ÞUBAT 2014
53.sayý
Tasavvuf Kültürü Dergisi
anne
EDÝTÖRDEN...
Merhabalar dostlar,
Nihayet Þubat sayýmýz ile sizlerleyiz. Bu sayýmýzýn konusu, her sayýmýzda olduðu
gibi yine çok özel ve güzel. Öyle bir konu ki yazmakla tükenmeyecek ve asla
vazgeçilemeyecek bir konu: “Anne”
Evet dostlar, bu sayýmýzda asla hakkýný ödememizin mümkün olmadýðý, Allah’ýn
Rahim ismine sahip, üzerine “Cennet annelerin ayaklarý altýndadýr” diye âyetler
inen annelerimizden ve annelikten söz etmeye çalýþacaðýz. Söz konusu anneler
olunca elbette bizi koruyan, gözeten, eðiten ve elbette kendi canýndan çok seven
annelerimizi anlatmada kelimeler kifâyetsiz kalýyor.
Bizim dünyaya gelmemize türlü zorluklar çekerek vesile olan annelerimizin bile
hakkýný ödememiz mümkün deðilken, “annelerinizin sevgisi benim sevgim
karþýsýnda okyanusa karþý köpük mesâbesindedir” diye anlatan yüce Rabbimizin
nasýl olur da hakkýný ödeyebiliriz? Mânevî anlamda bizi nefsin zorluklarýna,
dünyaya karþý koruyan ve bizi gerçek cennete hazýrlayan, çaðýran, götüren ve
orayý gösteren Rahman ve Rahim olan yüce Rabbimizin âlemleri kendisi için
yarattýðý emsalsiz peygamberimizin, bize O’nu anlatan, O’nun ilim sütünü bize
cömertçe veren öðretmenlerimizin, mürþitlerimizin bir anlamda gerçek
annelerimizin hakkýný nasýl ödeyebiliriz?
Bu sayýmýz, ayný zamanda geçen sene bu ayda yegâne sevdiðine kavuþan, dâimî
hay olan, çok özel bir Allah sevgilisinin, muhteþem bir annenin, annemizin de
sene-yi devriyesini içeriyor. Bu sayý ile, hepimize her hâli ile her zaman çok þey
öðretmiþ, örnek olmuþ, hepimizin hayatýnda vazgeçilmez bir yeri olan, hocasýnýn
çok sevdiði, gergef gibi iþlediði öðrencisi, bizlere gerçek insanýn nasýl olduðunu
anlatan, gösteren, yaþayan ve yaþatan koca sultan, varlýðý için þükrettiðimiz
Meþkûre Sargut Hanýmefendi, Meþkûre Annemizin Þeb-i Arusunun sene-yi
devriyesini idrak etmeye çalýþacaðýz.
Onun sýnýrsýz hoþgörüsüne sýðýnarak, himmetlerinin dâim üstümüzde olmasý
dileðiyle, hatâlarý ve eksiklikleri bizlere âit olarak, baþta Meþkûre Annemize ve
tüm annelerimize hürmet ve sevgilerimizle… Þubat sayýmýza hoþgeldiniz.
Yosun Mater
SOHBETLER
Doktor Ali Mazhar Bey'in oðlunun vefâtý dolayýsiyle çocuðun annesinden ve
bilhassa annesinin aþýrý teessüründen bahsedildi.
- "Bunlar ibret alýnacak þeyler! Evlât üzerine bu kadar yanýklýk nedir? Yanacaksan
Allah için yan! Þimdi, bu zavallý kadýncaðýzý bekleyen üç çeþit ihtimal var. Ya
böylece yanmakta devam ederek kendini mahveder. Yahut âh u zârýný Allah
yoluna döndürerek kendine bir rehber bulur veyahut bir gaflet daha gelir, bir
cilve daha oynar, baþýna bundan beteri gelir. Gerek evlâdý uðruna yanarken gerek
gaflette olduðu halde ölümün gelmesi, kendisi için ne büyük hüsrandýr."
Server Beyefendi:
- Buyurduðunuz gibi, eðer ikinci hal tahakkuk eder de bir kâmil mürþit bulacak
olursa ancak o suretle kurtulabilir.
- "Mutlak bir kâmil mürþit bulmasý lâzým gelmez. Tâat ve ibâdete de düþse, Allah
indinde bu da ziyan olmaz. Onun için bu da kâfidir."
Güzide Hanýmefendi:
- Bu haným, hayat demek, çocuðum demekti, diyor.
- "Bir evlâda bu kadar iptilâya acýnýr. Evlât ne demek? Ana ile babanýn
cümbüþünden hâsýl olmuþ bir vücut deðil mi? O halde bunun nesine esir oluyorsun?
Sen onun için dünyâya gelmedin ki... Allah'ý bilmek için geldin. Ama bu sözlerimden
evlâda muhabbetsizlik ve alâkasýzlýk mânâsý çýkarýlmamalýdýr. Evlât, bir ilâhî
emânettir. Yetiþmesi, terbiyesi, ahlâký, îmâný ve sýhhati için sen bir mürebbîsin.
Analýk babalýk hakký budur.
O evlât ki, vatanýna, dînine, cemiyete ve ailesine faydalý olur, bir anababa için
bundan büyük mükâfat olur mu? Fakat bu hâsýl olmazsa, o çocuðun olmasý ile
olmamasý birdir. Çünkü maksat, kendi vücûdunun bir parçasý olan bu varlýðý,
Allah'ýn dileðine göre hazýrlamak ve yetiþtirmektir. Bu hâsýl olmadýktan sonra,
çocuðuna muhabbet eden anababa fitneye düþmüþ demektir.
Ölüme müteessir olmamak kabil deðildir. Ýnsan, kedisinin bile yokluðunu hisseder.
Fakat bu kadarý, yâni Allah'ý unutturacak derecesi fazla. Aðlamakla ne giden
kazanýlýr ne de bir fayda elde edilir. Bu felâket, ona bir irþattýr. Eðer Allah yoluna
atýlabilirse, ki bu da nasipledir, o irþat ve îkaz deðerlenmiþ ve sahibine yararlý
olmuþ olur."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 89-90)
***
Ezelde ruhlara “Ben senin Rabbin deðil miyim?” dendiði vakit “Evet, sen benim
Rabbimsin!” cevâbýný verdikleri için, onlara “Þu halde gidin, bu dâvayý dünya
mahkemesinde ilim ve amel þâhitleriyle isbat edin” denilmiþ. Ýlim, sahibini bilmek
ve bulmak demektir. Yoksa maksat, zâhir ilmi yâni kýyl ü kal deðildir. Amel ise,
onu gerek bedenen gerek kalben iþlemeye çalýþmak, fiil ve hareketlerini ona
uydurmaya gayret eylemektir. Ýþte bu iki þâhidi mürþidinin önüne getirip mukaveleyi
burada tasdik ettirirsen ne mutlu sana! O zaman âhirete gittiðin vakit de rahat
edersin!"
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 297)
***
Vefâkâr olmaktan konuþulurken, söz, Erenköyü'nde yaz mevsimi¬ni içinde
geçirdiðimiz Doktor Suphi Neþ'et Bey'in köþkünün bahçesindeki ceviz aðacýna
intikâl etti. Hocamýz bize dâimâ "Vefâ, Allah'ta ve Allâh'ýn sevgililerindedir" demiþ
ve her söylediðini iþlemesine alýþmýþ olduðumuz için bu hükmünü de hareketleri
ile doðrulamak ve isbat eylemekten geri kalmadýðýný göstermiþtir. Ýþte, havalar
sertleþmiþ ve yazlýktan Konaða nakledeli bîr hayli zaman geçmiþ olduðu halde,
bir gün Erenköyü'ne gidip ceviz aðacýný ziyâret etmek arzusunu gösteren Hocamýz
"O bana yazýn süt annelik etti. Meyvesinden yedim. Þimdi gidip aðacý okþamak
isterim" diyerek Ýstanbul'dan Kadýköyü yakasýna geçip, aðacý ziyâret eylemiþtir.
Bir gün de, Filibe'deki Alyans Ýzrailit Mektebi'nde sýnýf arkadaþlarý arasýnda
tercihen alâkadar olduðu Ýzrail Kalep ismindeki bir arkadaþýnýn Ýstanbul'da
doktorluk yapmakta olduðunu öðrenerek telefon rehberinden adresini bulup bu
çocukluk arkadaþýna bir ziyâret yapmýþtýr. Aradan geçen uzun seneler yüzünden,
eski sýnýf arkadaþýný tanýmayan doktor, Hocamýzý bir ecnebi hasta zannederek,
evvelâ Fransýzca olarak ne lisan konuþtuðunu sormuþ ve “Türkçe!” diye aldýðý
cevaptan sonra, Hocamýz "Bundan þu kadar sene evvel, Filibe'deki mektepte bir
ders senesi okuyan tek Türk talebe vardý. Ýþte o benim!" demiþtir. Sevincinden ve
bir o kadar da hayretinden ne söyleyeceðini þaþýran doktor, büyük bir muhabbet
ve minnet ile Hocamýzýn ellerine sarýlmýþ ve aðlar hâle gelmiþ, misafirini evinde
biraz daha tutabilmek için çocuklar gibi yalvarmýþ, dil dökmüþtür.
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 451)
“Annelik bir þey öðretmeye
kalkmak deðil,
hâl etmek ve uygulamaktýr”
cemâlnur sargut’la söyleþi
Hz. Peygamber’in “cennet analarýn
ayaklarý altýndadýr” hadis-i þerifi ile
þereflendirilmiþ bulunan annelik
makamýnýn hakikati, muhakkak ki çok
yüce… Bu hakikati bir nebze olsun
anlayabilmek için bu sayýmýzda Cemâlnur
Hocamýzla annelik konusunda sohbet
ettik.
Müge Doðan: Hocam, anneliði bize
maddî ve mânevî yönleriyle anlatýr
mýsýnýz? Cennet, neden annelerin
ayaklarýnýn altýnda?
Cemâlnur Sargut: Dünyaya gelmek,
Allah’ýn insanlara verdiði en büyük fýrsat
ve lûtuftur. Zira birlikten ayrýlmak ve
tekrar birliði tanýmak için yegâne fýrsat,
bu dünyadýr. Dolayýsiyle Ken’an Rifâî
Hazretleri, “Cennet analarýn ayaklarýnýn
altýndadýr” hadisini deðerlendirirken “en
büyük ana olan dünyanýn ayaklarý
altýndadýr, yani bu dünyada cennete
kavuþmayan öbür âlemde cenneti
bulamaz” buyuruyorlar. Ýþte bu dünyadaki cennete kavuþmanýn yolu da annen
vâsýtasý ile bu âleme gelmekten geçer.
Annenin tabiî ki seni bu âleme getirmekte
çok büyük rolü olduðu gibi aslýnda seni
beslemekte, büyütmekte ve mânevî gýda
vermekte de çok büyük rolü vardýr. Onun
için çocuk doðarken, babanýn adý ile
doðar çünkü çocuðun ezelî nasibi, ezelî
ismi babadan geçer. Fakat o ismin
geliþmesi, açýða çýkmasý asýl dünyaya
gelmekten maksadý, annenin rahmi yahut
rahim tecellisi vâsýtasý ile zuhûra geldiði
için ölürken anne adý ile gömülür.
Dolayýsiyle anne, Peygamber Efendimiz’in de üzerinde uzun uzun durduklarý
gibi dünyada en çok deðer verilmesi,
sevilmesi gereken kiþidir. Hatt⠓en çok
kimi seversiniz?” dendiðinde üç kere
anne, sonra baba demesi, annenin ne
kadar yüksek seviyede bir mânâ taþýdýðýný
mânevî açýdan insana öðretir. Peygamber
Efendimiz’in ne yaparsak yapalým anne
hakkýný ödeyemeceðimiz ile ilgili birçok
hadisi var. Hz. Ali’ye “annen, baban veya
komþun þakî ya da ahlâksýz da olsa sen
onu baþýnda taþýmak zorundasýn”
demeleri, dünyaya gelmenin ne büyük
bir önem taþýdýðýný Peygamber’in
defalarca vurgulamasý ile alâkalý olsa
gerek. Tabiî anne bir de mânevî bir anne
ise ve insana Allah aþkýný öðretiyorsa,
yahut hâli ile yaþayarak gösteriyorsa artýk
o annenin kýymetini biz düþünelim. Yani
Peygamber’le yaþamak gibi bir þeydir,
böyle bir anne ile beraber olmak...
Annelik her þeyden daha önemli…
Çocuklar sýrtlarýnda Kâbe’ye götürüp tavaf
ettirseler gene de ancak belki iki veya üç
gün karnýnda taþýmasýnýn karþýlýðýný
ödeyebilirler diye düþü-nüyorum ben
âcizâne...
“Annelik vasfý dünyadaki
vasýflarýn en yücesidir”
Müge Doðan: Hz. Mevlân⠓Aþk bizim
anamýzdýr, biz aþktan doðduk” diyor. Biraz
bunu açar mýsýnýz?
Cemâlnur Sargut: Allah “istedim ki
bilineyim” buyurduðu zaman “aþk ettim
ki bilineyim” diye çeviriyor Hz. Mevlânâ
bunu. Dolayýsiyle Allah’ýn rahman ve
rahmet sýfatýndan tecelli ediyoruz. Yani
yaradýlýþta Allah’ýn kullanmýþ olduðu, bize
lûtfettiði enerji bu rahmet enerjisi. Rahmet
ve Rahim enerjisi -bu ikisi- analýða ait
özellikler. Yani merhamet ve aþkla
yaratýlýyoruz ve o ayný aþk ile korunuyoruz.
Orada kullanýlan yüksek seviyeli enerji,
aþkî enerji… Onun için “ümm”, ana oluyor.
Peygamber’in de ümmî oluþunda Bursevî
Hazretleri “ümm” kýsmýný almýþ ve O’nun
bütün insanlýk âleminin anasý olduðunu,
herkesin ondan var olduðunu söylüyor.
Gene Hz. Musa’yý düþünürsen, onun için
öldürülen bütün erkek çocuklarýnýn
vasýflarýnýn ve isimlerinin de kendinde
toplandýðýný düþünürsen, Musa’nýn bütün
o çocuklarýnýn anasý olduðunu anlarsýn.
Buradan bakarsan, her mürþidin de kendi
öðrencilerine analýk yaptýðýný görürsün.
Onun için Mevlân⠓biz anayýz, biz baðýl
baðýl süt veririz” diyor. Süt burada mânevî
ilim demektir. Bir de mânevî bir anne ile
besleniyorsan þâyet, yani o anne hem
senin mürþidin hem de annen ise, onun
verdiði sütün her damlasý seni maddîmânevî besleyecek demektir. Mürþidin
sütü (ilmi) ise seni ömrünün sonuna kadar
kuvvetli ve bütün hastalýklara karþý antikor
“Sâmiha Anne, devrimci
bir mürþid-i kâmildi”
Müge Doðan: Peki hocam, size annelik
yapmýþ þahsiyetleri tanýyabilir miyiz?
Cemâlnur Sargut: Tabiî benim bir kere
duâsý ile dünyaya gelmeme sebep olan
Nazlý Annem var.. Peygamber
Efendimize Hz. Ayþe “ben Allah’ýma
þükrederim, beni o korudu” dediði
zaman, Hz. Ebu Bekir de “Peygamber’e
þükretmezsen Allah’a þükretmiþ
olmazsýn. Sebebe þükretmeyen Allah’a
þükretmez’” buyurmuþlar. Benim ezelî
nasibime göre dünyaya gelmemin
zamanýný ayarlayan Nazlý Annem. Onun
duâsý ile bu âleme gelmiþim. Gerçekten
kol-kanat gererek bana annelik ettiler;
zira küçücük yaþýmdan itibâren vermeyi,
Allah’a yönlenmeyi öðrettiler. O kadar
çok hâtýram var ki onunla beraber
yaþadýðým. Benim için o kadar
kýymetliydi, o kadar deðerliydi ki sana
anlatamam. O vericilikte zirvedeydi.
Herkes Hz. Ebu Bekir gibi, Osman gibi,
Ömer gibi farklý adlar taþýrlar. Hz. Ali
gibi bütün adlarý bir arada taþýyan
sultanlar da vardýr. Nazlý Annem biraz
Hz. Ebu Bekir meþrepliydi. Efendimiz de
“ölmeden önce ölü görmek isteyen
Nazlý’ya baksýn” buyurmuþlar. Hiçbir
þeyi yoktu. Evlâtlarýný da Allah yolunda
fedâ etmiþ bir sultan. Ýki evlâdý da
kendisinden önce vefat ettiðinde “çok
þükür” diye karþýlayan bir sultan...
Kendisine ait hiçbir þey yoktu; bu
âlemde sadece baþkalarý için çalýþýrdý.
Çok yüksek seviyede bir âlimdi ama onu
göstermezdi. Akýl almaz tevâzu vardý
kendisinde.
Sonra tabiî Sâmiha Annem ile de uzun
uzun yaþadým. Kim ne derse desin
hayatýmda en çok þey öðrendiðim kiþi,
Sâmiha Anne’dir. Çünkü O bana
mürþidlik etti. Gerçi onlarýn üçünü
birbirinden ayýrmam çok zor. Biri bu
âleme gelmeme sebep oldu, diðeri
mürþidlik etti. Annem de maddî-mânevî
o mürþidliði yaþayarak gösterdi. Onun
için üçünün hâlini, tavrýný ve eðitimini
birbirinden ayýrmakta zorlanýyorum
doðrusu. Üçü de bir benim için. Ama
Sâmiha Anne ile her gün her gece birebir
yaþamadýðým hâlde, beraber olduðum
her saniyede idrâkimin çok fazla arttýðýný
hissettim. Beni Allah’a götürdü. Yani
“mürþid kimdir?” diye sormuþlar Hacý
Bayramý Veli’ye; “Allah’a kulunu, kulunu
Allah’a sevdiren kiþidir” demiþ. Allah
sevgisini öðretti, mürþid sevmeyi öðretti;
mürþid vâsýtasý ile Allah’a ulaþmayý
öðretti... Peygamber aþkýný anlattý ve
gösterdi.
cemâlnur sargut’la söyleþi
sahibi kýlacak demektir. Dolayýsiyle
annelik vasfý dünyadaki vasýflarýn en
yücesidir.
Ayrýca Sâmiha Anne’nin çok mühim bir
özelliði de, bir soru sorduðunuzda
cevabýný kitaplarýndan çok rahat
alabilmenizdir. O, kitaplarý ile tasavvuf
ahlâkýný, edebini, insanlýðý bize öðretti
ve anlattý. Sadece bize deðil, bütün
dünyaya anlattý. Ýnþaallah kitaplarý
Ýngilizceye çevrilirse, bütün âlem onun
mânâsýndan yararlanabilecek. Sâmiha
Anne, devrimci bir mürþid-i kâmildi.
Çünkü kadýn þeyh nasýl olur, kadýn
mürþid nasýl olur; onu öðretti dünyaya.
Ayný zamanda ritüellere baðlý deðildi;
yani klasik þeyh anlayýþý ne Ken’an Rifâî
Hazretleri’nde ne de Sâmiha Anne’de
görülmüyordu. Devrin þeyhiydi o. O belki
devamlý zikir çektiren, o þekilde bir nefsî
terbiyeyi öngören bir þeyh olmasa da,
acýlar-sýkýntýlar ve kendi terbiye sistemi
ile bizi Allah aþkýna, Allah’a doðru
yönlendirdi. Hiçliðimizi ve yokluðumuzu
bize öðretti.
Müge Doðan: Anneniz Meþkûre Sargut
’un önce biraz maddî anneliðinden,
sonra mânevî anneliðinden bahsedelim
mi?
Cemâlnur Sargut: Annem öncelikle
bence bütün annelerin yapmasý gereken
bir þey yaparak bize çok önemli bir þey
öðretti. Hiç koruyucu olmadý, arkamýzda
durmadý ve hatta acýlarla karþýlaþmamýz
için biraz da uðraþtý. Ben anneciðimin
devre devre benim böyle acýlarýmýn
üstüne kýzgýn damga bastýðýný bilirim ki
daðlansýn diye. Ama Allahýma binlerce
þükrediyorum ki ben kendi ayaklarýmýn
üzerinde durmayý, Allah aþkýný yaþamayý,
hâdiselerden etkilenmemeyi annemin
bu eðitimi ile öðrendim. Kardeþimde de
ayný þeyi görüyorum þimdi. Bunun
yanýnda da aþýrý sevgi dolu bir tarafý da
vardý. Celâlliydi ama çok da sevgi
doluydu. Ben annemi üzdüm; çünkü az
yedim, hayatta hep sýkýntýlarým oldu…
Onlara üzüldüðünü biliyorum. Anneydi
bir taraftan, ama bunlarý belli etmedi.
Hep yanýmda oldu ve hep beni
kuvvetlendirdi ama doðru yaþamamý
saðladý, dengeye gelmeme sebep oldu.
Aþýrýlýklarýmdan beni kurtardý. Allah
ondan râzý olsun.
“Ben annemi hep mutlu
ve huzurlu gördüm”
Maddî anneliði hakikaten mükemmeldi
ama mânevî anneliði gerçekten
tartýþýlmaz. Çünkü hayatýnýn her zerresi,
her âný Efendisi için geçen bir anne ile
yaþadým ben. Sabah kalktýðýnda resimleri
öpen, namazýný vaktinde kýlmayý bize
öðreten, þeriata son derece düþkün,
þeriat edebini, abdest almanýn önemini
devamlý anlatan ama bunlarý yaparken
de sýkýcý olmayan, mecbûriyet getirmeyen
fakat zevk hâline getiren bir anneydi. O
bakýmdan Allah ondan râzý olsun ki, biz
þeriatý çok sevdik onun sâyesinde. O da
mürþidi ile sevmiþ tabiî bunu. Meselâ
ezan okunur okunmaz kýlardý namazýný...
Beþ dakika bile geçirmezdi. Bize de
kýzardý geçirdiðimiz zaman.
Onun hiçbir hâdise ile yýkýldýðýný
görmedim. Hz. Fâtýma’nýn üç-dört gün
sancýsý varmýþ fakat çok da açmýþ dörtbeþ gündür.. Peygamber Efendimiz teþrif
etmiþler “ay ne mutlu sana Fatmacýðým”
diye… O‘nun sancýsýnýn ve açlýðýnýn ona
lûtuf olduðunu anlatan þekilde onu
rahatlatmýþ ve yüceltmiþler. Meselâ
benim ciðerim dediði Hz. Fatma’ya “ah
vah, aç mýsýn kýzým” diye sarýlmamýþlar.
Ýþte annemin tarzý buydu. Annem bizim
çektiðimiz acýlarda “ay ne þanslýsýn, ne
mutlusun” yahut tekrar zor bir hayata
baþlayacaksak “hadi git, zorluklarla adam
olacaksýn” diye bize hep zorluða, zorluða
alýþmaya, zorluðu sevmeye yönlendirdi.
O yüzden de biz çok zevkli ve dengeli bir
hayat yaþadýk ömrümüz boyunca.
cemâlnur sargut’la söyleþi
Sonradan ben þunu öðrendim ki kendi
yaþadýklarýmdan, eþimden ayrýldýðým
zaman, çocuklarýn bu hâdiselerden
etkilenmemesinin tek bir yolu var anneyi
mutlu ve huzurlu görmesi… Böyle
olduðu zaman her þey çok güzel oluyor.
Ben hep annemi mutlu ve huzurlu
gördüm. Babamýn hapse giriþinde bütün
sýkýntýlarda hep annemi mutlu ve
huzurlu gördüm. Babamýn hapse girdiði
gün secdedeydi ve “çok þükür Hz.
Yusuf’un hayatýna eþlik ediyoruz” dedi.
Borçlara girdiðimiz gün hiç problem
etmeden yaþadý ve onun için mükafat
üstüne mükafat yaðdý annemin üzerine.
O da çok zevkli bir hayat yaþadý ve çok
sevildi herkes tarafýndan... Hürmet
edildi, sayýldý… ve evlâtlarýnýn kendi
yolunda olduðunu gördü. Hayatta en
istediði þey buydu. Hatta küçükken bize
“eðer benim yolumda olmazsanýz
evlâdým olmadýðýnýza dair gazeteye ilân
veririm” derdi. Son zamanlarda çok
þükür hep bizlere þükrederek yaþadý
hayatýný ve ihvan konusunda da emin
olarak vefât etti. Yani “gözüm arkada
deðil” dedi her zaman. Bu tabiî çok
önemliydi. Ölümü çok severdi, ölümü
isterdi. Hattâ öleceðini de bence
biliyordu. Ona göre programlanmýþtý.
Allah’ýn büyüklüðünü ölümüyle de bir
kere daha bize gösterdi. Çok þükür, ben
dünyanýn en þanslý evlâdýyým diye
düþünüyorum. Asuman için de tabiî bu
böyle... Netice olarak birbirine çok baðlý
iki evlât yetiþtirdi çok þükür.
Müge Doðan: O halde analýk bizim
anladýðýmýz anlamda devamlý fedâkârlýk
yaparak onun üstüne düþmek, onu
koruyup kollamak deðil, ama güçlü bir
mânevî duruþ ile hâl ederek örnek olmak
mýdýr?
Cemâlnur Sargut: Tamamýyle hâl etmek,
bir þey öðretmeye kalkmak da deðil ama
uygulamak, yapmak… Yani çocuklarý
bezdirmemek fakat peþlerini tâkibi de
býrakmamak… Yani o aradaki dengeyi
bulamazsak anneliði doðru dürüst
yapýyoruz demeyelim. Tabiî ki hiçbirimiz
doðuþtan ana doðmuyoruz, yavaþ yavaþ
öðreniyoruz tecrübelerle ama benim
annemde öðrendiðim buydu. Hiçbir
þeyimize üzülmez, hiçbir þeyimizi fazla
problem etmez, herþeyi dâimâ ümitle
karþýlardý. Yani öyle bir güzel
müslümandý ki ümit ile korku arasýnda
yaþamayý bize öðretti. Hep ümit içinde
yaþadýk. Yani maddî konularda da. Bugün
bir kapý kapandý ise yarýn bir kapý açýlýr
aþký ile yaþadýk.
Müge Doðan: Çok teþekkürler efendim.
-Anne!
hüseyin gökhan
Er-Rahman,
Er-Rahiym
Arabada oturmuþ, Rânâ’nýn gelmesini
bekliyorum. Küçük oðlumuz uykusundan
uyanýr uyanmaz annesini istiyor. Sâkin
bir sesle tekrar:
-Anne!
-Oðlum, annen doktora kadar gitti, þimdi
gelecek.
-Annee! (sesin þiddeti biraz daha artýyor)
-Oðlum, annen beþ dakikaya gelecek,
merak etme.
Sesi titremeye baþlýyor:
-Anne!
-Oðlum, baban burada iþte, neyine
yetmiyor?
Artýk hýçkýra hýçkýra aðlamaya baþlýyor.
Çok þükür, çok geçmeden annesi geliyor.
Böylece bir çocuðun en büyük ihtiyacý
karþýlanmýþ oluyor...
Ne kadar çaðýrýrlarsa çaðýrsýnlar, ne kadar
aðlarlarsa aðlasýnlar anneleri hiçbir
zaman gelmeyecek çocuklar geldi
aklýma. O çocuklarýn en gariplerinden
biri hayata gözlerini babasýz açan, daha
çok küçük bir yaþta da anacýðýndan
mahrum kalan Efendimiz’dir þüphesiz.
Hele de ailenin, þecerenin çok önemli
olduðu bir devirde tek baþýna kalmýþ bir
çocuk... Ýstediði kadar “Anne!” desin,
annesi gelemeyecek.
Oysa Rabbi ona“Sen olmasaydýn,
âlemleri yaratmazdým” buyurmuþ. Onu
kimseleri çaðýrmadýðý “Habibi!”,
“sevgilim!” hitâbýyla çaðýrmýþ. Böylesine
sevdiði kulunu en büyük ve en temel
ihtiyacý olan annesinden mahrum
býrakmasý revâ mý?
Þüphesiz Allah, Rahman ve Rahim’dir.
O, hem korur, hem de koruyuculuðunu
bildirir. Fakat Allah’ýn koruyuculuðu,
bizim akýl edemediðimiz þekillerde zuhur
ediyor. Bu rahmeti, þefkati en güzel
algýlayabilecek insan da Peygamberimiz
olduðu için, onun hem babasýz hem de
annesiz büyümesinin hikmetini
düþünmemiz gerek.
Ýnsan bu dünyaya gelmeden ana
rahminde muhâfaza edilir. Dünyaya
gözünü açar açmaz ona mükellef bakým,
besin ve tüm koruyucu ilâçlar anasýnýn
sütü vâsýtasýyla verilir. Onun fizyolojik
geliþimi bir yana, mânevî ve psikolojik
olarak da dengede olmasý için anasýnýn
kokusunu, sesini duymasý icab eder. Tüm
bu saydýklarýmýzý tedârik eden çocuklar
hem saðlýklý, hem mutlu, hem de
özgüveni yüksek olurlar.
Özüne inersek annenin çocuðuna
gösterdiði tüm þefkat, koruyuculuk, sevgi
Allah’ýn “Rahim” isminde saklýdýr.
Rahman olan Allah, her kulunun rýzkýný
verir. O ne kadar isyanda da olsa, rabbini
bilmiyor da olsa, rýzký eksiksiz olarak
verilir. Rahman ismi bunu garanti eder.
Fakat Rahman isminin farkýnda olmayan,
kendini sahipsiz, baþýboþ zannedenler,
bu rýzýklandýrmanýn Allah’ýn
tasarrufunda olduðunu, kendilerinin de
mutlak bir koruma altýnda olduklarýný
anlayamazlar.
Hz. Peygamberimiz’in bizlerden en
büyük farký, bu korumanýn tam anlamýyla
farkýnda olmasýydý. O, Rahman isminin
farkýnda olduðu için, Rahim ismini de
yaþayabiliyordu. Dolayýsýyla kimseden korkusu,
herhangi bir dertten beisi yoktu. O, yetim
olmasýna karþýn, âdetâ sürekli anasýnýn
kucaðýnda emzirilen bir çocuk gibi güvende,
ve güvende olduðunun bilincindeydi.
Rahman ve Rahim esmâsýndan bîhaber olanlar
bunun sýrrýna eremediler. Onun hayatýný
inceleyen bir müþrik, incelemesinin sonunda
“Muhammed (s.a.s.) sonsuz bir özgüvene
sahipti. Fakat bu özgüvenin sýrrýný kimse
bilemedi. Bu sýrrý kendisiyle birlikte götürdü”
yorumunu yapmýþ. Halbuki o annelerin güç
aldýðý Rahim isminin sahibinden baþkasýna hiç
güvenmedi. Salât ve selâm dâim üzerine
olsun...
ÜCRET
BEKLEMEDEN
Genelde duygu yüklü yazýlara teþne olan
bu kalem, mesele annelik olunca
duygusuna mesafe koymayý yeðledi.
Belki de konu nevii gereði tarife sýðmaz
bir duygusallýðý barýndýrdýðý için
genlerinde saklý olan çocukça inadý tuttu.
Ya da belki nefsinin en aðýr sýnavlarýný
anneliði üzerinden yaþadýðý için de
olabilir. Anneliðin kutsiyeti, Allah’ýn hâlik
ismine mahzar oluþuyla âþikâr deðil mi
zaten? Hem kendi anamda apaçýk
þekilde gördüðüm hem de sýrf bana
gelen iki emânete deðil, dünyanýn bütün
evlâtlarýna boðazýmda bir düðüm,
içimde kýpýrtýyla bakmama vesile olan
yine Allah’ýn bu lutfu deðil de nedir? Bir
de Hayy ismini gönlüme üfleyen var ki
O’nun analýðý tarife sýðmaz… Salt
yaradýlýþa vesile olan deðil, dirilten, insan
eden…
dövme gibi yapýþmýþ buluyor ve annelik
tam mânâsýyla hiçbir zaman
öðrenilemiyor.
Batý normlarýnýn baþarý kodlarý üzerinden
kendini tarif etmeye þartlanmýþ bir
yetiþkin olarak ilk emânetimi kucaðýma
aldýðýmda baþarýyla sonuçlandýrmaya
mükellef olduðum yeni bir projeye
baþladýðýmý sandým. Bebeðimi iyi
beslemeli, iyi giydirmeli, ayný anda on
hobi ile donatmalý, en iyi okulda okutup
ayrýcalýklý bir birey olarak yetiþmesini
saðlamalýydým. Onu gelebilecek tüm risk
ve tehlikelerden korumalýydým. Önceleri
onun kiþilik özelliklerini ve hayattaki
duruþunu koþulsuzca
þekillendirebileceðim gibi bir zanna
kapýldým.
Annelik, duygusuyla doðulsa bile
gereklerini yerine getirmek bir dizi sýnav
ve hatâlar yaþanmasý gereken bir
tecrübeden ibaret. Bu müessese, yapýlan
yanlýþlarýn getirdiði hesaplaþmalarla
öðreniliyor. Ya da aslýnda her çocuk
kendi özgün karakteriyle müstakil bir
yol tutturup giderken anne “yine yanlýþ
yapýyorum galiba” zannýný vücuduna bir
Sonra bir gün bütün yükümü çeken, beni
adam etmeye çalýþan ve her evlâdýna
yaptýðý gibi bana da kendi makamýmdan
öðreten kâmil anamýn benden hiçbir
ücret istemeden yani en ufak bir deðiþim
karþýlýðý talep etmeden irþad ediþinin
farkýna vardým. Heyhat, benim kâmil
anam, evlâdýnýn sorumluluðunu her iki
âlemde de taþýyan anam, hiçbir ücret
emine ebru
Velhâsýl mesele annelik olunca yazýlacak,
anlatýlacak çok þey olur. Lâkin annelik
duygusu yerine sorumluluðu üzerinden
konuþalým bugün.
Sonrasý mâlûm… Benim emânetlerim
bana koskocaman bir “çalým” atýp benim
projem olmadýklarýný bir bir göstermeye
baþladýlar. Mülkün Allah’a ait olduðunun,
evlâdýn ise yalnýzca emânet olduðunun
delilini koydular ortaya… Daha ilk
günden itibaren aslýnda hiçbir konu
üzerinde kontrol sahibi olmayacaðýmýn
farkýna vardým. Ama yine de
beklentilerimden kopamadým. Onlar
üzerindeki hayallerimden, planlarýmdan,
zihnimdeki kurgulardan boþanamadým.
beklemezken ben kendi emânetlerim
üzerinden beklentiye girerek, onlarla
ilgili talep yaratarak nasýl da ücret
bekliyordum: Derslerinde baþarýlý
olsunlar, gayretli olsunlar, çalýþkan
olsunlar, hayýrlý olsunlar, mutlu olsunlar…
Liste böyle uzar gider.
Haydi kendime haksýzlýk etmeyeyim;
beklentilerimde salt maddî dünyanýn
þekilcilikleri yoktu elbet; güzel huylarla
ve ahlâkî erdemlerle donanmalarý dileði
vardý.
Güzel ahlâký kuþanmýþ, hâliyle barýþýk,
kendine yeten bireyler yetiþtirmek
niyâzýmýn nesi yanlýþ olabilir ki? Ama
yanlýþ iþte, o bile yanlýþ… Zira emânetim
hatâya düþtüðünde, Yeþilçam’dan
fýrlamýþ bir edâ ile baþýmý geriye doðru
atýp, gözlerimi devirerek “Ben sizin
için…” diye baþlayan cümlelerim ücret
istemek deðil de nedir? Oysa benim
kâmil anam, her gün usanmadan
anlattýklarý yetmeyip bir de her an
hâlinde izlediðim ahlâk-ý
Muhammedî’nin güzelliði içinde,
nefsimle baþbaþa kaldýðýmda düþtüðüm
yanlýþlarý hiç yüzüme vurmadan tatlý bir
tebessüm ile beni kucaklamaya devam
etmiyor mu?
Annelik sorumluluðu yalnýzca kendini
adam etme gayretinden oluþuyor.
Çocuklarla ilgili olarak kalemimden
önceden dökülmüþ olan þu satýrlar
özetlemiþ annelik sorumluluðumu:
Dürüstlük bekliyorsam onlardan; önce
kendim her ne koþulda olursa olsun
yalandan uzak durmalýyým ve ölçüm
doðruluk olmalý.
Sosyal anlamda geçimli olmalarýysa
meselem, önce ben farklýlýklara hürmet
etmeyi, insanlarýn kusurlarýný
büyütmemeyi öðrenmeliyim.
Zorluklar karþýsýnda hemen pes
etmemelerini istiyorsam, iþlerimi
yaparken azimli ve sebatkâr olmaya
gayret etmeliyim.
Hazýmlý ve hoþgörülü bireyler görmek
istiyorsam karþýmda, önce kendim
meselelerimi sükûnet ve hoþlukla
halletmeyi öðrenmeliyim.
Ýmanlý ve idrakli yetiþkinler olarak onlarý
görebilmekse niyâzým, her geleni
Allah’tan bilip þikâyeti býrakabilmeyim,
olanla yetinip hep þükredebilmeliyim,
küllî akla rapt olabilmeliyim.
Her koþulda herkese iyilik yapmak için
fýrsat gözlemeliyim ki onlar da kula
hizmetin Hakk’a hizmet olduðunu hâl
edebilsinler.
Dýþarýdaki her çocuðu kendi çocuðum
gibi kollayýp önce onlarý gözetmeliyim
ki insaný sevmeyi öðrenebilsinler.
Her koþulda râzý ve mutlu olabilmeyi
öðrenmeliyim ki mutluluðu
öðrenebilsinler.
Velhâsýl annelik, kendi doðru sandýðýmýz
hayallerimizin egzersiz zemini hiç deðil.
Annelik ücret beklemeden hâlinle örnek
olmaya çalýþmak. Annelik, kâmil anama
benzeme gayreti bence… Ve annelik,
yalnýzca kâmil anama na’tdan ibarettir
aslýnda. Vesselâm…
Annem’e ve
Annem’e
Küçük çocuðun aklý çok karýþmýþtý. Ona
duâ etmesini öðrettikleri günden
itibâren her gece yataðýnda kiminle
ko n u þ u yo rd u a ca b a ? A ca b a o
konuþurken gerçekte onu tek duyan,
yün tavþaný Mýstýk mýydý? Yoksa
baþka bir duyan da var mýydý?
Karar verdi, Allah hakkýnda sorular
soracaktý çevresindeki insanlara ve aldýðý
cevaplarý birleþtirip kafasýnda Allah’ýn
resmini çizecekti. Hemen iþe koyuldu.
Anneannesine, dedesine, annesine,
çevresinde yaþý büyük kimi gördüyse
ona sormaya baþladý “Allah nedir?” diye.
Ama bu iþ, hiç de düþündüðü gibi kolay
deðildi; bunu insanlarýn kendisine
verdikleri zýt cevaplardan anladý. Bir
sorduðu diyordu ki “Allah sever”, bir
baþkasý diyordu ki “Allah cezalandýrýr”.
Çocuk anladý, Allah’ý tanýmasý için “Allah
nedir?” sorusu çok doðru bir baþlangýç
olmamýþtý. O da karar verdi: “Ne”yi “nasýl”
ile deðiþtirecekti.
simitçi
Dedesinin yanýna gitti ve sordu: “Allah
kulunu nasýl sever dede?” Dedesi, þöyle
dedi: “Hani annen seni dokuz ay
karnýnda taþýdý, sancýlarla doðurdu, bin
bir meþakkat içinde ama sana hiçbir þey
yansýtmamaya çalýþarak büyütüyor…
Senin için canýný, tüm hayatýný
düþünmeden, deðil bir dem, hayatýn her
deminde bir an senden vazgeçmeden
verir. Hatýrlýyor musun dün haberlerde
seyrettiðimiz anne kediyi? Yanan evin
içine yedi kere art arda girip yedi
yavrusunu da dýþarý çýkarmýþ ama sonra
kendi yanýklarý çok derin olduðu için
ölmüþtü. Bak o anne kedi; ona kedi anne
denmez. Çünkü onun anneliði
kediliðinden önce gelmiþtir. Ýþte tüm
anneler böyle severler evlâtlarýný,
kendiliklerinden önce… Bir çocuða
annesinin sevgisi Allah’ýn sevgisi
karþýsýnda denizdeki bir köpük gibidir.
Þimdi anladýn mý bakalým Allah nasýl
sever kulunu.”
Dedesinin bu cevabýndan çok memnun
kalmýþtý çocuk. Ýlk defa Allah’la ilgili
kafasýnda ciddi anlamda bir fikir
oluþmaya baþlamýþtý. Dedesinde
muhakkak çok daha fazla bilgi vardý.
Karar verdi, dedesine sormaya devam
edecekti.
“Peki, Allah kendinden var ettiði kuluna
neden ceza verir?” diye sordu çocuk.
“Hani” dedi dedesi “sen çok küçükken
ateþle oynamayý çok seviyordun da bu
nedenle iki kere ablaný, kendini ve evi
yanmaktan son anda kurtardýlar. Ama
sen yine de ateþle oynamaya devam
ettin. Annen de kendini ve sevdiklerini
incitmemen için senin yaptýðýn
haylazlýklara bir karþýlýk verdi. Verdiði
ceza karþýsýnda annenin caný daha çok
yanmýþtý seninkinden. Evet o zaman çok
üzüldün, canýn da çok yandý ama bir
daha da ateþle oynamadýn. O zaman
annene seni cezalandýrdýðý, canýný yaktýðý
için ne çok kýzmýþtýn. Sen sonra o
hâdiseyi unuttun da annen senin aldýðýn
ceza karþýsýnda nasýl üzüldüðünü hiç
unutmadý. Ýþte Allah da kullarý kendi
nefisleriyle oyuna dalýp kendilerini
incitmesinler diye oyunlarýna bir karþýlýk
verir de seni, senin yaramazlýklarýndan
dolayý incinmekten korur. Sen Allah’tan
gelene o an için ne kadar üzülsen de
zamanla unutursun ama Allah o gün
kulunun üzüldüðünü hiç unutmaz.”
“Peki dede, Allah kullarý arasýnda ayrým
yapar mý? Kulundan vazgeçer mi?” diye
sordu çocuk.
“Hiç olur mu?” dedi dedesi. “Meselâ bir
anne için en hayýrlý evlâdý da en hayýrsýzý
da birdir. Bak komþumuz Þükriye
Hanýmlara…. Bir oðlu annesini hep arar
sorar, herkese iyilik yapar. Hiç ailesini
üzmeden okudu iþe girdi evlendi. Diðer
oðlu ise nerede akþam, orada sabah…
Hayýrsýzýn teki; bir baltaya dahî sap
olamadý, ama sen git bir de Þükriye
Teyzene sor. Oðullarý için ‘iki gözümün
nurlarý’ der de sevgide ikisini de
birbirinden ayýrmaz. Hâlâ hayýrsýz olan
oðlunun düzelmesini sabýrla bekler,
‘oðul, sana bir þey olursa benim ciðerim
yanar’ diye ekler.
Þimdi sen diyebilirsin ki, eðer iyi çocuk
olmamla kötü çocuk olmam arasýnda
bir fark yoksa, annem beni her hâlükârda
ayýrým yapmadan ablam kadar severse,
ben de o zaman yaramazlýk yapabilirim.
Aslýnda bir fark vardýr , tek fark eden bir
evlâdýn annesinin yanaðýnda gamze,
diðerinin iki kaþý arasýndaki çatýklýk
olmasýdýr. Anne, evlâtlarýný ayýrmadan
sevme ve onlardan asla vazgeçmeme
konusunda bir karar vermez ama sen
bir karar ver, gamze mi olmak istersin
annenin yanaðýnda? Yoksa gözünde nem
mi? Ýþte Allah da kullarý arasýnda hiç
ayýrým yapmadan sever ve bu sevgiden
asla vazgeçmez. Ayný anne gibi þartsýz
ve beklentisizdir ama sen kul olarak bir
karar vermelisin.”
***
O gün Allah hakkýnda çok þey öðrenmiþti
çocuk ve bu onu çok mutlu etmiþti. “Bu
kadar ‘nasýl’ olduðunu bildiðim bir varlýðý
gece rüyâmda da muhakkak görürüm
artýk” diye düþündü ve o gece heyecanla
erkenden yatmaya karar verdi. Yatar
yatmaz anneannesinin ona öðrettiði
duâlarý okudu; ama bu sefer çok emindi
kendisini duyanýn yalnýzca Mýstýk
olmadýðýna... Daha duâsýný bitiremeden
döndüðü sað yanýndan daldý uykuya ve
bütün gece rüyâsýnda annesini gördü.
NE HABER?
“Dost” Ýslâm’a
Hizmet Ödülleri,
10. Defa
Sahiplerini Buldu
ümit gülbüz ceylan
Allah bize ruhundan ruh üfleyerek bu
âleme gönderirken kendisini bilme,
tanýma, anlama fýrsatý vermiþtir. Bu
yüzdendir ki biz beþerler için en büyük
ödül, dünyaya insan olarak geliþimizdir.
Yaratýcýnýn
bizlere
sonsuz
armaðanlarýndan en güzeli olan Hz.
Muhammed’in (a.s.) doðumunun
yýldönümü vesilesiyle düzenlenen 10.
“Dost” Ýslâm’a Hizmet Ödülleri programý
18 Ocak 2014 tarihinde gerçekleþti.
Bu yýl “Dost” Ödüllerinin
konusu “Ashâb-ý Kirâm”
Açýlýþ konuþmasýný yapan Diyanet iþleri
Baþkanlýðý Aile ve Dini Rehberlik Daire
Baþkaný Huriye Martý “Bir tarafta kendini
helâk edercesine onlar icin gayret
gösteren bir peygamber, diðer tarafta
sanki baþlarýna bir kuþ konmuþ gibi saygý
ve özenle dinleyen sahâbiler... Elbette
ki Ashâb-ý Kirâm derken yeknesak bir
topluluktan bahsetmiyoruz. Onlar, farklý
yaþ, cinsiyet ve sosyal konumlara
sahiplerdi. Deðisik kabilelerden gelmeleri
sebebiyle farklý kültür ve geleneklerin
izlerini tasýyorlardý. Hayattaki öncelikleri,
zevkleri, alýþkanlýklarý ve sorumluluklarý
da farklýydý. Ancak farklýlýkklarýn yok
olduðu nokta, Allah Resûlü'ne karþý
duyduklarý muhabbet ve gösterdikleri
itaatti" dedi.
TÜRKKAD Ýstanbul Þubesi baþkaný ve
mutasavvýf-yazar Cemâlnur Sargut,
yaptýðý kýsa konuþmada þunlarý söyledi:
“Hz. Muhammed’in (s.a.s) huzurunda
hazýr olan herkes, kendi nefsinde Allah’ý
müþâhede eder. Ýþte sahâbe budur. Bu
sene O’nunla yaþayan ve vasýflarýný
giyinenlerle, O’nun sonsuz güzelliðini
anlamaya çalýþacaðýz. Ki onlar, mübârek
nûrunu görmüþ, o nurdan bereketlenip
hâl etmiþ ve ’Ümmetimden öyleleri
vardýr ki cevherleri, himmetleri benimle
müþterektir’ hadisi ile O’nun, dolayýsýyla
da zât-ý ilâhînin iltifatýna mazhar
olmuþlardýr. Sahâbe, gönül aynalarýnda
Muhammedî Hakîkat yansýyanlar
zümresidir. Sadakat makamýnda
Peygamber ahlâkýný yaþamýþ ve ’Ben
onlarý hangi nurla görüyorsam, onlar da
beni ayný nurla görüyorlar’ hitâbýna
mazhar olmuþlardýr.”
Bu kutlu bir gecede çoþku ile
konuþanlardan biri de Doç. Dr. Emin
Iþýk idi. Kendisi sahâbenin özelliklerini
ve faziletlerini anlattýðý bir konuþma
yaptý.
Ýslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in
(s.a.s.) doðumunun 1443. yýlý vesilesiyle,
Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi
sponsorluðunda, dört sivil toplum
kuruluþunun (Cenan Eðitim Kültür ve
Saðlýk Vakfý, Kerim Eðitim Kültür ve
Saðlýk Vakfý, Türk Kadýnlarý Kültür
Derneði ve Altay Kültür ve San’at Eðitim
Vakfý) müþterek olarak tertiplediði “Dost”
Ödülleri Gecesinde ödüllerden biri,
ABD’den Pakistan asýlý Doç Dr. Asma
Sayeed’e verildi. Sayeed, “Women and
the Transmission of Religious Knowledge
in Islam” adlý kitabýnda Ýslâm
topraklarýnda kadýnlarýn hadis nakil
geleneðinin son 10 asýrdaki geliþimini
inceliyor. Ýkinci ödül ise Muhammed
Emin Yýldýrým’a “Sahabe iklimi” adlý kitap
serisi çalýþmasýndan dolayý takdim edildi.
Gecede, altý yaþýndaki 8 çocuk Kenan
Rifâî Hazretleri’ne ait “Nat-ý Hazreti
Nebevî” baþlýklý þiiri okudular. Ödül
töreni. gelenekselleþen Lâ Edrî Grubu
konseri ile son buldu
“Dost” Ýslâm’a Hizmet Ödülleri
gecesinden görüntüler...
Na’t-ý Hazret-i
Nebevî
Rûh u cism ü bâtýn u zâhirsin elhak yâ Resûl
Hey’et-i kevn ü mekâne þems-i nûrsun yâ Resûl
Nûr-ý vechinden alýr feyz encüm ü þems ü kamer
Zâde-i rûhundur insanlar cihanda yâ Resûl
Çâresizler dest-gîri dertliler dermânýsýn
Gâfilin imdâd-resi, bîçârenin âmânýsýn
Bildiren sensin Hudâ-yý Zü’l-Celâl’i kullara
Enbiyâ’nýn, asfiyânýn, þahlarýn sultânýsýn
Hil‘at-i “Levlâk”i giydin zâhir oldun âleme
Bu zuhûrundan vücûd buldu bu varlýk ya Resûl
Þânýný vasf eylemek hiç kimseye kabil deðil
Hak bilir ancak ulüvv-i kadr ü þânýn yâ Resûl
Genc-i nîmettir kapýn dünyâ vü ukbâya heman
Sâhib-i fermân-ý dâreyn sensin ey kenz-i cinân
Rahmetin bâbýnda Ken’ân ahkar u ednâ kulun
Vuslatýndan eyleme bir lahza mehcûr yâ Resûl
Ken’an Rifâî
yeþim
“Rahim” sýfatý koruyan , esirgeyen,
merhamet eden, gözeten mânâsýndadýr.
Müslümanlýðýn en sýk kullanýlan, bilinen
ifadelerinden olan “bismillahirrahmanirrahim”, Yaradanýn rahman ve
rahim sýfatlarýna vurgu yapar. Her an
dilimizde olan bu kelimeyi söylerken
Allah’ýn Rahman ve Rahim isimlerini
söyleriz gün içinde defalarca. Rahimde
olduðunu bilen yani her ne olursa olsun
Allah’ýn kendisini koruduðunu bilen ve
bundan emin olan kimse Ýslâmdýr,
teslimdir, emindir.
Týpký anne rahminde vaktinin gelmesini
bekleyen, olup biteni idrak edip
çerçevesini algýlayan, ancak rahimdeyken sessiz, sâkin, sabýrlý bir bebek
gibi, dünyada yaþarken de olaylarý
farkeden, izleyen ve ne olursa olsun “bu
benim için hayýrdýr, Allah beni muhakkak
ki korur” diyen insane, benim için ayný
bebek sâfiyetindedir. Böyle bir sâfiyet
ve idrak, Allah’ýn çok özel insanlara ihsâný
hariç, ancak bir insân-ý kâmil terbiyesi
ile mümkündür. Çünkü nefis kendi
baþýna býrakýldýðý an “ben” der,
“haklýyým” der, “istiyorum” der. Çünkü
nefis susma ve itaat etme deðil, isyan
ve itiraz ehlidir.
ÞÜKÜRLER
OLSUN
Yaþanýlan olaylar, karþýlaþýlan insanlar,
muameleler karþýsýnda sükûnetini
koruyup olaylarýn ve kiþilerini hakikatini
anlamaya gayret gösteren bir kul için
annelik kendisini doðuran, büyüten,
gözeten kiþi ile sýnýrlý deðildir. Kendisine
ilm-i ledûnu, basit olaylar içinde anlatan,
nefsine muhâlefeti öðreten, ne oluyorsa
olsun Allah en iyisini bilir ve Allah ne
yaparsa iyidir dedirten, evlâdýný
göðsünden gelen süt ile deðil de
gönlünden akan süt ile besleyen mürþidi kâmil de annelik makamýndadýr.
Doðuran anne et ve can verirken mürþid
hayat verir. Diriltir, yaþamýn ve varlýðýnýn
mânâsýný idrak ettirir. Böyle bir mürþid,
Allah’ýn Rahim sýfatýnýn tam tecellisidir.
Evlâdýný en zor sýnavlara sokarken dahî
korur, gözetir. Annedir; evlâdý ona sýrtýný
dönse gitse bile o evlâdýný býrakmaz,
gidene gönül koymaz, gelince suçlamaz.
Çok sever, ama terbiyesi ile sorumlu
olduðu evlâdýný yeri gelince cezalandýrýr.
Cezalandýrdýðý evlâdý durumu anlayýp
biraz mahzunlaþýnca dayanamaz,
gülümser.
da hep yanýmda olan, bana karþý çok sabýrlý,
çok þefkatli, ezelde sözleþtiðim, âhirette
yanýnda haþrolmayý umduðum bir sultan var
hayatýmda... Annemim kýymetini dahî idrak
ettirten, öte yandan anne olmanýn ne demek
olduðunu bana gösteren...
Beni doðuran binbir zahmetle büyüten,
bana Allah’a ve yaþama dâir ilk bilgileri
veren, -çok klasik olacak ama- yemeyip
yediren, giymeyip giydiren, en ufak bir
derdimde ne yapacaðýný bilemeyen ve
beni çok sevdiðinden emin olduðum,
hayatýmýn en zor günlerinde yaþýma
baþýma bakmadan bana kol kanat geren
anneme gönül borcum ve sevgim
büyüktür. Bu âhir ömründe onun için
kolaylaþtýrabileceðim her þey benim için
lûtuftur. Biliyorum ki anne hakký
ödenemez ve biliyorum ki annem bu
hakký ödememi benden beklemez.
Biliyorum ki ben annemi severim,
annem de beni sever.
Seviyorum seni
yaþýyoruz çok þükür der gibi...
Öte yandan, 32 yaþýmda tanýþtýðým, neyi
nasýl yaptýðýný anlamadan beni
deðiþtiren, dönüþtüren, gönlümü
ferahlatan, aðzýmýn tadý, gözümün nuru,
görmesem de gönlümde olan, çaðýrmasa
Dünyada kaç kiþiye nasiptir bilmem iki defa
anne sevgisini tatmak... Birinde dünyayý,
diðerinde hem dünyayý hem âhireti sevmek.
Kaç kiþiye nasiptir böyle bir anne sevgisi ile
kuþatýlmak? Zor ama bir o kadar da keyifli
olan bu dünya âleminde her caným
acýdýðýnda, her büyük sevincimde yanýna
koþabileceðimi bildiðim kiþileri için þükürler
olsun. Týpký Nazým Hikmet’in çok sevdiðim
bir þiirinin son mýsrâýnda denildiði gibi:
banu büyükcýngýl
ELELE
Benim iki tane annem var. Biri beni
doðuran ve büyüten caným annem.
Diðeri ise beþ yýldýr elimden tutup beni
cehennemden cennete çeken sultâným
efendim Cemâlnur Annem.
Annemin, her anne gibi, üzerimde
emeði çoktur, ancak benim için en zor
sýnavlardan biri annemle olan sýnavýmdý.
(Gerçi bu sýnavýn bittiðini düþünmüyorum. Yalnýzca bu aralar þiddeti
azaldý, çok þükür.) Ben son yýllara kadar
annemle hiç anlaþamazdým. Sürekli bir
çatýþma içinde, iki geçimsiz kýz kardeþ
gibi bir iliþkimiz vardý. Annemi
hoþgörmeyi, onun güzelliklerini
farketmeyi sultaným sayesinde öðrendim. Hocam, anneme olan bakýþ açýmý
deðiþtirdi. Annemi anne olarak sevmeyi
öðrendim.
Cemâlnur Annemin sesini ilk duyduðumdan beri O’na yavaþ yavaþ
çekildiðimin farkýndaydým. Öyle ki, sanki
bildiðim, tanýdýk birine sokulur gibi
sokuldum eteðine. Bazen çocuklar
annesinin eteðinin altýna saklanýr ve
oradan bakar etrafa. Ben de, küçücük
bir kýz çocuðu olarak sokuldum eteðinin
altýna; oradan çevreye baktým, O’nu
dinledim. Tâ ki kendimi güvende
hissedene kadar orada kaldým. Kâbe’nin
örtüsünün altýnda olmak gibi birþeydi
benim için. Benim gibi küçük, hýrçýn ve
güvensiz bir çocuk için bulunmaz bir
yerdi. Güvenli, tanýdýk ve huzurlu
mekânýmda çok mutluydum. Sýký sýký
yapýþmýþtým eteðine ve çýkmaya hiç de
niyetim yoktu açýkçasý.
Ne var ki annem yavaþ yavaþ dýþarý
çaðýrdý beni. Ne zaman kendimi kötü
hissetsem eteðine yapýþabileceðimi
bildiðim için sürüne sürüne çýktým
dýþarýya. Baktým, azýcýk da büyümüþüm
sanki. Ama yine de elimi býrakmasan,
hep elele yürüsek beraber der gibi
gözlerine baktým. Elimi tuttu. “Hadi
bakalým, yola devam” der gibi
önümüzde uzanan yol boyunca
yürümeye baþladýk. Diðer yanýmda da
annem vardý. O da katýlmýþtý bizim
yürüyüþümüze.
Biz hâlâ yürüyoruz beraber. Arada bir
durup iki adým geri gitsek de, arkamýza
baksak da, Cemâlnur Annem zarifçe
elimizi tutup yola tekrar sokuyor bizi.
Tatlý tatlý, hep severek anlatýyor. O
anlattýkça taþýyor, bizim taþ olmuþ
yüreklerimizi bir nebze aþkýyla ýsýtýyor.
O býkmýyor ve yorulmuyor ve en
önemlisi vazgeçmiyor. Biz ne kadar
kusurlu, baþtan aþaðýya hatâ olsak da
her zaman yanýmýzda. Allah ellerimizi
ve yolumuzu ayýrmasýn inþaallah.
Âmin.
hundi
Ölüm vakti gelmeden
Kýl namazý ey beden,
Zülf-i yâre deðmeden…
Olmaz boynun eðmeden
Kýblendir sana dümen
Yakýndýr sana Yemen
Sakýn eðri ol demen
Dosdoðru dön sen hemen
Hundi yârini gördü
Günleri bir bir ördü
Nasýl olur döner ki
O yar ona dönmeden
sibel inci
MÂNEVÎ
ANNELÝK
Annelik, Allah’ýn biz kadýnlara verdiði
en özel duygu. Ve o kadar zor bir konu
ki ne kadar anlatsak da anlatamayýz
herhalde; annelik fiziksel bir bað ile
baþlayýp ölene dek sürecek olan mânevî
bað ile devam eden bir meslek…
Emekliliði olmayan bir meslek de
denebilir bence.
Fiziksel olarak baþlayan serüven, içinde
büyüyen çocuðun, onunla birlikte
deðiþen sen ve bu deðiþimden dolayý
yaþadýðýn huzur, mutluluk, akýl alýr
duygular deðil. Sonrasýnda merakla
beklenen küçük emânet, aramýza katýlýr
ve olaylar hýzlanýr. O günden sonra hiçbir
þey eskisi gibi olmayacaktýr ama bundan
dolayý kimse þikâyetçi deðildir. O güne
kadar sana zor gelen her þeye çocuðun
için katlanýr, þikâyet bile etmeden
annelik vazifelerini yerine getirirsin.
Çünkü tamamen sevgi üzerine kurulu
bir iliþkidir bu. Sabrý, karþýlýksýz vermeyi,
önce hep onu düþünmeyi ve birçok
mesleði öðrenirsin anne olunca…
Çocuðunun doktoru, terzisi, aþçýsý,
kýsacasý tüm ihtiyaçlarýný karþýlayan
kiþisisindir yani ANNESÝSÝNDÝR.
Zaman daha bir hýzlý geçer anne olunca…
Diþi çýktý, emekledi, yürüdü, konuþtu
derken, bir bakarsýn büyür çocuðun ama
fiziksel olarak gerçekleþen bu büyüme
anneler için hiçbir zaman tam olarak
gerçek deðildir. Annelerin gözünde
çocuklarý hep çocuktur. Derken,
farklýlýklar, fikir ayrýlýklarý baþlar. Hani
her anne çocuðuna “Anne olunca
anlarsýn” der ya, iþte gerçekten anne
olmadan birçok þeyi anlamak mümkün
deðildir.
Kuþlar, yavrularýný beslemek için önce
kendileri yer, yediklerini öðütür,
yavrularýn yiyebileceði kývama getirir ve
tekrar aðýzlarýndan çýkararak yavrularýnýn
karýnlarýný doyururlar ya, anneler de
hayatýn onlara öðrettiði þeyleri, deneyimlerini, hatâlarýný, doðrularýný,
yanlýþlarýný içlerinde öðütüp sindirerek
çocuklarýna sunarlar, öðretmeye çalýþýrlar. Ama herhalde bizleri kuþlardan
ayýran en önemli özellik, onlarýn
içgüdüleri ile davranmalarý, biz insanlarýn
ise her konuda akýllarýný devreye sokup
önce düþüp sonra kalkmayý öðrenmeleri,
sanýrým.
Anne olarak en önemli vazifemiz,
çocuklarýmýzýn bizlere emânet olduðunun farkýnda olarak onlarý millî ve
mânevî duygularla yetiþtirmemiz olsa
gerek. Sonuçta her çocuk terbiye olurken
ayný zamanda da anababasýný terbiye
eder. Aslýnda onlar, biz annelerin
tekâmül etmeleri için çok önemli
fýrsattýrlar. Sâmiha Annemizin de
buyurduklarý gibi “Çocuklarýmýza haramý,
helâli öðretmek” en önemli vazifemizdir.
Yine Ken’an Rifâî, buyurmuþlar ki “O
evlat ki vatanýna, dinine, cemiyete ve
ailesine faydalý olur, bir anababa için
bundan büyük mükâfat olur mu? Fakat
bu hâsýl olmazsa, o çocuðun olmasý ile
olmamasý birdir. Çünkü maksat, kendi
vücudunun bir parçasý olan bu varlýðý,
Allah’ýn dileðine göre hazýrlamak ve
yetiþtirmektir. Bu hâsýl olmadýktan sonra
çocuðuna muhabbet eden anababa fitneye
düþmüþ demektir.”
Anne olunca pek çok þeyi anlarsýn, ama
bence asýl anneliði anlamak, gerçek bir anne
görünce, onunla karþýlaþýnca oluyor.
Anneliðin ne demek olduðunu o zaman biraz
da olsa idrak edebiliyorsun. Fiziksel annelik
çok önemli ve özel ama mânevî annelik
bambaþka… Bu madde dünyasýnda yolumuzu bulabilmemiz için bize her zaman ýþýk
tutan, bizleri hiç darda koymayan, hâdiseleri
her zaman iyi karþýlamamýzý saðlayan,
bizlerden hiçbir zaman vazgeçmeyen, en
büyük hatâlarýmýzda bile bizi hep affeden,
her zaman zayýfýn yanýnda olan, herkesi
sevmeyi, hoþgörmeyi öðreten, yaþatan,
hayatýmýzý her alanda kolaylaþtýran ve bize
anne olmayý, çocuklarýmýza tapmayý deðil
de bakmayý, onlarý terbiye edebilmemizin
lâf ile deðil hâl ile olabileceðini öðreten
mânevî annemiz için Allah’ýma her dâim
þükrediyorum. Allah her zaman onun dizinin
dibinde, yolunda olmayý nasip etsin
inþaallah. Âmin.
Allah sizi baþýmýzdan eksik etmesin; her
zaman size lâyýk evlâtlar olabilmeyi nasip
etsin inþaallah sevgili Cemâlnur Annemiz…
umut alihan dikel
MEYVE
ÇEKÝRDEÐÝNDEN...
Meyve, dalýndan yere doðru süzülüyor.
Aðacýn dalýndan köklerine doðru…
Aðaç, eliyle býraktý kibarca meyveyi…
Meyve de aðaç da memnundular.
Esen rüzgâr söyledi ona hangi iklimin meyvesi olacaðýný
Nerede nasýl eseceðini bilen rüzgâr
Güneþ parladý yüzüne, bulutlar ona gölge ederken…
Çýkarken aydýnlýðý vücuduna palto gibi sarmasýný tembihledi.
Yaðmur yaðar gibi oldu hafiften,
Tatsýz, görüntüsüz, þekilsiz damlalar, meyveyi okþayýp kapladýlar…
Ay göründü gökte. O da paltosu ile dolaþýyordu…
Unutma ya da hatýrla dercesine süzülüyordu gökte.
Meyvenin gözünden bu dünya avuç içi kadar bir topraktan ibâretti.
Aðaçtýr göðe ve yere uzanan.
Meyve aðacý ileydi.
Ayaklarýnýn dibindeydi aðacýnýn.
Çekirdek de içerilerde.
Cennetten uçan bir bülbülün gözüne göründüler.
dekorasyon
EVDE HUZUR
duygu tükek aydýn
Basit bir bardaktan þýk bir mumluk yapmak için hazýr mýsýnýz? Üstelik
üstün el iþi yeteneklerine sahip olmanýz da gerekmiyor. Her evde
bulunabilecek malzemelerle bu mumluðu yapmanýz mümkün. Pastalarýn
altýna koyduðumuz kâðýtlarla bardaðýn üzerini kaplayýn, gazeteden ya
da renkli dergilerden keseceðiniz þekilleri bu beyaz kaðýdýn üzerine
yapýþtýrýn. Bu kalp þekli olabileceði gibi kelebek veya isminizin baþ harfi
de olabilir. Son olarak bardaðýn çevresine, hediye paketinden çýkan bir
ip veya kurdele ile fiyonk yapýn. Veeeeee mumluðunuz hazýr. Güle güle
kullanýn.
Büyükannelerimizin evini karýþtýrma vakti geldi :) Bu
harika kepçeler artýk çorba doldurmak için ömürlerini
tamamlamýþ olabilirler. Onlarla içilen çorbalarýn hâtýralarý
büyük. Hem hâtýralarýnýzý yaþatmak için, hem de evinize
farklý bir dekorasyon uygulamak için kepçeleri duvara
asarak kullanabilirsiniz. Bu fotoðrafta mandal, iplik
makarasý gibi malzemeler kepçelerin içine konmuþ. Bence
bu kepçeler mutfakta da çok þýk duracaktýr. Ýçerisine lastik
vs. gibi küçük mutfak gereçlerinizi koyabilirsiniz. Hoþ bir
fikir! Haydi uygulamaya!
SELÂMÝÇEÞMELÝYÂKUBÝ BABA
nefes
alan tarifler
peynirli
patlýcan
Malzemeler:
1 adet bostan patlýcaný
3 çorba kaþýðý sýzma zeytinyaðý
2 çorba kaþýðý domates salçasý
2 adet rendelenmiþ veya rondodan geçmiþ normal boy domates
4-5 diþ ince ince dilimlenmiþ sarmýsak
200 gr. taze kaþar peyniri veya mozzarella peyniri
100 gr. parmesan peyniri
5-10 yaprak taze fesleðen
1 tutam kekik
Tuz
Karabiber
Hazýrlanýþý:
Patlýcanlarýn kabuklarýný pijama gibi soyun. Çok kalýn olmayan yuvarlak dilimler
halinde kesip aðzý kapalý bir tavada her iki tarafýný da közler gibi harlý ateþte tuz
serperek yaðsýz olarak kýzartýn. Patlýcanlar kýzarýrken peynirler hariç kalan tüm
malzemeyi bir sos tavasýnda yarým su bardaðý sýcak su ekleyerek ve devamlý
karýþtýrarak 2-3 dakika kaynatýn. Patlýcanlarý fýrýna dayanýklý bir kaba bir kat tek
sýra yan yana dizin ve üzerlerini kapatacak þekilde yaptýðýnýz sostan biraz dökün.
Sonra üzerini rendelenmiþ veya dilimlenmiþ taze kaþar peyniri veya mozzarella
peyniri ile kaplayýn ve parmesan peyniri serpin. Bu iþleme peynir ve patlýcanlar
tükenene kadar kat kat devam edin. En üstünü peynirle kapladýktan sonra 250
dereceye ayarlanmýþ fýrýnda 25-30 dakika veya peynirler eriyip kýzarana kadar
piþirin. Daha sonra peynirli patlýcaný yanýnda sade bir makarnayla ve güzel bir
salatayla servis yapabilirsiniz.
Âfiyet Olsun.
.
görüþmek üzere...
i l e t i þ i m @ h e r n e f e s . c o m
w w w . h e r n e f e s . c o m
w w w . n e f e s y a y i n e v i . c o m
facebook.com/HerNefesDergisi
twitter.com/HerNefesDergisi
Download

ŞUBAT 2014