T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
ALTI YAġ DĠġLERĠNE DĠREKT VE ĠNDĠREKT
YÖNTEMLERLE UYGULANAN FARKLI KOMPOZĠT
SĠSTEMLERĠN KLĠNĠK BAġARISININ VE FĠZĠKSEL
ÖZELLĠKLERĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Yasin YILDIRIM
DOKTORA TEZĠ
PEDODONTĠ ANABĠLĠM DALI
DanıĢman
Yrd. Doç. Dr. Murat Selim BOTSALI
KONYA-2013
T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
ALTI YAġ DĠġLERĠNE DĠREKT VE ĠNDĠREKT
YÖNTEMLERLE UYGULANAN FARKLI KOMPOZĠT
SĠSTEMLERĠN KLĠNĠK BAġARISININ VE FĠZĠKSEL
ÖZELLĠKLERĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Yasin YILDIRIM
DOKTORA TEZĠ
PEDODONTĠ ANABĠLĠM DALI
DanıĢman
Yrd. Doç. Dr. Murat Selim BOTSALI
Bu çalıĢma Selçuk Üniversitesi Bilimsel AraĢtırma Projeleri Koordinatörlüğü
tarafından 12202018 proje numarası ile desteklenmiĢtir.
KONYA-2013
ÖNSÖZ
Doktora eğitimim süresince ve tezimin hazırlanmasında her türlü maddi ve manevi
yardımlarını esirgemeyen, bana rehberlik eden hocam sayın Yrd. Doç. Dr. Murat
Selim BOTSALI’ya; doktora eğitimimde emeği geçen hocalarım sayın Prof. Dr.
Sibel YILDIRIM, Prof. Dr. Yağmur ġENER ve Doç. Dr. Gül TOSUN’a; istatistiksel
analizlerin yapılmasında ve yorumlanmasında yardımlarını esirgemeyen sayın Prof.
Dr. Bora ÖZTÜRK’e; bilgi ve tecrübelerini paylaĢarak bana yol gösteren sayın Yrd.
Doç. Dr. Ali Rıza ÇETĠN’e; tez izleme komitesinde bulunan ve tecrübelerinden
yararlandığım sayın Doç. Dr. Mustafa ÜLKER’e; doktora eğitimimde büyük katkısı
bulunan sayın Yrd. Doç. Dr. Ebru KÜÇÜKYILMAZ’a; aynı mesaiyi paylaĢtığım
çalıĢma arkadaĢlarıma; her zaman yanımda olan, bana destek veren aileme ve
niĢanlıma teĢekkürlerimi sunarım.
ii
ĠÇĠNDEKĠLER
ÖNSÖZ ......................................................................................................................ii
SĠMGELER VE KISALTMALAR ........................................................................v
1. GĠRĠġ ....................................................................................................................1
1.1. Genel Bilgiler ................................................................................................3
1.2. Kompozit Rezin Materyaller .........................................................................4
1.2.1. Kompozit Rezin Materyallerin Ġçeriği .................................................5
1.2.1.1. Organik Rezin Matriks ...............................................................6
1.2.1.2. Ġnorganik Doldurucu Partiküller ................................................8
1.2.1.3. Ara Bağlayıcı Ajanlar.................................................................10
1.2.1.4. Kompozit Rezinlerde Bulunan Diğer BileĢenler ........................11
1.2.2. Kompozit Rezinlerin Sınıflandırılması ................................................12
1.2.2.1. Polimerizasyon Yöntemlerine Göre Kompozitlerin
Sınıflandırılması .............................................................................................12
1.2.2.2. Viskozitelerine Göre Kompozitlerin Sınıflandırılması ..............13
1.2.2.3. Ġnorganik Doldurucu Büyüklüklerine Göre Sınıflandırma ........14
1.2.3. Kompozit Rezinlerin Ġndirekt Restorasyonlar Ġçin Kullanılması .........16
1.3. Ġnley/Onleyler ..............................................................................................17
1.3.1. Metal inley/onleyler .............................................................................17
1.3.2. Seramik Ġnley/Onleyler ........................................................................17
1.3.4. Kompozit Rezin Ġnley/Onleyler ...........................................................18
1.3.4.1. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Endikasyonları .....................19
1.3.4.2. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Kontrendikasyonları ............19
1.3.4.3. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Avantajları ...........................20
1.3.4.4. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Dezavantajları ......................20
1.4. Kompozit Rezinlerin Fiziksel Özellikleri ....................................................21
1.4.1. Yüzey sertliği .......................................................................................21
1.4.2. Yüzey pürüzlülüğü ...............................................................................22
1.4.3. Su emilimi ............................................................................................22
1.5. Kompozit Restorasyonların BaĢarısını Etkileyen Faktörler.........................23
1.5.1. Polimerizasyon Büzülmesi ...................................................................23
1.5.2. Marjinal Sızıntı .....................................................................................24
1.5.3. AĢınma Direnci ....................................................................................25
1.5.4. Renklenme ............................................................................................26
1.5.5. Çekme ve Basma Kuvvetlerine Direnç ................................................26
iii
2. GEREÇ VE YÖNTEM ........................................................................................28
2.1. Klinik Takip ÇalıĢması ................................................................................28
2.1.1. Hasta Seçimi .........................................................................................28
2.1.2. Restoratif Materyaller ..........................................................................30
2.1.3. Klinik Uygulama ..................................................................................33
2.1.3.1. Direkt Kompozit Restorasyonların Uygulanması ......................33
2.1.3.1.1. Kavitelerin Hazırlanması ....................................................33
2.1.3.1.2. Kompozit Materyalin Uygulanması ...................................34
2.1.3.1.3. Bitirme ve Polisaj ĠĢlemleri ................................................37
2.1.3.2. Ġndirekt Kompozit Restorasyonların Uygulanması ....................38
2.1.3.2.1. Kavitelerin Hazırlanması ....................................................38
2.1.3.2.2. Ölçü Alınması ve Alçı Model Elde Edilmesi .....................39
2.1.3.2.3. Ġndirekt Kompozit Ġnley/Onleylerin Hazırlanması .............40
2.1.3.2.4. Ġnley/Onleylerin DiĢe Uyumlanması ve Simantasyonu .....42
2.1.4. Klinik Değerlendirme ..........................................................................45
2.2. Laboratuvar ÇalıĢmaları ...............................................................................47
2.2.1. Yüzey sertliği .......................................................................................47
2.2.2. Yüzey pürüzlülüğü ...............................................................................50
2.2.3. Su emilimi ............................................................................................51
2.3. Ġstatistiksel Değerlendirme ..........................................................................53
3. BULGULAR .........................................................................................................54
3.1. Klinik ÇalıĢmaya Ait Bulgular ....................................................................54
3.2. ÇalıĢmanın Laboratuvar AĢamasına Ait Bulgular .......................................64
3.2.1. Yüzey Sertliği Ölçümüne Ait Bulgular ................................................64
3.2.2. Yüzey Pürüzlülüğü Ölçümüne Ait Bulgular ........................................66
3.2.3. Su Emilimi Ölçümüne Ait Bulgular .....................................................68
4. TARTIġMA ..........................................................................................................71
4.1. Klinik ÇalıĢmanın Değerlendirilmesi ..........................................................71
4.2. Laboratuvar ÇalıĢmanın Değerlendirilmesi .................................................80
5. SONUÇ VE ÖNERĠLER .....................................................................................85
6. ÖZET.....................................................................................................................86
7. SUMMARY ..........................................................................................................87
8. KAYNAKLAR .....................................................................................................88
9. EKLER ..................................................................................................................97
10. ÖZGEÇMĠġ ........................................................................................................99
iv
SĠMGELER VE KISALTMALAR
ADA: American Dental Assosiation
Bis-GMA: Bisphenol A glycidyl dimethacrylate
dk: Dakika
HEMA: 2-hydroxyethyl methacrylate
LED: Light emitting diodes
Maks: Maksimum
MDP: Methacryloyloxydecyl dihydrogen phosphate
mg: Miligram
Min: Minimum
mm: Milimetre
mm3: Milimetre küp
nm: Nanometre
Ort: Ortalama
QTH: Kuartz tungsten halojen
Ra: Pürüzlülük degeri
sn: Saniye
SS: Standart Sapma
TEGDMA: Triethylene glycol dimethacrylate
USPHS: United States Public Health Service
UDMA: Urethane dimethacrylate
UV: Ultra viole
VHN: Vickers sertlik değeri
v
1. GĠRĠġ
Restoratif diĢ hekimliğinin temel hedefleri çürük, travma ya da farklı
nedenlerle yapı kaybına uğramıĢ diĢlerin anatomik özelliklerinin, çiğneme
fonksiyonunun ve doğal diĢ görünümünün yeniden kazandırılmasıdır. Bu özellikler
kazandırılırken
de
diĢ
ve
çevre
dokularının
azami
düzeyde
korunması
amaçlanmaktadır.
Bu amaca yönelik olarak amalgam yıllarca kullanılan materyallerin baĢında
gelmiĢtir. Amalgam oldukça sağlam, dayanıklı, uygulanması kolay ve ekonomik bir
restoratif materyaldir (Roberson 2002). Amalgamın aĢınma dayanımı diĢin aĢınma
dayanımıyla benzerlik göstermektedir. Amalgamın korozyonu sonucu açığa çıkan
ürünlerin restorasyon-diĢ ara yüzeyindeki boĢlukları tıkaçlaması sonucu uygulama
sonrasında gözlenen mikrosızıntı zamanla azalmaktadır (Johnson 2002). Bu
avantajlarının yanında amalgamın çeĢitli dezavantajları da bulunmaktadır. Bu
dezavantajlardan biri amalgam ile restore edilmiĢ diĢlerde tüberkül kırıkları ile
sıklıkla karĢılaĢılmasıdır (Wilson ve ark 1996). Ġçerdiği civanın toksik etkilerinin
olduğu iddia edilmektedir (Johnson 2002). DiĢlerde renk değiĢikliği ve galvanik
akım oluĢturabilmektedir (Sutow ve ark 2004, Scholtanus ve ark 2009). DiĢ
dokularına sadece mekanik olarak bağlanabilmesi, özel kavite dizaynına ihtiyaç
duyulması nedeniyle preparasyon esnasında diĢte aĢırı madde kaybına sebep olması
ve bu nedenle diĢin kırılma direncinin azalması diğer bazı dezavantajlarıdır. Ayrıca
amalgam estetik yetersizliği nedeniyle hastaların bu konudaki beklentilerini
karĢılayamamaktadır (Roberson ve ark 2002). Hastaların artan estetik beklentileri ve
amalgamın dezavantajlarından dolayı amalgam yerine denenen ilk materyaller silikat
simanlar ve akrilik rezinler olmuĢtur. Ancak bu materyallerin fiziksel özellikleri
yeterli bulunmamıĢtır (Furuse ve ark 2008). Son yıllarda ise geliĢtirilen rezin esaslı
kompozit materyallerin kullanılması popülerlik kazanmıĢtır (Eğilmez ve ark 2013).
Kompozit restorasyonların, sağlam diĢ yapısını koruması, fonksiyonel
streslerin yapıĢtırılan yüzeyler aracılığıyla diĢ ve destek dokulara iletilmesi, marjinal
sızıntı ve yeniden çürük oluĢumunun önlenmesi gibi avantajları bulunmaktadır.
Bunların yanında adeziv restorasyonlar sayesinde diĢin yapısal olarak bütünlüğün
korunup güçlendirilmesi, diĢin estetik özelliklerinin yeniden kazandırılması ve
1
preparasyonsuz veya çok az bir preparasyonla diĢin yeniden konturlanması
sağlanabilmektedir (Moszner ve Salz 2001). Kompozit dolgu maddelerindeki diĢe
olan mikromekanik bağlantı sayesinde retansiyon sorunu ortadan kalkmıĢ ve bu
nedenle daha konservatif kavite preparasyonlarına olanak sağlanmıĢtır (Hilton ve
Broome 2006). Ancak kompozit rezinlerin posterior bölgelerde kullanımı ile ilgili
birtakım problemler bulunmaktadır. Bunlar; polimerizasyon büzülmesinin önüne
geçilememesi ve yetersiz polimerizasyona bağlı olarak geliĢen postoperatif hasasiyet,
ideal konturlamanın ve komĢu diĢlere kontak sağlamanın zor olması ile idealden
daha az aĢınma direncine sahip olmaları Ģeklinde sıralanabilir (Hilton ve Broome
2006, Uluakay ve ark 2011). Son yıllarda geliĢtirilen kompozit sistemler sayesinde
arzu edilmeyen bu dezavantajların kabul edilebilir düzeylere indirgendiği ifade
edilmektedir (Eğilmez ve ark 2013). Bu olumsuz özelliklerin ortadan kaldırılmasına
yönelik olarak gündeme gelen bir diğer giriĢimsel uygulama da indirekt yöntemle
gerçekleĢtirilen kompozit restorasyon uygulamaları olmuĢtur.
Bu çalıĢmada yaĢları 7-12 arasında değiĢen çocuk hastaların daimi birinci
molar diĢlerine direkt ve indirekt yöntemlerle uygulanan farklı kompozit
resorasyonların klinik baĢarısının uzun dönem takibi ve çalıĢmanın in vivo
aĢamasında kullanılan kompozit materyallerin bazı fiziksel özelliklerinin test
edilmesi amaçlanmıĢtır.
2
1.1. Genel Bilgiler
Çürük
prevalansında
geliĢmiĢ
ülkelerde
düĢüĢ
olduğu
bildirilirken,
Türkiye’de yapılan epidemiyolojik çalıĢmaların sonuçlarına göre diĢ çürüğünün hala
yaygın ve önemli bir problem olma özelliğini sürdürdüğü görülmektedir. Özellikle
daimi birinci molarların karıĢık diĢlenme döneminde ilk süren diĢler olması,
anatomik özellikleri nedeniyle çürüğe yatkın olmaları ve çocukların ağız hijyenlerini
ideal olarak sağlayamaması gibi nedenlerle bu grup diĢler için çürük prevalansının
yüksek olduğu ifade edilmiĢtir. Ayrıca bu grup diĢlerin kök geliĢimlerini
tamamlayamadan kanal tedavisi gerektirebilecek ve hatta çekilebilecek kadar yapı
kaybına uğradıkları da bildirilmektedir (Bulucu ve ark 2001, Sakallıoğlu ve ark
2003). Genç daimi diĢlerde kök kanal tedavisi uygulamanın güçlükleri ve ailelerin
sosyoekonomik durumlarının yetersiz olması gibi etkenler bu diĢlerin erken yaĢlarda
kaybedilmesine yol açabilmektedir.
Daimi birinci molar diĢlerin çiğneme fonksiyonunda üstlendikleri kritik
görev, ankraj diĢ olmaları ve okluzyon tipinin belirlenmesinde anahtar rol oynamaları
göz önüne alındığında ağız ortamında korunmalarının ne derece önemli olduğu daha
net anlaĢılmaktadır (Sakallıoğlu ve ark 2003).
DiĢ hekimliğinde arka diĢler bölgesinde çürük nedeniyle madde kaybına
uğrayan diĢlerde restorasyon materyali olarak amalgam uzun yıllar boyunca
kullanılmıĢtır. Ancak amalgamın diĢ dokularıyla olan bağlantısının mekanik
bağlantıyla sınırlı kalması sebebiyle kavite preparasyonu sırasında ekstra retansiyon
gereksinimi nedeniyle daha fazla madde kaybına sebep olmaktadır (Aktapa 2000).
Ġçerdiği civanın toksik etkilerinin olduğu iddia edilmektedir (Johnson 2002).
DiĢlerde renk değiĢikliği ve galvanik akım oluĢturabilmektedir (Sutow ve ark 2004,
Scholtanus ve ark 2009). DiĢ dokularına mekanik bağlantı dıĢında bağlanamaması,
uygulama sırasında diĢte aĢırı madde kaybına sebep olması ve bu nedenle diĢin
kırılma direncinin azalması söz konusudur. Ayrıca amalgam estetik açıdan da yeterli
bulunmamaktadır (Roberson ve ark 2002).
Hastaların artan estetik beklentileri ve amalgamın mevcut dezavantajlarından
dolayı bu materyal yerine denenen ilk ticari ürünler silikat simanlar ve akrilik
3
rezinler olmuĢtur. Bu materyallerin pulpa dokusu üzerine zararlı etkilerinin ortaya
çıkması ve klinik baĢarılarının yeterli bulunmaması gibi nedenlerle kısa zamanda
terk edilmiĢlerdir (Furuse ve ark 2008).
Pedodontide sıklıkla kullanılan cam iyonomer simanlar, diĢ dokularına
kimyasal olarak bağlanmaları ve florid salımı yapmaları nedeniyle çürüğe karĢı
koruyucu özelliğe sahip materyallerdir. Bu istenen özelliklerinin yanında renklerinin
opak olması, karıĢtırma gerektirmeleri, polisajlarının ideal olarak yapılamaması, ağız
sıvılarında çözünmeleri, kırılgan yapıda olmaları ve posterior diĢlerde dayanıksız
olmaları gibi dezavantajları bulunmaktadır (Mount 1999). Bu dezavantajları ortadan
kaldırmak amacıyla 1980’ li yıllarda rezin modifiye cam iyonomer simanlar
geliĢtirilmiĢtir. Bu tip simanlar rezin içeriklerinden dolayı fiziksel ve mekanik
özellikler açısından geleneksel cam iyonomer simanlara göre daha tatmin edici
bulunmuĢlardır. Ancak bu materyaller flor içeriklerinin az olması ve çiğneme
kuvvetlerine karĢı dayanımlarının arzu edilen sınırlarda olmaması gibi birtakım
dezavantajlara sahiptir (Kargül 2001).
Çocuk diĢ hekimliğinde kullanılan restoratif materyallerin diğer bir üyesi olan
kompomerler uygulama kolaylığına sahip olmaları, estetik olmaları, ıĢıkla polimerize
olmaları ve buna bağlı olarak uygulama zamanının kısa olması, karıĢtırma
gerektirmemeleri gibi avantajlara sahiptir. Kompomerlerin eğilme, çekme ve aĢınma
direnci gibi mekanik özellikleri cam iyonomer simanlara göre daha üstün olsa da
daimi molar diĢlerin restorasyonlarında kullanımları küçük kavitelerle ve strese
direkt maruz kalmayan bölgelerle sınırlıdır (Kargül 2001, Donly ve Godoy 2002).
Son yıllarda ise her geçen gün geliĢtirilen kompozit rezin ve adeziv sistemlerin
kullanımı yaygınlaĢmıĢtır.
1.2.Kompozit Rezin Materyaller
DiĢ hekimliğinde estetik restorasyonların kullanımı silikat simanlarla
baĢlamıĢ ve bunları akrilik rezinler takip etmiĢtir. Buonocore’un 1956 yılında
geliĢtirdiği asitle pürüzlendirme tekniği, sonrasında Raphael Bowen’in Bisfenol A ve
Glisidil Metakrilat (Bis-GMA) olarak adlandırılan bir monomer sentezlemesi
restoratif diĢ hekimliğinde yeni bir çığır açmıĢtır. Amalgama alternatif olarak üretilen
4
ve uzun yıllardan beri estetik dolgu materyali olarak kullanılan kompozit rezinler,
geliĢtirilen fiziksel özellikleri, diĢ sert dokularına adezyonları ve estetik özellikleri ile
birtakım avantajlara sahiptir (Eğilmez ve ark 2013).
Raphael Bowen tarafından ilk olarak 1962 yılında tanıtılan kompozit rezinler,
esas olarak organik bir matriks içerisine belirli oranlarda ilave edilen inorganik
doldurucu partiküller ve doldurucu partiküllerin organik matrikse tutunmasını
sağlayan bağlayıcılardan oluĢan bir restoratif materyaldir (Hickel ve ark 1998, Craig
2000, Jackson ve Ronald 2000, Ferracane 2011).
Günümüzde yaygın olarak kullanılan kompozit rezinler, organik polimer
matriks faz (taĢıyıcı faz), inorganik faz (dağılan faz) ve ara faz (bağlayıcı faz) dan
oluĢmaktadır. Organik matriks fazının temel bileĢenlerini Bis-GMA ve Üretan
Dimetakrilat (UDMA) oluĢturmaktadır (Craig 1985, Aktapa 2000, Dayangaç 2000,
Ferracane 2011). Bis-GMA ve UDMA oligomerleri oldukça visköz bir yapıya
sahiptir. Bu viskoziteyi azaltmak için Trietilen Glikol Dimetakrilat (TEGDMA)
organik matrikse eklenmiĢtir. Organosilanlardan oluĢan ara fazın görevi ise inorganik
doldurucular (partiküller) ile organik matriksin birbirine sıkı bir Ģekilde tutunmalarını
sağlamaktır. Dağılan fazı oluĢturan inorganik doldurucuların boyutu, Ģekli ve miktarı
kompozitlerin fiziksel özelliklerini belirler. Kompozit rezin materyallerde doldurucu
miktarı arttıkça, organik matriks oranı azalır, polimerizasyon büzülmesi, ısısal
genleĢme katsayısı, su absorbsiyonu azalır, basma ve çekmeye dayanıklılıkları artar
ve elastisite modülü yükselir. Doldurucu büyüklüğü kompozit rezinin bitirme ve
polisaj iĢlemlerinden sonraki yüzey pürüzlülüğünü de etkiler (Bulucu 1987,
Dayangaç ve ark 1993, Ferracane 2011).
1.2.1. Kompozit Rezin Materyallerin Ġçeriği
DiĢ hekimliğinde rezin materyaller temel olarak organik rezin matriks,
inorganik doldurucu partiküller ve bu iki kısmı birbirine bağlayan ara bağlayıcı
kısımlardan oluĢmaktadır. Ġçerdikleri diğer bileĢenler de polimerizasyon sağlayan
sistemler, renk stabilitesini sağlayan bileĢenler ve renk seçeneklerini oluĢturan
pigmentasyon elemanlarıdır (Mirsasaani ve ark 2013).
5
1.2.1.1. Organik Rezin Matriks
Organik rezin matriks Bis-GMA veya UDMA gibi yüksek moleküler
ağırlığına sahip monomerlerden oluĢmaktadır (Baum ve ark. 1985, Mirsasaani ve ark
2013). Metakrilat grupları serbest radikal polimerizasyonunu sağlayan kısımlardır ve
merkez etrafında iki benzen halkasına sahip oldukları için nispeten sert polimerler
oluĢtururlar. Renk stabilitesinin düĢük olması ve viskozitesinin yüksek olması BisGMA’nın önemli dezavantajlarıdır (Khatri ve ark 2000). Bis-GMA’nın yüksek
viskozitesini düĢürmek amacıyla üreticiler tarafından rezin matriks içerisine düĢük
moleküler ağırlıklarındaki TEGDMA ve etilen glikol dimeakrilat (EGDMA)
monomerleri ilave edilmiĢ ve böylece viskozite azaltılırken çapraz bağ miktarı ve
sertliği arttırılmaktadır. Sıklıkla kullanılan bir diğer monomer de UDMA’dır. UDMA
da 1974 yılında düĢük molekül ağırlıklı olarak üretilmiĢtir. Bis-GMA ve UDMA
esaslı rezin materyaller ile yapılan çalıĢmalarda materyaller arasında baĢarı açısından
farklılık bulunmamıĢtır (Peutzfeldt 1997). DiĢ hekimliğinde yaygın olarak kullanılan
monomerlerin kimyasal formülleri aĢağıda gösterilmiĢtir (ġekil 1.1-ġekil 1.3).
ġekil 1.1: Bis-GMA monomerinin kimyasal formülü.
ġekil 1.2: TEGDMA monomerinin kimyasal formülü.
6
~ %50 R1 = H, R2 = CH3
~ %50 R2 = H, R1 = CH3
ġekil 1.3: UDMA monomerinin kimyasal formülü.
Daha çok dimetakrilat karıĢımlarından oluĢan ve kompozit rezinlerde
kullanılan monomer matriks sistemlerinin sahip olması gereken bazı temel özellikler
vardır. Bunlar toksisitesinin olmaması, kimyasal olarak stabil olması, polimerizasyon
sonrası dayanıklı ve sert olmaları gibi özelliklerdir. Kompozit rezinlerde kullanılan
monomerlerde olması gereken bazı temel özellikler ve sonuçları Çizelge 1.1’de
gösterilmiĢtir (Moszner ve Salz 2001). Rezin esaslı restoratif kompozit materyallerin
tümünde polimerizasyon sırasında rezin matriks hacimsel büzülmeye uğramaktadır
(Cattani-Lorente ve ark 2003).
Yeni geliĢtirilen monomerlerle, kompozitlerin yetersiz fiziksel özelliklerinin
ve
polimerizasyon
büzülmesine
bağlı
mikrosızıntının
ortadan
kaldırılması
hedeflenmiĢtir. Bunların yanında kompozitlerin mekanik özelliklerini artırmak için
çapraz bağlı monomerler sentezlenmiĢtir. Bunların içinde açık halkalı monomerler
olarak spiro ortokarbonat, siklik eter, vinil siklopropan, siklik asetal ve allil sülfit,
likit kristalin monomerler, kompomerler, ormoserler, radyoopak monomerler
(Moszner ve Salz 2001) ve siloranlar sayılmaktadır (Weinnman ve ark. 2005).
7
Çizelge 1.1: Kompozit rezinlerin yapısında bulunan monomerlerin taĢıması gereken
özellikler ve kullanım amaçları (Moszner ve Salz 2001).
Olması istenen özellik
Amaç
Polimerize olmuĢ materyalin yüksek
Uzun dönem estetiğin korunması
renk ve ıĢık stabilitesi
Oral toksisitenin düĢük olması ve
Hasta ve hekim için toksikolojik risk
karyojenik etkinin olmaması
oluĢturmaması
Marjinal açıklığın gözlenmemesi,
DüĢük hacimsel büzülme veya
materyali kaviteye yerleĢtirmenin
polimerizasyon esnasında genleĢme
Yüksek derecede polimerize olma
Çapraz bağ özelliklerine sahip olma
kolaylaĢması
Polimerizasyon zamanının kısalması
Restoratif materyalde yeterli mekanik
Polimerize olmuĢ materyalin düĢük su
emilimi ve diĢ dokularına benzer ısısal
genleĢme
özellikleri sağlaması
Restorasyonun uzun dönem
stabilizasyonunun sağlanması
1.2.1.2. Ġnorganik Doldurucu Partiküller
DeğiĢik Ģekil, boyut ve kimyasal yapıda olan inorganik doldurucular
kompozit rezinler içerisine ilave edilmektedir. Bu faz kompozit rezin materyallerin
fiziksel ve mekanik özelliklerinin en önemli belirleyicisidir. Ġnorganik doldurucu
partiküllerin nasıl elde edildiği ve hangi oranda ilave edildiği kompozit rezinin
mekanik özelliklerini büyük ölçüde etkilemektedir. Doldurucu partiküller organik
fazın mekanik ve fiziksel özelliklerini artırmak için organik faz içerisine ilave edilir
ve ne kadar fazla ilave edilebilirse o kadar yararlı olur. Ġnorganik oldurucu partiküller
kompozit materyalin ısısal genleĢme katsayısını ve polimerizasyon büzülmesini
azaltır, radyo opasiteyi artırır ve materyalin estetik özelliklerini pekiĢtirir (Labella ve
ark. 1999, Boaro ve ark 2010, Ferracane 2011).
Kompozit rezin içerisindeki inorganik doldurucu partiküller materyalden
materyale değiĢiklik göstermekle birlikte en çok; kolloidal silika, baryum silikat,
8
stronsiyum/borosilikat cam, kuartz, çinko silikat, lityum alüminyum silikat veya
silikon dioksit gibi moleküller kullanılmaktadır. Bunların her biri diğerlerinden farklı
nitelikte özelliklere sahiptir (Ferracane1995, Boaro ve ark 2010).
Kuartz 1970’ lerden bu güne en çok kullanılan inorganik doldurucu partikül
olmuĢtur. Çünkü kimyasal olarak inerttir ve ıĢık kırma indisi yüksektir. Kuartzın
dezavantajları ise polisajlanmasının zor olması, karĢıt diĢi aĢındırabilmesi, ısısal
genleĢme katsayısının yüksek olması ve radyoopasitesinin bulunmamasıdır
(Ferracane 1989). Birçok kompozit materyalde kuartzın yerini radyoopak olan
baryum, stronsiyum, çinko, aliminyum veya zirkonyum gibi ağır metal partikülleri
almıĢ durumdadır (Xu 1999, Moszner ve Salz 2001). Baryum silikat, orta sertlikte ve
radyoopaktır. Kolloidal silika ise inerttir ve çapı 0.1 µm’den daha küçük olup ısısal
genleĢme katsayısı düĢüktür. Bu madde kompozitin kondanse edilebilme ve
cilalanma özelliklerini arttırır (Ferracane 1995). Günümüzde daha sık kullanılan
inorganik doldurucular ise boroslikat ve lityum aliminyum silkatlardır.
Kompozit rezinler içerisine eklenen inorganik doldurucu partiküller
boyutlarına göre;

Makro doldurucular; 10-100 µm,

Midi doldurucular; 1-10 µm,

Mini doldurucular; 0,1-1 µm,

Mikro doldurucular 0,01-0,1 µm,

Nano doldurucular 0,005-0,01 µm boyutundaki partiküller Ģeklinde
sınıflandırılmaktadır (Ferracane 2011).
Kompozit rezin materyale ilave edilen inorganik doldurucu partiküllerin
boyutu kompozitin polisajlanabilirliğini ve restorasyonun estetik sonuçlarını önemli
ölçüde etkiler. Genellikle inorganik doldurucu partikül boyutu küçüldükçe
cilalanabilirlik ve estetik sonuçlar artmaktadır. Kompozit materyale ilave edilen
inorganik doldurucu partiküllerin oranı da materyalin fiziksel özelliklerini
etkilemektedir. Doldurucu oranlarının yüzdesi ağırlıkça ve hacimce ifade edilir.
Doldurucu yüzdesi yüksek olan materyaller daha iyi fiziksel özelliklere sahip
olmaktadır (Ikejima ve ark 2003, Ferracane 2011). Doldurucu partikül yüzdesinin
9
arttırıldığı yeni teknolojiler sayesinde ön ve arka bölge diĢlerinin restorasyonu için
yeterli fiziksel özelliklere sahip kompozit materyallerin geliĢtirilmesi mümkün hale
gelmiĢtir (Meyer ve ark 2003). Çünkü daha düĢük yüzdede organik rezin matrikse
sahip
kompozitler
aĢırı
kuvvetlere
maruz
kalan
arka
grup
diĢlerde
kullanılabilmektedir. Yüksek doldurucu partiküllü kompozitlerde ısısal genleĢme
katsayısı, su emilim miktarı ve polimerizasyon büzülmesi azalırken, elastisite
modülleri, çekme dayanımları ve kırılma dayanımları da artmaktadır (Ikejima ve ark
2003).
1.2.1.3. Ara Bağlayıcı Ajanlar
Organik rezin matriks ile inorganik doldurucu partiküllerin bir arada
tutunmalarını sağlayan ajanlara silan adı verilmektedir. Silan, rezin kompozit
materyallerin genel performansı üzerine belirgin bir Ģekilde etkisi olan inorganik
doldurucular ile rezin arasında dairesel bağlantıyı sağlar ve bu nedenle ayrı bir
öneme sahiptir (Pu ve ark 1997). Silanın bu özelliği inorganik doldurucu ile organik
rezin matriks ara yüzeyindeki rezin kırılmalarını önleyerek, doldurucu ile rezin
matriks arasında stres transferine olanak sağlar. Silanın kalitesi kompozit materyalin
fiziksel özellikleri, polimerizasyon stresleri ve dayanıklılığı üzerine direkt olarak
etkilidir (Musance ve Ferracane 2004).
Ġnorganik doldurucu partikülleri rezin matrikse yapıĢtırmada genel olarak
kullanılan ara bağlayıcı veya silanlama ajanları organosilanlardır. En yaygın
kullanılan organosilan Gama Metakriloksi Propil Trimetoksi Silan (ᵞ-MPTS)’ dır
(ġekil 1.4). Bu ajan çift fonksiyonlu bir moleküler yapıya sahiptir. Silan gruplarının
sonundaki hidroksil grubu ile doldurucu partiküle, diğer taraftaki metakrilat grubu ile
de kompozit materyalin polimerizasyonu sırasında rezin matrikse bağlanır (Wilson
ve Antonucci 2006).
10
ġekil 1.4: En yaygın kullanılan silanlama ajanının kimyasal formülü. Gama
Metakriloksi Propil Trimetoksi Silan (ᵞ-MPTS).
1.2.1.4. Kompozit Rezinlerde Bulunan Diğer BileĢenler
Kompozit
polimerizasyon
rezinler
baĢlatıcılar
içerisinde
bulunan
gelmektedir.
diğer
Kimyasal
bileĢenlerin
yolla
baĢında
polimerize
olan
kompozitlerde baĢlatıcı olarak benzoil peroksit ve tersiyer amin bulunmaktadır.
Tersiyer amin olarak N,N-dimetil-p-toluidin ve N,N-dihidroksi etil-p-toluidin
kullanılır. IĢıkla polimerize olan kompozitlerde baĢlatıcı olarak kamforokinon gibi
diketon foto aktivatörler, 4-N,N-dimetil amino penitil alkol gibi tersiyer alifatik
aminlerle kombine kullanılmaktadır (Hervás-García ve ark 2006).
Normal saklama koĢullarında rezin kompozit materyalin polimerizasyonunu
engellemek amacıyla içerisine polimerizasyon önleyici bileĢenler ilave edilmektedir.
Bu amaçla genellikle hidrokinon’un mono metil eteri kullanılır. Hidrokinonun tek
baĢına kullanılması renklenmeye sebep olabilmektedir. Kompozit rezine eklenen
diğer bir polimerizasyon önleyici ise bütillenmiĢ hidroksi toluen’dir (Hervás-García
ve ark 2006).
Bunların dıĢında rezin kompozitler içerisine ultraviyole (UV) radyasyon
emici bileĢenler de renklenmeye sebep olan elektromanyetik radyasyonu absorbe
ederek renk stabilitesini artırmak amacıyla ilave edilmektedir. Bu amaçla en sık
kullanılan UV emici ajan 2-hidroksi-4-metoksi benzofenon’dur (Hervás-García ve
ark. 2006).
11
1.2.2. Kompozit Rezinlerin Sınıflandırılması
Kompozit rezin materyaller polimerizasyon yöntemine göre, viskozitesine
göre, içeriğindeki inorganik doldurucuların boyutlarına ve inorganik doldurucuların
ağırlık ya da hacim olarak yüzdesine göre sınıflandırılmaktadır. Günümüzde
kompozit rezinlerin yaygın olarak kullanılan sınıflandırılmasında inorganik
doldurucu partiküllerin büyüklüğü ve miktarı dikkate alınmaktadır (Powers ve ark
2006).
1.2.2.1. Polimerizasyon Yöntemlerine Göre Kompozitlerin Sınıflandırılması
Dental kompozit rezinler polimerizasyon yöntemlerine göre;

Kimyasal olarak polimerize olan kompozitler,

Ultraviyole ıĢıkla polimerize olan kompozitler,

Görünür ıĢıkla polimerize olan kompozitler,

Hem kimyasal yolla hem de ıĢıkla polimerize olan kompozitler Ģeklinde
sınıflandırılmaktadır (Bayne ve Thompson 2006).
Kimyasal olarak polimerize olan kompozitler: Ġki pasta Ģeklinde piyasaya
sunulan bu kompozitlerde bu iki komponentin karıĢtırılmasıyla beraber kimyasal
reaksiyon da baĢlatılmıĢ olmaktaydı. Bu sistemlerde karıĢtırma iĢlemiyle beraber
polimerizasyon reaksiyonu baĢladığından hastaya uygulama zamanı oldukça kısadır
ve hekimin hızlı çalıĢmasını gerektirir. KarıĢtırma homojen yapılamaz ise kütlenin
her yerinde polimerizasyon da homojen olamamakta ve dolayısıyla kompozitin
fiziksel özellikleri olumsuz etkilenmektedir. Renk seçeneklerinin kısıtlı olması,
marjinal uyumunun yetersiz olması ve zayıf fiziksel özellikler göstermesi bu
materyallerin dezavantajları arasındadır (Baum ve ark 1985, Bayne ve Thompson,
2006).
Ultraviyole ıĢıkla polimerize olan kompozitler: Kimyasal yolla polimerize
olan kompozitlerdeki kontrolsüz polimerizasyonu ortadan kaldırmak amacıyla
üretilmiĢlerdir. Ancak polimerizasyon için gerekli olan UV cihazlarının güvenlik
12
problemleri nedeniyle terk edilmiĢ sistemlerdir (Cook 1980, Baum ve ark 1985,
Bayne ve Thompson 2006).
Görünür ıĢıkla polimerize olan kompozitler: Bu kompozitlerin içeriğinde
görünür mavi ıĢığa duyarlı kamforokinon maddesi bulunmaktadır. Kamforokinon
yaklaĢık 420-450 nm dalga boyu ıĢığa maruz kaldığında, polimerizasyon
reaksiyonunu baĢlatan serbest radikallerin oluĢmasını sağlayan iki keton reaksiyonu
gerçekleĢtirir. DiĢ hekimliğinde kuartz tungsten halojen (QTH) ve LED (Light
Emitting Diyode) ıĢık kaynakları bu amaçla sıklıkla kullanılmaktadır (Bennett ve
Watts 2004). IĢıkla polimerize olan kompozit sistemlerin tek komponent içermesi,
kompozitin yerleĢtirilmesi için hekime çalıĢma zamanı kazandırması, renk
seçeneklerinin geniĢ olması, bitirme iĢlemi için daha az zaman gerektirmesi, küçük
parçalar halinde polimerize edildiklerinde daha az büzülme göstermesi gibi
avantajları yaygın olarak tercih edilmelerine neden olmuĢtur (Mills 1995, Mills ve
Jandt 2001, BağıĢ ve BağıĢ 2006).
Hem kimyasal yolla hem de ıĢıkla polimerize olan kompozitler: Bu grupta
polimerizasyon ıĢıkla baĢlar ve kimyasal olarak devam eder. IĢıkla tam
polimerizasyonun sağlanamayacağı durumlarda kullanılması tavsiye edilmektedir.
Günümüzde daha çok rezin simanlarda kullanılmaktadır (Dayangaç 2000).
1.2.2.2. Viskozitelerine Göre Kompozitlerin Sınıflandırılması
AkıĢkan
kompozitler:
Minimal
invaziv
yönteme
göre
hazırlanan
preparasyonlarda polimerizasyon büzülmesini kompanze etmek ve stres kırıcı bir
bariyer oluĢturmak amacıyla kullanılmak üzere piyasaya sürülmüĢtür (Ekici 2010).
DüĢük viskoziteleri nedeniyle akıcı kıvamda olan ve ıĢıkla polimerize edilen
kompozit sistemlerdir. Kondanse olabilen kompozitlerin altında ve restorasyon
yüzeyinde, kenarlarında kalan mikro çatlakların kapatılmasında kullanılmaktadır.
ġırınga sistemleri sayesinde uygulanmaları kolaydır. Akıcı kıvamları sayesinde
kavitelerin ulaĢılması güç bölgelerine bile ulaĢabilirler. Doldurucu miktarları hibrit
kompozitlere göre daha az olduğundan (%37-63) aĢınmaya karĢı dirençleri zayıftır
(Labella ve ark 1999, Taher 2001, Ekici 2010). Kavitede meydana gelen
düzensizliklerin ince bir tabaka akıĢkan kompozit yerleĢtirilmesi ile düzeltilebileceği
13
ve böylece hava kabarcığı kalma olasılığının azaltılabileceği bildirilmiĢtir. Ayrıca bu
Ģekildeki bir uygulamayla kondanse edilebilen kompozitlerin kaviteye adaptasyonları
da arttırılmıĢ olmaktadır (Barbero 2001).
Kondanse edilebilen (packable) kompozitler:
Ġnorganik doldurucu
miktarının arttırılmıĢ olduğu bu tip kompozitler, amalgam restorasyonların kondanse
edilebilir özelliğinden esinlenilerek geliĢtirilmiĢtir. AĢırı basınç altındaki posterior
diĢlerin restorasyonunda, amalgama benzer Ģekilde uygulanırlar. Bu tipteki kompozit
materyallerin yapıĢkan olmaması manüplasyon kolaylığı sağlar (Manhart ve ark
2000, Ekici 2010). Kaviteye taĢınmaları ve uygulanmaları oldukça kolay olup yoğun
kıvamda olmaları nedeniyle komĢuluğundaki diĢlerle uygun kontak sağlamada
elveriĢli oldukları ifade edilmektedir. Ancak bu tür kompozit rezinlerin kavite içinde
yayılma özelliklerinin olmayıĢı nedeniyle kavite yüzeylerine dikkatli bir Ģekilde
uygulanmaları gerekmektedir (Manhart ve ark 2000, Sharma ve ark 2012).
1.2.2.3. Ġnorganik Doldurucu Büyüklüklerine Göre Sınıflandırma
Kompozit rezin materyaller içerdikleri inorganik doldurucu partiküllerin
büyüklüklerine göre;

Geleneksel (makrofil ve midifil) kompozitler

Küçük partiküllü makro dolduruculu kompozitler

Mikro dolduruculu kompozitler

Hibrit kompozitler

Nano kompozitler Ģeklinde sınıflandırılmaktadır (Baum ve ark 1985, Bayne
ve Thompson 2006).
Geleneksel (makrofil ve midifil) kompozitler: Geleneksel kompozitler
yaygın olarak makro dolduruculu kompozitler olarak da bilinmektedir (Baum ve ark
1985, Ferracane 2011). Bu gruptaki kompozitler ağırlıkça %70-%80 oranında ve 50–
100 µm boyutunda doldurucu partikül içerir. Pürüzlülük, boyanma ve renk
değiĢikliğine yatkın olmak gibi dezavantajları bulunmaktadır. Bu materyallerde renk
değiĢikliği, UV ıĢık ile sarımsı bir renk alan tersiyer amin varlığı nedeniyle
çoğunlukla 1,5-2 yıl içerisinde meydana gelir. Yüzey pürüzlülüğü materyalin ömrüne
14
bağlıdır. Polisajlanma özelliğinin yetersizliği, boyanma ve renk değiĢikliğine meyilli
olmaları nedeniyle günümüzde pek sık kullanılmamaktadır.
Küçük partiküllü makro dolduruculu kompozitler: Bu materyaller
ağırlıkça %70-%80 oranında ve 1–5 µm boyutunda doldurucu partikül içerirler.
Çekme ve basma dayanımları ile kırılma dayanımları yüksek ve cilalanmaları iyidir.
Bu grup kompozit rezinler fiziksel özelliklerinin iyi olması nedeniyle sınıf IV
kaviteler ve büyük diastemaların kapatılmasında tavsiye edilirler (O’Brien 2002,
Ferracane 2011).
Mikro dolduruculu kompozitler: Bu materyaller ağırlıkça %35-%40
oranında ve 0,02–0,04 µm boyutunda silikon dioksit doldurucu partikül içerir.
Yüksek oranda polisajlanabilir ve tatmin edici estetik sonuçlar elde edilir. Yoğun
stres oluĢan bölgelerde kullanılmamalıdır. Çünkü bu bölgelerde kullanıldığında
sıklıkla marjinal kenarlarda veya kütlesinde kırılmalar meydana gelmektedir. DüĢük
kırılma
dayanımları
nedeniyle
sınıf
IV
lezyonların
restorasyonunda
kullanılmamalıdır. Genel olarak fiziksel özellikleri küçük partiküllü (fine partiküllü)
kompozit rezinlerden daha yetersizdir. Bunun sebebi doldurucu içerik yüzdesinin
daha düĢük olmasıdır. Diğer kompozitlerle karĢılaĢtırıldığında ısısal genleĢme
katsayıları ve basma dayanımları yüksek, elastiklik modülleri, çekme dayanımları ve
kırılma dayanımları düĢüktür. Mikrofil kompozitlerin makro dolduruculu ve
geleneksel tip kompozitlere oranla polimerizasyon derinliği genellikle daha azdır
(Lang ve ark 1992, Boaro ve ark 2010).
Hibrit kompozitler: Bu kompozit grubu ağırlıkça %70-%80 oranında ve
0,04 µm ve 1–5 µm boyutlarında farklı doldurucu partiküller içermektedir. Ortalama
partikül büyüklüğü genellikle 0,6 µm’dir. Bazı araĢtırmacılar bu tip kompozitlerde
hibrit ve mikrohibrit olarak ayırım yapmaktadır (Venhoven ve ark 1996). Ortalama
doldurucu partikül boyutu 1µm ve üzeri olan kompozitler hibrit, ortalama doldurucu
partikül boyutu 1µm’nin altında olan kompozitler ise mikrohibrit olarak tanımlanır.
Bu materyaller genellikle radyoopaktır. Fiziksel özellikleri, geleneksel kompozit
rezinlerle küçük partiküllü makro dolduruculu kompozit rezinler arasındadır.
Kırılmaya oldukça dirençli materyallerdir (O’Brien 2002, Ferracane 2011).
15
Nano kompozitler: Nano terimi boyutça metrenin milyarda biri veya bir
mikronun binde biri anlamına gelmektedir. Günümüzde geliĢtirilen nano teknolojinin
amacı daha küçük, daha hafif ve daha dayanıklı materyallerin üretilmesidir.
Endüstride son dönemde oldukça yaygınlaĢan nano teknoloji, diĢ hekimliğinde de
önemli geliĢmeleri beraberinde getirmiĢtir. Son yıllarda mikrofil kompozitlerin
estetik özellikleri ve hibrit kompozitlerin dayanıklılığı gibi olumlu özelliklerin bir
araya getirildiği nano kompozitler üretilmeye baĢlanmıĢtır (Eğilmez ve ark 2013).
Mikro doldurucu içeren kompozitlerde yüzey alanlarının çok geniĢ olması kompozit
içerisine katılabilme oranlarını sınırlamaktadır. Nano doldurucuların her küçük
boĢluğu doldurmaları, kompozit matriksi içindeki doldurucu oranının artmasına
neden olmaktadır. Bu da kompozit rezin materyal yüzeyinin pürüzsüz, aĢınma
direncinin yüksek ve yüzey parlaklığının daha iyi olması gibi istenen klinik
özellikleri beraberinde getirmektedir (Lambrechts ve ark 2004, Sideridou ve ark
2011, Eğilmez ve ark 2013).
Geleneksel kompozitlerin yapısındaki inorganik doldurucuların formları
öğütülerek
elde
edilmeleri
nedeniyle
düzensizdir.
Nanofil
kompozitlerde
doldurucuların üretilmesi sol-jel kimyası adı verilen ve düzgün yüzeylerin elde
edilmesine olanak sağlayan özel bir teknoloji ile yapılmaktadır. Bu teknoloji ile
üretilen doldurucu partiküller küre formundadır. Küre formundaki doldurucuların
kompozit içinde doldurucu oranını arttırmaya olanak sağlaması kompozitlerin
özelliklerinin geliĢtirilmesini sağlamıĢtır. Nano kompozitlerde doldurucular boyut
olarak çok küçük oldukları için polimer zincirlerinin arasına iyi bir uyum göstererek
yerleĢir. Bu sayade polimerizasyon büzülmesi minimuma indirgenmiĢ olmaktadır
(Lambrechts ve ark 2004, Moszner 2004, Sideridou ve ark 2011).
1.2.3. Kompozit Rezinlerin Ġndirekt Restorasyonlar Ġçin Kullanılması
Hasta ve hekim için önemli üstünlükleri bulunan rezin kompozit
materyallerin
polimerizasyon
büzülmesi
göstermesi
ve
özellikle
çiğneme
kuvvetlerinden kaynaklanan yüksek strese maruz kalan posterior bölgelerde mekanik
özelliklerinin yetersiz olması gibi önemli dezavantajları da bulunmaktadır (Irie ve
Suzuki 2001, Uluakay ve ark 2011). Ayrıca polimerizasyon büzülmesi sonucu diĢ ile
restorasyon arasında oluĢan boĢluklar, mikrosızıntı, postoperatif hassasiyet, sekonder
16
çürükler ile geniĢ madde kayıplı diĢlerde ideal kontak ve konturun sağlanamasındaki
güçlükler gibi baĢka problemleri de beraberinde getirmektedir (Roulet ve Spreafico
2006, Uluakay ve ark 2011). Bu dezavantajları kaldırmak amacıyla ısı ve basınç ile
ağız dıĢında polimerize edilebilen indirekt inley/onley restorasyonların kullanımıyla
baĢarılı sonuçların alınabileceği bildirilmiĢtir (Dietschi ve Spreafico 1997).
1.3. Ġnley/Onleyler
Yapım Ģekilleri ile ilk kez Philbrook tarafından tanımlanmıĢtır. Farklı
restoratif materyallerden, ağız dıĢında hazırlanarak kavitelerine siman aracılığı ile
yapıĢtırılan restorasyonlara inley/onley adı verilmektedir (Asgar 1998, Onal 2004,
Karaaslan 2008). Yapılacak olan restorasyon, diĢin herhangi bir kaspını içermiyorsa
inley, en az bir kaspı içeriyorsa onley ve tüm kaspları içeriyorsa overley oolarak
adlandırılmaktadır (Morimoto ve ark 2009).
Ġnley/onleyler yapımında kullanılan materyale göre aĢağıdaki Ģekilde
sınıflandırılmaktadır;

Metal inley/onleyler

Seramik inley/onleyler

Kompozit inley/onleyler (Karaaslan 2008).
1.3.1. Metal inley/onleyler
Metal inley/onleylerin yüksek aĢınma dayanımına sahip olmaları, iyi
polisajlanabilmeleri, toksik etkilerinin bulunmaması ve özelliklerini uzun zaman
bozulmadan koruyabilmeleri avantajları olarak sayılmaktadır. Estetik olmamaları,
preparasyon aĢamasında diĢ yapısını koruyamamaları ve yapım aĢamasındaki teknik
hassasiyet gerektirmelerine bağlı olarak hata yapma olasılığının yüksek olması ise
dezavantajları arasında yer almaktadır (Karaaslan 2008, Morimoto ve ark 2009).
1.3.2. Seramik Ġnley/Onleyler
Adeziv diĢ hekimliğindeki geliĢmeler ile hastaların artan estetik restorasyon
beklentileri seramik inley/onleyleri popüler hale getirmiĢtir. Seramik inley/onleylerin
17
estetik görünüme sahip olmaları, dayanıklı olmaları, aĢınmaya karĢı dirençli
olmaları, biyouyumlu olmaları ve diĢe benzer termal davranıĢ göstermeleri gibi
önemli üstün özellikleri bulunmaktadır. Bununla birlikte derin preparasyon
gerektirmeleri, karĢıt diĢte aĢınmaya neden olmaları, maliyetlerinin yüksek olması,
detaylı laboratuvar iĢlemleri gerektirmeleri, kontrol sırasında kırılabilmeleri ve
tamire izin vermemeleri gibi dezavantajları bulunmaktadır (Bergman 1999, Desai ve
Das 2011).
1.3.4. Kompozit Rezin Ġnley/Onleyler
Günümüzde kompozit rezin inley/onleyler, sert doku kaybı fazla olan diĢlerin
restorasyonunda baĢarılı bir Ģekilde kullanılmaktadır. Bu tedavi Ģekli ile bir yandan
diĢ estetiği sağlanırken diğer taraftan da restorasyonların temel amaçlarından biri
olan diĢin bütünlüğü yeniden kazandırılmaktadır (Garber ve Goldstein 1994, Roulet
ve Spreafico 2001, Eğilmez ve ark 2013).
Kompozit inley/onley restorasyonların yapılmasında direkt ve indirekt
yöntem olmak üzere iki yöntem kullanılmaktadır. Direkt yöntemde ağız içerisinde
prepare edilmiĢ diĢ üzerinde kompozit rezin materyal Ģekillendirilir. IĢıkla birincil
polimerizasyonu sağlandıktan sonra restorasyon diĢten uzaklaĢtırılıp üretici firmanın
önerileri doğrultusunda final polimerizasyonu sağlanır (Wassell ve ark 2000).
Ġndirekt teknikte ise prepare edilen diĢten hassas ölçü maddeleri ile ölçü alınıp
laboratuvar ortamında inley/onley restorasyon hazırlanarak diĢe uyumlanır (Manhart
ve ark 2000). Ġki yöntemde de restorasyon rezin siman aracılığıyla kaviteye simante
edilir. Literatürde direkt ve indirekt inley/onley restorasyonlar arasında klinik baĢarı
açısından fark olmadığını bildiren araĢtırmalar bulunmaktadır (Hasanreisoğlu ve ark
2007, Ferreira ve ark 2008).
Kompozit inley/onley restorasyonlar hastadan ölçü alınarak elde edilen model
üzerinde hazırlanır ve bu restorasyonların laboratuvar ortamında özel fırınları ile ısı,
ıĢık ve/veya basınç ile polimerizasyonları sağlanır. Daha sora hasta ağzında
uyumlanarak dual cure rezin simanlarla kaviteye simante edilir. Böylece yetersiz
polimerizasyonun ve polimerizasyon büzülmesinin olumsuz sonuçları önlenmeye
çalıĢılır. DiĢin morfolojisine ve orijinal mekanik özelliklerine uygun olarak restore
18
edilmesini sağlar. Preparasyona uygun Ģekilde adapte olabilir ve diĢ ile dolgu
arasındaki boĢluklar siman ile tamamen kapatılabilir ve böylece tekrarlayan çürükler,
pulpal hasarlar ve dentin hassasiyetleri önlenmiĢ olur (Blank 2000). Bu sistemlerde
polimerizasyon büzülmesi kullanılan rezin simanda oluĢan büzülmeyle sınırlı
kalmaktadır. Polimerizasyonun ağız dıĢında sağlanması materyal içinde oluĢacak
streslerin azaltılması, fiziksel ve mekanik özelliklerin iyileĢtirilmesine katkıda
bulunmaktadır (Asmussen ve Peutzfeldt 1990). IĢık, ısı ve/veya basınç ile kombine
polimerizasyonu sağlanan restorasyonların elastik biyomekaniğinin sağlam diĢ ile
benzerlik gösterdiği bildirilmiĢtir (Ausielloa ve ark 2004). Bu Ģekilde uygulanan
rezin kompozit inley/onleyler kabul edilebilir klinik sonuçlar sergilemektedir
(Thordrup ve ark 2001) .
1.3.4.1. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Endikasyonları
Kompozit rezin inley/onleyler;

Eski restorasyonların yenilenmesi gerektiğinde,

Estetik restorasyon talebinde bulunan ve ağız hijyeni iyi olan hastalarda,

Koopere olan ve düzenli diĢ hekimi kontrollerine uyan hastalarda,

Kanal tedavisi görmüĢ diĢlerin daimi restorasyonunda,

DiĢte sert doku kaybının fazla olduğu durumlarda,

Preparasyondan sonra andırkatın olmadığı ve bağlanma için yeterli sağlıklı
diĢ dokusunun bulunduğu durumlarda,

Hastanın yaĢı ve alıĢkanlıkları göz önünde bulundurulduğunda diĢ aĢınmasına
ait anormal bir bulgunun olmadığı durumlarda uygulanmaktadır (Garber ve
Goldstein 1994, Roulet ve Spreafico 2001, Karaaslan 2008).
1.3.4.2. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Kontrendikasyonları
Kompozit rezin inley/onleyler;

Kooperasyonun sağlanamadığı hastalarda,

Ġkinci bir seans için gelemeyecek durumda bulunan hastalarda,

Ağız hijyeninin kötü olduğu vakalarda,

Düzenli diĢ hekimi kontrolüne gitmeyen hastalarda,
19

Ġnley/onleylerin bağlanması için ilgili bölgede izolasyonun sağlanamadığı
durumlarda,

DiĢ gıcırdatma ve bruksizm gibi parafonksiyonel alıĢkanlığı olan hastalarda,

DiĢ yüzeyinde atipik diĢ sert dokusunun bulunduğu durumlarda,

Geriye kalan diĢ sert dokularının bağlanma için yetersiz bulunduğu
durumlarda kontrendikedir (Garber ve Goldstein 1994, Roulet ve Spreafico 2001,
Karaaslan 2008).
1.3.4.3. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Avantajları
Kompozit inley/onleylerin avantajları;

DiĢ morfolojisinin anatomiye uygun ve kolay bir Ģekilde iĢlenebilmesi,

KomĢu diĢle ideal kontak oluĢturulabilmesi ve baĢarılı polimerizasyon
sağlanabilmesi,

Restorasyonun tesfiye, bitirme ve cilalama iĢlemlerinin aynı seansta
yapılabilmesi,

Kalan diĢ yapısını desteklemesi,

Laboratuvar maliyetlerinin düĢük olması,

Estetik açıdan hastaların memnuniyetini sağlaması,

Klinisyen tarafından laboratuarda yapılabilmesi,

KarĢıt diĢleri aĢındırmaması Ģeklinde sıralanmaktadır (Powell ve ark. 1991,
Onal 2004, Karaaslan 2008).
1.3.4.4. Kompozit Rezin Ġnley/Onleylerin Dezavantajları
Kompozit inley/onleylerin dezavantajları;

Ġndirekt çalıĢmada ikinci bir randevuya ihtiyaç duyulması,

Teknik hassasiyet gerektirmesi,

Laboratuvarda çalıĢmayı gerektirmesi,

Restorasyonun maliyetinin direkt uygulanan bir kompozit dolguya göre fazla
olması,

Kavite preparasyonu sırasında andırkat olmaması için sağlıklı diĢ sert
dokusunun kaldırılabilmesi,
20

Seanslar arasında geçici restorasyon yapılması nedeni ile ayrılan zamanın
fazla olmasıdır (Onal 2004, Karaaslan 2008).
1.4. Kompozit Rezinlerin Fiziksel Özellikleri
Yüzey sertliği, yüzey pürüzlülüğü ve su emilim oranı dental kompozit
materyallerin fiziksel özelliklerinin laboratuvar Ģartlarında değerlendirilmesinde en
çok incelenen parametrelerdendir (Rouhullahi ve ark 2012).
1.4.1. Yüzey sertliği
Yüzey sertliği bir maddenin, yüzeyinde plastik deformasyon oluĢturmaya
çalıĢan kuvvetlere karĢı gösterdiği direnç olarak tanımlanabilir. Literatürde Knoop ve
Vickers sertlik testleri kompozit rezin materyallerin önemli fiziksel özelliklerinden
olan yüzey sertliğini ölçmek amacıyla yaygın olarak kullanılan test yöntemleri olarak
karĢımıza çıkmaktadır. Bu test yöntemlerinin pozitif korelasyon gösterdiği ve
Vickers sertlik testinin restoratif materyallerin yüzey sertliği ölçümünde daha sık
olarak kullanıldığı bildirilmektedir (Shahdad ve ark. 2006).
Yüzey sertliği test yöntemlerinin çalıĢma prensibi benzer olup kuvvetin
materyal yüzeyine simetrik Ģekilli bir iĢaretleyici uçla uygulanması ve bu ucun
materyale penetrasyon miktarının belirlenmesi esasına dayanır. Bu sertlik testleri
arasındaki farklar, iĢaretleyici ucun imal edildiği maddenin cinsi, bu ucun Ģekli ve
uygulanan ağırlıktır. ĠĢaretleyici uç çelik, tungsten karpit veya elmas gibi
maddelerden üretilebileceği gibi koni, küre veya piramit Ģeklinde farklı geometrik
formlarda da olabilmektedir. Yüklenen ağırlıklar ise 50-100 gr ile 3000 kg arasında
farklılık gösterebilmektedir (Zaimoğlu 1993, O’Brien 1997, Craig 1997, AteĢ 2002,
Dabanoğlu 2003).
Kompozit materyallerin yüzey sertliği bu materyallerin aĢınmaya ve
çizilmeye karĢı gösterdikleri direnci ifade etmektedir. Bu parametre materyallerin
klinik baĢarısını doğrudan etkilemektedir. Restoratif dental bir materyalin aĢınma ve
çizilmeye yatkın olması yapılacak restorasyonun klinik baĢarısızlığının tahmini için
bir parametre olarak görülmektedir (Ulusoy ve ark 1998, Rouhullahi ve ark 2012).
21
Rezin esaslı dental kompozit materyallerde yüzey sertlik değerlerini etkileyen
faktörlerin baĢında inorganik doldurucu partiküllerin oranı ve tipi, organik matriksin
yapısı ve polimerizasyon derinliği gelmektedir. Ġnorganik doldurucu partiküllerinin
oranı arttıkça o materyalin yüzey sertlik değerlerinin de arttığı bildirilmektedir
(Zaimoğlu ve ark 1989, Ulusoy ve ark. 1998, Ulusoy ve ark 1999, Tamura ve ark
2012).
1.4.2. Yüzey pürüzlülüğü
Kompozit rezin materyallerle yapılan restorasyonların uzun ömürlü olması ve
estetiğini koruması materyalin bitirme ve polisajlanabilme özellikleriyle doğrudan
iliĢkilidir. Yapılan restorasyonların yüzeyi, renklenmeye ve sekonder çürük
oluĢmasına neden olabilecek bakteri plağı retansiyonunu engelleyecek Ģekilde
pürüzsüz olmalıdır (Marigo ve ark 2001).
Kompozit rezinlerin inorganik doldurucu partikül oranı ve boyutu bu
materyallerin yüzey sertliğini ve yüzey pürüzlülüğünü doğrudan etkilemektedir.
Yüzey özelliklerini daha iyi hale getirmek amacıyla daha yüksek oranda ve daha
küçük çapta inorganik doldurucu partikül içeren nano kompozitler geliĢtirilmiĢtir
(Baseren 2004, Eğilmez ve ark 2013). Bu teknoloji ile son yıllarda ön ve arka grup
diĢlerdeki kompozit restorasyonlarının baĢarısı arttırılmıĢtır (Eğilmez ve ark 2013).
1.4.3. Su emilimi
Kompozit rezin materyallerin fiziksel özelliklerini ve klinik baĢarısını
etkileyen parametrelerden birisi de ağız ortamından su emilim miktarıdır (Santos ve
ark 2002 ). Su emilimi parametresi dental materyallerin fiziksel ve mekanik
özelliklerinde belirleyici rol oynamaktadır. Suyun kompozit rezin tarafından
emilmesi
inorganik
doldurucu
ve
organik
matriks
arasındaki
bağlantının
bozulmasına, materyalin çekme kuvvetlerine karĢı dayanıklılığının azalmasına ve
aĢınma direncinin düĢmesine neden olmaktadır. Ayrıca silanın hidrolize olması ve
mikro çatlakların oluĢumu sonucunda kompozit rezin restorasyonlarda baĢarısız
sonuçlarla karĢılaĢılması ihtimalinin arttığı bildirilmektedir (Santos ve ark 2002).
22
Kompozit rezinlerin su emilimi sonucunda genleĢmesi klinik açıdan kritik
öneme sahiptir. Higroskobik genleĢme sonucunda ortaya çıkabilecek basınç
kompozit materyalin kendisine, kullanılan bonding ajana ve diĢ yapılarına zarar
verebilir (Sindel ve ark 1999). Buna karĢın boyutsal değiĢime sebep olan su emilimi
polimerizasyon büzülmesini kompanse edeceğinden kompozit rezin restorasyonun
daha iyi marjinal uyum sağlayabileceğini de düĢündürmüĢtür (Feilzer ve ark 1995).
Ancak marjinal uyum incelemelerinde higroskobik genleĢmenin her zaman
polimerizasyon
büzülmesinin
oluĢturduğu
mikro
aralıklar
çevresinde
gerçekleĢmediği bildirilmiĢtir (Feilzer ve ark 1995). Son yıllarda nano teknolojinin
kompozit
rezin
materyal
üretiminde
kullanılmasıyla
fiziksel
özellikleri
güçlendirilmiĢ materyallerin kullanımı popülerlik kazanmıĢtır. Nano kompozitlerin
kullanımı daha iyi cilalanabilir, daha güçlü mekanik özellikteki ve daha az su
emilimi gösteren restorasyonların yapılabilmesine olanak sağlamaktadır (Eğilmez ve
ark 2013).
1.5. Kompozit Restorasyonların BaĢarısını Etkileyen Faktörler
Kompozit restorasyonun baĢarısını etkileyen faktörler polimerizasyon
büzülmesi, marjinal sızıntı, aĢınma direnci, renklenme, çekme-basma kuvvetlerine
gösterdiği direnç kavitenin boyutu, lokalizasyonu, restorasyonun uygulanma
yöntemi, karĢıt diĢlerle olan temas ve kullanılan materyallerin doğru Ģekilde
uygulanması Ģeklinde sıralanabilir (Aktapa 2000, Barbero 2001, Özdabak 2003).
1.5.1. Polimerizasyon Büzülmesi
Rezin kompozit materyallerin polimerizasyon sırasında % 2-6 oranında
hacimsel bir büzülme gösterdikleri bildirilmiĢtir. Polimerizasyon büzülmesini
etkileyen faktörler; kavitenin büyüklüğü, uygulama tekniği, kavitenin dizaynı
(konfigürasyon faktörü) ve kompozit materyalinin türü Ģeklinde sıralanabilir (Walls
ve ark 1988, Ölmez ve Tuna 2002, Uluakay ve ark 2011). C-faktör olarak bilinen
kavitelerdeki konfigürasyon faktörü restorasyonun bağlandığı yüzeylerin, bağlantının
olmadığı yüzeylere oranı olarak tanımlanmaktadır ve bağlantı sağlanan yüzey
sayısının, serbest yüzey sayısına bölünmesi suretiyle belirlenir. Bu oran ne kadar
23
yüksek olursa materyalin akıcılığı o derce azalır ve büzülme esnasında oluĢan stresler
artar. Düz okluzal dentin yüzeylerde C faktörü 1 iken, Sınıf II kavitlerde C faktörü 2
(4/2), kutu formundaki okluzal Sınıf I kavitelerin C faktörü ise 5 tir. C faktörü 5 olan
bir kavitede polimerizasyon büzülme stresleri de artmaktadır. Bu nedenle kompozit
rezin restorasyonlarda kavitenin kutu formunda hazırlanmasından kaçınılması ve
mümkün olduğunca C faktörünün düĢürülmesi tavsiye edilmektedir (Ölmez ve Tuna
2002, Uluakay ve ark 2011).
Rezin kompozitlerin polimerizasyonu sırasında büzülmesi ile ortaya çıkan
gerilim stresleri oldukça önemlidir. Gerilim stresinin yüksek olması rezin kompozit
ile kavite kenarları arasında mikro aralık oluĢmasına sebep olur. Rezinin adezyonu
polimerizasyon büzülmesinden büyükse durum genellikle marjinal sızıntı ile
sonuçlanmaz. Ancak kavite çok geniĢ ise oransal olarak daha fazla miktarda
kompozit kullanılması gerekeceğinden polimerizasyon sırasındaki büzülme miktarı
da artacak ve mikro aralıkların oluĢma ihtimali yükselecektir. Ancak dentin bonding
ajanlarının kullanımı sayesinde diĢ ile kompozit restorasyon arasında meydana
gelebilecek mikro aralık ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan marjinal sızıntı önemli
ölçüde azaltılmıĢtır (Kargül 2001, Uluakay ve ark 2011).
IĢık ile polimerize olan kompozit rezinlerde büzülme ıĢık kaynağına doğru
olur. IĢık kaynağının gücü, uygulama uzaklığı, kompozitin rengi ve kalınlığı gibi
faktörlerin büzülmede rol oynadığı bildirilmiĢtir. Polimerizasyon büzülmesini
azaltmak için rezinin tabakalar halinde (inkremental teknik) yerleĢtirilmesi ve
tabakalar halinde ıĢıkla muamele edilerek polimerize edilmesi önerilmektedir
(Dayangaç 2000, Uluakay ve ark 2011).
1.5.2. Marjinal Sızıntı
Kompozit rezin restorasyonların baĢarısızlığındaki önemli faktörlerden biri de
polimerizasyon büzülmesi sonucu ortaya çıkan marjinal mikro sızıntıdır. Marjinal
sızıntıyı azaltan faktörler ise iyi bir marjinal uyum, yeterli fiziksel ve mekanik
özelliklere sahip materyallerin kullanımı, inkremental teknikle dikkatli bir
manipülasyon ve indirekt restorasyon tekniğinin kullanılması olarak sayılabilir. Ağız
ortamının beslenme sırasında değiĢik sıcaklıklara maruz kalması, polimerizasyon
24
sırasında materyalde meydana gelen boyutsal değiĢiklikler, rezinin su emilimi ve diĢ
sert dokuları ile restorasyon materyalinin ısısal genleĢme katsayısının önemli
miktarda farklı olması, marjinal mikro sızıntının miktarında rol oynayan faktörlerdir.
Kenar sızıntısının minimum olması için diĢ yüzeyinin asitle pürüzlendirilmesi, kavite
marjinlerinin bizote edilmesi, bonding ajanlarının kullanılması, tabakalı yerleĢtirme
tekniğinin kullanılması, kaide olarak akıĢkan kompozit uygulanması, çapraz bağlı
monomer içeren kompozit kullanılması veya indirekt restorasyon tekniğine
baĢvurulması tavsiye edilmektedir (Roulet ve Noack 1991, Boaro ve ark 2010,
Ferracane 2011).
1.5.3. AĢınma Direnci
DiĢlerin ağızda fonksiyon sırasında aĢınmaya maruz kaldıkları gibi diĢlerin
restorasyonunda kullanılan materyallerde de aynı Ģekilde aĢınma meydana
gelmektedir. Kompozitlerin içeriğindeki inorganik doldurucu partiküllerin boyutu,
Ģekli, miktarı, organik rezin matriks ile aralarındaki bağlantının kalitesi ve
polimerizasyon derecesi aĢınma dirençlerini doğrudan etkilemektedir (Heintze ve
ark. 2006, Boaro ve ark 2010).
Kompozit rezinlerin içeriğinde bulunan inorganik doldurucu partiküllerin
büyüklükleri, Ģekilleri, oranları ve dağılımları materyalin aĢınma direncini etkiler.
Doldurucu oranı fazla ve doldurucular arası boĢluğu az olan materyaller aĢınmaya
karĢı daha dirençlidir (Eğilmez ve ark 2013). AĢınma miktarında rol oynayan diğer
faktörler ise restorasyon yüzeyinin pürüzlülüğü, restorasyonda kullanılan materyalin
polimerizasyon derecesi, restorasyonun lokalizasyonu, okluzyon ve çiğneme
kuvvetleri Ģeklinde sıralanabilir (Teixera ve ark 2005). Özellikle posterior diĢlerin
restorasyonunda kullanılacak olan materyalin seçiminde materyalin aĢınma direnci
hakkında fikir sahibi olunması önem taĢımaktadır.
Ġdeal olarak, diĢlerin restorasyonunda kullanılacak olan materyalin aĢınmaya
karĢı gösterdiği direncin mine dokusuna benzer olması istenir. Günümüzde restoratif
diĢ hekimliği piyasasına sunulmuĢ olan yeni jenerasyon nano boyutlu doldurucu
içeren kompozit rezin materyaller, hem anterior hem de posterior grup diĢlerde
kullanılabilmektedir. Bu kompozit rezin materyallerin aĢınma dirençlerinin daha
25
yüksek olduğu ve bu materyaller kullanılarak yapılan restorasyonların daha uzun
ömürlü olabileceği ifade edilmektedir (Blalock ve ark 2006).
1.5.4. Renklenme
Kompozit
restorasyonlarda
çeĢitli
nedenlerle
renk
değiĢiklikleri
görülebilmektedir. Bu renk değiĢikliği iç veya dıĢ kaynaklı olabilir. Materyalin
yapısından kaynaklanan renk değiĢikliklerine iç renklenme, uygulanma hatalarından
ve dıĢ etkenlerden kaynaklanan renklenmelere de dıĢ renklenme denir. DıĢ
renklenmede materyalin uygulanması sırasında kavitenin tam izole edilememesi
nedeniyle diĢetinden sızan kan ve nem ile kontaminasyon, yetersiz polimerizasyon,
hatalı bitirme ve polisaj iĢlemleri, kötü ağız hijyeni, çay, kahve ve sigara kullanımı
gibi faktörler rol oynamaktadır. Makro dolduruculu ve Bis-GMA içeriği fazla olan
rezin kompozitlerde iç renklenme daha çok görülmektedir. IĢıkla polimerize olan ve
her geçen gün geliĢtirilen günümüz kompozitlerinde içsel renklenmelere nadir olarak
rastlanmaktadır (Dayangaç 2000, Lee YK ve ark 2011).
1.5.5. Çekme ve Basma Kuvvetlerine Direnç
Dental
restoratif
materyallerin
özellikle
posterior
bölgede
çiğneme
kuvvetlerine karĢı kırılmadan dayanabilmesi oldukça önemlidir. DiĢteki madde
kaybının miktarı, kavite preparasyonunun Ģekli ve kompozit materyalin içeriğinden
kaynaklanan
özellikleri
restorasyonun
dayanıklılığını
etkileyen
önemli
faktörlerdendir. Bir restoratif materyalin çiğneme kuvvetlerine karĢı dirençli olması
onun basma ve çekme kuvvetlerine dayanıklılığı ile paraleldir. Yapılan araĢtırmaların
sonucuna göre kompozit materyallerin çekme ve basma kuvvetlerine gösterdiği
mukavemet amalgama göre düĢük olup dentin dokusuna benzerlik göstermektedir
(ÜçtaĢlı 1991, ADA Council on Scientific Affairs 2003)
Günümüzde posterior kompozitlerin uzun dönem klinik performansları ile
ilgili tahminde bulunmak için daha fazla kısa dönem çalıĢma yapılmaktadır. Ancak
baĢarısızlık tiplerini, baĢarısızlığın muhtemel sebeplerini açıklamak ve posterior
kompozit rezin restorasyonların beklenen ömürlerini karĢılaĢtırmak için uzun dönem
çalıĢmalara ihtiyaç duyulmaktadır (Rodolpho ve ark 2006). Literatürde kompozit
26
restorasyonların baĢarısızlık sebepleri ve performansını etkileyen faktörler üzerine
sınırlı bilgiler bulunmaktadır (Sakaguchi 2005).
Bu çalıĢmada yaĢları 7-12 arasında değiĢen çocuk hastaların daimi birinci
molar diĢlerine direkt ve indirekt tekniklerle yapılan farklı kompozit resorasyonların
klinik baĢarısının takibi ve kullanılan kompozit materyallerin bazı fiziksel
özelliklerinin değerlendirilmesi planlanmıĢtır. Direkt restorasyon tekniği için iki ve
indirekt restorasyon tekniği için iki olmak üzere dört farklı kompozit materyal
kullanılmıĢtır. Direkt restorasyon için kullanılan kompozitler hibrit dolduruculu
Aelite LS Posterior (Bisco, ABD) ve Clearfil Photo posterir (Kuraray, Japonya);
indirekt restorasyon için kullanılan kompozitler ise hibrit dolduruculu Tescera ATL
(Bisco, ABD) ve hibrit seramik içerikli Estenia (Kuraray, Japonya) Ģeklindedir.
27
2. GEREÇ VE YÖNTEM
Direkt ve indirekt yöntemlerle uygulanan farklı kompozit materyallerin klinik
baĢarısını ve bazı fiziksel özelliklerini incelemek amacı ile yapılan bu çalıĢma klinik
takip ve laboratuvar çalıĢmaları olmak üzere iki aĢamada gerçekleĢtirildi. ÇalıĢmanın
klinik takip aĢaması Selçuk Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Çocuk DiĢ
Hekimliği kliniğinde, laboratuvar aĢaması ise Selçuk Üniversitesi DiĢ Hekimliği
Fakültesi AraĢtırma Laboratuvarı ile Küçük ve Orta Ölçekli ĠĢletmeleri GeliĢtirme ve
Destekleme Ġdaresi BaĢkanlığı (KOSGEB) Konya Ģubesi laboratuvarında yapıldı.
2.1. Klinik Takip ÇalıĢması
2.1.1. Hasta Seçimi
ÇalıĢma öncesi, Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Etik Kurulundan
etik kurul onay raporu alındı. Fakültenin rutin poliklinik hastaları arasından
çalıĢmanın amacına uygun gönüllü hastalar tercih edildi. Hastalar araĢtırmaya dahil
edilirken;

Cinsiyete bakılmaksızın 7-12 yaĢ aralığında olması,

Sistemik herhangi bir hastalığı bulunmaması,

En az bir adet daimi birinci molar diĢinde çürük sebebiyle restorasyon
ihtiyacı bulunması (geliĢimsel defekt, doku anomalisi bulunan diĢler hariç),

Hastada Molar Ġnsizör Hipomineralizasyonu (MIH) bulunmaması,

Düzenli diĢ fırçalama alıĢkanlığı olması,

DiĢ sıkma ve/veya gıcırdatma alıĢkanlığı olmaması,

Kontrol
randevularının
devamlılığını
sağlamak
amacıyla
Konya
ili
sınırlarında ikamet etmesi,

Velilerinin bilgilendirilmiĢ onam formunu okuyup, onaylaması,
kriterleri dikkate alındı.
ÇalıĢmaya dahil edilecek hastalara ağız hijyeni motivasyonu verilerek,
yapılan restorasyonların belirli periyotlarda kontrol edileceği bildirildi. Tedavi
öncesinde hastaların restore edilecek olan ve radyolojik olarak sağlıklı görünen
diĢlerinden dijital fotoğraflar alınarak kaydedildi. Hastalara ait bilgiler, restorasyon
28
yapılacak diĢlerle ilgili bilgiler ve yapılan restorasyonlara ait bilgiler standart hasta
formları kullanılarak arĢivlendi (Çizelge 2.1).
Çizelge 2.1: ÇalıĢmada kullanılan hasta takip formu örneği.
HASAT TAKĠP FORMU
Adı Soyadı:
Tarih:
YaĢ:
Tel:
Cinsiyet:
T.C. Kimlik No:
DiĢ No:
Adres:
Restorasyon Tipi (kaç yüzlü olduğu):
Kontrol Dönemi
Bir hafta
Kullanılan Materyal
3 ay
6 ay
1yıl
Hassasiyet
Marjinal Adaptasyon
Marjinal Renklenme
Renk Uyumu
Retansiyon
Yüzey Görünümü
Anatomik Form
Yürütülecek
olan
çalıĢmayla
ilgili
olarak
ayrıntılı
bilgileri
içeren
bilgilendirilmiĢ onam formları hasta velisine okutulup, gerekli açıklamalar
yapıldıktan sonra imzalatıldı ve bir nüshası hasta velisine verildi. ÇalıĢmaya dahil
edieln 7-12 yaĢ grubundaki hastaların yaĢ ortalaması 8 olarak tespit edildi. ÇalıĢmada
yapılan restorasyonlara iliĢkin genel bilgileri içeren çizelge aĢağıda verilmiĢtir
(Çizelge 2.2).
29
Çizelge 2.2: ÇalıĢmada takip edilen restorasyonlara genel bakıĢ.
Kız
Sağ üst 1.
molar
Sol üst 1.
molar
Sağ alt 1.
molar
Sol alt 1.
molar
Toplam
Erkek
Bir
Ġki
yüzlü
yüzlü
3
6
3
1
4
2
Üç yüzlü
Bir
Toplam
Ġki yüzlü
Üç yüzlü
0
8
2
22
4
2
3
2
16
7
6
2
5
6
28
3
9
4
3
7
8
34
9
26
17
7
23
18
100
yüzlü
2.1.2. Restoratif Materyaller
Bu araĢtırmada direkt restorasyon tekniğinde kullanılacak restoratif materyal
olarak hibrit doldurucu içeriğe sahip Aelite LS Posterior (Bisco, ABD) ile Clearfil
Photo Posterior (Kuraray, Japonya) kompozit sistemleri kullanıldı. Bu materyalleri
uygulamak için üretici firmaların önerileri doğrultusunda Aelite LS Posterior ile
yapılan kompozit restorasyonların altına All-Bond 3 (Bisco, ABD) bonding sistemi
kullanılırken Clearfil Photo Posterior ile yapılan restorasyonların altında ise Clearfil
SE Bond (Kuraray, Japonya) bonding sistemi kullanıldı. Ġndirekt inley/onley
restorasyonların gerçekleĢtirilmesinde ise Tescera ATL (Bisco, ABD) ve Estenia
(Kuraray, Japonya) hibrit seramik kompozit sistemleri kullanıldı. Restorasyonların
kaviteye simantasyonunda ürertici firmaların önerilerine uygun olarak Duolink
(Bisco, ABD) ve Panavia F (Kuraray, Japonya) dual cure rezin simanlar tercih edildi
(Çizelge 2.3-Çizelge 2.6).
30
Çizelge 2.3: ÇalıĢmada kullanılan kompozit materyaller.
Restorasyon
Firma
Ülke
Bisco
ABD
25
05697
Kuraray
Japonya
25
D0102C
Tescera ATL
Bisco
ABD
25
0004691
Estenia
Kuraray
Japonya
25
00239A
Materyal
Aelite LS
Posterior
Clearfil Photo
Posterior
sayısı
Lot no
Çizelge 2.4: ÇalıĢmada kullanılan kompozit materyallerin içeriği.
Materyal
Aelite LS
Posterior
Clearfil
Photo
Posterior
Tescera ATL
Estenia
Organik matriks
Ġnorganik doldurucu ve
boyutu
Tipi
EritilmiĢ cam hamuru,
Etoksilli Bis-GMA.
Amorf silika ve
Hibrit
partikül boyutu 0,04-3,5 μm.
Bis-GMA,
SilanlanmıĢ silika,
TEGDMA,
SilanlanmıĢ baryum cam,
UDMA.
SilanlanmıĢ kolloidal silika ve
Hibrit
Partikül boyutu 0,04-54 μm.
Etoksilli
Bis-GMA,
UDMA.
EritilmiĢ cam hamuru,
Amorf silika ve
partikül boyutu ortalama 3,5 nm.
UDMA,
Yüzeyi iĢlenmiĢ alümina, 20 nm,
Hidrofobik aromatik
SilanlanmıĢ cam,
dimetakrilat,
SilanlanmıĢ cam seramik
Hidrofobik
Partikül boyutu1,5 μm.
Mikro
hibrit
Hibrit
seramik
alifatik dimetakrilat.
31
Çizelge 2.5: ÇalıĢmada kullanılan bonding ajanlar.
Materyal
Firma
Ülke
Ġçerik
Primer:
MDP,
HEMA
Lot No
%10-30,
kamforokinon,
su,
hidrofobik alifatik dimetakrilat
Clearfil SE
Bond
Kuraray
Japonya Bond:
HEMA
Bis-GMA
%25-45,
%20-40,
041755
MDP,
kolloidal silika, kamforokinon,
baĢlatıcı, alifatik dimetakrilat
All Bond 3
Bisco
ABD
Primer: Bis-GMA
%15-50,
HEMA
%15-50,
bifenildimetakrilat % 5-20
Rezin: Bis-GMA
% 5-30,
100009291
UDMA % 5-30,
TEGDMA %10-40, cam
32
Çizelge 2.6: ÇalıĢmada kullanılan dual cure rezin simanlar.
Materyal
Firma
Ülke
Ġçerik
Lot No
A pastası: MDP, hidrofobik
aromatik dimetakrilat,
hidrofobik alifatik dimetakrilat,
hidrofilik alifatik dimetakrilat,
silanlanmıĢ silika,
kamforokinon.
B pastası: Hidrofobik aromatik
Panavia F
Kuraray
Japonya
dimetakrilat, hidrofobik alifatik
41173
dimetakrilat, silanlanmıĢ baryum
cam, sodyum florid.
ED Primer Likit A: HEMA,
MDP, su, hızlandırıcılar,
5-NMSA.
ED Primer Likit B:
Hızlandırıcılar, su, 5-NMSA.
Duolink
Bisco
ABD
Bis-GMA, UDMA,
TEGDMA, cam doldurucu.
A-19010P
2.1.3. Klinik Uygulama
Bu çalıĢmanın klinik uygulama aĢamasında, çocuk hastaların daimi birinci
molar diĢlerine direkt ve indirekt kompozit sistemleri kullanılarak restorasyonlar
yapılmıĢtır.
2.1.3.1. Direkt Kompozit Restorasyonların Uygulanması
2.1.3.1.1. Kavitelerin Hazırlanması
Restorasyon yapılacak diĢlere uygulanacak kompozit materyalin renk
skalasından yararlanılarak diĢe uygun renk seçimi yapıldı. Kompozit restorasyon
yapılacak olan diĢe lokal anestezi uygulandı. Su soğutmalı yüksek hızlı hava türbini
(aeratör) kullanılarak, elmas rond frezle desteksiz mine kalmayacak Ģekilde çürük
33
dentin dokusuna ulaĢacak kadar mine dokusu kaldırıldı. Kaviteler minimal invaziv
prensiplere uygun olarak Ģekillendirildi. DüĢük devirli çelik rond frezler ve el aletleri
yardımı ile çürük dentin dokusu tamamen uzaklaĢtırıldı. Kavitenin tutuculuğunu
artırmak için herhangi bir ek iĢlem uygulanmadı. Ġlgili bölgenin pamuk tamponlarla
ve tükürük emici ile iyi bir Ģekilde izolasyonu sağlandı.
Derin kavitelerde pulpa dokusunu restoratif materyal ve dıĢ etkenlerden
gelecek zararlara karĢı korumak amacıyla kalsiyum hidroksit (Life, Kerr, Ġsviçre)
yerleĢtirildi. Daha sonra ara yüzü de içeren kavitelerde diĢlere özel matriks
yardımıyla metal matriks bandı takılıp interdental kama yerleĢtirildi.
2.1.3.1.2. Kompozit Materyalin Uygulanması
Hazırlanan kaviteye her kompozit sistemi için uyumlu olarak seçilen bonding
sistemler üretici firmaların önerileri doğrultusunda uygulandı.
Aelite LS Posterior ile restore edilecek grupta diĢ yüzeylerini restorasyona
hazırlamak için total etch adeziv sistem olan All-Bond 3 kullanıldı (Resim 2.1-Resim
2.2). Ġzole edilen kavite 15 sn süreyle % 37’lik ortofosforik asitle asitlendi. Asit,
basınçlı su ile diĢten tamamen uzaklaĢtırılıp diĢ kurutuldu. Bölgenin yeniden
izolasyonu sağlandı. KarıĢtırma kabına All-Bond 3 setinde bulunan A ve B primer
ĢiĢelerinden eĢit miktarda eklenip fırça yardımıyla 5 sn karıĢtırıldıktan sonra
aplikatör yardımıyla kaviteye 20 sn boyunca ovalanarak uygulandı. Hava ile nazik
bir Ģekilde kurutuldu. Bu iĢlemin ardından yeni bir aplikatör yardımı ile All-Bond 3
rezin kavitenin tüm yüzeylerine uygulandı, hafif hava basıncıyla tüm kavite yüzeyine
iyice yayılması sağlandı ve LED (Light emitting diodes) ıĢık kaynağı (Elipar S10,
3M ESPE, ABD) yardımı ile üretici firmanın tavsiyeleri doğrultusunda 10 sn süreyle
polimerize edildi (Resim 2.3).
34
Resim 2.1: Aelite LS Posterior kompozit materyali.
Resim 2.2: All bond 3 bonding sistemi.
Resim 2.3: ÇalıĢmada kullanılan LED ıĢık kaynağı.
35
Clearfil Photo Posterior ile restore edilecek grupta diĢ yüzeylerini
restorasyona hazırlamak için self etch adeziv sistem olan Clearfil SE Bond kullanıldı.
Ġzole edilen kaviteye bir fırça yardımıyla 20 sn süreyle primer uygulanıp hafif hava
basıncıyla kurutuldu. Kurutulan kaviteye yeni bir aplikatör ile bonding uygulaması
yapılıp hafif hava basıncıyla tüm kaviteye iyice yayılması sağlandıktan sonra üretici
firmanın tavsiyeleri doğrultusunda LED ıĢık kaynağı kullanılarak 10 sn süreyle
polimerize edildi (Resim 2.4-Resim 2-5).
Resim 2.4: Clearfil Photo Posterior kompozit materyali.
Resim 2.5: Clearfil SE Bond bonding sistemi.
Her bir kompozit sistemi için primer ve bonding iĢlemlerinden sonra
kompozit materyaller 1,5-2 mm kalınlığında tabakalar halinde kavitelere
yerleĢtirilerek yuvarlak uçlu bir siman spatülü yardımı ile kondanse edildi. Kompozit
36
rezinler, okluzal kavitelerde öncelikle kavitenin bir kenarına yerleĢtirilerek kondanse
edilirken, ara yüzü de içeren kavitelerde öncelikle gingival basamağa yerleĢtirilerek
kondanse edildi. Her kompozit tabakası LED ıĢık cihazı yardımı ile üretici firma
talimatlarına uygun olarak polimerize edildi. Maksimum iki mm kalınlığındaki
kompozit rezin tabakaları 20 sn süreyle ve ıĢık cihazının ucu okluzal yüzeye dik
olacak Ģekilde polimerize edildi. Tabakalama yöntemiyle kompozit uygulamasına
devam edildi. Kavite kompozit materyal ile tamamen restore edilinceye kadar iĢlem
tekrarlandı. Son tabaka kondanse edilirken diĢin orijinal morfolojisine ve okluzyona
uygun olarak gerekli düzeltmeler yapıldı ve polimerizasyonu sağlandı. Kullanılan
kama ve matriks bandı uzaklaĢtırıldı. Ara yüz kavitelerinde bukkal ve
lingual/palatinal yüzeylerinden bir kez daha ıĢınlama iĢlemi yapıldı.
AraĢtırma boyunca kullanılan ıĢık cihazının gücü radyometre cihazıyla sık
periyotlarla ölçülerek kalibre edildi.
2.1.3.1.3. Bitirme ve Polisaj ĠĢlemleri
Kompozit materyale ait fazlalıklar aeratöre uygun sarı kuĢak ince grenli alev
uçlu ve labut Ģeklindeki kompozit bitirme frezleri yardımı ile alınıp fissürler ve
fossalar anatomik forma ve oklüzyona uygun Ģekilde düzeltildi. ĠĢlem sırasında
restorasyon diĢ ara yüzüne ve komĢu diĢlere zarar vermemeye özen gösterildi ve
okluzal düzenlemelerden sonra okluzyon kontrolü için ısırma kağıdı kullanıldı.
Erken temas noktaları elmas frezler ile kaldırılıp tekrar oluĢan frez izleri beyaz renkli
labut Ģekilli arkansas taĢı ile giderildi.
Tek yüzlü restorasyonların yüzeyleri Enhance (Dentsply, ABD) polisaj
lastikleri ile cilalandı. Ara yüzleri de içeren restorasyonların ara yüz uyum ve cilaları
kalından inceye doğru Sof-lex (3M Espe, Almanya) alüminyum oksit diskler ve
kompozit arayüz zımparası yardımı ile gerçekleĢtirildi. Ġnce uçlu bir sond ile
restorasyonun marjinleri incelenerek, restorasyon uyumu ve pürüzsüz bir yüzey elde
edilip edilmediği tekrar kontrol edildi. Son olarak Enhance polisaj lastikleri ile tüm
yüzeyler tekrar cilalandı. Bütün bu bitirme ve polisaj iĢlemleri su soğutması altında
gerçekleĢtirildi (Resim 2.6).
37
Resim 2.6: Polisaj diskleri ve lastikleri.
2.1.3.2. Ġndirekt Kompozit Restorasyonların Uygulanması
2.1.3.2.1. Kavitelerin Hazırlanması
Restorasyon yapılacak diĢlere uygulanacak kompozit materyale ait renk
skalasından yararlanılarak diĢe uygun renk seçimi yapıldı. Kompozit inley/onley
restorasyon yapılacak diĢe lokal anestezi uygulandı. Aeratör kullanılarak, elmas rond
frezle desteksiz mine kalmayacak Ģekilde çürük dentin dokusuna ulaĢacak kadar
mine dokusu kaldırıldı. Kavitelerin gereğinden fazla geniĢletilmemesine özen
gösterildi. DüĢük devirli çelik rond frezler ve el aletleri yardımı ile sağlam dentin
tabakasına kadar çürük uzaklaĢtırıldı (Resim 2.7). Kavite duvar ve kenarları inley
preparasyon seti (KG Sorensen, Avustralya) kullanılarak kavite tabanı ile yaklaĢık 610 derecelik açı oluĢturacak biçimde Ģekillendirildi. Kavite derinliğinin okluzalde en
az 2 mm olmasına ve kavite iç açılarının yuvarlatılmasına dikkat edildi. Derin
kavitelerde pulpayı restoratif materyal ve dıĢ etkenlerden gelecek zararlara karĢı
korumak amacıyla kalsiyum hidroksit yerleĢtirildi (Resim 2.7). Ġnley/onley
kavitesindeki andırkatlar ve eğer yerleĢtirildiyse kalsiyum hidroksit uygulanan
bölgelerin üstü ıĢıkla sertleĢen rezin modifiye cam iyonomer siman ile örtülendi.
Kavite duvar ve kenarları son kez inley preparasyon seti kullanılarak final
Ģekillendirmesi yapıldı (Resim 2.8).
38
Resim 2.7: Restore edilecek diĢin iĢlemden önceki, çürük temizlendikten sonraki ve
pulpaya yakın bölgeye kalsiyum hidroksit uygulandıktan sonraki görüntüsü.
Resim 2.8: Ġnley/onley preparasyon seti.
2.1.3.2.2. Ölçü Alınması ve Alçı Model Elde Edilmesi
Kavitelerin preparasyon iĢlemi tamamlandıktan sonra metal ölçü kaĢığı ile iki
aĢamalı ölçü tekniğine uygun (heavy-body ve light-body) polivinil siloksan esaslı
ölçü maddesi (Zetaplus, Zhermack, Ġtalya) kullanılarak ilgili bölgeden ve karĢıt
çeneden ölçüler alındı. Ölçü iĢleminden sonra mumlu ısırma kaydı alındı. Alınan
ölçülere dental sert alçı (Elite, Zhermack, Ġtalya) dökülerek alçı modeller elde edildi
ve artikülatöre alındı (Resim 2.9).
39
Resim 2.9: Hazırlanan kaviteden alınan ölçü ve elde edilen alçı model.
2.1.3.2.3. Ġndirekt Kompozit Ġnley/Onleylerin Hazırlanması
Estenia Ġndirekt Kompozit Seti Ġle Yapılan Ġnley/Onley Restorasyonların
Hazırlanması
Artikülatöre alınan alçı modellerde ilgili diĢ lak kullanılarak izole edildi.
Direkt kompozit restorasyon tekniğinde olduğu gibi tabakalama metoduna uygun
maksimum ikiĢer mm kalınlığında dentin kompozit, plastik kompozit spatülü yardımı
ile kaviteye yerleĢtirilip üretici firmanın tavsiyeleri doğrultusunda LED ıĢık cihazı ile
180 sn süreyle polimerize edildi. Son kompozit tabakası olarak translusent mine
kompoziti yerleĢtirilerek, yine plastik spatül yardımı ile diĢin morfolojisine uygun
olarak Ģekil verildi ve 180 sn süreyle tekrar polimerize edildi. Bu iĢlemin ardından
inley/onley çalıĢma modeli üzerinden çıkarılarak sistemin özel fırınında ıĢık
bölmesinde önce 180 sn ıĢığa maruz bırakıldı. Daha sonra yine özel fırınında ısı
bölmesinde 114
o
C sıcaklıkta ve 15 dakika süreyle final polimerizasyonu
gerçekleĢtirildi. Polimerizasyonu tamamlanan inley/onley restorasyon alçı modele
yerleĢtirilerek kapanıĢ modeline göre aeratör frezleri ile ön Ģekillendirme ve ön
polisajı yapıldı (Resim 2.10-Resim 2.11).
40
Resim 2.10: Estenia indirekt kompozit seti ve polimerizasyon fırını.
Resim 2.11: Hazırlanan indirekt restorasyonun model üzerindeki görüntüsü.
Tescera ATL Ġndirekt Kompozit Seti Ġle Yapılan Ġnley/Onley Restorasyonların
Hazırlanması
Hazırlanan alçı modellerde ilgili diĢ izolatör kullanılarak izole edildi.
Maksimum 2 mm kalınlığındaki dentin plastik kompozit spatülü yardımı ile kaviteye
yerleĢtirilip alçı model özel ıĢık kabı içerisindeki ıĢık yansıtan boncuklar arasında iki
dakika ıĢık ve basınç döngüsüne tabi tutuldu. Daha sonra üzerine body kompozit ve
insizal kompozit yerleĢtirilip Ģekillendirici rezin kullanılarak spatül yardımı ile
41
Ģekillendirildi ve ıĢık kabında yapılan iĢlem tekrar edildi. Bu iĢlemlerden sonra
inley/onley model üzerinden çıkarılarak okluzal Ģekillendirme yapıldı. Daha sonra
inley/onley, yarısı su ile doldurulmuĢ ısı kabı içerisine oksijen temizleyici kapsül ile
birlikte konularak 10-15 dakika ısı, ıĢık ve basınç uygulayan fırın bölmesinde final
polimerizasyon iĢlemine tabi tutuldu (Resim 2.12). Polimerizasyonu tamamlanan
inley/onley restorasyon alçı modele tekrar yerleĢtirilerek kapanıĢ modeline göre
aeratör frezleri ile ön Ģekillendirme yapılıp ön cilalama iĢlemi gerçekleĢtirildi.
Hazırlanan inley/onleyler tekrar model üzerine yerleĢtirildi. Daha sonra sarı kuĢak
ince grenli alev uçlu aeratör frezi ve labut frezler yardımı ile fazlalıkları alınıp fissür
ve fossalar belirgin hale getirildi. KapanıĢ modeli ile okluzal uyumlanması yapıldı.
Daha sonra beyaz renkli arkansas taĢı ile frez izleri giderilip Enhance polisaj
lastikleri yardımıyla polisaj tamamlanarak inley/onleylere son Ģekli verildi.
Resim 2.12: Tescera ATL indirekt kompozit materyali ve polimerizasyon fırını.
2.1.3.2.4. Ġnley/Onleylerin DiĢe Uyumlanması ve Simantasyonu
Hazırlanan
inley/onley
restorasyonlar
yapıĢtırılmadan
önce
kaviteye
yerleĢtirilerek uyumları ve yükseklikleri kontrol edildi. Ġnce grenli aeratör frezleri
yardımı ile inley/onley restorasyona Ģekil verildi. Ġlgili bölge pamuk rulolar ve
tükürük emici yardımı ile izole edildi.
42
Estenia indirekt kompozit sistemi ile yapılmıĢ olan restorasyonların
simantasyonu Panavia F (Kuraray, Japonya) dual-cure rezin siman kullanılarak
gerçekleĢtirildi (Resim 2.13). Restorasyonun iç yüzeyine ve izole edilen kaviteye
Panavia F rezin simanın ED primeri 60 sn süreyle uygulandı. Rezin simanın A ve B
pastası karıĢtırma pedi üzerinde eĢit oranda konulup homojen bir kıvam alıncaya
kadar karıĢtırıldı. DiĢ ve restorasyon orta Ģiddette hava ile kurutuldu. Hazırlanan
siman inley/onley restorasyonun iç yüzeyine eĢit kalınlıkta uygulanıp kaviteye
yerleĢtirildi. Bonding fırçası yardımı ile siman artıkları uzaklaĢtırıldı. Restorasyonun
bütün kenarlarından (bukkal, lingual/palatinal ve okluzal) ıĢık cihazı ile 20’Ģer sn ıĢık
uygulanarak polimerizasyon sağlandı. Bu iĢlemin ardından bütün kavite kenarlarına
Panavia F rezin siman setinde yer alan oksiguard oksijen inhibitörü sürülüp 3 dk
bekletildi. Bu iĢlemin ardından kalından inceye Sof-lex alüminyum oksit diskler
yardımı ile siman fazlalıkları uzaklaĢtırıldı. Son olarak Enhance polisaj lastikleri ile
polisajı yapılarak restorasyonlar tamamlandı (Resim 2.14).
Resim 2.13: Panavia F rezin siman.
43
Resim 2.14: TamamlanmıĢ Estenia indirekt restorasyon.
Tescera ATL indirekt kompozit sistemi ile yapılan restorasyonlar ise
kavitelere Duolink dual cure rezin siman kullanılarak yapıĢtırıldı (Resim 2.15). Ġzole
edilen kaviteye ve inley/onley restorasyonun iç yüzeyine 20 sn süreyle rezin simanın
setinde yer alan %37’lik ortofosforik asit uygulandı. Bu iĢlemin ardından asit, hava
su spreyi yardımıyla 10 sn yıkanıp kavite ve restorasyon kurutuldu. All-Bond 3
üretici firmanın talimatlarına uygun Ģekilde kavitenin tüm yüzeylerine uygulandı.
Hafif bir hava basıncıyla kaviteye yayılması sağlandı ve LED ıĢık cihazı yardımı ile
10 sn süreyle polimerize edildi. Özel karıĢtırma ucu ile rezin siman inley/onley
restorasyonun iç yüzeyine eĢit kalınlıkta sürülüp kaviteye yerleĢtirildi. Bonding
fırçası yardımı ile siman artıkları uzaklaĢtırıldı. Restorasyonun bütün kenarlarından
LED ıĢık kaynağı ile 20 sn ıĢık uygulanarak polimerizasyonu tamamlandı. Daha
sonra ısırtma kağıdı yardımıyla yükseklik kontrolü yapıldı. Erken temas noktaları
elmas frezler ile ortadan kaldırıldı. Kalından inceye Sof-lex alüminyum oksit diskler
yardımı ile siman fazlalıkları uzaklaĢtırıldı. Son olarak Enhance polisaj lastikleri ile
final polisajı yapılarak restorasyonlar tamamlandı (Resim 2.16).
44
Resim 2.15: Duolink rezin siman.
Resim 2.16: TamamlanmıĢ Tescera ATL indirekt restorasyon.
2.1.4. Klinik Değerlendirme
Restorasyonlar yapıldıktan 1 hafta, 3 ay, 6 ay ve 1 yıl sonra modifiye United
States Public Health Service (USPHS) kriterlerine göre biri kör olmak üzere iki
gözlemci tarafından materyaller değerlendirildi (Çizelge 2.7). USPHS değerlendirme
sistemi yapılan restorasyonların kabul edilebilirliğini belirleyebilmek amacıyla
dizayn edilmiĢtir (Cvar ve Ryge 2005). Bu sistemde restorasyonlar;
Alfa: Herhangi bir değiĢiklik ve klinik belirti olmayan restorasyonlar,
Bravo: DeğiĢiklik olan ancak klinik olarak kabul edilebilir ve yenilemeye
gerek olmayan restorasyonlar,
Çarli: Restorasyonun değiĢmesine neden olacak kadar büyük değiĢiklikler
bulunan restorasyonlar, Ģeklinde skorlanarak değerlendirme yapılır (Sarrett 2005).
45
Çizelge 2.7: Klinik değerlendirmede kullanılan USPHS kriterleri.
Alfa (A)
DiĢ Hassasiyeti Bravo (B)
Marjinal
renklenme
Renk uyumu
Hafif ve çabuk geçen bir hassasiyet var
Çarli (C)
ġiddetli ve dayanılmaz bir hassasiyet var
Alfa (A)
Sondla muayenede takılma yok
Bravo (B)
Sondla muayenede takılma var ancak dentin açıkta
değil
adaptasyon
Marjinal
Dentin hassasiyeti yok
Çarli (C)
Sondla muayenede takılma var, dentin açığa çıkmıĢ
Alfa (A)
Marjinal renklenme yok
Bravo (B)
Sınırlı, geniĢ olmayan marjinal renklenme var
Çarli (C)
Belirgin, pulpa odasına ulaĢan marjinal renklenme var
Alfa (A)
Restorasyonda mükemmel renk uyumu var
Bravo (B)
Restorasyonda renk uyumu var ama mükemmel değil.
Çarli (C)
Restorasyonun renk uyumu klinik olarak kabul
edilemez
Retansiyon
Alfa (A)
Restorasyonun tam retansiyonu
Bravo (B)
Restorasyon hareketli fakat hala yerinde
Çarli (C)
Restorasyon düĢmüĢ
Alfa (A)
Yüzey pürüzlü değil
Bravo (B)
Yüzey hafifçe pürüzlü
Çarli (C)
Yüzey yüksek derecede pürüzlü
Alfa (A)
Restorasyon
Yüzey
görünümü
diĢle
anatomik
olarak
devamlılık
gösteriyor
Anatomik
form
Bravo (B)
Genel bir aĢınma var ancak klinik olarak kabul
edilebilir
Çarli (C)
Dentine ulaĢan aĢınma var (klinik olarak kabul
edilemez)
46
2.2. Laboratuvar ÇalıĢmaları
Bu çalıĢmanın laboratuvar aĢamasında kullanılan dört faklı kompozit
materyalin yüzey sertliği, yüzey pürüzlülüğü ve su emilimi gibi fiziksel ve mekanik
özellikler test edildi.
2.2.1. Yüzey sertliği
Kompozit materyallerin yüzey sertliklerini belirlemek için gerekli örneklerin
hazırlanması aĢamasında 1,5 mm yüksekliğinde ve 7 mm çapında standart metal
kalıplar kullanıldı (Resim 2.17). Her bir kompozit materyal kalıplar içerisine
yerleĢtirilip polimerize edilmek suretiyle 20 adet örnek elde edildi. Kompozit rezin
materyaller Ģeffaf bant ile cam arasına yerleĢtirilen metal kalıp içerisine
yerleĢtirildikten sonra direkt kompozit rezinlerde 20 sn, indirekt kompozit rezinlerde
ise 180 sn LED ıĢık kaynağıyla polimerizasyonları sağlandı. Daha sonra metal
kalıplardan çıkarılan indirekt kompozit rezinlerin üretici firmaların talimatlarına göre
özel fırınlarında final polimerizasyonları sağlandı. Her bir örneğin test edilecek ıĢığa
maruz bırakılan üst yüzeyi 1500 gritlik su zımparası ile düzleĢtirildikten sonra
abraziv diskler ile polisaj lastikleri yardımıyla polisajları tamamlandı ve ıĢığa maruz
bırakılan yüzey iĢaretlendi. Kompozit rezin örnekler test edilinceye kadar oda
sıcaklığında ıĢık geçirmeyen amber renkli ĢiĢelere doldurulan serum fizyolojik
içerisinde muhafaza edildi (Resim 2.18).
Resim 2.17: Kullanılan metal kalıplar ve elde edilen örnek.
47
Resim 2.18: Örneklerin bekletildiği amber renkli ĢiĢeler.
Restoratif kompozit rezin materyallerin yüzey sertlik değerleri Vickers
Hardness Tester (Matsuzawa Seiki Co. LTD. MH 2028, Tokyo JAPAN) yüzey
sertlik ölçüm cihazı ile belirlendi (Resim 2.19-Resim 2.20). Bunun için her örneğin
ıĢığa maruz bırakılan yüzeyinde üç ayrı noktaya ayrı ayrı olmak üzere cihazın elmas
ucuyla 300 gr’lık yük 20 sn süreyle uygulandı. Elmas ucun oluĢturduğu çentik
mikroskop altında ölçülerek rakamsal değerler belirlendi (Resim 2.21). Daha sonra
bu ölçümlerden elde edilen değerler cihaza ait tablodan Vickers sertlik birimine
dönüĢtürüldü. Yapılan üç ölçümün ortalaması o örneğe ait Vickers sertlik değeri
olarak kaydedildi.
48
Resim 2.19: Yüzey sertliği ölçüm cihazı.
Resim 2.20: Kompozit örneğin yüzeyine elmas uç ile kuvvet uygulanması.
49
Resim 2.21: Elmas ucun örneğin yüzeyinde bıraktığı iz.
2.2.2. Yüzey pürüzlülüğü
Yüzey sertliği ölçümünde olduğu gibi kompozit örneklerin elde edilmesi için
1.5 mm yüksekliğinde ve 7 mm çapında standart metal kalıplar kullanıldı. Her bir
kompozit rezin materyalden metal kalıplar içerisine yerleĢtirilerek 20 adet örnek elde
edildi. Kompozit rezin materyaller Ģeffaf bant ile cam arasına yerleĢtirilen metal
kalıp içerisine yerleĢtirildikten sonra direkt kompozit rezinlerde 20 sn, indirekt
kompozit rezinlerde ise 180 sn LED ıĢık kaynağıyla polimerizasyonları sağlandı.
Daha sonra metal kalıplardan çıkarılan indirekt kompozit rezinler üretici firmaların
talimatlarına göre özel fırınlarında final polimerizasyonları da gerçekleĢtirildi. Her
bir örneğin test edilecek ıĢığa maruz bırakılan üst yüzeyi 1500 gritlik su zımparası ile
düzleĢtirildikten sonra abraziv diskler ile polisaj lastikleri yardımıyla polisajları
tamamlandı ve bu yüzeyleri iĢaretlendi. Kompozit rezin örnekler test edilinceye
kadar oda sıcaklığında ıĢık geçirmeyen amber renkli ĢiĢelere doldurulan serum
fizyolojik içerisinde muhafaza edildi.
Hazırlanan kompozit rezin örneklerin yüzey pürüzlülüğü Computerize
Roughness Tester (Mitutoyo, ABD) yüzey pürüzlülük cihazı ile ölçüldü (Resim
2.22). Her bir örneğin üç farklı bölgesinden ölçüm yapılarak ortalaması alındı ve bu
değer örneğe ait yüzey pürüzlülük değeri olarak kaydedildi. Bu değer Ra cinsinden
tespit edildi. Ra parametresi ise bir yüzeyin boydan boya pürüzlülüğünü ifade eder ve
belirli bir ölçüm aralığında çizilen bir hattan pürüzlülük profilinin aritmetik ortalama
değeri olarak tarif edilebilir.
50
Resim 2.22: Yüzey pürüzlülüğü ölçüm cihazı
2.2.3. Su emilimi
Yüzey sertliği ve yüzey pürüzlülüğü ölçümlerinde olduğu gibi kompozit rezin
örneklerin elde edilmesi için 1.5 mm yüksekliğinde ve 7 mm çapında metal kalıplar
kullanıldı. Her bir kompozit rezin materyalden metal kalıplar içerisine yerleĢtirilerek
20 adet örnek elde edildi. Kompozit rezin materyaller Ģeffaf bant ile cam arasına
yerleĢtirilen metal kalıp içerisine yerleĢtirildikten sonra direkt kompozit rezinlerde 20
sn, indirekt kompozit rezinlerde ise 180 sn LED ıĢık kaynağıyla polimerizasyonları
sağlandı. Daha sonra metal kalıplardan çıkarılan indirekt kompozit rezinler üretici
firmaların talimatlarına göre özel fırınlarında final polimerizasyonları sağlandı. Her
bir örneğin her iki yüzeyi de 1500 gritlik su zımparası ile düzleĢtirildikten sonra
abraziv diskler ve polisaj lastikleri ile polisajları tamamlandı. Kompozit rezin
örnekler test edilinceye kadar oda sıcaklığında ıĢık geçirmeyen amber renkli ĢiĢelere
doldurulan serum fizyolojik içerisinde muhafaza edildi.
ÇalıĢma boyunca kompozit örneklerin ağırlığının ölçümünde 0.0001 gr
hassasiyetinde ölçüm yapabilen elektronik terazi (Shimadzu, ABD) kullanıldı (Resim
2.23). Her ölçüm yapılmadan önce elektronik hassas terazi kalibre edildi. Hazırlanan
örnekler, yapılarındaki nem uzaklaĢtırılıp sabit ağırlıklarına gelinceye kadar 37ºC’de
desikatör içerisinde 24 saat bekletildi. Daha sonra ağırlık ölçümü yapıldı ve ölçülen
51
değer m1 olarak kaydedildi. Desikatörden alınan örnekler oda sıcaklığında içerisinde
5 ml distile su bulunan cam ĢiĢelere alındı (Resim 2.24).
Resim 2.23: ÇalıĢmada kullanılan hassas terazi.
Resim 2.24: ÇalıĢmada kullanılan desikatör.
52
Kompozit örnekler 15 günlük bekletme süresinin sonunda distile su içeren
cam ĢiĢelerden çıkarıldı. Üzerlerindeki fazla su kurutma kağıdı ile emdirildikten
sonra elektronik hassas terazide tekrar ağırlık ölçümü yapıldı ve ölçülen değer m2
olarak kaydedildi. Örneklerin desikatörde kurutulup sabit ağırlığa ulaĢtıktan sonraki
ağırlıkları (m1) ile distile su içerisinden çıkarıldıktan sonraki ağırlıkları (m2)
arasındaki fark hesaplandı. Bulunan değer örneğin hacmine bölünerek kompozit
rezin materyalin su emilim değeri mg/mm3 cinsinden hesaplandı.
Kompozit rezin örneklerin su emilim değerinin belirlenmesinde Ģu formül
kullanıldı (BektaĢ ve ark 2006):
Su emilimi=(m2-m1) /V
m2=suda bekletildikten sonraki ağırlığı (mg)
m1=kuru ağırlığı(mg)
V=örneğin hacmi (mm3)
2.3. Ġstatistiksel Değerlendirme
Ġstatiksel analizler için SPSS Windows 13.0 paket programı kullanıldı.
Kompozit rezin restorasyonların klinik takibinden elde edilen veriler
Cochrane ve Mc Nemar testleriyle değerlendirildi. Ölçüm hatalarının eliminasyonu
amacıyla restorasyonlar biri kör olmak üzere iki gözlemci tarafından skorlandı ve
gözlemciler arası farklılık Kappa testiyle değerlendirildi.
Laboratuvar çalıĢmalarında kompozit rezinlerin yüzey sertliği, yüzey
pürüzlülüğü ve su emilimi testlerinden elde edilen verilerin normal dağılıp
dağılmadığı Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleriyle değerlendirildi. Bu
değerlendirmelerin sonuçlarına göre normal dağılmayan su emilimi verileri
bakımından kompozit rezinlerin karĢılaĢtırılması Kruskal Wallis testi ile yapıldı.
Verilerin normal dağılım gösterdiği yüzey sertliği ve yüzey pürüzlülüğü
parametreleri bakımından kompozit rezinlerin farklılıklarının karĢılaĢtırılmasında ise
One Way Anova testi ile Tukey HSD testi kullanıldı.
53
3. BULGULAR
3.1. Klinik ÇalıĢmaya Ait Bulgular
Bu araĢtırmanın klinik takip aĢamasında hastalara Aelite LS Posterior,
Clearfil Photo Posterior, Tescera ATL ve Estenia kompozit materyalleri kullanılarak
her bir materyalden 30 adet olmak üzere toplam 120 adet restorasyon yapıldı. Her
grup için bir senenin sonunda rastgele 25 adet restorasyon seçilip takip sonuçları
değerlendirmeye alındı. Bu Ģekilde direkt ve indirekt teknikle uygulanmıĢ olan
toplam 100 adet kompozit restorasyon değerlendirilmiĢ oldu. ÇalıĢma esnasında
hasta velilerinin adres değiĢiklikleri nedeniyle 8 hastada yapılan 14 adet restorasyon
takip edilemedi. Ayrıca yapılan bir adet restorasyon, uygulanan tedaviden bir ay
sonra vitalitesini kaybettiğinden bu diĢe kök kanal tedavisi uygulanıp çalıĢma dıĢı
bırakıldı. Kullanılan her bir materyal grubu için uygulanan restorasyon sayısı, takip
edilebilen restorasyon sayısı ve değerlendirmeye alınan restorasyon sayısı aĢağıda
gösterilmiĢtir (Çizelge 3.1).
Çizelge 3.1: ÇalıĢmaya dahil edilen restorasyonlara iliĢkin bilgiler.
Kompozit
materyal
Aelite LS
Posterior
BaĢlangıç
restorasyon
sayısı
Bir yıl takip edilen
restorasyon sayısı
Değerlendirilmeye
alınan restorasyon
sayısı
30
27
25
30
26
25
30
27
25
30
25
25
Clearfil
Photo
Posterior
Tescera
ATL
Estenia
ÇalıĢmada yapılan kompozit restorasyonlara biri kör olmak üzere iki farklı
gözlemci tarafından modifiye USPHS kriterlerine göre verilen skorlar Çizelge 3.2Çizelge 3.5’te verilmiĢtir. Gözlemciler arası Kappa skoru oldukça yüksek olup tüm
skorlar %90’dan daha yüksek değer almıĢtır. Kompozit rezin restorasyonların baĢarı
yüzdeleri de aynı Ģekilde modifiye USPHS kriterlerine göre Çizelge 3.6’da
gösterilmiĢtir.
54
Çizelge 3.2: Aelite LS Posterior için modifiye USPHS kriterlerine göre elde edilen skorlar.
Kontrol
periyodu
1 hafta
3 ay
6 ay
12 ay
Yüzey
Anatomik
görünümü
form
25
25
25
0
0
0
0
0
0
0
0
0
25
25
25
25
25
25
0
0
0
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
24
24
24
25
25
25
B
0
1
1
1
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
23
22
23
25
25
25
B
0
2
3
2
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
Marjnal
Marjinal
Renk
adaptasyon
renklenme
uyumu
25
25
25
25
B
0
0
0
C
0
0
A
25
B
Skor
Hassasiyet
A
Retansiyon
55
Çizelge 3.3: Clearfil Photo Posterior için modifiye USPHS kriterlerine göre elde edilen skorlar.
Kontrol
periyodu
1 hafta
3 ay
6 ay
12 ay
Yüzey
Anatomik
görünümü
form
25
25
25
0
0
0
0
0
0
0
0
0
25
25
25
25
25
25
0
0
0
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
24
24
24
25
25
25
B
0
1
1
1
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
24
23
24
25
25
25
B
0
1
2
1
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
Marjnal
Marjinal
Renk
adaptasyon
renklenme
uyumu
25
25
25
25
B
0
0
0
C
0
0
A
25
B
Skor
Hassasiyet
A
Retansiyon
56
Çizelge 3.4: Tescera ATL için modifiye USPHS kriterlerine göre elde edilen skorlar.
Kontrol
periyodu
1 hafta
3 ay
6 ay
12 ay
Hassasiyet
Marjnal
adaptasyon
Marjinal
renklenme
Renk
uyumu
Retansiyon
Yüzey
görünümü
Anatomik
form
A
25
25
25
25
25
25
25
B
0
0
0
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
25
25
25
25
25
25
B
0
0
0
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
24
24
25
25
25
25
B
0
1
1
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
24
23
25
25
25
25
B
0
1
2
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
Skor
57
Çizelge 3.5: Estenia için modifiye USPHS kriterlerine göre elde edilen skorlar.
Kontrol
periyodu
1 hafta
3 ay
6 ay
12 ay
Skor
Hassasiyet
Marjnal
adaptasyon
Marjinal
renklenme
Renk
uyumu
Retansiyon
Yüzey
görünümü
Anatomik
form
A
25
25
25
25
25
25
25
B
0
0
0
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
25
25
25
25
25
25
B
0
0
0
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
25
25
25
25
25
25
B
0
0
0
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
A
25
24
24
25
25
25
25
B
0
1
1
0
0
0
0
C
0
0
0
0
0
0
0
58
Çizelge 3.6: Modifiye USPHS kriterlerine göre kompozit rezin restorasyonların bir
yıllık takip sonucundaki baĢarı yüzdeleri.
Aelite LS Clearfil Photo
Tescera ATL
Estenia
Posterior
Posterior
A
Hassasiyet
25
%100
25
%100
25
%100
25
%100
B
%0
0
%0
0
%0
0
%0
C
%0
0
%0
0
%0
0
%0
A
23
%92
24
%96
24
%96
24
%96
Marjnal
B
adaptasyon
2
%8
1
%4
1
%4
1
%4
%0
0
%0
0
%0
0
%0
A
22
%88
23
%92
23
%92
24
%96
B
3
%12
2
%8
2
%8
1
%4
C
0
%0
0
%0
0
%0
0
%0
A
23
%92
24
%96
25
%100
25
%100
B
2
%8
1
%4
0
%0
0
%0
C
0
%0
0
%0
0
%0
0
%0
A
25
%100
25
%100
25
%100
25
%100
Retansiyon B
C
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
A
25
%100
25
%100
25
%100
25
%100
B
C
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
A
25
%100
25
%100
25
%100
25
%100
B
C
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
0
0
%0
%0
C
Marjinal
renklenme
Renk
uyumu
Yüzey
görünümü
Anatomik
form
Bir yıllık takip sonuçlarına göre hassasiyet, retansiyon, yüzey görünümü ve
anatomik form kriterleri açısından tüm kompozit restorasyonlarda baĢarı oranı A
(alfa) skoru %100 olarak kaydedildi.
Marjinal adaptasyon bakımından bir yıl sonucunda Aelite LS Posterior
grubunda A skoru oranı %92, Clearfil Photo Posterior, Tescera ATL ve Estenia
grupları için ise aynı parametre %96 olarak kaydedildi.
59
Marjinal renklenme açısından Estenia, Clearfil Photo Posterior ve Tescera
ATL gruplarında A skoru oranı % 92 iken Aelite LS Posterior grubunda ise % 88
olarak bulundu.
Renk uyumu kriteri incelendiğinde Tescera ATL ve Estenia gruplarının %100
oranında A skoru aldığı, bu oranın Clearfil Photo Posterior grubunda %96, Aelite LS
Posterior grubunda ise %92 olduğu gözlendi.
Yapılan istatistiksel değerlendirme ile bir yıllık takip sonucunda kullanılan
kompozit rezin materyaller arasında USPHS kriterlerine göre değerlendirilen
hassasiyet, marjinal adaptasyon, marjinal renklenme, renk uyumu, retansiyon, yüzey
görünümü ve anatomik form parametreleri arasında anlamlı bir fark gözlenmedi.
Bütün restorasyonlar klinik olarak kabul edilebilir bulundu. Yapılan restorasyonların
restorasyon öncesi ve bir yıl sonraki klinik durumları Resim 3.1-Resim 3.4’te
gösterildi. Marjinal adaptasyon, marjinal renklenme ve renk uyumu kriterlerinde
materyaller arası A skoru ve B skoru oranları arasındaki sayısal farklılıklar Grafik
3.1-Grafik 3.4’te gösterildi.
Resim 3.1: Aelite LS Posterior direkt kompozit materyali ile restore edilen 46
numaralı diĢin tedavi öncesi ve bir yıllık takip görüntüsü.
60
Resim 3.2: Clearfil Photo Posterior direkt kompozit materyali ile restore edilen 46
numaralı diĢin tedavi öncesi ve bir yıllık takip görüntüsü.
Resim 3.3: Estenia indirekt kompozit materyali ile restore edilen 46 numaralı diĢin
tedavi öncesi ve bir yıllık takip görüntüsü.
61
Resim 3.4: Tescera ATL indirekt kompozit materyali ile restore edilen 36 numaralı
diĢin tedavi öncesi ve bir yıllık takip görüntüsü.
Hassasiyet, retansiyon, anatomik form ve yüzey görünümü
için A skoru oranı
100
95
Aelite LS Posterior
Clearfil Photo Posterior
Tescera ATL
Estenia
A skoru yüzdesi
90
85
80
75
70
65
60
55
50
Başlangıç
3 ay
6 ay
1 yıl
Grafik 3.1: Modifiye USPHS kriterlerine göre restorasyonların baĢarı (A skoru)
yüzdelerinin hassasiyet, retansiyon, anatomik form ve yüzey görünümü açısından
değerlendirilmesi
62
Marjinal adaptasyon için A skoru oranı
100
Aelite LS Posterior
Clearfil Photo Posterior
Tescera ATL
Estenia
A skoru yüzdesi
90
80
70
60
50
Başlangıç
3 ay
6 ay
1 yıl
Grafik 3.2: Modifiye USPHS kriterlerine göre restorasyonların baĢarı (A skoru)
yüzdelerinin marjinal adaptasyon bakımından değerlendirilmesi.
Marjinal renklenme için A skoru oranı
100
Aelite LS Posterior
Clearfil Photo Posterior
Tescera ATL
Estenia
A skoru yüzdesi
90
80
70
60
50
Başlangıç
3 ay
6 ay
1 yıl
Grafik 3.3: Modifiye USPHS kriterlerine göre restorasyonların baĢarı (A skoru)
yüzdelerinin marjinal renklenme açısından değerlendirilmesi.
63
Renk uyumu için A skoru oranı
Aelite LS Posterior
Clearfil Photo Posterior
Tescera ATL
A skoru yüzdesi
100
90
80
70
Estenia
60
50
Başlangıç
3 ay
6 ay
1 yıl
Grafik 3.4: Modifiye USPHS kriterlerine göre restorasyonların baĢarı (A skoru)
yüzdelerinin renk uyumu açısından değerlendirilmesi.
3.2. ÇalıĢmanın Laboratuvar AĢamasına Ait Bulgular
Bu çalıĢmada kullanılan kompozit rezin materyallere ait yüzey sertliği, yüzey
pürüzlülüğü ve su emilimleri gibi fiziksel ve mekanik özellikler laboratuvar
Ģartlarında test edildi.
3.2.1. Yüzey Sertliği Ölçümüne Ait Bulgular
Kullanılan dört farklı kompozit rezin materyalin Vikers sertlik testine ait
bulguları Çizelge 3.7’de gösterilmiĢtir.
64
Çizelge 3.7: Materyallerin Vikers setlik değerlerine ait tanımlayıcı istatistik verileri
(VHN).
Gruplar
N
Min
Maks
Ort±SS
Aelite LS
Posterior
20
73,50
145,00
99,79±21,38
Clearfil
Photo
Posterior
20
93,80
137,00
112,99±12,32
Estenia
20
120,00
184,00
155,05±19,55
Tescera ATL
20
91,40
198,00
135,85±32,19
Kompozit rezin materyaller arasında ortalama olarak en yüksek mikro sertlik
değeri (155,05±19,55 VHN) indirekt teknikle uygulanan kompozit rezin Estenia
grubundan elde edildi. Ortalama en düĢük sertlik değeri ise 99,79±21,38 VHN ile
Aelite LS Posterior kompozit rezin grubuna aitti.
Yapılan istatistiksel analizler sonucunda yüzey mikro sertlik değerleri
bakımından indirekt teknikle uygulanan ve hibrit seramik içeriğe sahip olan Estenia,
diğer materyallerden anlamlı derecede yüksek değerlere sahip bulundu (p<0.05).
Ġndirekt teknikle uygulanan Tescera ATL, direkt teknikle uygulanan Aelite LS
Posterior ve Clearfil Photo Posterior kompozit rezin materyallere göre istatisitiksel
olarak anlamlı derecede yüksek yüzey sertlik değerine sahipti (p<0.05). Direkt
teknikle uygulanan Aelite LS Posterior ve Clearfil Photo Posterior sistemleri
arasında yüzey mikro sertliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark
gözlenmedi (p>0.05), (Grafik 3.5).
65
Ortalama yüzey sertlik değerleri
(VHN)
Yüzey sertliğine ait istatistiksel bulgular
180
160
140
120
100
80
60
40
20
0
Aelite LS
Posterior
Clearfil Photo
Posterior
Estenia
Tescera ATL
Grafik 3.5: Test edilen kompozit materyallerin yüzey sertliği. Yatay çizgi ile
birleĢtirilen sütunlar arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark yoktur (p=0,05).
3.2.2. Yüzey Pürüzlülüğü Ölçümüne Ait Bulgular
Kullanılan dört farklı kompozit rezin materyalin yüzey pürüzlülüğü testinden
elde edilen bulgular Çizelge 3.8’de gösterilmiĢtir.
66
Çizelge 3.8: Materyallerin yüzey pürüzlülüğü testinden elde edilen verilere ait
tanımlayıcı istatistik değerleri (Ra).
N
Min
Maks
Ort±SS
20
0,37
1,01
0,67±0,17
20
0,41
0,86
0,63±0,11
Estenia
20
0,37
0,90
0,59±0,15
Tescera ATL
20
0,47
0,97
0,70±0,15
Gruplar
Aelite LS
Posterior
Clearfil Photo
Posterior
Test grupları arasında ortalama olarak en düĢük yüzey pürüzlülük değeri
0,59±0,15 Ra değeri ile indirekt yöntemle uygulanan ve hibrit seramik içeriğe sahip
olan Estenia grubundan elde edildi. Ortalama en yüksek yüzey pürüzlülük değeri ise
0,70±0,15 Ra ile yine indirekt yöntemle uygulanan ve mikro hibrit içeriğe sahip olan
kompozit rezin Tescera ATL grubunda gözlendi.
Yapılan istatistiksel analizler sonucunda Aelite LS Posterior, Clearfil photo
posterior, Estenia ve Tescera ATL kompozit rezin materyaller arasında yüzey
pürüzlülüğü açısından anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0.05), (Grafik 3.6).
67
Ortalama yüzey pürüzlülük değerleri
(Ra)
Yüzey pürüzlülüğüne ait istatistiksel bulgular
1
0,9
0,8
0,7
0,6
0,5
0,4
0,3
0,2
0,1
0
Aelite LS
Posterior
Clearfil Photo
Posterior
Estenia
Tescera ATL
Grafik 3.6: Test edilen kompozit materyallerin yüzey pürüzlülüğü. Yatay çizgi ile
birleĢtirilen sütunlar arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark yoktur (p=0,05).
3.2.3. Su Emilimi Ölçümüne Ait Bulgular
Kullanılan dört farklı kompozit rezin materyalin su emilimi testine ait
bulgular Çizelge 3.9’da gösterilmiĢtir.
68
Çizelge 3.9: Kompozit rezin materyallere ait su emilim değerleri (µg/mm3).
N
Min
Maks
Ort±SS
20
1,6
5,1
2,88±1,40
20
1,6
5,2
3,19±1,24
Estenia
20
1,6
5,0
3,18±1,33
Tescera ATL
20
1,5
4,6
2,73±1,27
Gruplar
Aelite LS
Posterior
Clearfil Photo
Posterior
Kullanılan kompozit rezin materyaller arasında ortalama olarak en düĢük su
emilim değeri 2,73±1,27 µg/mm3 ile indirekt kompozit sistemi olan Tescera ATL
grubunda elde edildi. En yüksek su emilimi değeri ise 3,19±1,24 µg/mm3 ile direkt
kompozit restoratif materyali olan Clearfil Photo Posterior grubunda gözlendi.
Yapılan istatistiksel analizler sonucunda Aelite LS Posterior, Clearfil Photo
Posterior, Estenia ve Tescera ATL kompozit rezin materyaller arasında su emilimi
açısından anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0.05), (Grafik 3.7).
69
Su emilimine ait istatistiksel bulgular
Ortalama su emilim değerleri
(µg/mm3)
5
4,5
4
3,5
3
2,5
2
1,5
1
0,5
0
Aelite LS
Posterior
Clearfil Photo
Posterior
Estenia
Tescera ATL
Grafik 3.7: Test edilen kompozit materyallerin su emilimi. Yatay çizgi ile
birleĢtirilen sütunlar arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark yoktur (p=0,05).
70
4. TARTIġMA
Restoratif diĢ hekimliğinin temel hedefleri çeĢitli nedenlerle zarar görmüĢ,
yapı kaybına uğramıĢ diĢlerin anatomik özelliklerinin, çiğneme fonksiyonunun ve
doğal diĢ görünümünün yeniden temin edilmesidir. Bunlar gerçekleĢtirilirken de diĢ
ve çevre dokularının maksimum düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Hastaların
artan estetik beklentileri doğrultusunda rezin materyal teknolojisindeki geliĢmelerle
birlikte arka grup diĢlerin restorasyonunda kompozit rezin materyallerin kullanımı
yaygınlık kazanmıĢtır. Bu durum pedodonti kliniklerinde de yerini bulmuĢtur. Bu
hedeflere yönelik her geçen gün yeni materyal ve teknikler diĢ hekimlerinin
kullanımına sunulmaktadır.
Pedodonti kliniklerinde daimi birinci molar diĢlerde çürüğe bağlı geniĢ
madde kayıplarının görülmesi sıklıkla karĢılaĢılan bir durumdur. GeniĢ madde
kayıpları diĢin direncini ve dayanıklılığını düĢürmektedir (Candan 2007). Literatür
incelendiğinde çocuk hastaların daimi birinci molar diĢlerinin kompozit rezinlerle
restorasyonuna
yönelik
çok
sınırlı
sayıda
çalıĢma
olduğu
görülmektedir.
ÇalıĢmamızın bu konuda literatüre katkıda bulunacağı söylenebilir.
Bu çalıĢmada son yıllarda kullanıma sunulmuĢ arka grup diĢlerin
restorasyonunda kullanılan hibrit dolduruculu ve hibrit seramik içeriğe sahip ikisi
direkt yöntemle diğer ikisi de indirekt yöntemle uygulanan dört farklı kompozit
materyalin klinik baĢarısının ve bu materyallere ait laboratuvar çalıĢmalarında yüzey
sertliği, yüzey pürüzllüğü ve su emilim miktarlarının karĢılaĢtırılması amaçlanmıĢtır.
4.1. Klinik ÇalıĢmanın Değerlendirilmesi
Restoratif materyal ve restorasyon tekniği seçiminde yapılacak olan
restorasyonun ömrünün ve ağız içerisindeki davranıĢının tahmini oldukça önemlidir.
Bu konuda diĢ hekimlerine rehber olabilecek sonuçlar en güvenilir Ģekilde klinik
çalıĢmalardan elde edilebilir (Rodolpho ve ark 2006, Çetin ve Ünlü 2009).
Amalgamın bilinen dezavantajları nedeniyle günümüzde arka grup diĢlerde estetik
özellikteki restorasyonların kullanımı yaygın hale gelmiĢtir. Kompozit rezin
materyaller okluzal basınca maruz kalan geniĢ kavitelerde bile yaygın kullanım alanı
71
bulmaktadır. Ancak polimerizasyon büzülmesi sonucunda kenar uyumsuzluğu ve
buna bağlı sekonder çürük oluĢumu, aĢınma sebebiyle anatominin ve okluzal
iliĢkinin bozulması nedeniyle bazı problemler gözlenmektedir (Uluakay ve ark
2012).
Yapılan
klinik
çalıĢmalara
göre
posterior
diĢlerdeki
kompozit
restorasyonların ömrü amalgam restorasyonlara oranla daha kısadır (Bottenberg ve
ark 2007). Doğru endikasyon restorasyon materyallerinin klinik performansını
doğrudan etkilemektedir. Posterior bölgedeki restorasyonun maruz kaldığı kuvvet
miktarı anterior bölgedeki retorasyonlardan belirgin olarak daha yüksektir. Hasta
faktörü, diĢ hekimi faktörü ve klinik duruma bağlı doğru materyalin seçimi gibi
birçok faktör restorasyonun klinik ömrünü doğrudan etkilemektedir (Burke ve ark
2005, Çetin 2009).
Hickel ve ark (1998)’nın çalıĢmasına göre, genel uygulamada posterior MOD
kompozit restorasyonların ömrü ortalama dört yıl iken, amalgam restorasyonların
ömrü ortalama sekiz yıl olarak bulunmuĢtur. Collins ve ark (1998) sekiz yıllık bir
takip sonucunda kompozit restorasyonların ömrünün amalgamlardan iki veya üç kat
daha kısa olduğunu bildirmiĢlerdir. ÇeĢitli posterior kompozit sistemler ile bir çeĢit
amalgam kullanılarak yapılan ve bu restorasyonların iki yıllık klinik performansını
rapor eden bir araĢtırmada aĢınma direnci en iyi olan kompozitin bile amalgamdan
iki kat daha fazla aĢınma gösterdiği bildirilmiĢtir (Leinfelder ve ark 1986). Günümüz
teknolojisiyle üretilen kompozit materyaller ve indirekt restorasyon tekniği ile bu
restorasyonlara ait handikaplar önemli oranda ortadan kaldırılmıĢtır (Çetin ve Ünlü
2009).
Kompozit restorasyonların baĢarısını etkileyen önemli faktörlerden biri
materyalin içeriğidir. DeğiĢik Ģekil, boyut ve kimyasal yapılardan oluĢan inorganik
doldurucular kompozit rezinlere eklenmektedir. Ġnorganik faz olarak adlandırılan bu
faz, kompozit rezin materyallerin fiziksel ve mekanik özelliklerinin en önemli
belirleyicisidir (Gonçalves ve ark 2010). Ġnorganik doldurucu partiküllerin kompozit
rezinlere hangi oranda ilave edildikleri bu materyallerin mekanik özelliklerini büyük
ölçüde etkilemektedir. Doldurucu partiküller materyalin mekanik ve fiziksel
özelliklerini iyileĢtirmek amacıyla organik faz içerisine ilave edilmektedir. Ġnorganik
72
oldurucu partiküller kompozit materyalin ısısal genleĢme katsayısı ve polimerizasyon
büzülmesini azaltmakta, radyo opasitesini arttırmakta ve materyalin estetik
sonuçlarını pekiĢtirmektedir (Labella ve ark 1999, Gonçalves ve ark 2010).
Literatürde farklı inorganik partikül içeriğine sahip kompozit materyallerle
ilgili çalıĢmalar bulunmaktadır. Sumita ve ark. (2003)’nın yaptıkları çalıĢmaya göre,
hibrit kompozit rezin materyaller ile nano dolduruculu kompozit rezin materyallerin
mekanik özelliklerinin benzerlik gösterdiği bildirilmiĢtir. Ayrıca cilalanabilme
özelliklerinin de benzer olduğu bildirilmiĢtir (Çetin 2009). Bu çalıĢmanın klinik
aĢamasında çocuk hastaların daimi birinci molar diĢlerine hibrit ve hibrit seramik
doldurucu içeriği sayesinde posterior bölgede hem estetik hem de yüksek
dayanıklılığa sahip olduğu belirtilen dört farklı kompozit sistemi kullanılarak
restorasyon yapılmıĢtır. Yapılan restorasyonların klinik takibi yapılarak kompozit
sistemlerin bir yıllık ağız içi baĢarısı değerlendirilmiĢtir.
Hasta seçiminde benzer çalıĢmalarda olduğu gibi düzenli diĢ fırçalama
alıĢkanlığı bulunması, düzenli diĢ hekimi kontrolüne gidilmesi, hasta ve velisinin
koopere olması gibi kriterler dikkate alınmıĢtır. Restore edilecek diĢin vital olması,
hastanın diĢ gıcırdatma ve diĢ sıkma gibi parafonksiyonel alıĢkanlıklarının
bulunmaması dikkat edilen diğer hususlardır (Roulet ve Spreafico 2001, Karaaslan
2008, Çetin ve Ünlü 2009).
DiĢ hekimliğinde restoratif materyal ve uygulama tekniğinin seçiminde
yapılacak olan restorasyonun ömrünün ve ağız içerisindeki performansının tahmini
önem arz etmektedir. Dolayısıyla kompozit materyallere ait çeĢitli klinik ve
laboratuvar çalıĢmalarına ihtiyaç duyulmaktadır (Rodolpho ve ark 2006, Çetin ve
Ünlü 2009). Literatürde bu amaç için yapılmıĢ çeĢitli klinik ve laboratuvar
araĢtırmalar bulunmaktadır. Bu klinik çalıĢmalarda arka grup diĢlere uygulanan
kompozit restorasyonlar modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirilmiĢtir (Van
Dijken 2000, Barateiri ve Ritter 2001, De Souza ve ark 2005, Dresch ve ark 2006,
Rodolpho ve ark 2006, Çetin 2009, Neto ve ark 2008, Çetin ve Ünlü 2009).
Laboratuvar çalıĢmalarında ise bu kompozit materyallerin yüzey sertliği, yüzey
pürüzlülüğü, bükülme dayanımı, aĢınma direnci ve su emilim oranı gibi
parametreleri değerlendirilmiĢtir (Walker ve ark 2006, Tonimato ve ark 2006, Çetin
2009).
73
Son yıllarda posterior diĢlerin restorasyonunda kompozit rezinlerin kullanımı
yaygınlık kazanmıĢtır. Ancak kompozit rezinlerin posteriorda kullanımı ile iliĢkili
problemler bulunmaktadır. Literatürde bu problemler arasında polimerizasyon
esnasında büzülme, yetersiz polimerizasyona bağlı olarak geliĢen postoperatif
hasasiyet, kontur ve kontak sağlamanın zorluğu ile aĢınma direncinin düĢük olması
Ģeklinde bildirilmiĢtir (Mazer ve ark 1992, Leinfelder ve ark 1999, Hilton ve Broome
2006, Uluakay ve ark 2011). Bu olumsuzluklarla yeni geliĢtirilmiĢ olan kompozit
rezinlerde de karĢılaĢılabilmektedir (Neto ve ark 2008, Çetin ve Ünlü 2009). Bu
olumsuz özelliklerin elimine edilmesi amacıyla geliĢtirilen yöntemlerden biri de
indirekt restorasyon tekniğidir (Yamamoto ve ark 2013).
Günümüzde indirekt kompozit restorasyon tekniği ile sert doku kaybı fazla
olan arka grup diĢlerin restorasyonu baĢarılı bir Ģekilde yapılabilmektedir. Bu tedavi
Ģekli ile bir yandan diĢ estetiği sağlanırken diğer taraftan da restorasyonların temel
amaçlarından biri olan diĢin bütünlüğü yeniden kazandırılmıĢ olmaktadır (Roulet ve
Spreafico 2001, Eğilmez ve ark 2013). Bu çalıĢmada yer alan dört faklı kompozit
sisteminin
ikisi,
indirekt
yöntemle
uygulanan
inley/onley
restorasyon
materyallerinden seçilmiĢtir.
Ġnley/onley restorasyonların yapılmasında direkt ve indirekt olmak üzere iki
yöntem kullanılmaktadır. Direkt yöntemde prepare edilmiĢ diĢ üzerinde kompozit
rezin yerleĢtirilip Ģekillendirilir. IĢıkla sertleĢtirildikten sonra inley restorasyon diĢten
uzaklaĢtırılıp ikincil bir polimerizasyona tabi tutulur (Wassell ve ark 2000). Ġndirekt
yöntemde prepare edilen diĢten hassas ölçü maddeleri ile ölçü alınıp laboratuvar
ortamında inley/onley hazırlanarak diĢe uyumlanır ve simantasyon yapılır (Manhart
ve ark 2000, Hasanreisoglu ve ark 2007, Ferreira ve ark 2008). Bu çalıĢmada
inley/onley restorasyonların model üzerinde tükürük ve kan kontaminasyonuna
maruz kalmadan uygulanması, polimerizasyonun tam olarak sağlanabilmesi ve
model üzerinde okluzyonun daha kolay sağlanabilmesi gibi avantajlarından dolayı
indirekt inley/onley uygulama yöntemi tercih edilmiĢtir (Ġlday ve ark 2012).
Kompozit rezin inley/onley restorasyonların direkt kompozit restorasyonlara
göre beklenen avantajları düĢük polimerizsyon büzülmesi sayesinde marginal mikro
74
aralık oluĢumunun önlenmesi, geliĢtirilmiĢ kırılma ve aĢınma dayanımı ve artmıĢ
polimerizasyon derinliği nedeniyle daha biyouyumlu materyaller olmaları Ģeklindedir
(Yamamoto ve ark 2013). Ayrıca indirekt kompozit rezin inley/onley tekniğinin daha
iyi okluzal ve proksimal morfoloji oluĢumu sağlayacağı umut edilir ve bu
avantajların diĢ sert dokularının inley/onley preparasyonu sırasında korunamaması,
zaman gerektirmesi, pahalı iĢlemler olması gibi dezavantajlarından daha ağır
basacağı düĢünülmektedir. Ancak fiziksel özellikler materyalden materyale
değiĢiklik göstermektedir (Peutzfeldt 2001, Lee ve ark 2011).
ÇalıĢmamızda direkt yöntemle kompozit rezin uygulanacak diĢlerin
kaviteleri, standart koruyucu diĢ hekimliği prensiplerine uygun olarak hazırlandı.
Ġnley/onley kaviteleri ise mümkün olduğunca diĢ dokusu korunarak yine standart
olarak açıldı. Derin kavitelere birçok çalıĢmada olduğu gibi kalsiyum hidroksit pulpa
kaplama materyali yerleĢtirildi (Rodolpho ve ark 2006, Bekes ve ark 2007). Literatür
incelendiğinde indirekt kompozit restorasyonların kavite preparasyonu sırasında
andırkat bölgelerinin kapatılması amacıyla cam iyonomerler veya akıcı kompozitler
kullanıldığı görülmektedir (Attar ve ark 2004, Bekes ve ark 2007, Çetin ve Ünlü
2009). ÇalıĢmamızda cam
göstermemesi,
flor
iyonomer simanların polimerizasyon büzülmesi
salabilmesi,
diĢ
dokularına
ve
kompozit
materyallere
bağlanabilmesi gibi avantajları göz önünde bulundurularak inley/onley kavitelerinin
andırkat bölgelerinin kapatılmasında ıĢıkla sertleĢen cam iyonomer siman tercih
edilmiĢtir.
ÇalıĢmamızda, Rodolpho ve ark (2006), Bekes ve ark (2007), Karaaslan
(2008) ve Çetin ve Ünlü (2009)’nün yaptıkları çalıĢmalara benzer olarak, indirekt
restorasyon tekniğinin ölçü aĢamasında metal ölçü kaĢığı ile silikon esaslı ölçü
maddesi kullanılarak prepare edilen bölgeden ve karĢıt çeneden ölçüler alındı. Ölçü
iĢleminden sonra mumlu ısırma kaydı alındı. Alınan ölçülere dental sert alçı
dökülerek alçı modeller elde edildi.
Kompozit rezin restorasyonların klinik uygulamaları esnasında ilgili bölgenin
nem kontrolü çok önemlidir. Nem kontrolünün sağlanabilmesi amacıyla genellikle
iki yöntem kullanılmaktadır. Bu yötemlerden biri restore edilecek diĢe rubber dam
takılması, diğeri ise restore edilecek bölgenin pamuk rulo ve tükürük emiciler ile
75
izolasyonu Ģeklindedir. Yapılan klinik çalıĢmaların bazılarında (Wassell ve ark 2000,
Baratieri ve Ritter 2001, Blalock ve ark 2006, Rodolpho ve ark 2006, Bottenberg ve
ark 2007, Neta ve ark. 2008) pamuk rulo ve tükürük emicilerle yeterli izolasyon
sağlanamayacağını
düĢünen
araĢtırmacılar
rubber
dam
kullanırken,
bazı
araĢtırmacılar (Dijken 2000, Köhler ve ark 2000, Pallesen ve Qvist 2003, Türkün
2003, Van Landuyt ve ark 2008, Çetin ve Ünlü 2009) ise tükürük emici ve pamuk
ruloların izolasyon için yeterli olduğunu savunmuĢlardır. Raskin ve ark (2000)’ nın
yaptığı on yıllık karĢılaĢtırmalı bir klinik çalıĢmada pamuk rulo ve tükürük emici ile
sağlanan etkili bir izolasyon altında uygulanan posterior kompozit rezin
restorasyonlar ile rubber dam izolasyonu altında uygulanan restorasyonların klinik
baĢarıları arasında bir fark bulunmadığı rapor edilmiĢtir. Bu çalıĢmada, çocuk
hastalarda rubber dam takmanın güçlüğü ile tükürük emici ve pamuk rulolar
yardımıyla yeterli izolasyon sağlanabilmesi nedeniyle rubber dam kullanılmadı.
Kompozit rezin materyallerin uygulanması sırasında polimerize edilirken
kalınlıkları iki mm’den daha fazla olursa alt bölgeleri yeterli derecede polimerize
olamaz ve tabandaki kompozit olumsuz etkilenerek fiziksel özellikler bakımından
zayıf kalır (Rueggeberg ve ark 1993, Fagundes ve ark 2006). Yapılan çalıĢmalarda
kompozit rezin materyallerin yerleĢtirilmesinde tabakalama yöntemi kullanılmasının
kompozit rezinin baĢarısında olumlu katkı sağlayacağı bildirilmiĢtir (Ernst ve ark
2006, Fagundes ve ark 2006). ÇalıĢmamızın klinik ve laboratuvar aĢamalarında
kompozit materyalin kalınlığı iki mm’yi geçmeyecek Ģekilde tabakalama yöntemi
kullanıldı ve her bir tabaka ayrı ayrı polimerize edildi.
Hoelscher ve ark (1998) kompozit rezin restorasyonların bitirilmesinde üç
farklı yöntem olan disk zımparalar, aĢındırıcı toz içeren diskler ve bitirme frezlerini
değerlendirmiĢler ve sonucunda yüzey pürüzlülüğü açısından önemli bir farklılık
olmadığını
bildirmiĢlerdir.
Son
yıllardaki
çalıĢmalarda
kompozit
rezin
restorasyonlarda estetik sonuçlar için en iyi bitirme ve parlatma iĢleminin alüminyum
oksit içerikli diskler ve polisaj lastikleri ile sağlanabildiği bildirilmiĢtir (Al-Fawaz ve
ark 2003, Antonson ve ark 2011). Bu çalıĢmada, kompozit rezin restorasyonların
bitirme iĢleminde fazlalıkların alınması amacıyla sırasıyla yeĢil, mavi, kırmızı, sarı
kuĢaklı elmas frezler ile arkansas taĢı kullanıldı. Parlatma iĢleminde ise Sof-lex
disklerden ve Enhance polisaj lastiklerinden yararlanıldı. Literatürde bu polisaj
76
kitlerinin kullanılmasıyla kompozit diĢ ara yüzeyine zarar vermeden ve sağlam diĢ
dokusunda
da
istenmeyen
etkiler
oluĢturmadan
parlatma
iĢleminin
tamamlanabileceği belirtilmektedir (Çetin ve Ünlü 2009).
Ġndirekt kompozit restorasyonların baĢarısında önemli faktörlerden biri diĢ
dokuları ile rezin siman arasındaki bağlantının gücüdür. Bu bağlantının gücü yeterli
polimerizasyon ile direkt olarak iliĢkilidir. Rezin simanın ideal klinik performansının
ve fiziksel özelliklerinin elde edilmesinde polimerizasyonun tam olması önemlidir.
Monomere ıĢığın yetersiz miktarda ulaĢması restorasyonlar altında polimerizasyonun
eksik kalmasına neden olur (Soares ve ark 2006). Ġnley/onley restorasyonların
simantasyonunda kullanılan rezin simanların yeterli ıĢık göremeyeceği alanlarda
polimerizasyonun eksik kalabileceği bilinmektedir. Bu nedenle polimerizasyonu
ıĢıkla baĢlayıp kimyasal olarak devam eden dual cure rezin simanların kullanımına
ihtiyaç duyulmaktadır ÇalıĢmamızda yapılan inley/onley restorasyonların altında
yeterli polimerizasyonun elde edilebilmesi amacıyla dual cure rezin simanlar
kullanıldı. Estenia ve Tescera ATL indirekt kompozit sistemleri kullanılarak yapılan
inley/onleylerin diĢe yapıĢtırılması amacılya üretici firmaların önerileri de dikkate
alınarak Panavia F ve Duolink dual cure rezin simanlar tercih edildi.
Literatürde kompozit rezin materyallerin klinik baĢarılarını takip etmekte en
çok kullanılan yöntemin modifiye USPHS kriterleri (Cvar ve Ryge 2005) veya bunun
modifikasyonları (De Souza ve ark 2005, Dresch ve ark 2006, Neta ve ark 2008)
olduğu ifade edilmektedir. ÇalıĢmamızda kullandığımız kompozit rezin materyallerin
klinik baĢarısı USPHS kriterlerinin modifikasyonu kullanılarak değerlendirildi. Bu
klinik değerlendirme iki farklı diĢ hekimi gözetiminde benzer çalıĢmalarda belirtilen
periyotlarda (3, 6 ve 12 ay) ve marjinal adaptasyon, marjinal renklenme, renk
uyumu, retansiyon, yüzey görünümü, anatomik form ve restore edilen diĢin
hassasiyeti kriterleri göz önünde bulundurularak yapıldı. Bu sistemde restorasyonlara
incelenen her bir kriter için Alfa, Bravo veya Çarli skoru verilerek değerlendirme
yapılmaktadır. Bu değerlendirmede;
Alfa: Herhangi bir değiĢiklik ve klinik belirti olmayan restorasyonlar,
Bravo: DeğiĢiklik olan ancak klinik olarak kabul edilebilir ve yenilemeye
gerek olmayan restorasyonlar,
Çarli: Restorasyonun değiĢmesine neden olacak kadar büyük değiĢiklikler
bulunan restorasyonlar, anlamını taĢımaktadır (Sarrett 2005).
77
ÇalıĢmamıza dahil edilen hastaların bir yıllık takibi yüksek oranda sağlandı.
Takip oranının yüksek olmasının sebebi hasta velilerine çalıĢmanın önemi konusunda
ayrıntılı bilgi verilerek hasta ve velisinin motivasyonunun sağlanması ile kontrol
randevularına gelmeyi kabul eden hastaların çalıĢmaya alınmasıdır.
Literatürde
inley/onley
kompozit
rezinlerin
direkt
kompozitlerle
karĢılaĢtırıldığı sınırlı sayıda klinik çalıĢma bulunmaktadır. Gerbo ve ark (1992)
inley/onleylerin daha baĢarılı sonuçlar gösterdiğini bildirmiĢlerdir. Andrea ve ark
(1999)’nın yaptıkları iki yıllık klinik çalıĢmada da posterior diĢlerin restorasyonunda
kullanılan direkt ve indirekt kompozit rezin materyaller (Tetric, Blend-a-lux, PertacHybrid Unifil) arasında belirgin bir fark olmadığı gösterilmiĢtir. Pallesen ve Qvist
(2003)’ in üç indirekt (Brilliant, Estilux, Isosit SR) ve iki direkt (Brilliant, Estilux)
restoratif materyal üzerine yaptıkları klinik çalıĢmanın 11 yıllık takibi sonucunda da
inley/onley restorasyonlar ile direkt restorasyonlar arasında klinik baĢarı açısından
anlamlı bir fark olmadığı belirtilmiĢtir. Bir baĢka klinik çalıĢmada Çetin ve Ünlü
(2009) indirekt kompozit materyalleri (Esenia, Tescera ATL) nano hibrit dolduruculu
direkt kompozit materyallerle (Aelite Aestetic, Tetric Evo Ceram, Supreme XT)
karĢılaĢtırmıĢlardır. Bu çalıĢmaya göre bir yıllık klinik baĢarı açısından materyaller
arasında önemli bir fark gözlenmemiĢtir. ÇalıĢmamızda bir yıllık takip sonucunda bu
çalıĢmalara benzer olarak, kullanılan dört farklı (Aelite LS Posterior ve Clearfil
Photo Posterior direkt kompozit sistemleri ile Esenia ve Tescera ATL indirekt
kompozit sistemleri) materyal arasında istatistiksel bir fark gözlenmemiĢtir.
Neto ve ark (2008) iki farklı posterior kompozit rezin olan Filtek P60 ve
Filtek Z250’nin kullanıldığı restorasyonlar ile yaptıkları bir yıllık değerlendirme
sonucunda çalıĢmamıza benzer Ģekilde yüksek oranda Alfa skoru elde etmiĢ olup
hibrit ve kondanse edilebilir kompozit rezinleri posterior bölgede baĢarılı
bulmuĢlardır. Bir baĢka klinik çalıĢmada Türkün ve Aktener (2001) benzer Ģekilde,
çalıĢmalarında kullandıkları bütün posterior kompozit rezinlerin (Filtek Z100,
Clearfil Photo Posterior, Prisma TPH) iki yıllık klinik takip sonuçlarını baĢarılı
bulmuĢlardır. Dresch ve ark (2006) farklı restoratif materyallerin klinik
performanslarını karĢılaĢtırdıkları bir klinik çalıĢmada, bütün materyallerin sadece
küçük değiĢiklikler gösterdiğini ve materyallerin klinik performansları arasında bir
78
yıl sonunda herhangi bir farklılık olmadığını gözlemlemiĢlerdir. ÇalıĢmamızın bir yıl
sonundaki klinik değerlendirilmesinde de hibrit doldurucu partiküllü kompozit
rezinlerin, hibrit seramik ve mikrohibrit indirekt kompozit rezinlere benzer
performans gösterdiği gözlemlenmiĢtir.
Geurtsan ve Scholer (1997)’in yaptıkları dört yıllık klinik çalıĢmanın
sonucuna göre posterior kompozit rezin restorasyonlardaki en büyük problem
marjinal renklenmedir. BaĢka bir çalıĢmada, farklı kompozit materyallerle direkt ve
indirekt yöntemlerle yapılan restorasyonlar arasında bir yıllık takip sonucunda
marjinal renklenme açısından istatistiksel öneme sahip bir fark olmadığı bildirilmiĢtir
(Karaaslan 2008). ÇalıĢmamızda da kompozit rezin restorasyonlar arasında marjinal
renklenme açısından istatistiksel bir fark gözlenmemekle birlikte indirekt kompozit
rezin materyal Estenia ile yapılan restorasyonlarda daha az marjinal renklenme
gözlenmiĢtir.
Loguercio ve ark (2007)’nın nano dolduruculu ve mikro dolduruculu
kompozit rezinlerle yaptıkları klinik çalıĢmada bir yıl sonucunda materyallerin yüzey
görünümü açısından baĢarılı olduklarını bildirmiĢlerdir. ÇalıĢmamıza göre bir yıllık
klinik değerlendirmeler sonucunda yüzey görünümü açısından hibrit kompozitlerle
indirekt kompozit materyaller arasında bir fark gözlenmemiĢtir.
Marjinal bütünlük kompozit restorasyonun baĢarısının değerlendirilmesinde
önemli bir kriterdir. Ġndirekt yöntemin sağladığı en büyük kolaylıklardan biri de
restorasyonun
kenar
adaptasyonu
ve
kontak
uyumunun
ideal
olarak
hazırlanabilmesidir (Boaro ve ark 2010, Ferracane 2011). Ayrıca ağız dıĢında
sağlanan polimerizasyonla büzülme giderilir ve sadece yapıĢtırıcı simanın minimal
düzeydeki olumsuz etkileri görülebilir (Ġlday ve ark 2009). Karaaslan (2008) hibrit
ve kondanse edilebilen farklı kompozit materyallerin posterior diĢlerde hem direkt
yöntemle hem de indirekt yöntemle kullanıldığı bir baĢka çalıĢmada (Aelite LS
Posterior,
Gradia
Posterior)
materyallerin
klinik
performansları
arasında
karĢılaĢtırma yapılmıĢtır. Bu çalıĢmada indirekt restorasyonların renk uyumu ve
marjinal bütünlük bakımından istatistiksel olarak önemli bir fark oluĢturmadığı
belirtilmiĢtir. Bizim çalıĢmamızda da bir yılın sonunda indirekt kompozit sistemleri
Estenia ve Tescera ATL renk uyumu ile marjinal bütünlük açısından diğer
79
materyallerle karĢılaĢtırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluĢturmadığı
gözlenmiĢtir.
Yip ve ark (2003), bir yılın sonunda SureFil kondanse edilebilir kompozit
rezin materyali ile yapılan direkt kompozit restorasyonlarda postoperatif hassasiyet
açısından %91 oranında baĢarı sağlanırken, Spectrum TPH hibrit kompoziti ile
yapılan direkt kompozit restorasyonlarda %97 oranında baĢarı sağlandığını ve iki
materyal açısından istatistiksel açıdan fark olmadığını bildirmiĢlerdir. Dresch ve ark
(2006) klinik değerlendirmelerinde bir yılın sonunda bütün restorasyonlarda
postoperatif hassasiyet açısından %100 baĢarı sağlandığını rapor etmiĢlerdir. Bizim
çalıĢmamızda benzer olarak %100 oranında A skoru elde edilmiĢtir. Hassasiyat
kriterinde
yüksek
baĢarı
sağlanması;
indirekt
inley/onley
restorasyonlarda
polimerizasyonun ağız dıĢında sağlanması, büzülmenin sadece simantasyonda
kullanılan rezin simandaki büzülme ile sınırlı kalması, direkt yöntemde de düĢük
polimerizasyon büzülmesi gösteren sistemlerin tercih edilmesi ve tabakalama
yönteminin kullanılması ile ilgili olabileceğini düĢündürmektedir.
Bu çalıĢmanın bir yıllık klinik takibi sonucunda, kullanılan kompozit rezin
materyaller arasında karĢılaĢtırılan kriterler bakımından istatistiksel olarak bir fark
bulunmamıĢtır. Bir yıllık takip sonuçlarına göre bütün restorasyonlar klinik olarak
baĢarılı ve kabul edilebilir olarak bulunmuĢtur. Kompozit materyaller arasında
farklılığın bulunmamasının sebebi, çalıĢmada kullanılan kompozit rezinlerin
kimyasal bileĢimleri ve yüksek oranda inorganik doldurucu bulundurmalarındaki
benzerlik olabilir. Ancak bu çalıĢmanın devamında yapılacak uzun dönemli takipler
ve klinik değerlendirmeler ile materyaller hakkında daha doğru değerlendirmelerin
yapılması mümkün olacaktır.
4.2. Laboratuvar ÇalıĢmasının Değerlendirilmesi
ÇalıĢmamızın laboratuvar aĢamasında, kullandığımız
kompozit
rezin
materyallerin yüzey sertlikleri, yüzey pürüzlülükleri ve su emilimi gibi fiziksel
özellikleri test edilerek karĢılaĢtırılmıĢtır. Standart örnekler üzerinde yapılan testler
tekrarlanabilir ve daha güvenilir sonuçlar alınmasına olanak sağlamaktadır. Bu
80
çalıĢmada laboratuvar değerlendirmeleri için örneklerin hazırlanmasında standart
metal kalıplar kullanılmıĢ olup ölçümler tek kiĢi tarafından yapılmıĢtır.
Rezin esaslı dental materyallerin mekanik özellikleri ve baĢarıları üzerinde
önemli etkiye sahip
materyallerin
parametrelerden biri polimerizasyon derinliğidir. Bu
laboratuvar
Ģartlarında
mekanik
özelliklerinin
birbirleriyle
karĢılaĢtırılmasında kullanılan ve materyallerin polimerizasyon derinliği ile ilgili
fikir oluĢmasını sağlayan test yöntemlerinden biri de yüzey sertliği ölçümüdür. Bir
materyalin sertliği, onun aĢınmaya ve çizilmeye karĢı gösterdiği direnci ifade
etmektedir. Rezin esaslı bir restoratif materyalde inorganik doldurucu partiküllerin
oranı, tipi, organik matriksinin yapısı ve polimerizasyon yöntemi bu materyalin
sertlik değerini etkileyen faktörlerdendir (Botsalı 2008). ÇalıĢmamızda kullanılan ve
iki farklı yöntemle polimerize edilen dört farklı kompozit materyale yüzey sertlik
testi uygulanarak materyaller karĢılaĢtırmalı olarak değerlendirilmiĢtir.
Gladys ve ark (1997) yaptıkları bir araĢtırmada doldurucu içeriklerin boyutu
ve kompozit rezin içerisindeki dağılımının kompozit rezin materyalin bazı fiziksel ve
mekanik özelliklerini önemli ölçüde etkilediklerini bildirmiĢlerdir. Kullandığımız
kompozit rezinlerde doldurucu partikül miktarı %73 ile %92 arasında, doldurucu
partikül boyutu da 20 nm ile 54 μm arasında değiĢmektedir.
Kompozit rezin materyallerin yüzey sertliklerinin belirlenmesinde çeĢitli
metotların kullanılabildiği gözlenmektedir (TaĢveren 2005). Literatür incelendiğinde
diĢ hekimliğinde bu amaçla en sık kullanılan test metotlarının Knoop ve Vickers test
metotları olduğu görülmektedir. Poskus ve ark (2004)’nın yaptıkları çalıĢmada
kompozit rezinlerdeki Knoop ve Vicker’s sertlik değerlerini karĢılaĢtırmıĢlar ve bu
iki sertlik ölçümünün birbirleriyle pozitif korelasyon gösterdiğini bildirmiĢlerdir.
Bizim çalıĢmamızda kompozit materyallerin yüzey sertliklerinin ölçümünde Vickers
sertlik testi kullanıldı.
Alves ve ark (2013)’nın ikisi direkt (Filtek Z350, Charisma) ikisi de indirekt
(Sinfony, Signum) kompozit olmak üzere dört farklı kompozit materyalin yüzey
sertliklerini karĢılaĢtırdıkları araĢtırmada, diğer materyallere göre daha yüksek
oranda inorganik doldurucu partikül içeren Filtek Z350 daha yüksek yüzey sertliğine
81
sahip olarak bulunmuĢtur. Bu çalıĢmada da en yüksek oranda doldurucuya sahip
hibrit seramik içerikli indirekt kompozit olan Estenia, diğer kompozit materyallerden
daha yüksek sertlik değerleri göstermiĢtir.
Rouhullahi ve ark (2012) üç farklı kompozit materyalle (Filtek Z250, Quixfil,
Photocore) yaptıkları çalıĢmada polimerizasyon derinliği ile yüzey sertliğinin paralel
seyrettiğini
ve
kompozit
materyal
kalınlığından
doğrudan
etkilendiğini
bildirmiĢlerdir. Galvao ve ark (2013) farklı ıĢınlama prosedürlerinin bir hibrit
kompozit materyalin (Filtek Z350) yüzey sertliğini etkilediğini belirtmiĢlerdir.
Ġndirekt kompozit sistemlerinde ıĢık, ısı ve basınç altında veya bunların
kombinasyonuyla ilave polimerizasyon sağlanması sayesinde kompozit kütlesinde
polimerizasyon derecesinin arttığı ve bu nedenle fiziksel özelliklerinin güçlendiği
belirtilmektedir (Türkmen ve ark 2011). ÇalıĢmamızda yüzey sertliği bakımından ısı,
ıĢık ve basınç kombinasyonuyla özel fırınında polimerize olan indirekt kompozit
sistemi Tescera ATL, direkt kompozitler olan Aelite LS Posterior ile Clearfil Photo
Posteriora göre daha yüksek değerlerde bulundu. Ġnorganik doldurucu tipi ve oranı
benzer olmasına rağmen Tescera ATL indirekt kompozit materyalinde sertlik
değerinin yüksek bulunmasının nedeni bu materyalin özel fırınında ilave
polimerizasyon iĢlemi görmesi olabilir.
Dental kompozit rezin materyalin bitirme ve polisajlanabilme özelliği yapılan
restorasyonların uzun ömürlü olması ve estetiğini koruması ile doğrudan iliĢkilidir.
Yapılan restorasyonların yüzeyi, bakteri plağı retansiyonunu engelleyecek Ģekilde
pürüzsüz olup renklenme ve sekonder çürük oluĢumuna elveriĢli olmamalıdır
(Marigo ve ark 2001).
Kompozit rezin içerisindeki inorganik doldurucu partiküllerinin oranı ve
boyutu kompozit materyallerin yüzey sertliğini ve yüzey pürüzlülüğünü doğrudan
etkilemektedir. Son yıllarda yüzeyde pürüzlülük sorununu ortadan kaldırmak
amacına yönelik daha yüksek oranda ve daha küçük çapta inorganik doldurucu
partikül içeren hibrit ve nano kompozitler geliĢtirilmiĢtir (Baseren 2004).
ÇalıĢmamızda inorganik doldurucu partikül oranı arttırılmıĢ hibrit ve hibrit seramik
içerikli kompozit materyaller kullanıldı.
82
Çetin (2009) Estenia ve Tescera ATL indirekt kompozit sistemlerinin nano
doldurucu partikül içeriğine sahip Aelite Aestetic, Tetric Evo Ceram ve Supreme XT
ile karĢılaĢtırdığı çalıĢmada, yüzey pürüzlülüğü açısından fark gözlemlemiĢtir. Buna
göre nano kompozitlerden Aelite Aestetic en düĢük yüzey pürüzlülüğü değerini
alırken Estenia ile arasında önemli bir fark gözlenmemiĢtir. Tescera ATL daha
yüksek pürüzlülüğe sahip bulunmuĢtur. ÇalıĢmamızda ise yüzey pürüzlülüğü
açısından direkt ve indirekt kompozit materyalleri arasında istatistiksel olarak
anlamlı bir fark olmadığı gözlenmiĢtir.
Dental kompozitlerin baĢarılarını etkileyen diğer bir faktör de materyalin su
emilim oranıdır. Sulu ortamda kompozit rezin materyal su emebilmekte olup
reaksiyona girmemiĢ monomerlerin bu suretle salımına neden olabilmektedir.
Kompozit materyalden artık monomer salımının bakteri üremesine ve alerjik
reaksiyonlara neden olabildiği belirtilmiĢtir (Spahl ve ark 1994). Kompozit rezinin su
emilimi kompozit materyalin fiziksel ve mekanik özelliklerinin zayıflamasına neden
olup kompozit restorasyonun ömrünü azaltabilmektedir. Ayrıca su emiliminin
hidrolitik
ayrılmalara
ve
materyal
içerisinde
kopmalara
neden
olabildiği
bildirilmektedir (Mirsasaani ve ark 2013). AraĢtırmalar kompozit materyalin emdiği
suyun ağırlıklı olarak organik rezin matriks fazıyla iliĢkili olduğunu göstermiĢtir
(Sideridou ve ark 2004). ÇalıĢmamızda kullanılan kompozit materyallerin ağız
ortamında su emilimi bakımından davranıĢını ve klinik baĢarısını tahmin edebilmek
amacıyla bu özellikleri laboratuvar Ģartlarında test edilip karĢılaĢtırıldı.
Kompozit rezin materyallerdeki su emilimi rezindeki hidrofilik gruplar
nedeniyle olur ve her bir kompozit için değiĢen su emilimi derecesi rezinin yapısına
bağlıdır. Genellikle düĢük doldurucu yüksek rezin içeren materyallerin su emilimi
daha yüksektir (Mirsasaani ve ark 2013). SevilmiĢ ve Bulucu (2007)’nun dört farklı
kompozit materyalin (Admira, Composan LCM, Tetric Ceram HB, Flowline) su
emilimini karĢılaĢtırdıkları çalıĢmada en düĢük oranda inorganik doldurucu partikül
içeren Flowline (%60) akıĢkan kompoziti en yüksek su emilimine sahip bulunsa da
bunun istatistiksel olarak önemli olmadığını belirtmiĢlerdir. Aynı çalıĢmada en düĢük
su emilim miktarı ise en yüksek oranda inorganik doldurucu partikül (%81) içeren
Tetric Ceram HB kompozit materyaline ait olarak bulunmuĢtur. BektaĢ ve ark (2006)
nano dolduruculu ve hibrit dolduruculu iki kompozit materyalin (Filtek Supreme,
Venus) su emilimini inceledikleri çalıĢmada hibrit içeriğe sahip Venus’un önemli
83
derecede daha az su emilim oranına sahip olduğunu gözlemlemiĢlerdir. Daha
hidrofilik monomerler (Bis-GMA, TEGDMA) içeren Venus’un da az su emilimi
göstermesini,
organik
matriksten
çok
kompozitlerin
inorganik
doldurucu
partiküllerinin kimyasından kaynaklandığını bildirmiĢlerdir. ÇalıĢmamızda test
edilen kompozit rezin materyaller arasında su emilimi bakımından farklılık
gözlenmedi. Bunun nedeni inorganik doldurucu partikül oranı (%73-%92) ve tipinin
(hibrit) benzerliği olabilir.
84
5. SONUÇ VE ÖNERĠLER
ÇalıĢmada elde ettiğimiz bulgulara göre aĢağıdaki sonuçlar çıkarılabilir.

ÇalıĢmada çocuk hastaların daimi birinci molar diĢlerinin restorasyonunda
kullanılan tüm kompozit sistemler posterior restorasyon materyali olarak baĢarılı
bulunmuĢtur.

ÇalıĢmada kullanılan direkt ve indirekt yöntemle uygulanan kompozit
inley/onley restorasyonlar arasında 3 ay, 6 ay ve 1 yıl sonunda klinik baĢarı açısından
istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıĢtır.

Kompozit restorasyonların klinik değerlendirilmesinde kullanılan modifiye
USPHS kriterleri değerlendirme için uygun ve yeterli bulunmuĢtur.

Kullanılan kompozit materyaller yüzey pürüzlülüğü ve su emilimi
bakımından önemli bir fark göstermemiĢtir.

Kullanılan kompozit materyallerin fiziksel özellikleri arasında sadece yüzey
sertliği açısından fark bulunmuĢtur. En yüksek inorganik doldurucu partikül içeriğine
sahip olan indirekt kompozit materyali Estenia, en yüksek yüzey sertliğine sahip
olarak bulunmuĢtur. Estenia materyalini yine indirekt kompozit sistemi olan Tescera
ATL takip etmiĢtir. En düĢük sertlik değerini ise Aelite LS Posterior göstermiĢtir
ancak Clearfil Photo Posterior ile karĢılaĢtırıldığında istatistiksel olarak fark
göstermemiĢtir.
Yaptığımız klinik ve laboratuvar çalıĢmalar ıĢığında hibrit doldurucu
partiküllere sahip kompozit rezinlerin, indirekt kompozit rezinlere benzer fiziksel
özelliklere sahip olduğu ve arka grup diĢlerin restorasyonunda da baĢarılı bir Ģekilde
kullanılabileceği söylenebilir. Çocuk diĢ hekimliğinde aĢırı madde kaybına uğramıĢ
daimi birinci molar diĢlerin restorasyonunda, daha kolay uygulama ve arzu edilen
anatomik formun ağız dıĢında daha ideal sağlanabilmesi göz önüne alındığında
indirekt kompozit sistemlerin avantajlı olduğu söylenebilir. Ancak klinik baĢarıları
hakkında daha kesin bir sonuca ulaĢmak için daha uzun dönem klinik takip
çalıĢmalarının yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalıĢma ile baĢlatılan klinik
takip uzun dönem devam ettirilerek kullanılan materyaller hakkında daha kesin
sonuçlara varılmaya çalıĢılacaktır.
85
6. ÖZET
T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
Altı YaĢ DiĢlerine Direkt ve Ġndirekt Yöntemlerle Uygulanan Farklı Kompozit
Sistemlerin Klinik BaĢarısının ve Fiziksel Özelliklerinin Değerlendirilmesi
Yasin YILDIRIM
PEDODONTĠ ANABĠLĠM DALI
DanıĢman
Yrd. Doç. Dr. Murat Selim BOTSALI
DOKTORA TEZĠ / KONYA-2013
Pedodonti kliniklerinde daimi birinci molar diĢlerde çürüğe bağlı aĢırı yapı kayıplarının
görülmesi sıklıkla karĢılaĢılan bir durumdur. Bu tip diĢlerin tedavisinde direkt ve indirekt tekniklerle
uygulanan kompozit sistemlerin kullanımı yaygınlaĢmaktadır. Ġndirekt kompozit sistemlerin
avantajları, ideal kontak ve morfolojinin sağlanabilmesi, ısı, ıĢık ve basınçla polimerizasyonun yüksek
düzeyde gerçekleĢtirilerek üstün fiziksel özelliklerin elde edilmesi, polimerizasyon büzülmesinin de
asgari düzeye getirilmesi Ģeklinde ifade edilmektedir. Ayrıca firmalar tarafından posterior bölgelerde
kullanılmak üzere üretilen direkt kompozit sistemlerle ise yapılarına ilave edilen hibrit doldurucular
sayesinde yeterli estetik ve dayanıklılığa sahip, düĢük polimerizasyon büzülmesi gösteren ve biyolojik
açıdan uyumlu restorasyonların yapılabilmesi mümkün hale gelmiĢtir. Bu çalıĢmada yaĢları 7-12
arasında değiĢen çocuk hastaların derin çürüklü daimi birinci molar diĢlerine direkt ve indirekt
tekniklerle uygulanan farklı kompozit restorasyonların klinik baĢarısının takibi ve kullanılan kompozit
materyallerin in vitro Ģartlarda bazı fiziksel özelliklerinin karĢılaĢtırılması amaçlanmıĢtır.
Bu amaca yönelik olarak direkt yöntemle uygulanan (Aelite LS Posterior, Clearfil Photo
Posterior) ve indirekt yöntemle uygulanan (Estenia, Tescera ATL) kompozit materyaller (n=25)
kullanılarak 100 adet restorasyon yapılmıĢtır. Restorasyonlar 1 hafta, 3 ay, 6 ay ve 1 yıllık
periyotlarda modifiye USPHS kritelerine göre skorlanarak değerlendirilmiĢtir. Ayrıca laboratuvar
Ģartlarında bu kompozit materyallerin yüzey sertlikleri, yüzey pürüzlülükleri ve su emilim oranları
ölçülerek fiziksel özellikleri karĢılaĢtırılmıĢtır.
Bir yıllık takip süresi sonunda klinik baĢarı açısından materyaller arasında anlamlı bir fark
gözlenmemiĢtir. Ayrıca laboratuvar testlerinde yüzey pürüzlülüğü ve su emilim oranı parametreleri
açısından anlamlı bir fark bulunmamıĢtır. Yüzey sertliği açısından Estenia ve Tescera ATL indirekt
kompozit sistemleri, direkt kompozit sistemlerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuĢtur. Ayrıca
Estenia ile Tescera ATL indirekt kompozit sistemleri kendi aralarında istatistiksel olarak
karĢılaĢtırıldığında, Estenia materyalinin yüzey sertliği bakımından anlamlı derecede yüksek olduğu
gözlenmiĢtir.
Direkt ve indirekt tekniklerle uygulanan kompozit sistemlerin yüksek klinik baĢarıları ve bazı
avantajları doğrultusunda, aĢırı yapı kaybına uğramıĢ altı yaĢ diĢlerinin restorasyonunda diğer
materyallere oranla daha güçlü bir alternatif olduklarını düĢünmekteyiz. Aynı zamanda bu
materyallerin, yapılan laboratuvar testlerinin sonuçlarına göre fiziksel özellikler bakımından posterior
restorasyon materyali olarak kullanımları için yeterli oldukları görülmüĢtür. Ayrıca bu materyallerin
yüksek polimerizasyon özellikleri doğrultusunda geleneksel kompozit sistemlere nazaran biyolojik
açıdan daha uyumlu restorasyonlara izin verdikleri de bilinmektedir. Ancak materyallerin uzun dönem
klinik baĢarılarının değerlendirildiği bu tip klinik çalıĢmaların konuyla ilgili literatüre anlamlı katkılar
sağlayacağı açıktır.
Anahtar Sözcükler: indirekt kompozit; kompozit rezin; mikro sertlik; su emilimi; yüzey
pürüzlülüğü.
86
7. SUMMARY
The Evaluation of the Clinical Success and Mechanical Properties of Different
Composite Systems Applied on First Permanent Molars Teeth with Direct and
Indirect Techniques
It is a prevalent event to encounter excessive loss of structure due to decay in the permanent
first molar teeth at the pedodontics clinics. It has become common to use composite systems applied
with direct and indirect techniques in the treatment of this type of the teeth. The advantages of indirect
composite systems are mentioned as follow; ideal contact and morphology can be provided,
polymerization is achieved at high level with heat, light, and pressure and superior physical properties
are obtained, and polymerization shrinkage is kept at the minimum level. Moreover, with the direct
composite systems produced by the companies for use in posterior regions, they have adequate
aesthetics and durability, low polymerization shrinkage, and have become possible to perform
biocompatible restorations thanks to the hybrid fillers added to their structures. In this study, it was
aimed to follow-up the clinical success of different composite restorations applied to the permanent
first molar teeth with deep caries of the children aged ranging from 7 to 12 with direct and indirect
techniques and to compare some physical properties of composite materials used in vitro conditions.
For this purpose, 100 restorations were carried out using composite materials (n = 25) with
the method applied directly (Aelite LS Posterior, Clearfil Photo Posterior) and the method applied
indirectly (Estenia, Tescera ATL). Restorations were scored and evaluated according to the modified
USPHS criteria within 1 week, 3 months, 6 months and 1 year periods. Furthermore, surface hardness
of these composite materials, surface roughness and water absorption rates were measured under
laboratory conditions, and their physical properties were compared.
There was no significant difference between the materials in terms of clinical success at the
end of a one-year follow-up period. There was also no significant difference in terms of the surface
roughness and the water absorption rate parameters in the laboratory tests. Estenia and Tescera ATL
indirect composite systems were significantly higher than the direct composite systems in terms of
surface hardness. Tescera ATL also indirect composite systems with Estenia statistically compared
with each other, in terms of surface hardness was significantly higher Estenia material was observed.
We suggest that composite systems, applied with direct and indirect techniques with high
clinical success and some advantages, are more powerful alternatives to the other materials in the
restoration of permanent first molar teeth exposed to excessive loss of structure. These materials have
also been considered to be sufficient for their use as posterior restorative materials in terms of their
physical properties according to the results of laboratory tests. In addition, it is known that these
materials with their high polymerization properties allow more biologically compatible restorations
than the traditional composite systems. However, it is obvious that this type of clinical trials that have
evaluated long-term clinical success of materials will contribute significantly to the literature.
Key Words: composite resin; indirect composite; micro-hardness; surface roughness; water
sorption.
87
8. KAYNAKLAR
1. Ada Council On Scientific Affairs. Direct and indirect restorative materials. JADA. 2003;134:463472.
2. Aktapa ES. Current trends in restorative dentistry. J Saudi Dental. 2000;12:106-113.
3. Alves PB, Brandt WC, Neves ACC, Cunha LG, Silva-Concilio LR. Mechanical properties of direct
and indirect composites after storage for 24 hours and 10 months. European Journal of
Dentistry. 2013;7:117-122.
4. Andrea SF, Manhart J, Kremers L, Kunzelmann KH, Hickel R. Two-year clinical evaluation of
direct and indirect composite restorations in posterior teeth. J Prosthet Dent. 1999;82:391-7.
5. Antonson SA, Yazici AR, Kilinc E, Antonson DE, Hardigan PC. Comparison of different
finishing/polishing systems on surface roughness and gloss of resin composites. J Dent.
2011;39:9-17.
6. Asgar K. Casting metals in dentistry: past--present--future. Adv Dent Res. 1988;2:33-43.
7. Asmussen E, Peutzfeldt A. Mechanical properties of heat treated restorative resins for use in the
inlay/onlay technique. J Scand Dent Res. 1990;98:564-567.
8. AteĢ G. BeĢ farklı dual-cure yapıĢtırıcı rezin simanın değiĢik kompozit ve porselen kalınlıkları
altında polimerizasyon etkinliğinin karĢılaĢtırılması. Doktora Tezi, Ankara, 2002.
9. Attar N, Turgut MD, Güngör HC. The effect of flowable resin composites as gingival increments
on the microleakage of posterior resin composites. Oper Dent. 2004;29,:162-167.
10. BağıĢ YH, BağıĢ B. Kompozit rezinlerde son yenilikler. Dental Medya Dergisi. 2006;14:32-36.
11. Baratieri LN, Ritter AV. Four-year clinical evaluation of posterior resin-based composite
restorations placed using the total-etch technique. J Esthet Restor Dent. 2001;13:50-57.
12. Barbero JG. Improving outcome: posterior restorations. Advances in Operative Dentistry.
Quintessence Publishing Co, Inc. 2001;211-214.
13. Baseren M. Surface roughness of nanofill and nanohybrid composite resin and ormocer-based
toothcolored restorative materials after several finishing and polishing procedures. J Biomater.
2004;9:121-134.
14. Baum L, Phillips RW, Lund MR. Textbook of operative dentistry. Tooth colored restratives. 2th
edition. 1985;206.
15. Bayırlı G, ġirin ġ. Konservatif diĢ tedavisi. Dünya Tıp Kitabevi. Ġstanbul. 1982;203-211.
16. Bayne SC, Thompson JY. Biomaterials. In: Sturdevant’s art and science of operative dentistry,
Fifth Ed. Roberson TM, Heymann HO, Swift EJ. Mosby Inc. Missouri. 2006;137-242.
17. Bekes K, Boeckler L, Gernhardt CR, Schaller HG. Clinical performance of a self-etching and a
totaletch adhesive system – 2-year results. J Oral Rehabil. 2007;34:855-861.
18. BektaĢ ÖÖ, Eren D, Hürmüzlü F. Farklı iki kompozit rezinin su emilimi yönünden
karĢılaĢtırılması. Cumhuriyet Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Dergisi. 2006;9:95-100.
19. Bennett A, Watts DC. Performance of two blue light-emitting-diode dental light curing units with
distance and irradiation-time. Dent Mater. 2004;20:72-79.
88
20. Bergman MA. The clinical performance of ceramic inlays: a review. J Aust Dent. 1999;44:157168.
21. Blalock JS, Chan DC , Brownıng WD, Callan R, Hackman S. Measurement of clinical wear of
two packable composites after 6 months in service. J Oral Rehabil. 2006;33:59-63.
22. Blank JT. Scientifically based rationale and protocol for use of modern indirect resin inlays and
onlays. J Esthet Dent. 2000;12:195-208.
23. Boaro LCC, Goncalves F, Guimarães TC, Ferracane JL, Versluis A, Braga RR. Polymerization
stress, shrinkage and elastic modulus of current low-shrinkage restorative composites. Dental
materials. 2010;6:1144-1150.
24. Botsalı MS. Rezin esaslı fissur örtücülerin farklı ıĢık kaynakları ile polimerizasyonu sonrasında
açığa çıkan artık monomer miktarının, yüzey sertliğinin ve bağlanma dayanımının
araĢtırılması. Doktora Tezi, Konya, 2008.
25. Bottenberg P, Alaerts M, Keulemans F. A prospective randomised clinical trial of one bisGMAbased and two ormocer-based composite restorative systems in class II cavities: Threeyear results. J of dentistry. 2007;35:163-171.
26. Brunthaler A, Konig F, Lucas T, Sperr W, Schedle A. Longevity of direct resin composite
restorations in posterior teeth. Clin Oral Investig. 2003;7:63-70.
27. Bulucu B. Kompozit dolgu maddelerinin klinik kullanımında göz önünde bulundurulması gereken
kriterler. Atatürk Üniv. DiĢ Hek Fak Derg. 1987;7:108-111.
28. Bulucu B, Çelenk P, Bayrak ġ, ġen E. 6-12 yaĢ grubu çocuklarda 1. molar diĢlerin klinik açıdan
değerlendirilmesi. On Dokuz Mayıs Üniversitesi DiĢ Hek Fak Derg. 2001;4:1-4.
29. Burke FJT, Lucarotti PSK, Holder R. Outcome of direct restorations placed within the general
dental services in England and Wales (Part 4): Influence of time and place. Journal of
Dentistry. 2005;33:837-847.
30. Busato AL, Loguercio AD, Reis A, Oliveira Carrilho MR. Clinical evaluation of posterior
composite restorations: 6-year results. Am J Dent. 2001;14:304-308.
31. Cattani-Lorente M, Godin Ch, Bouillaguet S, Meyer JM. Linear polymerization shrinkage of new
restorative composite resins. European Cells and Mater. 2003;5:40-41.
32. Collins CJ, Bryant RW, Hodge KLV. A clinical evaluation of posterior composite resin
restorations: 8-year findings. Journal of Dentistry. 1998;26:311-317.
33. Cook WD. Factors affecting the depth of cure of UV polymerized composites. J Dent Res.
1980;59:800-808.
34. Craig, R.G. Restorative Dental Materials 8th ed. St. Louis, The C.V. Mosby Co. 1985;270-354.
35. Craig RG. Direct esthetic restorative materials. Restorative dental materials. 10th Ed. Mosby-Year
Book Inc. St Louis. 1997;209-214..
36. Craig RG. Direct esthetic restorative materials. restorative dental materials. 2000;244-267.
37. Cvar JF, Ryge G. Reprint of Criteria for the clinical evaluation of dental restorative materials. Clin
Oral Invest. 2005;9:215-232.
38. Çetin AR. ÇeĢitli rezin kompozit materyallerin fiziksel özelliklerinin in vivo ve in vitro olarak
karĢılaĢtırılması. Doktora Tezi, Konya, 2009.
89
39. Çetin AR, Ünlü N. One-year clinical evaluation of direct nanofilled and indirect composite
restorations in posterior teeth. J Dent Mater. 2009;28:620–626.
40. Da Rosa Rodolpho PAR, Cenci MS, Donassollo TA, Loguercio A, Demarco F.A clinical
evaluation of posterior composite restorations.17-year findings. J Dent. 2006;34:427-435.
41. Dabanoğlu A, Yücel T. Farklı polimerizasyon tekniklerinin yüzey sertliği üzerine etkileri. Ġst
Üniv. DiĢ Hek Fak Derg. 2003;5:84-88.
42. Dayangaç B, Özgünaltay G, Önen A. Farklı yöntemlerle uygulanan kompozit rezinlerde gerilme
dayanıklılığı. Hacettepe Üniv. DiĢ Hek Fak Derg. 1993;17:130-132.
43. Dayangaç B. Kompozit rezin restorasyonlar. 3 baskı. GüneĢ Kitabevi. Ankara. 2000;9-27.
44. Desai PD, Das UK. Comparison of fracture resistance of teeth restored with ceramic inlay and
resin composite an in vitro study. J Indian Dent Res. 2011;22:877-883.
45. De Marco FF, Rodolpho PAR, Cenci MS, Donassollo TA. Clinical evaluation of posterior
composite restorations.16 years follow-up. J Dent Res. 2005;7:167-184.
46. De Souza FB, Guimarães RP, Silva CH. A clinical evaluation of packable and microhybrid resin
composite restorations: one-year report. Quintessence Int. 2005;36:41-48.
47. Dietschi D, Spreafico R. Adhesive metal-free restorations current concepts for the esthetic
treatment of posterior teeth. Berlin.Quintessence Publishing Co Inc. 1997; 60-77.
48. Dresch W, Volpato S, Gomes JC, Ribeiro NR, Reis A, Loguercio AD. Clinical evaluation of a
nanofilled composite in posterior teeth: 12-month results. Oper Dent. 2006;31:409-417.
49. Eğilmez F, Ergün G, Çekiç-Nagas I, Vallittu PK, Lassıla LVJ. Short and long term effects of
additional post curing and polishing systems on the color change of dental nano-composites. J
Dental Materials. 2013;321:107-114.
50. Ernst CP, Brandenbusch M, Meyer G, Canbek K, Gottschalk F, Willershausen B. Two-year
clinical performance of a nanofiller vs a fine-particle hybrid resin composite. Clin Oral
Investig. 2006;10: 19–125.
51. Fagundes TC, Barata TJE, Bresciani E, Cefaly DGF, Jorge MFF, Navarro MFL. Clinical
evaluation of two packable posterior composites: 2-year follow-up. Clin Oral Invest.
2006;10:197–203.
52. Feilzer AJ, Kakaboura AI, de Gee AJ, Davidson CL. The influence of water sorption on the
development of setting shrinkage stress in traditional and resin-modified glass ionomer
cements. J Dent Mater. 1995;11:189-190.
53. Ferracane JL. In vitro evaluation of resin composites.structure-property relationships, development
of assessment criteria. Trans Acad Dent Mater. 1989;2:35-36.
54. Ferracane JL. Current trends in dental composites. Crit Rev Oral Biol Med.1995;6:302-318.
55. Ferracane JL. Resin composite-state of the art. Dent Mater. 2011;27:29-38.
56. Ferreira MC, Vieira RS. Marginal leakage in direct and indirect composite resin restorations in
primary teeth: an in vitro study. J Dent. 2008;36:322-325.
57. Furuse AY, Gordon K, Rodrigues FP, Silikas N, Watts DC. Colour-stability and gloss-retention of
silorane and dimethacrylate composites with accelerated aging. J Dent. 2008;36:945-952.
58. Gaengler P, Hoyer I, Montag R, Gaebler P. Micromorphological evaluation of posterior composite
restorations: A 10-years report. J Oral Rehabil. 2004;31:991-1000.
90
59. Galvão MR, Caldas SGFR, Bagnato VS, de Souza Rastelli AN, de Andrade MF. Evaluation of
degree of conversion and hardness of dental composites photoactivated with different light
guide tips. Eur J Dent. 2013;7:86-93.
60. Garber DA, Goldstein RE. Cast-ceramic systems and other alternatives, “Porcelain & composite
inlay & onlays, esthetic posterior restorations”. Quintessence Publishing Co. Inc. Chicago.
1994;104-112.
61. Gerbo LR, O’Neal SJ, Leinfelder KF, Wright WW. Two year comparison of indirect versus direct
posterior composite restorations. J Dent Res. 1992;71:634-640..
62. Geurtsan W, Schoeler VA. 4-year retrospective clinical study of class I and class II composite
restorations. Oper Dent. 1997;25:129-132.
63. Gladys S, Van MB, Braem M, Lambrechts P, Vanherle G.Comparative physico-mechanical
characterization of new hybrid restorative materials with conventional glass-ionomer and resin
composite restorative materials. J Dent Res. 1997;76:883–894.
64. Gonçalves F, Kawanob Y, Braga RR. Contraction stress related to composite inorganic content.
Dental Materials. 2010;26:704-709.
65. Hasanreisoğlu U, Sönmez H, ÜçtaĢlı S, Wılson HJ. Microleakage of direct and indirect
inlay/onlay systems. J Oral Rehabil. 2007;23:66-71.
66. Heintze SD, Zellweger G, Cavalleri A, Ferracane J. Influence of the antagonist material on the
wear of different composites using two different wear simulation. J Dent Mater. 2006;22:166175.
67. Hervás-García A, Martínez-Lozano MA, Cabanes-Vila J, Barjau-Escribano A, Fos-Galve P.
Composite resins. A review of the materials and clinical indications. Med Oral Patol Oral Cir
Bucal. 2006;11:20-215.
68. Hickel R, Dasch W, Janda R. New direct restorative materials. J International Dental. 1998;48:316.
69. Hilton TJ, Broome JC. Direct posterior esthetic restorations. In: Summitt JB, Robbins JW, Hilton
TJ, Schwartz RS, Santos JD, editors. Fundamentals of operative dentistry. 3th. edit.
Quintessence publishing co. inc illinois: 2006;289-340.
70. Hoelscher DC, Neme AM, Pink FE, Hughes PJ. The effect of three finishing systems on four
esthetic restorative materials. Oper Dent. 1998;23:36-42.
71. Ikejima I, Nomoto R, McCabe JF. Shear punch strength and flexural strength of model
compositeswith varying filler volume fraction, particle size and silanation. J Dent.
2003;19:206-211.
72. Irie M, Suzuki K. Current luting cements marginal gap formation of composite inlay and their
mechanical properties. J Dent Mater. 2001;17:347-353.
73. Ġlday NÖ, Urvasızoğlu N, Seven N. Ġndirekt kompozit inley restorasyonlar ile direkt kompozit
restorasyonların mikrosızıntı yönünden karĢılaĢtırılması. Atatürk Üniv. DiĢ Hek. Fak. Derg.
2009;19:76-84.
74. Jackson Ronald D, Morgan M. The new posterior resins and a simplified placement technique.
JADA. 2000;131:375-383.
75. Johnson HG. Amalgam. In: Craig DW, Powers JM, editors. Restorative Dental Materials. 11 ed.
edit. St. Louis, Missouri, Mosby. 2002;287-328.
91
76. Karaaslan Eġ. Arka grup diĢlerde yapılan II. sınıf kompozit dolgular ve inleylerin bir yıllık klinik
takibi. Doktora tezi, Samsun, 2008.
77. Kargül B. Pedodontide kullanılan restoratif materyaller ve koruyucu restorasyonlar. DiĢ
Hekimliğinde Klinik. 2001;4:158-164.
78. Lambrechts P, Bharadwaj D, Munck J, Van Meerbeck B. Nanofil kompozitler. Espertise Dergisi.
2004;6-10.
79. Labella R, Lambrechts P, Van Meerbeek B, Vanherle G. Polymerization shrinkage and elasticity
of flowable composites and filled adhesives. J Dent Mater. 1999;15:37-128.
80. Lang BR, Jaarda M, Wang RF. Filler particle size and composite resin classification systems. J
Oral Rehabil. 1992;19:569-584.
81. Lee YK, Yu B, Lım HN, Lım JI. Difference in the color stability of direct and indirect resin
composites. J Appl Oral Sci. 2011;19:154-160.
82. Leinfelder KF, Wilder AD, Teixeira LC. Wear rates of posterior composite resins. J Am Dent
Assoc. 1986;112:829–833.
83. Leinfelder KF, Radz GM, Nash RW. A report on a new condensable composite resin. Compend
Cont Oral Epidemiol. 1999;27:230-237.
84. Loguercio AD, Lorini E, Weiss RV, Tori AP, Picinatto CC, Ribeiro NR, Reis A. A 12-month
clinical evaluation of composite resins in class III restorations. J Adhes Dent. 2007;9:57-64.
85. Manhart J, Kunzelmann KH, Chen HY, Hickel R. Mechanical properties and wear behavior of
light-cured packable composite resins. Dent Mater. 2000;16:33-40.
86. Manhart J, Chen HY, Hamm G, Hickel R. Review of the clinical survival of direct and indirect
restorations in posterior teeth of the permanent dentition. Oper Dent. 2004;29:481-508.
87. Marigo L, Rizzi M, Torre G, Rumi G. 3D surface profile analysis: different finishing methods for
resin composites. Oper Dent. 2001;26:562-568.
88. Mazer RB, Leinfelder KF, Russel CM. Degradation of microfilled posterior composite. Dent
Mater. 1992;8:185-189.
89. Meyer GR, Ernst CP, Willershausen B. Determination of polymerization stress of conventional
and new “clustered” microfill-composites in comparison with hybrid composites. J Dent Res.
2003;81:921-26.
90. Mills RW. Blue light emitting diyotes: an alternative method of light curing. J Br Dent.
1995;178:169-172.
91. Mills RV, Jandt KD. LED and halojen polymerization-composite cure dephts and power output. J
Dent Res. 2001;515:388-391.
92. Mirsasaani SS , Ghomi F, Hemati M, Tavasoli T. Measurement of solubility and water sorption of
dental nanocomposites light cured by argon laser. IEEE Trans Nanobioscience. 2013;12:41-46.
93. Morimoto S, Vieira G, Agra Cm, Sesma N, Gil C. Fracture strength of teeth restored with ceramic
inlays and overlays. J Braz Dent. 2009;20:143-148.
94. Moszner N, Salz U. New developments of polymeric dental composites. Prog.Polym.Sci. 2001;26:
535-576.
95. Moszner N. Nanotechnology for dental composites. J Int Nanotechn. 2004;1:130-156.
92
96. Mount GJ. Glass-ionomers: advantages, disadvantages, and future implications, advances in glassionomer cements. Quintessence Publishing. 1999;12:269-273.
97. Musanje L, Ferracane JL. Effects of resin formulation and nanofiller surface treatment on the
properties of experimental hybrid resin composite. Biomaterials. 2004;25:4065-4071.
98. Neto RG, Santiago SL, Mendonça JS, Passos VF, Lauris JRP. One year clinical evaluation of two
different types of composite resins in posterior teeth. J Contemp Dent Pract. 2008;9:4-9.
99. O’Brien. Polymeric restorative materials: composites and sealants:Ġn: Solaro EM. Dental materials
and their selection. 2nd edition. Quintessence Publishing Co. Inc. Illinois. 1997:213-218.
100. O’Brien WJ. Dental materials and their selection. Polymeric restorative metarials. 3th edition.
Canada. 2002;113-116.
101. Onal B. Ġnley onley ve overley restorasyon maddeleri. Ġn: Restoratif diĢ hekimliğinde maddeler
ve uygulamaları. Ege Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi yayınları. Ġzmir. 2004;191-223.
102. Ölmez A, Tuna D. Polimerizasyon büzülmesine etki eden faktörler. Cumhuriyet Üniv DiĢ Hek
Fak Derg. 2002;5:52-57.
103. Özakar-Ġlday N, Zorba YO, Yıldız M, Erdem V, Seven N, Demirbuga S. Three-year clinical
performance of two indirect composite inlays compared to direct composite restorations. Med
Oral Patol Oral Cir Bucal-Ahead of Print.
104. Özdabak HN, Akgül N. Packable kompozitler. Atatürk Üniv DiĢ Hek Fak Derg. 2003;13:57-66.
105. Pallesen U, Qvist V. Composite resin fillings and inlays. An 11-year evaluation. Clin Oral Invest.
2003;7:71–79.
106. Peutzfeldt A. Indirect resin and ceramic systems. Oper Dent. 2001;26:153-176.
107. Powell LV, Gordon GE, Johnson GH. Clinical evaluations of direct esthetic restorations in
cervical abrasion erosion lesions one-year results. J Quint Int. 1991;22:687-692.
108. Powers JM. Composite restorative material. In Craig RG, Powers JM. Restorative dental
materials. 11th edition. St. Louis Missouri. 2002;231-391.
109. Powers J, Sakaguchi LR. Craig’s restorative dental materials. 12th ed. St. Louis: CV Mosby Co.
2006;57-70.
110. Peutzfeldt A. Resin composites in dentistry. The monomer systems. Eur J Oral Sci. 1997;105:97116.
111. Poskus LT, Placido E, Cardoso PEC. Influence of placement techniques on vickers and knoop
hardness of class ıı composite resin restorations. Dent Mater. 2004;20:726–732.
112. Pu Z, Mark JE, Jethmalani JM, Ford WT. Effects of dispersion and aggregation of silica in the
reinforcement of poly(methylacrylate) elastomers. Chem Mater. 1997;9:2442-2447.
113. Raskin A, Setcos JC, Vreven J, Wilson NHF. Influence of the isolation method on the 10-year
clinical behaviour of posterior resin composite restorations Clin Oral Invest. 2000;4:148-152.
114. Roberson TM. Introduction to amalgam restoration. In Roberson TM, Heymann HO, Swift EJ.
Sturdevant art and science of operative dentistry. 4th ed. St. Louis. Missouri Mosby. 2002;653668.
115. Rodolpho PAR, Genci MS, Donassollo TA, Loguercio A, Demarco F. A clinical evaluation of
posterior composite restorations: 17-year findings. J Dent. 2006;34:427-435.
93
116. Rouhullahi MR, Mohammadibasir M, Talim S. Comparative depth of cure among two lightcured core build-up composites by surface vickers hardness. J Dent. 2012;9:255-261.
117. Roulet JF, Noack MJ.
1991;41:195-205.
Criteria for substit amalgam with composite resins, Int Dent J.
118. Roulet JF, Spreafico R. Esthetic posterior indirect restorations. Advances in operative dentistry.
Contemporary clinical practice, Quintessence Publishing Co, Inc illinois. 2001;165-190.
119. Roulet JF, Spreafico R. Estetik posterior indirek restorasyonlar. Ġn: Roulet JF Wilson NH, Fuzzi
M. Operatif diĢ hekimliğinde güncel geliĢmeler. 1st ed. Quintessence Yayıncılık. Ġstanbul.
2006:186-191.
120. Sakaguchi RL. Review of the current status and challenges for dental posterior restorative
composites: clinical, chemistry, and physical behavior considerations. Dent Mater. 2005;21:36.
121. Sakallıoğlu EE, KeleĢ G, Özkan B. Benzer sosyo-ekonomik düzeydeki okul öncesi ve okul
çağındaki çocukların ağız sağlıklarının incelenmesi. Ondokuz Mayıs Üniv DiĢ Hek Fak Derg.
2003;4:130-133.
122. Santos C, Clarke RL, Braden M, Guitian F, Davy KWM. Water absorption characteristics of
dental composites incorporating hydroxyapatite filler. Biomaterials. 2002;23:1897-1904.
123. Sarrett DC. Clinical challenges and the relevance of materials testing for posterior composite
restorations. Dent Mater. 2005;21:9-20.
124. Scholtanus JD, Özcan M, Huysmans MC. Penetration of amalgam constituents into dentine. J
Dent. 2009;37:366-373.
125. SevilmiĢ H, Bulucu B. Adeziv materyallerin su emilimi özellikleri. Hacettepe DiĢ hekimliği
Fakültesi Dergisi. 2007;31:16-21.
126. Shahdad S, McCabe JF, Bull S, Rusby S, Wassell RW. Hardness measured with traditional
vickers and martens hardness methods. Dent Mater. 2006;24:1026–1033.
127. Sharma S, Padda BK, Choudhary V. Comparative evaluation of residual monomer content and
polymerization shrinkage of a packable composite and an ormocer. J Conserv ent. 2012
;15:161-165.
128. Sideridou I, Achilias DS, Spyroudi C. Water sorption characteristic of light-cured dental resins
and composits based on Bis-EMA/ PCDMA. Biomaterials. 2004;25:367–376.
129. Sideridou ID, Karabela MM, Vouvoudi EC. Physical properties of current dental nanohybrid and
nanofill lightcured resin composites. Dent Mater. 2011;27:598-607.
130. Sindel J, Frankenberger R, Kramer N, Petschelt A. Crack formation of all-ceramic crowns
dependent on different core build-up and luting materials. J Dent. 1999;27:175-181.
131. Soares CJ, da Silva NR, Fonseca RB. Influence of the feldspathic ceramic thickness and shade on
the microhardness of dual resin cement, Operatıve Dentıstry. 2006;31:384-389.
132. Spahl W, Budzikiewicz H, Geursten W. Extractable residual monomers from various resin
materials-a qualitative study. J Dent. 1994;73:295-302.
133. Sutow EJ, Maillet WA, Taylor JC, Hall GC. In vivo galvanic currents of intermittently
contacting dental amalgam and other metallic restorations. Dent Mater. 2004;20:823-831.
134. Taher NM. Mechanical properties of flowable composites. J Saudi Dental. 2001;13: 20-24.
94
135. Tamura Y, Kakuta K, Ogura H. Wear and mechanical properties of composite resins consisting
of different filler particles. Odontology. The Society of The Nippon Dental University 2012.
136. TaĢveren S. The comparison of the surface hardness of two different restorative materials.
Cumhuriyet Üniv DiĢ Hek Fak Derg. 2005;8:94-97.
137. Teixera EC, Thompson JL, Piascik JR, Thompson JY. In-vitro toothbrush-dentifrice abrasion of
two restorative composites. J Esthet Restor Dent. 2005;17:172-180.
138. Thordrup M, Isidor F, Horsted-Bindslev P. A 5-year clinical study of indirect and directesin
composite and ceramic inlays. Quintessence Int. 2001;32:199-205.
139. Türkmen C, Durkan M, Cimilli H, Öksüz M. Tensile bond strength of indirect composites luted
with three new self-adhesive resin cements to dentin. J Appl Oral Sci. 2011;19:363-369.
140. Türkün Lġ, Aktener OB. Twenty-four-month clinical evaluation of different posterior composite
resin materials. JADA. 2001;132:196-203.
141. Uluakay M, Ġnan H, Yamanel K, Arhun N. Kompozit rezinler ve polimerizasyon büzülmesi.
ADO Klinik Bilimler Dergisi. 2011;5:895-902.
142. Ulusoy N, BağıĢ YH, Kasar B. Isı ve ıĢık fırınında polimerizasyonları tamamlanan iki hibrit
kompozit rezinin yüzey sertliklerinin incelenmesi. Ankara Üniv. DiĢ Hek Fak Derg.
1998;25:221-228.
143. Ulusoy N, Gökay O, Kasar B, Müjdeci A. ÇeĢitli restoratif materyallerin değiĢik sertleĢme ve
polimerizasyon Ģartlarındaki yüzey sertlik değerlerinin zamana bağlı olarak karĢılaĢtırılması.
Ankara Üniv DiĢ Hek Fak Derg. 1999; 26: 9-19.
144. ÜçtaĢlı S. Some mechanical properties of resin-based dental materials. Doktora tezi. The Dental
School University. Birmingham. 1991.
145. Ümit CANDAN. Pediatrik diĢ hekimliğinde fiberle güçlendirilmiĢ kompozitlerin aĢırı kron
harabiyeti gösteren diĢlerdeki baĢarısının incelenmesi. Doktora Tezi, Ġzmir, .2007.
146. Van Dijken JW. Direct resin composite inlays/onlays: an 11 year follow-up. Journal of Dentistry.
2000;28:299–306.
147. Walker M, Haj-Ali R, Wang Y, Hunziker D, Williams K. Influence of environmental conditions
on dental composite flexural propertes. J Dent Mater. 2006;22:1002-1007.
148. Walls AWG, Mc Cabe JF, Murray JJ. The polymerization contraction of visible light-activated
composite resin. J Dent. 1998;16:177-181.
149. Wassell RW, McCabe JF, Walls AWG. Wear rates of regular and tempered composites. J Dent.
1997;25:49-52.
150. Wassell RW, Walls AWG, Mc Cabe JF. Direct composite inlays versus conventional composite
restorations: 5-year follow-up. J Dent. 2000;28:375-382.
151. Weinmann W, Thalacker C, Guggenberger R. Siloranes in dental composites. Dent Mater.
2005;21:68–74.
152. Wilson NH, Wastell DG, Norman RD. Five-year performance of high-copper content amalgam
restorations in a multiclinical trial of a posterior composite. J Dent. 1996;24:203-210.
153. Wilson K, Antonucci JM. Interphase structure–property relationships in thermoset
dimethacrylatenanocomposites. Dent Mater. 2006;22:995-1001.
95
154. Xu HH. Dental composite resins containing silica-fused ceramic single-crystalline whiskers with
various filler levels. J Dent Res. 1999;78:1304-1311.
155. Yamamotoa T, Nakamurab Y, Nishidec A, Kubotad Y, Momoi Y. Contraction stresses in direct
and ındirect composite restorations compared by crack analysis. J Adhes Dent. 2013;15:47–54.
156. Zaimoğlu L, Dalat D, ġaklar F. IĢınlama süresinin görünür ıĢınla sertleĢen kompozit dolguların
sertlikleri üzerine etkisi. Ankara Üniv DiĢ Hek Fak Derg. 1989;16:147-153.
157. Zaimoğlu A, Aksu E, Can G, Ersoy E. DiĢ hekimliğinde maddeler bilgisi. Ankara Üniv DiĢ Hek
Fak Derg. 1993;17:41-48.
96
9. EKLER
EK-A : Etik Kurul Kararı Örneği
97
EK-A : Etik Kurul Kararı Örneği
98
10. ÖZGEÇMĠġ
1986 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğdu. Ġlköğretim eğitimini
Nusaybin Atatürk Ġlköğretim Okulu’nda, lise eğitimini Nusaybin Lisesi’nde
tamamladı. 2004 yılında baĢladığı Selçuk Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi’nden
2009 yılında mezun oldu. Aynı yıl Selçuk Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi
Pedodonti Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine baĢladı. Yabancı dili Ġngilizce’dir.
99
Download

ALTI YAġ DĠġLERĠNE DĠREKT VE ĠNDĠREKT YÖNTEMLERLE