lik tork değerine ulaşabiliyor. 0.9 litrelik bu motor, 100
km’de 4.1 litre yakıt tüketiyor ve çevreci kimliğini 95 g/km’lik egzoz emisyon salımıyla ortaya koyuyor.
70 yıl aradan sonra yeniden
En son 70 küsur yıl once görülen 20. Yüzyıl başlarının en ünlü
elektrikli otomobil üreticisi Detroit Electric markası, sınırlı
sayıda ürettiği spor otomobilleriyle gelecek ay Shangai Otomobil
Fuarı’nda ortaya çıkmaya hazırlanıyor. Bununla ilgili bir teaser
fotoğraf yayınlayan marka, otomobil çok ortaya çıkmış olmasa
da heyecan verici bir sportif coupe tanıtacağının sinyallerini veriyor. Her şey yolunda giderse Ağustos ayında üretime başlayacak
olan marka, bu modelden 2500 adet üretmeyi planlıyor. Bu
modeli 2014’te üretime alınacak iki ayrı yüksek performanslı
model daha izleyecek. 1930’larda iflas eden marka, bütün bu
hazırlıklarını Lotus’un desteğiyle gerçekleştiriyor. Dolayısıyla
otomobilde Lotus kökenli bazı parçalarla karşılaşmak kimse için
sürpriz olmamalı.
Kabile şefi kafa karıştırıyor
New York Otomobil Fuarı’nda tanıtılan yeni Cherokee, özellikle burun tasarımıyla tam bir “ya sev ya nefret et” otomobili
olduğunu gösterdi. Chrysler’ın Ohio’daki Toledo fabrikasında üretilecek olan Cherokee, özellikle ön tasarımıyla çok tepki
toplamaya aday gösteriliyor. 3.5 inçlik dokunmatik bilgi ekranı, elektronik sürüş asistanları, asimetrik katlanabilen koltuklar gibi ekipmanlara sahip olan araçta adaptif hız sabitleme sistemi de yer alıyor.
Dodge Dart platformu üzerinde geliştirilen lüks arazi aracı, güncel Cherokee’den 181 kg daha hafifletilmiş. İlk kez
kullanılan 9 vitesli bir şanzımanla donatılan araç, 2.4 litrelik dört silindirli ve184 HP gücünde Tigershark ile 3.2 litre 267
HP’lik V6 Pentastar benzinli motorlarla sunulacak. Yeni Cherokee, Active Drive I, Active Drive II, Active Drive Lock
olmak üzere üç ayrı dört tekerlekten çekiş sistemiyle alınabilecek. Sport, Longitude ve Limited donanımlı versiyonlarda
sunulacak ilk seçenek, sürücünün müdahalesi gerekmeden tamamen otomatik güç dağıtımı sağlayabiliyor. İkinci seçenek,
düşük deviri seçme imkanı sağlarken üçüncü seçenekse ikinci seçeneğe ek olarak arka aksta diferansiyel kilidi sunuyor.
Cherokee’de sunulacak donanım seviyeleriyse Sport, Longitude, Limited ve Trailhawk.
Kia Soul yenilendi
Ülkemizde çok yaygın olmasa da özellikle Amerikan pazarında çok rağbet gören kompakt van modeli
Soul yenilendi. Görüş açısını iyileştirmek için daha dar A sütunlarının kullanıldığı otomobil, güncel versiyona göre %29 daha dirençli olan tamamen yeni platform üzerine yerleştirilmiş. Öncüsüne göre genişliği
15 mm artırılan, aks mesafesiyse 20.3
mm artırılarak 2570 mm’ye ulaştırılan
aracın yüksekliğiyse aynı bırakılmış.
McPherson tipi süspansiyonu üzerinde yeniden çalışılan ve sürüş kalitesi iyileştirilen otomobildebagaj
kapısının da 6 cm daha geniş açılması
sağlanmış. Base Soul, Soul Plus ve
Soul Exclaim ekipman seviyeleriyle sunulacak araçta ilk aşamada 130 HP’lik
1.6 litre ve 164 HP’lik 2.0 litre hacimli
GDI motorlar sunulacak. Yeni Soul yedi
farklı renk seçeneğiyle sunulacak.
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
Transit Connect 1 milyonu devirdi
Ford Otosan’ın 2002 yılında üretimine başladığı ve 5 kıtaya ihraç ettiği
Transit Connect’in 1 milyonuncu üretimi, törenle hattan indirildi. Ford
Otosan’ın Kocaeli Fabrikası’nda üretilen Transit Connect; geniş iç hacmi,
dayanıklılığı ve kullanışlı tasarımıyla öne çıkarak ticarete konfor getirdi
ve hem Türkiye’de hem de ihraç edildiği pazarlarda büyük satış başarıları
yakaladı. Törende konuşan Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün,
“Türk işçi ve mühendisinin emeğiyle yaratılan Transit Connect modelinin
Türkiye’de ve dünyada kazandığı başarılardan Ford Otosan olarak büyük
gurur duyuyoruz” derken açıklamasını şöyle sürdürdü: “Connect dünya
pazarları için Türkiye’de Ford Otosan tarafından tasarlandı, geliştirildi
ve üretildi. Ford Otosan ailesi bugün 1 milyonuncu üretimini hattan indirmenin mutluluğunu yaşıyor. Üretime başladığımız 2002 yılından bu
yana hem üretim adedimizi hem de pazar payımızı istikrarlı bir şekilde
yükselttik. Türk mühendislerinin ve işçisinin emeğiyle üretilen, 2010 ve
2011 yıllarında sınıfının satış lideri olan Connect’leri Amerika haricinde
toplam 50 ülkeye daha ihraç ettik. Türkiye’den ABD’ye yapılan toplam
ihracatın %10’unu Ford Otosan olarak biz gerçekleştiriyoruz. Bugün
gerçekleştirdiğimiz 1 milyonluk üretimin 713.462’sini ihraç ettiğimiz
Connect, ülkemize önemli bir katma değer sağlamıştır” dedi.
Reklam geri çekildi,
yaratıcıları iş arıyor!
Ford Hindistan, Figo modelinin skandal etkisi yaratan satirik reklamı için özür diledi ve
yaratıcılarını da işten kovdu. 2008 model 5. nesil Fiesta platformu üzerinde geliştirilen küçük
hatchback modeli Figo için üç ayrı konseptle
hazırlanan reklamın illüstrasyonlarından ilkinde
Kardashian kardeşler elleri bağlı ve ağızları
bağlı otururken direksiyondaki Paris Hilton göz
kırpıyor. İkincisinde Berlusconi zafer işareti
yaparken bagajda esir durumda üç “fıstık”
yer alıyor. Üçüncü ilüstrasyonda da Michael
Schumacher’in direksiyonda oturduğu Figo’nun
bagajında Fernando Alonso, Lewis Hamilton ve
Sebastian Vettel, elleri ve ağızları bağlı olarak
oturuyor. Reklama gelen negatif tepkiler üzerine
Ford reklamı geri çekti ve “hiç olmamalıydı”
diyerek özrünü açıkladı. Ford’un marka imajına
uymayan, agressif ve negatif düşünceler yaratabilen bir reklam olduğu gerçek ama reklamcıların
kovulması yerine, projeyi onaylayan kişinin istifa etmesi daha doğru olmaz mıydı?
18 › 19 e-motoring magazine › mart 2013
Dünyanın da
en iyisi seçildi
Geçtiğimiz ay Avrupa’nın en prestijli ödülü olarak kabul edilen ‘Car of the
Year’ (COTY) ödülüne layık görülen Golf
VII, bu başarısını dünyaya taşıdı. Golf
VII, ‘World Car of the Year’ (WCOTY)
ödülünü de alarak dünyanın en iyi
otomobili seçildi. Yeni Golf ödülleri toplamaya devam ediyor: uluslararası jüri
tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde Golf VII, ‘2013 World Car of the
Year’ ödülüne layık görüldü. Golf modelinin aldığı ödüller arasında bir
kilometre taşı konumunda yer alan ödül, New York Uluslararası Otomobil Fuar’ında verildi.
WCOTY jürisi, Kasım 2012 tarihinde pazara sunulduğundan bu yana 17
uluslararası ödül kazanan Golf’ün yedinci neslinin ferah, pratik ve rahat
bir kullanım sunan boyutlarının yanısıra, yenilikçi tasarımı, yeni motor
yelpazesi, bir dizi ekipman ve güvenlik sistemleriyle etkileyici olduğunu
belirtti. 23 ülkeden 66 otomobil gazetecisinden oluşan WCOTY jüri,
‘Herkese uygun bir araç varsa, bu Golf’tür’ şeklinde açıklama yaptı.
Üç hafta önce Cenevre Fuarı’nda Avrupa’nın en önemli otomotiv ödülü
olan ‘Car of the Year’ı alan Yeni Golf, ’2013 En İyi Otomobil’, ‘Auto Trophy 2012′ ve ‘Top Gear’ ödüllerini de aldı.
The Ring resmen
tabelayı astı
Nürburgring pisti,
yıllardır süren gelir
yetersizliğinden dolayı
resmi olarak satışa
çıkarıldı. Satış sürecini
yöneten Jens Lieser,
pistin bir bütün olarak
mı yoksa bölümlerinin
ayrılıp mı satılacağını
henüz bilmediğini açıkladı. Söylentilere gore pistin
alıcılarının sayısı 10’a yakın. Nürburgring Pisti için
belirlenen satış bedeli ise 125 milyon Euro. Buna karşılık
pistin satışına karşı çıkan Save The Ring hareketinin
önde gelenleri, bunu motorsporları açısından önemli
sorunlar yaratabileceği fikrini taşıyor.
Honda Türkiye’de yönetim
kadrosu yenilendi
Honda Türkiye yönetiminde önemli
değişiklikler yapıldı. Başkan Yardımcılığı
& Yönetim Kurulu Üyeliği’ne İsmail
Sümer’i atanırken, Can Eroskay Satış
Sonrasından Sorumlu Genel Müdür
Yardımcısı oldu. Erdem Soydaş otomobil
segmentinin, Kadir Kutluay ise motosiklet
se gmentinin satış ve pazarlamasından
sorumlu Genel Müdür Yardımcıları
olarak göreve atandı. Honda Türkiye
Pazarlama Müdürü Güray Yücel ise 13
yıldır görev yaptığı markadan ayrıldı.
Avrupa’nın en çevrecisi Fiat
Fiat, otomotiv verileri konusunda
dünyanın en önemli hizmet sağlayıcısı
konumundaki JATO Dynamics tarafından
gerçekleştirilen araştırma sonuçlarına
göre 2012 yılının en çevreci otomobil
markası oldu.
Audi-Iron Man birlikteliği
sürüyor
Audi, 3 Mayıs 2013’te vizyona girecek
olan Marvel’ın Iron Man 3 filmi için Disney ve Marvel Entertainment Ltd.’nin bir
kolu olan Marvel Stüdyoları’yla güçlerini
birleştirdi. Marka bir kez daha tüm film
boyunca vurgulanacak. Serinin birinci ve
ikinci filmlerinde Audi R8, R8 Spyder, A8,
S5 ve Q7 yer almıştı.
Tüketim cimrisi
Symbol’den rekor
Noter ve İTÜ Otomotiv Laboratuarı yetkilileri ile birlikte düzenlenen “Renault
Symbol Eco-Challenge maratonunda”,
Yeni Renault Symbol 1.5 dCi 75 HP 100
km’de sadece 2,9 litre (103g CO2/km)
tüketim değeri sergiledi; bu rakam bir
depo yakıtla toplam 2000 km’lik bir menzile tekabül ediyor. Yeni Symbol, 1339
km’lik parkuru sadece 39 litre yakıt ile
tamamladı. Bu sonuçlar noter gözetimi
altında gerçekleştirildi ve İTÜ Otomotiv
Laboratuarı tarafından onaylandı.
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
BUZZ Academy ile buzda dans
Tüm dünyada motor sporuna ilgi duyanların
rağbet ettiği buzda hız rekoru denemeleri
artık Türkiye’de de yapılıyor. Özellikle Finlandiya, İsveç gibi kuzey ülkelerinde yapılan
buz üzerinde sürüş heyecanı, Banvit Kırmızı
sponsorluğunda, Türkiye’nin bu alandaki ilk
ve tek yarış okulu olan Buzz Driving Akademi tarafından düzenlenen proje ile start
aldı. Türkiye Pist ve Formula 3 Şampiyonu
Ertan Nacaroğlu direktörlüğünde, Banvit Kırmızı’nın sponsorluğunu üstlendiği,
buz üzerinde hız deneyimi yaşatmak üzere
Türkiye’nin ilk ve tek yarış okulu olan Buzz
Driving Akademi kuruldu. Bilgisi ve tecrübesi ne olursa olsun her kesime hitap eden
eğitimler sunan Buzz Driving Akademi’nin ilk
projesi, baharla birlikte bazı bölgelerde papatyalar açmaya başlamışken buzlarla, karla
kaplı, güzelliğiyle ünlü Çıldır Gölü’nde hayata
geçti. Dünyada motor sporu meraklıları ve
profesyonelleri tarafından yaşanılan yüksek
adrenalin ve heyecan nedeniyle rağbet gören
buz üzerinde hız deneyimini Türkiye’ye ilk
kez taşıyan proje kapsamında, deneyimli ve
başarılı yarış pilotlarımızdan Ertan Nacaroğlu,
buzlarla kaplı Çıldır Gölü’nde katılımcılara
buzda sürüş teknikleri eğitimi verdi. Kars-Ardahan’da, 123 km2 alana
sahip Çıldır Gölü üzerinde, yeterli buz
kalınlığı ölçümleri, tam güvenlik kontrolleri sonrası başlayan ve 2 gün süren
eğitime, Türkiye ve yurt dışından katılım
oldu. Eğitim sonunda buzla kaplı göl
üzerindeki sürüşlerini başarıyla tamamlayanlar, Buzz Driving Akademi’den
sertifikalarını aldı.
Eğitimde neler veriliyor?
Bilgisi ve tecrübesi ne olursa olsun
her kesime hitap eden buzda sürüş
eğitiminde, katılımcılar öncelikle teorik eğitimleri alıyorlar. Doğru frenaj
zamanlaması, viraj alma teknikleri,
sürücünün ve otomobilin limitleri, kayan
otomobilin kontra pozisyonları, buzda
kullanılacak otomobillerin teknik özellikleri ve doğru lastik seçimi gibi bilgiler verildiği eğitimler eğitmen pilotlar
tarafından veriliyor.
Pratik eğitimlerde ise, oluşturulmuş
parkurda slalom yapmak, buz üzerinde
direksiyon hakimiyeti, virajlara otomobilin arkasını kaydırarak girme teknikleri,
otomobili olduğu yerde kaydırıp 360 derece döndürmek, doğru lastik seçimi ve
kullanılan lastiklerin yol tutuşu ile araçta ESP’li ve ESP’siz kullanım farkı gibi
konularda eğitim veriliyor. Buz üzerinde otomobil ile dans etmek, otomobili
yan yan kaydırmak, hatta pist dışına
çıkarmak ise serbest.
Yeni Toledo
piyasada
SEAT’ın tamamen yenilenen modeli Toledo satışa
sunuldu. Pazara sunulduğu günden bu yana gördüğü
ilgi ve elde ettiği satış başarısıyla SEAT markasının en
önemli modelleri arasında yerini alan Toledo, sınıfının
en sportif sedanı olarak yollarda. Toledo, 37.500
TL’den başlayan fiyatlarla alınabiliyor.
Bütünüyle yeni bir model olarak Toledo, Volkswagen grubunun en yeni motorlarını kullanıyor. Türkiye
satışa sunulan 1.2 lt’lik TSI motora sahip versiyon,
105 HP güç üretirken 175 Nm’lik bir tork sağlıyor.
100 km’de ortalama 5.4 lt yakıt tüketim değerine sahip
bu versiyonun CO2 emisyonu ise km’de 125 gr. Ailenin diğer benzinli ve 7 ileri DSG şanzımanla alınabilen
versiyonu ise 1.4 litrelik TSI motora sahip. 122 HP
güç ve 200 Nm tork oluşturan bu motor, 100 km’de
5.8 litre yakıt tüketimi ve km’de 134 gr CO2 emisyon
değerine sahip.
Türkiye’de satışa sunulan dizel motor seçeneği ise 1.6
litrelik common rail TDI üniteyle alınabiliyor. 105 HP
güç üreten bu motor seçeneği 250 Nm’lik tork değerine
sahip. Yakıt tüketim değeri 100km’de 4.4 litre olan bu
versiyonun CO2 emisyon değeri ise 114gr/km.
Otomobille buz rekorları kimde?
Buz üzerinde en yüksek hız rekorunu Finlandiya Oulu’da bulunan buz
düzlüğünde, 331,610 km/s hıza ulasan
Janne Laitinen elinde bulunduruyor. Eski
rekor ise, donmuş Baltık Denizi’nde,
330.695 km/s kilometre hıza ulaşan,
4 kez dünya ralli şampiyonu olan Juha
Kankkunen’e ait; Guinnes tarafından
da kayıtlara geçen rekor, 8.7 millik yol
üzerinde kaydedildi.
e-motoring magazine › nisan 2013
HOT NEWS
Audi’nin ödül
koleksiyonu
Audi’nin kazandığı ödüller zincirine yeni halkalar
eklenmeye devam ediyor. Dünyanın birçok ülkesinde ödüle layık görülen modellerin yanısıra,
Audi özellikle teknolojideki öncülüğüyle beğeni
topluyor.
Alman otomobil dergisi Auto Bild’in yaklaşık 100
bin okurunun katılımıyla yılın en iyi otomobillerinin seçimi yapıldı. 10 Audi modeli 10 sınıfta
liste başı oldu. Üstün kalitesi nedeniyle seçilen
Audi modelleri: A3, A4, A5, A6, A7, A8, TT, Q3,
Q5 ve Audi Q7 oldu. Okurlar değerlendirmede
kalite, fiyat ve tasarım kriterlerini öne çıkardılar.
Her yıl dünyanın teknolojiye öncülük eden
şirketlerini belirleyen MIT Technology Review’ın
editörlerinden oluşan jüri, Audi’yi pilotlu sürüş
çözümleri nedeniyle “50 Çığır Açan Şirket
Listesi”ne dahil etti. Şirketlerin listeye girebilmeleri için editörlerin yapılan inovasyonların
insanların yaşamını dünya çapında iyileştirdiğine
kanaat getirmeleri gereken değerlendirmede
Apple, Samsung ve General Electric gibi küresel
şirketler yer alıyor.
Audi A4, Yılın DEKRA Kullanılmış Otomobil
Raporu’nda liste başı oldu. Beş yıl üst üste genel listenin ilk sırasında bir Audi’nin yer aldığı
yarışmada bu yıl adaylar arasında en düşük hata
oranına sahip olan A4, birinci oldu. Ayrıca A2, A5,
TT ve Q5 de kendi kategorilerinde birinci geldi.
1936’da kurulan ve dünyanın en büyük bağımsız
ürün testi yapan kuruluşu olan Tüketiciler
Birliği’nin yayını Consumer Reports dergisi Audi
A6’yı Lüks Sedan kategorisinin en iyisi ilan etti.
Audi A3 tasarımıyla da bir ödül avcısı; Alman
Tasarım Ödülleri töreninde Alman Tasarım Heyeti A3’ü Ulaşım ve Kamusal Alan kategorisinde
birinci ilan etti.
Bir hafta sonra Achim Badstübner, Münih Yaratıcı
İş Haftası’nda Ulaşım Tasarımı kategorisinde iF
Ürün Tasarımı Altın Madalyası’nı aldı. 2013 Design Trophy yarışmasında iki Audi modeli kendi
sınıfının en iyisi oldu. Yarışmaya 24 bin’den fazla
Auto Zeitung okuru katıldı. Katılımcıların yaklaşık
yüzde 31’i Şehir Otomobili kategorisinde Audi A1
Sportback’ten yana oy kullandı.
Skoda’nın model atağı
Skoda için 2013 yılı, tam anlamıyla yeni model atağını işaret ediyor. Bunun için üretim hazırlıkları ve yeni modellerin üretim adetlerinin artırılması gibi çalışmalar sürerken, bu dönemde, Avrupa
pazarlarındaki durgunluk da etkisini gösteriyor. Bu yılın ilk iki
ayında dünya çapındaki satışların, geçen yılın aynı dönemine göre
yüzde 7.4 düşüşle 136.600 adet olduğunu söyleyen Skoda Yönetim
Kurulu Başkanı Vahland, “2013 çok zorlu geçecek. Gençleşen model
yelpazemiz ve yeni Octavia’nın lansmanıyla tam donanımlıyız. Model atağımız tam zamanında olacak” dedi. 2013 yılında model atağını
tamamen yeni Octavia ile başlatan Skoda, bunu Cenevre Fuarı’nda
tanıttığı Octavia Combi ile sürdürecek. Önümüzdeki aylarda Rapid
Spaceback, Octavia Combi 4×4, Octavia RS, bazı pazarlara yönelik
doğalgazlı Octavia CNG de onu izleyecek. Skoda Rapid’in kademeli olarak tüm pazarlarda satışa sunulması da sürüyor. 2015′e kadar
Skoda’nın tüm model yelpazesi yenilenmiş olacak.
Skoda Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Winfried Vahland, Çek
Cumhuriyeti’nde düzenlenen yıllık toplantıda yaptığı konuşmada,
2012 yılında Skoda’nın gelişme stratejisini sürdürdüklerini belirterek, “Satışlar ve gelirlerde yeni bir rekor kırdık. Model yelpazemizi genişletip, uluslararası otomobil pazarlarında konumumuzu
güçlendirdik” dedi. Yeni modellerin yanı sıra kapasite artırımına
yönelik yaptıkları yatırımları da hatırlatan Vahland, zorlu ekonomik
koşullara rağmen karlılıklarını da korumayı başardıklarını söyledi.
Araç paylaşım pazarı genişliyor
Dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık kuruluşlarından Frost
& Sullivan’ın pazar belirlemelerine göre araç paylaşımı pazarında
2013 yılında 70 bin araçla üç milyon üyeye ulaşılması bekleniyor. 2020
yılında ise bu sayının global ölçekte 26.2 milyon üyeye yükselerek dokuz kat büyüme kaydetmesi öngörülüyor. Bununla birlikte, Frost &
Sullivan analistleri 2010 yılında P2P araç paylaşımı alanında 13 olan
operatör sayısının 2011 yılında 24 operatöre yükselerek sadece bir yıl
içerisinde yüzde 85 oranında büyüme göstermesine dikkat çekiyorlar.
Frost & Sullivan’ın araç paylaşımı alanında gerçekleştirdiği son araştırma ise
yeni bulguları ortaya koyuyor. Araştırmayla ilgili olarak Frost & Sullivan Türkiye Otomotiv Araştırmaları Direktörü Mohamed Mubarak, araç üreticilerinin
araç paylaşımını giderek daha yüksek oranda potansiyel bir farklılaştırıcı, ek gelir
akışı ve müşterilere yakınlaşmak için bir fırsat olarak gördüklerini ifade ediyor.
e-motoring magazine › nisan 2013
LANSMAN
Yoldan çıkınca da premium:
V40 Cross Coun
24 › 25 e-motoring magazine › nisan 2013
ntry
Volvo Car Türkiye Genel Müdürü Torben Eckardt
Volvo Car Türkiye, premium crossover modeli V40 Cross Country’nin tanıtımını
Bolu/Kartalkaya’da düzenlediği bir organizasyonla gerçekleştirdi. Organizasyonda
yeni Volvo V40 satışlarının neredeyse yarısını oluşturacak olan V40 Cross Country’nin
1997′de V70 Cross Country ile başlayan bir geleneğin üzerine inşa edildiğini söyleyen
Volvo Car Türkiye Genel Müdürü Torben Eckardt; günlük hayatlarında renk katmak isteyenler için tasarlanan bu otomobilin; şehirden uzaklaşmak istediğinizde, yeni maceralar
keşfetmenize yardımcı olacak yeteneğe de sahip olduğunu belirtti. Nisan ayından itibaren yıl sonuna kadar 1200 adet V40 satmayı amaçladıklarını bildiren Eckhardt, bunun en
az 500 adedinin V40 Cross Country olacağını söyledi. Markanın yılsonuna kadar toplam
satış hedefi ise 5600 adet. İki benzinli ve bir de dizel olmak üzere üç motor seçeneği
ile satılan V40 Cross Country fiyatları 1.6 litre benzinli 180 HP’lik T4 modelinde 76.030
TL’den başlıyor ve 2.0 litre 213 HP’lik sürekli dört çeker top model T5 AWD Advance’ta
124.370 TL’ye kadar uzanıyor.
Her yol koşuluna uygun yetenekli araç
İsveçli üreticinin XC ve Cross Country modelleri arasında net bir farklılık bulunuyor.
Volvo XC modelleri benzersiz gövde tasarımları ve yüksek oturma konumlarıyla belirgin
bir SUV karakterine sahipken; Cross Country modelleriyse, dinamik wagon ve hatchback modellerinin her yol koşulunda kullanılabilen çarpıcı versiyonlarından oluşuyor.
Volvo’nun diğer XC serisi modelleri arazi aracı kavramını karşılayabilen özellikler sunarken Yeni V40 modelinden geliştirilen V40 Cross Country, zarif bir sağlamlık sunuyor.
Hırçın değil belki ama sakin sular da ona yetmiyor. Hafif arazi gezintilerine uygun olan
otomobil, şehrin yoğun ve sıkışık trafiğinde de konforlu sürüşten ödün vermiyor. V40
Cross Country’de standart V40′a göre 40 mm daha yüksekte oturan sürücü, kompakt
yapı içerisinden trafiğe hakimiyet sağlıyor. Dış görünümü bazı aksesuarla daha da
güçlendirilebilen araçta 19 inçe kadar alaşım jantlar bile tercih edilebiliyor.
Volvo V40 Cross Country’nin sürüş kabiliyetlerine ek olarak kabin içinde de bütün
modern kullanıcı beklentileri karşılanmaya çalışılmış. Değişken koltuklar, yatırılabilir ön
yolcu koltuğu, kol dayanağının altında CD’ler ve diğer küçük eşyalar için kapaklı bölme,
seçilen müzik sistemine bağlı olarak USB/iPod ya da AUX bağlantısı, konsolda entegre
iki bardak tutucu ve bir de 12V’lik elektrik prizi, üst ve alt bagaj tabanları arasında gizli
eşya alanları, küçük eşyaları güvenli ve düzenli tutan bir ‘Bagaj Zemini Düzenleyicisi’ ve
bagaj bölme panelini, bir yükleme kayışını ve iki taban rayını içeren ‘Bagaj Düzenleyicisi’
de mevcut. Otomobilin kabini “tiyatro aydınlatması” hissi verecek şekilde yedi ayrı renkle
aydınlatılabiliyor.
e-motoring magazine › nisan 2013
NEWS EXTRA
Subaru’nun twin turbo dizel motorlu ve dört teleklekten çekişli
versiyonu 2015’te yollarda olacak... Toyota yeni Corolla’nın
tanıtımını öne çekmeye çalışıyor. Kasım ayındaki Los
Angeles Otomobil Fuarı’nda tanıtılacağı söylense de
otomobilin satışının daha erken başlayacağı söyleniyor... Ferrari ve McLaren’in son süper spor modellerini
hibridleştirmesinin ardından Porsche de aynı yolda. Yıl sonuna doğru tanıtılması beklenen 875 HP gücündeki 918
Spyder’ın Alman üreticinin gelecek modellerinde kullanacağı
hibrid teknolojiyi uygulayacağı model olması bekleniyor...
BMW’nin gelecek yıl tanıtacağı X4 modeli, Amerika’daki
Spartanburg tesislerinde üretecek... Maserati Ghibli geri
dönüyor! Shangai Otomobil Fuarı’nda sergilenmesi beklenen
otomobilin ilk teaser görüntüsü ortaya çıktı... 2014 sonunda
tanıtılacak gelecek nesil Volvo XC90’ın, markanın Çinli
sahibi Geely ile birlikte tasarlanan ilk model olması
bekleniyor... Gelecek nesil Peugeot 308’in tamamen yeni bir
tasarım anlayışı ve teknojilere sahip olacağı konuşuluyor...
VW Group tasarım şefi Walter de Silva, 2015 yılında
tanıtılacak olan yeni Scirocco’nun tamamen farklı bir
tasarım anlayışına sahip olacağını açıkladı... BMW 2
Serisi’nin coupe ve Gran Tourismo versiyonları da olacak...
Makyajlı Kia Optima otomobil severlerin karşısına ilk
kez New York Otomobil Fuarı’nda çıktı... JD Powers’ın
desteğiyle yapılan bir araştırma, kullanıcıların RunFlat lastikleri geleneksel lastiklere göre değiştirmeye daha eğimli
olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, 2011 veya 2012
yılında run-flat lastikli araç almış olanların yaklaşık üçte
biri patlama veya eskime nedeniyle lastiklerdenn en az
birini yeniledi. Normal lastiklerle bir araç satın olanlarınsa
sadece yüzde 19 tanesi yenilemek zorunda kaldı... Mitsubishi, akülerin neden olduğı anlaşılan birkaç yangından
dolayı plug-in teknolojisine sahip modellerin üretimine ara verdi... Subaru XV’de uzaktan kumanda üzerindeki bir düğmeye basarak nanoteknoloji ile kendi kendini
temizleme uygulamasını tanıttı. Nanojeneratörler, mekanik enerjiyi düşük voltajlı güvenli elektrik akımına çeviriyor ve bunu otomobilin dış gövde yüzeyini temizlemekte
kullanıyor... Range Rover Evoque üzerinde küçük bir
makyaj yapılacağını söyleyen tasarım şefi Gerry McGovern, aracın üstsüz versiyonunun yapılmayacağını
ama güçlü bir versiyonunun hazırlandığını açıkladı...
Suzuki, gelecek ay Shangai Otomobil
Fuarı’nda tanıtmayı planladığı yepyeni
kompakt sedan modeli Authentics konseptine ait teaser fotoğraf yayınladı...
Kulislerde Audi’nin, Alfa Romeo’yu
satın almak için Fiat ile görüştüğü
konuşuluyor... Alfa’nın yanı sıra
Magneti Marelli’nin Audi’ye satışı
da söz konusu olabilir... Seul Otomobil
Fuarı’nda
Mercedes-Benz
B Serisi
Renault-Samsung
ortaklığının “yeni” ürünü QM3 tanıtıldı.
Elbette ki bu araç QM3 logolu bir Renault Captur’dan başka bir şey değil!..
Gelecek
nesil
Nissan
GT-R’ın
elektrik destekli olmasına kesin
gözüyle bakılıyor. Otomobilde sil-
Nissan Micra
indir deaktivasyonu da olacak...
Elektrikli Mercedes-Benz B Serisi New
York Otomobil Fuarı’nda sergilendi...
Volvo
XC 90
McLaren’in patronu Ron Dennis,
geçen ay Cenevre’de tanıttıkları
P12’nin altında bir giriş modeli
olacağını açıkladı. P12’nin ancak
yarısı kadar güce sahip olacak
“ekonomik
P12”nin
adının
P13
olabileceği söyleniyor... Fiat 500’ün
RunFlat
model varyasyonları, küçük SUV modeli 500X ile son bulacak... Gövdesi ve
kabin tasarımı makyaj operasyonundan geçirilen dördüncü nesil
Nissan Micra’nın teknik özelliklerindeyse
Alfa
değişiklik
Romeo’nun
üst
açıklanmadı...
sınıf
modeli
166’nın yerini alacak yeni model üzerinde çalıştığı söyleniyor... Volkswagen, Cenevre Otomobil Fuarı’nda
konsept olarak tanıttığı CrossBlue
modelini Chattanooga ya da Mexico tesislerinden birinde üretmeyi
planlıyor... 4000 kişinin çalıştığı Belçika Genk’teki fabrikasını kapatma kararı
Ford’a 750 milyon dolara patlayacak!..
Maserati Ghibli
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST MINI Cooper S Coupé
Teknik fa
Ölçüsüz eğlence ka
28 › 29 e-motoring magazine › nisan 2013
aul:
apsülü
Her bir MINI versiyonu gibi
albenisi çok yüksek, gözler
hep üzerinde. Ama kullanırken
hakkını vermek için sadece iyi
otomobil kullanmak
yetmiyor. Otoyol virajlarında
orgazm oyunları oynayan
ama bozuk yüzeylerdeyse
rahatsızlığın sınırlarını zorlayan
süspansiyon özelliklerine
tahammül gerekiyor!
YAZI: And Mehmet Çetin
FOTOĞRAFLAR: Muhip Tuna Meti
C
ooper, Convertible, Clubman, Countryman,
Paceman, Roadster ve Coupé. BMW bugün
dünyanın en çok satan premium otomobil
markasıysa bunu büyük oranda MINI’ye ve
onun aynı arabadan farklı arabalar türetme
becerisine borçlu. Elbette bu çaba sonunda diş sıyırtacak
ve bir noktada işin suyu çıkacaktı.
Bu otomobil, tüm iddiasına rağmen hatchback’ten 25 kg
ağır. Daha iyi yol tutsun diye kullanılan süspansiyonları
tahtadan yapılmış ve sürüş zevkinden ziyade milimetrik
asfalt pürüzlerini ölçmeye yarıyor. Arka koltukları yok,
alçak tavanıyla daha klostrofobik ve Cooper S’ten de
daha pahalı. Görünen o ki ‘Coupé’, Issigonis formülünün
patladığı satır. Ancak işler göründüğü kadar basit değil.
Daha evvel hiç MINI kullanmamış bile olsanız o logoya
sahip bir otomobilin yanına yaklaştığınız vakit bilirsiniz ki, özel bir tecrübe edinmek üzeresiniz. MINI çok
pahalı bir otomobil olmayabilir, çok kaliteli de olmayabilir; ancak tüm bileşenlerinin bir araya geliş şeklinden
her birine verilen şekle, bu ‘şeklin’ ardında yatan teknik
hünerden markanın pazarlanma biçimine kadar, arabada
diğer markaların ne kadar didinseler de beceremedikleri
birtakım şeyler var. Nasıl ki Samsung’un teknik açıdan
en üstün telefonları üretmesine rağmen imaj ve kullanım
olarak bir iPhone’la yarışamaması ve neticede ürünlerini
daha ucuza satmak zorunda kalması gibi, diğer markalar
da -şimdilik- bu sınıfta MINI’yi takip etmeye muhtaçlar.
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST MINI Cooper S Coupé
Kep biçimli tavanından aşırı kompakt boyutlarına, içerden açılıp kapanabilen spoylerinden karikatür gibi iç mekanına kadar her öğesiyle bu otomobil tam bir özel üniversiteli
oyuncağı. Bu tanımlama burnunuza ayrımcı kokular gönderebilir fakat gerçekçi olmak
ve böyle bir ihtiyaç/segmentin varlığını kabullenmek gerek. Ve MINI Coupé, tek bir öğesi
hariç hedef kitleyi aslında tam 12’den vuruyor.
Kabinde kalite seviyesi vasat
Aslında Cooper’ın kokpiti aynen uygulanmış ama bu kadar yıl geçmesine karşın bazı
unsurların neden yenilenmediğini, şikayetlere kulak verilip iyileştirilmediğini merak ediyorsunuz. İçine oturup cam kumandalarını hangi akla hizmet orta konsola yerleştirdiklerini sorgulamaya başladığınız andan itibaren, arzu nesnesi hissiyatını
alıyorsunuz. Bu öyle bir otomobil ki, kabininde en fazla yer kaplayan unsur olan ortadaki
30 › 31 e-motoring magazine › nisan 2013
“Grup N sesi mi duyuyorum?”
duvar saati büyüklüğündeki hız göstergesine hemen
hiç bakmayacaksınız; bunu önünüzdeki minik dijital ekrandan yapacaksınız. Klimanın sıcaklığı nerden
artıyordu, fanın hızı nerden düşüyordu, her seferinde düşüneceksiniz. İşlevselliğin kelime anlamını
unutacaksınız. Ve asla mutsuz olmayacaksınız.
Ahh o ilk Mini yok mu.. hep bunların sebebi İngiliz
muhafazakarlığı ve gelenekler...
İçerde kullanılan malzemeler izole halde vasatı nadiren geçiyorlar ama dediğim gibi, bir bütün olarak
birbirlerine öyle güzel geçiyorlar ki, tek tek incelemeyi bırakıyorsunuz bir süre sonra.
Eğer kaymak gibi bir zeminde teslim aldıysanız
otomobili, ilk dikkatinizi çeken motorun
homurtuları oluyor. Bu kadar küçük aşırı beslemeli bir hacimden böyle güzel sesler çıkartmak,
ancak usta işi olabilir. İşin garibi, melodi önden
değil de bir supercar’daymışsınız gibi daha çok
sırtınızdan yükseliyor. Arabanın harika bir egzoz
sesi var.
Sesin kaynağı kendisinden de maço. 184
beygirlik 1.6-litre turbo makine, 1165 kg’lık
gövdeyi hangi ara 230 km/s’ye taşıyor, fark etmiyorsunuz bile. Motorun dopdolu bir tork bandı
var ve sıklıkla hacme olan inancınızı baltalıyor.
Tüketimiyse çok esnek; 5 litre de gördüm 17
litre de. Şehiriçi sakin kullanımda 8,5 civarı bir
ortalamadan söz edebiliriz.
Test aracının tork konvertörlü otomatik
şanzımanı yanlış bir tercih gibi görünebilir ama
hiç yanlış yapmıyor. Motorla uyumu kusursuz ve
ne gaz tepkilerinde ne de vites değişimlerinde
herhangi bir gecikmeye mahal bırakmıyor. Ancak direksiyon arkasındaki kulakçık eksikliği
kendini hissettiriyor. Vitesleri bir otomobilde direksiyondan değiştirmek gerekliyse o otomobil
MINI Coupé olmalıydı.
Eğer azarken, gene o baştaki pürüzsüz yollarda geziyor, mesela gecenin bir körü TEM’de
viraj alıyorsanız, o ufacık arabanın stabilitesi
karşısında küçük dilinizi yutabilirsiniz. Başınızı
arkaya çevirdiğinizde inip kalkan spoyleri
neredeyse elinizle tutacaksınız, o derece kompakt; ama hatchback yerine convertible baz
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST MINI Cooper S Coupé
alınarak geliştirilen, yani daha rijit olan şasi ve taş gibi
süspansiyonlar sayesinde, temiz yollarda MINI Coupé
gerçeküstü bir tutuşa sahip. Test aracında Bridgestone
Blizzak kış lastikleri vardı ve denemelerde bulunduğum
saatlerde hava 7 derecenin biraz üstünde olmasına
rağmen bu, hayrete düşmemi önlemedi. Etkiye gölge
düşüren tek unsur, tutuş limitlerinin çok gerisinde kalan
fren kuvvetiydi.
Tam bir oyuncak
Uzun virajları böylesine çiğneyip fırlatan otomobili ESP’yi
kapatıp kısa virajlarda dürttüğünüzde, gene kaskatı
süspansiyonların ve kısa dingil mesafesinin etkisiyle
orasının burasının oynamaya başladığını gözlemliyorsunuz. Önden kaymaya oldukça dirayetli burnu apekse
fırlatıp, ince simidi tuhaf fakat çok kısa turlu ve hızlı
çalışan direksiyonu kavrayıp, diğer eliniz de el freninde
‘hazır ol’da beklerken, kendinizi babanızın yeni aldığı
uzaktan kumandalı arabayı ilk kez test ederkenki gibi
hissediyorsunuz.
Tam oyuncak!..
Ancak yüksek beklentileriniz hiçbir zaman tam olarak
karşılık bulmuyor. MINI Coupé kaymak asfaltta 200’le viraj alsın diye tasarlandığından, bozuk zeminli yavaş virajlarda eğlenmenize olanak tanıyacak esnekliği sunmaktan çok uzakta. Hareketlenme, limitler de çok yüksek
olduğu için hep aniden, çok keskin biçimde gerçekleşiyor
ve kademeleri bir türlü yakalayamıyorsunuz.
Ve sürüş. En oyuncumuz bile zamanının çoğunu vasat yollarda ve trafikte geçirmeye mahkum. İşte bu
koşullarda MINI Coupé tam bir kabus.
Arabanın çukur ve kasislere toleransı sıfır. Pahalıya
satılsa da özünde ucuz bir otomobil olduğundan içi dışı
da bir, yani ne var ne yoksa olduğu gibi içeriye iletiyor.
Yayları sanki fabrika çıkışı kesik, amortisörler sarı Koni.
Şu ara kazı çalışmalarıyla işgal altındaki minibüs caddesinde, sanayiden fırlamış ham bir ‘gazcı arabası’ nasıl
ilerliyorsa, aynen öyle gidiyor. Direksiyon da her türlü
yüzey düzensizliğinden fazlasıyla etkileniyor. Elbette
spor otomobillerde birtakım ödünler şart ancak MINI
Coupé’de olan biten, kabul edilemez. Tabii hata bizde!
Koskoca BMW herhalde Türkiye yollarına göre otomobil
tasarlamayacaktı!...
Bu yegane öğeyi yok saymak hiç kolay değil. Olası bir
müşteri de geri kalanı mercek altına almak yerine koşarak
uzaklaşıp RCZ ya da Scirocco’ya göz atacaktır. Fakat
ben, düzgün bir süspansiyonla bu otomobilin albenisinin
ne kadar yükseleceğini hayal etmeden duramıyorum. Hiç
pratik değil, kağıt üstünde sunduklarına göre de 90 bin
lira çok fazla; ama alt alta koyduğunuzda araba keyif
verici bir madde olarak çok fazla şıkkı doğru işaretliyor.
32 › 33 e-motoring magazine › nisan 2013
MINI Cooper S
Coupé
+
+
+
+
-
Düzgün zeminde çok yüksek yol tutuş limitleri
Performansı yüksek, sesi harika motor
Otomatik şanzımanın işleyişi
Zevkli iç mekan
Bozuk yüzeylerde niteliksiz sürüş
Gereksiz büyük bagaj
Direksiyonda kulakçıklar eksik
Yakıt tipi: Benzin
Motor hacmi (cc): 1598
Motor gücü (HP): 184
Maksimum tork (Nm): 240 (overboost: 260)
Vites kutusu: 6-ileri otomatik
Maksimum hız (km/s): 224
0-100 km/s hızlanma (sn): 7,1
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 8,9/5,0/6,4
Ağırlık (kg): 1165
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Mercedes-Benz GL350 BlueTec 4MATIC
Mercedes-Benz’in 1889’da çıkan ilk
motorlu otobüsü Imperial, tavan hariç
10 yolcu kapasiteliydi ama boyutları
GL350’den daha küçüktü!
YAZI: Süreyya İzgi
FOTOĞRAFLAR: Batuhan Kıran
34 › 35 e-motoring magazine › nisan 2013
Boyutu da önemli
fonksiyonu da
Mercedes-Benz’in 118 yıl önce
ürettiği ilk otobüsten daha büyük
olan bu tam teşekküllü ağır
vasıta (!), müthiş sürüş
dinamikleri, konfor,
performans ve güvenlik
özellikleriyle tanımlaması zor bir
araç. Yollarımıza iri gelse de sınır
tanımaması en iddialı statüsü.
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Mercedes-Benz GL350 BlueTec 4MATIC
M
ercedes-Benz 1895’ten beri adına
“otobüs” denilen araçlardan
üretiyor. Karl Benz tarafından
Almanya’da üretilmiş dünyanın
ilk motorlu toplu yolcu taşıma
aracı 1899’da yola çıkan Imperial idi. Gerçi Imperial’in yolcu
kapasitesi 10 kişiden ibaretti ama tavana koyulan
sıralara da bizdeki minibüs kültürüyle yolcu yüklenirse
kapasite iki katına kadar çıkabiliyordu. Tüm avantaj
ve dezavantajlarıyla o vakte kadar eşi görülmemiş bir
“vesaitti”. Gelişimi durmaksızın sürdü de sürdü üstelik. Üzerinden yüzyılı aşkın zaman geçtikten sonra
otobüsler çok büyüdü ve gelişti. 2006’daysa modern
trendler gereği üretilen devasa SUV modeli GL yollarda
göze çarpmaya başladı. Bunlar kıyaslanabilecek türler
değil, bu şüphesiz ama şuna dikkat çekmek isterim
ki, bugün ikinci jenerasyonuyla test programında yer
verdiğimiz GL 350 BlueTEC maksi SUV, o tarihi ilk otobüsten daha uzun, daha büyük bir araç! Yolcu kapasitesi belki 10 değil ama rahat rahat oturulması kaydıyla
7, Türk usulü sıkışılırsa yine de zorlanmadan 10! Birisi
otobüstü, diğeri maksi SUV!
Faaliyete geçmesinden itibaren herhalde MercedesBenz’in marka felsefesiyle en fazla uyuşmayan üretim
kalitesini gösteren Amerika/Tuscaloosa fabrikasında
üretilen bu modern “otobüs”, ML bazı üzerinde
uzatılmış 7 kişilik bir araç. Kalabalık Amerika’nın gereksinimlerini karşılamak, virajsız yollarında “uçup
gitmek” ama arazi koşullarına çıkıldığında da rol yapmadan ilerleyebilmek için geliştirilmiş bir XL! Özellikle 1997 yılında ilk ML’in işçilik/uygulama hatalarıyla
yerden yere vurulan Amerikan üretim stili, hem ikinci
nesilde hem de -farklı fabrikalarda üretilmekle beraber- BMW’nin X5 modelinde ağır eleştiriler toplamıştı.
Almanlar Amerikan işçiliğini beğenmiyorlardı! Neyse ki
işçilikle ilgili soru işaretleri GL’ye hiç taşınmadı. Geçen
yılların üretimde titizliğin Almanya ile eşitlendiğini ortaya koyuyor, hatasız denilebilecek bir finishingle karşı
karşıyayız GL’de.
Mercedes-Benz’in ilk otobüsünden büyük olan bu XL
SUV, 5 metreden daha uzun! 3 metrelik aks mesafesinin içine tekerleklere değdirmeden minik bir şehir
otomobili yerleştirmek mümkün! Bunu vurgulamakta
36 › 37 e-motoring magazine › nisan 2013
Eğer GL’niz varsa başınız dertte
dolaşmak zorundasınız, şeritler
çıkmayın! Otoparklarda uygun
bir şehir aracı değil! Yıkamacıla
istediklerinden “ziyadesiyle” öd
e! Trafikte bir dev olarak
r yetmiyor, kimsenin üzerine
yer aramak zorundasınız, asla
arda 2 katına kadar para
demek zorundasınız ki istiyorlar!
Mercedes-Benz
GL350 BlueTec 4MATIC
+ Çok üstün
+ Makul tüketim
+ Performanslı, konforlu ve güvenli sürüş
+ Teknolojinin ilerisinde
+ Çok zengin donanım
- Şehir içinde sıkıntılı boyutlar
- Park/yıkama/manevra ızdıraplı (!)
Yakıt tipi: Motorin
Motor hacmi (cc): 2987
Motor gücü (HP): 258
Maksimum tork (Nm): 620
Vites kutusu: 7-ileri manuel
Maksimum hız (km/s): 220
0-100 km/s hızlanma (sn): 7.9
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 8.4/7.2/7.7
Ağırlık (kg): 2455
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Mercedes-Benz GL350 BlueTec 4MATIC
ısrar ediyorum, çünkü bildiğim Avrupa şehirlerinde ve tabii ki İstanbul’da bu araca (şu an otomobil kelimesini silip
araç yazmayı uygun buldum!) sahip olmanın getirdiği
bir sürü zorunluluk var. Trafikte bir dev olarak dolaşmak
zorundasınız, şeritlere sığın, kimsenin üzerine çıkmayın!
Otoparklarda uygun yer aramak zorundasınız, asla bir şehir
aracı değil! Yıkamacılarda 2 katına kadar para istediklerinden “ziyadesiyle” ödemek zorundasınız, istiyorlar! Daracık
sokaklarda manevra ise -sunulan tüm mesafe sensörlerine
karşın- kabus! Ama şehirden sıyrılıp otoyola çıktığınızda
kumandanı olduğunuz 258 HP gücündeki 3.0 litrelik dizel
V6, devasa cüsseyi rokete çeviriyor! Üstelik 2455 kg’lık
bu roket yakıtı neredeyse koklayarak tüketiyor, deneme
sürüşümü İstanbul-Lüleburgaz arasında yaptım ve tempolu sürüşüme rağmen 7.5 litrelik muazzam bir performans
elde ettim! Bu arada Lüleburgaz ile herhangi bir bağım yok,
GL350 o kadar pürüzsüz akıyordu ki, tabelasını görünce
nerede olduğumu fark ettim!..
38 › 39 e-motoring magazine › nisan 2013
3.0 litrelik değişken
geometrili turbo beslemeli
motorun 1600-2400 devirler
arasında sürekli üretebildiği
620 Nm’lik maksimum
tork, dört tekerlekten
çekişle dev araca kayıpsız
olarak adeta tırmalayarak
hızlanma kazandırıyor.
Tam gaz ilerlemelerde dört
tekerlek üzerinden zemine
yansıyan kuvvetin asfaltı
buruşturduğunu zannediyor insan! Tabii ki aldatıcı
ama bir o kadar gerçek ki!
7 G-TRONIC çift kavramalı
şanzımanla vitesler
değişmiyor gibi değil, oto-
mobilde şanzıman yokmuş gibi bir pürüzsüzlük sözkonusu.
2.5 tonluk tankın 0-100 km/s hızlanması 8 saniye bile değil,
hayal etsenize! Bu arada gerçek bir tanktan söz edeyim,
bu aracın yakıt tankı 100 litre! Tüketim durumu da ortada
menzil de... Dolayısıyla örneğin ilk 100 bin km’de kaç kez
akaryakıt istasyonuna uğrayacağınızın planlamasını bile
yapabilirsiniz!
Aracın havalı süspansiyonun getirdiği konfor ve güvenlik,
her biri bağımsız çekiş kontrol sistemli tekerleklere bağımsız
ama senkronize çekiş veren 4MATIC, gerekirse frenlere el
koyan çarpışma önleyicisi ve akıllı hız sabitleme sistemi
gibi gelişkin özellikler, GL’i tam bir otoyol aracı yapıyor.
Ama bunların içinde bence en etkileyici olanı, yan rüzgar
dengeleyicisi! Adaptif süspansiyon, EPS ve havalı süspansiyondan alınan veriler ESP’ye entegre edilerek küçük fren
düzeltmeleri yapılmasıve aracın stabilitesinin korunması
sağlanmış. Buna geniş yan yüzeyleri nedeniyle otobüs modellerinden sonra en çok GL muhtaç çünkü!
Özellikle uzun virajlardaki gövdenin salınımsızlığı, otobüs hissini daha da güçlendiriyor. 4Matic dört tekerlekten
çekiş sistemiyle o kadar kararlı bir tutunma tandansı var
ki, kendinizi hızlı trende sanmanız bile mümkün! Bu hissi
daha güçlendirmek isterseniz tek bir düğmeye dokunuşla
süspansiyonu konfor modundan sıyırıp sportif anlamlar
yükleyebiliyorsunuz! AIRMATIC havalı süspansiyona sahip
aracın asfaltta sürüş konforuna söyleyecek söz yok ama
arazi şartlarında da gövdeyi yükselterek konfor düzeyini
korumak bir düğmeye bakıyor. Genel toplamda konfor ve
sürüş güvenliği hissi müthiş
seviyede. Aracın tekerleklerinde kış lastikleri olduğu
için arazi koşullarında zorlamak istemedim ve sadece
makul kabul edilebilecek
yerlerde yoldan çıktım. Şu
kadarını söyleyeyim, yol
dışında gördüğünüz her
fotoğrafta dev aracı gaz
vermeden sadece minimum
devir torkuyla ilerlettim! Ve
tabii ıssızlıklarda başıma iş
açmamak için çamura ya da
yumuşak toprağa girmemeyi
tercih ettim. Çünkü arazide alınan riskin yüzdesi
ne kadar artırılırsa -aracın
sahip olduğu tüm yetkinliklere karşı saplanıp kalma
ihtimali artıyor!- Ama uygun
lastiklerle GL350 çok engel
tanıyacak bir araç değil.
Markanın en yüksek
donanım özelliklerine sahip araçta bir tek kuş sütü
eksik! Thermotronic klima
bile üç bölgede bağımsız
olarak farklı ısılara ayarlanabiliyor. 20 inçlik jantlar,
şerit takip paketi, dişbudak
ağacından kaplamalar,
ısıtmalı arka koltuklar,
kapı kapama yardımı gibi
ekstralarla beraber fiyatı
425.000 liraya varan araçtaki (otomobil dememeye devam!) standart donanımları
sıralamak şu ana kadar
yazdığım yazının yarısı kadar bir paragraf daha eder!
Dediğim gibi sadece kuş
sütü eksik, bu kadarını bilmeniz yeterli!
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Renault Clio 1.5 dCi Icon
YAZI: And Mehmet Çetin
FOTOĞRAFLAR: Süreyya İzgi
Modern
çizgi karakter
İlk bakışta tasarımıyla zamanın
ötesindeymiş gibi duran bu
otomobilin yaldızını kazıyınca kimi
bölümlerde Avrupa’da hakim olan
ekonomik krizin etkileri gözleniyor.
Ama küçük otomobilin efendisi
formunu koruyor ve yine zirve için
iddialı.
B
segmentinde
öne
çıkan
model-
lerin kendine özgü bir silahı oluyor; Polo’nun üretim kalitesi ya da
Fiesta’nın sürüş keyfi gibi. Gelgele-
lim bizim tüketicimiz için bunlar
yalnızca ‘ucuz arabalar’ ve iş genel-
de yakıt tüketimi/tasarım ikilisinde düğümleniyor.
Önceki nesil Clio’nun aksine yeni modelin kozu
baştan belli: O çarpıcı renkleri, krom süsleri ve nefis
kalçalarıyla ortalıkta dolaşan bu otomobillere gözü
takılmayan yoktur herhalde. Hele burun yapısı,
Renault’nun gelecek dönemdeki güçlü marka yüzünü
ifade ediyor.
İçine geçince de bu etki sürüyor. Özellikle opsiyonel
kaplamalarla Clio 4’ün kabini başka hiçbir modelinkine
benzemiyor. Yenilikçi, özgün... Otomobillerin birbirlerinden gitgide farları ve stoplarıyla ayrılabilmeye
başladığı bu çağda Renault tasarımcıları imaj, aerodinami ve özgünlüğe fazlasıyla mesai harcamış.
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Renault Clio 1.5 dCi Icon
Çok dikkat çekici, alımlı bir şehir otomobili. An-
belki ama ailenin bir üyesi gibi 20 yıl boyu
cak kabinde biraz zaman geçirilince tüm o dik-
kullanılırdı. Günümüzün modern trendlerinde
katleri dağıtan süslerin, kromajın ve piyano
yeni alınan bir otomobilin ömrü kredinin geri
siyahının altındaki, tabanı oluşturan, otomobilin
ödemesi bitene kadar! Üreticiler de müşterinin
kaportasıyla sizin aranızı yapan asıl plastiği in-
otomobillere, özellikle de şehir otomobillerine
celemeye başlıyorsunuz. Orada kimi bölümlerde
tüketim malzemesi olarak baktığının bilincinde.
Avrupa’yı kasıp kavuran ekonomik krizin etkileri
Hazır kriz de bastırırken...
göze çarpıyor. Üreticilerin gün geçtikçe daha katı
tasarruflara gittiği, masraftan kısmak için bin
Göz önündeki plastik kalitesi başarılı
dereden su getirdiği bir dönemde olduğumuz ve
Direksiyonun
çoğu otomobilin bundan 10 sene evvelkinden
oturduğu kısım, kuvvetlice kavradığınız tak-
daha düşük bir üretim kalitesine sahip olduğu
dirde elinizi kesebilir. Torpido kapağını hızlıca
gerçek. Ancak yeni Clio’da kullandıkları malze-
açarsanız, durana dek defalarca yerinde seke-
melerle Fransızlar, sanki biraz aşırıya kaçmışlar.
bilir. Kapı içlerindeki kaplamaya tıklattığınızda
Aslında şöyle değerlendirmek daha doğru olur,
yankısını
Avrupalı, otomobili artık evladiyelik kullanım
güneşliklerdeki aynaların kapaklarını dilediğiniz
için
kadar bükebilirsiniz.
üretmiyor.
1980’lerde
çocuk
olanların
anımsayabileceği gibi otomobil, kolay alınamazdı
42 › 43 e-motoring magazine › nisan 2013
altındaki
arabanın
geri
kaplamanın
kalanında
simide
duyabilir,
Altyapı bu olsa da; aydınlatması ve tasarımı nefis
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Renault Clio 1.5 dCi Icon
44 › 45 e-motoring magazine › nisan 2013
kadranlardan çözünürlüğü yüksek dokunmatik
ekrana, pürüzsüz çalışan direksiyon arkası kontrollerden tok klima kumandalarına kadar, sıklıkla
etkileşim halinde olduğunuz parçalar neyse ki
olmaları gerektiği gibi. Göz önündeki aksamlarda hiç pintilik yapılmamış, direkt görülmeyen
ve kullanılmayanlaraysa ekonomik yaklaşılmış.
‘Icon’ donanım seviyeli test aracında start/stop,
yokuş kalkış desteği, hız sabitleyici, anahtarsız
çalışma, park sensörü ve navigasyon gibi hayatı
kolaylaştıran tüm donanımlar mevcuttu. Alt alta
eklediğinizde 42 bin liralık (opsiyonlar hariç ) bir
otomobil için hakikaten çok zengin ve işlevsel bir
listeyle karşılaşıyorsunuz.
Bununla
beraber
Arkamys
müzik
sistemi-
nin ses kalitesi, alengirli hoparlörlerine karşın
vasat.
Volümü
biraz
yükselttiğimde
“Nerde
Renault’nun meşhur Cabasse’ları?” demedim
diyemeyeceğim.
Arkada
diz
mesafesi
orta-
lama seviyede. Zaten boyutlar itibariyle Clio’da
hiçbir zaman ferah olmadı ama biraz uzun boylu yolcuların aralarında anlaşıp önce oturmaları
daha iyi olabilir. Stepneninse bu kadar modern
bir otomobilde Renault 9 zamanlarından kalma
yerinde olmasına şaşırdım. Sorunum yedek
lastiğin kirleniyor olması değil ama gerektiğinde
ulaşımı biraz zor olabiliyor.
Mercedes’e motor ihracı
herkesin harcı değil
Renault Kangoo’nun sihirli dokunuşlarla Citan
modeli üzerinden Mercedes’e de transferinden sonra 1.5 dCi’ın kullanım alanı artık iyice
genişlemiş durumda. 90 HP ve 220 Nm’lik dizel motorda değişen çok bir şey yok: Eskiden
Siemens/Delphi
markalı
enjeksiyon
sistemi
artık Bosch. Fakat artık söylenenden daha
güçlü gibi: Atatürk Oto Sanayi’deki Paşaoğlu
Servis’te dinamometreye çıkardığımız test aracı,
97.5HP/233.6 Nm verdi. Alt devir boşluğu hemen hiç yok, geleneksel dizel güç patlamalarına
mahal vermiyor ve gayet esnek. Çoğu kullanıcıya
yetecek kadar gidiyor, 170 km/s gibi nefesi kesiliyor ve şehiriçinde 5 litre civarında yakıyor; çok
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Renault Clio 1.5 dCi Icon
zorlasanız bile 6’nın üstüne kolay kolay çıkmıyor. Traktör tınısı haricinde herhangi bir eksisi bulunmuyor ki bu da küçük hacimli bütün turbo dizel motorların sebep olduğu tek yakınma konusu.
Hafif, çevik ve ekonomik
Düşük üretim kalitesini bertaraf eden unsurlar olarak zengin donanımını ve özgün tasarımını
değerlendirebilirsiniz ancak Clio’nun başlıca özürü ruhsatında, ‘kg’ cinsinden yazılı. Ağır motoruna
rağmen sadece 1071 kilo çeken otomobil, insanı tazeliyor. Yakıt tüketiminden sürüş dinamiklerine
kadar arabanın her niteliğine olumlu etki eden bu değer, öncelikle Clio’yu manevralarında çok çevik
kılıyor. Zorlandığında önü inatla tutunuyor ve kıpırdanma hemen hep arkada başlıyor. Küçük ama ani
direksiyon hareketlerinde bile kuyruğun milim milim açıldığını hissedebiliyorsunuz ve test aracının
üstündeki Continental EcoContact’lar, bu karakteri daha da ön plana çıkarıyorlar. Fakat aşırı yumuşak
kalan ve yalnızca dar manevralara uygun direksiyon, olan bitene dair pek bir mesaj iletmiyor, hisleri
zayıf, pek keyif vermiyor.
Yüksek süspansiyon konforu
Dördüncü kuşak Clio’nun holiganlar için üretilmediği, yemeğini yeni bitirmiş bir Golden Retriever kadar uysal sürüşünden belli. Clio 4’ün başlıca silahının dizaynı olduğunu düşünebilirsiniz fakat asıl öne
çıkan vasfı, kesinlikle konforu. Süspansiyonlarının insanı mest eden ve çukurlardan kaçmaya değil geç46 › 47 e-motoring magazine › nisan 2013
meye teşvik eden harika bir ayarı var. Gene eşine ender rastlanır
rahatlıkta koltuklar ve çok iyi bir sürüş pozisyonuyla birleşince
otomobil, yüzlerce kilometreyi en ufak bir yorgunluk duymadan
katedilir hale getiriyor. Debriyaj yumuşak, vites geçişleri rahat.
Yalnız vites kolunun malzemesi gene çok ucuz ve zorlayınca bir
miktar esniyor. Görselliği ve sürüş hisleriyle bir oyuncağı andıran
yeni Clio, küçükken dayınızın yurtdışından getirdiği o uzaktan
kumandalı modelleri değil de, annenizin Tahtakale’den aldığı çekbıraklı arabaları anımsatıyor. Lakin bu onun, oynarken insanı daha
az keyiflendirdiği anlamına gelmiyor.
Beş yıl boyunca 2002 model Clio RS kullanmış, ilk Nürburgring
tecrübesini de aynı arabanın üçüncü nesliyle yaşamış biri olarak...
standart bir Renault Clio’nun bende pek heyecan uyandırmadığını
söylemeliyim. Ama bu şahsi görüşümdür, kullanım amacına göre iyi
bir otomobille karşı karşıya olduğumuz muhakkak. Sadece ben tercihimi bu ailenin RS imzasıyla bambaşka bir kimliğe bürünen versiyonundan yana kullanıyorum. Clio 1.5 dCi, iyi bir şehir otomobili.
Renault Clio
1.5 dCi Icon
+
+
+
+
-
Harikulade sürüş konforu
Kişiselleştirme seçenekleri
Zengin donanım
Düşük gövde ağırlığı
Vasat malzeme kalitesi
Dışardaki stepne
Yakıt tipi: Dizel
Motor hacmi (cc): 1461
Motor gücü (HP): 90
Maksimum tork (Nm): 220
Vites kutusu: 5-ileri manuel
Maksimum hız (km/s): 178
0-100 km/s hızlanma (sn): 11,7
Tüketim (şehiriçi/şehir d
ışı/karma) (lt/100 km):
4,1/3,3/3,6
Ağırlık (kg): 1071
Güçlü, pratik ve ekonomik. Bu da hedef müşteri kitlesi için yeterli.
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Ford Focus 1.0L EcoBoost
Neye göre ki
48 › 49 e-motoring magazine › nisan 2013
ime göre?
Minyatür motoruyla hacim küçültme
dersi veren bu Focus, fiyatıyla ise yanlış
sınıfa giren bir öğrenciyi andırıyor.
Hakkında yapılacak tahminlerse hayli
değişken...
YAZI: And Mehmet Çetin
FOTOĞRAFLAR: Süreyya İzgi
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Ford Focus 1.0L EcoBoost
50 › 51 e-motoring magazine › nisan 2013
Motor
hacimlerini düşürüp aşırı beslemeye geçmek aslında
markaların ayıla bayıla izledikleri bir yol değil. Emisyon kriterleri her
geçen gün sıkılaşıyor ve firmalar bu limitlerin altına kalmaya mecburlar.
Ancak bu yeni nesil motorların, pek de gerçekçi olmayan koşullarda
düzenlenen testlerle belirlenen resmi tüketim değerleri, sıklıkla reel
kullanıma yansımıyor. Evet; yüksek torklarıyla atmosferik muadillerinden çok daha tatmin edici bir performans hissine sahipler ama aynı
başarıyı yakıt ekonomisinde gösteremiyorlar.
Ford’un hacim küçültme furyasına üç silindirli ve yalnızca 1.0 litrelik
bir makineyle attığı ilk adım, ilk bakışta abartılı gelebilir. 1.4 TSI’ların
bile yetisinden halen şüphe eden vatandaşa bu koca otomobilin kaputunun altındakini izah etmek kolay olmayacaktır. Gelgelelim söz konusu makine, geçen sene yılın motoru ödülüne layık görüldü ve bende
bıraktığı izlenim de bunu hak ettiği yönünde.
Otomobil gazetecilerinin üç silindirli motorların hırıltı ve titreşimlerini
birer ‘eksi’ olarak anlatmasına hayret ediyorum (bu bana mıydı? S.).
Günümüzde üretilen arabaların ihtiyaç duyduğu bir şey varsa o da
‘karakter’dir ve bu makinelerden bu adeta fışkırıyor. Bir otomobile
böylesine özgün bir kişilik kazandırmanın daha ucuz bir yolu var mıdır,
bilmiyorum (cevabın Fransızlar’ın renkli plastikleri olmadığı kesin!).
EcoBoost da ne mutlu ki aynı yoldan ilerliyor ve Subaru boxer’larının
ehlileştirilmiş haline benzer sesler çıkarıyor. Ancak bu sesler içeriye
asla rahatsız edici düzeyde girmiyor ve -belki de biraz fazla- yalıtılıyor.
Aynı şekilde titreşimlerini de hissetmek neredeyse imkansız. Yalnız iki
noktada soru işareti bırakıyor.
Debriyajdan ayağınızı yavaşça kaldırıp gaza basıyorsunuz ve Focus yerinden neredeyse kımıldamıyor. Ardından gaza daha fazla basıyorsunuz
ve lastikler birden patinaja düşüyor.
Başta debriyajın kavrama noktasıyla ilgili olduğunu düşündüğüm bu
durum, sonradan anladım ki daha çok salyangozun kavrama noktasıyla
ilgili. Arabanın harekete henüz geçtiği çok düşük devirlerde, turbo daha
devrede değilken Focus ciddi ciddi 1 litre motorlu ve 1280 kg’luk bir
otomobil gibi davranıyor. Ardından açılan turboyla yaşanan dengesizlikse, özellikle yokuşlarda kalkarken can sıkıyor.
Diğer husussa, kağıt üstünde 6500 d/d çeviren bu makinenin orta devirlerden sonra bunu yapmaktan pek hoşlanmaması. Güç üretmeyi
sürdürüyor ama 3000’de nasıl gidiyorsa 6000’de de öyle gidiyor. Bu
durağanlık, işitsel keyfini baltalıyor (Efendim? S.).
Sanıldığı kadar değil ama ekonomik
Esas konuya gelirsek; şehiriçinde 8 civarında yakıyor. Bunu sakin
kullanımla 7’ye indirmek ya da dikkat etmeyip 9’ları görmek mümkün.
Volkswagen’in 1.2 TSI’ına benzer bir performans sunduğunu ve o motorun 9’un altına kolay kolay inmediğini düşünürsek, bu değerler başarılı.
Motorun kıpırtılarının içeri bu kadar az sızmasında, Focus’un izolasyonu başrol oynuyor. Otomobil son derece rafine ve ‘olmuş’ hissettiriyor. 6-ileri vitesin yolları çok net olmasa da geçişleri çok tok. Süspane-motoring magazine › nisan 2013
TEST Ford Focus 1.0L EcoBoost
siyonlar harika çalışıyor ve hemen tüm darbeleri
emiyor. Şehiriçinde hayatı yalnızca, dar alanlarda
manevraları kabusa çeviren direksiyon dönüş çapı
zorlaştırıyor.
Aynı süspansiyonların keskin bir virajla karşılaştığında gövdenin aşırı yatmasına izin vermemesi,
önemli bir artı. Üstündeki düşük yuvarlanma dirençli
Goodyear EfficientGrip’lere rağmen Focus’un burnu kolay kolay yoldan kopmuyor, frenleri de etkili
çalışıyor. Fakat otomobilin tüm dengesine rağmen
hiç beklemediğiniz bir anda ESP ışığı çılgınca devreye girebilir.
Bunun sebebi, aşırı kısa turlu direksiyon. Bu seçim,
normalden daha az hareketle arabayı daha fazla
döndürmenizi sağlıyor. Başta eğlenceli görünen bu
seçim, gerçekten de ST gibi daha sert ve güçlü türevlerde keyif verebilir ancak bu otomobilde anlamsız
ve tehlikeli bir unsur olarak öne çıkıyor. Tecrübesiz bir sürücü aniden karşısına bir engel çıktığında
büyük ihtimalle direksiyonu gerekenden fazla çevirecek ve arabanın dağılmasına yol açacaktır.
Şayet direksiyonun ağırlığı, turuyla doğru orantılı
artsaydı bu bir sorun olmazdı ancak merkezin hemen etrafında yaylı bir tavır sergileyen sistem,
sonrasında çok yumuşak kalıyor. Ayrıca selefinin
aksine artık elektrikli ve maalesef oldukça hissiz.
Dolayısıyla hiçbir niteliği, hızına ayak uyduramıyor.
52 › 53 e-motoring magazine › nisan 2013
Baktığım her yerde düğme var!
Elektrikli ve ısıtmalı koltuklar ya da otomatik park
sistemi gibi donanımlara bu sınıf bir otomobilde
sık rastlamıyoruz. Test aracı neredeyse hiç düğme
boşluğu barındırmayan kokpitiyle ‘full+full’ ifadesinin tanımını yapıyordu. İçindeki butonların sayısı
muhtemelen bir Mercedes S’ten fazlaydı. Saymaya üşenecek kadar çok! Gösterge tablosundaki
farların yanıp söndüğünü görebileceğiniz “karikatürse” etkileyici! Lakin elinizi attığınız her yerde
parmaklarınızın ucuna bir kumanda takılıyor olması,
eğer yaşınız 10 civarı değilse muhtemelen hoşunuza
gitmeyecektir. Elbette bir süre sonra insan alışıyor
ama Focus’un kabininin ergonomi konusunda son
nokta olmadığı kesin.
Bulunduğunuz yoldaki hız limitini belirtmesi gereken merkezi ekran nadiren doğru değeri gösteriyor;
park asistanı da ancak 1,5 arabalık alanları algılıyor.
Malzeme kalitesi ve işçilik hiçbir bölgede hayal
kırıklığı yaratmıyor; bilhassa konsolun üst kısmında
çok yumuşak bir plastik kullanılmış. Opsiyonel deri
kaplamalarla da elbette intiba yükseliyor. Fakat bir
alt sınıf standartlarındaki arka diz mesafesi ve gene
oralarda gezinen 316 litrelik bagaj hacmi, cevabı
meçhul bir fizik problemi.
Gelen arabaları kullanmadan önce fiyatlarına bakmayız; sürer, sonra tahmin ederiz. Bu bizim için bir
oyun gibidir ve bunca oyuncağıyla Focus da buna
çok uygundu. Ama şakayla karışık bir ‘70’ zikrederken, açıkçası tutturacağımızı ummamıştık.
1.0 motorlu ve düz vitesli bu Ford Focus’un satış
fiyatı, bu haliyle 72 bin lira. Geri görüş kamerası
ve navigasyon hariç tamamen doluydu; onları da
eklerseniz 74 oluyor. Çoğu donanım paket halinde
geliyor, tek tek seçemiyorsunuz ve en üst seviye
olan Titanium’da bile çoğu kalem opsiyonel. Sonunda ortaya çıkan rakamlarsa şaka gibi.
Aslında bu motorla Focus oldukça iyi bir otomobil.
Performansı kafi, tüketimi makul, konfor/tutuş dengesi çok başarılı ve rafineliği de üst düzeyde. Belki
de çoğu kullanıcı beni rahatsız eden direksiyondan keyif alacak, arka diz mesafesini ya da bagaj
hacmini umursamayacaktır. Ancak kimsenin aynı
umursamazlığı, bu fiyatlara alınabilecek bir Volkswagen Golf 7’ye karşı göstereceğini sanmıyorum.
Ford Focus
1.0L EcoBoost
+ Karakterli motor
+ Makul tüketim
+ Konforlu ve rafine sürüş
- Dönüş çapı büyük
- Arkası ve bagajı dar
- Fiyatı yüksek
Yakıt tipi: Benzinli
Motor hacmi (cc): 999
Motor gücü (HP): 125
Maksimum tork (Nm): 170
Vites kutusu: 6-ileri manuel
Maksimum hız (km/s): 195
0-100 km/s hızlanma (sn): 11.4
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 6.4/4.4/5.1
Ağırlık (kg): 1279
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Ford Ranger XLT 2.2 Duratorq
Fiyakalı ve her yolda “iş”birlik
Easy Jet!
Fonksiyonellikte hafif ticari araçlara sığmayanları uzunca bir süredir
tek ya da çift kabinli lüks pick-uplarda görüyoruz. Bu sınıfın hakimi
Ranger’la yola çıktığınızda tercihin nedenini kolayca kavrıyorsunuz...
54 › 55 e-motoring magazine › nisan 2013
2010
yılından bu yana Uzakdoğu’da
ardı ardına yaşanan felaketler,
bir çok ülke gibi Tayland’ı da
çok etkilemişti. Amerika’nın
ardından dünyanın en büyük ikinci pikap pazarı ve üretim merkezi olan
ülkenin yaralarını kısa sürede saramayacağını gören Ford yönetimi,
proje aşamasında olan yeni Ranger’ın üretimini önce Avustralya’ya
almış, ardından da Eylül 2012’de Güney Afrika ile paylaştırmıştı.
Avustralya’daki fabrika Uzakdoğu gibi bir pikap cennetine “çalışırken”,
başkent Pretoria’daki Silverton fabrikası çoğunluğu Avrupa ve Afrika
ülkelerine ihraç edilmek üzere Ranger üretimine adanmıştı. Bütün bu
gayretler bile Ranger’ın Ford için ne kadar önemli bir model olduğunu
hissettiriyor. Ford Ranger, Güney Afrika’dan 148 ülkeye pazarlanıyor.
Elit Avrupa ve kamyonet egemen Amerika pazarını bir kenara koyarsak, gelişmekte olan bir çok ülke kullanıcıları fonksiyonelliği ön planda
olan araçların tadını almış durumda ve araç parkında kamyonet yüzdesi
hızla yükseliyor. Ekonomik ama güçlü bir motorun yanında konforlu,
hani “otomobilleri aratmayan” tek ya da çift kabinler ve tabii kasa,
fonksiyonelliğin sınırlarını genişletiyor, herkes mutlu oluyor. İşte bu
yüzden yollarda VW Amarok, Nissan Navara, Toyota Hilux ve Mitsubishi L200 gibi araçları bol bol, içlerinde umulmadık profillerle görüyoruz. Artık onlara 5.5 metrelik Ford Ranger da öncülük etme iddiasında.
Freelander kadar lüks görünüyor
kçi
YAZI: Süreyya İzgi
FOTOĞRAFLAR: Batuhan Kıran
Ranger’ınki özel bir durum, o bu segmentte elebaşı durumunda!
Standartları belirlemek gibi bir misyonu olan pikap, bunun hakkını
vermek için şaşırtıcı derecede dolu tasarlanmış. İlk ortaya çıktığında
herkese Land Rover Freelander’ı anımsatan bir yüz ifadesiyle “merhaba” diyen araç, şık görüntüsünü kabin konforuyla da destekliyor. Çift
sıra koltuklu kabin, neredeyse bir otomobilden farksız, biraz cansız
renklerden oluşsa da kaliteli malzemelerden oluşturulmuş, ergonomik
açıdan “keşke”siz kokpit, geniş koltuklar ve ferah kabin, en az 5 yolcu
için yüksekte rahat yolculuk olanağı sağlıyor.
Yanınızdan geçen nice lüks SUV’lerin yanında belki arkasındaki kasadan dolayı “fark etmemiş gibi kaçamak bakışlarına” maruz kalınabiliyor
ama onlar neler kaçırdıklarını hiç bilemiyorlar. Onların lüks araçlarına
“aman çizilmesin” diye girmeye asla kıyamayacakları yerlerde bu lüks
“Easy Jet” harikalar yaratıyor!
Aracın sahip olduğu güvenlik seviyesini, denemeden anlamam mümkün, elimi attığım hiç bir şey uyduruk değil, titiz bir işçilik göze
çarpıyor. “Ticari araç” denip es geçilmemiş. Belge isteyenlere de kapı
gibi EuroNCAP’ten 5 yıldızlı çarpışma testi gösterilebilir. Ranger’da
bulunan sınıfının lideri güvenlik paketi, standart sürücü ve yolcu hava
yastıkları, yan ve perde hava yastıkları ve sürücü diz hava yastığı ve
de gelişmiş Elektronik Denge Programı (ESP) özelliğine kadar bir çok
elektronik sistem, onu Euro NCAP değerlendirmelerinde 5 yıldızı alan
ilk pick-up konumuna taşımıştı.
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Ford Ranger XLT 2.2 Duratorq
Kabinin durumuysa ayrı, tam bir koruma altında. Ranger’ın üstün
özelliklere sahip gövde yapısı, bir çarpışma durumunda koruyucu
kalkan görevi görerek çarpışmanın gücünü yolculardan uzak tutuyor.
Yeni geliştirilen yüksek bel şeridi ve yan darbe barları, yandan gelen
darbelere karşı daha da fazla koruma sağlıyor.
Tork makinesi: Duratorq
Ranger’ın güç kaynağı olan 2.2 litrelik 4 silindirli motor, yine Güney
Afrika’da, 2012 Haziran ayından itibaren Port Elizabeth yakınlarındaki
Struandale tesislerinde üretiliyor. Değişken geometrili turbo dizel motor, 3700 d/d’de 150 HP güç üretiyor. 1500 d/d’den başlayıp 2500
d/d’ye kadar ürettiği 375 Nm’lik maksimum tork, aracın adında neden
Duratorq kelimesinin öne çıkartıldığını belli ediyor.
Motor düşük devirlerden itibaren o kadar verimli çalışıyor ki,
gövdenin verdiği güven hissiyle otoyol sürüşlerinde kuralları
çiğnemek kolaylaşıyor! Bu araç belki öfkeli değil ama rahat rahat
“Hızlı ve Güvenli” diyebilirim. ESP, çekiş kontrol sistemi, devrilme
kontrol sistemi gibi bir pikap için progresif donanımlarla sunulan araçta yük taşımayı düşünenler içinse sanırım en değerli ekipman Yük
kontrol sistemi LAC. Ranger’da yük olup olmadığını kontrol ederek
direksiyon simidinden gelen yönlendirmelerde aracın yük durumuna
göre, Elektronik Denge Programı’nın da desteği ile dengeyi sağlayan
sistem, kasa doluyken güvenli sürüşler sağlıyor. Bu arada yük deyince,
Ranger 1615 mm uzunluğundaki kasasında 1336 kg ağırlığında yük
taşımaya olanak sunarken 3350 kg’lık römork çekmeye de izin veriyor. Neredeyse ağır işçi!..
56 › 57 e-motoring magazine › nisan 2013
Yüksek torkla dans eden şanzıman
Ranger’ın yeni geliştirilen 6 ileri vitesli otomatik şanzımanı, pürüzsüz ve akıcı bir sürüş
sağlamasının yanında düşük yakıt tüketiminde
de etkin rol üstleniyor. 100 km mazot tüketim ortalaması 8.4 litre olarak gerçekleşen test
sürüşümüz boyunca benim en çok etkilendiğim,
şanzımanın yüksek torklu motor karşısında tutarlı
çalışma karakteri oldu.
Yoldaki pürüzsüz sürüşüyle SUV’leri aratmayan
Ranger, özellikle virajlarda iyileştirilmiş ağırlık
dağılımıyla arkasını kaybetmiyor. Arka kısmın
dengesinin biraz da kasanın kapağının ağırlığıyla
sağlandığına bahse girerim! Asfalt yolları biti-
rip yoldan çıkmak için adeta gözümün içine bakan
Ranger’ı fazla bekletmiyorum ve direksiyonu orman
içine kırıyorum. Ama üzerindeki lastikler arazi koşulları
için pek de uygun değil, bu nedenle zorlamak saplanıp
kalmak anlamına gelebilir! Ancak çamura batmamak
kaydıyla yumuşak süspansiyonun sağlayabileceği
avantajlara ve motorun çok yüksek torkuna güvenerek kendimi toprak yola salıveriyorum Ranger ile.
Sadece arkadan itişli olan kullandığım versiyon, çok
hırpalamadan biraz eğlenmeme izin veriyor. Çeşitli
engebeleri aşarken kabin içinde tıkırtılan duyulmaması
bir kenara, konforun bozulmaması fark edilmeyecek
gibi değil. Eğim inişlerindeyse lüks SUV’lardan tanıdığımız eğim
kontrol sisteminin avantajını hissediyorum. Eğim İniş Kontrolü
HDC, yolda ya da arazide dik eğimli yokuşlardan iniş sırasında
hız artışını 7 km/s’de sınırlıyor ve güvenli iniş sağlıyor.
Kampanya kapsamında yaklaşık 10 bin TL avantajla 59.600 TL’ye
satılan araç, zengin donanımı ve sağladığı kullanım avantajlarıyla
bir çok kişi tarafından otomobile tercih edilebilir.
Test sürüşü yaptığımız XLT versiyonu, hayli zengin ekipmanlarla
donatılmıştı. Havayastıkları, ABS, ESP, çekiş kontrol sistemi
gibi standart ekipmanların üzerine XLT’de hız sabitleme sistemi, 16 inçlik alaşım jantlar, deri kaplı direksiyon simidi, krom
ön ızgara, kasa içersinde kromajlı bar, koyu renk camlar, gövde
rengi tamponlar gibi aksesuarlar güçlü pikabın adeta bir SUV gibi
algılanmasını sağlıyor!
Ford Ranger
XLT 2.2 Duratorq
+
+
+
+
+
-
Yüksek kabin konforu
Otomobil kadar rahat sürüş
Zengin donanım
Güvenlik seviyesi
Yüksek taşıma kapasitesi
Soluk kokpit plastikleri
Yakıt tipi: Dizel
Motor hacmi (cc): 2198
Motor gücü (HP): 150
Maksimum tork (Nm): 375
Vites kutusu: 6-ileri otomatik
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 11,1/7,6/8,9
Ağırlık (kg): 2035
Taşıma kapasitesi (kg): 1152
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Mercedes-Benz Citan 109 CDI Kombi
Dışardan bakıldığında Kangoo hatlarının önünde
kocaman tanıdık bir yıldız taşıyan aracın bir
Mercedes olduğuna inanmak ne kadar güçse de
kullanınca olmadığına inanmak o kadar zor geliyor!
Maskeli ba
58 › 59 e-motoring magazine › nisan 2013
2
011 yılı Ekim ayında Hollanda’daki dünya
lansmanında yapılan açıklama çıkmıyor
aklımdan; “Önüne bir yıldız koyduk, bir
de direksiyon taktık, Renault Mercedes
oldu!”... Elbette ki böyle zannedileceğini,
böyle
algılanabileceğini
düşünerek
takılıyordu biz basın mensuplarına Mer-
cedes-Benz yöneticisi. Bu konuyla ilgili endişelenmediği
kesindi ama bu safkan olmayan aracı, hatta safkan Renault
olan hafif ticari vanı, hedeflenen kitleden uzaklaştırmadan
makul seviyede kendi standartlarına taşıdıklarını da ifade
ediyordu.
Ruhen Renault, bedenen MB
49.600 TL fiyatlı bu araç, yollarımızda görmeye çok
alışkın olduğumuz, tanıdığımız, bildiğimiz Renault Kangoo. Ama öyle kritik noktalarda Mercedes müdahaleleri
var ki, kullanmaya başladığınız zaman Mercedes-Benz
oluveriyor! 2007’de ikinci jenerayondan itibaren Scenic
platformu üzerinde daha bir otomobil sürüş eğilimleri
gösterir şekilde optimize edilen Kangoo, 2011 sonlarında
da ruhunu Renault’da bırakıp kuzey Fransa’da Maubeuge
tesislerinde
bedenen
Mercedes-Benz
oldu.
Bu
tip
ortaklıklarda nedense aklıma hep 2. Dünya Savaşı’nda
savaşan ülke markalarının 60-70 yıl sonra yapabildikleri
işbirlikleri ve ticaretin gücü geliyor aklıma, güzel şeyler
tabii. Önümüzdeki dönemde, örneğin minik şehir otomobillerinde daha sık göreceğimiz Mercedes-Benz-Renault
işbirliğinin ilk meyvesi diyebiliriz Citan için. Avrupa’daki
en geniş hacimli ikinci hafif ticari araç pazarı olmasından
hareketle Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya ve Fran-
YAZI: Süreyya İzgi
FOTOĞRAFLAR: Batuhan Kıran
alo
sa ile beraber proje aşamasından itibaren pilot pazar
seçildiği ülkemizde Citan, yapılan pazar araştırmalarıyla
geliştirildiğinden risksiz bir yatırım. Zaten bir hafif ticari
için sahip olduğu tek sürpriz Mercedes-Benz dinamikleri!
Gövde rengi tamponların formlarından kaynaklanan milimetrik değişiklikler dışında Kangoo’nun gövde ölçülerine sahip Citan’da burun yapısı iri yıldız, petekli ızgara
ve tabii iri farlarla Mercedes-Benz ifadesi kazanmış. Profilden tereddütsüz Kangoo
olan
aracın
arkasında
YAZI:
And
Mehmet
Çetin da Alman dokunuşları görülüyor. Citan’ın bagajı ve sürgülü
FOTOĞRAFLAR: Batuhan Kıran
kapılardan ulaşılan arka koltukları Renault. MercedesBenz’i hissetmek isteyenler önde oturmalı! Bir ticari ara-
e-motoring magazine › nisan 2013
TEST Mercedes-Benz Citan 109 CDI Kombi
60 › 61 e-motoring magazine › nisan 2013
ca yakışır düzeyde Mercedes kalitesiyle kokpitte
1750 d/d’den itibaren 200 Nm’lik torkla keyifli bir
küçük Renault detayları yok değil ama ağırlık Mer-
akıcılık kazandırılan Citan, ancak ihtiyacı olduğu
cedes-Benz’den yana! Belki çok renkli değil ama
kadar hızlı ama sürüş hisleri gayet net bir araç.
bu tip araçlar aksesuar uygulamalarına çok açık,
Gösterdiği güçlü çekişle tırmanmada hayli etkiley-
malum! Gösterge tablosu, deri kaplı direksiyon
iciydi. İnişte gözlediğimse yavaşlama performansı
ve tabii ki koltuk döşemeleri belirgin şekilde Mer-
oldu, frenlerde Mercedes tarasının destek sistemi
cedes! Almanların güvenlik hassasiyetini anlayın,
BAS “desteği” ve elektronik fren gücü dağıtıcısı
düşünün ki arka koltuklarda bile kafalıklar var!
dışında nasıl bir değişiklik yapılmış, bilemiyo-
Ama Doblo’dan Caddy’ye, Partner’a ve tabii ki
rum ama doğrusu sık da kullandığım bir araç
Kangoo’ya şahit olduğumuz yalıtımsız, kaba hatlı
olmadığından Kangoo’yu böyle hatırlamıyorum.
kapılar, Citan’da bile var! Bu sınıfın standardı bu,
Renault da kaliteli üretimler yapar ve muhtemel-
fazla maceraya gelmez, lüksü aramak risk taşır!
en tepkiler aynıdır ama işte marka imajı da böyle
Bir de “CD ya da kaset çalar olmadan sadece USB
bir etki yaratıyor...
ile müzik dinleyebilme olanağı, bir ticari araç için
fazla mı idealist acaba?” diye düşünmeden ede-
Ve asıl sürpriz!
medim, kullanıcı profilini çok hayal edemesem de
Kurallar dahilinde gazı esirgemeden, kış las-
proje yönetimi değerlendirmesini yapmış olmalı!
tiklerinin getirdiği “yükle”, uzun yolda, şehir
Aksesuar listesinde de ısıtmalı ön koltuklar, oto-
trafiğinde 400 km’yi geride bıraktığımda yakıt
matik klima ve elektrikli katlanır aynalar bile var!
ibresi yarıya inmemişti ve yol bilgisayarı hala 620
km menzil vaat ediyordu. İşte Citan’ın asıl sür-
Gidiyor, gidiyor, gidiyor...
Mottosu verim!
valelerin Citan’ı burnu görünecek şekilde Land
Citan’ın motor havuzundaysa Fransız bayrağı
Rover’ların, Porsche’lerin arasına park ettiğini
dalgalanıyor, test aracımızda Renault model
eklemeli miyim?
prizi bence bu! Uludağ’da anahtarı teslim ettiğim
gamında birçok modelden tanıdığımız 1.5 litrelik dCi motor, 90 HP’lik versiyonuyla yer alıyor.
Yıllardır kendisini ispatlamış, sorunsuz, ekonomik
ve uzun ömürlü bir makine. Doğrusu MercedesBenz özellikle bu bölümde işin kolayını bulmuş,
pek
yorulmayacağını
bildiği
tercihi
yapmış.
Tıkırtılı ama titreşimsiz çalışan, sakin, verim
odaklı bir motor bu.
Citan’ı teslim aldığımda yol bilgisayarı 920 km
menzil gösteriyordu. Gülümsedim, “tanışmıyoruz
tabii”
dedim.
İçinden
“evet”
deyip
kıs
kıs
güldüğünü nereden bilebilirdim ki!
Renault
modellerinin
eskiden
beri
takıntısı
olan gaz emirlerine “duyarlı” vites kolunun
sabitlendiğini görmek memnuniyet vericiydi belki ama süspansiyondaki tokluk, gövdenin stabil
kalma eğilimi, sürüş lezzetini artırdı durdu. Özellikle kış lastiklerinden de aldığım güçle Uludağ’a
çıkış ve iniş sürecinde virajlarda Adaptive ESP’nin
desteğine gerek kalmadan süzülmek şaşırtıcıydı.
Mercedes-Benz
Citan 109 CDI Kombi
+
+
+
+
Ekonomik ve verimli motor
Düşük tüketim
Geniş iç hacim
Dengeli yapı ve sınıfına göre iyi stabilite
özellikleri
- Kimi bölümlerde Mercedes standartlarının
altında işçilik
- Görenlerde yarattığı kavram karşaması (!)
Yakıt tipi: Dizel
Motor hacmi (cc): 1461
Motor gücü (HP): 90
Maksimum tork (Nm): 200
Vites kutusu: 5-ileri manuel
Maksimum hız (km/s): 155
0-100 km/s hızlanma (sn): 13.1
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 5.3/4.6/4.8
Gerçekten bu kadarını beklemiyordum. Motorun
e-motoring magazine › nisan 2013
Kültürel Streets of San Fransisco
Bir başkaydı
San Fransisco S
1970’lerin kült
polisiye dizisi
San Fransisco
Sokakları, sadece
Karl Malden ve
Michael Douglas’ın
performanslarıyla
değil, çekimlerde
kullanılan
otomobiller,
“Bullit”i anımsatan
kovalamaca
sahneler ve tabii
müzikleriyle de
gerçek bir
fenomendi.
Sokakları
YAZI: Süreyya İzgi
PHOTO: Seskim Photo Agency
e-motoring magazine › nisan 2013
Kültürel Streets of San Fransisco
B
ugün yaşı 40’larda olan kadın erkek herkes tanırdı onları 1970’ler biter-
ken. TV dışında bir eğlencenin olmadığı o dönemde bu kült diziyi kaçıran
pek olmazdı. Karl Malden’in tecrübeli ve babacan polis tavırları, genç ve
yakışıklı Michael Douglas’ın çevik manevraları belki de o yaş kuşağını
ilk kez bir kült diziyle tanıştırıyordu. Düşünün ki bir kuşak hırsız-polis
kovalamacısını, inişli çıkışlı San Fransisco caddelerini, bir çok Amerikan
otomobilini ve tabii şehrin kendine özgü tramvaylarını bu diziyle öğrendi.
Tabii 1970’lerin vazgeçilmezlerinden wah-wah gitar akorlarını da öyle!
Hepimiz biraz San Fransiscoluyduk o yıllarda!
TV’de yayınlanmaya başlamadan önce Caroyln Weston’ın “Poor Poor
Ophelia” isimli romanından bir pilot bölümü çekilen dizi, 16 Eylül 1972’de
ABC televizyonunda haftada bir Cuma geceleri 21.00’de yayınlanmaya
başladı. yan polisiye dizi, iki detektifimizin soluksuz maceralarından
oluşuyordu. Yapımcı Quinn Martin, diziye o kadar inançlıydı ki, CBS’in iki popüler sitcom’u “The Mary Tyler Moore
Show” ve “The Bob Newhart Show” ile aynı saatlerde yayına koymaktan çekinmedi. Bu arada benzer içerikli bir cinayet
draması “The Rookies” de San Fransisco Sokakları’ndan sadece 5 gün önce yayına başlamıştı. Ama “Streets of San Fransisco” izleyicileri çok çabuk yakaladı. İlk sezonunda Cuma geceleri yayınlanıp yeterince dikkat çektikten sonra, ikinci
sezondan itibaren diğer kanalların başarılı polisiye dizileriyle rekabet için Perşembe gecelerine alındı.
64 › 65 e-motoring magazine › nisan 2013
PHOTO: Seskim Photo Agency
e-motoring magazine › nisan 2013
Kültürel Streets of San Fransisco
Dizide tecrübeli ve genç detektifleri canlandıran Mike Stone ve Steve Keller’in
performansı o kadar başarılıydı ki, ikisi dizi bittikten 11 yıl sonra People dergisinin okurları tarafından hala en iyi ikili olarak ödüle layık görülebiliyordu.
Zaten Karl Malden, Michael Douglas’ı “Hiç sahip olmadığım oğlum” olarak
tanımlamış ve dizinin oyuncu kadrosu seçilirken Quinn Martin’e alması için
bastırmıştı. Michael Douglas ise bu komplimanı karşılıksız bırakmıyor ve Malden için “benim akıl hocam” diye tarif ediyordu.
Dönemin Amerikan otomobillerinin geniş bulvarlarda cirit attığı, Bullit’teki
gibi basamaklı caddelerden uça uça birbirini kovaladığı dizi, ikilinin çözmek
için uğraş verdiği cinayetler üzerine kuruluydu. 20 yıllık polislik deneyiminden sonra şehrin emniyetinin detektif bölümüne transfer olan Mike Stone,
eküri olarak yanına verilen yeni akademi mezunu 28 yaşındaki yakışıklı Steve
Keller ile birlikte maceradan maceraya koşturuyorlardı. Böyle yazdık ama tabii olaylara koşturarak değil, 1971 model Ford Galaxie 500 ile müdahale ediyor ve suçluları kovalıyorlardı. Merkezden telsizle ihbar gelince Mike Stone,
Steve Keller’a “Move it!/bas gaza” direktifini verirken bir yandan siren çalmaya
başlıyor, bir yandan da çakarlı kırmızı lambayı tavana yapıştırıyordu usta detektif. Tabii o anlarda wah-wah gitarların eşliğinde soul klasikleri duyuluyordu.
Dört kapılı kahverengi Galaxie 500, tipik San Fransisco sokaklarında AMC
Javelinleri, Ford Mustangleri, Dodge Charger’ları, Ford pikapları ve daha nicelerini yaylana yaylana kovalıyordu. Dizi otomobiller üzerine kurulu değildi ama
her halinden Steve McQueen’in “Bullit”inden etkilendiğini belli eden kovalamaca sahneleriyle, çekim teknikleriyle izleyicileri Amerikan otomobillerine de
doyuruyordu. Neredeyse desek ki “her kovalamaca başladığında kaçan ya da
kovalayanın karşısına şehrin en merkezi yerinde bile olsa TIR ya da çimento
kamyonu çıkabilmesi” akımı, bu diziyle başlamıştır!..
66 › 67 e-motoring magazine › nisan 2013
›
Düşünün ki bir
kuşak hırsız-polis
kovalamacısını,
inişli çıkışlı San
Fransisco caddelerini,
bir çok Amerikan
otomobilini ve tabii
şehrin kendine özgü
tramvaylarını bu
diziyle öğrendi.
Tabii 1970’lerin
vazgeçilmezlerinden
wah-wah gitar akorlarını
da öyle! Hepimiz biraz
San Fransiscoluyduk o
yıllarda!
Dizi dolu dolu geçen 119 bölüm ve 5 sezonun ardından 9 Haziran 1977’de sona
erdi. Ünlü aktör Kirk Douglas’ın oğlu olan Michael Douglas, finalde biraz pay
sahibi olmuştu; şöyle ki, 1975 yılında Oscar kazanan Jack Nicholson’ın
unutulmaz filmi “One Flew Over the Cuckoo’s Nest” (Guguk Kuşu)’nun
yardımcı yapımcılığını üstlenmişti. Zaten sonrasında da kendisine yapımcılık
üzerine bir yol çizdi Douglas.
“San Fransisco Sokakları” sadece bir polisiye dizi değildi, hem uzun süren
başarısıyla Amerikan televizyonculuğunda bir ekol yaratmıştı hem de sonradan
ünlü olacak oyuncuların stajlarının son bölümünü yaptıkları sahne olmuştu. Leslie Nielsen, Nick Nolte, Arnold Schwarzenegger, Tom Selleck, Larry Hagman,
başta olmak üzere bir çok efsane oyuncunun rol aldığı bölümlerden ikisinde
Michael Douglas’’ın annesi Diana Douglas da yer almıştı.
Dizi 1977’de sona erdikten sonra ilerleyen yıllarda önce video setleri, sonraki
dönemlerde de DVD setleri ilgi görmeye devam etti. Eminiz ki halen yayınlansa
o 1970’lerin muscle car’larını caddelerde görmek için izleyecek bir dünya otomobil meraklısı çıkabilir.
e-motoring magazine › nisan 2013
Lifestyle
Basit güzeldir
YAZI ve FOTOĞRAFLAR: Süreyya İZGİ
Son dönemin yükselen vintage yerli otomobil toplama trendi, modası
asla geçmeyen Murat 131’lerde doruk yapıyor. Ralli efsanemiz
Volkan Işık da yeniden hayat verdiği 131’leriyle “basit güzeldir”
felsefesini doğrularken adeta trendi de destekliyor.
e-motoring magazine › nisan 2013
Lifestyle
İ
smi ister Fiat, ister Murat olsun, 131 serisi asla küçümsenmemesi gereken bir otomobildir. Özellikle ülkemizde ismi taksilerle
özdeşleşmiş olsa da bu onun değerini azaltmaz. Avrupa’da
1970’li yıllar, ülkemizdeyse yerlileştiği 1977’den itibaren
1980 ve 1990’lar boyunca efsane olan seri, gerek mekaniği,
gerek gövde geometrisi ve dönem dönem konfor özellikleriyle
çok dikkat çekici olmuştur. Özellikle 1980’lerin başında uzun
sıralara yazılıp alınabildiğinden ikinci eli yenisinden pahalı
satılabilen otomobil, motorsporlarında da kendini göstermişti.
1989’da ilk start aldığı Ali Sipahi Rallisi’nden 2010’a kadar
131 ralli, 19 WRC ve 40 ERC’de start alan, yerli ve yabancı şampiyonalarda
kazandığı Avrupa ikincilikleri başta olmak üzere büyük başarılarla tartışılmaz
ralli efsanemiz olan Volkan Işık, şimdilerde 131 tutkusuyla dikkatimizi çekiyor.
Son dönemde özellikle eğitim, özel organizasyonlar ve Volkicar Şampiyonası
ile meşgul olan usta pilot, kişisel tutkusuyla üç adet Murat 131’e yeniden hayat
verdi. Kendi ağzından dinliyoruz 131’lerin hikayesini:
“Aslında benim son dönemlere kadar hiç 131’im olmadı diyebilirim. Ama hep
131 merakım oldu. Ve hayalimde hep arkası yere yakın Weberli bir 131 vardı.
Ama olamadı, sonra ralliye başladığımda antrenman otomobili olarak almıoş
olduğum 1986 model 131 var. O Şahin ile çok güzel vakit geçirmiştim. Antrenmanlar vesaire, çok pratikti, çok keyifliydi, kullanması da keyifliydi.
70 › 71 e-motoring magazine › nisan 2013
Bugünkü aklım olsa satmazdım
ama bir sene sonrasında sattım. 131,
Türkiye’nin gerçeğidir, benim de
ilgim hep varolmuştur. Otomobili
sevdiren modeldir. Bu düşünceler
bir çok insanda hala canlı. Bu arada ralliye ilk adım eğitimleri için
131’lerim oldu. İnsanlara yan yana
otomobil kullanmayı öğretiyorduk
131’lerle. Üç tane 131’imiz vardı,
‘‘Bana göre Murat
131’i en çok sevdiren
pratikliğidir, çünkü
komplike hiçbir yanı
yoktur. Üç kutu
gövdesinin formudur,
her yeri de tuninge
uygundur, jantlar
koy, orasını değiştir,
burasını değiştir...
sırıtmaz.’’
onlarla eğitimler yapıyorduk. Arkadan itişli otomobille insanları keyif alarak ve ekonomik şekilde rallilere hazırlamak, eğitmek için kullanıyorduk. Sonra
kafaya takmıştım, iki teker yapmak istiyordum. Bu
sene iki teker yapmaya başladım. İki ay kadar iki teker çalıştım. O nedenle 131 ile tekrardan yakınlaştım.
Bu vesileyle “Tekrar neden 131 almıyorum ben?”
diye aklıma takıldı. Bak, kahverengi otomobilde
1980’lerin efsane müzik sistemi vardır, Pioneer TS
2000 hoparlörler ve KX73 müzik sistemi... O yılların
e-motoring magazine › nisan 2013
Lifestyle
ulaşılmazlarıydı, peşinde koştuğumuz şeylerdi. 131 ve
bu müzik sistemini bir araya getirme fikri bende heyecan
yarattı. Bu fikir bende adım adım büyüdü. Önce bir tane 131
buldum ama onu ralli otomobiline çevirmeye karar verdim,
yeşil renkli daha gösterişli bir otomobildi, onu ralli otomobili yapıyoruz. Daha sonra kahverengi otomobili aldı,
içine müzik tesisatını kurdum. O yılların en iyisini yapmaya çalıştım. Sonra kırmızı çıktı karşıma. Benim merakım
duyuldukça otomobiller gelmeye başladı bana, herkes bir
yerden 131 öneriyordu. Kırmızıyı görmeye kahverengi ile
Bursa’ya gittik. Giderken de yolda kaldık, benzin göstergesi göstermiyormuş, 35 yaşında otomobil, daha ne olsun
yaa. Bana göre İtalyanlar ürettikleri bir çok fantastik modelle, otomobil tarihinde iz bıraktılar, çok güzel otomobiller
yaptılar. Tasarım tarafında çok ustalar, motor tarafında da
iyiler, ama başka sorunları var. Bugün Fiat çoğu sorunu aştı
aslında, fiyatına göre çok kaliteli araçlar üretiyorlar. Artık
markayı iyi bir yere oturttular. Halkın otomobillerini üreti72 › 73 e-motoring magazine › nisan 2013
yorlar, pratik modelleri var ama ama iz bırakacak modelleri yok... 131’i sevdiren pratikliğidir, komplike hiçbir yanı
yoktur. Üç kutu gövdesinin formudur, her yeri de tuninge
uygundur, jantlar koy, orasını değiştir, burasını değiştir...
sırıtmaz. Düşünsene hangi arabada var bu kadar far düzeni.
Pako’nun yaptıklarını düşünün. Ortalık bunlarla doluydu.”
Otomobillerin özelliklerini öğrenelim istiyoruz,
teker teker inceliyoruz.
Üç 131’den sadece biri orijinal İtalyan yapımı üç kapılı bir
Fiat. 1979 model olan kırmızı 131 2000 TC, döneminin en
popüler spor otomobillerinden. Aracın 140 HP gücündeki
2.0 litrelik motoru üzerinde yapılan modifikasyonlarla dereceli eksantrik, piston, piston kolları ve çelik krank mili
yer alıyor. Weber karbüratörle beslenen otomobilin çekiş
sistemindeki en önemli aksam ise hiç şüphesiz kilitli diferansiyel. Spor koltuk ve Momo direksiyon simidi de 2000
TC’ye özel ekipmanlar.
Volkan Işık
Murat 131
ile etaplarda
Fotoğraflarda 131 2000 TC’nin yanında görülen kahverengi dört kapılı 131 ise, 1977 model ve ülkemizde üretilenlerden biri. Murat 124’ün ardından Tofaş’ın yerli üretimine
başladığı ikinci model olan Murat 131, ilk kez 26 Aralık
1976’da 1977 model olarak satışa sunulmuştu. Işık’ın o
seriden olan otomobili, artık yenilenmeye ihtiyacı olan
bölümleri bulunsa da orijinalliği korunmuş durumda. Dört
silindirli ,1297 cc hacimli 65 HP gücünde bir motora sahip olan Murat 131, 102 Nm maksimum tork üretebiliyor.
Dört ileri vitesli ve arkadan itişli olan otomobilin orijinal
olmayan bazı aksesuarları var ama onlar da döneminin
ruhunu yansıtmak için bilinçli olarak tercih edilmiş; pandizota yerleştirilmiş Pioneer TS 2000 hoparlörler ve kokpitte taşarcasına duran (!) KX 73 auto reverse teknolojisine
sahip kasetçalar ve ekolayzer!
Ünlü rallici,
1990’larda
kariyerinin
başlarında
Murat 131 ile
Türkiye Ralli
Şampiyonası’nda
mücadele etmişti.
Volkan Işık’ın sahip olduğu üçüncü Murat 131 ise çekimlerimize katılacak durumda değildi ama fotoğraflara
bakılınca bunu anlayışla karşılamak zor olmuyor! Işık’ın
ralliye ilk adım eğitimlerinde kullanmak ve iki teker yapmak için gövdesini özel olarak güçlendirdiği otomobilde
1.6 litrelik bir motor yer alıyor. Özel güçlendirme için kabine roll bar yapılmış. Kilitli diferasiyele sahip otomobilde
kullanılan koltuklar da yarış tipi.
e-motoring magazine › nisan 2013
sade’ce M. Ali Sade
Araba sevdası
Km/s-Mph
çekişmesi! Gördüğümüz
yeni model otomobilin
hemen eğilip hız
göstergesine bakardık.
O yıllardaki Amerikan
arabalarında hız mil olarak
görünürdü. 110 mph’nin
180, 120 mph’nin de 200
km/s hıza yaklaşık olarak
denk geldiğini bir şekilde
öğrenmiştik. Bazı Avrupa
otomobillerin hız
göstergelerinde de
mph olduğunu görünce
bunların Amerika’ya ihraç
versiyonları olduğuna dair
yorumlarda bulunurduk.
Bunlarda hız 90 ila 100 mph
Bambaşka bir şeydir şu araba sevdası.
civarında olurdu. O yıllarda bilgiye ulaşabilmek
Çok küçük yaşlarda insanın içine işler ve
de çok zordu.
yıllar boyu bu sevda artarak devam eder.
Ben şu yaşımda bile yollarda eski bir otomobil
Şimdiki kolay bilgi deryası internet o yıllarda
değil, eski otobüs, kamyon, traktör ne görürsem
hayal bile edilemeyecek bir şeydi. Peki bu oto-
göreyim işi gücü bırakır keyifle izlerim.
mobiller hakkında bilgi neredeydi?
Bizim çocukluk ve gençliğimizde şimdiki klasik
Bu otomobiller hakkında bilgiler başta kullanan
Amerikan otomobilleri haliyle klasik değildi.
kişilerden veya şoförlüğü meslek olarak
Onlar yaşamın bir parçasıydı.
yapanlardan öğrenilirdi. Ağır vasıta, ticari
dolmuş ve taksilerin şoförleri haricinde araba
Bindiğimiz dolmuş 1956 modeldi. Çağırdığımız
kullananların şayet kendileri arabacılığa meraklı
taksi 1952 modeldi. Ve hepsinden önemlisi
değillerse onlardan da birkaç basit bilgi dışında
bunlar orijinal hallerindeydi. Ne şaselerinde bir
bir şey öğrenilmezdi.
tadilat ne dış görünümlerinde değişiklikler vardı.
LPG vs. o yıllarda bilinmezdi.
Tamirhaneler de bu işler için bilgi kaynağı
Bir takım değişiklikleri yapanlar da hoş
olmakla birlikte o yılların ustaları kesinlikle çok
karşılanmazdı. Çünkü araba orijinalliğini
konuşup çok anlatıp da bildiklerini ortaya
kaybettiğinden değerini yitirirdi.
dökmezlerdi. Genellikle sorulan sorulara kısa
Ama aksesuar çok boldu. Klasik otomobillerin
ve öz cevaplar vererek detaya girmezlerdi.
kendine has bir takım aksesuarları konusunda
Ve hepsi de usta-çırak usulüyle yetiştikleri
ilerleyen günlerde detaylı olarak konuşacağız.
için ve de bir dükkan açtıktan sonra yalnız
Hep bu otomobiller için bilgi edinmeye çalışırdık.
kaldıklarından, kendilerini ancak ve ancak gelen
işlerde yap-boz ve sınama-yanılma tekniklerini
Bütün bu bahsettiğim kaynaklardan ama
uygulayarak geliştirebilirlerdi. Dolayısıyla kafası
yalan ama yanlış bir şeyler öğrenenler de bu
çalışan, yetenekli ve de eline iş yakışan ustalar
öğrendiklerini mutlaka arkadaşlarına anlatarak,
kendilerini bir şekilde geliştirerek piyasada nam
arabalar üzerinde göstererek edinilen bilgiyi
salarlardı.
paylaşarak çoğaltırlardı.
“Peki kitap, dergi vb. yayın yok muydu?”
İki üç kişi bir araya geldiğimizde muhabbetin
diyebilirsiniz. Yoktu. Gazete ve dergilerde
çoğu otomobiller üzerine olurdu. Turbo şarjlı
motorlu vasıtaların sadece ilanları, reklamları
“roket” otomobiller, full otomatik Buick’ler,
olurdu. Bunlar da ayrıntı içermezdi. Hoşuma
otomobillerin motor hacimleri, son hızları,
giden vasıtaların reklamlarını gazeten keserek
mahallede kim ne almış, hangisi daha güçlü,
çok saklamışlığım vardır. Reklamlarda da ayrıntı
hangisi daha hızlı gibi konular sürekli konuşulan
tek tük olurdu. Mesela “185 HP motor gücü”,
konulardı. Bu konularda mahallede zorlu
“dört ileri vites” gibi küçük ip uçları yer alır,
tartışmalara girdiğimizi çok hatırlarım.
bizler de bunları hafızalarımıza nakşederdik.
Bir şekilde sözlü internet de diyebiliriz buna
aslında. Mahallemiz sakinlerinden bizim bu
Bilgi kaynağı olarak sadece eski, okunmuş
merakımızı bilenler de bizlere yardımcı olurlar,
sayıları bile oldukça pahalı satılan Popular
bildiklerini öğretmeye çalışırlardı.
Mechanix, Popular Science, Hobby, Mechanix
Bu konudaki bir anımı magazinulasim.com da
Illustrated ve Science et Vie gibi Amerikan,
http://magazinulasim.com/showthread
Alman ve Fransız dergilerinden edinilirdi.
geçenlerde yayınladım. Okumanızı tavsiye
Bu dergilerde de öyle ahım şahım bilgiler
ederim. Benim de pek çok konudaki şimdiki
olmazdı. Bir iki satırla geçiştirilen tanıtım yazıları
bilgilerimin kaynağı yaşayarak öğrenildiği için
veya yeni bir modelin adedi bilgileri gibi şeyler
yer eden bu bilgilerdir.
olurdu. Ve hele de yabancı dille yazılmış olması
özellikle teknik konular içermesi açısından
Halen bile klasikleri seven, onları “pamuğa
anlaşılmasını ve çözülmesini zorlaştırıyordu.
sararak” saklamayı başarabilen, orijinalliklerini
muhafaza edebilen insanlarımız çok şükür
Sözlü internet! Sadece Fransız Science et Vie
mevcut. Ancak ne kadar da olsa artık klasik bir
dergisinin yıl sonu sayılarında bütün markaların
otomobile bakabilmek, onu yürür durumda
yeni modellerinin küçük resimleri, bazı
tutabilmek, arada sırada da olsa yürütmek
bilgileri ve özellikleri olurdu. Bu sayıları eski
normal gelir düzeyinde bir şahıs için çok
kitapçılardan takip eder alırdık.
masraflı bir hal aldı.
Mechanix Illustrated dergisinde Thomas
Bu yüzden R.Koç müzesi tipinde ama ufak
Mc Cahill adında bir yazar vardı. Bu yazarın
çaplı müzelerin yaygınlaşması da klasikleri
testlerini bulabildiğim dergilerde takip ederdim.
koruma altına alarak gelecek nesillere
Çünkü oldukça görsel ve ayrıntılı olurdu. Bir de
ulaştırma adına güzel bir etken. Son zamanlarda
adı bizdeki “cahil” sözcüğünü çağrıştırdığı için
bu tür girişimlerin çoğalması da bizler gibi klasik
hoşuma giderdi.
otomobilleri sevenler için sevindirici haberler.
e-motoring magazine › nisan 2013
RETROTEST Alfa Romeo 155 Q4
Quaresma Q7 ile şöhret yapsa da
tüm yürüyen aksamı, efsane
kardeşi Lancia Delta Integrale’den
alınan Alfa Romeo 155’in görkemli
eki Q4, onu döneminin performans tanrısı
yapmaya yetmişti. Sadece 3701 adet üretilmiş
bu 190 HP’lik fenomenle 1990’ların başındaki
ateşli günleri İstanbul caddelerinde andık.
Karizma
76 › 77 e-motoring magazine › nisan 2013
YAZI: Süreyya İzgi
ası Q4
FOTOĞRAFLAR: Batuhan Kıran
e-motoring magazine › nisan 2013
RETROTEST Alfa Romeo 155 Q4
E
pey uzun zaman olmuş bir Alfa Ro-
tasarlanan ve Alfa’nın Napoli yakınlarındaki
meo kullanmayalı... En son ne zaman
Pomigliano d’Arco tesislerinde üretilen 155
kullandığımı
çıkartamadım.
ailesi, 1992’den 1998’e kadar bantlardan toplam
Bir zamanlar sahibiyken içinden çıkmak
192.618 adet çıkmıştı. İtalyanca 4 anlamına gel-
istemediğim, garajıma gelip park edip in-
en quattro’nun ilk harfi Q, yanına rakamla 4’ü
dikten sonra eve yürürken dönüp öpücük
de alınca ortaya çıkan 155 Q4’ün üretimiyse
yolladığım zamanlar geride kaldı. Tıpkı ger-
3701 adette kalmıştı. Türkiye’de zaten azdı ama
çek Alfa Romeo’ların geçmişte kaldığı gibi... Güncel modellerde
hele hele Q4 zaten sayılıydı. Hiç unutmam, biri
o ruhu da pek göremiyorum zaten. Bu nedenle ayın en heyecanla
Volkan Işık’ın V plakalı otomobiliydi, tek tük de
beklediğim buluşmasıydı benim için... Eğer bir müzeden ya da
yollarda görülürdü. Bu arada topu topu 1994’ten
koleksiyondan çıkmayacaksa 20 yaşın üzerinde kullanımda olan,
uzun geçmiş gibi bahsetmek de tuhaf geldi, şunun
fotoğraf çekimi yapılabilecek kondisyonda bir Alfa Romeo bul-
şurasında daha bir kaç yıl öncesine kadar bu oto-
mak gerçekten zor. Benim şansım, ikinci sahibinin bana komşu
mobilin özellikle atmosferik versiyonuna yol-
semtte bir kapalı garajda saklıyor olmasıydı. 2005 yılında Türkiye
larda sıkça (Alfa sıklığında!) rastlanıyordu. Za-
Rallsi’nde geçirdiği ciddi kazaya rağmen ralliden ve o çok sevdiği
ten “1994 model aracı da retrotest yapıyorsak...”
sağ koltuktan kopmayan Aras Dinçer’e ait bu Alfa Romeo 155 Q4.
demedim değil! Bu aslında biraz da otomobilin
İtalyan markaya tutkun olmayanlar için detaylarını bilmediklerin-
bulunmazlığından, bulmuşken bir daha bulu-
den çok anlam ifade etmeyebilir 155 Q4. Ama 20 yaşındaki bu oto-
namama ihtimalinden!.. Aras Dinçer, ikinci sahi-
mobil, Alfa Romeo’nun 190 HP gücündeki sürekli dört tekerlekten
bi ama neredeyse sıfır km’deyken almış, bir kez
çekişli “aile sedanı”. I.DE.A Institute’dan Ercole Spada tarafından
daha el değiştirirse bu kondüsyonda bulamay-
78 › 79 e-motoring magazine › nisan 2013
düşündüm,
abiliriz. Otomobilin kullanım kılavuzları, Tofaş’tan önce-
Q4’ün standart ekipmanları... 1994’ten söz ediyoruz!
ki distribütörü Zeytinoğlu zamanından servis kitapçıkları
Keza bagaj kapağındaki amblemin -hani park halindeyken
bile pırıl pırıl duruyor!
en çok çalınan parçalardan!- ardında gizli kilit de Alfa
Daha karşımda gördüğüm anda yüzüme bir gülümseme
Romeo’ya özel tasarımlar. Bu amblemleri çalış Şahin’lere
oturdu 155 Q4’ü. Eski bir dost görmüş gibi oldum. Alımlı
takmayı çok severdik de Magirus minibüslerde hiç göre-
kırmızısı bir kenara, o sert köşeli ama bence hala modern
mezdik... Üzerinde haç vardır ya, ondan!
hatları, kısık gözleri, soydaşı Tempra’nın yüksek bulunan
Rallici adamın kişisel otomobilindeki plakalık dik-
bagajına yukardan bakacak heybetteki bagajı çok etkiley-
katimi çekiyor, 1990’ların başındaki plaka serisinin he-
ici görünüyor. 525 litrelik hacmi bugünün orta sınıf oto-
men altında Petter Solberg World Rally Team yazıyor!
mobillerinde bile yok! Alfa klasiklerinden olan bu jantlar
Plakalığı Norveçli WRC pilotuna yarım saat dil döküp
bugün Giulietta’ya ya da MiTo’ya yakışır mı emin değilim
kendi arabasından söktürmüş Aras! Yakışacak bir otomo-
ama bana sanki 155 ile jübile yapmış gibi hissettirdi,
bilde olduğu kesin!
üretilirken klasik olabilmiş ender modellerden 156’da bile
1980’lerin otomobil üretim anlayışlarıyla kaşeli ve
iyi duracağını hayal edemedim! Ya o arkasındaki boydan
bugünkü modellere göre kaba hatı aracın kapı kolları
boya reflektör, yassı egzoz çıkışı? Her biri bugünün tasarım
bile gövdeden taşıyor. Kapıyı açıp içeri girdiğim anda,
anlayışına yön veren detaylar... Arka camdaki perdelere
geride kalan 20 yıla rağmen uçup gitmemiş Alfa Romeo
takılanları aydınlatayım, onlar taksici işi aksesuar değil,
kokusunu alıyorum. Bilen bilir, başka hiçbir otomobilden
e-motoring magazine › nisan 2013
Retrotest Alfa Romeo 155 Q4
alamazsınız o hoş kokuyu. Zaman içinde otomobilin bütünlüğünü sağlayamazken kokuyu nasıl muhafaza edebildiklerine inanamıyorum İtalyanların. Ama doğruya doğru, bu 155 biblo gibi. Hırpalanmadığı
çok belli. Kabinde de bolca köşeli hatlar, döneminin çok ilerisinde olsa da bugünkülerden çok farklı
anlayışla tasarlandıkları belli ekipmanlar göz çarpıyor. Tanıtıldıkları yıllarda heyecanla karşılanan sinyal/silecek kolları, tam otomatik klima, LED’li kapı açık, far, sis, yaşlanan Alfa’larda dertler başladıkça
sönmemeye başlayan enjektör ışığı vs, havayastıksız gözüme bir garip görünen kokpitin en komplike
unsurları. Bu arada orta konsolda gördüğümüz digitler, Atari yıllarından kalma, en ucuz hesap makinesi rakamlarından farksız ama o yıllarda da arasanız başka araçlarda göremeyeceğiniz türden! Ülkemize Alfa Romeo distribütörü Zeytinoğlu tarafından radyo/teypsiz ithal edilen araçlara burada takılan
dönemin en iyi sistemleri, emanet dursa da o dönemde şimdiki gibi entegre müzik sistemleri yoktu,
İtalya’dan radyo/teyp ile gelse bile yine sonradan takılan bir ünite olacağı kesindi.
80 › 81 e-motoring magazine › nisan 2013
Arkadan itişli Alfa 75 ile markanın kaderini değiştiren 156
arasındaki modeli kullandım. 1992-1998 arası üretilen 3701 adet
Q4’ten biriyle yarım gün geçirdim, Alfa Romeo’nun 4 tekerlekten
çekiş ve turbo vizyonlarını sürdüm. Daha ne isteyeyim?
Kabinde başka markalarda göremeyeceğiniz bir detay daha var,
otomobilin ne kadar sert bir süspansiyonun
Alfa Romeo’nun yarışçı ruhunu belli eden ön taban açıları! Ralli
üzerinde ilerlediğini anlatabilmek için güçlü
otomobilindeymiş gibi açılı yerleştirilen tabanlar, ayakları yukarıda tu-
bir dayanak! Bu iri sedanın yolda başka nasıl
tuyor. O yıllar için yine çok kolay bulunamayacak bir şeyler var 155
bu kadar stabil olması beklenebilir ki! Elek-
Q4’te: elektrik kumandalı dört cam, dört kafalık! Nereden nereye gelmiş
tronik destek söz konusu değil! Frenler bile
otomotiv!
konvansiyonel, ABS’siz!
Alfa 155 Q4’ün -yine dikkat!- 1994’te amortisörlerle açılan kaputunun
155 Q4’ü çok yormak istemiyorum, sakin
altında 2.0 litre hacimli, 16 supaplı (sedicivalvole!), üstten çift eksant-
bir sürüş gerçekleştiriyoruz, ama şu kadarını
rikli ve turbo beslemeli motor yer alıyor. Bu agresif motor, otombili
söyleyebilirim, gaz emri verdiğimde o
sadece 7 saniyede 100 km/s hıza ulaştırırken 225 km/s maksimum hıza
yırtık Alfa sesiyle homurdanarak hep bu
kadar da tırmandırabiliyor. Tabii ki bütün Alfa’lar gibi fazlaca tüketi-
anı bekliyormuşcasına iştahla hızlanıyor,
yor ama ortalığı da yırtarcasına ilerliyor! Yürüyen aksamı kardeş marka
geçmişten farklı bir sürüş deneyimi. Arkadan
Lancia Delta Integrale’den alınan 155 Q4’te üç ayrı diferansiyel bu-
itişli Alfa 75 ile markanın kaderini değiştiren
lunuyor: Önde normal, ortada eliptik ve arkada viskoz kavramalı. Bun-
156 arasındaki modeli kullandım. 1992-1998
lar 291 Nm’lik torku dört tekerleğe dağıtıyor. Bu da 155 Q4’a bütün aile
arası üretilen 3701 adet 155 Q4’ten biri-
içinden en iyi yol tutuş performansını getiriyor.
yle yarım gün geçirdim, Alfa Romeo’nun
Alfa Romeo 155 Q4 ile ilgili 20 yıl önce bir dergide okuduğum cüm-
dört tekerlekten çekiş ve turbo vizyonunu
leyi yaşıyorum, şimdi yeni bir otomobilde olsa demediğimi bırakmam
sürdüm. Hırpalamaya kıyamayacağım kadar
ama kullanırken çok da batmıyor: “Kabinde her yerden tıkırtılar geliyor,
narin görünüyordu, geçen ay Ferrari Tes-
parçalar birleştirilmemiş gibi...” Evet, bunda da tıkırtılan, çıtırtılar eksik
trarossa ile denediğim üst devir gösterilerine
değil ama bu kadar sert plastiğin oluşturduğu kokpitten, koltuklardan,
hiç kalkışmadım, saygıda kusur etmeden
topridodan ses gelmemesi mucize olurmuş. Ha, bu savunmak değil ama
uğurladım 155 Q4’ü.
e-motoring magazine › nisan 2013
Perde Arkası Mercedes-Benz 260D
ilk tak
Dizel motorlu
Benzinli motorlara
alternatif arayışları
daha 19. yüzyılda
başlamıştı.
İki önceki yüzyıl
biterken teknolojiyi
bulan Rudolph Diesel,
taksicileri rahatlatmak
için tam 44 yıl
projesini geliştirdi ve
ortaya 260D çıkmıştı.
82 › 83 e-motoring magazine › nisan 2013
ksi
e-motoring magazine › nisan 2013
Perde Arkası Mercedes-Benz 260D
D
izel motorların Avrupa ülkelerinden sonra Türkiye’de de binek otomobillerdeki
kullanımı giderek yaygınlaşıyor. ‘90’lı
yıllara kadar egzozlarından mavi dumanlar atarak hantalca ilerleyen dizel motorlu
“köfteci” otomobilleri, Bosch tarafından geliştirilen direkt
enjeksiyon sistemi Common Rail ve uygulanan yüksek turbo
basıncıyla çeviklik kazandı. Bu da elde edilen yakıt ekonomisiyle birleşince turbo dizel motorlu otomobillerin benzinlilere tercih edilmesini sağladı. İlk olarak 1997’de Alfa Romeo 156’da kullanılan yeni nesil direkt enjeksiyonlu dizel
motorlar, bu büyük dönüşümün km taşı oldu. Artık günlük
kullanımdaki yaygınlıkları bir yana, Le Mans 24 Saat yarışları
da dahil birçok motorsporları etkinliğinde de dizel motorlar
kullanılıyor. Ama bu noktaya ulaşmak hiç de kolay olmadı.
Özellikle başlangıç tarihinin uzaklığı düşünülünce...
44 yılda olgunlaştı
Tarihteki ilk dizel motorlu binek otomobil, Mercedes-Benz
260D, 1936 yılında üretildi. İlk dizel motor fikri Alman
mühendis Rudolph Diesel’e aitti. Kendi alternatif motorunu
geliştirip soyadını isim olarak veren Diesel, patentini 1892
yılında aldığında herhalde bugünkü kadar yaygın kullanım
84 › 85 e-motoring magazine › nisan 2013
›
İki katından fazla menzil!
1936’da 260 D’nin tanıtımı için
hazırlanan reklamda, dizel motorun
benzinli motorla kıyaslaması BerlinMünih-Milano-Cenevre-Paris ve Köln
üzerinden yapılan bir turla anlatılıyordu.
hayal etmemişti. 1897’de seri üretime hazır hale
gelen motorlar için bir yıl sonra Ausburg’da fabrika
kuruldu. Ama işler pek yolunda gitmiyordu. Prensipleri doğru olmasına karşın uygulamada sorunlar
yaşanıyor, müşteriler hasarlı motorlarla geri dönüyordu. Rudolph Diesel bu dönemde yaşadığı finansal kriz
nedeniyle 1913’te Hollanda’dan İngiltere’ye geçerken
buharlı gemiden atlayarak yaşamına son verdi.
Düşük devirli olduklarından 1920’ye kadar sadece
durağan ihtiyaçlarda ve sonradan Birinci Dünya
Savaşı’nın etkisiyle deniz taşıtlarında kullanılabilen
dizel motorlar, ancak bu yıldan sonra yollara çıktı.
1910’dan itibaren denizde kullanılmak üzere marine
motorlar üreten Benz & Daimler şirketi, 1922 tarihin karada görülmüş ilk dizel motorlu aracını tanıttı. Bu
bir traktördü. Üç tekerlekli araç, Münihli traktör üreticisi Sendling ile birlikte geliştirilmişti. İki silindirli dizel
25 HP üretiyordu. Ardından 1923’te ilk dizel motorlu
kamyon Benz & Cie tarafından üretildi. Kamyonun dört silindirli motoru 45 HP gücündeydi. Benz
& Cie için çalışan Beyrut doğumlu mühendis Prosper L’Orange, geliştirdiği nispeten yüksek devirli dizel
motorla Rudolph Diesel’in rüyasını gerçeğe çevirirken
çatapatlı motor sesleri, sadece kamyon ve traktörlerde
de olsa sokaklarda yankılanmaya başladı. Sıra artık otomobile gelmişti.
›
Bosch’un enjeksiyon pompasının
kullanıldığı 4 silindirli 2.6 litrelik
motor, dakikada 3200 devir çeviriyor,
böylece 2000 d/d düzeyindeki
benzerlerine göre verimliliği artıyordu.
1936’da Berlin’de yapılan Uluslararası Otomobil ve
Motosiklet Fuarı, Mercedes-Benz için özel bir önem
taşıyordu. Fuarda dünyanın ilk dizel motorlu binek
otomobili 260D dünyaya sunuldu. Bosch’un 1927’de
geliştirdiği enjeksiyon pompasının kullanıldığı dört silindirli 2.6 litre hacimli motor, dönemine göre 3200 d/d
gibi yüksek devir çeviriyor, böylece 2000 d/d düzeyinde
kalan benzerlerine göre kullanışlılığı artıyordu.
Seri üretimi 1935’te başlayan dünyanın ilk dizel otomobili, özellikle 100 km’de 9.5 litre mazot tüketerek
sağladığı yakıt ekonomisi ve dayanıklı motoruyla taksicilerden büyük ilgi gördü. Aynı gövdede kullanılan
benzinli motor, 100 km’de 13 litre yakıt tüketiyordu.
O dönemde Almanya’da mazotun litresi 24, benzininse
39 fenikti! Üstelik benzinli versiyon 96 km/s maksi-
mum hıza ulaşabilirken dizel versiyon 90 km/s’ye
çıkabiliyordu. Bir yıl sonra dört ve iki kapılı cabrio ve
Pullman limuzin versiyonları da tanıtılan otomobilden
kasa değişiklikleriyle 1940’a kadar ikibin adet üretildi.
Rakam bugüne göre düşük gibi görünse de -üstelik savaş
yıllarında- bugün vazgeçilmez olacak yeni bir teknolojinin yolunu açmak için yeterince yüksekti.
e-motoring magazine › nisan 2013
Eternal BMW CS
Alman otomobil devi BMW’nin sportif karakterli
araçlar üretme geleneği kuruluşundan beri hakim.
Ama 1970’lere gelinirken üretilen üst düzey sportif
modeler, sonraki dönemde doğacak M departmanın
kuruluş temellerini oluşturuyordu.
86 › 87 e-motoring magazine › nisan 2013
B
ilk
MW’nin
k soyluları
e-motoring magazine › nisan 2013
Eternal BMW CS
B
MW’nin 1970 ve 1980’li yıllardaki başarılı grafiğinin
temeli, 1960’larda motorlara yapılan yatırımlara
dayanıyordu. Yepyeni motor jenerasyonu, hacimleri
1.5 litre ile 3.4 litre arasında 4 ve 6 silindirli makinelerden oluşuyordu. Bu kuşağın ilk uygulandığı
model ise 1500 Serisi oldu. Onu 1600, 1800 ve 2000
Serileri izledi. Saydığımız bu modellerin arasında en
“fiyakalı” olan, 1965’te 2000 Serisi’nden geliştirilen
coupe versiyon 2000 CS’ti. Karoser tasarımı Karman tarafından şekillendirilen
spor otomobil, daha 1965 yılında BMW’nin 1960’lı yıllara vedası gibiydi.
Ama bu füturistik hatlara karşın120 HP gücünde dört silindirli motorun 2000
CS için oldukça zayıf kaldığı konuşuluyordu. Eleştirileri dikkate alan BMW,
1968 Eylül’ünde 6 silindirli bir motorla donattığı 2800 CS’i piyasaya çıkardı.
88 › 89 e-motoring magazine › nisan 2013
›
2800 CS, 206 km/s
maksimum hıza
sahipken enjektörlü
motora sahip 3.0
CSi, 240 km/s hız
yapabiliyordu. Bu
değerler, 1970’lerin
koşullarında bugün
birçok spor otomobilde gördüğümüz
300 km/s civarı
hızların yarattığı
etkiyi yaratıyordu!
Sıralı altı silindirli bu motor, otomobilin burum yapısının uzamasına yol açmıştı.
Yeniden tasarlanan kaput ve ızgara, daha saldırgan bir görünüm yaratmıştı. 4660
mm boyundaki otomobilin ön kısmında klasik BMW böbreği bulunuyordu.
Dört adet yuvarlak farla şekillenen ön tasarım o zamana kadar görülmemiş bir
kişilikli tasarımı ifade ediyordu. 2635 mm’lik aks mesafesine sahip otomobilin
kabini bir spor otomobil için oldukça geniş, ince sütunlar sayesinde de ferah
görünüyordu. 2800 CS’de kullanılan krom kaplamalı marşbiye çıtaları ve enine
konumlandırılmış arka sinyal ve stop lambaları 2000 CS’ten aynen alınmıştı.
Otomobilin performansı da en az görünümü kadar etkileyiciydi. Coupe versiyon ile aynı anda satışa sunulan sedan versiyonda da kullanılan 2788 cc hacimli
sıralı altı silindirli motor, 170 HP maksimum güç üretiyordu. Motorun, eleştiri
toplayan 2000 CS’e göre 50 HP güçlenmesi, otomobilin daha şık ve aerodinamik
bir görünüm kazanmasına yaramıştı! 2800 CS’de helezon yaylar ve McPherson
tipi üçgen alt salıncaklı ön süspansiyon sistemi ve esnek yapılı bir arka aksın
kullanılması, yol tutuşu çok iyileştirirken konforu da artırıyordu.
CS Serisi modellerinin karoserleri Karman tarafından üretilirken otomobilin
montajı Osnabrück’te tamamlanıyordu. Otomobilde belki dönemin Amerikan
otomobilleri gibi çok lüks donanımlar yoktu ama tipik Alman hatasızlığı gören
herkesi etkiliyordu. Otomobilin kokpiti sportifliği kadar kullanışlılığıyla da puan
topluyordu. Ön koltukların genişliği yolculuk konforunu artırsa da arkadaki
kısıtlı alan sanki sadece çocuklara ayrılmış gibi bir görüntü yaratıyordu.
İşe 1960′lı yıllarda BMW’nin Formula 2 ve pist yarış programlarına destek
vermek amacıyla çalışmaya başlayan departman, 1972 Mayıs ayında 8 kişilik
ekiple yola çıkıp marka kimliği kazanmıştı. Ay içinde 35 kişiye ulaşan ekibin başında Porsche ve Ford Racing Team’den transfer olup Münih’teki BMW
binasına transfer olan Jochen Neerpasch vardı. Birkaç ay sonra BMW’nin Münih
fabrikasının yanında pistiyle, dinamometresiyle, test pilotlarıyla 8000 metrekarelik kendi binasına taşınan M Gmbh, sadece 15 yıl içinde 400 çalışana ulaştı!
e-motoring magazine › nisan 2013
Eternal BMW CS
›
CSL, Avrupa ve Amerika’da düzenlenen asfalt
yarışlarında başarılı sonuçlar alsa da Porsche’yi
tahtından indirmenin zevkini tadamadı.
3.0 CSL’ye doğru
2800 CS modelini 1971 yılında 3.0 CS ve 3.0 CSi modelleri izledi. Bu modeller aynı gövde üzerinde yaşanan teknolojik
sıçramayı, dolayısıyla artan performansı müjdeliyordu. 3.0 CSi’de Bosch’un D-Jetronik isimli benzin enjeksiyon sistemi
kullanılıyordu. Her iki yeni modelde de kullanılan fren diskleri, 2800 CS’nin kampanalı frenlerinin yerini aldı. Yine aynı
yıl üretilen 3.0 CSL, karoserinin bazı bölümleri alüminyumdan oluşan ve 3.0 CS’ye göre 130 kg daha hafif bir yarış otomobiliydi. 1972 yılının son aylarında 3.0 CSL’in 3003 cc hacimli ve enjeksiyonlu bir versiyonu da tanıtıldı.
CSL’nin motor hacmi, 1973 yılında 3153 cc’ye yükseltildi. Ön, arka ve tavan spoylerleri, yüksek süratlerde otomobilin yol
tutuşunu iyileştiriyordu. CSL, Avrupa ve Amerika’da düzenlenen asfalt yarışlarında başarılı sonuçlar alsa da Porsche’yi
tahtından indirmenin zevkini tadamadı.
Dünya 1974 yılında petrol krizine girerken BMW bu duruma cevap olarak 2.5 CS’yi üretti. Otomobilin 2.5 litrelik 6 silindirli motoru, 6000 d/d’de 150 HP gibi “düşük” bir güç üretiyordu. Ama bu otomobil, 3.0 CS’ten 6000 mark daha ucuza
satılmasına karşın pek rağbet görmedi. Daha açık söylemek gerekirse tam bir fiyasko oldu ve BMW, müşteri kitlesinin
ucuzluktan hoşlanmadığını öğrendi! Öyle ki 2.5 CS, sadece 844 adette kalan toplam satış rakamıyla BMW tarihinin en az
satılan modeli olmuştu! Fikir vermek açısından 3.0 CS, 11063 adet, 2800 CS, 9339 adet ve 3.0 CSi de 8199 adet satılmıştı!
BMW CS Serisi, ailecek 200 km/s hızı aşabilen soylu bir familyaydı. 2800 CS, 206 km/s maksimum hıza sahipken enjektörlü motora sahip 3.0 CSi, 240 km/s hız yapabiliyordu. Bu değerler, 1970’lerin koşullarında bugün birçok spor otomobilde gördüğümüz 300 km/s civarı hızların yarattığı etkiyi yaratıyordu! Ama asıl ilginç olan, BMW’nin müşterilerini
90 › 91 e-motoring magazine › nisan 2013
zamanının ilerisindeki bu müthiş otomobillerin göz kamaştıran performanslarıyla oyalarken araştırma laboratuarlarında
M Ailesi’ni geliştiriyor olmasıydı!
BMW’nin 1972′den itibaren marka kimliği kazanan “performans departmanı” M Gmbh, bugün artık 40 yaşında. Bilindiği
üzere M Gmbh ya da herkesin bildiği adıyla M, BMW’nin her segmentteki en yüksek performanslı modellerini daha da üst
düzeye taşıdığı motor, vites kutusu, süspansiyon, fren ve sportif aksesuarlar gibi modifikasyonlarıyla tanınıyor.
İlk olarak yarışlar için 950 kg ağırlığında gövdeye sahip 2.0 240 HP’lik 2002′yi 1973 yılında ortaya çıkaran M, hemen ardından 3.0 CSL modelini geliştirdi. Alüminyum tavan, kaput ve kapılara sahip 1092 kg’lık 3.0 CSL, 360 HP’lik
motora sahipti! M departmanının yarış otomobillerinin ardından satışa sunulan ilk modeli ise 1978 yılı Paris Otomobil
Fuarı’nda tanıtılan M1 modeli oldu. Bu otomobil satışa sunulmakla birlikte aslında caddelere fazla gelen bir yarış otomobiliydi! M’in bildiğimiz kimliğini bulması 1979′da tanıtılan 218 HP gücündeki M535i ile başladı. 5 Serisi’nin dönemine
göre en performanslı modeli olan bu otomobilin ardından yıllar boyu farklı jenerasyonlarda M3, M5, M6, X5 M, X6 M
versiyonları izledi. Her biri birbirinden değerli olan bu otomobiller, Mercedes-Benz’in AMG versiyonlarıyla boy ölçüştü.
2000′li yılların sonuna dek sadece atmosferik beslemeli olan M versiyonları, 2009 yılında tanıtılan X5 M ve X6 M’den
itibaren düşürülmesi yönünde değişen karbon emisyon salımı ve yakıt tüketimi regülasyonları nedeniyle çift turbolu güç
gösterilerine dönüştü. M’in 40. yılında sürüş tutkunlarını dizel sürprizi karşılıyor. BMW M550d xDrive Saloon, BMW
M550d xDrive Touring, BMW X5 M50d ve BMW X6 M50d isimli dört dizel, sıralı 6 silindirli ve 3 turbolu motorların 381
HP’lik performansı, 40. yılın yenilikleri olarak değerlendiriliyor!
e-motoring magazine › nisan 2013
Motorsporları
Fatih Yurdatapan
Yeniden Pikes Peak’te
Peugeot, motorsporlarının farklı alanlarında
yer almaya devam ediyor. En son 1989 yılında
zafere ulaştığı efsanevi Indianapolis’ten sonra Amerika’nın en eski 2. yarışı olan “Pikes
Peak 2013”e yeniden katılmaya karar verdi.
Fransız üretici 30 Haziran’da ABD’de Colorado
Springs’de yapılacak bu tırmanma yarışını
kazanmayı hedefliyor. Uluslararası üne sahip efsanevi yarışta Peugeot 208 T16 Pikes
Peak, Total, Red Bull, Michelin ve Sébastien
Loeb, Fransız markanın başrol oyuncuları
olacak. Uluslararası pazarlarda artan satışları
ve yeni 208’in başarısı ile kendini gösteren
Peugeot’nun atağı, başta 205 T16 ve 405 T16
Pikes Peak’ler olmak üzere, “inanılmaz numaralar” döneminde Peugeot’nun başarısına daha önce katkıda
bulunan bu efsanevi yarışa katılımıyla doğal uzantısını buluyor. Peugeot tarihinde Pikes Peak’in yeri
ayrı Peugeot bundan 100 yıl önce, Indianapolis’te otomobil sporlarındaki ilk zaferini kazandı ve ardından
da çok sayıda yarışta sayısız başarıya imza attı. Pikes Peak’te elde edilenler uluslararası otomobil sporları
tarihine damga vurdu ve Peugeot’nun genlerine kazındı. 1988’de, Ari Vatanen’in 405 T16 direksiyonundaki zaferi rekorlarla ve efsanevi Climb Dance filmi (http://www.peugeot-sport.com/fr/endurance/dossier-15-2–video-climb-dance-avec-ari-vatanen.html) ile ölümsüzleşti. Peugeot, 1989’da bu defa Amerikalı
Robby Unser ile bu yarışı tekrar kazandı.
Pikes Peak, 20 kilometre uzunluğunda, 156 virajdan oluşan ve 2800 m ile zirve noktası 4300 m.
arasındaki rakımlarda koşulan, geçen yıldan beri tamamen asfaltlanmış eşsiz bir hillclimb (tırmanma)
etabı. Peugeot’nun “Unlimited” kategorisinde 208 numara ile katıldığı bu yarışta tek bir hedefi var:
kazanmak! Zafer için en iyi partnerler 208 T16 Pikes Peak ile zafer arayışında olan Peugeot bu proje
etrafında en iyi çözüm ortaklarını bir araya getirdi. Böylece Total, Red Bull, Michelin ve dokuz kez Dünya
Ralli şampiyonu olan Sébastien Loeb, gözde pilotunun ilk defa bu yarışa katılmasına izin veren Citroën’in
desteği ile Peugeot’nun çağrısına olumlu cevap verdiler. Tüm oyuncular hazır, geriye sadece zirveye bu
tırmanışı sağlayacak olan aracı açıklamak kaldı : 208 T16 Pikes Peak. Otomobil Nisan ortasında tüm
üstünlüklerini ve sırlarını sergileyecek.
Bernie’den Vettel’e destek
Malezya GP’sinde Webber’i takım direktiflerine rağmen geçen
Vettel büyük eleştiriler alırken onu destekleyenler de çıkıyor.
Tahmin edebileceğiniz gibi Bernie Ecclestone yine ilginç demeçler
verdi. Takım emirlerini hiçe sayan ve Webber’i gafil avlayan Vettel
galibiyeti elde etse de takım içinde tartışmalar yarattı. Ecclestone
ise Alman pilotu desteklediğini söyledi:
“Ben Sebastian Vettel olsam, takım için üç dünya şampiyonluğu
kazandırsam ve bana telsizden geçmemem gerektiğini söyleseler,
onlara ne yapacağımı bildiğimi söylerim. Sebastian kaybeden bir
pilot değil, o her zaman kazanan oldu.”
Red Bull takımı şampiyonluğu kazanmak istiyor ve takım için
işler yolunda görünüyor. Bakalım Vettel ve Webber daha ne gibi
tartışmalara imza atacak.
92 › 93 e-motoring magazine › nisan 2013
Rallide sezon İzmir’de açılıyor
2013 Türkiye Ralli Şampiyonası’nın ilk yarışı olan Ege Rallisi, 06-07 Nisan tarihlerinde 65 ekibin
katılımı ile İzmir’de gerçekleştiriliyor. Ege Otomobil Sporları Kulübü tarafından organize edilen Ege
Rallisi, 06 Nisan Cumartesi günü saat 16:30’da Forum Bornova’dan verilecek seramonik start ile
başlayacak. 2013 Türkiye Ralli Şampiyonası’nın ilk ayağı olan Ege Rallisi, toplam uzunluğu 327,88
kilometre olan asfalt zeminli parkurda, 2 kısım ve 8 özel etap üzerinden koşulacak…
35 ulusal, 5 historic, 19 Tosfed Kupası ve 6 Ege Kupası olmak üzere toplam 65 ekibin start
alacağı organizasyonda, Castrol Ford Team Türkiye, Pegasus Racing, Bonus Unifree Parkur Racing, Tok Sport Türkiye, GP Garage MyTeam, Neo Motorspor ve Team 47 Motorsport olmak üzere 7
takım mücadele edecek. İzmir Kaya Termal Otel’in Ralli Merkezi olarak kullanılacağı yarışın servis
alanı geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Balçova’daki İnciraltı Kent Ormanı olacak. 07 Nisan Pazar
sabahı 08:30’da servis alanından Seferihisar bölgesine yönelecek olan ekipler, toplam uzunluğu
105,10 km olan 8 özel etapta mücadele edecekler. Yeni sezonun ilk ulusal rallisi, Türkiye Historic
Rally Şampiyonası takipçilerine ev sahipliği yaptığı gibi, bu yıl uygulamaya konulan Tosfed Ralli
Kupası’nın 2. yarışına da puan verecek.
Kubica’ya Loeb tavsiyeleri
Yaşadığı büyük kaza nedeniyle F1’den şimdilik kopan ama geri dönmek için büyük çaba sarf eden Kubica, rallilerde yükselmeye devam
ediyor. Çıktığı ilk rallilerde çok iyi performanslar ortaya koyan Robert
Kubica, şimdi de Loeb’ün desteğini arkasına aldı. WRC2’de yarışacak
olan Polonyalı, giderek temposunu ve rekabet seviyesini yükseltiyor.
Citroen DS3 ile yarışan sürücüyü, Loeb’ün yanında Mikko Hirvonen de
destekleyecek. Genelde asfaltta yarışan Kubica, toprak ve çakıl etaplara
pek alışık değil. Bu açıdan özellikle dokuz kez şampiyon olan Loeb gibi
bir sürücünün desteğini almak ona büyük yarar sağlayacak.
e-motoring magazine › nisan 2013
Motorsporları
McLaren’de neler oluyor?
Geçen yıl en hızlı otomobile sahip olan ancak dayanıklılık problemleri nedeniyle şampiyonluğu elde
edemeyen McLaren, sorunlarla boğuşmaya devam ediyor. Bu kez geçen seneye göre en büyük
sorunları, otomobillerinin o kadar hızlı olmaması.
Hamilton’ın yerine gelen Sergio Perez de, henüz beklenilen performansı ortaya koyamadı. İlk iki
yarışta takım toplamda sadece dört puan alabildi. Diğer yandan takımın lider pilotu Jenson Button,
otomobillerinin potansiyelini henüz göstermediği konusunda iddialı. Avustralya’da dokuzuncu olan
ve Malezya’da takılamayan lastik yüzünden yarışı bırakan Button, 2008’deki Honda takımında aldığı
startların dışında en kötü sezon başlangıcını yaptı. Kötü başlangıca rağmen Button şampiyonluğa
savaşma konusunda olumlu düşündüklerini belirtti. İlk iki yarışta ortaya konan kötü performanslar,
geçen yılki otomobilin tasarımına dönmeyi bile düşündürtüyor.
Button’ın iyimser düşüncelerinin ne kadar doğru
ne kadar yanlış olduğunu birkaç yarış
içerisinde göreceğiz.
Vettel özür diledi
Malezya Grand Prix’sinde takımdan gelen direktifi dinlemeyerek takım arkadaşı Mark Webber’i
geçen Sebastian Vettel, yarışın ardından büyük
eleştirilere maruz kalmıştı. Birçok spor yazarının
yanı sıra takım içinden de ciddi anlamda tepki
gören Alman F1 pilotu, takımdan özür dilemeye
devam ediyor. Yarışın ardından Mark Webber’den
özür dilemesine rağmen gerginlik devam etmişti.
Üç kez Dünya Şampiyonu olan Vettel affedilme
çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor. Son
olarak Milton Keynes’teki fabrikaya giderek ekibiyle buluştu. Takım patronu Horner ise, Vettel’in
bir daha böyle bir davranışta bulunmayacağını
söylediğini belirtti.
Vettel zamanı geri çeviremese de ders almışa
benziyor. Mark Webber yarışın ardından tepkisini açıkça dile getirmiş ve takımın Vettel
tarafından her zaman korunduğu eleştirisini
de yapmıştı. Vettel, her ne kadar uğraşsa da
Webber’in onu affetmeyeceği kesin. Eğer Mark
Webber yavaşlamayıp galibiyet alsaydı, şu anda
şampiyonada başa baş olacaklardı.
94 › 95 e-motoring magazine › nisan 2013
Citroen Loeb’den
daha fazlasını
isteyecek mi?
Yıllardır şampiyonluğu hiç kimseye kaptırmayan
Citroen takımı, Loeb’ün WRC’de tam sezon
yapmamasıyla ilgili sıkıntı yaşayacak gibi görünüyor. Takım patronu Yves Matton, Citroen’in
şampiyonluk yarışında geriye düş-mesi halinde
Loeb’den geri dönmesini isteyebileceklerini
söyledi. Şu anki takvime göre Loeb bu yıl toplamda dört WRC yarışına katılacak. Fakat yıl
sonuna doğru Citroen’in, VW karşısında zorlanması halinde Loeb’ün geri dönüp takıma yardım etme ihtimali var.
Citroen şu anda az bir farklı VW’nin önünde
yer alıyor. Matton, Ogier’in yaptıklarını çok
beğendiğini ve dikkat edilmesi gerektiğinin de
altını çiziyor. Diğer yandan kararı verecek kişi
olan Loeb ise, farklı kategorilerde yarışarak
kendisini göstermeye devam ediyor.
Pirelli
lastiklerden
memnun
Birçok motorsporunda olduğu gibi
F1’de de her zaman başarısız olan
takımlar veya istediği performansı
elde edemeyen pilotlar, ilk iş olarak
lastiklerin iyi olmadığını söylerler. Ancak bu son dönemde biraz daha arttı.
Pirelli’nin yeni sezon için yaptığı bazı
değişiklikler şu anda zirvede olan
Red Bull Racing dahil birçok takım
tarafından eleştirildi. Takımlara göre
çabuk aşınan lastikler, yarışa heyecan
katmaktan çok zarar veriyor. Ancak
Pirelli lastiklerinden bazı değişiklikler
yapmadan evvel en azından bir yarış
daha görmek istiyor.
Her zaman lastiklerde yaptıkları
değişiklikleri savunan Pirelli
motorsporları direktörü Paul Hembery, bu kez şu yorumları yaptı:
“Bence bu durumdan memnun
olmalıyız. Önde giden takımlar
sürücüleri arasında rekabete girdiler.
Bu bizim daha ilginç bir son görmemiz için iyi görünüyor. Lastik lastiğe
mücadele söz konusu olduğunda,
bunun için biraz daha gözlem
yapmamız gerekiyor. Yapacaklarımızı
buna göre değerlendireceğiz.”
Pirelli, 2011 yılından beri
Bridgestone’un yerine F1’de tek lastik tedarikçisi olarak görev yapıyor.
En büyük hedefleri ise daha fazla aşınma ve daha fazla pit stop
yaptırmaktı.
e-motoring magazine › nisan 2013
Motorsporları
VW’nin hedefi kazanmak
Bu yıl WRC’ye adım atan VW markası, bazı eleştirilere rağmen yoluna devam ediyor. Özellikle motorunun güçsüz olduğu yönünde eleştiriler aldılar, ancak takım bunun aksini iddia ediyor ve Meksika’da
elde ettikleri zaferin ne kadar önemli olduğunun altını çiziyorlar.
Hatta takım otomobilini sürekli geliştirmeye devam ediyor ve zayıf noktalarını tek tek kapatmaya
çalışıyor. Geçtiğimiz haftalarda orta Amerika’da yapılan ralli, aslında yüksek rakım nedeniyle motorlar
için en zorlayıcı bölgelerden biriydi.
Buna karşın sürücülerinden Sebastien Ogier rahat bir galibiyet elde ederek bazı eleştirilere son noktayı
koymuş oldu. Hem yarış takımı hem de fabrikadakiler sağlam bir performans ortaya koymak adına
yakın bir temas içinde çalışıyorlar. Bunu da son dönemde iyi bir şekilde başardılar. Fakat takımın
hedefi, daha fazla galibiyet elde eden istikrarlı bir ekip olmak.
Skoda’dan
tarihi başarı
Avrupa Ralli Şampiyonası’nın Kanarya Adaları’ndaki
ayağını Skoda Takımı’ndan Jan Kopecky bir kez daha ilk
sırada tamamladı. Kanarya Adalarındaki yarışlarda son
4 yıldır birinciliği kimseye kaptırmayan Skoda Takımı,
muhteşem bir zafere imza atarken, Jan Kopecky de üst
üste 3’ncü kez podyumun zirvesinde yer alarak ulaşılması
zor bir rekora imza attı. Jan Kopecky ve Pavel Dresler’in
birinci olduğu yarışla birlikte Skoda Motor Sporları Takımı, Avrupa Ralli Şampiyonası takım
sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Kanarya Adaları’nın Las Palmas kentindeki zorlu parkur, Skoda
Takımı‘nın en başarılı sonuçları aldığı parkur olarak da dikkat çekiyor.
Skoda Motor Sporları Takımının başarılı pilotu Jan Kopecky, Las Palmas parkurunun pilotlar
tarafından çok sevilen etaplardan oluştuğunu belirtiyor. Kopecky, yerel halkın ralliye büyük ilgi
göstermesinin de kendilerini olumlu anlamda motive ettiğini kaydederek“ Skoda’nın 4, bizim de üst
üste 3’ncü kez bu yarışı başarıyla tamamlamamız bir tesadüf değil, mükemmel bir sonuç. Pavel ile
birlikte aracı bu yarışa çok iyi hazırladıkları için tüm ekibe teşükkür ediyoruz“ dedi.
96 › 97 e-motoring magazine › nisan 2013
Alpine artık hazır
Kısa bir süre önce 2013 Le Mans 24 Saat Yarışı’na ve Avrupa Le Mans Serisini’ne (ELMS) katılacağını
açıklayan Signatech-Alpine, Fransa’nın Paris şehrinde bulunan L’Atelier Renault’da bu sezon Alpine’in
renklerini taşıyacak olan Endurance yarışı prototipini tanıttı. 1978’teki Le Mans 24 Saat Yarışı’nı kazanan Alpine-Renault A442B’nin Jean-Pierre Jaussaud ve Didier Pironi pilotajında elde ettiği başarıyı
kutlayan kalabalık bir kitle huzurunda Champs-Elysées’de gerçekleştirdiği geçit töreninin üzerinden
35 yıla yakın bir zaman geçti. Bugün ise Parisli izleyiciler ve Fransa başkentinin ziyaretçileri A442B’yi
keşfetmek için yeni bir şansa sahip. Çünkü otomobil, 7 Nisan’a kadar L’Atelier Renault’da devam eden
‘No Limit!’ (Sınır Yok!) isimli serginin en önemli parçalarından biri.
Bu yıl Endurance yarışı sezonunda boy gösterecek yeni Alpine prototipi, Champs Elysées’deki L’Atelier
Renault’da gün yüzüne çıkıyor. Société des Automobiles Alpine-Caterham CEO’su Bernard Ollivier ve
Philippe Sinault, Signatech-Alpine As Takımı, neredeyse 50 yıl önce Le Mans’da Alpine’lerin taşıdığı
renkleri çağrıştıran göz alıcı mavi ve canlı turuncu renklerini gözler önüne sermek için örtüyü kaldırdı.
N°36 Alpine-Renault’yu paylaşacak olan sürücüler tam manasıyla deneyim ve gençlik kavramlarının
birer harmanı. Üstelik üç sürücü de direksiyona geçmek için çok hevesli. Program ilk duyurulduğunda
isimleri teyit edilen 24 yaşındaki Nelson Panciatici ve 29 yaşındaki Pierre Ragues’a, Le Mans 24 Saat
Yarışı’nda 34 yaşındaki Tristan Gommendy katılacak. Üç Fransız pilot dünyanın en ünlü motor yarışına
toplam 10 kez katıldılar. Diğer bir Fransız Paul-Loup Chatin otomobilin yedek sürücüsü olarak seçildi.
Infiniti’ye şampiyon performans direktörü
Premium otomobil markası Infiniti, 2013 New York
Otomobil Fuarı’nın açılışında, Infiniti Red Bull Racing
sürücüsü ve üç kez Formula 1 Dünya Şampiyonu olan Sebastian Vettel’in markanın Performans Direktörü görevine
getirildiğini açıkladı. Vettel’in Infiniti ile 2011 yılında
başlayan işbirliği bu anlaşma ile daha da kapsamlı hale
gelmiş oldu. Vettel, ilk olarak Infiniti FX Vettel Edition ile
başlayıp yakın zamanda yeni Infiniti Q50 ile devam eden
Infiniti araç serisi geliştirme konusunda aktif çalışmaları
ile marka için önemli bir rol oynuyor.
2013 Formula 1 sezonunun başından bu yana Infiniti Red
Bull Racing’in “İsim ve Performans Partneri” olan Infiniti, takımla olan teknik ilişkisini derinleştiriyor. New York
Otomobil Fuarı’nın açılışında yapılan açıklamaya göre In-
finiti Red Bull Racing sürücüsü ve üç kez Formula 1 Dünya
Şampiyonu olan Sebastian Vettel, Infiniti’nin Performans
Direktörlüğü görevini yürütecek. Yeni anlaşmaya göre
Vettel, daha fazla sayıda Infiniti aracının geliştirilmesine
katkı sağlayacak.
e-motoring magazine › nisan 2013
Download

CLA 45 AMG