OROJENEZ
Yeryüzünde geniş çaplı Dağ oluşumu olaylarına yol açan hareketlerdir. Yan
basınçlar ve gerilmeler halinde ortaya çıkarlar.
Orojenez terimi oros: dağ, genesis: oluşum kelimelerinden türemiş olup, dağ
oluşumu anlamına gelmektedir.
Bu hareketler bir bölgede dağ oluşumuna yol açan
hareketlerdir.Yan basınçlar ve gerilmeler halinde ortaya çıkar ve bu hareketlere uğrayan
tabakalar dikey ve yanal yönde önemli ölçüde yer değiştirirler. Dolayısıyla tabakaların
karşılıklı durumları bozulur veya tabakalar ilk durumlarını kaybederek kıvrılırlar.
Bir
diğer ifadeyle, bu hareketlere uğramış tabakalar geniş ölçüde kıvrılırlar, yer yer kırılır ve
birbiri üzerine gelirler. Orojenik hareketleri epirojenik hareketlerden ayıran en önemli fark da
budur.
Orojenik hareketler safha safha gelişen hareketlerdir. Bunların oluşumunda yan
basınç ve gerilmeler birinci derecede önemli rol oynar. Bir yerde orojenik hareketin meydana
gelmesi için ayrıca oradaki tabakaların elastiki bir durum göstermesi gerekir. Bu tabakalar
kil, marn ve silt gibi yumuşak kayaçlardan oluşabileceği gibi, yüksek basınç ve sıcaklık
altındaki kireçtaşı, kumtaşı ve çakıltaşı gibi sert taşlardan da meydana gelebilir.
Orojenezin nedenlerine ilişkin çeşitli görüşler sözkonusudur:
1-Elavasyon Teorisi (Yükselme)
Bu teori ALEXANDER VON HUMBOLOT ve L.VON BUCH tarafından
atılmıştır. Bu görüşe göre yerin derinliklerindeki kızgın mağmanın doğrudan doğruya
yer kabuğuna yapmış olduğu etkilerden dolayı orojenez gelişir. Bir başka ifadeyle
mağmanın yerkabuğunu etkileyip yükseltmesi sonucunda orojenez gelişmiştir. Bu
görüş günümüzde önemini kaybetmiştir.
2-Kontraksiyon (Büzülme) Teorisi:
Bu teori 1829 yılında E.D.REAUMONT tarafından ortaya atılmıştır. Bu
teoriye göre dünyanın merkezi kısmı zamanla soğumakta bu yüzden bu kesimlerin
hacmi küçülmektedir. Yerkabuğu bu nedenle boşlukta duramayacağına göre bu
hacim küçülmesine kendini uydurmakta sonuçta litosferin kontraksiyonu
gerçekleşmekte fakat yerkabuğu stabil ve mobil alanlardan meydana geldiği için
stabil alanlar bu büzülmeye karşı kırılarak
yanıt vermekte buna karşı
mobil sahalar kıvrımlanarak dağlık sahaları oluşturmaktadırlar. Bu görüş te
günümüzde önemini yitirmiştir.
3-Kıtaların Kayması teorisi :
Savunucusu A. WEGENER’dir. Bu teoriye göre Orojenik hareketlerin
sebebi kıtalaraın hareketidir. Manto üzerinde yüzen kıtalar kayma hareketine
uğramakta, kıtaların bu yer değiştirmesi sonucunda ise iki kıta arasında (eski
kütleler) yer alan jeosenklinallerde birikmiş tortullar kıvrımlanmaktadır.
Paleozik yani birinci zaman sonlarında (Karbon veya Perm) kıtalar tek bir
kütleden meydana geliyordu Bu kıtaya Pangea adı veriliyordu. Buna karşılık tek bir
okyanus mevcuttu buna ise Pantalassa adı veriliyordu. İşte bu pangea üzerinde
büyük kırıklar meydan gelmiş ve ana hatları ile aşağı yukarı bugünku kıtalara karşılık
gelen daha küçük kara kütlelerini meydana getirmiştir. Bu hareket sonucu kıtalar
birbirinden uzaklaşarak çeşitli yönlerde ilerlemişlerdir.
Pangeanın güney kısmının parçalanmasını Mesozoikte, Kuzey kesminin
parçalanması ise Tersiyer (III. Zaman) da olmuştur. Bu günkü kıtaların görünümü ise
Plesitosen başlarında meydana gelmiştir.
4-Mağma Hareketleri (Konveksiyon akıntısı) Teorisi
Bu teorisinin savunduğu husus ise mağmadaki değişmelerdir. Bir diğer
ifadeyle atmosferde olduğu gibi mağma içerisinde de dikey yönde devamlı sıcaklık
değişimleri olmaktadır. Bu görüşe göre çekirdek üzerindeki mağmanın ısınması
yukarı doğru yani dikey doğrultuda yükselir ve yeryüzünün yakın bölgelerinde
soğuyarak tekrar aşağı iner.
Bu dikey yönde konveksiyonal akıntılarla mağmanın bazı bölümleri bir
alçak basınç (siklon), bazı bölümleri ise yüksek basınç (Antisiklon) alanları haline
gelebilmektedir. Bir başka ifadeyle bazı kesimlerde bu akıntılar birbirine yaklaşır,
bazı kesimlerde ise bu akıntılar birbirinden uzaklaşır.
İşte bunlardan siklon sahasına karşılık gelen alanlarda mağma akıntıları
yerkabuğu parçalarını birbirine yakınlaştırmakta ve dolaysıyla bu parçalar arasında
kalan depolar veya tortular sıkışarak kıvrımlanmktadır.
5-Levha (Tabla) Teorisi: (Kurucusu Dielz)
Bu teori 1950 yılında ortaya atılmış ve son 20-30 senede gelişme
göstermiştir. Bu teori deprem ve volkanizma olaylarına ışık tutmuştur.Bu teoriye göre
yerkabuğu tek bir kütleden ibaret değildir. Yani yerkabuğu çeşitli büyüklükte
parçalara bölünmüştür. Bu parçaların bazıları kıtasal kabuklara, bazıları da
okyanusal kabuklara karşılık gelmektedir. Granitik kabuk kıtasal kabuğa , sima
kabuk ise okyanusal kabuğa karşılık gelmektedir.
Bu teori üç görüşün birleşmesinden oluşmuş bir teoridir. Bunlar; Kıtaların
kayması teorisi, Konveksiyon akıntısı teorisi ve deniz tabanı yayılması teorisidir.
Bunların dünya üzerindeki dağılışlarına bakacak olursak, büyük levhalara örnek
olarak Avrasya levhası, Afrika levhaları, Güney ve Kuzey Emerika levhası
Avusturalya levhası, Pasifik levhası ve Antartika levhası’ dır. Büyük levhaların
yanısıra küçük levhalarda vardır. Örneğin Türkiye, Irak , İran birer küçük levhadır.
Yanlız bu büyük levhaların içinde
Pasifik levhası Okyanusal levhaya
karşılık gelmektedir. Pasifik simadan oluşmuştur. Buna bağlı olarak buraya
okyanusal kabuk adı verilmektedir.
Mağmadaki konveksiyonel akıntılar yerkabuğu üzerinde büyük kırıklara
sebep olmaktadır. Mantodaki zıt yönde konveksiyonel akıntılar yerkabuğunun
parçalanmasına ve uzun ve geniş yarıkların oluşmasına neden olur ki bu yarıklara
genelde Rift adı verilmektedir. Bu olay sonucunda levhalar (Kıtalar) birbirinden
uzaklaşır.
Yerkabuğunda meydana gelen rift hattı boyunca mağmanın yükselmesi
ve etrafa yayılması gerçekleşir. Buna Atlantik okyanusunda yer alan büyük sırt örnek
olarak gösterilebilir. Bu sırt bir S harfi şeklindedir. Bu sırtın üzerinde çeşitli adalar
mevcuttur (Kanarya adaları gibi).
Rift hattı boyunca çıkan mağma daha çok iki levha arasında bir lehimleme
görevi yapar. Rift hattı boyunca çıkan mağma iki levha arasında deniz tabanında
yayılır. Buna deniz tabanı yayılması adını verilir.
Bu iki kıtasal levha arasını dolduran mağma yeni bir levha oluşturur ki
buna okyanusal levha adı verilir. Bu levha okyanus dibi yayılması sonucunda
meydana gelmiştir. Bugün ki Atlas okyanusu 2. zamandan bu yana Afrika ve
Amerika levhalarının birbirinden uzaklaşması neticesinde meydana gelmiştir. Atlas
okyanusunun taban genişliği her yıl 2-5 cm kadarlık bir genişleme gösterir. Buranın
böyle genişlemesinin sebebi rift hatları boyunca çıkan mağmatik yapının
yayılmasıdır. Bu genişleme Pasifik okyanusunda ise her yıl 5- 10 cm civarındadır.
Levhaların uzaklaşmasına Diverjans adı verilir. Yaklaşan levha
hareketlerine ise Konverjans adı verilir.
Levhalar birbirine göre üç tip hareket sunar
1-Ekstensiyonel (constructive-yapıcı veya uzaklaşan-diverjan)
2-Kompresyonel (tahrib edici veya yaklaşan levha sınırları, konverjan)
3-Transform (yanal hareketli veya muhafaza edici-conservative)
Orojenez=konverjan levha sınırları
İki levha birbirlerinden uzağa doğru hareket ettiklerinde, bu iki levhanın yerkürenin
diğer yüzünde birbirlerine doğru hareket etmesi beklenir. Bu nedenle Amerika ve Avrasya
Atlantik okyanusunda birbirlerinden uzaklaşırken, Pasifik okyanusunda biribirlerine
yaklaşmaktadırlar. Atlas Okyanusunun büyüme oranın eşit bir hızda Pasifik daralmaktadır.
Burada yok olan okyanus litosferleridir
Levhalar birbirlerine yaklaştıklarında oluşan gerilmeler, sıkışma gerilmeleridir. Bu
nedenle oluşması beklenen jeolojik yapılar sıkışma rejiminde oluşan yapılardır. Bu yapıların
niteliği litosferin niteliğiyle ilişkilidir. Okyanusal litosfer astenosfere içine doğru hareket
ederek, ergiyip astenosfere katılabilir
Kıtalar ve ada yaylarındaki litosferin ise, yoğunluğunun az olması nedeniyle
astenosfere doğru hareket etme özelliği yoktur. Sadece okyanusal litosfer sıkışma
gerilmelerinin etkisinde astenosfere doğru hareket hareket edebilir ve dalma zonunda
sıkışma yapıları oluşur.Diğer başka bir durum dalma özelliğine sahip olamayan iki litosferin
karşılaştığı kıta-kıta çarpışma durumudur. Bu durumda da sıkışma yapıları oluşacaktır, fakat
iki levhanın kilitlenmesi sonucunda bu kuşak boyunca hareket zamanla sönümlenecektir.
Sıkışma kuvvetleri etkisinde kalan levha kenarlarında oluşan en önemli jeolojik olay
‘orojenez’ olarak bilinen dağ oluşumudur. Orojenez sırasında geniş alanlar kaplayan
sedimentlerin çökelmiş olduğu su altındaki alanlar And dağları, Himalayalar ve
Alplerdeolduğu gibi faylar, bindirmeler ve kıvrımlarla binlerce metre yükselir. Orojenez dağ
silsilelerinin oluşumuna neden olmaktadır
Levhaların uzaklaşmasına bağlı olarak zamanla bu levhalar bir süre sonra
çarpışırlar. Bu çarpışma esnasında orojenez olayı meydana gelir ki bu çarpışma 3
şejilde olur:
1-İki okyanusal levhanın çarpışması
2-Bir okyanusal levha ile bir kıtasal levhanın çarpışması
3-İki kıtasal levhanın çarpışması
Bu çarpışma esanasında yoğunluğu fazla olan levha çarpıştıktan sonra
diğer levhanın altına sokularak manto içerisine dalar. Bu iki levhanın karşılaşıp
çarpışması sonucunda diğerinin altına girmesi ve mantoya sokulması olayına
Dalma batma (Subductionel) olayı adını verilir. Bu olay sonucu dalan levha
mağmanın yüksek sıcaklığından dolayı erir ve yok olur ki buna yitim zonu adını
verilir. Alta kalan levha genelde yüksek sıcaklıktan dolayı erimeye uğrar.
Pasifik levhası ile Avrasya levhası arasında ortaya çıkan durum buna
örnek gösterilebilie. Asyanın doğusu dalma- batma zamana karşılık gelmektedir.
Dalma- batma genelde dünyanın en derin alanlarıdır.
1-İki Okyanusal Levhanın Çarpışması:
İki Okyanusal levhanın çarpışması ile bir orojenez olayı gerçekleşmez.
Kalın ve eski olan levha diğer okyanusal levhanın altına dolar.Okyanusal levha
manto içerisine dalmakta ve burada erimesi gerçekleşmektedir. Bu eriyen levhalar
daha sonra volkanik faaliyetlerle volkanik ada yaylarnıı meydana getirirler.
2-Bir okyanusal levha ile kıtasal levhanın çarpışması olayı:
Okyanusal levhanın yoğunluğu daha fazladır. Bu nedenle kıtasal levhanın
altına dalar. Bu olay sonucunda manto içinde gömülen okyanusal levha sıcaklıktan
dolayı erimeye bağlı olarak kıtasal levha üzerinde volkanizma olayları gerçekleştirir.
Bu olay sonucunda birde orojenez olayı gerçekleşir. Orojenez olayı dalma - batma
zonunuda gerçekleşir .Jeosenklinal alanlar daha çok kıtaların kenarlarında yer alır.
Bu nedenle bu alanlar tortullanma alanlarıdır. Dalma- batma zonunda yer alan
tortullar kıvrımlanarak orojenezi meydana getirirler. Bu alanlarda dağlık kütleler
meydan çıkar. Buna örnek olarak Kuzey Amerika ile Güney Amerikanın batısındaki
And dağları ve Kayalık dağlar örnek olarak gösterilebilir. Bu dağların oluşumu
Pasifik levhası ile Kuzey veGüney Amlerika kıtalarının çarpışması sonucu meydana
gelmiştir. Bu dağlar kıtaların kenarında yer alırlar.
3-İki Kıtasal Levhanın Çarpışması
Bugünkü Alp-Himalaya sistemini meydana getiren levha sistemidir.
Bu iki çarpışmada arada kalan Jeosenklinal alanlar kıvrımlanarak
orojenezi meydana getirirler. Alp-Himalaya sistemi bu levhaların çarpışması yani
kuzeyde Lavrasya, güneyde Afrika levhalarının çarpışması ile meydana gelmiştir.
Dalma-batma zonları çok derin alanları oşuşturur (Mariana Çukuru). Filipin
adaları, Japonya adaları volkanik adalara karşılık gelmektedir. Dalma - batma zonu
olan alanlar dünyada en çok depremlerin gerçekleştiği alanlardır (Örneğin
Japonyada meydana gelen depremler) Bu olaylar sonucunda yerkabuğunda sürekli
bir dengelenme sözkonusudur. Bir taraftan eski kıtaların Bir taraftan eski kabukların
manto içerisinde erimesi diğer taraftan volkanik olayların meydana gelmesi bu
dengelenmenin bir sonucudur.
Levha tektoniği çerçevesinde ise orojenez, yaklaşan levha sınırlarındaki (tek bir kıta
sınırındaki) olayların beraberce işleyişi ile oluşturulmuş yapı olarak kabul edilir.
Orojenik kuşaklar levha sınırlarında oluşur ve okyanusal kabuğun dalma-batma ile
tüketilmesi ve sonuçta kıta kıta çarpışmaları ile gelişir.
Klasik orojenez anlayışında, orojenez kısa bir süre içinde dünyanın her yerinde aynı
anda oluşan, epizodik (nabız atışı gibi) bir süreçtir (Kober ve Stille).
Fakat Wegener ve Argand ise orojenezin yerel olarak epizodik olduğunu ve dünya
çapında düzenli ve aynı anda gelişmediğini savunmaktadırlar.
Orojenezin gelişimi içinde, dağ kuşaklarının yatay tabakalı kayaçların dikey
hareketlerle yükselmesi sonucu oluştuğu kabul edilmiştir.Yükselme yerin iç enerjisine bağlı
olarak plütonik ve volkanik faaliyetlerle sağlanır. Buradaki oluşum tek boyutludur
Sonraları ise orojenezin dağ kuşağına dik yatay hareketlerle oluştuğu ortaya
konularak, mağmatizma ve metamorfizmanın neden değil fakat deformasyonun sonucu
olduğu belirtilmiştir.
Burada dağ kuşakları kısalma-genişleme, çökme-yükselme hareketleri sunar.
Günümüzde ise, orojenik kuşaklarda dikey, orojene dik yatay ve orojen
doğrultusuna paralel yatay hareketlerin varlığı kabul edilir .
•
•
Dağ kuşakları simetrik veya asimetrik olabilir.
Simetrik orojenlerde bindirmeler ve kıvrımlar iki yöne doğrudur.
•
Asimetrik orojenlerde ise yapılar bir yöne doğru yönelmişlerdir
•
•
Levha tektoniği teorisi yerdeğiştirmeyi (hareketi) tanımlayan bir teoridir.
Orojenez ise deformasyonun sonucudur.
•
Wilson, levha tektoniğini orojeneze uygulanarak, levha sınırlarındaki
hareketin nasıl deformasyon oluşturduğunu ortaya koymuş, ve kendi adıyla anılan
Wilson-döngüsünü açıklamıştır.
•
Wilson-döngüsüne göre, bir okyanusun açılması ve kapanması ile
orojenez oluşur.
Bir sahada orojenezin gelişmesi ve yayılması kıvrılmanın şiddetine bağlıdır. Bir
sahada yan basınç ve gerilmeler ne kadar şiddetli olursa kıvrılmalar da o ölçüde belirgin
olarak gelişir.
Bununla birlikte, yeryüzünün bazı sahaları yan basınçlara uğradıklarında
kıvrımlanır, bazıları ise sadece kırılırlar.Yerkabuğu parçaları bu açıdan (kıvrımlanma özelliği
bakımından) ikiye ayrılır ;
1- Mobil veya Labil sahalar : Yan basınçlara karşı kıvrılarak tepki gösterirler.
Buralar jeolojik anlamda genç, elastiki bir özellik gösteren yumuşak sahalardır. Buralarda
daha çok orojenik hareketler gerçekleşir.2- Stabil veya Kratojen sahalar : Yan basınçlar
uğradığı zaman kıvrılmayan, alçalma- yükselme gösteren, daha çok kırılan sahalara denir.
Buralar ise yaşlı, kırılgan bir özellik gösteren sert yapılı sahalardır.
Bir sahada orojenik hareketlerin meydana gelmesi için o sahanın labil veya mobil
özellik, elastiki bir yapı göstermesi gerekir. Elastiki yapı göstermiyorsa o sahada orojenik
değil, epirojenik hareketler gelişir.
Bir alandaki stabilleşmeyi sağlayan veya artıran olaylar ise şunlardır;1Kıvrılma olayı : Eğer bir bölge daha önce iç kuvvetlerin tesirinde kalmış ve bu kuvvetlerle
kıvrılmışsa o sahanın daha sonra kıvrılma özelliği zayıflar ve o saha sertleşmiş (stabilleşmiş)
olur.2- İntrüzyon olayı: Bir sahada meydana gelmiş olan derinlik volkanizması (İntrüzyon)
sonucunda derinliklerden yeryüzüne doğru yükselen mağma kütleleri bir bölgeye nüfus eder
ve onun yapısı içerisine yayılırsa o sahayı sertleştirir.3-Yükselme Eğilimi: Genellikle billurlu
bir temele sahip saha yüzeye ne kadar yakınsa o sahada stabilite o nisbette fazladır. Buna
karşılık temelin alçalması veya derinlere doğru inmesi o sahadaki mobilleşmeyi artırır.
Bütün bu olaylar tümüyle veya bunlardan sadece biri gerçekleşecek olursa o
sahada orojenik hareketler meydana gelemez.
Yeryüzündeki yapılar bu bakımdan (kıvrımlaşma özellikleri açısından) üç kısıma
ayrılmaktadır ;
1.Alpino tip yapı
2.Kalkan ve Platform yapısı
3.Germano tip yapı
1-Alpino tip yapı: Genellikle mobil veya labil bir özellik gösterirler. Bu
sahalarda şiddetli kıvrımlanmalar görülür.
2-Kalkan ve Platform yapısı: Yerkabuğunun kıvrılmaya karşı direnç gösteren
sahalarıdır. Bir bakıma stabil özellik gösterirler. Buralar ancak kubbeleşip
çanaklaşabilirler.
3-Germano tip yapı : Bu iki yapı arasındaki geçiş tipidir.
Download

OROJENEZ Yeryüzünde geniş çaplı Dağ oluşumu olaylarına yol