Tek Yol
Tek Din
Sayi 1
Tarih: 2012
HadisDergisi
USULÜ’L-HADİS
Hz Abdullah İbn Amr b. el-As r.a anlatıyor:
Hadis Dergisi 2012
Kim benim adıma kasden yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.
[email protected]
Resülullah s.a.v. şöyle buyurdu:Bizi aldatan bizden değildir.
Buhari ve Tirmizi.
Hadis
•Sahih Hadis
•Hasen Hadis
•Zayif Hadis
1
Icindekiler
Aşık Kendi Kanını
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
USULÜ’L-HADİS
Peygamberimiz
Aşık Kendi Kanını
Helal kıldı ma’şuka aşık kendi kanını
Ma’şuk nakşından okur aşk eri Kur’anını
2
Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir
Aşık kendi bırakır boynuna urganını
3,4
Gitmez aşık gözünden hergiz ma’şuk hayali
Nitekim zilha verir Yusuf ’un nişanını
5
Dirlik budur aşıka ma’şuk yolunda öle
Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını
ESBÂBÜ VÜRÛDİ‘I-HADİS 6-13
Belkıys ile Süleyman aşka düştü bir zaman
İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını
MUS’AB Bin UMEYR
14,15
Allah’ın sevgili kulu
16
Ziyafet
17
imam Buhari
18,19
Leyli’yle Mecnun işi acebdür ( ür ) bu halka
Abdürrezzak terk etti aşk için imanını
Ebu Hanife
20,21
Zemane vefaları cefa gelir yunüs’a
Bir doğru yer bulucak fidi kılar canını
FIKRALAR
22,23
Yunus Emre
Gökteki Harut Marut aşk için indi yere
Zühre yüzün görecek unuttu Rahman’ını
Güzaf görmen siz aşkı kime oğradı ise
Sultanı iltir baştan yitirir hanmanını
Ferhat bu aşk yolunda başın külünge tuttu
Hüsrev Şirin derdinden dosta verdi canını
2
USULÜ’L-HADİS
Kabul ve red yönünden hadisin sened ve
metnini inceleyen ilim dalı.
Zaten usûl, aslın çoğulu olarak, asıllar, kökler,
kaynaklar anlamındadır. Terim olarak da yol,
yöntem, kaide, düzen ve metod anlamlarına
gelen usül, bir ilmin asıl mevzuundan önce
öğrenilmesi gereken esaslar, prensipler,
başlangıç bilgileri ve teknikleri demektir. Böyle
olunca, hadis usûlü, hadis ilminin dayandığı
prensipler, hadis metodolojisi anlamına
gelmektedir. Hadis usulcüleri denilince de hadis
ilminin dirayete dayanan prensipler bölümü
(usuliyyat) ile meşgul olan âlimler (usûliyyun) akla
gelir.
Dirayetü’l-hadis ilmi ve dolayısıyla hadis usûlü
edebiyatı da temellerini, rivayetü’l-hadis ilmi
ve edebiyatı gibi ashab-ı kiramın hadis nakli
ve rivayetinde gösterdikleri titizlik, araştırma
(tesebbüt-taharri) ve denetim faaliyetlerinde
bulmaktadır. Ashabın üst seviyede bir dikkat ve
titizliğe sahip olmaları yanında, birbirlerinden
duydukları hadisleri daha iyi bilenden tahkik
etmekten de geri kalmadıkları bilinmektedir.
Hz. Aişe’nin yirmi kadar sahabînin rivayetlerini
tashih ettiğine dair hadisleri Bedreddin ez-Zerkeşî
“el-Icabe” adlı eserde toplamış bulunmaktadır.
Öte yandan Hatib Bağdadî de hadis öğrenmek
ve bildikleri hadisleri kontrol etmek için uzun
yolculuklara çıkan sahabîleri “er-Rihle fı talebi’lhadis” adlı eserinde tanıtmaktadır.
Ashab ile başlayan bu araştırma ve tetkik gayretleri,
dirayetü’l-hadise ait kaidelerin şekillenmesine
zemin hazırlamıştır. Tebliğ görevi ve Hz.
Peygamber’e yalan isnad etmeme dikkati,
hadis ilmine dair tüm faaliyetlerin temelinde
yatan gerçek olmanın yanında, hadis
usûlünün, en erken bir dönemden itibaren
uygulama alanına intikalini de gerçekleştirmiş
olan asıl sebeptir. Ancak hadis usûlüne dair
edebiyatı müstakil hüviyetleri ile rivayetü’l3
Hadis Dergisi 2012
Mustalahu’l-hadis ve usûlü’l-hadis diye de
isimlendirilen dirayetü’l-hadis ilmi, “Sened ve
metnin durumlarını anlamaya imkan veren
kaideler ilmi” olarak tarif edilmektedir. Bu
tariften açıkça anlaşılacağı gibi dirayetü’lhadis ilmi, genel ve teorik kaideler vaz ederek
râvî, rivayet ve merviyy konularının tetkik
ve tenkidine zemin hazırlamaktadır. Bu ilim
edebiyatı da prensipler edebiyatı demektir
(İsmail Lütfü Çakan, Hadis Edebiyatı, İstanbul
1985, 162).
[email protected]
Hadis ilmi temelde rivayetu’l-hadis ve.
dirayetu’l-hadis diye iki ana bilim dalına
ayrılmaktadır. Rivayetü’l-hadis ilmi, Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.)’in söz, fiil, takrir ve hallerini;
bunların zabt edilip usulüne uygun olarak
sonraki nesillere nakledilmelerini (rivayetlerini)
konu edinen hadis ilim dalıdır.
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
hadis edebiyatından daha sonraki bir dönemde
bulabilmekteyiz (İsmail Lütfü Çakan, a.g.e., 162).
edebiyatı da müstakil mahsullerini vermiştir.
Ancak yine bu arada hatırlanması uygun olan bir
durum söz konusudur. O da -müstakilen olmasa
bile- bazı hadis usûlü kaideleri daha önceki kaidelere
ait eserlerde yer almıştır. Meselâ İmam Şafiî’nin erRisale’si, Ahmed b. Hanbel’in, kendisine sorulan
suallere verdiği cevaplar, Müslim’in Sahih’ine yazdığı
mukaddime, Ebu Davud’un Mekkelilere yazdığı
mektup, Tirmizî’nin Cami’i ve sonundaki Kitabu’lİlel’i bu konuda ilk anda sayılabilecek eserlerdir.
Yine Buharî’nin üç Tarih’i cerh ve ta’dil bilgilerinin
değerlendirilmeleri de hadis usûlü kaidelerinin alt
kaynaklarıdır (İsmail Lütfi Çakan, a.g.e., 162).
Hadis metinlerinin hadis kitaplarında bir araya
getirilmesi, temelde “sahih” hadisleri tesbit
amacından kaynaklanmaktaydı. Bu tesbit çalışmaları
da belli kaidelere göre yapılıyordu. Bazıları kabul
edilirken bir kısmı da güvenilir bulunmuyor ve
reddediliyordu. Ne var ki bu tesbit, red ve kabullere
esas teşkil eden kaideler (usûl) belli kitaplarda
toplanmış değildi. Kaidelerin biliniyor ve uygulanıyor
olması yeterli görülmekteydi. Hadis metinlerinin bu
uygulanan canlı kaidelere göre tesbitinden sonra,
geleceğin araştırıcılarına hadis edebiyatının hangi
kaidelere göre oluşturulduğunu anlatma görevi
de yerine getirilirdi. Nitekim bu da geciktirilmemiş,
Kütüb-i Sitte dönemini takip eden yıllarda usül
Allah sevdiğini ateşe atmaz..
[Terhip ve tergip]
1-Rivayetül Hadis ilmi:
Metin: Senedin bittiği yerde başlayan cümledir.
Sened ve Metne bir misal verelim daha iyi anlaşılması
Hadisleri rivayet yönüyle inceleyen, sıhhat derecesini için:
tayin ve tesbit eden, hadislerin bizlere hangi
yollardan ne şekil ulaştığını bildiren ilim dalıdır. Bu Senede misal:
ilim dalı muhaddislerin dalıdır. Hadisçiler, hadislerin
senedden daha çok rivayet yönünü ela alıp, sıhhatı İmam Ebu Hanife hadisi Zühri’den, o Enes bin
Malikten, o da peygamber efendimiz s.a.v den şöyle
tayin ve tesbitle uğraşmışlar.
buyurduğunu rivayet etti:
2-Dirayetül hadis ilmi:
Metine misal: “Kim benim adıma yalan söylerse
Hadisleri metin yönüyle ele alıp inceleyen, cehennemdeki yerine hazırlansın”. [1]
metinlerdeki mana ve kastı anlamaya imkân veren
ilim dalıdır. Bu saha da, fakihlerin, delillerden hüküm Bir söze cümleye hadis diyebilmemiz için mutlaka
çıkaran âlimlerin ilim dalıdır. Fakihler, hadislerin onun kabul edilebilir bir senedinin olması gerekir.
senedinden daha çok metinlerine ağırlık vermişler, Senedi olmayan, tespit edilemeyen bir söz, ne denli
metinlerdeki manayı kastı ve inceliği tesbitle meşgul doğru olursa olsun hangi islami esaslara uygun
düşerse düşsün, hadistir denemez, hadis diye
olmuşlardır.
nakledilemez.
Rivayetül Hadis ilmi:
Bir Hadisi şerif neden oluşur?
Bir hadis iki şeyden oluşur:
Sened niçin vardır?
Sened, dinden olmayan şeylerin dine karışmasını
engellemek için vardır. Sened, dinden olmayan
şeylerin dine karışmasını engellemek için taa
ilkgünden geliştirilmiş bir metotdur.
1-Sened
2-Metin
Sened olmasa ne olurdu?
Sened: Raviler zinciri, hadisin rivayet
silsilesi halkası, metne giden yoldur.
Sened olmayınca hangi sözlerin Peygamber
4
Bunun için büyük islam âlimleri,
muhaddisler (hadisçiler) senede
karşı çok titiz davranmış, kılı kırk
yararcasına en ayrı noktalarına
kadar incelemiş, işi çok sıkı
tutmuşlardır.
İsnadın önemine dikkat çeken
Hz. Ali r.a’de Kûfe mescidinde şu
uyarıyı eksik etmemiştir: “Bu ilmi
(hâdisi) kimden aldığınıza dikkat
edin, zira o dindir”
Muhammed ibn
Sirin:
“Şüphesiz ki bu
ilim dindir. Öyle ise
dininizi kimlerden
aldığınıza dikkat
edin.
Peygamberimizin (s.a.s) Kisaca Hayati
Hz. Muhammed Hicret’ten 52
yıl önce Rebiülevvel ayının
17. gününde Mekke şehrinde
dünyaya gelmişlerdir. Babası, Hz.
Abdullah dah
a Hz. Muhammed dünyaya
gelmeden, 25 yaşlarında vefât
etmiştir.
Annesi, Hz. Âmine’yi ise 6 yaşında
iken kaybetmiştir. Küçük yaşta
babasını ve annesini kaybeden
Hz.
Muhammed’i,
dedesi
Abdülmuttâlib himayesine aldı
ve o zamana kadar kimseye
verilmemiş olan
Muhammed adını kendisine verdi.
O da bir yıl sonra vefât edince,
Hz. Muhammed’i amcalarından,
Hz. Ali’nin babası Hz. Ebû Tâlib
yanına alıp büyütmüştür. Hz.
Muhammed Mekke’nin en büyük
ailesi olan Hâşimiler’dendi.
Peygamberler, Peygamber olarak
dünyaya gelirler ve o vazife için
yaratılmışlardır.
Peygamberlik
gibi ağır bir emaneti yüklenmek
5
için bir hazırlık devresi geçirirler,
sonunda ilâhi vahye mazhar
olurlar ve insanlara ilâhi emirleri
tebliğe başlarlar.
Hz.
Muhammed’in
hayatı,
Peygamberliğini açıklamaya emir
alıncaya kadar; sade, temiz, çok
dürüst ve yaşayışı da insanlığa
örnek bir yaşayış idi.
Hz. Muhammed genç yaşlarında
iken bütün Hicâz’da, daha
Peygamberlik gelmeden önce,
huylarının güzelliği ve her hususta
emin oluşları dolayısıyla, Araplar
tarafından “Muhammed’ül Emin”
diye
anılmaya
başlanmıştı.
Babasından mal, mülk, bir şey
kalmadığı için bir hayli fakirdi;
yalnız çok soylu bir aileden
olduğu için çok itibar görürdü.
Hadis Dergisi 2012
Sened, dinden olmayan şeylerin
dine karışmasını engellemek
ve dinden olduğu anlaşılan,
tespit edilen şeyleri de korumak,
muafa etmek için geliştirilmiş
bir metotdur. Sened metodu
dinden olduğu tesbit edilmiş
şeyleri, dinden çıkarıp atmak
için kullanılamaz. Bu aynı
zamanda sened metodunun
geliştirilme amaç ve gayesine
terstir. Dinden olmayan şeylerin
dine karışmasına karşı en büyük
engel senedtir.
[email protected]
efendimiz s.a.v. ait olup
olmadığını bilemez, tayin ve
tesbit etme imkânımız olamazdı,
isteyen istediğini, istediği şeyi
din adına uydurabilirdi.
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
ESBÂBÜ VÜRÛDİ‘I-HADİS
Hadis ilminin hadislerin ne
maksatla söylendiğini araştıran
dalı.
“Esbâbü’l-hadîs,
vürûdü’lhadîs” şek¬linde de kullanılan
bu tabir hadislerin belli bir
sebep, bir vesile veya bir durum
dolayısıyla söylenmiş olmasını
ifade
et¬mektedir.
Esbâb-ı
nüzul âyetlerin nüzul sebepleri,
nüzul zamanı ve mekânıyla
İl¬gili hususlardan bahsettiği
gibi esbâbü vürûdi’l-hadîs de
hadislerin söyleniş se¬bepleri,
söylendiği zaman ve mekânla
ilgili hususlardan söz eder. Bu
ilim umu¬mi hükümlerin tahsis
edilebilmesi, mâ¬nası mutlak olan
hükümlerin
sınırlandı¬rılması,
mücmel ve müşkil hükümlerin
açıklanması, nâsih ve mensuh
olanların bilinmesi, bir hükmün asıl
sebebinin be¬yan edilmesi, kısaca
hadislerin daha iyi anlaşılabilmesi
için büyük önem taşımak¬tadır.
Müteahhir dönem âlimleri bunu
bir metodoloji konusu olarak ele
alıp de¬ğerlendirmişlerdir.
Hadislerin
pek
çoğunun
ne
maksatla
söylendiği
bilinmemekteyse de bazıları¬nın
vürûd sebebi bellidir. Hz. Peygamber’in, “Hangi günah daha
büyüktür?”; “Hangi amel daha
faziletlidir?”; “Cen¬nete girmeye
vesile olacak amel hangi¬sidir?”
gibi sorulara verdiği cevaplarla,
açık denizlerde suya ihtiyaç duyan
avcı¬ların deniz suyunu temizlikte
kullanıp
kullanamayacaklarına
dair soruya deni¬zin suyunun
temiz, ölüsünün helâl oldu¬ğunu
söylemesi buna örnek teşkil eder.
Vürûd sebebi bazan bir âyetin
nüzulü de olabilmektedir.
Nitekim En”âm sûre¬sinin 82.
âyeti nazil olduğu zaman bu
âyetteki “zulüm” kelimesini
sahâbîler “haksızlık” şeklinde
anladıkları için üzülmüşler,
fakat Resûl-i Ekrem buradaki
zulmün “şirk” anlamına geldiğini
belir¬terek konuya açıklık
getirmiştir.
Hadis kitaplarında hadislerin
metniy¬le
birlikte
rivayet
edilen vürûd sebeple¬ri, ilk
zamanlarda bazı hadislerin
bütün rivayetlerinde mevcut
değildi.
Meselâ
Şahîh-i
Buhâri’nin ilk hadisi olan,
“Amel¬ler niyetlere göre değer
kazanır” mealin¬deki rivayetin
bir vürûd sebebi bulun¬duğu
6
halde orada zikredilmemiştir.
Ha¬disin başka rivayetlerinde
ise, Mekke’¬de yaşayan ve
hicret emri üzerine Me¬dine’ye
gitmek isteyen Ümmü Kays ile
adı bilinmeyen bir sahâbînin
evlenmek istediği, Ümmü
Kays’ın onun bu isteği¬ni
Medine’ye hicret etmesi şartıyla
kabul ettiği, sahâbînin de
onunla evlenmek maksadıyla
hicret ettiği belirtilmekte, bu
arada diğer sahâbîlerin bu kişiye
“Muhâciru Ümmi Kays” lakabını
verdiği öğrenilmektedir. Bir
hadisi rivayet eden muhtelif
sahâbîlerden bazılarının daha
sonraki dönemlerde vürûd
sebebini de zikretmeye ihtiyaç
duyması hadisin ne maksatla
söylendiğinin
bilinmesine
im¬kân sağlamıştır.
Hakim
Müstedrek’inde,
Mehamilî İsbehanî’den yazdığı
Emali’sinde, Deylemî de aynı
tarikle Enes’in şöyle dediğini
rivayet etmişlerdir:
“Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
“Yer yüzünde Allah
Teala’nın Öyle
melekleri vardır ki,
kişinin hayırdan
ve serden içinde
bulunduğu durumu
insanoğlunun diliyle
konuşurlar.”
Dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü!
Hayırla yad edilen ilk cenaze
hakkında da vacib oldu diye
üç defa söyledin; kötülüğü yad
edilen ikinci cenaze hakkında
da aynen üç defa vacib oldu
dedin. Bu nasıh olur?”
Buyurdu ki: “Evet ey Ebubekr,
Allah’ın yer yüzünde öyle
melekleri vardır ki, kişinin
hayırdan ve serden, içinde
bulunduğu
durumu,
insanoğlunun
lisanıyla
söylerler.”
(Cennet
ve
cehennemlik olduğunu haber
verirler.)”
Nebi s.a.v şöyle buyurdu:
Biz kimsenin örtüsünü (kusurunu)
yırtmayız (açığa çıkarmayız).
Abdullah
ibn
Ömer
r.a
anlatıyor: Nebi s.a.v’in yanında
bulunuyordum, Harmele bin
Zeyd gelerek Rasulullah s.a.v’ıb
onüne oturdu. Eliyle diline işaret
ederek:
Ey Allah’ın Rasulü, iman
buradadır” diye söyledi. Sonra
kalbine işaret ederek: “Nifak da
buradadır, Allah’ı çok az zikreder”
dedi. Nebi s.a.v onun bu sözü
karşısında sustu. Harmele aynı
sözü tekrar söyledi. Bu kez Nebi
s.a.v Harmele’nin dilinin bir
yanından tutarak:
Ey Allah’ım ona doğru söyleyen
dil ve şükreden kalp ver. Ona
benim sevgimi ve beni sevenlerin
sevgisini kazandır. İşini de hayra
çevir” diye buyurdu. Bunun
üzerine Harmele:
7
-“Ey Allah’ın Rasulü, benim
münafık
kardeşlerim
(yani
arkadaşlarım) var. Ben onlara
başkanlık ediyorum. Onların
kimler
olduklarını
sana
bildireyim mi?” diye sordu. Nebi
s.a.v:
-“Kim senin geldiğin gibi bize
gelirse, senin için mağfiret
dilediğimiz gibi onun için
de mağfiret dileriz. Kim de
günahında ısrar ederse onun işi
Allah’ladır. Biz kimsenin örtüsünü
yırtmayız” diye buyurdu.
Taberani, Mucemu’l Kebir 4/5;
Haysemi,
Mecmua’iz-Zevahid
9/410.
Haysemi:
“Ravileri,
Sahih’te
isimleri
bulunan
ravilerdir” demiştir.
[email protected]
Biraz sonra başka bir cenaze
daha geçti. Dediler ki: “Bu da
Allah ve Rasulü’ne buğz eden,
Allah’a isyanla amel eden ve
o isyan yolunda koşan falan
adamın cenazesidir.” Bunun
üzerine Hz. peygamber (yine
üç kere), “vacib oldu, vacib
oldu, vacib oldu” diye buyurdu.
Hadis Dergisi 2012
Hakim, (Sağlam olduğunu
söyleyerek)
ve
Beyhakî,
Enes’in şöyle dediğini rivayet
ederler: “Hz, Peygamber ve
ehl-i beytiyle oturuyorduk.
Bir cenaze geçti. Rasulullah
(s.a.v.) buyurdu ki: “Bu cenaze
kimdir?” Dediler ki: “Allah
ve Rasulü’nü seven, Allah’a
itaatla amel eden ve taat
yolunda koşan falan adamın
cenazesidir.
Rasulullah
buyurdu ki: “ vacib oldu, vacib
oldu, vacib oldu.”
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
Ben Zulme şahitlik etmem
Hz Numan b. Beşir r.a anlatıyor:
Babası kendisini Rasülullah
s.a.v’e getirerek;
“Bu oğluma kölemi bağışladım”
dedi. Rasülullah s.a.v şöyle
buyurdu:
Ya Beşir, bundan başka çocuğun
var mı?” buyurdu. Beşir;
”Evet” dedi. Rasûlullah s.a.v;
”Her birine bunun gibi hibe
ettin mi?” buyurdu. Beşir;
”Hayır” dedi. Rasûlullah s.a.v;
”O zaman beni şahit tutma!
Çünkü ben zulme şahitlik
etmem” bu­yurdu.
Diğer bir rivayette; “Beni zulme
şahit tutma” buyurdu.
Bir başka rivayette; “Buna
benden
başkasını
şahit
tut” buyurdu. Sonra: “İyilik
hususunda
hepsinin
eşit
olmaları seni sevindirmez mi?”
diye sor­du. Beşir;
”Sevindirir” dedi. Rasülullah
s.a.v;
”O halde onların arasında tercih
yoktur” buyurdu.
Yukarıdaki
rivayetlerin
tamamını Buhari; Kitab’ul-Hibe,
Müslim; Kitab’uI-Hibe, hadis
no: 1623, Malik; 2/151, 72, Ebu
Davud; hadis no: 3542-35433544-3545, Tirmizi, hadis no:
1367 ve Nesei 6/258.
Bütün işlerde islam’a ve
alimlerine müracat etmek
mutlak zorunludur. Rasülullah
s.a.v’in ashabı, müşkül bir
durumla karşılaştıkları zaman
veya bir şeye karar verecekleri
zaman adetleri böyleydi.
Babaların kız olsun, erkek
olsun çocukları arasında adaleti
gözetmele­
ri, bir kısmını diğer
kısmına üstün tutmamaları
gerekir. Aksi takdirde aile yapısını
alt üst eden zararların doğmasına
neden olurlar. Ebu Hanife, İmam
Ebu Yusuf, İmam Muhammed,
İmam Şafii; “Buradaki “geri al”
emri vücub için değil, fazilet ve
ihsan kabilindendir” demişlerdir.
Cumhura göre; eşitliğe riayet
müstehabdır.
Ebeveynin
çocukları
arasında
tercih
yapması mekruhtur. Onlara göre
buradaki emir nedib, nehiy ise
kerahati tenzihiyedir.
Kardeşler arasında telif etmek
ve onları isyana sevk eden
şeylerden kaçın­mak gerekir.
Çocuklar
arasında
adalet
gözetilmemesi
durumunda
kardeşler arasına kıskançlık
çekememezlik girer böyle bir
durumda haksızlığa uğradığını
düşünen
çocuk
öncelikle
kendine olan özgüvenini yitirir
cesareti kırılır kararsızlığı artar
kendine özgüvenini yitiren ve
dışlandığını düşünen bir çocuk
başarılı olma gücünü yitirir.
Dışlandığı sevilmediği hissine
kapılan bir çocuğun kalbinde
kin ve intikam ateşi filizlenmeye
başlar ve saldırganlaşır acıma
hissi zayıflar saldırganlığı artar
bu duydu ve düşünce iklimine
kapılarak büyümeye abşlayan
bir çocuk gerek aile gerekse
toplumun altyapısını bozar hem
aile hem toplumun bağrında
derin ağır ve tedavisi zor yaralar
açar. Bugün sokak çocuklarının
8
tinerci çocukların saldırgan
vuran kıran saygı duymayan
bütün çocukların bu hale
gelmesinin perde gerisindeki
en
etkin
neden
budur.
Yavrularımızın bu durumlara
düşmesini istemiyorsak onlara
sahip çıkalım bu sahip çıkış
adaletle çocuklarımıza karşı
eşit davranarak birini diğerine
tercih
etmeden
hepsiyle
ilgilenmek zahiren eşit şekilde
sevmekle başlar. Bu yoksa ne
baskı ne dayatma nede başka
davranış şekiller asla cözüm
getirmez. Zararını hem aile hem
çevre hemde toplum çeker.
Yavrularınızın böyle olmasını
istermisiniz?
Hadisi Malik, Şafiî, Ahmed ve îbn Ebî Şeybe,
Ebu Hureyre’den rivayet etmiştir. O şöyle
diyor:
tehlikesiyle karşı karşıya gelmesi
muhtemeldir. Bu korkumuzdan
dolayı deniz suyu ile abdest
almamız veya gusul etmemiz
konusunda ne buyurursun?”
“Ey Allah’ın Rasulü, avlanmak
kasdıyia
denize
gidiyoruz.
Aramızdan biri de, yanında su
kabını taşır ve biz, bir an evvel ava
kavuşmayı ümid ederiz. Bazen
isteğimize ulaşır, bazen de avı
bulamayız. Ona ulaşılır zannıyla
denizde bir hayli yol alınır. Öyle ki,
ihtilam olunur veya abdest amak
icab eder. Eğer bu su (kabdaki su)
ile abdest alınsa veya gusl edilse,
birimizin susuzluktan dolayı ölüm
Bunun üzerine Rasuluîlah (s.a.v.)
buyurdu ki: “Onunla gusl de
yapınız, abdest de alınız. Çünkü
onun suyu temiz, ölüsü helaldir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
Bir Müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği
ekinden kuş, insan veya hayvanın yedikleri
şeyler, o Müslüman için ancak birer sadakadır.”
Buhari, Müslim
9
Hadis Dergisi 2012
Ahmed, Hakim ve Beyhakî’nin,
Ebu Heruyre’den rivayet ettiğine
göre o şöyle demiştir: “Biz bir gün
Rasulullah (s.a.v.)’ın yanında iken, o
arada bir avcı çıkageldi. Dedi ki:
[email protected]
Rasulullah (s.a.v.) deniz hakkında şöyle
buyurdu: “Onun suyu temiz, ölüsü helaldir.
Namaz vakti uyumak
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
Buharî ve Müslim Enes’ten rivayet ettiklerine göre
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur
Buharî ve Müslim Enes’ten
rivayet
ettiklerine
göre
Rasulullah
(s.a.v.)
şöyle
buyurmuştur: “Bir kimse namaz
vaktinde uyursa veya unutarak
onu kılmazsa, bunun keffareti
.hatırladığı zaman hemen
kılmasıdır. Ayrıca,b;r keffaret
yoktur, (ayet-i kerimede de)
“beni anmak için namaz kıl”
diye.buyurulmuştur.”
Ebu Ahmed el-Hakim -ki asıl
isminin Muhammed b. îshak
el-Hafız olduğu, emâîisinin
bir bölümünden anlaşılmıştırdiyor ki: “Ben, Ebu Cafer
Muhammed b. Hüseyin elHanavî’yim. Bana Muhammed
b. el-A’la, ona Halef b. Eyyub elArnirî, ona Ma’mer, ona da Zührî,
ona Said b. Müseyyeb, ona
da Ebu Hureyre şöyle rivayet
etmiştir: Rasuluîlah (s.a.v.) gece
yolculuklarının birisinde güneş
doğuncaya kadar uyuya kaldı.
Kalkınca namazını kıldı ve şöyle
buyurdu:
“Kim namaz vaktinde uyur
veya namaz kılmayı unutursa,
hatırladığı an, onu kılsın.” Sonra
şu ayet-i kerimeyi okudu: “Beni
anmak için namaz kılınız.”
Ebu
Ahmed
el-Hakim,
sözüne devamla diyor ki:
“Ben, Veliyyuddin el-Irakfnin
mecmualarının birinde şeyhin
el yazısıyla hadisin metnini
aynen gördüm.
Müslim, Kitabu’i-Mesacid, Bab-u
Kazai’s-Salat, 2/327
Ahmed b. Hanbal, (4/421)
ve Müslim, hadisi îmran b.
Husayn’dan değişik lafızlarla
rivayet etmişlerdir.
Nesâî, yakın lafızlarla hadisi
rivayet etmiştir.
Ahmed b. Hanbel, îmran b.
Husayn’dan (4/441) şöyle rivayet
eder: “Ashab dediler ki: “(Vakti
geçen namaz için), Onu yarın
ki vaktinde mi iade edelim
(kılalım)?” Buyurdu ki: “Yüce
Rabbiniz, aranızda faiz alış­
verişi yaparken bundan sizi men
etmedi mi?”
Yine Ahmed b. Hanbel, (5/309)
Ebu Katade’den yaptığı bir
rivayette
şöyle
demiştir:
“Rasuluîlah ve Ashabı, namaza
kalktılar
ve
onu
kıldılar.
Rasuluîlah buyurdu ki: “Geçen
namazı yarın ki vaktinde kılınız.”
Suyutî, İbn Seyyidi’n-Nas’tan
yaptığı nakilde iki rivayetin
arasını cem ederek şöyle
demiştir: “Lfi^a-Jj ifadesindeki
La zamiri, yarın ki namaza racidir
(onunla ilgilidir). Yani geçen
namazı hergün yaptığı gibi
üzerine fazlalık eklemeden kılsın.
Lafızların hepsi aynı manada
ittifak edip, başka türlüsü caiz
değildir.” Bakınız, Zehrii’r-Riba
10
ale’l-Mücteba, 1/238.
Ebu
Ahmed
el-Hakim,
Emâlî’sini.n bir yerinde şöyle
diyor: “Zührî’nin, Said’den, onun
da JBfouiTilureyro&en müsned
olarak rrvayet ettiği Ma’mer
hadisi, garibdir. Bunu, Halef
b.jEyyub eİTAmiifnin dışında
kimsenin rivayet; ettiğini ve
Ebban b. Yezid je|rtAftar’ın
da Ma’mer’den rivayetinden
başka bilmiyorum. Şeyh Veliyyu
demiştir ki: “Bu meşhur suale
aşağıdaki şejriîde cevap verilmesi
uygundur:
;
Soru: Namaz geceleyin (Sabah
Namazı) farz olduğu halde
Cebrail, onu neden o vakitte değil
de öğle vaktinde hatırlatmıştır?
Cevap: Denilebilir ki Hz.
Peygamber, sabah (namazı)
vaktinde uyuyordu. Uyuyan
kişi mükellef değildir. Bu cevap
yeterlidir. Hadisin isnadı sahihtir.
Eten. (M-ataıerî). derirruki, “Bu
hadisten murad, her hangi bir
gecede yürüme ve o zamandaki,
Sabah
Namazı
vaktindeki
uyumadır. Yoksa onun (Zührî)
dediği gibi Miraç Gecesi
kasdedilmemiştir. Buradaki ^juJ lafzı (gece yürüyüşü), İsrâ
Sûresi’nin ilk ayetindeki
lafzıyla karıştırılmıştır.
İkinci bir Sebep
Ahmed b. Hanbel, Ebu Katade’nin
şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Biz, Rasulullah (s.v.v.) ile (bir
seferde) beraberdik. Buyurdu
ki: “Eğer siz, yarına kadar suya
ulaşamazsamz, susuz kalırsınız.”
Bunun üzerine insanlar, bin an
evvel suya kavuşmak arzusuyla
süratlendiler. Ben, Rasulullah’ın
yanında bulunuyordum. Bu
arada Rasulullah’ın bineğinin
eğeri eğildi. Rasulullah (s.a.v.) da
uyuklamaya başladı. Ben O’na
düşmemesi için destek oldum.
Sonra uyandı ve, “Kim o?”
buyurdu.
Ben
de,
“Ebu
Katade’yim” dedim. O da,
“Ne zamandan beri binek
üzerindesin?” buyurdu. Ben de,
.”geceden beri” dedim. O da,
“Rasulü’nü muhafaza ettiğin
gibi, Allah (c.c.) seni muhafaza
etsin” diye
buyurdu ki:
buyurdu.
Sonra
“Eğer bir yerde konaklarsak
namazımız konusunda dikkatli
olalım (bu arada bir ağaca
yöneldi ve indi. Buyurdu ki: “Bak
kimseyi görüyor musun?” Dedim
ki: “İşte bir atlı, iki atlı daha.”
Derken sayı yediye ulaştı). Sonra
uyuduk. Güneş etrafı ısıttı, sonra
uyandık.
Rasulullah (s.a.v.), bineğine
bindi, yürüdü. Biz de arkasından
kısa bir süre yürüdük. Sonra
bineğinden indi ve buyurdu ki:
“Yanınızda su var mı?” Ben de
dedim ki: “Evet. Abdestlikte
biraz su var.” Buyurdu ki: “Onu
bana getir.” Ben de suyu O’na
verdim. Dedi ki: “Onunla abdest
alınız.” Bunun üzerine bütün
cemaat abdest aldı. Bir yudum
da arttı. Sonra buyurdu ki: “Ey
Eba Katade! Onu muhafaza
et. Çünkü onun için bir haber
daha olacak.” Nihayet Bilal (r.a.)
ezan okudu. Fecirden önce
iki rekat namaz kılındı. Sonra
Sabah Namazı kılındı. Akabinde
Rasulullah bineğine bindi. Biz
de bineklerimize binerek yola
koyulduk.
Yolculardan bir kısmı diğerlerine
“namazımızı unuttuk” dediler.
Rasulullah
(s.a.v.),
-onlara
11
dönerek- “Ne diyorsunuz?”
buyurdu. “Eğer konuştuğunuz
mesele dünya işi ise, siz onu
bilirsiniz. Ancak din ile ilgili bir
mesele ise bunu ben bilirim.”
Dedik ki: “Ey Allah’ın Rasulü!
Namazlarımızı unuttuk.” O,
“Uykuda
unutma
olmaz,
unutma sadece uyanıkken olur”
buyurdu. “Böyle olduğunda
her ne kadar vakit geçse de
namazınızı kılınız.”
Hadis Dergisi 2012
Hadisi, Tirmizî rivayet ederek
sahih olduğunu söylemiştir.
Nesâî de Ebu Katade’nin şöle
dediğini
rivayet
etmiştir:
“Sahabe, uyku vesilesiyle namazı
kılmama durumlarını Rasuluîlah
(s.a.v.)’a anlattılar. O da cevaben
buyurdu ki: “Uykuda namazı
terk söz konusu değildir. Ancak
namazı terk etme uyanıkken
olur. Sizden biriniz namazını
unutur, yahut namaz vaktinde
uykuya dalarsa, hatırladığı an
hemen kılsın.”
[email protected]
“Uykuda namazı terk söz konusu değildir. Ancak namazı
terk etme uyanıkken olur
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
Kim güzel bir yol bırakıp giderse...
îbn Mace, Ebu Cuhayfe’nin
şöyle dediğini nakleder:
“Rasulullah (s.a.v.), buyurdu
ki: “Kim güzel bir yol bırakıp
giderse, kendinden sonra o yola
sülük edenlerin sevabı kadar
sevab alır. Sevab işleyenlerin
sevabından da bir şey eksilmez.
Kim de kötü bir yol bırakıp
giderse, kendinden sonra o
yola sülük edenlerin işleyeceği
günah kadar günah alır. Günah
işleyenlerin günahından da bir
şey noksan olmaz.”işleyeceği
günah kadar günah alır. Günah
işleyer. bir şey noksan olmaz.”
Ahmed ve Müslim, Cerir‘in
şöyic ^^^.^ı-ı-rivayet ederler: „Biz gündüzün ortasında,
Rasulullah (s.a.v.)‘ın yanında
bulunuyorduk. Derken, yalın
ayak, kaplan postu rengindeki
gömleklerini yahut abalarını
başlarına geçirmiş, kılıçlarını
çekmiş, ekserisi hatta hepsi
Mudar Kabilesi‘ne mensup
çıplak bir takım adamlar,
Peygamber (s.a.v.)‘e geldiler.
Onların muhtaç halini görünce,
Rasulullah (s.a.v)‘ın yüzü
değişti. İçeri girip çıktıktan
sonra Bilal‘e emir buyurdu. Bilal
ezan okuyarak, kamet getirdi.
Rasulullah (s.a.v.) da namazı
kıldırdı. Sonra hutbe okudu ve:
„Ey insanlar! Sizi bir kişiden
yaratan Rabbiniz‘den korkun“
(Nisa-1) ayet-i kerimesini
sonuna yani, „Şüphesiz ki Allah
sizin üzerinizde gözcüdür“ ayetine kadar ve Haşr Sûresi‘ndeki
„Allah‘tan korkun, her nefis yarın
(ahiret için ne gönderdiğine
bir baksın, Allah‘tan korkun“
ayet-i Kerimesini okudu.
(Sözüne devamla): „Bir adam;
dinarından, dirheminden, elbisesinden, bir sa‘ buğdayından,
bir sa‘ kuru hurmasından sadaka vermelidir. Velev ki yanm
hurma olsun“ buyurdu.
Derken Ensar‘dan bir zat, hemen
hemen elinin taşıyamayacağı
kadar, hatta elinin taşımaktan
aciz kaldığı bir kese getirdi.
Sonra birbiri ardınca herkes bir
şeyler getirdiler. Neticede yiyecek ve elbiselerden müteşekkil
iki yığın gördüm. Rasulullah
(s.a.v.)‘ın (mübarek) yüzünü altınla yaldızlanmış gibi
parladığını gödüm. Bunun
üzerine Rasulullah (s.a.v.): .
Her kim İslam‘da güzel bir çığır
açarsa, o çığırın ecri ile kendisinden sonra o çığırla amel edenlerin ecirlerinden hiçbir şey nçksan
edilmemek şartıyla sevaplan
kendisine aittir. Kim de İslam‘da
kötü bir çığır açarsa o çığırın
vebali ile kendisinden sonra
onunla amel edenlerin vebali, hiçbir noksanları olmamak
üzere ona aittir“ buyurdu.
12
hakkında menfî sözler sarfedilmiştir.
Buhari ve Tirmizi, metnin sonunda
geçen merfü’u hadis kısmını Ebû
Kebşe’nin Abdullah İbn Amr’dan
rivayeti ile tahric etmişlerdir Heysemi,
Mecma’uz-Zevahid I, 146.
Bu hadisin bazı rivayet yolarında
”kasden” ifadesi mevcut iken,
bazılarından bu ifade yoktur. Hz
Zubeyr bin Avvam r.a’a göre, bu
kelime, henüz sahabe hayatta iken bu
rivayete idrac edilmiştir. O, bunu şöyle
ifade etmiştir.
“Hayatımız boyunca Allah Resülullah
sallallahu aleyhi ve sellem ‘in çirkin
bir şeyi ve ah laksızlığı emrettiğini
görmedik..” Adama bir oda hazırladılar,
sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi
ve sellem’e bir haber gönderip
durumu bildirdiler. Bunun üzerine o,
Ebu Bekir ile Ömer’e şöyle buyurdu;
“Haydi oraya gidin, eğer adamı diri
bulursanız önce öldürün, son ra ateşe
atıp yakın! Gittiğinizde ona yapacak
bir şeyin kalmamış olarak görürseniz,
yine de onu ateşte yakın!” Geldiler;
gece küçük su dökmeğe çıktığında
yılan tarafmdan sokulup öldüğünü
gördüler. Hemen naşını ateşe atıp
yaktılar. Sonra Allah Resulü sallallahu
aleyhi ve sellem’e dönüp durumu
anlattılar. Bunun üzerine şöyle
buyurdu:
“Kim benim adıma (demediğimi
dedi diye) yalan (uydurup) söylerse,
ateşteki yerini ha zırlasın!”
“Görüyorum
ki,
müteammiden
kelimesini hadise ilave ediyorlar.
Allah’a andolsun ki, Ben Rasülullah
s.a.v’in
müteammiden
dediğini
duymadım” İbn Kuteybe, Tevilu
Muhtelifi’l-Hadis 40.
Hz Zübeyr bin Avam r.a bunu
duymaması diğer sahabelerinde
duymadığı
anlamına
gelmez.
Herkesin her şeyi duyması asla
mümkün olmamakla birlikte ihtiyalı
olmakgerektir.
Hz Zübeyr bin Avam r.a herkes hadis
rivayet ettiği halde sen neden bundan
kaçınıyorsun? Denildiğinde şöyle
cevap vermiştir: “Müslüman olduğum
günden itibaren Rasülullah s.a.v den
hiç ayrılmadım. Ancak ondan işittiğim
bir söz beni bundan alıkoymaktadır:
O da “Her kimbana yalan isnad ederse
cehennemdeki yerine hazırlansın”
hadisidir. Hatib el-Bağdadi, el-Kifaye,
102.
Taberani.el-Mu’cem’ul-Evsat’ında
leyyin bir isnadla rivayet etmiştir.
İsnadında geçen Ata b. es-Saib
hakkında ihtilaf vaki olmuştur.
Ahir-i ömründe hıfzı bozulduğu için
13
Hadis Dergisi 2012
Hz Abdullah İbn Amr b. el-As r.a
anlatıyor: Bir adam Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’in elbisesi
gibi bir elbise giydi. Medine’deki
haneye geldi ve dedi ki: “Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem, bana
istediğin eve girebilirsin” dedi. Şöyle
cevap verdiler:
[email protected]
Kim benim adıma kasden yalan söylerse cehennemdeki
yerine hazırlansın
MUS’AB Bin UMEYR (r.a)
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
(v.3/625 m).
Ashab-i
kirâm’in
ileri
gelenlerinden Künyesi Ebâ
Muhammed’tir.
Mekke’nin
zengin ailelerinden olup, yakisikli
ve güzel giyinen bir gençti.
Anne ve babasi onun üzerine
titrerdi. Özellikle, Mekke’nin
en
zenginlerinden
sayilan
annesi, ogluna güzel elbiseler
giydirir ve güzel kokular sürerdi.
Mekkeliler de onu hayranlikla
seyrederlerdi. Bir defasinda Hz.
Peygamber de onun hakkinda
söyle buyurmustu: “Mekke’de
Mus’ab b. Umeyr’den daha
güzel giyinen, daha yakisikli ve
nimetler içinde yüzen baska bir
genç görmedim” (Ibn Sa’d, etTabakâtü’l-Kübrâ, Beyrut 1960,
III, 116).
Mus’ab, Mekke’de o günün
sartlarina göre zenginlik ve
ihtisam içinde yasarken, Hz.
Peygamber(s.a.s)’in
insanlari
islâm’a davet ettigini ögrendi.
Fazla vakit kaybetmeden Hz.
Peygamber’e giderek iman
edip müslüman oldu. O sirada
Mekkeliler,
müslümanlara
yogun bir baski uyguladigindan,
Hz. Mus’ab müslüman oldugunu
ailesinden gizlemek zorunda
kalmisti. Ama o, Peygamberimizi
gizlice ziyaret etmeyi de ihmal
etmezdi. Ne var ki Osman b.
Talha, Mus’ab’in namaz kildigini
görüp durumu annesi ile
akrabalarina bildirmisti. Bunun
üzerine akrabalari yakalayip
hapsettiler. Mekke’nin bu nazli
ve zengin genci için artik çile
dolu zor günler baslamisti.
Habesistan’a hicret eden
ilk kafileye katilincaya kadar
hapiste tutulan Hz. Mus’ab,
hicret imkani çikinca, dinini daha
rahat bir sekilde yasayabilmek
için Habesistan’a hicret etti.
Habesistan dönüsünde Hz.
Mus’ab’in durumu tamamen
degismis ve bu nazli delikanlinin
yerini, kalbi Islam ve imanla
dopdolu iradesi güçlü kuvvetli,
metin bir genç almisti. Annesi
ondaki bu kararlilik ve metaneti
görünce, üzerindeki baskisini
biraz hafifletmek zorunda kaldi.
Bu sirada Birinci Akabe Beyati
olmus ve Medinelilerden bir
grup islâm’i kabullenmisti.
Kendilerine islâm’i anlatmak ve
digerlerine de teblig yapmak
için Rasulullah’tan bir ögretici
istediler. Hz. Peygamber de bu
önemli görev için Hz. Mus’ab
b. Umeyr’i görevlendirdi. Hz.
Mus’ab onlara hem namaz
kildiracak, hem Kur’an ögretecek,
hem de diger insanlara islâm’i
anlatacakti ve yeni kimseleri
islâm’a davet edecekti.
14
Böylece Medine’ye ilk hicret
eden sahabi Mus’ab b. Umeyr
oluyordu. Medine’de ilk cuma
namazini da Mus’ab b. Umeyr
kildirdigi kaynaklarda ifade edilir
(Ibn Sa’d, a.g.e., III, 118).
Bir yil sonra Mekke’ye, hac
mevsiminde yaninda yetmis
kisi ile gelen Mus’ab b. Umeyr,
Hz. Peygamber (s.a.s)’e islâm’in
Medine’deki hizli yayilisinin
müjdesini
verirken
söyle
demisti: “islâm’in girmedigi ve
konusulmadigi ev kalmadi.”
Basta Hz. Peygamber olmak
üzere
bütün
müslümanlar
bu habere çok sevindiler.
Oglunun Mekke’ye döndügünü
haber alan annesi onu tekrar
hapsetmek istedi. Ancak Mus’ab
bütün bunlara karsi olgun bir
müslüman tavrini takinarak
imaninda direndi ve annesini
bundan
vazgeçirdi.
Onun
annesini islâm’a daveti bir sonuç
vermedigi gibi annesi de Mus’ab’i
yolundan döndürememisti.
Hz. Peygamber (s.a.s)’in yaninda
iki ay kadar kalan Mus’ab b.
Umeyr, Hicretten on iki gün önce
Medine’ye vardi. Hz. Peygamber
(s.a.s) onu Sa’d b. Ebî Vakkas
(r.a) ve Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a)
ile kardes ilan etmisti (Ibn Sa’d
a.g.e., III, 120).
Bedir savasinda muhacirlerin
sancagi
onun
elindeydi.
“Rasûlullah’in bayraktari” olarak
15
güzel giyinen, senden daha
yakisikli kimse yoktu. Þimdi ise,
kefen olarak sarilmis hirkadan
basin disarida kaliyor.” Sonra
onun için de bir kabir açtilar ve
o mübarek sahabiyi de Uhud
sehidleri arasina defnettiler.
Allah yolunda canini feda eden
bu aziz sehid sahabi için Ashab-i
Kiram’dan Habbab (r.a) sunlari
anlatiyor: “Biz Hz. Peygamberle
birlikte Medine’ye yalniz Allah
rizasi için hicret ettik. Artik
mükâfatini Allah’tan bekleriz.
Arkadaslarimiz arasinda bu
nimetlerden tatmadan âhirete
gidenler vardir ki Mus’ab b.
Umeyr bunlardan biridir. O
Uhud günü sehid olmustu da,
kendisini saracak bir kefen dahi
bulamamistik. Yalniz sehidin
bir kaftanini bulmus ve bu aziz
sehidi ona sarmaya çalismistik.
Ancak basini örterken ayaklari
açiliyor, ayaklarini kapatirken de
basi açiga çikiyordu. Bu yoksulluk
karsisinda Hz. Peygamber bize
sehidin basini örtmemizi ve
ayaklarinin üstüne de izhîr
denilen kokulu ottan koymamizi
emretti” (Buharî, Cenâiz 27; Ibn
Sa’d, a.g.e., III, 121).
[email protected]
yatarken, günün sonlarina
dogru, Hz. Peygamber (s.a.s)
Mus’ab’i elinde sancakla gördü
ve “ileriye git ey Mus’ab!” diye
emretti. Fakat o kisi geri dönerek
“Ben Mus’ab degilim” deyince
Hz. Peygamber onun Mus’ab
kiliginda
savasan
Allah’in
meleklerinden biri oldugunu
anladi (Ibn Sa’d, a.g.e., II, 121).
Uhud savasinda Ashab-i
kiram’in ileri gelenlerinden
birçok kimse sehid oldu. Hz.
Mus’ab b. Umeyr de sehidler
arasindaydi. Hz. Peygamber
(s.a.s)’in ne kadar üzüntülü
oldugu yüzünden okunuyordu.
Mus’ab’in mübarek na’sinin
basucunda oturarak, Uhud
sehidleri hakkinda nazil oldugu
bildirilen su ayeti okudu:
“Mü’minlerden öyle er kisiler
vardir ki, Allah’a verdikleri sözde
sadakat ettiler. Kimi adagini
ödedi sehid oldu. Kimi de (sehid
olmayi) bekliyor. Onlar verdikleri
sözü
asla
degistirmediler”
(el-Ahzab 33/23). Sonra Hz.
Peygamber diger sahabilere,
sehidlere
yaklasip
selam
vermelerini söyledi ve verilen
selamlarin sehidler tarafindan
alinacagini ifade etti (Ibn Sa’d,
a.g.e., III, 121).
Hz. Mus’ab sehid edildiginde
kirk yaslarinda idi. Bir zamanlar
zenginlik ve refah içinde yasayan
bu degerli insani kefenleyecek
bir örtü dahi bulunamamisti.
Hz.
Peygamber,
yanina
geldiginde Mus’ab b. Umeyr
eski bir hirkanin içinde saçlari
dagilmis, vücudu ise kiliç ve
mizrak darbeleriyle parçalanmis
bir durumda yatiyordu. Hz.
Peygamber üzüntülü bir halde
sunlari söyledi: “Seni Mekke’de
gördügümde, senden daha
Hadis Dergisi 2012
ün yapmisti. Uhud savasinda
da sancak yine onun elindeydi.
Savas esnasinda müslümanlarin
geriledigini gören Mus’ab b.
Umeyr, atini saga sola dogru
sürüyor ve yüksek sesle su ayeti
okuyordu: “Muhammed ancak
bir peygamberdir. Ondan önce
birçok peygamberler gelip
geçmistir” (Alu imrân, 3/144). Bu
ayetin Uhud gününe kadar nazil
olmadigi ve o gün giderildigi
rivayeti, Hz. Mus’ab’in Allah
katindaki degerini ifade eder
(Ibn Sa’d, a.g.e., III,120,121).
Uhud
Gazvesinde
islâm
ordusunun sancagini tasiyan
Mus’ab b. Umeyr’in önce sag
kolu kesildi. Hemen sancagi sol
eline alarak savasa devam etti.
Fakat ardindan sol eli de kesildi.
Bu defa vücuduyla sancaga
simsiki sarildi ve yukaridaki
ayeti okumaya devam etti.
Sonunda müsriklerin bir mizrak
darbesiyle sehid oldu. Sancagi
hemen Suveybit b. Sa’d ve Ebû’rRûm b. Umeyr adli sahabiler
aldilar.
Hz. Mus’ab sehid olarak yerde
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
DUA
— Ya Rabbi, sana ve Resulüne
itaat etmemizi ve bildirdiklerinle
amel etmemizi nasip eyle!
et,her işimizin sonunu güzel
eyle, dünya sıkıntılarından ve
ahiret azabından bizi koru!
— Ya Rabbi, faydasız ilimden,
makbul olmayan ibadetten
ve kabul edilmeyen duadan,
acizlikten, tembellikten,
korkaklıktan, cimrilikten ve
her çeşit hastalıktan, gece ve
gündüz gelecek kötülüklerden,
sıkıntılardan kötü arkadaştan ve
kötü komşudan sana sığınırım!
Bildiğimiz-bilmediğimiz
bütün iyilikleri ver, bildiğimizbilmediğimiz bütün
kötülüklerden muhafaza
— Bizi dostlarına dost,
düşmanlarına düşman
olanlardan ve sabreden ve
şükredenlerden eyle!
— İşinde sebat eden, nimetine
şükreden, ibadetini güzel yapan,
doğru konuşanlardan eyle!
— Ya Rabbi, bize dünya
ve ahirette güzellik ver
ve Cehennem azabından
bizi koru!
AMIN
Allah’ın sevgili kulu
Allah’ın sevgili kullarından biri bir
rüya görür; rüyasında kendisine
şöyle denir:
“Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye,
ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın
dileğini kabul et, dördüncü geleni
üzme, beşinciden de kaç!”
Sabah oldu; dışarı çıktı. Yola
koyulup gitti. Karşısına bir dağ
çıktı. Bu koca dağı görünce
şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi:
Rabbim bana bunu yememi
emretti. Sonra şöyle dedi: Rabbim
bana gücümün yetmeyeceği
bir şeyi emretmez. Onu yemeye
karar verdi. Dağa doğru yürüdü.
Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam
yaklaştığı zaman koca dağ bir
lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup
yedi, baldan tatlı buldu. Allah’a
hamdetti, yürüyüp gitti. Karşısına
altından bir leğen çıktı. Şöyle
dedi: Rabbim, bunu da saklamamı
emretti. Bir çukur kazdı, onu
gömdü. Yürüdü, az gittikten
sonra dönüp baktı. Leğen toprak
yüzüne çıkmıştı. Geri döndü,
tekrar gömdü. Biraz gitti; baktı
ki, yine çıkmış bir daha gömdü,
yine toprak üstüne çıktı. Kendi
kendine, “Ben emredileni yaptım.”
diyerek bırakıp gitti. Karşısına bir
kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu
kovalıyordu. Kuş ona şöyle dedi: “
Ey Allah’ın sevgili kulu, beni
sakla. Bana yardım et.” Onu aldı.
Koynuna sakladı. Peşinden şahin
geldi; şöyle dedi: “Ey Allah’ın
sevgili kulu, ben açım. Sabahtan
beri de bu kuşun peşindeyim.
Onu
yakalamak
istiyorum.
Kısmetime engel olma. Kendi
kendine şöyle dedi: “Üçüncünün
dileğini yapmam emri verildi,
yaptım. Dördüncüyü üzmemem
mredildi. Şimdi ne yapacağım?
Bu işe şaştı. Sonra bıçak aldı;
kendi uyluğundan bir parça et
kesti, şahine attı; o da kapıp kaçtı.
16
Daha sonra kuşu saldı. Bundan
sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir
leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı.
Akşam olunca şu duayı yaptı:
“Ya Rabbi, emrini yerine getirdim.
Bu işlerin manası ne ise bana
bildir.”
Daha sonra, rüyasında şöyle
anlatıldı: “Birinci görüp yediğin
öfkedir. Önce koca bir dağ gibi
görülür; sabırla öfke yutulursa,
baldan tatlı olur. İkincisi iyi
amelindir. Ne kadar saklarsan sakla;
yine meydana çıkar. Üçüncüsü,
sana bırakılan bir emanettir, ona
hıyanet etme. Dördüncüsü şudur:
Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa,
onu yerine getir; isterse sana
lâzım olan bir şey olsun. Beşincisi
gıybettir. İnsanların gıybetini
edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi
bilen Allah’tır.
Şeriat, tarikat yoldur varana
Hakikat meyvası andan içeru
Dinin terk edenin küfürdür işi
Ol ne küfürdür, imandan içeru
Beni bende demen, ben de değilim
Bir ben vardır bende, benden içeru
Beni benden alana ermez elim
Kim kadem basa Sultandan içeru
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var, Süleyman’dan içeru
Tecelliden nasip erdi kimine
Kiminin maksudu bundan içeru
Senin aşkın beni benden alıptır
Ne şirin dert bu, dermandan içeru
Miskin Yunus, gözü tuş oldu Sana
Kapıda bir kuldur, Sultandan içeru
Yunus Emre
İmandan sonra en önemli
ibadet namaz kılmaktır.
Allah’a iman eden elbette ona
itaat edecektir. İtaatin ifadesi
ise namaz kılmak şeklindedir.
Namaz kılmamanın hiçbir
mazereti yoktur. En korkulu
zamanlarda ve düşman
karşısında dahi cemaatle
namaz kılmak gibi namazın
sünnetlerinde birisi dahi
terk edilemez. Bu dinin
namaza
verdiği
önemi
göstermektedir. Hasta, felçli
ve kötürüm olanlar dahi
namazı terk edemez her
hâl-ü karda namazını kılar.
Nihayet göz ile ima ederek
namazını kılar ama aklı
başında olduğu sürece asla
terk edemez.
Namazı inkâr ederek terk
eden Şafi Mezhebine göre
“Mürted” olur ve “mürtedin
hakk-ı hayatı yoktur.” Çünkü
“Namaz dinin direğidir.” Namaz
gibi dinin esaslarından birini inkar
etmek elbette dini inkar etmekle
aynı anlamı taşımaktadır. İhmal ve
kusur sonucu namazı terk eden ise
tövbe ederek namaza başlamalı
ve kılmadıklarını kaza etmelidir.
Kılınmayan namazları kaza etmek
iman edenlerin Allah’a borcudur.
Bunu tamamlamadığı zaman namaz
borcundan kurtulamaz.
Ziyafet
Bir gün sultan Sait Rükneddin
sarayında mükemmel bir bir
ziyafet vermiş, devrin bütün
şeyhlerini
davet
etmişti.
Kadı Seraceddin Urmevi bir
makamda, Sadreddin Konevi
diğer bir makamda, Seyyid
Şerefeddin tahtın önünde, geri
kalan büyükler birbiriyle sıkışık
oturmuşlardı. Birden Hazreti
Mevlânâ yakınlarıyla birlikte
gelip selam verdi, sarayın
avlusunda bulunan havuzun
kenarına oturdu. Emir Pervane
ne kadar ısrar ettiyse de içeri
girmedi.
17
Şeyh Sadreddin bir ara yüzünü
Hazreti Mevlânâ’ya dönerek;
- “Her şeyin hayatı sudandır”
dedi. Hazreti Mevlânâ şöyle
dedi: - Hayır, her şeyin hayatı
Allah’tandır!
Hazreti Mevlânâ sofanın sedirine
gitmeyince; bütün şeyhler
ve büyükler ona uyup avluya
geldiler. Yemekten sonra, hemen
orada sema’a başladılar. Sözle
anlatılması mümkün olmayan
zevk ve şevk hâsıl oldu. Allah
hepsinden razı olsun.
[email protected]
Severim ben Seni candan içeru
Yolum vardır bu erkandan içeru
NAMAZ
Hadis Dergisi 2012
BİR BEN VARDIR
BENDE
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
İmam’ın künyesi:
Ebu Abdillah, ismi Muhammed
İbnu İsmâil’dir. Ünvanıyla birlikte
şöyle tesmiye edilmiştir: Şeyhu’lİslâm ve İmâmu’l-Huffâz Ebu
Abdillah Muhammed İbnu
İsmâil İbni İbrâhim İbni’l-Muğîre
İbni’l-Berdizbe el-Buhârî el-Cu’fî
(radıyallahu anh)’dir. Buhâra’da
doğmuş 194-256 yıllarında
yaşamıştır. Orta boylu, zayıf,
esmerce bir zattı.
İMAM BUHÂRÎ
Yetişmesi
Babasını küçük yaşta kaybetmiş
ise de annesi onun yetişmesi için
gerekli alâkayı göstermiştir. 10
yaşında iken hadîs dinlemeye
başlamış, küçükken ezberlediği
hadîs miktarı 70 bini bulmuştur.
İlk
defa
İbnu’l-Mübârek’in
te’lîfatını
ezberlediği,
kendi
memleketinde
iken
Muhammed İbnu Selâm, elMüsnidî ve Muhammed İbnu
Yusuf el-Beykendî’den hadîs
aldığı, bunlardan sonra, ilim
merkezlerine,
annesinin
refakatinde seyahate çıktığı,
Belh’te Mekkî İbnu İbrahim’den,
Bağdat’ta Affan’dan, Mekke’de
Mukrî’den, Basra’da Ebu Âsım
ve
el-Ensarî’den,
Kufe’de
Ubeydullah İbnu Mûsa’dan,
Şam’da Ebu’l-Muğîre ve elFeryâbî’den,
Askalân’da
Âdem’den ilim aldığı belirtilir.
Abdurrezzâk’ı dinlemek üzere
Yemen’e yol hazırlığı yaparken
ölüm haberi gelir.
Zehebî, “Buhârî’nin tahsilini
tamamlayıp te’lîf ve hadîs
rivâyetine başladığı zaman
henüz yüzünde tüy çıkmamıştı”
der. Ancak, te’lîfe geçmesi hadîs
talebine son vermesi değildir.
“Kişi,
kendisinden
büyük
olanlardan, akranlarından ve
kendisinden küçük olanlardan
ilim almadıkça kemâle eremez”
diyen Buhârî hazretlerinin 1080
kişiden hadîs aldığı bilinmektedir
Kendisinden Hadîs
Alanlar:
Buhârî, sağlığında lâyık olduğu
şöhret ve itibara ulaşmış bu
sebeple çok sayıda kimse
kendisini dinlemiş hadîs rivâyet
etmiştir.
Müslim,
Tirmizî,
Muhammed
İbnu
Nasrı’lMervezî, Sâlih İbnu Muhammed,
İbnu Huzeyme, Ebu Kureyş
Muhammed
İbnu
Cum’a,
İbnu Sâid, İbnu Ebi Dâvud,
Ebu Abdullah el-Firebrî, Ebu
Hâmid İbnu’ş-Şarkî, Mansur
İbnu Muhammed el-Bezdevî,
Ebu
Abdillah
el-Mehâmilî
meşhurlardandır.
Buhârî, muasırlarına sadece
hadîs vermekle kalmamış te’lif
metodu da vermiştir. Belki bu
daha mühim bir husustur. Çünkü,
sahîh hadîsleri müstakil bir te’lifte
toplama işine ilk teşebbüs edip
18
gerçekleştirme şerefi Buhârî’ye
aittir. Başta Müslim olmak üzere,
diğer sahîh müelliflerinin hepsi,
Buharî’nin açtığı çığırda giderek
eser vermişlerdir. Binaenaleyh
onlardaki payını inkâr etmek
mümkün değildir.
Zeka Ve Hâfızası
Buhâri
Hazretleri
mümtaz
vasıfları olan bir zattır. Zehebi:
“Zekâda, ilimde, vera ve ibadette
en önde gelen bir kimseydi” diye
tavsîf eder. Nitekim öyle bir zekâ
ve hâfıza gücüne sahipti ki, bir
kitabı bir kere okumakla hıfzına
alıyor, işittiklerini olduğu gibi
ezberliyordu. Hafıza durumu
daha
küçükken
dikkatleri
çekmişti. Buhârî’nin varrâkı
(kâtibi) Muhammed İbnu Ebî
Hâtim şunu anlatır: “
Buhârî çocuktu, beraber hadîs
derslerine devam ediyorduk.
Biz
dinlediğimiz
hadîsleri
muntazaman yazıyorduk, fakat
o yazmıyor, sâdece dinliyordu.
Biz bir ara: “Sen niye yazmıyor,
vaktini aylak geçiriyorsun?” diye
çıkışmaya başladık. Israr edince
Hadîs ve rical bilgisini takdir
etmede şu vak’a da zikre
şayandır: Nişâbur’da iken, İshâk
İbnu Râhuye’nin meclisinde
ders takriri sırasında, İshâk bir
hadîs okurken, rivâyette Ata elKeyharânî ismi geçer ve sorar:
“Keyharân nedir?” Mecliste
hazır bulunan Buhârî cevap
verir: “Yemen’de bir köydür.
Bu zatı (Ata’yı) Hz. Muâviye
(radıyallahu
anh)
orada
bulunan Sahâbe’den birinin
yanına göndermişti. İşte Ata, o
sahâbîden iki hadîs dinledi”. Bu
cevap üzerine İshâk, Buhâri’ye
hayranlığını şöyle ifâde eder:
“Ey Ebu Abdillah sen, sanki
insanları (tek tek) görmüş
gibisin”.
Mahmûd İbnu’n-Nâzır İbni Sehl
der ki: “Basra’ya, Şâm’a, Hicaz’a,
Kufe’ye gittim, bütün âlimleriyle
görüştüm. Her tarafta, ne
zaman Muhammed İbnu İsmâil
el-Buhârî’nin ismi zikredilmişse
onun kendilerinden üstün
olduğunu söylediler.” İbnu
Hüzeyme: “Şu gök kubbesinin
altında hadîsi Buhârî kadar
bilen yoktur” demiştir.
19
Vefati:
Buhârî, hicrî 256 yılında vefat
etmiştir. Buhâra’ya geldikten
sonra, yukarıda anlattığımız
üzere Buhâra Valisi Hâlid İbnû
Ahmed’le arasında çıkan tatsızlık
sonunda, Vali, Buhârî’nin şehri
terketmesini emreder. Buhârî
kendisine bu zulmü yapanlara
beddualar ederek Buhâra’yı
terkeder ve Semerkant’ın bir
köyü olan Hartenk’e gelir,
orada bulunan akrabalarının
yanına yerleşir. Bir gece, gece
namazından sonra “Ya Rab
yeryüzü bütün genişliğine
rağmen bana daraldı, beni
yanına al” diye dua eder. Bu
duadan bir ay geçmeden ruhunu
Râbb-i Kerîmine teslim eder.
Anlatıldığına göre, ölümünden
önce Semerkant ahâlisinden
ısrarlı dâvet alır, oraya gelmesini
isterler.
Buhârî
müsbet
cevap verir, yola çıkmak
üzere hazırlıklarını tamamlar,
hayvanına binmek üzere yirmi
adım kadar atar, ama mecalinin
kesildiğini görünce yatağına geri
döner ve bir cumartesi gecesi,
Ramazan bayramı gecesinde
vefat eder.
Kabrine
konduğu
zaman,
kabrinden miskden daha hoş
bir koku çıkmaya başlar, bu
hal günlerce devam eder. Halk
kabre üşüşerek toprağından
birer parça yağmalamaya başlar.
Bunu önlemek maksadıyla
kabrinin üzerine tahta parmaklık
örülür
İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve
Şerhi, Akçağ Yayınları
[email protected]
senedlerini
değiştirirler.
Böylece her biri, hadîslerini,
kendine ait olmayan bir
senedle okur. Buhârî, bunların
hepsini sonuna kadar dinler
ve her hadîs okundukça:
“Böyle bir hadîs bilmiyorum!
“ der. Sorular bitince, birinci
hadîsten
yüzüncü
hadîse
kadar, her birinin senedini
yerli yerine koyarak, doğru
şekilde rivâyet eder ve “Böyle
olmaları lâzım” der. Bu manzara
karşısında Bağdad uleması
ilminin genişliği ve hâfızasının
kuvvetini takdir etmekten
kendini alamaz.
Hadis Dergisi 2012
“Çıkarın yazdıklarınızı!” dedi. 15
bin kadardı, bunlar. O hepsini
ezberden
okuyuverdi.
Biz
defterden takip ettik, hiç eksiği
yoktu.
“- Gördünüz mü? Boşa mı
gidip geliyor muşum?” dedi.
Biz o zaman anlamıştık ki,
kimse ilimde Buhârî’nin önüne
geçemeyecek”.
Buhârî’deki bu hâfıza ve zekâ
gücünü bazıları belâzur denen
bir ilâç içerek elde ettiğine
dair dedikodu yaparlar. Bunun
üzerine Muhammed İbnu Ebî
Hâtim, yalnız kaldıkları bir sırada
sorar:”
- Hâfızayı güçlendirmek için bir
ilaç var mı?” Buhârî:
“- Bilmiyorum!” dedikten sonra,
kendisine yaklaşıp:”
Hafıza için kişinin, kendisini
(“gayretin
yetersiz,
öğrendiklerine güvenme!” diye)
ithâm etmesinden ve çalışmaya
devamından daha faydalı bir şey
bilmiyorum!” der.
Buhârî’nin her gün iki adet
bâdem yediği kaydedilir.
Buhârî’nin Bağdâd ulemasınca
imtihan edilme hâdîsesi onun
hâfıza durumu kadar, hadîs
sâhasındaki ilminin genişliğini
göstermesi bakımından da
son derece ehemmiyetlidir.
Buhârî hadîslerinin kıymetini
anlamamıza da yardımcı olur
ümidiyle özetlemekte fayda
ümîd ediyoruz: Buhârî, hadîste
epeyce bir şöhret kazandıktan
sonra Bağdâd’a ilk geldiğinde,
Bağdâdlı âlimler, bu şöhrete
hakikaten layık olup olmadığını
anlamak, ilim ve hıfzdaki
derecesini ölçmek için hazırlık
yaparlar, çok kalabalık ders
meclisinde hazırlıklı on kişi
kalkıp onar hadîs sorarlar. Ancak
hadîsleri okurken hadîslerin
[email protected]
Hadis Dergisi 2012
Büyük Şafii alimi İmam Şaraniye göre Ebu Hanife
Imam Sarani derki: Dört mezheb
imamindan rey (şahsi ve keyfi
görüşüne göre fetva verenin
yerilmesi)’in zemmi (yerilmesi)
hakkinda bildirilenlere gelince;
Seriatin zahirine uymayan her
reyden (görüşten) kaçınanların
ilki, Imamı Azam Ebu Hanife
Numan bin Sabittir. Bazi
taassup ve inat ehlinin ona izafe
ettikleri nakisa onda yoktur.
Kiyamet günü imamla yüzyüze
gelince, onun hali ne acikli
olacaktir. Cünkü kalbinde nür
olan, mezheb imamlarindan
biri kötülükle anmaga cüret ve
cesaret edemez. Onlarin makami
nerde, bunlarinki nerede! Zira
mezheb
imamlari
gökteki
yildizlar gibi, digerleri ise, yildizin
sudaki aksinden baska bir seyini
bilmeyen yeryüzündeki insanlar
gibidir. Imam Abdulvehhab
Sarani, Mizanül Kübra, sh 98.
Ebu Hanife buyurudu: “Allah
tealanin
dininde
kendi
görüsünüzle
konusmaktan
sakininiz! Sünnete uyunuz,
Sünnetten cikan sapitir” Imam
Abdulvehhab Sarani, Mizanül
Kübra, sh 98; Muhyiddin Arabi
Fütuhatül Mekkiye.
Imam Ebu Hanife bururdu:
“Kaderiyye
bu
ümmetin
mecusisi, Sia ide Deccalidir”
Yine buyurudu: “Benim delilimi
bilmeyip, sözümle fetva verene,
yaptigi is haramdir. Imam
Abdulvehhab Sarani, Mizanül
Kübra, sh 98.
Fetva verdigi zaman da: “Bu
Ebu Hanifenin reyidir. Gücüm
yetip bulabildiklerimin en iyisi
20
budur. Bundan iyisini getiren
olursa, dogruya o daha evladir”
buyururdu Imam Abdulvehhab
Sarani, Mizanül Kübra, sh 98.
yine Buyururdu” Insanlarin
reylerinden kacniniz” Imam
Abdulvehhab Sarani, Mizanül
Kübra, sh 98.
Birgün küfe halkinda birisi
yanina geldi. Huzurunda hadis
okunuyordu. Gelem kimse, bizi
bu hadislerle ugrastirmayin dedi.
Imam, onu siddetle zerc edip:
“Sünnet olmasaydi, hicbirimiz
kurani kerimi anlayamazdik”
buyurdu Sonra yine o kimseye:
“Maymun eti hakkinda ne
dersin. Kurandaki delilli nerede?”
buyurdu ve onu susturdu. Bunun
üzerine, Imama, siz bu hususta
ne dersiniz? Dedi, Maymun,
“Allah (c.c)`nun kitabı , Rasulu
(s.a.v.)`in sünneti ve sahabe
(r,anhum)`un icmai varken,
kendi görüşüyle hüküm vermek
kimsenin haddine değildir”. Ibn
Hacer El-heytemi - El hayrat`ul
Hisan s:41
Yine söyle buyurdu: “Hz.
Peygamber (s.a.v.)`den gelen
bir hadis varken onu bırakıp
başkasını almayız”. Es-suyuti
-Tebyid`us Sahife s:305
Halbuki o büyük imam buyurudu:
“Selefin eserlerine yapisin,
kisilerin rey’lerinden sakinin;
sözleriyle onu yaldizlasalar da!
Cünkü is aciga cikinca anlasilir
ve siz, sirati müstakim üzere
olursunuz” Imam Abdulvehhab
Sarani, Mizanül Kübra, sh 99.
Yine buyururdu: “Bid’attan,
dine uymayan yeniliklerden
ve zorlamalardan sakininiz!
Evvelemirde eskiye, asil olana
sariliniz” Imam Abdulvehhab
Sarani, Mizanül Kübra, sh 99.
Yine bir defasinda kendisine,
insanlar hadisle amel etmeyi
birakip,
hadis
dinlemege
önem verdiler, dediklerinde,:
“Onlarin hadis dinlemeleri
onunla ameldir” buyurdu. Imam
Abdulvehhab Sarani, Mizanül
Kübra, sh 99.
Bir defa kendisine: “Insanlarin
araz, cevher, cisim gibi kelamdan
ortaya attiklari sözler hakkinda
ne buyurursunuz?”dediklerinde,:
“Bunlar felsefecilerin sözleri,
uydurmalaridir. Siz eserlere
yapisin, selefi salihinin yolu
üzere olun. Sonradan olma her
seyden sakinin, cünkü bid’attir”
buyurdu. Imam Abdulvehhab
Sarani, Mizanül Kübra, sh 97.
Yine buyurdu: Allah Amir bin
Ubeyde lanet etsin ki, insanlara
lüzumsuz
kelama dalma
kapisini
o
acti”
Imam
Abdulvehhab
Sarani, Mizanül
Kübra, sh 99.
Kitap ve
sünnette
acik
olarak
bildirilmemis
her meslede
a l i m l e r i
toplayip,
o
meselelerde
ittifak ettikleri
21
ile amel ettigi gibi, bir hüküm
istinbat ettigi zamanda öyle
yapar, asrinin alimleri onda
sözbirligine
varmayinca
yazmazdi. Hepsi begenirlerse,
Ebu Yusufa: “Bunu yaz”
buyururdu. Sünnete uymada
bu kadar önde gelen bir din
imamina, rey nisbet etmek nasil
caiz olur. Akilli bir kimsenin bu
felakete düsmesinden Allah
korusun! Imam Abdulvehhab
Sarani, Mizanül Kübra, sh 99.
Siraciye Fetava’si sahibi der ki,
baskalari icin olmayan ittifak,
Ebu Hanife icin eshabiyla oldu.
Mezhebini mesveret üzere
vazetti. Meselelerin vaz’inda tek
basina olmadi. Mesele mesele
herbirini eshabina acar, onlarin
bildiklerini ögrenir ve kendi
katinda olani söyler, iki kavilden
biri istikrar, kuvvet buluncaya
kadar onlarla münazara ederdi.
Sonra Ebü Yusufa tesbit ettirir,
yazdirirdi. Böylece bütün usül
ve esaslar tesbit edildi. Maharet
sahiblerinin anlayamadiklarini,
kuvvetli anlayisi ile, keskin zekasi
ile anlardi. Imam Abdulvehhab
Sarani, Mizanül Kübra, sh 99.
[email protected]
Imam Ebu Yusuf r.h diyor
ki:Imam Ebu Hanife Hz Ömer r.a.
bir fetvasini ögrenince, derhal
kölenin verdini eman hakkindaki
görüsünden dönmüstür. Imam
Ebu Yusuf, Kitabu’l-Asar.
Adamin biri Danyalin kitabi
ile Küfeye geldi. Ebü Hanife,
nerde is eonu öldürecekti. Ona:
“Kuran ve hadisten baska kitap
var midir?” buyurdu. Imam
Abdulvehhab Sarani, Mizanül
Kübra, sh 99.
Hadis Dergisi 2012
inek ve koyun cinsi dört ayakli
hayvanlardan degildir buyurdu.
O hald ekardesim Imamin
sünnetten yüz dönene sert
tepkisine ve onun hadislere
bakmaktan vaz gecirme ricasina,
nasil zerc ile karsi ciktigina dikkat
ediniz. Ona Allahü tealanin
dininde, Kitap ve Sünnetin zahiri
ile anlamadan, kendi reyi ile
konustu nasil denebilir. Imam
Abdulvehhab Sarani, Mizanül
Kübra, sh 98.
Fıkralar
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
Sobanın Sırrı
Birgün bir antropolog, bir fizikçi,
bir matematikçi, bir kimyacı bir
de jeologdan oluşan grup bir
bölgede araştırma yapmak için
açık araziye çıkmışlar..Sonra
bir anda yağmur başlamış ve
bunlar ıslanıp hasta olmamak
için yakınlarda bulunan bir dağ
evine giderler..Evin sahibi onları
odada oturtur ve sıcak bişeyler
getirmek için evin mutfağına
gider..Odada oturan grubun
ilgisi bir anda sobaya çevrilir..
Çünkü adamın sobası yerden
yarım metre yüksekte ve altında
da taşlar diziliymiş..Hepsi bunu
tartışmaya başlamışlar..
Fizikçi : – Köylünün sobayı yarım
metre yükseğe kurmasının
nedeni Konveksiyon sayesinde
odanın daha çabuk ısınmasını
sağlamaktır..der..
Kimyacı : – Köylü, Aktivasyon
enerjisini varsayarak sobayı
daha çabuk yakmak için yarım
metre yükseğe kurmuş..der..
Jeolog : – Köylü, bu bölgenin fay
hattına yakınlığını bildiğinden
bir deprem esnasında sobanın
yere değil de taşların üzerine
devrilmesini ve dolayısıyla
yangını önlemeyi amaçladığını
söyler..
Matematikçi : – Köylü odayı
daha verimli ısıtmak için sobayı
geometrik açıdan odanın tam
ortasına kurmayı amaçlamış..
der..
Antropolog : – Bu köylü eski
dönemlerdeki ateşe tapmak
dinine bağlı olduğundan ateşe
saygı mahiyetinde bu sobayı
yarım metre yukarda tutmuş..
der..
Bu esnada Köylü içeri girer..Hepsi
birden Sobayı neden yarım
metre yukarıda kurduğunu
sorarlar..Köylü gayet saf bir
şekilde şöyle cevap verir :
- Boru Yetmedi
Kavga
Ahmet okuldan bir gözü
morarmış bir şekilde
dönünce annnesi sordu,
oğlum hayırdır nedir bu
halin?
- Furkan ile kavga ettik
anne, bende yarın onun
gözünü
morartacağım.
Annesi :
- Oğlum sakın haaa,
kavga
etmeyin,
ben
sana yarın börek, pasta
veririm, birlikte yersiniz ve
22
barışırsınız. Ahmet diyerek
ertesi gün okula gitmiş.
Döndüğünde ise diğer
gözüde morarmış. Annesi
yine sormuş oğlum yine
ne oldu?
- Arkadaşım daha fazla
pasta ve börek istiyor anne
Herkes Haklı
Üçümüz Sığamadık
Nasreddin Hocanın canı güzel bir
tarhana çorbası çekmiş..Başlamış
tatlı tatlı hayal kurmaya..Tam o
esnada kapısı çalmış ve gelen
karşı komşusunun oğlu şöyle
demiş:
- Nasrettin Hocam..Annem çok
hasta bir tas çorba istiyor..
Kadılık yapmakta olan Hoca
davalıyı dinler, “Haklısın!” der.
Nasreddin Hocanın bir gün
karısı ölmüş. Bir ay sonra kocası
ölmüş bir kadınla evlenmiş.
Evlendiği kadın Hoca’ya sürekli
eski kocasını anlatıyormuş.
Yine bir gün yatakta kocasını
anlatıyormuş. İşte “benim
kocam şöyle yapardı, böyle
yapardı”…
Hoca kendi kendine söylenmeye
başlamış :
-Allahım
bizim
komşular
kurduğum hayalin bile kokusunu
alıyor.
Davacı hemen atılır ve olayı
uzun uzun anlatır. Dikkatle
dinleyen Hoca ona dönerek,
“Sen de haklısın!” deyince,
yardımcısı Hoca’ya, “Hocam
ikisine de haklı dediniz,
bunlardan biri haksız olmalı.”
Hoca düşünür ve yardımcısına,
“Doğrusu sen de haklısın!” diye
karşılık verir
Dağ Yürümezse Abdal Yürür
Hadis Dergisi 2012
Nasreddin Hocaya yapılan sataşmalar
tükenip bitmez. Akşehirliler bir
gün Hoca’ya takılır ve
sorarlar: – “Hocam senin
evliyalar katında ulu bir
kişi olduğun söylenir aslı
var mıdır?” Hoca’nın böyle
bir iddiası elbette yoktur
ama bir kere soruldu ya
cevaplar: – “Her halde öyle
olmalı.” – “Böyle kişiler zaman
zaman mucizeler göstererek
bu özelliklerini herkese kanıtlar.
Hoca madem kabullendin göster
bir mucize de görelim!” Hoca:
– “Pekala şimdi size bir numara
yapalım” der.. Karşısında durmakta
olan çınar ağacına; – “Ey ulu çınar çabuk
yanıma gel!” der. Tabii ne gelen ağaç var
ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın
yanına varır. Akşehirliler: – “Ne oldu
Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya
gittin!” diye gülünce Hoca:
– “Bizde kibir yoktur, dağ
yürümezse abdal yürür”, der..
Hoca sinirlenmiş ve kadına
bir tekme atmış ve kadın yere
düşmüş. Kadın sormuş “aman
hoca niye attın beni?” Hocanın
da cevabı hazır: –
“Eee yatakta bir sen yatıyosun
bir ben bir de eski kocan
üçümüz sığamadık sen
de düştün.
[email protected]
Çorba Hayali
23
24
Hadis Dergisi 2012
[email protected]
Download

Download - hadis ve sebepleri, esbabuvurudil hadis ,sahih hadis