24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
øÇøNDEKøLER
ÖNYAZI
3
DÜZENLEME KURULU
5
KONGRE BøLøMSEL PROGRAMI
6
KONUùMA ÖZETLERø
12
SÖZEL BøLDøRøLER
41
POSTER BøLDøRøLERø
65
1
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
2
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Deßerli Meslektağlarñmñz,
Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneßi tarafñndan düzenlenen ve Necmettin Erbakan
Üniversitesi, Meram Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Anabilim
Dalñ’nñn ev sahiplißini yaptñßñ 24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ
Kongresi, 9 - 12 Nisan 2014 tarihleri arasñnda Konya Dedeman Otel Kongre Merkezi’nde
yapñlmaktadñr.
Bu seneki tema "Genomdan Terapilere" olarak belirlenmiğtir. Seçilen bu tema, çocuk ve
ergen yağ grubunda görülen ruhsal sorunlarñn sñnñflandñrñlmasñ, etiyolojisi ve tedavileri ile
ilgili yeni yaklağñmlarñn tartñğñlmasñnñ amaçlamaktadñr.
Dördü uluslararasñ olmak üzere 74 bilim insanÕnÕn katkñlarñ ile bilimsel nitelißi yüksek bir
program oluğturulmuğtur: 6 Konferans, 8 Çalñğma Grubu, 15 Panel, 3 Kurs, 3 Uzmanla
Buluğma ve 3 Olgu Tartñğmalarñ. Ayrñca 40’ñ sözel olmak üzere 128 bildiri sunumu
gerçekleğtirilecektir.
Ulusal Kongre Bildiri Kitabñ, bu seneden itibaren Çocuk ve Gençlik Ruh Saßlñßñ Dergisi’nin
Ek Sayñsñ olarak yayñnlanacaktñr. Ayrñca Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneßi
tarafñndan düzenlenen Yñllñk Toplantñlarñn duyurularñnñ tek adres üzerinden takip
edebilirsiniz: www.cocukergenkongre.com
Sizleri, Nisan 2014’de Mevlana’nñn ğehri Konya’ya misafir ediyor olmaktan büyük mutluluk
duyuyor, tüm katñlñmcñlar için keyifli bir Ulusal Kongre olmasñnñ umuyoruz…
Doç. Dr. Sabri Hergüner
Prof. Dr. Ayla Aysev
Necmettin Erbakan Üniversitesi
Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneßi
Meram Tñp Fakültesi
Kongre Düzenleme Kurulu Bağkanñ
Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ A.D.
3
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
4
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Onur Kurulu
Prof. Dr. Muzaffer ùeker
Prof. Dr. Füsun Çuhadaro÷lu
Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü
Türkiye Çocuk ve Gençlik Psikiyatrisi Derneßi
Kongre EúbaúkanlarÕ
Doç. Dr. Sabri Hergüner
Prof. Dr. Ayla Aysev
Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tñp Fakültesi
Türkiye Çocuk ve Gençlik Psikiyatrisi Derneßi
Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ A.D.
Kongre Düzenleme Kurulu Bağkanñ
Kongre Sekreteri
Sayman
Doç. Dr. Ayhan Bilgiç
Prof. Dr. Fatih Ünal
Üyeler
Prof. Dr. Ayla Aysev
Prof. Dr. Müge Tamar
Prof. Dr. Fatih Ünal
Doç. Dr. Koray Karabekiroßlu
Prof. Dr. Füsun Çuhadoroßlu
Doç. Dr. ðbrahim Durukan
Yerel Düzenleme Kurulu
Doç. Dr. Sabri Hergüner
Dr. Rukiye Çolak Sivri
Doç. Dr. Ayhan Bilgiç
Dr. Saliha Kñlñnç
Yrd. Doç. Dr. Savağ Yñlmaz
Dr. Burak Açñkel
Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Akça
Dr. Necati Uzun
Yrd. Doç. Dr. Serhat Türkoßlu
Dr. Özlem Karakaya
Uzm. Dr. Arzu Hergüner
Dr. Esra Hoğoßlu
Uzm. Dr. Ahmet Yar
Psk. Gülçin Naltekin
Dr. Ümit Iğñk
Psk. Sevinç Günaydñn
5
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
9 NøSAN 2014 ÇARùAMBA
13:00
14:30
TURKUVAZ SALON
TURUNCU SALON
BEYAZ SALON
PANEL 1 - PRODROMAL PSøKOZ
ÇALIùMA GRUBU 1
ÇALIùMA GRUBU 2
FøZøKSEL HASTALIöI OLAN
ÇOCUKLAR VE AøLELERø øLE
ÇALIùMAK
ÇOCUKLARDA ÖFKESALDIRGANLIK øLE BAùA
ÇIKMA VE SOSYAL BECERø
EöøTøMø
Prof. Dr. Ümran Tüzün
Prof. Dr. Tümer Türkbay
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Burak
Baykara
Prodromal Psikoz Nedir? Ne
De÷ildir?
Doç. Dr. Burak Baykara
Prodromal Psikoz Belirtileri ùizofreni
için Öngörücü müdür?
Uzm. Dr. Gonca Özyurt
Psikotik Bozukluklarda Yüksek Risk
GruplarÕ ve Tedavi YaklaúÕmlarÕ
Doç. Dr. Neğe Fiğ
14:30
14:45
14:45
16:15
16:15
17:15
KAHVE ARASI
PANEL 2 – TøK
BOZUKLUKLARINDA TEDAVø
YAKLAùIMLARI
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. ðbrahim
Durukan
PANEL 3 - MøZAÇ VE
PSøKOPATOLOJø
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Emine
Zinnur Kñlñç
Tik BozukluklarÕnda Farmakoterapi
Mizaç ve Anksiyete BozukluklarÕ
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Fatih Ceylan
Prof. Dr. Emine Zinnur Kñlñç
Tik bozukluklarÕnda AlÕúkanlÕ÷Õ
Tersine Çevirme Terapisi
Mizaç ve DuygulanÕm BozukluklarÕ
Uzm. Dr. Koray Kara
Doç. Dr. Özlem Özcan
ÇALIùMA GRUBU 3
GELøùøM VE RUHSAL SAöLIK
DEöERLENDøRMESø (DAWBA)
TANILAMA ARACININ
KULLANIM EöøTøMø
Yrd. Doç. Dr. Onur Burak Dursun
Doç. Dr. Taner Güvenir
Tik bozukluklarÕna Eúlik Eden
Durumlarda Farmakoterapi
Mizaç ve Ba÷lanma BozukluklarÕ
Doç. Dr. ðbrahim Durukan
Doç. Dr. Didem Öztop
Tik BozukluklarÕnda AyÕrÕcÕ TanÕ
Mizaç ve DavranÕm Bozuklu÷u
Yrd. Doç. Dr. Murat Yüce
Doç. Dr. Ayhan Bilgiç
KONFERANS 1
OLGU TARTIùMALARI 1
OLGU TARTIùMALARI 2
ANNENøN EMZøRDøöø DøL:
ANA DøLø
ERGEN PSøKøYATRøSøNDE
VAKA ÖRNEKLERø
ÇOCUK VE AøLEYLE YAS
ÇALIùMAK
Prof. Dr. Cem Kaptanoßlu
Prof. Dr. Emine Zinnur Kñlñç
Prof. Dr. Behiye Alyanak
6
(KatÕlÕm 30 kiúi ile sÕnÕrlÕdÕr)
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
17:30
19:00
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
AÇILIù PROGRAMI
AÇILIù KONUùMALARI
AÇILIù KONFERANSI:
Prof. Dr. Mim Kemal Öke ‘Aúk, Dans, Tasavvuf’
DøNLETø:
Ali Bektaú ‘Mesnevi’den’
Hikmet KayalcÕ ‘Ney’
10 NøSAN 2014 PERùEMBE
07:30
08:45
09:00
10:30
TURKUVAZ SALON
TURUNCU SALON
BEYAZ SALON
UZMANLA BULUùMA 1
SÖZEL BøLDøRøLER 1
SB1 - SB10
SÖZEL BøLDøRøLER 2
SB11 - SB20
øLK GÖRÜùME: TERAPÖTøK BøR
FIRSATA DÖNÜùTÜRÜLEBøLøR
Mø?
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Özalp
Ekinci
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Kaßan
Gürkan
Prof. Dr. Yankñ Yazgan
Nörogeliúimsel Bozukluklar
YÕkÕcÕ DavranÕú BozukluklarÕ
PANEL 4 - DSM- 5 ÇOCUK VE
ERGEN PSøKøYATRøSøNE NE
GETøRDø?
PANEL 5 - HASTA
ÇOCUKLARIN HAKLARI NASIL
KORUNUR?
ÇALIùMA GRUBU 4
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Mücahit
Öztürk
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Bengi
Semerci
Çocuk Psikiyatrisi AçÕsÕndan DSM-5’e
Genel Bir BakÕú
Çocuk Hasta HaklarÕnÕ Ailelere ve
Okullara KarúÕ Kim Savunacak?
Uzm. Dr. Sebla Gökçe
Prof. Dr. Bengi Semerci
YÕkÕcÕ Duygudurumu Düzenleyememe
Bozuklu÷u
Tarihsel Süreçte De÷iúen “Çocuklar
øçin Özel Gereksinim Raporu”
UygulamalarÕ
Dr. Kln. Psk. ðlkiz Altñnoßlu
Dikmeer
Prof. Dr. Mücahit Öztürk
Yrd. Doç. Dr. Ğaziye Senem Bağgül
Prof. Dr. Gülsen Erden
Asperger mi? Toplumsal øletiúim
Bozuklu÷u mu?
Hasta HaklarÕ UygulamalarÕ BakÕú
AçÕsÕndan “Çocuk HaklarÕ”
Doç. Dr. Evren Tufan
Av. Jülide Iğñl Baßatur
YÕkÕcÕ DavranÕú BozukluklarÕ
KapsamÕnda Yeni Bir TanÕ: AralÕklÕ
PatlayÕcÕ Bozukluk
Klinik Uygulamada Hasta
HaklarÕnÕn Gözetilmesi
Doç. Dr. Ayğe Kñlñçaslan
Prof. Dr. Runa ðdil Uslu
WECHSLER ÖLÇEKLERø NEYø
ÖLÇER, UYGULAMANIN
OLMAZSA OLMAZLARI
NELERDøR? SONUÇLAR
NASIL YORUMLANMALIDIR?
WISC-R’DAN WISC-IV’E…
POSTER TURU 1 (PB1 - PB22)
10:30
11:00
KAHVE ARASI
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Neğe Fiğ, Doç. Dr. Didem
Öztop, Doç. Dr. Burcu Özbaran, Doç. Dr. Özlem Özcan
7
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
11:00
12:30
PANEL 6 – ÇOCUK VE
ERGENLERDE ADLø PSøKøYATRøK
DEöERLENDøRME
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
PANEL 7 – DUYGULARIN
NÖROBøYOLOJøSø
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Ayğe Avcñ
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Ayhan
Cöngöloßlu
østismar OlgularÕn Psikiyatrik
De÷erlendirilmesi, Genel ve AyÕrÕcÕ
Özellikler
Utanma
Doç. Dr. Gonca Gül Çelik
Doç. Dr. Ayhan Cöngöloßlu
Güvenir Bilgiye Ulaúma; HafÕza Türleri
ve Do÷ru Soru Sormak
Korku
Doç. Dr. Ayğegül Yolga Tahiroßlu
Doç. Dr. Koray Karabekiroßlu
ÇALIùMA GRUBU 5
ÇOCUK VE ERGENLERDE
UYKU SORUNLARINA
YAKLAùIM VE KOLAY
UYGULANABøLøR
YÖNTEMLER
Doç. Dr. Sabri Hergüner
Adli Raporlama ve øzlem; Olgu
Örnekleri, Zor OlgularÕn Yönetimi
Çekingenlik
Prof. Dr. Ayğe Arman
Prof. Dr. Ayğe Avcñ
Yrd. Doç. Dr. Murat Yüce
Doç. Dr. Ayğe Kñlñçaslan
Üzüntü
Uzm. Dr. Özhan Yalçñn
12:30
13:30
13:30
15:00
ÖöLE YEMEöø
YEùøL SALON
PANEL 8 - ATøLLA TURGAY DEHB
PANELø: DEHB’YE TÜRKøYE’DEN
YAKLAùIM
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Eyüp Sabri
Ercan
PANEL 9 – OTøZMDE
GENETøKTEN TEDAVøYE
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Özgür
Yorbñk
Türkiye’de DEHB Epidemiyolojisi
Otizmde Genetik
Uzm. Dr. Taciser Uysal
Uzm. Dr. Caner Mutlu
DEHB TanÕsÕnda Ö÷retmen ve Ebeveyn
Bilgi FarklÕlÕklarÕnÕ NasÕl
De÷erlendirmeliyiz?
Otizmde Epigenetik
Uzm. Dr. Ayğegül Selcen Güler
Prof. Dr. Özgür Yorbñk
DEHB ve Otizm Birlikteli÷inde ølaç
KullanÕmÕ
Otizmde Hedefe Dönük Tedaviler
Ne Kadar Umut Verici?
Uzm. Dr. Ülku Akyol Ardñç
Doç. Dr. Kaßan Gürkan
KURS 1
YEME BOZUKLUöUNDA
ERGEN øLE ÇALIùMAK
Prof. Dr. Janet Treasure
(Kurs øngilizce olup simültane
çeviri yapÕlmayacaktÕr)
DEHB’de Alt tiplerin Çoklu Beyin
Görüntüleme, Genetik ve BilgisayarlÕ
Nöropsikolojik Test BataryasÕyla
KarúÕlaútÕrÕlmasÕ
Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan
POSTER TURU 2 (PB23 - PB44)
15:00
15:30
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Goncagül Çelik, Doç. Dr. Koray
KAHVE ARASI
Karabekiroßlu, Doç. Dr. Ayğegül Tahiroßlu, Doç. Dr. A.
Evren Tufan
8
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
15:30
17:00
PANEL 10 – BEBEK RUH SAöLIöI
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Koray
Karabekiroßlu
PANEL 11 - SOSYAL BøLøù VE
EMOSYON TANIMA
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Burcu
Özbaran
0-4 Yaú Döneminde Anne-Çocuk
øliúkisinin Gözlemsel De÷erlendirilmesi
Yeme BozukluklarÕ ve Sosyal Biliú
Doç. Dr. Koray Karabekiroßlu
Doç. Dr. Burcu Özbaran
Fetal Maternal Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve Perinatal
Psikososyal Faktörler
Alkol ve Madde
Ba÷ÕmlÕlÕ÷Õnda Sosyal Biliú ve
Emosyon TanÕma
Uzm. Dr. Tuna Çak
Doç. Dr. Zeki Yüncü
Anne Bebek Ba÷lanmasÕ ve Perinatal
Risk Etmenleri
Dikkat Eksikli÷i ve Hiperaktivite
Bozuklu÷unda Sosyal Biliú ve
Emosyon TanÕma
Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Akça
Yrd. Doç. Dr. Sezen Köse
KURS 1
YEME BOZUKLUöUNDA AøLE
øLE ÇALIùMAK
Prof. Dr. Janet Treasure
(Kurs øngilizce olup simültane
çeviri yapÕlmayacaktÕr)
0-4 Yaú Döneminde Psikiyatrik
Baúvuruyu Belirleyen Psikososyal
Faktörler
Dr. Zehra Babadaßñ
GENEL KURUL
17:00
19:00
11 NøSAN 2014 CUMA
07:30
08:45
09:00
10:40
TURKUVAZ SALON
TURUNCU SALON
BEYAZ SALON
UZMANLA BULUùMA 2
SÖZEL BøLDøRøLER 3
SÖZEL BøLDøRøLER 4
NÖROGELøùøMSEL
BOZUKLUKLARDA ZOR
VAKALARA YAKLAùIM
SB21 - SB30
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr.
Neslihan Emiroßlu
SB31 - SB40
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Aynur
Akay
Prof. Dr. Nahit M. Mukaddes
Duygudurum ve KaygÕ
BozukluklarÕ
Konsültasyon Liyezon ve Adli
Psikiyatri
øKøLø KONFERANS
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Neslihan Emiroßlu / Doç. Dr. Sabri Hergüner
Çocukluk Dönemi Duygudurum BozukluklarÕnda Besleyici Müdahaleler
Prof. Dr. Mary Fristad
Yeme Bozuklu÷u için HastalÕk BasamaklarÕ KavramÕ
Prof. Dr. Janet Treasure
10:40
11:10
POSTER TURU 3 (PB45 - PB66)
KAHVE ARASI
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Burak Doßangün, Doç. Dr. ðbrahim
Durukan, Doç. Dr. Iğñk Karakaya, Doç. Dr. Burak Baykara
9
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
11:10
12:00
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
KONFERANS
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Nahit Motavallñ Mukaddes
Geliúimsel Ba÷lantÕ Bozuklu÷u olarak Otizm
Prof. Dr. Jan Buitelaar
12:00
13:00
13:00
14:30
ÖöLE YEMEöø
KURS 2
YEùøL SALON
PANEL 12 - GÜNÜMÜZ SAöLIK PANEL 13 - NÖROGELøùøMSEL
SøSTEMøNDE ÇERSAH
BOZUKLUKLARDA
UZMANLIK EöøTøMø
ENDOFENOTøPLER
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Süha
Miral
Sa÷lÕk UygulamalarÕnÕn
Getirdikleri
DUYGUDURUM
BOZUKLUKLARINDA
PSøKOSOSYAL YAKLAùIMLAR
R
Prof. Dr. Mary Fristad
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Birim
Günay Kñlñç
Prof. Dr. Levent Kayaalp
Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite
Bozuklu÷unda Endofenotipler
Prof. Dr. Birim Günay Kñlñç
NasÕl bir ÇERSAH uzmanÕ
hedefliyoruz?
Özel Okuma Güçlü÷ünde
Endofenotipler
Prof. Dr. Müge Tamar
Doç. Dr. Sennur Zaimoßlu
E÷itim Sürecinde Güçlükler ve
Güçlü Yönlerimiz
Otizm Spektrum BozukluklarÕnda
Endofenotipler
Uzm. Dr. Gonca Engin
Uzm. Dr. Betül Mazlum
Neler YaptÕk? Neler YapmalÕyÕz?
Prof. Dr. Süha Miral
14:30
15:00
15:00
16:30
POSTER TURU 4 (PB67 - PB88)
KAHVE ARASI
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Özden Üneri, Doç. Dr. Ebru
Kültür, Doç. Dr. Ayhan Bilgiç, Doç. Dr. Ayğe Kñlñçaslan
KURS 2
DUYGUDURUM
BOZUKLUKLARINDA
PSøKOSOSYAL YAKLAùIMLAR
R
Prof. Dr. Mary Fristad
ÇALIùMA GRUBU 6
ÇALIùMA GRUBU 7
TRAVMA SONRASI STRES
BOZUKLUöUNDA
DEöERLENDøRME ve
BøLøùSEL DAVRANIùÇI
YAKLAùIMLAR
NÖROPSøKOLOJøK
DEöERLENDøRME,
NÖROPSøKOLOJøK TESTLER
ve ÇOCUK PSøKøYATRøSø
PRATøöøNDE KULLANIMI
Doç. Dr. Iğñk Karakaya
Doç. Dr. Aylin ðlden Koçkar
Uzm. Dr. Betül Mazlum
16:30
17:30
UZMANLA BULUùMA 3
OLGU TARTIùMALARI 3
ETøK
KENDøNE ZARAR VERME
DAVRANIùINA YAKLAùIM
Doç. Dr. Osman Elbek
Doç. Dr. Burak Doßangün
Prof. Dr. Ğahbal Aras
Uzm. Dr. Saltuk Dönmez
10
YETERLøLøK KURULU
TOPLANTISI
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
17:30
18:30
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
AKILCI øLAÇ
KULLANIMI
KOMøSYON TOPLANTILARI
GALA YEMEöø
19:30
YEùøL SALON
12 NøSAN 2013 CUMARTESø
08:30
09:45
09:45
10:00
TURKUVAZ SALON
TURUNCU SALON
YEùøL SALON
PANEL 14 – SOSYAL KAYGI
BOZUKLUöUNDA TEDAVø
YAKLAùIMLARI
PANEL 15 - ANNE - BABALIK
VE ÇOCUK RUH SAöLIöI
ÇALIùMA GRUBU 8
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Ebru Kültür
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Özlem
Gencer
Sosyal KaygÕ Bozuklu÷unda
Psikofarmakolojik YaklaúÕmlar
Anne - BabalÕk ve Çocu÷un
Ruhsal Geliúimine Etkisi
Doç. Dr. Ebru Kültür
Doç. Dr. Aylin Özbek
Sosyal KaygÕ Bozuklu÷unda
Psikodrama UygulamalarÕ
Anne - BabalÕk E÷itimleri ve
Topluma Etkisi
Doç. Dr. Özden Üneri
Doç. Dr. Fatma Varol Tağ
Sosyal KaygÕ Bozuklu÷unda Biliúsel
DavranÕúçÕ Yöntemler
Anne - BabalÕk E÷itimi ve Ruhsal
Bozukluklara Etkisi
Uzm. Dr. Selcen Esenyel
Doç. Dr. Özlem Gencer
OTøZMDE DEöERLENDøRME
ve TEDAVø
Prof. Dr. Jan Buitelaar
KAHVE ARASI
UYDU SEMPOZYUMU (YEùøL SALON)
Oturum Bağkanñ: Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan
10:00
11:30
Prof. Dr. Russell Barkley
Yürütücü øúlev ve Özdenetim Bozuklu÷u Olarak Dikkat Eksikli÷i ve Hiperaktivite Bozuklu÷u
(Jannsen tarafÕndan desteklenmektedir)
11:30
12:00
ÖDÜL TÖRENø - DEöERLENDøRME - KAPANIù
DøKKAT EKSøKLøöø HøPERAKTøVøTE BOZUKLUöU KURSU (YEùøL SALON)
Prof. Dr. Russell Barkley
Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u’nda KanÕta DayalÕ Tedaviler
12:00
17:00
ølaç Tedavileri ve Ebeveyn DanÕúmanlÕ÷Õ
Erken Dönemde Sürekli Tedavi
Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu’nda Duygunun Önemi
TanÕ ve Tedaviye Etkisi
(Jannsen tarafÕndan desteklenmektedir)
11
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
KONUùMA ÖZETLERø
12
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
PANEL-1: Prodromal Psikoz
9 Nisan Çarúamba
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Burak Baykara
13:00 - 14:30
Prodromal Psikoz Belirtileri ùizofreni øçin Öngörücü müdür?
Uz. Dr. Gonca Özyurt
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Günümüzde psikiyatrik bozukluklarñn ortaya çñkñğñnñ önlemek giderek daha da önem kazanmñğtñr. Psikotik
bozukluklar psikiyatirk bozukluklar içinde en fazla yeti yitimine sebep olan bozukluklardñr. Psikozu öngörmek
ve önlemek ğizofreni arağtñrmalarñnñn en önemli alanñnñ oluğturmaktadñr. Prodromal dönemde psikotik
bozukluklarñ tanñmak; erken tanñ, erken tedavi, biyolojik belirteçlerin tanñmlanmasñ, psikoza giden sürecin
anlağñlmasñ, belki de prodromal dönemde tanñnñp olasñ psikotik bozuklußa gidiği önlemek açñsñndan çok
önemlidir. Çocukluk ve ergenlik döneminde psikotik belirtilerin ortaya çñkmasñ olaßan biyopsikososyal geliğimin
etkilenmesine de sebep oldußundan prodromal belirtileri tanñmak daha da önem kazanmaktadñr. Bu konuda
yapñlan en önemli ve en son çalñğmalardan biri olan, The European Prediction of Psychosis Study (EPOS)Avrupa Psikozu Öngörme Çalñğmasñ’nda; ultra-high-risk (UHR)-çok yüksek risk veya the basic symptom–based
criterion cognitive disturbances (COGDIS)- biliğsel bozulma kriterine baßlñ temel belirtiler göz önüne alñnarak
psikoz için yüksek risk altñnda bulunmuğ yağ ortalamasñ 23.0±5.2 olan 245 kiği Avrupa’daki 6 merkezde
çalñğmaya dahil edilmiğ ve 18 ay boyunca izlenmiğtir; izlem sonunda psikoza gidiğ oranñ %19 olarak
bulunmuğtur. UHR ve COGDIS’in kombine edilmesine ek olarak pozitif belirtiler, bizar düğünce, uyku
bozukluklarñ, geçen yñldaki iğlevsellißin ve eßitim yñllarñnñn deßerlendirilmesi ile de bir öngörme modeli
oluğturulmuğtur ve bu modelin pozitif prediktif deßeri %83,3 olarak tespit edilmiğtir ki bu tanñ doßrulußu
açñsñndan çok iyi bir sonuçtur. Kuzey Amerika’da 8 merkezin katñlmasñ ile 2008’ de yapñlan “Prediction of
Psychosis in Youth at High Clinical Risk: A Multisite Longitudinal Study in North America” çalñğmasñnda 2,5
yñl boyunca prodromal dönem tanñ kriterlerini tağñyan, yağ ortalamasñ 18.1±4.6 olan 291 kiği çalñğmaya dahil
edilmiğtir. Ğizofreni için fonksiyonel bozulmaya sebep olmuğ genetik risk, alñğñlmadñk düğünce içerißinin yüksek
seviyede olmasñ, paranoya/ğüphecilißin fazla olmasñ, sosyal iğlevsellißin ciddi bozulmasñ, madde kullanñm
öyküsü deßiğkenlerinin ikili ve üçlü kombinasyonlarñnñn eklenmesi ile prodromal dönem tanñ kritelerinin
öngördürücülüßünün pozitif prediktif deßeri %68’den %80’e yükselmiğtir. Maki P ve ark (2013) tarafñndan
yapñlan çalñğmada 1986 kuzey Finlandiya doßumlu 6274 kiğinin katñldñßñ Kohort çalñğmasñnda 2003-2008 yñllarñ
arasñnda Finlandiya’daki hastane kayñtlarñ incelendißinde 23 (%0,4) kiğinin psikotik bozukluk nedeniyle, 89
(%1,4) kiğinin de psikotik olmayan psikiyatrik bozukluklar nedeniyle hastaneye bağvurdußu tespit edilmiğtir.
Psikotik bozuklußu olanlarñn (n=23) %35’inin bağkalarñ ile iletiğime geçmede zorluk yağadñßñ; yine %30’unun
da ergenlik döneminde sosyal içe çekilme belirtilerinin oldußu bulunmuğtur. Psikotik olmayan psikiyatrik
bozukluk nedeniyle hastaneye yatñrñlanlarda (n=89) bu belirtilerin oranñ sñrasñyla %10 ve %13 olarak bulunurken
hastanede yatarak psikiyatrik tedavi almayan olgularda yani kontrollerde (n=6162) sñrasñyla %9 ve %11 olarak
tespit edilmiğtir. Psikotik bozuklußu olanlarla psikotik olmayan psikiyatrik bozuklußu olanlar arasñnda ve yine
kontrol grubu arasñnda sosyal içe çekilme belirtileri açñsñndan anlamlñ fark saptanmñğtñr (p<0,01 ve p<0,01). Bu
çalñğmada elde edilen sonuçlar ergenlik döneminde görülen sosyal içe çekilme belirtilerinin psikotik bozukluk
açñsñndan öngördürücü olabileceßini düğündürmektedir. Alñğñlmadñk düğünce içerißi, bizar düğünce, ğüphecilißin
fazla olmasñ, ğizotipal bozukluk, uyku ile ilgili ortaya çñkan zorluklar, akademik ve sosyal iğlevsellikte progresif
bozulma, dißerleriyle iletiğime geçmede zorluk ve sosyal içe çekilme belirtileri psikotik bozukluk için
öngördürücü olabilecek belirtiler olabilir. Olasñ psikotik belirtiler bazen de duygudurum bozukluklarñ ile iliğkili
olabilmektedir. Öncelikle duygudurum bozukluklarñnda ortaya çñkan psikotik belirtiler epizodiktir. Bipolar
bozuklußun manik epizodlarñnda psikotik belirtiler daha sñk ortaya çñkmaktadñr. Ergenlik döneminde görülen
psikotik depresyon da bipolar bozukluk için yordayñcñdñr. Ergenlerde duygudurum bozukluklarñ, psikotik
bozukluklara göre daha sñk görüldüßünden ergenlikte ortaya çñkan psikotik belirtiler de duygudurum
bozukluklarñnñn akñlda tutulmasñ önemlidir. Psikotik bozukluklar biliğsel yeti yitimine, sosyal ve akademik
iğlevlerde bozulmaya yol açan, tedavi edilmesinin daha öncelikle de önlenmesinin çok önemli oldußu psikiyatrik
bozukluklardñr.
13
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Psikotik Bozukluklarda Yüksek Risk GruplarÕ ve Tedavi YaklaúÕmlarÕ
Doç. Dr. Neúe PerdahlÕ Fiú
Marmara Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Herhangi bir birey, zayñf psikotik belirtilerin ya da tekrarlayñcñ kñsa süreli psikotik belirtilerin varlñßñ, ya da
genetik yüklülük ve iğlevsellikte gerileme (kiğide ğizotipal kiğilik bozuklußu ya da birinci derece akrabalarñnda
psikotik bozukluk tanñsñ olmasñ koğulu ile) ölçütlerinden birini karğñladñßñnda psikoz için yüksek risk grubunda
kabul edilmektedir. Yüksek risk grubundaki bireylerin bir yñl içinde psikoza geçiğ oranlarñnñn yaklağñk %40
oldußu belirtilmektedir. Mevcut bilgilerimize göre; psikozda tedaviye erken bağlamanñn daha iyi prognozla
iliğkili oldußu düğünülmekte ve elde edilenpsikofarmakolojik ve nörogeliğimselbilgiler, ğizofreni için koruyucu
olabilecek giriğimler üzerine ilgiyi arttñrmaktadñr. Ancak gerek ğizofreni geliğtirebilecek bireylerin ve prodrom
döneminin tanñmlanmasñ, gerek hangi ağamada tedavinin bağlanacaßñ, gerekse tedavinin nitelißi ve süresi
üzerinde tam bir fikir birlißi oluğmamñğtñr. Halen arağtñrmalar devam etmekte olup, genel kanñ duygudurum ve
kaygñ belirtileri önplandaysa duygudurum düzenleyicileri ve antidepresanlarñn; ğizofreniye ait eğik altñ belirtiler
için de antipsikotiklerin tercih edilmesi yönündedir. Bu sunumda, bahsi geçengenel bilgiler ñğñßñnda, psikoz için
yüksek risk gruplarñnñn tanñmlanmasñ ve tedavide yer alan güncel bilgilerin tartñğñlmasñ amaçlanmñğtñr.
ÇALIùMA GRUBU 2
9 Nisan Çarúamba
13:00 - 14:30
Çocuklarda Öfke-SaldÕrganlÕk øle Baúa ÇÕkma ve Sosyal Beceri E÷itimi
Prof. Dr. Tümer Türkbay
GATA Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Çocuklarda öfke ve saldñrganlñk; mizaç güçlükleri yanñnda sosyal-iletiğimsel yetersizlikler, aile içi çatñğmalarñn
ve çocuk yetiğtirmedeki yetersizlikler ile tutum yanlñğlarñnñn sonucu geliğebilmektedir. Erken çocukluk
döneminde çocußun mizacñna uygun olarak duygularñn düzenlemesinin ößretilmesi, yağanan iletiğimsel
güçlükler karğñsñnda ebeveynin sorun çözme konusunda iyi model ve kñlavuz olmasñ, sosyal becerilerin
geliğtirilmesi ile arkadağ edinme ve akran iliğkilerini düzenlemede yeterlilikler kazandñrma öfke ve saldñrganlñßñn
yönetilmesinde önemli koruyucu etmenlerdir. Eßer öfke ve saldñrganlñßñn kaynaßñ psikopatolojiler ile iliğkili ise
psikoterapötik yaklağñmlarñn uygulanmasñ ve gerekirse psikotrop ilaçlarñn kullanñlmasñna salñk verilir.
Çocuklarda öfke ve saldñrganlñkla bağa çñkma; olumsuz duygunun pekiğmesinin önüne geçilebilmesi için erken
yağlarda bağlanmalñdñr. Erken çocukluk döneminde okul öncesi eßitimde güç duygularla bağa çñkmada
duygularñn tanñnmasñ ve kabul edilebilir ğekilde ifade edilmesine yönelik sosyal beceri eßitimleri ve “Ben Sorun
Çözerim” gibi problem çözme stratejilerinin ößretilmesi çocuklara iletiğim yeterlilikleri kazandñrñr. Daha büyük
çocuklarda öfke ve saldñrganlñkla bağa çñkmada biliğsel davranñğçñ terapilerin yararlarñ yadsñnamaz düzeydedir.
ðliğkilerde otomatik olarak ortaya çñkan gerçekdñğñ saßlñksñz ğemalar üzerine çalñğñlmasñ ve bunlarñn yağama
aktarñlmasñ gereklidir. Çocuklarda öfke ve saldñrganlñkla iliğkili psikopatolojilerin tanñnmasñ ve biniğik
bozuklarñn ayñrt edilmesi etkili tedavi yaklağñmlarñnñn geliğtirilmesi yönünden önemlidir. Çalñğma grubunda öfke
ve saldñrganlñkla bağa çñkmada daha çok biliğsel ve davranñğçñ yaklağñmlar ve sosyal beceri eßitimi üzerinde
durulacaktñr.
14
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
PANEL-2: Tik BozukluklarÕnda Tedavi YaklaúÕmlarÕ
9 Nisan Çarúamba
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. øbrahim Durukan
14:45 - 16:15
Tik BozukluklarÕnda Farmakoterapi
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Fatih Ceylan
YÕldÕrÕm BeyazÕt Üniversitesi TÕp Fakültesi
Tik bozukluklarñ çocukluk çaßñnda sñkça görülen nöropsikiyatrik bozukluklardandñr. Tikler ani, kñsa, aralñklñ,
istemsiz veya yarñ-istemli motor ve vokal tiklerden oluğur. Tik bozukluklarñ genellikle 5-6 yağlarñnda bağlar ve
erkeklerde 4 kat daha fazla görülür. Genellikle tikler bağ, boyun ve üst ekstremitelere yerleğmiğlerdir. Tik
bozukluklarñ tourette sendromu, kronik tik bozuklußu, gelip geçici tik bozuklußu ve bağka türlü
adlandñrñlamayan tik bozuklußu ğeklinde sñnñflandñrñlñr. Bunun haricinde streptokokla iliğkili tiklerin sñkça
görüldüßü, PANDAS bozuklußunu da söyleyebiliriz. Bu grup hastalñklarda kaudat nukleus ve putamene karğñ
antikorlar saptanmñğtñr. Tik bozukluklarñnñn etyopatogenezisi tam olarak aydñnlatñlamamñğtñr ancak beyinde bazal
gangliyonlar, kortiko-striatal ve talamo-kortikal anormalliklerin rol oynadñßñna yönelik güçlü kanñtlar mevcuttur.
Birçok çalñğmada özellikle bazal ganglionlarda artmñğ dopaminerjik aktivite suçlanmaktadñr. Hastalñßñn
tedavisinde doßru teğhis yani ayñrñcñ tanñlarñn ekarte edilmesi ve komorbid psikiyatrik rahatsñzlñklar önemlidir.
Tedavide ilk ağamada çocuk ve aile hastalñk konusunda bilgilendirilmesi gereklidir. Hafif tiklerin görüldüßü
olgularda genellikle ilaç tedavisi önerilmemektedir. Bulgular çocußun okul bağarñsñnñ, kiğisel iliğkilerini ve
yağam kalitesini etkilemeye bağladñßñnda, farmakoterapi öncelikli tedavi yöntemidir. Tedavide ana amaç, tiklerin
tamamiyle kaybolmasñ deßildir ve bu çoßu zaman gerçekleğmeyebilir. Amacñmñz, çocußun bu tiklerden dolayñ
duydußu rahatsñzlñk hissi ve utancñ en düğük seviyede tutacak ğekilde tiklerin kontrolünü saßlamak olmalñdñr.
Hastalar belirtilerinin tedavisi için uzun süre ilaç tedavisi almak zorunda kalmakta ve bunun yanñ sñra pek çok
ilaç yan etkisi ile karğñlağmaktadñrlar. Tik bozukluklarñnñn tedavisinde Dopamin-2 (D2) reseptör blokaj etkisi
güçlü olan atipik (risperidon, aripiprazol, olanzapin, ziprasidon) ve tipik (haloperidol, pimozid) antipsikotik
ilaçlar sñklñkla kullanñlmaktadñr. Bunun haricinde alfa 2 reseptör agonostleri (klonidin, guanafasin), antiepileptik
ilaçlar (levetiracepam, topiromat) yapñlan çalñğmalarda hastalñßñn tedavisinde faydalñ bulunmuğtur. Son
dönemlerde Trans Manyetik Stimülasyon (TMS) teknißi ile talamik çekirdeklerin yüksek frekansta uyarñlmasñnñn
tiklerde önemli ölçüde azalmaya yol açtñßñ saptanmñğtñr. Buna ek olarak yapñlan çalñğmalarda biliğsel davranñğçñ
terapilerinde tedavide etkin oldußu belirtilmiğtir. Tik bozukluklarñnda düzenli bir yağam, aile ve okul desteßi,
stesin azaltñlmasñ ve düzenli egzersizler koruyucu faktörlerdendir. Tiklerin sñklñkla görüldüßü PANDAS
bozuklußunda ise tedavide depo penisilinler ve antipsikotik ilaçlar kombine olarak kullanñlmaktadñr. Tik
bozukluklarñyla dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu, obsesif kompulsif bozukluk ve anksiyete bozukluklarñ
sñklñkla birlikte olabilir. Komorbit durumlar yağam kalitesini büyük ölçüde etkiler ve tedaviyi zorlağtñrmaktadñr.
Bu gibi durumlarda komorbid hastalñklarñn ayrñca tedavisi gerekmektedir ve birden fazla medikasyon
uygulanmaktadñr. Sonuç olarak tik bozukluklarñ tedavi edilmedikleri takdirde yağam kalitesini düğüren
nöropsikiyatrik bozukluklardandñr.
Tik BozukluklarÕnda AyÕrÕcÕ TanÕ
Yrd. Doç. Dr. Murat Yüce
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Tikler yaklağñk olarak çocuklarñn % 1’inde görülen; genellikle yüz ve vücudun üst kñsñmlarñnda ortaya çñkan kñsa
süreli, ani hareketlerdir. Tik bozukluklarñna sñklñkla dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu, obsesif kompulsif
bozukluk ve özel ößrenme bozukluklarñ eğlik etmektedir. Tiklere benzeyen dißer tñbbi durumlar bazen tanñ
karmağasñna neden olabilir. Tiklerin dißer tñbbi durumlarla birlikte giden davranñğlardan (ör: Huntington
hastalñßñ, Lesch-Nyhan sendromu, Sydenham koresi, Wilson hastalñßñ gibi) ya da herhangi bir maddenin
doßrudan etkileri nedeniyle ortaya çñkan davranñğlardan (ör: nöroleptikler) ayñrt edilmesi gerekir. Tñbbi ve ailesel
öykü, hareketin yapñsñ, ritmi ve harekete etki eden durumlarñn göz önünde bulundurulmasñ doßru tanñnñn
konmasñna yardñmcñ olabilir. Bu sunumda tiklerle karñğabilecek durumlar ele alñnacak olup klinik pratikte ayñrñcñ
tanñ hakkñnda bilgiler verilecektir.
15
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
PANEL-3: Mizaç ve Psikopatoloji
9 Nisan Çarúamba
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Emine Zinnur KÕlÕç
14:45 - 16:15
Mizaç ve DuygulanÕm BozukluklarÕ
Doç. Dr. Özlem Özcan
ønönü Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Hipokrattan bu yana psikopatolojiler ve mizaç arasñndaki iliğki bilinmesine raßmen bu iliğkinin nitelißi net
olarak aydñnlatñlamamñğtñr. Duygulanñm ve duygulanñm düzenlenmesindeki bireysel farklñlñklar olarak
tanñmlanan mizaç, biyolojik temellere dayanñr ancak ana babalñk becerileri gibi çevresel etmenlere de duyarlñdñr.
Uzunlamasñna ve eğzamanlñ yapñlan birçok çalñğma depresyon ve bipolar bozukluk gibi duygudurum
bozukluklarñ ile mizaç iliğkisini ortaya koymaktadñr. Mizaç ve duygudurum bozukluklarñ arasñndaki iliğki deßiğik
modeller çerçevesinde tartñğñlabilir. Kñrñlganlñk modeline göre mizaç özellikleri çocuklarda duygudurum
bozukluklarñnñn geliğimi için yatkñnlñk oluğturabilir. Bu durumda risk oluğturan mizaç özellikleri psikopatolojik
durumdan daha farklñ olarak görülür. Spekturum modeli boyutsal yaklağñmñ kullanarak duygudurum
bozukluklarñnñ mizaç özelliklerinin en uç noktasñ olarak tanñmlar. Bir bağka bakñğ açñsñ ise mizaç özelliklerinin
var olan bozuklußun görüngüsünü, gidiği ve prognozunu etkileyebileceßini ileri sürmektedir. Skar modeli
yağanan duygudurum bozukluklarñnñn çocußun mizacñnda etkileyerek deßiğtirdißini ileri sürer. Rothbart ve
arkadağlarñ pozitif duygulanñm (positive emotionality, PE), negatif duygulanñm (negative emotionality,NE) ve
istemli kontrol (effortful control, EC) olarak üç temel mizaç boyutu tanñmlamaktadñr. NE korku, öfke ve üzüntü
gibi olumsuz duygulanñmla karakterize iken, PE haz veren, doyum saßlayan duygulanñm ile iliğkilidir.ðstemli
kontrol daha az baskñn olan bir tepkiyi gösterebilmek için baskñn bir tepkiyi bastñrabilme becerisi olarak
tanñmlanñr. ðstemli kontrol becerisine sahip bir birey isteyerek dikkatini bastñrabilir, aktive edebilir veya
deßiğtirebilir ve bu yüzden sonradan açñßa çñkan duygusunu deßiğtirme ve ayarlama potansiyeline sahiptir.
Psikopatoloji ve mizaç arasñndaki iliğkiyi inceleyen çalñğmalar, depresyon gibi içe atñm bozukluklarñnñn ortaya
çñkmasñnda yüksek NE ve düğük PE düzeyini vurgulamaktadñr. Günümüzde çocuk, genç ve eriğkinlerde
duygudurum bozukluklarñnñn tedavisi ve mizaç iliğkisi ilgi çeken bir konu olarak karğñmñza çñkmaktadñr.
Duygudurum bozukluklarñnñn tedavisinde mizaç özellikleri, tedavi seçimi ve etkinlißini öngören bir deßiğken
olabileceßi gibi uygulan tedavilerde mizacñ yeniden ğekillendirebilir. Bu alanda yapñlan çalñğmalar depresyonu
olan eriğkin hastalar üzerine odaklanmñğ olup, çocuk ve genç hastalar ve dißer duygudurum bozukluklarñ ile
yapñlan çalñğmalar sñnñrlñdñr. Duygudurum ve mizaç arasñndaki iliğkinin anlağñlmasñ bu bozukluklarñn etiyolojisi,
alt tipleri, tedavi, prognoz ve önlenmesi konusunda önemli katkñlar saßlayacaktñr.
Mizaç ve Ba÷lanma BozukluklarÕ
Doç. Dr. Didem Behice Öztop
Erciyes Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Mizaç ve baßlanma arasñndaki iliğki literatürde hem kavramsal hem metodolojik baßlamda yer almaktadñr. Bir
dizi arağtñrmacñ mizacñn baßlanmanñn tiplerinin belirlenmesinde güçlü bir rol oynadñßñnñ ve mizacñn yabancñ
durum testinde ayrñlma sñrasñnda çocußun davranñğlarñna katkñda bulundußunu tartñğmaktadñr. Arağtñrmacñlarñn
bazñlarñ ise erken çocukluk döneminde baßlanma tiplerindeki farklñlñklarñn daha çok bakñm verenin
davranñğlarñna baßlñ oldußunu, mizacñn bebeßin baßlanmayñ ortaya çñkaran davranñğlarñn yoßunlußunda ve
sñklñßñnda etkili oldußunu ileri sürmektedirler. Baßlanma teorisyenleri mizacñn bebeßin stresle karğñlağtñßñ bir
durumda ebeveyni nasñl aradñßñyla iliğkili oldußunu, bakñm verenin yanñt verme biçiminin ise baßlanmanñn
kalitesiyle iliğkili oldußunu belirtmiğlerdir. Metodolojik olarak mizaç ve baßlanma arasñndaki iliğkiye yabancñ
durum testinde bakñldñßñnda mizacñn bebeßin ayrñlñßa verdißi yanñt sñrasñndaki stresin düzeyini gösterdißi ancak
baßlanmanñn asñl belirleyicisinin annenin yanñtñ olabileceßi tartñğñlmaktadñr. Son yñllardaki arağtñrmalar
bebeklerin mizaçsal özeliklerinin güvenli ve güvensiz baßlanma ayrñmñnñ belirleyemeyeceßini ileri sürmüğ ve
bazñ arağtñrmalarda da baßlanma alt gruplarñnda yer alan bebeklerin mizaç özelliklerine bakñldñßñnda bir fark
olmadñßñ gösterilmiğtir. Arağtñrmacñlar mizaçsal özelliklerin baßlanmanñn güvenli ve güvensiz alt tiplerini
ayrñmñyla iliğkili olmaktan ziyade, güvenli veya güvenli baßlanmanñn nasñl ifade edildißiyle iliğkili oldußuna
dikkati çekmektedir. Tüm bu tartñğmalar dikkate alñndñßñnda bebeßin mizacñnñn annenin yanñtlarñnñ, bu
yanñtlarñnda anne-bebek arasñndaki baßlanma iliğkisinin kalitesini etkiledißini söyleyebiliriz.
16
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Mizacñn tepkisel baßlanma bozuklußunun (TBB) klinik görünümüyle iliğkisi olmamasñna raßmen, TBB’na baßlñ
ortaya çñkan klinik belirtiler mizaç özellißi olarak tanñmlanabilmektedir. Oysa ki bu belirtiler tamamñyla çocußun
yağadñßñ bakñm deneyimleriyle iliğkilidir. TBB’da mizaç muhtemelen parental faktörlere karğñ ya koruyucu ya da
zedelenebilirliße katkñda bulunan düzenleyici bir faktör olarak rol oynamaktadñr.
Mizaç ve DavranÕm Bozuklu÷u
Doç. Dr. Ayhan Bilgiç
NEÜ Meram TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim DalÕ
Empati yoksunlußu, piğmanlñk ve suçluluk duymama ve sñß ya da yetersiz duygulanñm ile giden katñ ve
duygusallñktan uzak mizaç özelliklerinin davranñm bozuklußu geliğimi açñsñndan risk faktörü oldußu
görülmektedir. Bu mizaç özelliklerine ikincil olarak geliğen davranñm bozuklußu olgularñnda belirgin düzeyde
emosyonel ve davranñğsal disregulasyon bulunmaktadñr. Katñ ve duygusallñktan uzak mizaç özelliklerinin
davranñğsal inhibisyonun yoklußu, daha ğiddetli davranñm problemleri, dißer insanlarñn olumsuz duygularñnñ
iğlemleyememe, cezalandñrmaya duyarsñzlñk, uyaran arayñğñ ve proaktif agresyon ile iliğkili oldußu
bildirilmektedir. Ayrñca mizaç özellißi olarak yüksek yenilik arayñğñ ve düğük zarardan kaçñnma puanñ olan
bireylerin de davranñm problemleri açñsñndan risk altñnda oldußu bildirilmektedir. Bu sunumda davranñm
problemlerine neden olan mizaç özellikleri ve yapñsal faktörler gözden geçirilecektir.
AÇILIù KONFERANSI: Ağk, Dans, Tasavvuf
9 Nisan Çarúamba
Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE
17:45 - 18:30
Modernite, hatta onun 21. Yüzyñl versiyonu olan postmodernite Küresel Toplum’un sadece tüketiciye indirgenen
insanñnñ giderek ñstñrap verici biçimde yalnñzlağtñrñyor, yabancñlağtñrñyor ve yozlağtñrñyor. Ve “ kaygñ çaßñ “
dedißimiz bu dönemin aydñnlarñ soruyor : “ Uygarlağmanñn neresindeyiz? “ Neleri yitirdik?
Tezimiz; insanñn metafiziksel derinlißi’ni yitirdißidir. Bize göre günümüz insanlñßñnñn varoluğsal ikilemlerinin,
açmazlarñnñn, kñsacasñ tüm bunalñmlarñnñn kaynaßñ buradadñr. Oysa ki, bundan önce “ ilkel, hatta vahği “
dedißimiz geleneksel toplumlarda insanlar müzik ve dans ile kiğisel dinginliklerini ve toplumsal birlikteliklerini,
uyum içinde birarada yağayabilme maharetini gösterebilmiğler; mutlu ( olmayñ/) kalmayñ bilmiğlerdi. Müzik,
ticarileğmeden salgñladñßñ mistik titreğimlerin esrarñ ile halklara “ dinginlißin “ temel harcñ olan keğf-i ağkñn
metodolojisini ößretmiğti. Portelere ağkñn ruhsallñßñnñ nakğetmiğtik. ðnsana, doßaya ve ( seni ) yaradana/yağatana
ağktñ bu…
Türkler, aynen bağka milletler gibi, müzißin terapik ve tedavi edici vasfñnñ anlamñğ ve Ğamanizm’den ðslamiyet’e
deßin hem bilimsel, hem de uygulamalñ biçimde uygarlñk tarihine mal etmiğlerdir. Ğamanlar, ağñklar ve abdallar
OrtaAsya’dan Anadolu’ya muazzam bir kültür mirasñ bñrakmñğlardñr, arkalarñnda. ðslam tasavvufu ise ağk imiğ
her ne var ise alemde inancñ ile medenileğmek için ağkñn, edebin , terbiyenin önemini vurgulamñğtñr. Ağk’ñn etißi
ve estetißi ‘zikir ’ diye anñlarak, daha yüksek bir ruhsal tekamüle talip olanlara eßitim diye verilmiğtir. ðğte, bu
baßlamda Hz. Mevlana bir zirve olarak kabul edilmelidir. Sema, elbette bir dans deßildir, ibadettir. ðçinde
bulundußu ruhsal yükseliğin görsel, ifadesi ile öte yandan evrensel bir mesaj tağñmakta ve insanoßluna tam da
bugün ihtiyacñ oldußu bir dönemde kendisiyle barñğarak uygarlağñlabileceßinin yolunu / yöntemini
göstermektedir.
Mevlana Celaleddin Rumi Ağkñn Velisidir. Öyle ki, o sema ile “ insanñn Allahñna hayranlñk duygularñnñn, ağka
dönüğmesiyle, sevgilide ve sevgide yok oluğu anlatmaktadñr. Sema ile miracñna varan o kiğinin idrakñndaki
deßiğim onun yaratñlana karğñ sevgi ve saygñ dolu olmasñnñ saßlayacaktñr ve o yeni algñlama biçimi ile halka
hizmet edecektir. Boğuna söylememiğ Mevleviler : “ Sema sefa, cana ğifa, ruha gñdadñr. “ Bu nameler insanñn
bedeninin, beyninin ve gönlünün “ ağkla dansñ “nñ müjdelemektedir.
17
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
PANEL-4: DSM-5 Çocuk ve Ergen Psikiyatrisine ne getirdi?
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Mücahit Öztürk
09:00 - 10:30
Çocuk Psikiyatrisi AçÕsÕndan DSM-5’e Genel Bir BakÕú
Uz. Dr. Sebla Gökçe
Erenköy Ruh ve Sinir HastalÕklarÕ Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
2013 yñlñnda yayñnlanan DSM V ( Amerikan Psikiyatri Birlißi Ruhsal Bozukluklarñ Tanñsal ve ðstatistiksel El
Kitabñnñn Beğinci baskñsñ)’te çocuklarñn yağadñßñ ruhsal bozukluk belirtilerinin ve deneyimlerinin daha açñk
olarak kapsanmasñ planlanmñğtñr. Ayrñca çocukluk çaßñ ruhsal bozukluklarñnñ eriğkin dönemde görülen ruhsal
bozukluklarñndan izole etmek yerine geliğimsel bakñğ açñsñ ilegeliğim ağamalarñnñn etkileri vurgulanarak
sñnñflanmaya çalñğñlmñğtñr. Klinisyenler ve ailelerin çocuklarda gözlemledißi belirtileri kapsayan DSM IV’te
bulunmayan iki yeni ruhsal bozukluk DSM V’te tanñmlanmñğtñr. Sosyal ðletiğim Bozuklußu ( SiB ) Sözel ve
sözel olmayan iletiğim alanñnda düğük biliğsel kapasite ile tanñmlanamayacak düzeydesüreßen zorlukla
karakterizedir. Çocukta alñcñ ve ifade edici dilde ve karğñlñklñ iletiğim kurmada zorluk gözlemlenmektedir. Yñkñcñ
duygudurumregülasyon bozuklußu (YDRB) da DSM V ‘te yeni eklenen bozukluklardan biridir. ðçinde
bulunulan durumla hem ğiddet hem süre bakñmñndan uygunsuz düzeyde ciddi ve tekrarlayan öfke patlamalarñ ile
karakterizedir. Bu öfke patlamalarñnñn ortalama ayda 3 ya da daha fazla ve 1 yñlñ ağkñn süredir görülüyor olmasñ
gerekmektedir. Bazñ bozukluklar ise DSM V’te yeniden tanñmlanmñğtñr. Otizm Spektrum Bozukluklarñ DSM
IV’te Otistik Bozukluk, Asperger Sendromu, Çocukluk Çaßñ Desentegratif bozuklußu ve bağka türlü
adlandñrñlamayan yaygñn geliğimsel bozukluk tanñlarñ altñnda 4 kategoride tanñmlanmakta iken arağtñrmacñlar
Otizm Spektrum Bozuklußu tanñsñnñnklinik ve bilimsel olarak daha doßru ve tutarlñ bir ğekilde kullanñlacaßñnñ
öngörmüğlerdir. Bu sebeple DSM V’ te tek kategori altñnda toplamñğlardñr. Dikkat Eksiklißi/Hiperaktivite
Bozuklußunun (DEHB) DSM IV’te 7 yağñndan önce bağlamasñ önkoğul iken DSM V’te 12 yağ sñnñr kabul
edilmiğtir.
YÕkÕcÕ Duygudurumu Düzenleyememe Bozuklu÷u
Prof. Dr. Mücahit Öztürk
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Son on yñlda bağta Amerikada olmak üzere çocuk psikiyatrisi kliniklerinde bipolar bozukluk tanñ ve buna baßlñ
olarak da tedavi oranñndaki artñğ hayli dikkat çekiciydi. Klinisyenler tarafñndan asñl tartñğñlan ise, bipolar
bozuklußun çocukluk dönemi semptomlarñnñn eriğkin dönemden farklñ olup olmadñßñ yönündeydi. Mood
deßiğiklikleri olan çocuklarñn bir kñsmi bipolar bozukluk tanñ ölçütlerini karğñlar iken, dißer kñsmñ bu ölçütleri
karğñlamñyordu. Bu nedenle DSM 5 de, yoßun, episodik olmayan irritabilite ve ağñrñ uyarñlmñğlñk hali oldußu
halde, bipolar bozuklußun temel belirtilerinden olan sñnñrlarñ belirgin kabarmñğ ve irritabl duygudurum
periyotlarñ bulunmayan çocuklarda yñkñcñ duygudurumu düzenleyememe bozuklußu tanñsñ konmasñ gerektißi
bildirildi. Uzunlamasñna yapñlan çalñğmalar sonucunda gençlerdeki episodik olmayan irritabilitenin, eriğkinlik
dönemindeki bipolar bozukluktan daha çok, anksiyete ve unipolar depresyon ile ilintili oldußu iddia edildi. Yine
bu çalñğmalarda; yñkñcñ duygudurumu düzenleyememe bozuklußu olan çocuklarñn ailelerinde, bipolar bozukluk
tanñsñ alanlara göre daha az sayñda bipolar bozukluk öyküsü oldußu bildirildi.
Yñkñcñ duygu durumu düzenleyememe bozuklußunda sözel ve/veya davranñğsal biçimde ortaya çñkan ve
yoßunluk ya da süre açñsñndan büyük ölçüde orantñsñz olan, yineleyici, aßñr öfke patlamalarñ söz konusudur.
Haftada üç ya da daha çok kez ortaya çñkan öfke patlamalarñ, çocußun geliğim düzeyine uygun deßildir. Bu öfke
patlamalarñ aralarñndaki duygudurum, neredeyse her gün, sürekli olarak çabuk kñzma ya da kñzgñnlñk gösterme ile
belirlidir ve bu durum bağkalarñnca rahatlñkla gözlenebilir. Bu tanñ, ilk kez 6 yağñndan önce ya da 18 yağñndan
sonra konmamalñdñr. Ayrñca majör depresyon bozuklußu, dikkat eksiklißi/ağñrñ hareketlilik bozuklußu, davranñm
bozuklußu ve madde kullanñm bozukluklarñ gibi dißer bozukluklarla birlikte konabilirse de, karğñt olma, karğñ
gelme bozuklußu, aralñklñ patlayñcñ bozukluk ya da iki uçlu bozuklukla birlikte konamaz. Belirtileri, hem yñkñcñ
duygudurumu düzenleyememe bozuklußunun, hem de karğñt olma, karğñ gelme bozuklußunun tanñ ölçütlerini
18
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
karğñlayan kiğilere yalnñzca yñkñcñ duygudurumu düzenleyememe bozuklußu tanñsñ konur. Kiği, daha önce bir
mani ya da hipomani dönemi geçirmiğse, yñkñcñ duygudurumu düzenleyememe bozuklußu tanñsñ konmamalñdñr.
Klinisyenler için en önemli sorunlardan biri yñkñcñ duygudurumu düzenleyememe bozuklußu ile bipolar
bozukluk arasñndaki ayñrñcñ tanñdñr. Burada özellikle üzerinde durulan nokta, sñnñrlarñ belirgin mood ve bununla
eğzamanlñ olarak geliğen davranñğ ve biliğsel deßiğim periyotlarñ gözlemlemedikçe, bipolar bozukluk tanñsñ
konmamasñ ğeklindedir. Yñkñcñ duygudurumu düzenleyememe bozuklußunun tedavisi konusunda çok az sayñda
çalñğma vardñr. Hospitalize hastalarda lityumla yapñlan bir çalñğmada lityumun yaralñ oldußu bildirilmiğtir.
Dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu ile komorbit durumlarda stimülan tedavisinin etkili oldußu yönünde bir
çalñğma vardñr. Medikal tedavinin irritabilite üzerine etkili oldußu varsayñmñ ile klinisyenler tarafñndan
antidepresanlar, mood düzenleyiciler ve ikinci kuğak antispiskotikler tedavide kullanñlan psikofarmakolojik
ajanlardandñr. Ğurasñ kesindir ki, yñkñcñ duygudurumu düzenleyememe bozuklußu henüz çok yeni bir tanñ
kategorisidir. Süreç içinde yapñlacak arağtñrmalar, klinik deneyimler ve bilimsel tartñğmalarla tanñ geçerlilißi ve
tedavi protokolü konusunda mesafe kat edilecektir.
Asperger mi? Toplumsal øletiúim Bozuklu÷u mu?
Doç. Dr. Evren Tufan
Abant øzzet Baysal Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
DSM-5 tanñ sistemi içerisindeki Otistik Spektrum Bozuklußu (OSB) tanñ kategorisi DSM-IV-TR’ de Yaygñn
Geliğimsel Bozukluklar (YGB) kategorisi içerisinde yer alan Otistik Bozukluk, Asperger Bozuklußu ve BTAYaygñn Geliğimsel Bozukluk tanñlarñnñ içermektedir. DSM-5’te OSB tanñsñ için gerekli semptom gruplarñ 2 gruba
indirilmiğtir. Bu gruplar; toplumsal iletiğim ve etkileğimde kalñcñ eksiklikler ve kñsñtlñ, tekrarlayñcñ, davranñğ, ilgi
ve etkinlik örüntülerini içermektedir. ðkinci semptom kümesi içerisine duyusal belirtiler eklenmiğ ve
semptomlarñn erken çocuklukta olmasñ gerektißi (ancak toplumsal talepler kñsñtlñ kapasiteleri ağana kadar tam
olarak belirginleğmeyebileceßi) bildirilmiğtir. DSM-5 ölçütleri ile özellikle küçük yağlardaki çocuklarñn, kñz
çocuklarñn ve Asperger Bozuklußu tanñsñnñ alanlarñn sñnñflanmasñnda sorunlar yağanabileceßine iliğkin bulgular
yüzünden; DSM-5 metninin son halinde DSM-IV-TR ölçütlerine göre tanñlarñnñn net oldußu durumlarda (DSM-5
içerisindeki OSB ölçütlerini karğñlamasalar da) Otistik Bozukluk, Asperger Bozuklußu ve BTA-Yaygñn
Geliğimsel Bozukluk tanñlñ çocuk ve ergenlere OSB tanñsñnñn konmasñ gerektißi bildirilmiğtir (APA 2013).
Ancak belirtilen deßiğiklik geçici bir çözümdür ve kliniße yeni bağvuran ve sadece DSM-5 ölçütlerine göre
deßerlendirilen olgularñn tanñsñnñ deßiğtirebilir. DSM-5 içerisinde ilk kez tanñmlanan Toplumsal ðletiğim
Bozuklußu (TðB) tanñsñ da DSM-IV-TR içerisinde YGB olarak tanñmlanan çocuklar, özellikle kñsñtlñ ve
tekrarlayñcñ davranñğ örüntüsü göstermeyenlerin sñnñflanmasñnñ deßiğtirebilir. Bu sunumda ülkemiz ve yurt
dñğñndan veri setlerinin analizleri ile Asperger Bozuklußu ve TðB tanñlarñ arasñndaki geçiğmeler tartñğñlacak ve
arağtñrma önerileri paylağñlacaktñr.
YÕkÕcÕ DavranÕú BozukluklarÕ KapsamÕnda YenÕ BÕr TanÕ: AralÕklÕ PatlayÕcÕ Bozukluk
Doç. Dr. Ayúe KÕlÕnçaslan
østanbul Üniversitesi, østanbul TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Aralñklñ patlayñcñ bozukluk (APB) yakñn zamanda yayñmlanan DSM-V’in “Yñkñcñ bozukluklar, dürtü denetimi ve
davranñm bozukluklarñ” bölümünde yer almaktadñr. APB’deki temel belirtiler yineleyici davranñğ patlamalarñnñ
içerir ve bu patlamalar sñrasñnda gösterilen saldñrganlñßñn düzeyi, kñğkñrtmanñn (provakosyon) ya da psikolojik
tetikleyici etkenlerin neden olabileceßine göre büyük ölçüde orantñsñzdñr ve bağka bir fiziksel veya psikiyatrik
hastalñk ya da madde kullanñmñ ile iliğkili deßildir. Bu patlamalar önceden tasarlanmñğ deßildir ve kiğinin sosyal,
mesleki ve kiğiler arasñ iğlevsellißinde belirgin bir sñkñntñya yol açar. Bu dönemler insanlara, hayvanlara, eğyalara
yönelmiğ sözel ya da fiziksel ğiddet ile sonuçlanabilir ve çoßu hasta günlük iğ ve kiğisel yağamlarñnda bozulma
bildirirler. Genel popülasyonda eriğkin yağ grubunda APB’nin yağam boyu sñklñßñ Amerika’da %4-7, Japonya’da
%2.1 ve Irakta %1.7 olarak bildirilmiğtir. Ergen yağ grubundaki sñklñßñ arağtñran bir çalñğmada ise %7.8’lik bir
oran bildirilmiğtir. Geriye dönük bildirimler APB’nin tipik olarak çocukluk ya da ergenlik döneminde
bağladñßñnñ göstermektedir. APB’in etyolojisinde çocukluk travmalarñ gibi psikososyal nedenlerin yanñ sñra
genetik faktörler ve serotonin, noradrenalin ve dopamin gibi çeğitli nörotransmitter sistemlerindeki
19
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
düzensizlikler gibi biyolojik nedenlerinde rol oynadñßñ bildirilmektedir. Bu bozuklußun ayñrñcñ tanñsñnda alkol ve
madde intoksikasyonu, antisosyal ve borderline kiğilik bozukluklarñ, genel tñbbi duruma baßlñ kiğilik
deßiğiklikleri ve davranñm bozuklußu gibi agresyonun bir belirti olarak yer aldñßñ hastalñklar yer alñr. Hastalñk
genellikle inatçñ bir seyir izler ve belirgin bozulmaya yol açsa da ve tedavi için kliniße bağvurma oranlarñ üçte
birden daha düğüktür. APB duygudurum, anksiyete ve madde ile iliğkili bozukluklar gibi dißer psikiyatrik
hastalñklarla yüksek düzeyde komorbidite gösterir. APB’nin tedavisinde placebo kontrollü tek çalñğmada
fluoksetin plasebodan daha etkili bulunmuğ ancak olgularñn ancak %44’ünde yanñt görülürken, %29’u tam
remisyona girmiğtir. Dißer çalñğmalarda ise duygudurum dengeleyici antiepileptik ilaçlardan valproat ve
levetirasetamñn yanñ sñra çeğitli seçici geri alñm inhibitörü antidepresanlarñn etkinlikleri deßerlendirilmiğ ancak
yeterli etki gösterilememiğtir. Günümüzde APB tedavisi için FDA’ñn onayladñßñ bir ilaç bulunmamaktadñr. ðlaç
dñğñ tedavi yöntemlerinden Biliğsel Davranñğçñ terapinin etkili oldußuna yönelik küçük randomize kontrollü bir
çalñğma mevcuttur. APB’da etkin tedavi stratejilerinin belirlenmesi için çok sayñda çalñğmaya ihtiyaç
duyulmaktadñr. Bu sunumda APB’nin tanñ sistemleri içinde bugüne kadar geliğimi, tanñ ölçütleri,
epidemiyolojisi, nedenleri ve tedavi yaklağñmlarñ gözden geçirilmeye çalñğñlacaktñr. Travma Sonrasñ Stres
Bozuklußu (TSSB) için 6 yağ öncesinde görülen klinik arağtñrmalara dayalñ, belirtilere geliğimsel perspektiften
bakan yeni bir alt tip tanñmlanmñğtñr. DSM V’te yer alan Özgül Ößrenme Bozuklußu ise okuma, matematik,
yazñlñ ößrenme bozuklußu olarak ayrñlmamñğ olup genel akademik becerilerde bozulmayñ içeren tanñmlama
yapñlmñğtñr. Yeme bozukluklarñ ise DSM IV’te ilk olarak bebeklik, çocukluk ve ergenlik çaßñnda tanñ konulan
bozukluklar bağlñßñ altñnda yer alñrken DSM V’te beslenme ve yeme bozukluklarñ bağlñßñ altñnda
sñnñflandñrñlmñğtñr.
PANEL-5: Hasta ÇocuklarÕn HaklarÕ NasÕl Korunur?
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Bengi Semerci
09:00 - 10:30
Çocuk Hasta HaklarÕnÕ Ailelere ve Okullara KarúÕ Kim Savunacak?
Prof. Dr. Bengi Semerci
Bengi Semerci Enstitüsü
Çocuk haklarñ ve hasta haklarñ kavramlarñnñn ülkemizde tartñğñlñr konular yenidir. Çocuk hastalarñn hakalrñ
konusunda çeğitli uluslararasñ kuruluğlarñn hazñrladñklarñ temel kurallar bulunmaktadñr. Ancak bu haklar
çocuklarñn saßlñk hizmeti alabilmesi, alñnan saßlñk hizmetinin zarar verici olmamasñ, hastane bakñmñ gibi
konularñ içermektedir. Yani hasta çocußun haklarñnñ daha çok saßlñk sistemi içnde korumaya yönelik
giriğimlerdir. Aynñ zamanda temel olarak ailenin ve yağñna göre çocußun tedavi üzerinde karar verme hakkñ
savunulmaktadñr. Çocuklarñn tedavi edilmesi gereken bir psikiyatrik sorunlarñ oldußu zaman tedaviye iliğkin
karar ailenindir. Ancak çocußun almasñ gereken tedaviyi red etme, tedaviyi sürdürmeme sonrasñnda oluğan
sorunlarda ailenin sorumlulußu konusu açñk deßildir. Gerçi yasal vasisi olarak çocuk haklarñ bildirgesine göre
çocußa gereksinimi olan saßlñk hakkñnñn korunmasñ ailenin görevidir. Ancak aile bu görevi yapmadñßñ zaman
yapñlmasñ gerekenler tartñğñlmalñdñr. Çocußun belirgin ihmal ve istismarñ oldußu zaman bildirme zorunlulußu
vardñr. Tedaviyi red etme ya da sürdürmeme nedeni aile hakkñnda iğlem yapñlmasñ sñk rastlanan bir süreç
deßildir. Bu süreçde hekimin rolü ve sorumlulßunun nerede bağlayñp bititßi tartñğñlarak, karar verilmesi gereken
bir durumdur. Hasta çocußun çevresi sadece saßlñk kurumlarñndan ve aileden oluğmamaktadñr. Eßitim hakkñ tüm
çocuklarñn oldußu gibi hasta çocuklarñn da temel haklarñndandñr. Ancak genel olarak eßitime ulağamayan hasta
çocuklarñn yanñ sñra, okulda sorunlarñ nedeni ayrñmcñlñßa, eßitimden uzaklağtñrñlma çabasñna maruz kalan
çocuklarñn varlñßñ da yadsñnamaz. Özellikle psikiyatrik sorunlarñ nedeni ile okullarda eßitim hakkñndan yoksun
kamaya kadar uzanan ayrñmcñlñk ve zorbalñkla karğñlağan çocuklarñn haklarñnñn korunmasñ nasñl yapñlacaktñr?
Çoßu kez hasta çocußun devam ettißi okul ve tedavi eden hekim karğñ karğñya kalmaktadñr. Hekimin bu konudaki
sorumluluklarñ ve yapabilecekleri dißer tartñğñlmasñ gereken önemli bir konudur.
20
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
PANEL-6: Çocuk ve Ergenlerde Adli Psikiyatrik De÷erlendirme
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Ayúe AvcÕ
11:00 - 12:30
østismar OlgularÕnÕn Psikiyatrik De÷erlendirmesi, Genel ve AyÕrÕcÕ Özellikler
Doç. Dr. Gonca Çelik
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Cinsel istismarñn uzun dönem geliğimsel etkileri çocuk ve ergen yağ grubunda yoßun olarak arağtñrñlmakla
birlikte halen yeterince bilinememektedir. ðstismara ußrayan çocuklarñn, travmatik olayñ takip eden hangi zaman
diliminde ve ne türde bir ruhsal belirti göstereceßini belirleyen etkenler, çocußun geliğimsel düzeyine, yağñna,
cinsiyetine ve genetik özellikleri gibi bireysel yatkñnlñklarñna, istismarcñnñn kimlißine, istismarñn süresine,
çevresel ve kültürel özelliklere baßlñ olarak deßiğebilmektedir. Özellikle istismara ußrayan çocuklarda, istismar
anñndaki yağ dönemine özgü belli beyin bölgelerindeki yapñsal deßiğikliklerin varlñßñ, nörogörüntüleme
çalñğmalarñnda desteklenmektedir. ðstismarñn doßasñ gereßi, maßdurun psikiyatrik deßerlendirmesinin
yapñlabilmesi için hastanñn aile yapñsñ, geçmiğ yağam döngüsündeki güçlükler ve ailenin -özellikle annenin- bağ
etme düzeneklerinin yeterince anlağñlmasñ gereklidir. Bazen rastlantñsal bir istismar bildiriminin altñndan
kuğaklar boyu süregelen bağka bir istismar yağantñsñ bile ortaya çñkmakta, tüm bu süreçler içinde yalnñzca
maßdurun ruhsal deßerlendirmesine odaklanmak yetersiz kalabilmektedir. Aynñ istismar olayñna maruz kalmñğ
bireylerin ruhsal tepkilerinin oldukça farklñ olabileceßi de gözlenmektedir. Bazñ çocuklar bu zorlayñcñ olay ile
bağ edebilmekteyken dißerleri uzun yñllar süren yoßun ruhsal bozukluklar sergileyebilir (thin-skull hypothesis).
Bunda çocußun mizaç özellikleri, istismardan baßñmsñz önceki ruhsal bozukluklarñn varlñßñ da belirleyici
olabilmektedir. Özellikle Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) tanñsñ olan çocuk ve ergenler hem
travma maruziyetine hem de travma sonrasñ herhangi bir ruhsal bozukluk çñkarmaya daha yatkñndñrlar. Son
dönemlerde DEHB ve Travma Sonrasñ Stres Bozuklußu (TSSB)’nda karğñlñklñ ailesel kümelenme görüldüßü de
belirtilmektedir. Benzer biçimde çoßu TSSB olgusu, ağñrñ uyarñlmñğlñk ve çabuk öfkelenme gibi belirtiler nedeni
ile DEHB, zñtlağma ve davranñm bozuklußu tanñsñ almakta ve travmaya baßlñ semptomlarñ yeterince tedavi
edilememekte, mevcut klinik tablo daha da karmağñk hale gelebilmektedir. Bununla birlikte adli sürecin getirdißi
yükümlülükler, hekimi bu olgularñn ilk deßerlendirilme ağamasñndan klinik izleme kadar geniğ bir alanda
zorlamaktadñr. Üstelik cinsel travma sonrasñnda ruhsal bozulmanñn o anki muayenede saptanmamñğ olmasñ,
maßdurun ileride gösterebileceßi ruhsal bozukluklara travmanñn ne derece etkisinin olabileceßi tek bir
psikiyatrik görüğme ile öngörülememektedir. Erken çocukluktan bu yana süregelen kronik istismarñn kognitif
olarak yorumlanmasñ ve anlağñlmasñ, kendilik farkñndalñßñnñn belirginleğtißi ergenlik dönemine rastlamakta ve
klinik tablo bu yağ döneminde oldukça karmağñk ve gürültülü bir hal almaktadñr. Son yñllarda, istismarñn sadece
anksiyete ve depresyon gibi bozukluklar dñğñnda agresyon, self mutilasyon, kiğiler arasñ iliğkilerde ciddi ve kalñcñ
sorunlar, cinsel dürtü denetiminde güçlükler gibi belirtilerle seyredebileceßini belirten “Kompleks Travma
Sonrasñ Stres Bozuklußu” kavramñ da gündeme gelmiğtir. Klinik deneyimimize göre Kompleks TSSB daha çok
uzun süreli ve aile içi istismarlarda gözlenmektedir. Özetle istismar olgularñnñn deßerlendirilmesi, kesitselden
ziyade interaktif ve dinamik bir süreçte daha saßlñklñ olacaktñr. Bu anlamda çocuk ve ergen istismar olgularñna
geliğimsel açñdan yaklağñlmasñ ve TSSB tanñ ölçütlerinin geliğimsel bakñğa göre düzenlenmesi, hem klinik hem
de adli açñdan daha iğlevsel olabilir.
Güvenir Bilgiye Ulaúma; HafÕza Türleri ve Do÷ru Soru Sormak
Doç. Dr. Ayúegül Yolga Tahiro÷lu
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Tüm psikiyatrik uygulamalarda oldußu gibi adli olgularda temel ilke öncelikle yeterli güven iliğkisi kurmaktñr.
Bu yapñlmadan doßrudan istismar gibi konuğmasñ ve dinlemesi zor bir konuda sorular yönlendirilmesi iletiğimi
zorlar. Hekim, polis, hâkim gibi otorite kabul edebileceßi bir eriğkinin sorusu karğñsñnda, küçük çocuklarñn çoßu
gerçek cevaptan çok karğñdakinin ne duymak istedißiyle ilgilenirler. Dahasñ bulduklarñ cevabñ görsel imaj içeren
biçimde hayal ederlerse, bu sanki gerçek bir olay gibi hafñzada depolanabilir. Görüğmenin bağñnda mümkün
oldußunca açñk uçlu, yönlendirici olmayan ve serbest çaßrñğñma izin veren genel sorular ile kendilißinden çñkan
21
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
bilginin kesilmeden alñnmasñ çok önemlidir. Kapalñ uçlu, “evet-hayñr” biçiminde cevaplanacak sorularñ
görüğmenin bağñnda kullanmak, ulağñlacak bilginin güvenirlißini etkiler. Bu amaçla; çocußun sözlerini
tekrarlama, aktifgeribildirim ve yansñtma teknikleri kullanñlñr. Daha sonra Olayla ilgili gereken ayrñntñlarñnñ
ößrenmek için tanñmlayñcñ sorular kullanñlñr (kim-ne-nasñl-nerede-ne zaman). Gerçekte, “kapalñ uçlu sorular asla
kullanñlmaz” diye bir ğey de yoktur. Pek çok deneyimli görüğmeci, açñk uçlu sorularla tüm olayñ hiç yorum
yapmadan sonuna kadar dinledikten sonra, anlağñlmaz buldußu noktalara dönüp kapalñ uçlu sorularñ ustalñkla
kullanñr ve güvenilir bilgilere küçüßü zedelemeden ulağabilir. SÕk YapÕlan hatalar: Zamirler-øliúkiler: Kafa
karñğtñrñcñ ifadeler (Amcanñn büyük kñzñnñn oßlu…) yerineisimleri kullanñlmak daha güvenilirdi. Olumsuzluk
Ekleri: Bir cümlede birden çok olmamalñ(neden gitmedißinizi söylemedi mi?). Edebi Konuúmak:Çocuklar
anlamadñklarñ cümleyi tekrarlama eßilimindedirler.Zaman-Süre:Zamanñ eriğkinlerden farklñ tarif ederler
(Küçükken oldu; küçük??). Saat-dakika sorularñnñ cevaplayamazken, tatil, TV programñnñn v.b. olayla iliğkisini
daha iyi açñklarlar. Gün-hafta-ay-yñl gibi kavramlarñ doßru bildirilmeleri beklenmez. SÕklÕk-SayÕ:Çocuklar sayñ
sayabilse de sayñlarla ilgili kavramlarñtam olmayabilir. Kaç kez? Yerine sorulmasñ gereken: “bir kez-birden çok”
olmalñdñr.Tekrar Dönmek-Toparlamak:Daha önce konuğulan konuya tekrar dönmek zordur. “Anlamadñßñm bir
yer kaldñ, tekrar dönmek istiyorum” gibi açñkça ifade edilmesi kafa karñğñklñßñnñ azaltacaktñr.TanÕmlar: Çocuklar
“nasñl görünüyordu” gibi sorulara “boy, kilo, saç rengi” ile ilgili cevaplar verebilirler. Küçük çocuklar
dißerlerinin “çocuk, abi, büyük” oldußunu ayñt ederler; “yağlñ-büyük” tanñmlarñ da görecelidir. Yer-Pozisyon:
Çocußun tanñmñ anladñßñndan emin olunmalñdñr. Ayrñca çocuklarñn coßrafi tanñmlarla ilgili bilgileri sñnñrlñdñr;
sormaktan kaçñnmak gerekir. Bellek Türleri ve Muayenesi: Olay etrafñnda dönerken çñkan bilginin tutarlñlñßñna
“gerçeklik halkasñ” denir, elde edilen bilgi ne kadar tutarlñ ise o kadar güvenilirdir. Soru tiplerinin hangi bellekle
ilgili oldußu bilinmelidir. Adli görüğmelerde önemli olan üç temel bellek türü vardñr. Geri Ça÷rÕlan Bellek:en
güvenilir bilgileri sunan bellek tipidir. Uzun ve spontan öykü olarak çñkar. Hatalar azdñr ve sñklñkla unutulanihmal edilen ayrñntñlardñr; güvenirlißi azalmaz.Araya girmek, soru sormak, yönlendirmek, geri çaßrñlan belleßi
bozan hatalarñn en sñk görülenleridir. FarkÕnda Olunan-AnÕmsanan Bellek: Bilginin güvenirlißi düğük/orta
düzeydedir. Seçenekli “onay-red”sorularñ kullanñlñr, cevap kñsadñr. Her zaman geri çaßrñlan ve farkñnda olunan
belleße iliğkin sorular birbiri ardñna kullanñlmalñdñr. Sorularla øliúkili Bellek: Güvenirlißi en düğük bilgi
kaynaßñdñr. Kapalñ uçlu sorularla çñkan bellek, yönlendirme içerir. Bellek muayenesinin güvenirlißi, hatalñ
sorular ve tekrarlayan muayeneler nedeniyle sñklñkla etkilenir. Yalancñ bellek izleri gerçek bellek anñlarñ kadar
güçlü anñmsanma eßilimindedir. Yani hatalñ soru-muayene nedeniyle bellek hatalarñ oluğunca bunu geri
çevirmek yada gerçekten ayñrmakolasñlñk dñğñdñr. Çoßu Cð olgusunda maddi delil ve görgü tanñßñ yoktur ve tek
delil çocußun anlattñklarñ yani belleßidir. Bu durumda güvenilir bilgi alma çocußu korumanñn tek yolu olabilir.
Adli Raporlama ve øzlem; Olgu Örnekleri, Zor OlgularÕn Yönetimi
Prof. Dr. Ayúe AvcÕ
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Çocuk ve ergenler bir suçun faili ya da kurbanñ olarak adli süreçlerin içinde yer alabilirler. Çocuk ve ergen
suçlularda ruhsal bozukluk varsa “suçluluk” ya da “suçun kurbanÕ olma” kavramlarñ tartñğmaya açñktñr.
Örneßin, bir çocußun suç davranñğñna eßilim yaratan ruhsal bir bozuklußu varsa, ancak bu bozukluk algñlama ve
biliğsel düzeylerde etkilenme yapmñyorsa; küçük olayñn “fariki ve mümeyyizi” olabilir. Yine de küçüße “suçlu”
ve “ceza ehliyeti tam” demek yanlñğ olabilir. Bu olgularñn çoßu, aslñnda yñllardñr süregelen ve kolayca tedavi
edilebilecek bir ruhsal bozuklußa sahiptir. Tedavi edilmemesi halinde suç iğleyeceßi yüzlerce bilimsel çalñğma
tarafñndan, on yñllar önce, tartñğmasñz biçimde ortaya konmuğtur. Bu bilgi birikimine raßmen; mevcut sistem “bu
çocuklarñ fark etme” görevini yerine getirmemiğ iken, aile çocußu tedavi ettirmeyip “saßlñk hakkñnñ ihlal etmiğ”
iken, mevcut sistem aileyi “eßitme-bilinçlendirme” görevini ihmal etmiğ iken, mevcut saßlñk sistemleri tedavi
arayan aile-çocuklara bile yetmezken, bu çocuklarñn suçlu mu yoksa kurban mñ oldußu tartñğmayñ açñktñr. Suç
maßduru çocuklarñn deßerlendirilmesi ağamasñnda çocuk ve ergen psikiyatri uzmanlarñndan beklenen; “olaya
baßlñ etkilenmesinin” belirlenmesidir. Geliğimsel Özellikler-OlayÕ AlgÕlama Becerisi: Çocuklar cinsel
istismara ußradñßñnda bunun ne anlama geldißini kavrayamayabilir. Özellikle küçük çocuklar, sadece istismar
deßil, hemen her konuda eriğkinlerin verdißi tepkiye bakarak bir olayñn iyi-kötü oldußuna karar verirler; istismarñ
“sevgi gösterisi, oyun, ayrñcalñk” zannedebilirler. Bu durumda düzenlenecek adli raporlarda etkilenme
olmamasñnñn nedenin “algñlayamama” oldußu açñkça belirtilmelidir. AlgÕlama-Normaller-Normlar: ðstismar
yağantñlarñ, özellikle küçük yağta bağlayan, süreßen ve aile içi özellikte ise, çocuklarñn cinsellik ve istismar ile
22
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
ilgili konularñ deßerlendirilmeleri için beklenen normal kavramlarñ ve yargñlarñ zedelenebilir. “Bir çocuk-ergen
fuhuğuörneßinden yola çñkarsak; küçük genellikle yağadñßñ son olayla ilgili gönderilmiğtir, ancak son olay(lara)
baßlñ hiçbir ruhsal belirti beklenmez. Ancak böyle bir olguya “ruh saßlñßñ bozulmamñğtñr” demek yine de yanlñğ
olacaktñr. Gerçekte, yağadñßñ son olay eskiden beri devam eden travmatik yağantñlarñn sadece bir halkasñdñr; bu
olgularda ruh saßlñßñ gerçeßi (olayñ) deßerlendirme yeteneßini, kendini koruma ve davranñğñnñ yönlendirme
becerisini ciddi ve kalñcñ olarak etkilenmiğ; topluma tekrar uyum ğansñnñ elinden alacak ciddi iğlev kaybñnñ
içerecek biçimde bozulmuğ oldußundan, son olayñn buna ne ölçüte katkñ yaptñßñna karar verilemez. Ruhsal
Belirtiler: Adli süreçlerde ruh saßlñßñyla ilgili sorular; “etkilemenin geliğimsel, sosyal, eßitim, aile iliğkileri,
kendine bakma-koruma, benlik algñsñ... gibi alanlarñn bir/bir kaçñnda ciddiiğlev kaybñ yapñp yapmadñßñ” bakñğ
açñsñyla cevaplanmalñdñr. Ancak kaybñ aßñr olsa da, klasik tanñ-sñnñflandñrma sistemlerinde bunun tam karğñlñßñ
olmayabilir. Klinik uygulamalarñnda, “tanñ sñnñflandñrmalarñnñn katñ kalñplarñnñ” kullanmaksñzñn, iğlev düzeyine
göre karar vermeye alñğkñn uzmanlar için istismar olgularñnñ “tanñ kalñbñ içine sokmaya çalñğmak” dißer bir
güçlüktür. Bilimsel arağtñrmalarda standart saßlamak amacñyla çñkmñğolan klasik sñnñflandñrmalar klinik
uygulamalarda kullanñğlñ bulunmazlar. Adli olgularñn deßerlendirilmesinde bu sñnñflandñrmanñn iğlev düzeyi ile
ilgili bulgularñn önüne geçmemesine dikkat edilmelidir. AsÕlsÕz Bildirim: Günümüzde deßerini yitirmiğ olan
“ensest fantezidir, gerçek yağamda rastlanmaz” görüğügibi, bunun yerini alan “bir çocuk istismardan
bahsediyorsa kesinlikle doßrudur” görüğünün de yanlñğ oldußu ortaya konmuğtur. Gerçekte, çocuklarñn asñlsñz
bildirimde bulunmasñ nadirdir. Ancak eriğkinlerin etkisi ile davranabilir, yönlendirme ile asñlsñz bildirimde
bulunabilirler. Asñlsñz bildirim ğüphesivarsagöz önünde bulundurulmasñ gereken en önemli etmen yağtñr.Küçük
çocuklar kendisine birkaç kez söylenen ğeyi hayaller; sonra bu hayali gerçek sanabilirler: bunun yaratacaßñ
travmatik etki gerçek istismardan farksñzdñr. Asñlsñz bildirim öncelikle ergen olgularda göz önünde
bulundurulmalñdñr. Ergenler, “bağka nedenle kñzgñn oldußu ebeveyni cezalandñrmak, özgürlük kazanmak,
dürtüsel davranma eßilimleri” nedeniyle asñlsñz bildirimde bulunabilirler. Buna raßmen asñlsñz bildirim ergenler
arasñnda bile nadirdir (tüm bildirimlerin %2-5’i). Öneriler/Önlemler: Adli-psikiyatrik raporlarñn olguya özel
öneri ve önlemleri içermesi idealdir. ðzlem ve tedaviye gereksinimi olan maßdurlar için, mahkemeye “saßlñk
tedbirinin” alñnmasñ önerilebilir. Aile ortamñ ile ilgili riskler, eßitim hakkñnñn engellenmesi, yağam tehdidi gibi
durumlarñn varlñßñnda, “bakñm, barñnma, koruma, ayni-nakdi yardñm...” gereksinimlerinin vurgulamasñ adli
süreçlere destek verebilir.
PANEL-7: DuygularÕn Nörobiyolojisi
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Ayhan Cöngölo÷lu
11:00 - 12:30
Utanma
Doç. Dr. Ayhan Cöngölo÷lu
GATA Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Duygu; uygun çaßrñğñmlarñ yaptñracak bir uyarana tepki olarak ortaya çñkan biliğsel algñlama ve deßerlendirme,
dñğavurumcu motor davranñğ, subjektif his, fizyolojik uyarñlma ve amaca yönelik davranñğlarñnñn tamamñnñ
kapsamaktadñr. Utanma; insanlarda sinir sisteminde kendine has bir nöron ateğleme örüntüsü olan ve doßuğtan
var olan 9 duygudan bir tanesidir. Utanmanñn içselleğtirilmesinin aile içinde olmasñ gereken olumlama-tasdik
etme üçgeni olarak adlandñrñlan üç sürecin eksiklißinden kaynaklandñßñ iddia edilmektedir. Bu teorideki üçgeni
sorumluluk, samimiyet/yakñnlñk ve uygun baßñmlñlñk oluğturmaktadñr. Aile iliğkilerinde bu üçünden biri eksik
oldußunda kiği utanma hissetmekte ve bu duyguyu içselleğtirmektedir. Utanç kñsaca içinde bulunulan durumdan
kurtulmak isteme durumudur. Utanma sñrasñnda aktif olan nörolojik yapñlar: Utanma saß hemisferik limbik
süreçlerle bağlar, özellikle de anlam çñkarma görevine sahip olan amigdala tetißi çeken yapñdñr. Amigdala örtük
belleßin yerleğtißi yer olup özellikle yağamñn ilk yñllarñna ait kayñtlarñn bulundußu tek yerdir. Korku anñnda
tetiklenen bu devre en bağta otonom sinir sistemi üzerinden bedensel tepkileri ortaya koyar. Burada sempatik
sinir sistemi (SSS) ile parasempatik sinir sistemi (PSS) arasñndaki dengede PSS baskñn gelirse “korkunun
ardñndan gelen ikinci duygu utanmadñr”. SSS ile PSS arasñndaki denge yanñnda orbital medial prefrontal korteks
duygu düzenlenmesinde aktif rol oynamaktadñr. En önemli görevi de dñğarñdan gelen uyarñlara deßer biçmektir.
Orbital medial prefrontal korteks SSS’ni baskñlayarak ve PSS’ni aktive ederek görevini yapmaktadñr. Burada
PSS baskñnlñßñ abartñlñ seviyelere çñktñßñnda kiği için acñ veren sñkñntñlñ kiğiyi izole eden bir kaçñnma-utanma
23
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
duygusu içine çekilmektedir. Utanç duygusunu kalñcñ hale gelmesinde otonom sinir sisteminin bir parçasñ olan
adrenal bezlerden strese tepki olarak stres hormonlarñ (bağlñca da glukokortikoidler) etkin rol oynamaktadñr.
Stres uzun süreli oldußunda uzun süre stres hormonlarñna maruz kalan hipokampal hücreler atrofiye
ußramaktadñr. Hipokampus örtülü belleßin yeni bilgilerle eğleğtirilmesinde hayati göreve sahiptir. Burada utancñ
açñklamaya yönelik ileri sürülen bir iddia da hipokampal atrofiye baßlñ olarak kayñtlardaki ayrñntñlar azaldñßñndan
eksik bilgilerle hatalñ eğleğtirmeler yapñldñßñ ve belirgin stres içermeyen ortamlarda da kiğilerin utanma davranñğñ
sergiledißi ve neden böyle davrandñklarñnñ anlamlandñramayñp bağa çñkma becerileri geliğtirememeleridir. Bu
sunumda yukarñdaki teoriler ve yapñlmñğ olan fMRI çalñğmalarñ ñğñßñnda utanmanñn nörobiyolojisinde yer alan
beyin yapñlarñ gözden geçirtilecektir.
Korku
Koray Karabekiro÷lu
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Korku tehlikeye karğñ verilen ruhsal tepkidir ve kiğiyi tehlikeye karğñ hazñrlayan hñzlñ bir alarm sistemidir.
Fiziksel, davranñğsal, emosyonel olarak kiğiyi tek bir amaca, korunmaya odaklar. Kiğinin tehlikeden kaçmasñna
ya da tehlike ile savağmasñna yol açar. Korku, beniz sararmasñ, aßñz kurumasñ, kalp ve solunum hñzlanmasñ gibi
belirtileri olan karmağñk bir duygudur. Klinik olarak korku fobilere eğ deßerdir, duygusal alarm sistemini
harekete geçirerek bireyin iyilik halinin devamñnñ saßlamayñ hedefler. Korku, kaçma, kaçñnma davranñğñ veya
panik benzeri cevaplar tüm memeli türlerinde ortaktñr. Bir kemirgenin daha önce korku uyandñran bir uyaranla
karğñlağtñßñ kafese girmekten kaçñnmasñ ile fobik bir hastanñn daha önce panik atak yağadñßñ köprüden tekrar
geçmek istememesi benzerdir. Daha önce elektrik ğokuyla eğleğtirilmiğ sesi duyan kemirgenin kalp atñm hñzñ ve
kan basñncñnñn artñğñ, solunumunun hñzlanmasñ, glukokortikoid salñnñmñ; korku veya panik atakta görülen
otonomik fonksiyonlara benzemektedir.
Korku ile ilgili “koğullanmñğ uyaranñn duyusal girdisi” ön talamustan geçerek amigdalanñn lateral çekirdeßine
transfer edilir. Bu yakñn bir tehlike durumunda emosyonel cevabñn hñzlñ verilmesi açñsñndan önemlidir. Bu hñzla
ulağan bilgi amigdalayñ kortikal merkezden gelecek iğlenmiğ bilgiye hazñrlar. Her iki yolak da lateral nukleusta,
sñklñkla tek nöronda birleğir. Bu bilgi daha sonra, bazolateral çekirdek ve aksesuar bazomedial çekirdeße ve
merkezi çekirdeße gelir. Amigdalanñn merkezi çekirdeßi ise, bilginin yayñlmasñnda merkezi rol oynar ve
otonomik, davranñğsal cevaplarñ düzenler. Bu sunumda, “koğullu- koğulsuz uyaran”, “baßlamsal koğullanmakorku”, “savağ ya da kaç yanñtñ”, korku ve anksiyetenin nörobiyolojisinde yer alan beyin yapñlarñ”, korku ve
anksiyetenin oluğumundaki beyin yapñlarñnñn iliğkileri” ve “korkunun nöroendokrin düzenlenmesi” gibi bağlñklar
kñsaca gözden geçirilecektir.
Çekingenlik
Yrd. Doç. Dr. Murat Yüce
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Çocuklarda çekingenlik sñk karğñlağñlan ve sosyalleğme zorluklarñna neden olabilen bir problemdir. Kagan ve
arkadağlarñ çekingenlißi bilinmedik bir olaydan bağlangñçta kaçñnma ve/veya “uzamñğ davranñğsal inhibisyon”
olarak tanñmlamñğlardñr. Onsekiz aylñk çocuklarñn % 15’ inde davranñğsal inhibisyon paterni tanñmlanmñğtñr.
Küçük çocuklardaki bu durumun yetiğkinlik döneminde ciddi psikolojik yetersizliklerle giden ağñrñ anksiyete,
sosyal kaçñnma ve izolasyon, panik bozuklußu ve duygudurum bozukluklarñ ile iliğkili oldußu bulunmuğtur.
Arağtñrmacñlar çekingenlißi olan çocuklarñn çevreye karğñ oluğturduklarñ davranñğsal cevaplarñ ayarlama
bakñmñndan genetik ve biyolojik farklñlñklarñnñn oldußunu ileri sürmüğlerdir. Ancak bu cevabñ en çok belirleyen
faktörün ne oldußu konusu hala belirsizlißini korumaktadñr. Bu sunumda çocuklarda çekingenlik ile ilgili
yapñlmñğ nörobiyolojik çalñğmalar ele alñnacaktñr.
24
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Üzüntü
Dr. Özhan YalçÕn
BakÕrköy Ruh ve Sinir HastalÕklarÕ E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klini÷i
Duygular belli beyin bölgelerinin iğlevleri ile deßil belli bölgeler arasñndaki nöral aßlarñn fonksiyonlarñ ve
etkileğimleri ile ğekillenir. Tanñmlanan beğ temel duygu; öfke, korku, ißrenme/tiksinti, mutluluk ve üzüntüdür.
Beyinde duygularñn nöroanatomisindeki temel bölge amigdaladñr. Amigdala dñğñnda insula, üst ve ön temporal
bölgeler, prefrontal korteks, hipokampus, beyin sapñ ve bazal ganglionlar duygularñn ortaya çñkmasñnda önem arz
ederler. ðnsula üzüntü ile de iliğkili olsa da daha çok tiksinti/ißrenme, korku ve öfke gibi negatif duygularla daha
yakñndan iliğkilidir. Korku ve öfke duygusu daha çok travma sonrasñ stres bozuklußu, ißrenme/tiksinti ise
obsesif-kompülsif bozuklukla yakñndan iliğkilidir. Duygular ile iliğkili çalñğmalar bundan dolayñ daha çok korku
ve ißrenme/tiksinti üzerine odaklanmñğtñr. Mutluluk ve üzüntü üzerine yapñlan nörobiyolojik çalñğmalar daha az
sayñdadñr. Üzüntü ile ilgili çalñğmalarñ yapmak öfke, ißrenme/tiksinti ve korku üzerine yapñlan çalñğmalardan
daha zordur çünkü üzüntü daha bireysel ve öznel bir duygudur ve otobiyografik bellekle daha yakñndan
iliğkilidir. ðßrenme/tiksinti ve korku yaratan uyarñlar ise daha az heterojendir. Üzüntü ile ilgili çalñğmalar daha
çok ğizofreni, otizm, bipolar bozukluk, depresyon, travma sonrasñ stres bozuklußu olan bireyler ya da
yakñnlarñnda mutsuz yüz ifadeleri ile tetiklenmiğ fonksiyonellißi ölçen çalñğmalardan oluğmaktadñr. Bu sunumda
bu çalñğmalara deßinilecekse de daha çok üzüntü nörobiyolojisi üzerinde durulacaktñr. Hem depresyon, hem de
geçici, kñsa süreli üzüntüde subgenual singulat, hem de saß prefrontal kortekste aktivite deßiğiklikleri olur. Majör
depresyonda daha çok sub/pregenual singulat korteks, supragenual ön singulat korteks, insula, dorsolateral ve
ventrolateral prefrontal kortekste, geçici ve kñsa süreli üzüntüde ise daha çok entorhinal korteks, ventromedial ve
dorsomedial prefrontal korteks, sol ventrolateral ve sol dorsolateral prefrontal korteks, subkallosal singulat,
posterior singulat korteks, sub/pregenual singulat kortekste aktivite deßiğiklikleri olur. Kronik depresyon ve kñsa
süreli üzüntüde aktivite farklñlñklarñnñn benzer beyin bölgelerinde gözlenmesi ilginçtir. Bu sunumda üzüntünün
nöroanatomisi, nörobiyolojisi, psikonöroendokrinolojisi, yas-kayñp nörobiyolojisi, frustrasyon, üzüntü ve
depresyon nörobiyolojisi farklñlñklarñ üzerinde durulacaktñr.
ÇALIùMA GRUBU-5: Çocuk ve Ergenlerde Uyku SorunlarÕna 10 Nisan Perúembe
YaklaúÕm ve Kolay Uygulanabilir Yöntemler
11:00 - 12:30
Okul Öncesi Çocuklarda Uyku SorunlarÕ ve Uygulanabilir Yöntemler
Doç. Dr. Sabri Hergüner
N.E.Ü. Meram TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Uyku sorunlarñ okul öncesi dönemde sñk görülen (% 10 – 20) bir durumdur ve genellikle davranñğsal uykusuzluk
görülür. Bu yağ grubunda uyku düzeninin saßlanmasñ gün içi hareketlilik, iğtah, dikkat ve duygulanñm gibi dißer
alanlara da etki ettißinden psikiyatrik deßerlendirme sñrasñnda mutlaka sorgulanmalñdñr. Uyku sorunlarñ ile ilgili
anamnez almada uyku günlüßü kullanñmñ kolay bir yöntemdir. Ayrñca çocußun bir günlük düzeninin aile ile
birlikte gözden geçirilmesi mutlaka önemlidir. Tedavi yaklağñmñ olarak uyku alñğkanlñklarñ, uyku hijyeni,
kademeli söndürme ve uyku eßitimi uygulanabilir yöntemlerdir. Bu sunumda olgu örnekleri üzerinden uyku
sorunlarñnda deßerlendirme ve müdahale anlatñlacaktñr.
ølkö÷retim Ça÷Õ ÇocuklarÕnda Uyku SorunlarÕna Geliúimsel BakÕú ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Ayúe Rodopman Arman
Marmara Üniversitesi Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
ðlkößretim çaßñ çocuklarñnda uyku düzeni, bir önceki geliğim dönemine göre yeni bir boyut kazanñr. 9-10 saatlik
deliksiz kaliteli bir uykunun, çocußun dinlenmesi ve ertesi güne hazñrlanmasñ kadar biliğsel beceriler üzerine
etkisi de oldukça önemlidir. Akademik beklentilerin yanñ sñra teknolojik araçlarñn ve ekran maruziyetinin de bu
geliğim döneminde sñkça karğñmñza çñktñßñnñ ve uyku hijyenini olmusuz etkiledißini gözlemlemekteyiz. Bu
sunumda; ilkößretim yağñndaki çocuklarñn uyku düzeni, döneme özgü geliğimsel uyku deßiğiklikleri yanñnda
25
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
parasomni ve dissomni tablolarñ (Ör: Psikiyatrik tablolara eğlik etmekle birlikte az tartñğñlan huzursuz bacak
sendromu, periyodik ekstremite hareket bozuklußu, vb.) gözden geçirilecektir. Yanñ sñra, uyku problemlerinin
eğlik ettißi psikiyatrik ve/veya tñbbi bozukluklar (DEHB, gastrointestinal reflü, yaygñn geliğimsel bozukluklar,
zihinsel engellilik, Tourette Bozuklußu, kaygñ bozuklußu, depresyon, vb) üzerinde durulacaktñr. 7-12 yağ
çocuklarñnda uyku düzeni ve kalitesinin bozulmasñ halinde dikkat edilmesi ve hñzla ele alñnmasñ gereken ipuçlarñ
ile pratik çözüm önerileri ve tñbbi yaklağñmlar paylağñlacaktñr.
Ergenlerde Uyku BozukluklarÕ ve Klinik YaklaúÕm
Doç. Dr. Ayúe KÕlÕnçaslan
østanbul Üniversitesi, østanbul TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Ergenlikte meydana gelen biyolojik, psikolojik ve kültürel deßiğiklikler uyku/uyanñklñk döngüsünü etkiler.
Ergenler, ergenlik öncesi döneme kñyasla daha fazla uykuya ihtiyaç duyarlar, yavağ dalga uykusu ve REM
dönemine geçiğ süreleri kñsalñr ve uyku fazñ gecikmesine daha eßilimli hale gelirler. Ek olarak okul bağlangñç
saatlerinin erken olmasñ, uyku düzenlenmesi ile ilgili ebeveyn denetiminin azalmasñ, okul sonrasñ çalñğma, sosyal
aktivite ve media kullanñmñ uyku süresini daha da kñsaltñr, uyku paternini bozar ve ergenleri ağñrñ uykululußa
eßilimli kñlar. Uykunun bozulmasñ biliğsel iğlev düzeyini ve performansñ olumsuz biçimde etkiler, duygusal
düzenlemede yetersizlik, fiziksel saßlñkta bozulma, davranñğ problemleri ve madde kulanñmñ iliğkilidir.
Ergenlerde uyku problemleri sñklñkla literatürde insomnia olarak tanñmlanmñğ ve uykuya bağlama ve sürdürmede
güçlük, erken uyanma ve dinlendirici olmayan uyku olarak gruplanmñğtñr. Kesitsel epidemiyolojik çalñğmalarda
ergenlerin %6 ile %13.9’un uyku problemleri bildirmiğtir. Ayrñca okul anketlerinde son 6-12 ayda ergenlerin
%11 ile %16.5’inin sñk, %23 ile %38’inin ara sñra olan uyku problemleri bildirmiğtir. Ayrñca insomnia dñğñnda
sirkadien ritim bozukluklarñ ve hipersomni denilen ağñrñ uykululuk da ergenlerde sñk bildirilen durumlardñr. Bu
sunumda ergende uykunun özellikleri, insomni, parasomni ve ağñrñ gündüz uykululußu ile gecikmiğ uyku fazñ ile
ilgili literatür gözden geçirilecek ve tedavi yaklağñmlarñ özetlenecektir.
PANEL-8: Atilla Turgay DEHB Paneli: DEHB’ye Türkiye’den YaklaúÕm
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan
13:30 - 15:00
Türkiye’de Dikkat Eksikli÷i ve Hiperaktivite Bozuklu÷u Epidemiyolojisi
Taciser Uysal
ùÕrnak Devlet Hastanesi
Epidemiyolojik çalñğmalar belirli bir hastalñßñn toplumda daßñlñmñnñ ve bu hastalñkla iliğkili faktörleri inceler.
Hastalñklarñn erken tanñ ve tedavisine yönelik saßlñk stratejileri geliğtirmede toplum saßlñßñna önemli yararlar
saßlayan epidemiyolojik verilere ihtiyaç duyulmaktadñr. Bütün yönleriyle tñpta en iyi arağtñrñlmñğ bozukluklardan
biri olan Dikkat Eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu’nun epidemiyolojisi konusunda da tüm dünyada oldukça
fazla sayñda arağtñrma yapñlmñğtñr. Bugüne kadar yapñlan çalñğmalarda Dikkat Eksiklißi ve Hiperaktivite
Bozuklußu sñklñßñnda coßrafik bölgelere göre farklñlñklar oldußu düğünülse de bu farklñlñklarñn temelde
metodolojik özelliklerden kaynaklandñßñ belirtilmiğtir.
Bu sunumda Türkiye’de Dikkat Eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu epidemiyolojisi konusunda yapñlan
çalñğmalarda saptanan bulgular paylağñlacaktñr.
DEHB tanÕsÕnda ebeveyn ve ö÷retmen bilgi farklÕlÕklarÕnÕ nasÕl de÷erlendirmeliyiz?
Uzm. Dr. Ayúegül Selcen Güler
Klinik pratikte DEHB tanñsñ, ebeveyn ve ößretmenden alñnan bilgi ile bakñmverenlerle yapñlan klinik görüğme ve
çocußun klinik gözlemi ile konmaktadñr. Epidemiyolojik çalñğmalarda “altñn standart”, ebeveyn ve ößretmenin
doldurdußu deßerlendirme ölçeklerini bir araya getirmek ve tanñ kriterlerine göre yapñlandñrñlmñğ bir görüğme
yapmaktñr. Bu yöntem hem yorucu hem pahalñdñr. Alternatif yaklağñm, imkâna göre, ebeveyni veya ößretmeni
veya her ikisini birden temel alarak tanñya ulağmaya çalñğmaktñr. Ebeveynin de ößretmenin de kendine özgü
26
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
perspektifi ve yaklağñmñ sebebiyle ve her deßerlendiricinin kendi ortamñna özgü ğartlar sebebiyle, her ikisinden
alñnan bilgi, DEHB açñsñndan yüksek risk tağñyan çocuklarñ belirlemede daha isabetli olacaktñr. Toplum-temelli
çalñğmalarda ebeveyn ve ößretmen deßerlendirmeleri arasñndaki korelasyon zayñf-orta derecededir. Her iki
deßerlendirici de tanñsal eğißin üzerinde olan benzer oranda çocußu belirliyor olsa da, deßerlendiriciler
tarafñndan DEHB olarak belirlenen çocuklar örtüğmemektedir. Ebeveyn ve ößretmen tarafñndan doldurulan
formlar DSM kriterleri temel alñnarak hazñrlanmñğtñr. ðğlevsel bozulma DSM-IV kriterlerinde yer almasñna
raßmen, ebeveyn ve ößretmenin doldurdußu formlarda iğlevsel bozulma hakkñnda bir deßerlendirme
bulunmamaktadñr. Bu deßerlendirme formlarñ daha ziyade belirti sayñsñ ve ğiddeti ile ilgili bilgi vermektedir.
Olgu tanñmñnda yalnñzca belirti sayñsñnñ temel alan yaklağñmlar ile belirlenen DEHB yaygñnlñk oranñ, olgu
tanñmñnda belirti sayñsñ ve iğlevsel bozulmanñn birlikte yer aldñßñ yaklağñmlara göre daha yüksek çñkmaktadñr.
Deßerlendiricilerin kim olmasñ gerektißi hakkñndaki karara ek olarak yalnñzca belirti sayñsñna mñ (DSM’ye dayalñ
ölçekler), belirti sayñsñ ve iğlevsel bozulmaya göre mi deßerlendirme yapñlacaßñna dair seçim, olgu tanñmñnñ ve
ruh saßlñßñ hizmeti ile ilgili ihtiyacñn nasñl yorumlanacaßñnñ etkileyecektir. Bu sunumda, ðstanbul’daki bir okul
örnekleminde DEHB açñsñndan risk tağñyan çocuklarñn belirlenmesi ve DEHB yaygñnlñk tahmini için, ebeveyn ve
ößretmen deßerlendirmelerinin entegrasyonuna yönelik farklñ yaklağñmlar anlatñlacaktñr.
DEHB ve Otizm Birlikteli÷inde ølaç KullanÕmÕ
Uz. Dr. Ülkü Akyol ArdÕç
Çocukluk çaßñ nörogeliğimsel bozukluklarñ içinde önemli bir yer tutan dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu
(DEHB) ve yaygñn geliğimsel bozukluklar (YGB) çoßu zaman birbirlerinden net sñnñrlarla ayrñlamayan
psikiyatrik problemlerdir. YGB güncel DSM-5 kriterlerine göre otizm spektrum bozukluklarñ (OSB) bağlñßñ
altñnda incelenmektedir. Semptomlarñ sñklñkla eğzamanlñ olarak bulunan bu klinik durumlarñn tedavisi de
üzerinde arağtñrmalarñn hala sürdüßü bir alandñr. Planlanan sunumda OSB ve eğlik eden DEHB nun tedavi
seçeneklerinin yanñ sñra metilfenidat yanñtñnñn CES-1 enzim polimorfizmiyle iliğkisi güncel literatür eğlißinde
tartñğñlacaktñr.
PANEL-9: Otizmde Genetikten Tedaviye
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Özgür YorbÕk
13:30 - 15:00
Otizmde Genetik
Uzm. Dr. Caner Mutlu
BakÕrköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve Sinir HastalÕklarÕ Hastanesi
Otizm, iletiğimde bozukluk, sñnñrlñ ilgiler ve tekrarlayan davranñğ örüntüleri ile karakterize heterojen
nörogeliğimsel bir bozukluktur. DSM-V ile birlikte ayrñ bir tanñ grubu olmaktan çñkarñlarak yaygñn geliğimsel
bozukluklarñn tümü Otistik Spektrum Bozukluklarñ (OSB) olarak tanñmlanmñğtñr. Epidemiyolojik çalñğmalar, son
10 yñlda OSB prevelansñnñn %1’lere kadar yükseldißini ortaya koymaktadñr. Erkeklerde kñzlara göre 4 kat daha
fazladñr. Kalñtñlabilirlißi yaklağñk %90 olup çalñğmalar çok sayñda geni içeren karmağñk bir kalñtñm varsayñmñnñ
desteklemektedir. OSB olgularñnñn çoßunda neden bilinememekte ancak %25’e kadar genetik bir etken
saptanabilmektedir. Bu etkenler, nöronal geliğimi çeğitli ağamalarda etkileyen tek gen hastalñklarñ, mikroskobik
olarak görünür ve submikroskopik kromozom anomalileri, ve metabolik arağtñrmalardaki bulgularñ içermektedir.
Genetik kanñtlar, özellikle sinaps düzeyinde disfonksiyona iğaret etmektedir. Bu sunumda, OSB’de yapñlan
genetik çalñğmalarda elde edilen son bulgular ñğñßñnda güncel bir gözden geçirme yapñlacaktñr.
Otizmde hedefe dönük tedaviler ne kadar umut verici?
Doç. Dr. Ka÷an Gürkan
Ankara Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Otizm Spektrum Bozukluklarñ (OSB) etyolojisi çok heterojen olan ve özgün nedensellik iliğkisi içinde etkin bir
tñbbi tedavi yöntemi henüz bulunamamñğ olan bir nörogeliğimsel bozukluk grubudur. Çocuk ve aile açñsñndan
27
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
çok yñkñcñ sonuçlarñ olabilen bu durumlarñn çekirdek belirtileri bazñ çocuklarda zaman içerisinde bazñ davranñğsal
müdahalelerle deßiğim gösterse de, bu deßiğimin sebepleri henüz yeterince anlağñlamamñğtñr ve bu belirtiler
üzerinde etkili tñbbi tedavi yöntemlerinin arağtñrñlmasñna devam edilmektedir. Otizmin etyolojisinde özellikle
genetik etkiler çok belirgin olmasñna karğñlñk genetik temelli bir tedavi yönteminden söz etmek ğu an için
mümkün görünmemektedir. Ancak son yñllarda Frajil X Sendromu (FXS) gibi genetik etyolojisi kesin olarak
belirli olan ve OSB ile sñk olarak bir arada bulunan bozukluklarñn OSB etyolojisinin daha iyi anlağñlmasñna ve
hedefe dönük tedavilerin bulunmasñna yol açabileceßi ileri sürülmektedir. FXS X kromozomunun uzun kolunun
distalinde yer alan frajil X mental retardasyon geni-1 (FMR1)’in 5’ ucundaki tam mutasyona (200’ün üzerinde
CGG tekrarñ) baßlñ olarak geliğen bir genetik sendromdur. Bu mutasyon FMR1’in hipermetilasyonuna ve genin
transkripsiyonunun susturulmasñna yol açar ve sonucunda geliğen FMR1 proteini (FMRP) eksiklißi hücre içinde
ve sinapslarda pek çok iğlevin deßiğmesine neden olur. FXS tedavisinde denenen hedefe dönük tedaviler FMRP
kaybñna baßlñ olarak geliğen bu nörobiyolojik sonuçlarñn geri döndürülmesi düğüncesinden hareket ederek
geliğtirilmiğtir. FXS tedavisinde etkili oldußuna dair yayñnlarñn gün geçtikçe arttñßñ matriks metalloproteinaz-9
inhibitörleri (minosiklin), lityum, metabotrobik glutamat reseptör (mGluR) blokerleri, mTOR inhibitörleri ve
GABA agonistleri gibi ilaçlar bu konuda umut verici olarak görülmektedir. Bu geliğmelerin potansiyel bir
uygulama alanñ da OSB tedavisidir. Çünkü FXS ile birlikte OSB çok sñk görülmektedir (FXS olan çocuklarda
%60’lara kadar OSB bildirilmektedir) ve OSB ile FXS’in görülen pek çok nörobiyolojik anormallikler ortaktñr.
Sinaptik plastisitede anormallikler, beyin baßlantñlarñnda sorunlar, mitokondriyel iğlev bozukluklarñ, GABA ve
glutamat dengesizlikleri ve bu iğlevlerle iliğkili genlerde anormallikler sñklñkla her iki durumda da
bulunmaktadñr. Ayrñca ğizofreni, depresyon ve bipolar bozukluk gibi nörogeliğimsel anormalliklerle iliğkili
bozukluklarñn yanñnda OSB’lerde de FMRP düzeylerinin düğük oldußu bildirilmektedir. Bu baßlamda FXS
tedavisinde kullanñlan hedefe dönük tedavilerin OSB’de de denenmesine bağlanmñğtñr ve ön bulgular olumludur.
mGluR antagonistlerinin OSB hayvan modellerinde stereotipileri azalttñßñ bildirilmiğtir. Dißer yandan özellikle
fareler üzerinde yapñlan çalñğmalar hedefe dönük tedaviler açñsñndan heyecan uyandñrsa da, ğu ana kadar klinik
çalñğmalarda ortaya konan sonuçlardaki bağarñ kñsñtlñdñr. Bir GABA agonisti olan arbaclofen ve glutamat
antagonisti olan memantin OSB’li çocuklarda denenmiğ sosyal alanlarda geliğme saßlayabileceßi görülmüğtür.
Glutamat agonisti olan D-sikloserinin otizmde sosyal sorunlarñ azaltabileceßi; nöronal proliferasyon ve sinaptik
plastisitede rol oynayan oksitosinin de OSB’li çocuklarda etkili olabileceßi ile ilgili yayñnlar ortaya çñkmaya
bağlamñğtñr. GABAB agonisti arbaklofenin otizmde irritabiliteyi azaltñcñ ve sosyal eksiklikleri geliğtirici bir
etkisinin olabileceßi gösterilmiğtir. Dendritik dallanmalarñ arttñrma potansiyeli olan minosiklinin de otizmli
çocuklarda nörotrofik büyüme faktörlerini etkileme yoluyla merkezi sinir sisteminde deßiğiklik yapmasñna
raßmen davranñğsal ölçümlerde bir deßiğiklik oluğturmadñßñnñ bildiren bir küçük çalñğma yayñnlanmñğtñr. Ğu ana
kadar dramatik tedavi edici etkilerle karğñlağñlmamñğ olsa da bu çalñğmalar OSB’de özgün tedavi hedeflerinin
bulunmasñ açñsñndan üzerinde çalñğmaya deßer görünmektedir. Çalñğmalar devam ettikçe tedavi hedefi olabilecek
yeni düzeneklerin varlñßñ ortaya çñkmaktadñr.
PANEL-10: Bebek Ruh Sa÷lÕ÷Õ
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Koray Karabekiro÷lu
15:30 - 17:00
0-4 Yaú Döneminde Anne-Çocuk øliúkisinin Gözlemsel De÷erlendirilmesi
Doç. Dr. Koray Karabekiro÷lu
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Psikopatoloji geliğiminde erken çocukluk dönemi deneyimlerinin, özellikle de bebeßin birincil bakñm verici ile
etkileğimin nitelißinin önemi uzun yñllardñr vurgulanmaktadñr. Ancak bu dönemdeki anne-çocuk etkileğimi ile
ilgili kuramlar çoßunlukla geriye dönük desene sahip arağtñrmalara ve kuramsal modellere dayanmaktadñr.
Yirminci yüzyñlñn ikinci yarñsñnda anne-bebek etkileğimini nesnel ölçütlere göre incelemeye yönelik
yapñlandñrñlmñğ deßerlendirme yöntemleri geliğtirilmeye bağlanmñğtñr. Özellikle Bowlby’nin baßlanma teorisi
üzerine odaklanan Ainsworth bebeklerde üç temel baßlanma örüntüsü (a:kaçñngan, b:güvenli, c: ikircikli)
tanñmlamñğtñr. Bu tanñmlamada “yabancñ durum” (strange situation) yöntemi deßerlendirme aracñ olarak
kullanñlmñğtñr. Daha sonralarñ anne-bebek etkileğimini daha ayrñntñlñ gözlemlemek için video kayñtla izlenen yarñyapñlandñrñlmñğ bir inceleme yöntemi olan Crowell gözlemi geliğtirilmiğtir. Tüm bu yöntemler standart bir
28
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
deßerlendirme yöntemi ile anne-bebek arasñ etkileğimi ve baßlanma örüntüsünü incelemeyi kolaylağtñrmñğtñr.
Ancak anne-bebek arasñ etkileğimin içerißinde yer alan unsurlarñn ve etkileğimin farklñ boyutlarñnñn puanlamasñ
düğünülmemiğtir. Ayrñca etkileğim sadece bir bütün olarak ele alñnmñğ ve bu iliğki ve etkileğime annenin ve
bebeßin birbirinden ayrñ bireysel katkñsñ ele alñnmamñğtñr. Bu nedenle günümüzde erken dönemde anne-bebek
etkileğiminin daha ayrñntñlñ olarak puanlandñßñ, geçerli ve güvenilir yöntemlere halen gereksinim vardñr. Bir önçalÕúmada, 1-2 yağlarñndaki bebeklerle anneleri arasñndaki etkileğimin nitelißinin laboratuar ortamñnda
incelenmesi ve etkileğimin yapñtağlarñnñn puanlanmasñna dayalñ özgün bir yöntemin (anne-bebek etkileğimi çok
eksenli deßerlendirme [ABEÇED]) geçerlik ve güvenilirlißi arağtñrmasñnñn ilk bulgularñnñn sunulmasñ
hedeflenmiğtir. Bu çalñğmada, 20 preterm doßumlu (ort:16.63±4.0 [12-24] aylñk; 10 kñz, 10 erkek) ve 20 term
doßumlu (ort:16.85±4.4 [12-25] aylñk; 11 erkek, 9 kñz) 40 çocuk ve annelerinden oluğmaktadñr. Anneler Annelik
Ayrñlma Anksiyetesi Ölçeßi’ni (AAAÖ), Ebeveynlik Tutumlarñnñ Arağtñrma Ölçeßi’ni (ETAÖ) ve Kñsa 1-3 Yağ
Sosyal Duygusal Deßerlendirme Ölçeßi’ni (K1/3SDD) doldurmuğlardñr. ðki klinisyen birbirinden baßñmsñz
olarak Ebeveyn-Bebek ðliğkisi Global Deßerlendirme Ölçeßi’ni (EBðGDÖ) doldurdu ve bir yapñlandñrñlmñğ
deßerlendirme yöntemi olan “Marmara Anne-Bebek Etkileğimi Gözlemi” (MABEG) (serbest oyun,
yapñlandñrñlmñğ oyun, ayrñlma-birleğme) video kayñtlarñndan ABEÇED puanlamasñnñ yaptñ. ABEÇED’in iç
tutarlñlñßñ mükemmel düzeyde bulunmuğtur (Cronbach ź skorlarñ: Klinisyen A anne:0.94, bebek:0.95,
toplam:0.94; Klinisyen B anne:0.94, bebek: 0.92, toplam: 0.94). Kiğiler arasñ güvenilirlik skorlarñ yeterince iyi
ile mükemmel arasñnda bulunmuğtur (anne, Spearman’s rho:0.33, p<0.05; bebek, Spearman’s rho:0.55, p<0.001;
toplam, Spearman’s rho:0.52, p:0.001). Öte yandan, ABEÇED skorlarñ K1/3SDD, EBðGDÖ ve ETAÖ ile
anlamlñ korelasyonlar göstermiğtir. Bu ön bulgular ABEÇED’in anne-bebek etkileğimini deßerlendirmede
yeterince geçerli ve güvenilir bir yöntem oldußunu desteklemektedir.
Fetal Maternal Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve Perinatal Psikososyal Faktörler
Uzm. Dr. Tuna Çak
Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Gebelik ve doßum süreci anne ve baba adayñ açñsñndan fizyolojik, psikolojik ve sosyal stres etmenlerinin bir
arada oldußu bir dönemdir. Anne olma çaßñndaki kadñnlarda depresyon görülme sñklñßñ oldukça yüksektir,
özellikle gebelik sonrasñ dönemde bu sñklñk belirgin olarak artar. Özellikle annelerdeki depresyon hem anneyi,
hem bebeßi hem de tüm aileyi psikososyal açñdan oldukça olumsuz etkileyebilir. Bebek ruh saßlñßñ açñsñndan
bakñldñßñnda ise, annenin depresyonu ve güvensiz baßlanma biçimi ile bebekte erken yağlardan itibaren
görülebilen sosyal, duygusal ve geliğimsel sorunlar arasñnda belirgin bir iliğki oldußu bildirilmektedir. Doßum
sonrasñ dönemde depresyon yağayan annelerin bebeklerinde erken dönemde infantil koliße, uyku ve yeme
sorunlarñna daha sñk rastlandñßñna dair bulgular vardñr. Doßumdan sonra genellikle 2-3. haftadan sonra bağlayan
ve her beğ bebekten birinde görülen özellikle karñn aßrñsñ ve gaz sancñlarñna baßlñ olarak oluğan uzun süreli
aßlama krizleri infantil kolik olarak adlandñrñlñr. 2012 yñlñnda tamamladñßñmñz çok merkezli bir çalñğmada anne
baba adaylarñnda psikososyal deßiğkenler, psikiyatrik belirtiler, baßlanma biçimi ve algñlanan sosyal desteßin
annede doßum sonrasñ depresyon belirtileri ve infantil kolik ile olan iliğkilerinin belirlenmesi amaçlanmñğtñr. Bu
amaçla 245 anne ve 150 baba adayñ ile 22-34. gebelik haftalarñ arasñnda yapñlan ilk görüğmede anne baba
adaylarñ sosyodemografik veri formunu ile Eriğkin Baßlanma Stili Ölçeßi, Durumluk Kaygñ Envanteri,
Edinburgh Doßum Sonrasñ Depresyon Ölçeßi, Çokboyutlu Algñlanan Sosyal Destek Ölçeßi ve Kñsa Semptom
Envanteri’ni doldurmuğlardñr. Doßum sonrasñ 4-24. haftalarda yapñlan takip görüğmesinde ise gebelik ve doßum
süreci ile bebeßin saßlñk, beslenme, uyku ve aßlama sorunlarñnñ içeren veri formu ile anneler Edinburgh Doßum
Sonrasñ Depresyon Ölçeßi ve anne ve babalar Durumluk Kaygñ Envanteri’ni tekrar doldurmuğlardñr. Bulgularda
annelerin dörtte birinde eğik üstü doßum sonrasñ depresyon belirtileri oldußu; anne ve babada güvensiz baßlanma
ile annede psikiyatrik belirti düzeyi ve doßum sonrasñ kaygñ düzeyinin doßum sonrasñ depresyon belirtilerini
yordayan deßiğkenler oldußu anlağñlmñğtñr. Bebeklerin ise beğte birinde infantil kolik belirlenmiğ; anne eßitim
süresi, hostilite puanñ ve doßum sonrasñ depresyon belirtileri ile babada güvensiz baßlanma ve psikiyatrik belirti
düzeyinin infantil kolißi yordayan temel deßiğkenler oldußu saptanmñğtñr. Sonuç olarak doßum sonrasñ depresyon
ve infantil kolißin doßum öncesi çok sayñda psikiyatrik deßiğkenle iliğkili oldußu anlağñlmñğ, özellikle de anne ve
baba adaylarñndaki güvensiz baßlanma örüntüsü ve genel psikopatoloji düzeyini doßum sonrasñ görülen her iki
durum için de temel yordayñcñlarñn bağñnda geldißi saptanmñğtñr. Annelere iliğkin bu verilerin dünya yazñnñna
paralel olmasñnñn yanñ sñra babalarñn da gerek doßum sonrasñ depresyon gerek infantil kolik geliğiminde etkili
29
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
oldußunun gösterildißi bu çalñğma doßum sonrasñ depresyon ve infantil kolißin önlem ve tedavi baßlamñnda
sadece anne ve bebeßi ilgilendiren durumlar olmak yerine aile iliğkili durumlar olarak ele alñnmasñnñn daha
uygun olacaßñnñ destekler niteliktedir.
Anne Bebek Ba÷lanmasÕ ve Perinatal Risk Etmenleri
Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Akça
Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Baßlanma kuramñna göre, bebeßin yağamñnñn ilk yñllarñnda bebek ile bakñmverenin yoßun etkileğimleri sonucu
bakñmveren-bebek baßlanmasñ gerçekleğir. Erken dönemdeki bu etkileğimler ve anne-bebek baßlanmasñ bebeßin
kendisi ve dißerleri ile ilgili temsilleri oluğturmasñna katkñda bulunur ve bu temsiller yağamñnñn ilerleyen
dönemlerinde dißer insanlarla gerçekleğecek olan etkileğimlerin ve baßlanmalarñn temelini oluğturmaktadñr.
Ayrñca anne-bebek baßlanmasñnñn nitelißi bebeßin sosyal ve duygusal geliğimi için çok önemli bir etmen olarak
kabul edilmektedir. Yakñn zamana kadar anne-bebek baßlanmasñ ile ilgili arağtñrmalar doßum sonrasñ anne-bebek
baßlanmasñ üzerine odaklanmñğ olsa da son zamanlarda çalñğmalar anne-bebek baßlanmasñnñn aslñnda gebelißin
ilk haftalarñnda bağladñßñnñ ve gebelik boyunca yoßunlağarak devam ettißini göstermektedir. Ayrñca, gebelik
dönemindeki baßlanmanñn nitelißi arttñkça anne adayñnñn kendi saßlñßñna daha fazla dikkat ettißi, kontrollerini
daha düzenli takip ettißi ve alkol tüketimi gibi bebeßi olumsuz etkileme ihtimali olan davranñğlardan daha fazla
kaçñndñßñ bildirilmektedir. Anne adayñnñn bebeßi ile ilgili temsillerinin doßum sonrasñ dönemdeki anne-bebek
baßlanmasñ ve anne-bebek etkileğimini etkiledißi öne sürülmektedir. Dißer yandan doßum öncesi dönemde
karğñlağñlan bazñ durumlarñn bu baßlanmayñ etkiledißi bilinmektedir. Gebelik sürecinde yağanan depresyon,
anksiyete bozuklußu, ya da gebelikle ilgili saßlñk sorunlarñ gibi anne ile iliğkili etmenlerin yanñ sñra, bebeßin
genetik bir hastalñßñnñn olma ihtimali ya da bebekteki herhangi bir anomali gibi bebekle ilgili etmenler de anne
ile bebek arasñndaki baßlanmayñ etkileyebilmektedir. Bu sunumda perinatal dönemde anne-bebek baßlanmasñnñ
etkileyen etmenlerin literatür bilgileri ñğñßñnda tartñğñlmasñ amaçlanmaktadñr.
1-4 Yaú Döneminde Psikiyatrik Baúvuruyu Belirleyen Psikososyal Faktörler
Dr. Zehra Babada÷Õ
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ
Bebek Ruh Saßlñßñ, yağamñn ilk üç yñlñnñ deßerlendirmeyi ve gerektißinde saßaltmayñ amaçlayan bir bilim alanñ
olup, bebeßin saßlñklñ geliğimini korumayñ ve bunu engelleyebilecek sorunlarñ gidermeyi hedefler. Süt çocuklußu
(0 - 12 ila 18 ay) ve küçük çocukluk/ erken oyun çocuklußu (12 ila 18 ay – 36 ila 48 ay) her psikiyatrik kuramda
“kritik dönem” olarak ifade edilmiğtir. Çocuklardaki davranñğ problemlerinin bir çoßu bebeklik döneminden
çocukluk dönemine doßru artñğ göstererek devam etmektedir. Uzunlamasñna çalñğmalar gösteriyor ki 3-4 yağñnda
yñkñcñ davranñğ bozukluklarñ gösteren çocuklarñn % 50-60’ñ okul çaßñnda da bu sorunlarñ göstermeye devam
etmektedir. Çoßu zaman, özellikle küçük yağ grubu çocuklarda deßerlendirmenin kendisi de tedavi edici yönde
bir müdahale olabilmektedir . Bu yüksek oranda görülen davranñğsal sorunlar nedeniyle erken çocukluk dönemi
ruh saßlñßñ açñsñndan risk faktörlerini belirlemek önemlidir. Bu konuya yönelik olarak yapñlan çalñğmalarda
özellikle düğük sosyoekonomik düzey, annenin eßitim düzeyinin düğük olmasñ, çocußa karğñ yetersiz duyarlñlñk
düzeyi , Çocußun biyolojik özellikleri (mizacñ, zeka düzeyi, sosyabilitesi, regülasyon sorunlarñ) , katñ ve
cezalandñrñcñ disiplin yöntemlerinin yaygñn olarak kullanñlmasñ, ebeveynlerde depresif belirtiler gibi etkenler ön
plana çñkmaktadñr. 2013 yñlñnda Samsun ilinde yaptñßñmñz bir çalñğmada; On Dokuz Mayñs Üniversitesi Tñp
Fakültesi Çocuk Psikiyatri klinißine en az bir psikiyatrik yakñnma ile ailesi tarafñndan getirilen, erken çocukluk
dönemindeki (0-43 aylñk) 207 çocuk ve karğñlağtñrma grubu olarak aynñ ölçme araçlarñnñn kullanñldñßñ ve benzer
ğekilde deßerlendirmelerin yapñldñßñ tabakalñ, çok ağamalñ, kümeli, rastgele örneklem yöntemiyle yapñlan saha
örneklemini oluğturan 462 çocuk ve anne-babasñ ile klinik ve toplum örnekleminin ğikayetleri sñklñk, psikiyatrik
ve geliğimsel hastalñklar açñsñndan karğñlağtñrmayñ amaçlayan bir çalñğma planladñk. Çalñğma sonuçlarñna göre 1-4
yağ döneminde psikiyatrik klißine geliği yordayñcñ etkenler; erkek cinsiyet (p<0,05), komut almama(p<0,01),
geç konuğma (p<0,01), hareketlilik (p<0,01), sinirlilik(p<0,01), kendisine zarar verme(p<0,01), bağkasñna zarar
verme(p<0,01), ismine bakmama(p<0,01), çevreye ilgisizlik (p<0,01) olarak görüldü. Belirli deßiğkenlerin de
30
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
korku, konuğma bozuklußu, uyku bozuklußu, anne ve baba eßitiminin, anne ve babanñn yağñnñn anlamlñ bir iliğki
içinde olmadñßñ görüldü. Bu sunumda literatür eğlißinde verilerimizin sonuçlarñ sunulacak, bebek ruh saßlñßñ
alanñnda psikiyatriye geliği yordayan faktörler ve psikiyatrik deßerlendirmenin önemi vurgulanacaktñr.
PANEL-11: Sosyal Biliú ve Emosyon TanÕma
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Burcu Özbaran
15:30n - 17:00
Yeme BozukluklarÕ ve Sosyal Biliú
Doç. Dr. Burcu Özbaran
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Kiğinin, dißer insanlarñn kendi inancñndan farklñ inançlarñ olabileceßi ve bunlara baßlñ davranabileceßini
anlayabilmesi, bağarñlñ sosyal etkileğim ve iletiğim için temeldir. Sosyal biliği zayñf olan çocuklar birçok alanda
problem yağmaktadñr; düğük sosyal beceriler sosyal yağantñda olumsuzluklara yol açmaktadñr. Bu sunumda
Yeme Bozukluklarñndan AnoreksiaNervosa’nñn sosyal biliğ (kognisyon) özelliklerine ve sosyal biliğ alanñnda
yapñlan çalñğmalara, sosyal biliğ sorunlarñnñn anoreksianñn doßasñnda mñ var oldußu yoksa eğ tanñnñn bir sonucu
mu oldußu konularñna deßinilecektir. Sosyal problemlerin anoreksianervosaprognozuyla iliğkisine vurgu
yapñlacak ve Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anoreksia ve Obesitede Sosyal Biliğ çalñğmasñnñn
sonuçlarñ paylağñlacaktñr.
Alkol ve Madde Ba÷ÕmlÕlÕ÷Õnda Sosyal Biliú ve Emosyon TanÕma
Doç. Dr. Zeki Yüncü
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ, EGEBAM
Sosyal biliğ, dißer bireylerin inançlarñnñ ve niyetlerini anlayabilme aracñlñßñyla onlarñn davranñğlarñnñn anlamñnñ
çñkarabilme, öngörebilme ve kompleks sosyal çevreler ile etkileğime girebilme yeteneßi olarak tanñmlanabilir.
Sosyal biliğ üzerine olan çalñğmalar geniğ bir alana yayñlmñğtñr. Bu süreç çeğitli teorilerle açñklanmaktadñr.
ønsanñn sosyal etkileğiminde rol oynayan sosyal biliğsel yetilerin en önemlilerinden birisini anlatmak için
kullanñlan bir kavramdñr. Zihin Kuramñ, insan olmanñn bir çok yönü ile iliğkilendirilen empati bağkalarñna acñma
ve sempati gibi olumlu ya da aldatma, ihanet etme ve yalan söyleme gibi olumsuz olarak algñlanan birçok
özellißi kapsamaktadñr. Zihin teorisi belirli durumlarda hasarlanabilmekte, yoklußu ya da bozuklußu hem
çocuklarda, hem de yetiğkinlerde geniğ bir yelpazede davranñğsal anomalilere yol açabilmektedir. Son yirmi
yñldñr, zihin teorisinin insan geliğimi ve psikopatolojisindeki rolü ilgi odaßñ olmuğtur. Zihin teorisi hipotezini
ğizofrenik bozuklußu olanlarla otizm spektrum bozuklußu olanlarla çalñğñlmñğtñr. Bu iki bozukluk arasñnda bir
benzeğme oldußu belirlenmiğtir. Dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu, duygudurum bozuklußu, yeme
bozuklußu zihin teorisinin çalñğñldñßñ dißer alanlardñr. Zihin teorisi geliğimi çocuklarñn sosyal davranñğlarñnñ
etkilemektedir. Pek çok arağtñrma sonucuna göre; zihin teorisi becerisi iyi olan çocuklar bağarñlñ ğekilde sosyal
etkileğim kurabilmektedirler. Zihin teorisi becerileri bireylerin sosyal becerileri yanñ sñra akademik alandaki
bağarñsñnñ da etkilemektedir. Tüm bu alanlar madde kullanñm bozuklußu olan bireylerde sorunludur. Bu panel
konuğmasñnda madde kullanñm bozuklußu olan ergenlerde zihin teorisi ve biliğsel süreçler deßerlendirilecektir.
Dikkat Eksikli÷i ve Hiperaktivite Bozuklu÷unda Sosyal Biliú ve Emosyon TanÕma
Yrd. Doç. Dr. Sezen KÖSE
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Sosyal biliğ (SB), inançlarñn ve niyetlerin anlağñlmasñ aracñlñßñyla dißerlerinin davranñğlarñnñn anlamñnñ
çñkarabilme, öngörebilme ve kompleks sosyal çevreler ile etkileğime girebilme yeteneßidir. Kiğinin, dißer
insanlarñn kendi inancñndan farklñ inançlarñ olabileceßi ve bunlara baßlñ davranabileceßini anlayabilmesi, bağarñlñ
sosyal etkileğim ve iletiğim için temeldir. SB’i zayñf olan çocuklar bir çok alanda problem yağmaktadñr; daha
fazla çatñğma ve iletiğim problemleri, yağñtlarñ arasñna daha az kabul edilme, daha düğük sosyal beceriler, daha
31
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
fazla davranñğ problemi, akademik becerilerde yetersizlik. Dikkat eksiklißi ve hiperaktivite bozuklußunda
(DEHB) biliğsel, akademik, ailesel ve mesleki iğlevler gibi günlük yağamñn çeğitli alanlarñnñn yanñ sñra sosyal
iğlevsellikte de bozulma yağanmaktadñr. Dikkat eksiklißi ve hiperaktivite bozuklußu olan çocuklar sñklñkla
akranlarñ tarafñndan dñğlanñr, yağñtlarñ ve eriğkinlerle çatñğmalar yağarlar. Aslñnda DEHB’li çocuklarñn dißerleri
ile iletiğim kurmaya yönelik bir ilgi eksiklikleri olmadñßñ ancak davranñğlarñnñ dißerlerine uydurmakta zorluk
yağayabildißi bildirilmektedir. Gözlemsel çalñğmalarda, DEHB’ li çocuklarñn daha intrusif oldußu ve dißer
çocuklar ile iletiğimi daha sñk bağlattñklarñ saptanmñğtñr. DEHB’li çocuklarñn etkileğimlerinin negatif ve agresif
doßasñ ve hiperaktif/impulsif davranñğlarñ sosyal bozulmalarla iliğkili bulunmuğtur. ðlk unsurun örnekleri;
kurallarñ ihlal etme, düğmanca ve kontrol edici davranñğlar, fiziksel ve sözel agresyondur ve bu davranñğlarñn
olumsuz yağñt iliğkilerinin güçlü bir prediktörü oldußu gösterilmiğtir. ðkinci unsur, yerinde duramayan ve zorla
araya giren-intrusif- davranñğlardñr, bu davranñğlar ortamda sñklñkla uygunsuzdur ve düzeltilmeye dirençlidirler.
ðkinci unsurun örnekleri; baßñrmak, etrafta koğuğturmak, uygunsuz zamanlarda konuğmak ve dißer çocuklarñn
oyunlarñnñ bozmak gibi davranñğlardñr. Bu davranñğlar DEHB’li çocuklarñn yağñtlarñ tarafñndan dñğlanmasñyla
iliğkili olarak bulunmuğtur. Dikkatsizlik, DEHB’nun bağka bir karakteristik özellißidir ve sosyal ortamlarda
dißerini dinlememe, dikkatin daßñlmasñ ve konu dñğñna çñkma, rollerin deßiğmesinde güçlüklerle kendini gösterir.
Hiperaktif davranñğlar gibi dikkatsiz davranñğlarda baßñmsñz olarak yağñtlar tarafñndan reddedilmeye katkñda
bulunurlar. Klinik belirtiler ile yağñt iliğkileri ve sosyal iğlevsellik iliğkisini inceleyen çalñğmalarñn yanñ sñra zihin
kuramñ ve emosyon tanñma tasklarñnñ içeren sosyal biliğ alanñnda yapñlan çalñğmalar, DEHB’li çocuklarda
dißerlerinin duygularñnñn farkñndalñßñndaki yetersizlißi destekleme eßilimindedir. DEHB’lilerin affekt tanñma
tasklarñnda performanslarñ daha düğük ve emosyonel yanñtlarñ daha yüksek oldußu, tehlike ile iliğkili emsoyon
ifadelerinini tanñnmasñnda yetersizlik (öfke, korku) yağadñklarñ gösterilmiğtir. Affekt tanñma ve emosyonel yanñt
arasñnda farka dayanan bir iliğki saptanmñğ; DEHB’lilerde yağanan emosyonun yoßunlußu doßru affekt tanñma
ile ters olarak iliğkili iken, saßlñklñlarda pozitif yönde iliğkili oldußu belirtilmektedir. Bu sunumda DEHB’li
çocuklarda sosyal beceriler ve sosyal biliğ alanñnda yapñlan çalñğmalarñn yanñ sñra, sosyal disfonksiyonun
DEHB’nin doßasñnda mñ var oldußu yoksa komorbiditenin bir sonucu mu oldußu, DEHB’ deki sosyal
problemlerin prognozla iliğkisi, DEHB’ de sosyal disfonksiyonun tedavisi ile ilgili çalñğmalar aktarñlacaktñr.
KURS-1: Yeme BozukluklarÕnda Aile ile TanÕúmak
10 Nisan Perúembe
15:30 - 17:00
Working with families-how to improve the outcome by sharing skills and knowledge
Prof. Dr. Janet Treasure
Director of Eating Disorder Unit, Institute of Psychiatry, King’s College, London
Carers of those with eating disorders are faced with high demands and can have difficulty coping practically and
emotionally. Partners receive minimal support from others and have similar levels of burden and distress to
mothers. In addition to their role providing care for the individual careers can become entangled in some of the
social and emotional consequences of the illness and inadvertently can be involved in the maintenance of the
illness. For example carers can develop maladaptive coping strategies (self-blame, denial, behavioral
disengagement) which can contribute to the stress of care giving. In addition unhelpful interpersonal difficulties
can develop. For example, anxiety in the career can impinge upon the person with AN, and accentuate eating
disorder. High expressed emotion and accommodation and enabling behaviors can also contribute to these
difficulties. Careers identify a need for information about how to help their loved one recover from the illness A
variety of interventions have been developed to address this need and to help make the carer giving role less
burdensome. The content of the interventions ranges from the simple provision of information about the illness
to those which attempt to share specific management skills (such as the provision of meal support) with the
careers. In this workshop I will discuss the theoretical basis and some of the practical background the careers
skill sharing intervention we have developed.
32
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
øKøLø KONFERANS
11 Nisan Cuma
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Neslihan Emiro÷lu/ Doç. Dr. Sabri Hergüner
09:30 - 10:40
Nutritional Interventions for Children with Mood Disorders
Prof. Dr. Mary Fristad
Department of Psychology, The Ohio State University, USA
Dr. Fristad will discuss why non-pharmacologic treatments are important in the treatment of youth with
depressive and bipolar spectrum disorders. Then, she will provide the rationale for, and evidence supporting the
use of a multi-nutrient consisting of 16 minerals, 14 vitamins, 3 amino acids and 3 anti-oxidants. Next, she will
provide the rationale for, and evidence supporting the use of omega3 fatty acids. Finally, she will provide a
summary of recommendations for complementary and alternative treatments in the overall care for youth with
mood disorders.
The Concept of Stages of Illness for Eating Disorders
Prof. Dr. Janet Treasure
Director of Eating Disorder Unit, Institute of Psychiatry, King’s College, London
In recent years there has been a growing concern over the utility of existing diagnostic procedures. A major
limitation lies in the categorization of symptoms appearing only in later stages of an illness when it is already
consolidated. As a result, little consideration is given to earlier prodromal, non-specific “prediagnostic” forms of
the illness. According to some authorities, this may hamper the development of treatment geared towards earlier
forms of the illness, whilst potentially increasing the risk of its development toward later more treatmentresistant forms. In addition, whereas the more developed clear-cut forms of psychiatric illnesses are largely
treated by expert psychiatrists, the milder prodromal forms are largely seen by general practitioners or
pediatricians. This is often the case if the onset of symptoms occurs in the earlier years. To overcome these
limitations, frameworks have been introduced using a staging model in providing information about lifetime
trajectory of mental illnesses. This model would include the full temporal spectrum of the illness as it evolves
from the early, often untreated and unrecognized prediagnostic forms, through to the full-blown clear-cut
diagnostic entities, to the more chronic, often less-defined, treatment-resistant forms. It will be important to use
this model as a template to translate new treatments from experimental medicine into this area.
KONFERANS
11 Nisan Cuma
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Nahit MotavallÕ Mukaddes
11:10 - 12:00
Autism as a Developmental Connectivity Disorder
Prof. Dr. Jan Buitelaar
Department of Cognitive Neuroscience, Donders Institute for Brain, Cognition and Behavior, Hollanda
Autism Spectrum Disorders (ASD) affects about 1 in 100 individuals and are characterized by qualitative
impairments in social interactions, communication, and repetitive and restricted behaviors and interests. ASDs
are very heterogeneous disorders in terms of clinical presentation, etiology and underlying pathogenesis.
Therefore, currently many experts prefer to talk about “the autisms” as a umbrella term for a collection of many
different disorders which some common clinical characteristics. Clinical manifestations depend on age and
ability level, and cognitive deficits and abnormalities in brain structure and brain function are likely to change
over development. Recently, brain-based models of ASD have shifted from a focus on localization (“where in
the brain is the locus on autism?”) to a focus on neural connectivity. Central to this concept is the observation
that all cognitive functions require the integrated activity of multiple specialized, distributed brain areas. Such
functional coupling depends on the existence of anatomical connections between the various brain areas as well
as physiological processes whereby the activity in one area influences the activity in another area. Within this
33
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
perspective, ASD has been described as connectivity disorder with evidence for both local over-connectivity and
long-distance under-connectivity. We will unpack these issues in the lecture and present data that are
representative of these models.
KURS-2: Duygudurum BozukluklarÕnda Psikososyal YaklaúÕmlar
10 Nisan Perúembe
13:00 - 14:30
Psychosocial Interventions for Children with Mood Disorders
Prof. Dr. Mary Fristad
Department of Psychology, The Ohio State University, USA
Dr. Fristad will discuss the role of psychosocial interventions in the treatment of youth with mood disorders.
Then, she will provide a summary of the evidence-base for psychosocial interventions for mood disorders in
youth. Next, she will describe multi-family and individual-family psychoeducational psychotherapy (MF-PEP,
IF-PEP), treatments she developed and tested. Finally, she will provide a summary of recommendations for
psychotherapy in the overall care for youth with mood disorders.
PANEL-12: Günümüz Sa÷lÕk Sisteminde ÇERSAH UzmanlÕk E÷itimi
11 Nisan Cuma
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Süha Miral
13:00 - 14:30
E÷itim Sürecinde Güçlükler ve Güçlü Yönlerimiz
Uzm. Dr. Gonca Engin
Çocuk ve ergenler için ruhsal saßlñk, ideal psikolojik saßlñk ve iğleve sahip olma ve bunu sürdürebilme kapasitesi
olarak tanñmlanabilir. Bu yağlarda görülebilecek ruhsal bozukluklar normal psikolojik geliğimi aksatarak çocuk
ve gençlerin ideal iğlevselliklerine eriğmesini engelleyebilir. Çocuk ve ergen ruh saßlñßñ ve hastalñklarñ
(ÇERSAH) uzmanlñßñ tñp bilgisinin ruhsal, bedensel ve sosyal konularñ kapsayan bilgilerle bütünleğtirilmesini
gerektiren disiplinler arasñ bir nitelik tağñr. ÇERSAH uzmanlñßñ alanñnda yer alanlar biyopsikososyal olarak
deßiğen ve geliğen, eriğkin olma yolunda ilerleyen, ilerlerken farklñlağan süreçleri yağayan çocuk ve gençlerle
çalñğmaktadñrlar. ÇERSAH uzmanlñk dalñ, hastalñklarñn hem biyolojik yönüyle hem de davranñğsal ve toplumsal
yönüyle de ilgilenmekte ve bu açñdan eßitime ve koruyucu ruh saßlñßñna yönelik çalñğmalar da yapmaktadñr.
ÇERSAH Uzmanlñk dalñ müfredat Avrupa Tñp Uzmanlarñ Birlißi-European Union of Medical Specialists
(ATUB-UEMS) Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümünce belirlenen standartlar temel alñnarak Çocuk ve Genç
Psikiyatrisi Derneßi (çocuk ve ergen ruh saßlñßñ ve hastalñklarñ uzmanlarñnñn meslek kuruluğu) Yeterlik Kurulu
Eßitim Komisyonu tarafñndan hazñrlanmñğtñr. Oluğturulan eßitim programñnda yönetici, ekip üyesi, saßlñk
koruyucusu, iletiğim kuran, deßer ve sorumluluk sahibi, ößrenen ve ößreten, hizmet sunucusu olarak hekimin
yetkinlik kazanmasñ planlanñr. Hizmet sunucusu 6 temel alana ait yetkinliklerin kazanñlmasñ ile ede edilen; klinik
yetkinlik yani bilgiyi, kiğisel, sosyal ve/veya metodolojik becerileri tñbbi kararlar konusunda kullanabilme
yeteneßi ve giriğimsel yetkinlik yani bilgiyi, kiğisel, sosyal ve/veya metodolojik becerileri tñbbi giriğimler
konusunda kullanabilme yeteneßidir. Uzmanlñk eßitim süresince eßitim verenler tarafñndan bu yetkinlikler tñpta
uzmanlñk ößrencilerine kazandñrñlmaya çalñğñrken; eßitim süreci birçok farklñ etkenden etkilenebilmektedir. Bu
etkenlerin bağñnda genel saßlñk sistemi yer almaktadñr. Saßlñk sisteminde yapñlan herhangi bir deßiğiklißin
öncelikle klinikte hasta deßerlendirmeye sonrasñnda da eßitim sürecine etkileri olabilmektedir. Saßlñkta
performans sisteminin 06.04.2011 tarihli yönetmelikle yürürlüße girmesi üzerine eßitim kurumlarñnda çalñğan
ößretim üyelerinden bir kñsmñ eßitim kurumlarñndan ayrñlñrken daha çok dolayñsñyla daha hñzlñ hasta bakmak
durumunda kalan tñpta uzmanlñk ößrencileri hem klinik deneyim hem eßitim açñsñndan sñkñntñ yağamñğtñr.
Psikoterapötik iliğkinin çok önemli oldußu ÇERSAH uzmanlñk dalñnda olgulara ayrñlan kñsa süre içinde danñğan
danñğñlan iliğkisinin kurulmasñ, anne-baba ile ve olgular ile uygun sürelerde çalñğma olasñlñßñ çok azalmñğtñr.
Avrupa Uzmanlar Birlißi Çocuk Psikiyatrisi bölümü yñllñk toplantñsñ, bu yñl 10 ve 11 Temmuz 2013 tarihinde
European Society for Children and Adolescents (ESCAP) yñllñk toplantñsñ ardñndan Dublin’de
gerçekleğtirilmiğtir. Türkiye; Avrupa birlißinde henüz tam üyelißini gerçekleğtiremedißi için UEMS seçimlerinde
34
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
oy kullanma hakkñna sahip deßilken, Türk Tabipler Birlißinin UEMS’e associate (yarñ) üye olmasñ konumuyla
aday gösterme dahil dißer üyelerin sahip oldußu tüm haklara sahiptir. Toplantñda Çocuk psikiyatrisi uzmanlñk
süresi en az 3 yñl olarak belirlenmiğ, teorik bilginin ğekillenmesinde teropotik iliğki kurabilme, çocuk geliğimini
kilometre tağlarñnñ bilme, kanunsal yapñya hakim olma, akut durumlar, tanñ sistemleri hakkñnda bilgi sahibi olma
ve farmakolojik ve psikoteropotik tedavi bilgilerinin iyi olmasñ önemle vurgulanmñğtñr. Avrupa’da pekçok ülke
ekonomik güçlükler, ÇERSAH uzmanlñk alanñnda çalñğanlarñn azlñßñ, kimlik sorunu, stigmatizasyon, yeterli
eßitim imkanñ olmamasñ gibi sorunlarñ dile getirmiğtir. Ülkemizde de bir çok sorun olmakla beraber ÇERSAH
uzmanlñk dalñ, tñp mezunlarñ içinde popüler, puanñ yüksek bir uzmanlñk dalñdñr, derneßimizin çabalarñ ile eßitim
müfredatñmñz yapñlandñrñlmñğtñr ve 3 yñldñr yeterlilik sñnavlarñ yapñlmaktadñr. Saßlñk bakanlñßñnñn bu konularda
etkili ve belirleyici oldußunu düğünürsek saßlñk bakanlñßñ ile iğbirlißi içinde olmanñn önemi büyüktür.
PANEL-13: Nörogeliúimsel Bozukluklarda Endofenotipler
11 Nisan Cuma
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Birim Günay KÕlÕç
13:00 - 14:30
Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷unda Endofenotipler
Prof. Dr. Birim Günay KÕlÕç
Ankara Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) çocukluk çaßñnda yaygñn olarak görülen (%5-8) ve kiğinin
geliğimini sosyal, duygusal, biliğsel alanlarda olumsuz yönde etkileyen, ergenlik ve eriğkinlikte bağka psikiyatrik
sorunlarñn eklenmesine zemin hazñrlayan, halk saßlñßñ sorunu boyutunda deßerlendirilebilecek nörogeliğimsel bir
bozukluktur. DEHB’de altta yatan moleküler mekanizmalar tam olarak aydñnlatñlmñğ olmasa da; aile, evlat
edinme ve ikiz çalñğmalarñ fenotipik özelliklerin genetik temeline iğaret etmekte ve “kalñtñlabilirlik” için %80
gibi yüksek bir oran bildirilmektedir. Bozuklußun yüksek prevalansñ, eğ yumurta ikizlerinde yüksek konkordans
ve birinci derece akrabalarda orta düzeyli risk artñğñ olmasñ nedeniyle genetik etkinin “polijenik model” ile
uyumlu olußu belirtilmektedir. DEHB’ninpatogenezine iliğkin olarak, katekolaminerjiksinapslarda iğlev
bozuklußu ve transmisyondan sorumlu olan moleküller en fazla çalñğñlmñğtñr. Bunlar dopamin tağñyñcñ DAT1
(SLC6A3), dopamin reseptörleri (DRD4, DRD5) ve sinaptosomal protein SNAP-25’tir. Yeni yapñlan
çalñğmalarda cadherin 13 (CDH13) ve cGMP- baßñmlñ protein kinaz I (PRKG1) gibi nöral geliğim ile ilgili genler
de DEHB ile iliğkili bulunmuğtur. Patogenezden sorumlu oldußu varsayñlan çevresel etmenler arasñnda; anne
yağñ, annenin gebelikte sigara içmesi, prematürite üzerinde en çok durulan deßiğkenlerdir. Yapñlan çalñğmalar
çevresel etmenlerin epigenetik düzenlemeler ile farklñ genomik yapñlar oluğturabildißini göstermektedir. DEHB
ile ilgili yapñlan genetik, nörogörüntüleme, nörofizyoloji ve nöropsikoloji temelli çalñğmalar bozuklußun
doßasñna iliğkin bilgiler vermekle beraber, kimi zaman bulgular tutarsñzlñk gösterebilmektedir. Bunun nedeni
fenotipten sorumlu olan gen sayñsñnñnfazla olmasñdñr. Böylece karmağñk fenotipte genetik analizler
güçleğmektedir. Bu noktada aday genetik polimorfizmler ile daha basit ve ölçülebilir davranñğsal, biliğsel,
nörofizyolojikfenotipleri iliğkilendirme çalñğmalarñ yapñlmaktadñr. Böylece ara fenotip ya da endofenotipler
belirlenmeye çalñğñlmaktadñr. Bu sunumda DEHB’deendofenotip olarak tanñmlanmñğ fenomenler güncel bilgiler
ñğñßñnda gözden geçirilecektir. Endofenotip kavramsal kurgusu ve bu konuda indirgemeci yaklağñmlarñn
(agresyon geni vb.) olumsuzlußu ve konuyla ilgili çalñğma yöntemlerinin ticarileğmesine iliğkin kaygñlar
vurgulanacaktñr.
Özel Okuma Güçlü÷ünde Endofenotipler
Doç. Dr. Sennur Zaimo÷lu
Özel Okuma Güçlüßü (ÖOG), doßru, akñcñ okumada ve anlamadaki zorluklarñ ifade eder. Net bir tanñ kategorisi
olmaktan çok, geliğimde, genetik ve çevresel, risk yaratan ve koruyan çok sayñda etkenin ortaya çñkardñßñ
davranñğsal bir sonuç olarak deßerlendirilebilir. Konuğma ve dil geliğiminin okumayñ öngörmedeki etkileri
bilinmektedir. ÖOG nü açñklamada Ses Bilgisel (Fonoloji) hipotez evrensel ve yağam boyu geçerli olmakla
birlikte, olgularñn biliğsel örüntüleri çok deßiğkendir. Dikkat, iğitsel/sözel anlñk bellek, dilin ses bilgisi dñğñndaki
bileğenleri, motor koordinasyon ve mental rotasyon gibi görsel-uzamsal yetilerde de sorunlar izlenmiğtir. ÖOG
35
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
nde biliğsel sorunlarñn çok geniğ bir yelpazede izlenmesi, dißer nörogeliğimsel bozukluklarla olan yüksek
komorbiditesi genetik temelin çok karmağñk oldußunu göstermektedir. Genetik olarak daha az karmağñk ve
biyolojik temelle daha doßrudan iliğkili olan güvenilir endofenotiplerin arağtñrñlmasñ ve tanñmlanmasñ genetik
arağtñrmalarda önemli olacaktñr. ÖOG de hñzlñ ve otomatik adlandñrma, anlamsñz sözcük tekrarlarñ, Biçim
Bilgisel (morfolojik) farkñndalñk gibi dille baßlantñlñ biliğsel endofenotiplerin yanñ sñra, uzamsal-zamansal
iğlemleme süreçlerinde önemli olan iğlemleme hñzñ, motor koordinasyon ve mental rotasyon gibi
endofenotiplerde arağtñrma sürecindedir. Elektrofizyolojik bir endofenotip olan Uygunsuzluk Negativitesi
(mismatch negativity) nin yağamñn çok erken dönemlerinden itibaren risk altñndaki aile bireylerinde düğük
oldußu izlenmiğtir. Bu endofenotiplerin belirlenmesi, ÖOG de klinik deßerlendirme, arağtñrma süreçlerinde,
koruyucu ve terapötik yaklağñmda anlamlñdñr.
Otizm Spektrum BozukluklarÕnda Endofenotipler
Uzm. Dr Betül Mazlum1,2
1
østanbul Üniversitesi, Deneysel TÕp AraútÕrma Enstitüsü, Sinirbilim Anabilim DalÕ,
Çocuk ve Ergen Psikiyatri
2
Özel Emsey Hospital,
Otizm spektrum bozukluklarñ (OSB), sosyal iletiğim ve etkileğimdeki sorunlara eğlik eden sñnñrlñ tekrarlayñcñ
davranñğlar ve ilgi alanlarñ ile karakterize bir hastalñk grubudur. Günümüzde psikiyatrik hastalñklarñn
etiyolojisinde tek bir özgün biyokimyasal lezyon arama stratejisinden ziyade kendileri hastalñßa yol açmayan,
ancak bir psikiyatrik hastalñk riskine katkñda bulunan kalñtsal veya edinsel risk faktörlerinin tespitine yönelik
arağtñrmalar gündemdedir. Etiyolojisinde genetik yatkñnlñßñn etkisinin en fazla oldußu düğünülen geliğimsel
nöropsikiyatrik hastalñk grubu otizm spektrum bozukluklarñdñr. Bu hastalar ile yapñlmñğ olan aile ve ikiz
çalñğmalarñnñn sonuçlarñ da OSB’da genetik zemini destekleyen en önemli bulgulardñr. Otizmin ortaya
çñkmasñnda en az 15 veya daha fazla lokusun etkileğimi söz konusudur ancak lokus heterojenitesi ile allelik
heterojenitenin katkñsñ sebebi yatkñnlñk genlerinin keğif süreci daha karmağñk hale gelmektedir. Otizme yatkñnlñk
yarattñßñ düğünülen genlerin arağtñrñlmasñ sñrasñnda genetik geçiğ özellikleri daha tutarlñ bir ğekilde gösterilebilen
fenotiplerin yani endofenotiplerin tanñmlanmasñ gündemdedir. Ara fenotipler olarak da anñlan endofenotipler
hem OSB olan hem de olmayan bireylerde bulunabilen, hastalñßñn etiyolojisinde yatan biyolojik yolaklar ile daha
direk baßlantñ içerisinde olan kalñtñlabilen biliğsel, biyokimyasal, nörofizyolojik ve nöropsikolojik markñrlardñr.
ÇALIùMA GRUBU-6: Travma SonrasÕ Stres
De÷erlendirme ve Biliúsel DavranÕúçÕ YaklaúÕmlar
Bozuklu÷unda 11 Nisan Cuma
15:00 - 16:30
Travma SonrasÕ Stres Bozuklu÷unda De÷erlendirme ve Biliúsel DavranÕúçÕ YaklaúÕmlar
Doç. Dr. IúÕk Karakaya
Kocaeli Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim DalÕ
Travma odaklñ biliğsel davranñğçñ tedavi (Travma odaklñ BDT), travmatize olmuğ çocuklarñn tedavisinde yaygñn
olarak kullanñlan ve etkinlißine dair pek çok arağtñrma yapñlmñğ bir tedavi modelidir. Bağlangñçta cinsel istismar
maßdurlarñna yönelik olarak hazñrlanmñğ olsa da, daha sonra dißer travmatik yağantñlar için de uyarlanmñğtñr.
Ana bileğenlerini psikoeßitim, ebeveynlik becerileri, gevğeme teknikleri, duygusal dñğavurum ve modülasyon,
biliğsel bağa çñkma becerilerine yönelik çalñğma, travmayñ öyküleme, travmatik deneyim sürecinin
deßerlendirilmesi, travma hatñrlatñcñlarñna yönelik çalñğma, çocuk ve ebeveyn oturumlarñnñn birleğtirilmesi ve
geleceße yönelik güvenlik tedbirlerinin çalñğñldñßñ kapanñğ oturumunun oluğturdußu kñsa süreli, yapñlandñrñlmñğ
bir tedavi yaklağñmñdñr. Bu çalñğma grubunda, çocuklarda TSSB deßerlendirmesinin yanñ sñra, Travma odaklñ
BDT tedavisinin temel hedefleri ve tedavi basamaklarñ tanñmlanmaya çalñğñlacaktñr.
36
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
ÇALIùMA GRUBU-7: Nöropsikolojik De÷erlendirme, Nöropsikolojik
Testler ve Çocuk Psikiyatrisinde KullanÕmÕ
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
11 Nisan Cuma
15:00 - 16:30
Nöropsikolojik De÷erlendirme, Nöropsikolojik Testler ve Çocuk Psikiyatrisi Prati÷indeki Yeri
Uzm. Dr. Betül Mazlum1,2, Doç. Dr. Psk. Aylin ølden Koçkar3
1
østanbul Üniversitesi, Deneysel TÕp AraútÕrma Enstitüsü, Sinirbilim Anabilim DalÕ, 2Özel Emsey Hospital,
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi, 3østanbul Kemerburgaz Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü,
Nöropsikoloji, beyin ile biliğsel iğlevler ve davranñğlar arasñndaki iliğkileri inceleyen ve dißer birçok bilim dalñ
(nöroloji, psikoloji, nöropsikiyatri gibi) ile iliğki içinde olan bir bilim dalñdñr. Klinik nöropsikolojide, beyinde
meydana gelen iğlev bozukluklarñnñn bireyin biliğsel iğlevleri ve davranñğlarñ üzerine olan etkileri nöropsikolojik
testler ile tespit edilmeye çalñğñlñr. Klasik nörolojik muayene hareket (motor) ve duyusal sistemlerimizin
bütünlüßünü deßerlendirir. Gerektißinde biliğsel iğlevlerin nöropsikolojik testlerle deßerlendirilmesi ile muayene
tamamlanñr. Nöropsikolojik testler, eriğkin ve çocuk psikiyatrisinde de psikiyatrik muayenenin tamamlayñcñ bir
parçasñ olarak kullanñlmaktadñr. Nöropsikolojik testler tanñ koyma, hastalñßñn seyrinin takibi, verilen tedavinin
etkinlißinin deßerlendirilmesi gibi birçok nedenle klinik kullanñma sahip olmasñnñn yanñnda bilimsel
arağtñrmalarda da çok önemli veri araçlarñ olarak öne çñkmaktadñr. Çocuk psikiyatrisi nörogeliğimsel
bozukluklarñ bağta olmak üzere psikiyatrik bozukluklarñn ortaya çñkmasñnda genetik yatkñnlñßñn önemi artñk
genel olarak kabul görmüğtür ve günümüz çalñğmalarñ çevresel faktörlerle etkileğerek belirli hastalñk
fenotiplerinin meydana gelmesine neden olan yatkñnlñk genlerini bulmaya odaklanmñğtñr. Ancak bu genlerin
bulunmasñ sürecinde genetik geçiğ özellikleri daha tutarlñ bir ğekilde gösterilebilen ara fenotiplerin yani
endofenotiplerin tanñmlanmasñ gerekmektedir. Endofenotiplerin tanñmlanmasñ sñrasñnda kullanñlan ölçüm
araçlarñndan biri de nöropsikolojik testlerdir. Bu testlerin özellikle bilgisayar versiyonlarñnñn belli hasta
gruplarñna uygulanmasñ sñrasñnda beyinde meydana gelen bazñ deßiğiklikleri kaydeden fonksiyonel MR ve
SPECT gibi görüntüleme yöntemleri ile elde edilen veriler heyecan vericidir ve bu hastalñklarñn temellerinin
aydñnlatñlmasñ yolunda umut vadedicidir.
Bu incelemeler sñrasñnda belli psikiyatrik hastalñklarñn
etyopatogenezinde öne çñkan beyin bölgeleri arasñndaki beyaz cevher yolaklarñnñn bütünlüßünü deßerlendiren
diffüzyon tensor görüntüleme de önemli deßerlendirme araçlarñndan biri olarak son yñllarda öne çñkmaktadñr.
Elde edilen verilerin farklñ ölçüm araçlarñ ile tutarlñ bir ğekilde desteklendißi bilimsel nitelißi yüksek çalñğmalar
ile psikiyatrik hastalñklarñn etyopatogenezinin ve genetik temellerinin aydñnlatñlmasñ mümkün olabilecektir. Yurt
dñğñnda yñllardñr kullanñlan ve geçerlik-güvenilirlißi farklñ toplumlarda yapñlmñğ ve her biri farklñ birtakñm biliğsel
iğlevleri deßerlendirmeye yönelik sayñsñz test ve test bataryasñ mevcuttur. Ülkemizde de bu testlerin bazñlarñ uzun
yñllardñr kullanñlmaktadñr ve bir kñsmñna ait geçerlik-güvenilirlik çalñğmalarñ yapñlmñğ bir kñsmñnñnki ise hali
hazñrda devam etmektedir. Kuğkusuz bu testlerin ülkemizdeki standardizasyon çalñğmalarñ arttñkça ve geniğ yağ
gruplarñnda norm deßerleri elde edildikçe yapñlan bilimsel çalñğmalarñn nitelißi daha da artacak ve elde edilen
verilerin yorumu daha saßlñklñ olabilecektir.
Bu çalñğma grubunda çocuk psikiyatrisi asistanlarñnñn
nörospikolojik deßerlendirmenin içerißi ve ağamalarñ hakkñnda bilgilendirilmesi hedeflenmektedir. Ülkemizde
sñk kullanñlan nöropsikolojik testlerin tanñtñlmasñ ve bu testlerin çocuk psikiyatrisi pratißindeki yerinin, ayñrñcñ
tanñ ve tedavi takibinde kullanñmñnñn vaka örnekleri ile tartñğñlmasñ amaçlanmaktadñr.
PANEL-14: Sosyal KaygÕ Bozuklu÷unda Tedavi YaklaúÕmlarÕ
12 Nisan Cumartesi
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Ebru Kültür
08:30 - 09:45
Sosyal KaygÕ Bozuklu÷unda Psikofarmakolojik YaklaúÕmlar
Doç. Dr. S. Ebru Çengel Kültür
HacettepeÜniversitesi TÕp FakültesiÇocukRuhSa÷lÕ÷ÕveHastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Korku, üzüntü ve utangaçlñk normal geliğim sürecinde sñk karğñlağñlan durumlardñr. Bu nedenle klinisyenlerin
geliğimsel olarak uygun kaygñlar ile kaygñ bozukluklarñnñ ayñrt etmesi gerekir. Geç çocukluk ve ergenlikte okul
37
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
performansñ ve sosyal yeterlilik ile ilgili tipik korku ve üzüntüler olabilir. Sosyal kaygñ bozuklußunda ise bir ya
da birden çok sosyal durumda korku ve rahatsñzlñk hissedilir ve kiği sosyal ortamda küçük düğeceßi ya da utanç
duyacaßñ bir biçimde davranacaßñndan kaygñlñdñr. Etiyolojisinde genetik etkenlerin yanñ sñra çevresel etkenler de
vurgulanmaktadñr. Bunlardan özellikle anababa çocuk iliğkisi ve anababaya ait kaygñ üzerine odaklanmñğtñr.
Kaygñlñ anababalarñn korku ve kaygñyñ modelledißi, kaygñlñ bağ etme davranñğlarñnñ pekiğtirdikleri ve farkñnda
olmayarak kaçñnma ve önleme davranñğlarñnñ sürdürebilecekleri belirtilmiğtir. Ağñrñ koruyucu, ağñrñ kontrol edici
ve fazla eleğtirel anababalñk tarzñnñn uygun mizaçtaki çocuklarda kaygñ bozukluklarñnñn geliğmesine katkñsñ
olabilir. Mizaç etkisi olarak tanñdñk olmayana davranñğsal ketlenme genel olarak kaygñ bozukluklarñ ile
iliğkilendirilirken izlem çalñğmalarñ ile sosyal kaygñ için mizaç öncülü olarak gösterilmiğtir. Yine güvensiz
baßlanma tiplerinden kaygñlñ/dirençli baßlanmanñn kaygñ bozuklußu riskini arttñrabileceßi belirtilmektedir.
Tedavisinde çok modelli yaklağñmlarñn kullanñlmasñ önceliklidir. Aile ve çocußun psikoeßitimi yanñ sñra okul ile
de çalñğma yapmak gerekebilir. Tedavide grup ya da bireysel biliğsel davranñğçñ tedaviler, psikodinamik
psikoterapi, aile tedavisi ve farmakoterapi uygulanabilir. Özellikle küçük yağ çocuklarda olmak üzere anababa
tedaviye dahil edilmelidir. Tedavi seçiminde çocuk ve aileye özgü etkenlerin belirlenmesi gerekir. Psikososyal
risk etkenleri, kaygñ bozuklußunun ğiddeti ve bozucu etkisi, eğlik eden tanñlar, çocußun yağñ ve geliğimsel
iğlevsellißi ve aile iğlevsellißi gibi etkenlerin bilinmesi gerekir. Ayrñca planlanan müdahalelerin uygulanabilir
olmasñ, aile ve çocuk tarafñndan kabul edilebilir ve ulağñlabilir olmasñ da önemlidir. Çocuk ve gençlerdeki sosyal
kaygñ bozuklußu tedavisinde ilaç tedavisinin rutin bir uygulama olarak önerilmemesi gerekir. Ayrñca ilaç
tedavisinde de trisiklik antidepresanlar, benzodiazepinler, antikonvulzanlar ve antipsikotikler ilaç tedavisi
rutinlerinde yer almazlar. Psikososyal tedaviler ilk ağamada düğünülmekle birlikte farmakoterapilerin eklenmesi
için uygun durumlar gözden kaçñrñlmamalñdñr. Farmakoterapi akut belirtilerin azaltñlmasñ hedeflendißinde, ilaç
tedavisi gerektiren eğtanñ durumunda, psikoterapiye kñsmi yanñt oldußunda ve ilaç tedavisi eklenmesinden
olumlu geliğme beklendißinde düğünülebilir. Resüdüel belirtiler kaygñ bozukluklarñnñn süreßenleğmesi ve
relapsñnda önemli oldußu için sadece belirtilerin deßil iğlevsellißin de takibi gereklidir. ðlaç tedavisinde çocuk ve
gençlerde SSRI’larñn (seçici seratonin geri alñm inhibitörleri) etkinlißi gösterilmiğtir.SSRI dñğñndaki ilaçlarñn
kullanñmñ noradrenerjik antidepresanlar (SNRI), trisiklik antidepresanlar, buspiron ve benzodiazepinler
denenmiğtir. (Birmaher et al., 1998). Çocuk ve ergenlerde çalñğñlmñğ sosyal kaygñ bozuklußu ilaç tedavileri
arasñnda plasebo ile karğñlağtñrñlmñğ olan paroksetin (Dineen-Wagner 2004), venlafaksin (March 2007)
vefluoksetin (Beidel 2007) arasñnda belirgin farklar bulunamamñğ ve özbildirim ile orta düzeyde etki
görülmüğtür. Paroksetin çalñğmasñnda yan etkiler nedeniyle çalñğmayñ bñrakma bildirilmiğtir. ðlaç ve psikososyal
tedavilerin karğñlağtñrñldñßñ ve yakñn zamanda 24 ve 36 haftalñk çalñğma sonuçlarñ yayñnlanan CAMS (Child and
Adolescent Anxiety Multimodal Study) çalñğmasñnda sertralin ve iyi yapñlandñrñlmñğ biliğsel davranñğçñ tedavinin
etki gücü benzer iken kombine tedavinin bazñ alanlarda her ikisine üstün oldußu ve tedavilerin etkinliklerinin 24
ve 36. Haftalarda akut cevap görülen kiğilerin çoßunda (>%80) devam ettißi saptanmñğtñr.
Sosyal KaygÕ Bozuklu÷unda Psikodrama UygulamalarÕ
Doç. Dr. Özden ùükran Üneri
Sa÷lÕk BakanlÕ÷Õ Ankara Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hematoloji Onkoloji E÷itim AraútÕrma Hastanesi Çocuk
Psikiyatrisi Klini÷i
Sosyal kaygñ bozuklußu veya sosyal fobi, sosyal ortamlarda bağkalarñ tarafñndan olumsuz deßerlendirilmekten
yoßun ğekilde kaygñ duyma ve korkulan durumlardan kaçñnma eßilimi ile ortaya çñkan bir kaygñ bozuklußu
tipidir. Sosyal kaygñ bozuklußu tedavisinde farmakoterapi ve psikoterapi teknikleri bir arada veya ayrñ olarak
kullanñlmalñdñr. Tedavide en sñk kullanñlan psikoterapi yöntemleri Biliğsel Davranñğçñ Terapi (BDT), Grup
Terapisi (GT) ve Davranñğçñ Terapi (DT)’ dir. Grup terapisi bireysel veya kiğiler arasñ sorunlarñ bir grup
ortamñnda, terapist yardñmñyla ele alma olarak özetlenebilir. Viyana'lñ hekim J. L. Moreno tarafñndan geliğtirilen
psikodrama ise eyleme dayalñ bir grup terapisi teknißidir. Morenoya göre psikodrama, gerçeßin aksiyonla
yeniden keğfedilmesidir. Bu sunumda ergen yağ grubundaki sosyal kaygñ bozuklußu olan ergenlerle yapñlan bir
psikodrama uygulamasñnñn özelliklerini belirlemek amaçlñ 16 hafta boyunca yürütülen bir çalñğma eğlißinde
sosyal kaygñ bozukluklarñnda psikodrama uygulamalarñnñn tartñğñlmasñ hedeflenmiğtir. Psikodrama sosyal kaygñ
bozuklußu olan bireye tanñ almasñna yol açan kalñplağmñğ rollerini deßiğtirebilmesi için, rol denemelerini
yapacaklarñ güvenli bir ortam saßlamakta, grup üyelerinin davranñğ repertuarlarñnda eksik olan veya var olsa bile
kaçñnmalarñ nedeniyle yağayamadñklarñ rolleri tekrarlayan denemeleri ya da bağka üyeler aracñlñßñyla bu rollerin
38
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
denenmesine tanñk olmalarñ, çoßu kez uygulama sonrasñnda bireyin genelleme yapmasñna ve kendi sosyal
çevresinde de bu deneyimleri kullanmasñna yol açmaktadñr. Ergen yağ grubu ile yürütülen psikodrama
çalñğmalarñnda, ergenlik dönemine özgü deßiğiklikler yapñlmalñdñr. Sosyal kaygñ bozuklußu olan ergenlerle
yaptñßñmñz çalñğmamñza göre bu yağ grubunda yer alan sosyal kaygñlñ ergenlerde yapñlacak psikodrama
uygulamalarñnda birden çok yardñmcñ terapistin oldußu, haftalñk, yaklağñk 1,5-2 saat süren, ergen yağ grubunun
ilgi duyacaßñ ößeleri barñndñran, yarñ yapñlandñrñlmñğ uygulamalarñn tercih edilmesinin yararlñ olacaktñr.
Sosyal KaygÕ Bozuklu÷unda Biliúsel DavranÕúçÕ Yöntemler
Uzm. Dr. Selcen Esenyel
Sosyal fobi (sosyal kaygñ bozuklußu) , sosyal bir ortamda dißer kiğiler tarafñndan incelenme ve bağarñ beklenen
durumlardan hastalñk derecesinde korkma ve bunun sonucunda sosyal ortamlardan kaçñnma olarak
tanñmlanabilir. Bu korku, toplulukta yemek yeme ya da konuğma, yağñtlarñyla etkileğim, karğñ cinsle buluğma gibi
durumlarla sñnñrlñ olabileceßi gibi, aile dñğñndaki tüm sosyal ortamlarda ortaya çñkacak biçimde yaygñn tipte
olabilir. Korkulan durumlar; okulda sesli okuma, konuğma yapma, performans sergileme, yeni insanlarla
tanñğma, otorite önünde konuğma, dißerlerine aykñrñ fikirlerini ifade etme, genel tuvaletleri kullanma, kalabalñkta
yemek yeme,telefon açma,sosyal etkinliklere katñlmayñ içerir. Kronik gidiğli bu bozukluk, çocußun günlük
iğlevsellißini bozar çünkü kiği kaygñyñ uyaran durumlardan kaçñnñr ya da yoßun bir baskñ ile karğñ koymaya
çalñğñrlar. Sosyal fobik çocuk ve ergenler ağñrñ bir ğekilde utanç, olumsuz anlağñlma ve reddedilme gibi kaygñlara
odaklanma eßilimindedirler. Bu çocuklar çoßunlukla korkulan durumla karğñlağtñklarñnda artmñğ kalp atñm hñzñ,
terleme, titreme, kas gerginlißi, yüz kñzarmasñ, mide aßrñsñ, boßazñnda ve aßzñnda kuruma, sñcak-soßuk
basmalarñ, bağ aßrñsñ gibi fiziksel belirtiler gösterirler. Bu yüzden bu belirtileri ve kaygñyñ yağamaktansa, bu tür
ortamlarda kaçma ve kaçñnma davranñğlarñ gösterirler. Sosyal fobi tedavisinde farmakoterapi ve çeğitli
psikoterapiler kullanñlmaktadñr. Ancak dißer fobi türlerinde oldußu gibi en etkili terapiler biliğsel davranñğçñ
tedavilerdir. Aßñr olgularda biliğsel davranñğçñ tedavilerle birlikte ilaç tedavileri kombine kullanñlñr. Çocuk ve
ergenlerde sosyal fobinin tedavisi incelendißinde literatürün hemen çoßunun davranñğçñ ya da biliğsel davranñğçñ
terapileri oldußu görülmektedir.
PANEL-15: Anne-BabalÕk ve Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ
12 Nisan Cumartesi
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Özlem Gencer
08:30 - 09:45
AnnebabalÕk E÷itimleri ve Topluma Etkisi
Doç. Dr. Fatma Varol Taú
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Annebaba eßitimi programlarñ; çocuklarñn yetiğtirilmesi, aile iliğkileri, ailede ve toplumda anne babaya düğen
yükümlülüklerin yerine getirilmesi için ebeveynlerin bilgi, tutum ve becerilerinin sistemli biçimde
geliğtirilmesidir. Annebaba eßitiminin temel amacñ, anne ve babalarñn özgüvenini güçlendirerek, çocuklarñnñn
fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal geliğimi için ebeveynlik becerilerini geliğtirecek ğekilde rehberlik etmektir.
Pek çok ülkede uygulanmakla birlikte bu konuda en kapsamlñ annebaba eßitimi programlarñ Amerika, ðngiltere
ve Avustralya’da yapñlmaktadñr. Son yñllarda bu ülkelerde yapñlan çalñğmalarñn sonuçlarñ Olumlu Annebabalñk
Programñ’nñn (Positive Parenting Program-Triple P) en etkin ve kalñcñ annebaba eßitimi programñ oldußunu
göstermiğtir. Olumlu Annebabalñk Programñ-Triple P aile ve toplumla iğbirlißi yapan, risk etmenlerini azaltan,
koruyucu etmenleri destekleyen, multidisipliner yaklağñma sahip, kanñt standartlarñ yüksek, randomize kontrollü
çalñğmalarñn kullanñldñßñ ve uzun süreli sonuçlarñn elde edildißi dünyadaki en etkili annebaba eßitimi
programñdñr. Olumlu Annebabalñk Programñ-Triple P’nin toplum temelli uygulanmasñnñ deßerlendirmek
amacñyla Amerika Birleğik Devletleri Güney Carolina bölgesi, Avustralya Brisbane ve Türkiye ðzmirBalçova’da çalñğmalar yapñlmñğtñr. Bu çalñğmalarñn sonuçlarñ paylağñlacaktñr.
39
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
ÇALIùMA GRUBU-8: Otizmde De÷erlendirme ve Tedavi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
12 Nisan Cumartesi
08:30-09:45
Assessment and Medication Treatment of Autism
Prof. Dr. Jan Buitelaar
Department of Cognitive Neuroscience, Donders Institute for Brain, Cognition and Behavior, Hollanda
Autism Spectrum Disorder (ASD) is a complex neurodevelopmental disorder with both core symptoms
(impairments of social interaction and communicationand restrictive and repetitive behaviours) and associated
symptoms (eg, irritability, aggression, impulsivity, inattention and hyperactivity, self-injury, anxiety and mood
problems) that affect both the individual and the family/systems around them. In this workshop, we will discuss
common pitfalls in diagnosing ASD, both in very young children, as in adolescents and adults. We will also
discuss the merits and demerits of using structured instruments (such as ADI-R and ADOS), specific
questionnaires (such as the SRS, CSBQ, SCQ) and clinical judgement. Various medication options are available
to improve clinical management of the comorbid symptoms of ASD. Currently, there is no first-line medication
treatment for the core symptoms, but there are several promising options in the pipeline. The participants of the
workshop are asked to bring each 1-2 clinical vignettesof diagnostic and/or medication problems that can be
discussed.
40
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
SÖZEL BøLDøRøLER
41
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
SÖZEL BøLDøRøLER-1 (SB1 – SB10)
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Özalp Ekinci
07:30 - 08:45
SB-1 Nonsendromik Otizmli Olgularda Neurexin1 (NRXN1) Genindeki MutasyonlarÕn AraútÕrÕlmasÕ
Hüseyin Onay1, Burcu Özbaran2, Duygu Kaçamak1, Meriç YalçÕnlÕ3, Bilça÷ Akgün3, Ayúe Nur Güleço÷lu1, Derya Erkuú4,
Sezen Köse1
1
3
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, TÕbbi Genetik Anabilim DalÕ, 2Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ,
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, 4Muú Devlet Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Klini÷i
Amaç: Otizm, karğñlñklñ sosyal etkileğim ve iletiğim becerilerinde gecikme ve sapmalar, stereotipik davranñğlar ve kñsñtlñ ilgi
daßarcñßñ ve sñnñrlñ aktiviteler ile karakterize bir bozukluktur. Otizm Spektrum Bozuklußu (OSB) prevalansñnñn % 0,6 ile %
2,64 arasñnda oldußu bilinmektedir. Etiyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte çevresel etkenler, prenatal-postnatal
etkenler, nörobiyolojik faktörler ve genetik yatkñnlñßñn hastalñßñn ortaya çñkmasñnda etkili olabileceßi öne
sürülmektedir. Otizm olgularñnñ sendromik (kompleks) ve nonsendromik olarak iki grupta incelemek otizm genetißinin
anlağñlmasñ açñsñndan oldukça önemlidir. Nonsendromik otizm ile iliğkilendirilmiğ 200’ün üzerinde gen bulunmaktadñr.
NRXN1 geni sinaptik hücre adezyonunda görevlidir ve bu genin otizmde gözlenen glutamerjik sinaps anormallikleri
nedeniyle otizm etiyolojisinde rolü oldußu gösterilmiğ önemli bir gendir. Bu çalñğmada nonsendromik otizm tanñsñ almñğ
karyotip ve Frajil X çalñğmasñ normal olan 30 olguda NRXN1 geninin taranmasñ ve NRXN1 geninin otizm etyolojisindeki
yerinin aydñnlatñlmasñ hedeflenmiğtir. Yöntem: Bu çalñğmaya Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ
Poliklinißine bağvuran Nonsendromik Otizm tanñlñ, 4 ile 18 yağlarñ arasñndaki 30 hasta alñnmñğtñr. DSM-IV-TR tanñ
kriterlerine göre psikiyatrik görüğme yapñlñp, Çocukluk otizmi derecelendirme ölçeßi (Childhood Autism Rating ScaleCARS) uygulanarak kesin tanñ alan olgularñn NRXN1 genindeki tüm ekzonlarñn DNA dizi analizi yöntemiyle
taranmasñ EÜTF Tñbbi Genetik AD tarafñndan yapñlmñğtñr. Sonuç: Çalñğñlan 30 hastanñn 2’sinde (%6,6) NRXN1 geninde
daha önce tanñmlanmñğ ve otizmle iliğkilendirilmiğ S14L ve L708I mutasyonlarñ saptanmñğtñr Bunun yanñnda hastalarda daha
önce protein düzeyinde etkisi olmadñßñ gösterilmiğ olan L171L ve G17V polimorfizmleri saptanmñğtñr. TartÕúma: Olgulardan
birinde saptanan heterozigot S14L mutasyonu bugüne kadar OSB tanñsñ almñğ 4 bireyde tanñmlanmñğtñr ve 1201 kontrol
örneßinde bu mutasyona rastlanñlamamñğtñr. S14L mutasyonu neurexin1 Ż’ nin sinyal peptidi bölgesinde yer almaktadñr. Her
ne kadar yapñlan fonksiyonel çalñğmalarda bu mutasyonun hücre yüzey sinyalleğmesini bozmadñßñ gösterilse de, kontrol
grubunda bu mutasyonun hiç gösterilmemiğ olmasñ hastalñkla iliğkilendirilebileceßini göstermektedir. Dißer bir olguda
saptanan L708I mutasyonu genin EGF (epidermal growth factor) benzeri domaininde yer almaktadñr. Bu mutasyon daha önce
OSB’ li 2 ailede tanñmlanmñğtñr ve inkomplet penetrans gösteren bir yatkñnlñk alleli olarak deßerlendirilmiğtir. NRXN1 geni,
karyotip ve frajil X çalñğmasñ normal olan nonsendromik otizmli olgularda genetik etiyolojinin aydñnlatñlmasñ açñsñndan
öncelikli olarak çalñğñlmasñ gereken genlerden bir tanesidir.
SB-2 Otizm Spektrum Bozuklu÷u TanÕlÕ Çocuk ve Ergenlerin Annelerinde Psikopatoloji ve øliúkili Olabilecek
Faktörlerin AraútÕrÕlmasÕ
Tuba Mutluer1, Handan Noyan2, Osman AbalÕ3
Van Bölge E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Klini÷i, 2østanbul Üniversitesi,
østanbul TÕp Fakültesi, Psikiyatri A.D., 3østanbul Üniversitesi, østanbul TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve
HastalÕklarÕ A.D.
1
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ OSB (Otizm Spektrum Bozuklußu) tanñlñ çocuk ve ergenler ile saßlñklñ kontrol grubu olusturan
çocuk ve ergenlerin annelerindeki psikopatoloji düzeyinin karğñlağtñrñlmasñ ve OSB tanñlñ çocuklarñn annelerindeki
psikopatoloji ile iliğkili olmasñ olasñ bazñ klinik parametrelerin (otizmin ğiddeti, eğlik eden davranñs sorunlarñ, tekrarlayñcñ
davranñslar, kendine zarar verme, asñrñ hareketlilik gibi) arağtñrñlmasñdñr. Yöntem: Arağtñrmaya yaslarñ 6-18 arasñnda OSB
tanñlñ 64 çocuk ve ergen ile bu gruptan yağ, cinsiyet ve aile aylñk gelir düzeyi bakñmñndan farklñ olmayan 53 saßlñklñ çocuk ve
ergen alñndñ. Çalñğmaya alñnma ve çalñğmadan dñğlanma ölçütleri göz önünde bulundurularak bu ğartlarñ saßlayan çocuklar ve
aileleri ile görüğmeler tamamlandñ. DSM-4 TR’ye göre OSB tanñsal görüsmesi yapñldñ, Sosyodemografik Veri Formu,
Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeßi (ÇODÖ) arağtñrmacñlar tarafñndan uygulandñ. Çocuklara yönelik Sorun Davranñğ
Kontrol Listesi (SDKL), Çocuk ve Gençlerde Davranñğ Deßerlendirme Ölçeßi (ÇGDÖ), annelere yönelik ise Ruhsal Belirti
Tarama Ölçeßi (SCL-90-R) aileler ile birlikte dolduruldu. Sonuç: Otistik çocuklarñn anneleri ile saßlñk kontrol grubunu
oluğturan annelerin psikopatoloji varlñßñ ve düzeyi açñsñndan deßerlendirilmesinde Non-Parametrik Mann Whitney-U testi
uygulanmñğtñr. Sonuçta OSB tanñlñ çocuklarñn annelerinin, saßlñk kontrol grubundaki çocuklarñn annelerine göre SCL-90
Somatizasyon (Z=-5.46, p= 0.000), Anksiyete (Z=-5.85, p=0.000), Obsesyon (Z=-6.69, p= 0.000), Depresyon (Z=6.97,
42
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
p=0.000), Duygu Durum (Z= 5.91, p= 0.000), Psikotik (Z= -4.20, p= 0.000), Paranoid (Z= -4.76,p=0.00), Öfke (Z= -3.89,
p=0.000), Fobi (Z= -4.92, p= 0.000) alt test skorlarñ ile herhangi bir psikiyatrik hastalñk (Z= -6.91, p= 0.000) alt test skorlarñ
anlamlñ derecede daha yüksek bulunmuğtur. OSB tanñlñ çocuklarñn CDDÖ’ e göre total davranñğ sorunlarñ ile annedeki
Obsesyon, Psikotik bulgular ve Paraniod bulgular arasñnda kuvvetli pozitif iliğki bulunmuğtur. (pख़.001; Spearman
korelasyon deßerleri sñra ile .521,.517, .512). ÇDDÖ içe atñm total puanñ ile annedeki Depresyon, Obsesyon, Öfke ve Genel
Semptom ðndeksi arasñnda kuvvetli pozitif korelasyon oldußu tespit edilmiğtir (pख़.001; Spearman korelasyon deßerleri sñra
ile .529,.470, .478, .482). OSB tanñlñ çocuklarñn Sorun Davranñs Kontrol Listesi (SDKL)toplam puanñ ve SDKL Yineleyen
Davranñğlar alt test puanñ ile annede anlamlñ olarak iliğkili bulunan tek psikopatoloji Obsesyon olarak bulunmuğtur (pख़.05;
Spearman korelasyon deßeri sñra ile .270, .258). OSB tanñlñ çocuklarñn Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeßi (ÇODÖ)
total puanlarñ ile annedeki psikopatoloji arasñnda anlamlñ bir iliğki bulunamamñğtñr (P>.05). TartÕúma: OSB olan çocuklarñn
annelerdeki psikopatoloji düzeylerinin yüksek oldußu bundan önceki birçok çalñğmada gösterilmiğtir. Bununla birlikte bu
durumun annede spesifik olarak hangi psikopatolojiye yol açtñßñ, otistik belirtilerle veya eğlik eden durumlar ile iliğkisi net
deßildir. Çalñğmamñzda özellikle de annedeki obsesyon, depresyon, psikotik ve paranoid bulgularñn ile Otizme eğlik eden
davranñğsal sorunlar ile birliktelik gösterdißi bulunmuğtur. Ayrñca Otizme eğlik eden tekrarlayñcñ davranñğlarñn annedeki
obsesif psikopatoloji ile olan iliğkisi ilgi çekici bir bulgu olarak tespit edilmiğtir. Bildirimizde Otizme eğlik eden davranñğ
probremleri ile annede tespit edilen psikopatoloji alt tipleri arasñndaki olasñ iliğkiler güncel literatur ñğñßñnda tartñğñlacaktñr.
SB-3 YaygÕn Geliúimsel Bozuklukta Semptom ùiddetinde Vitamin D Eksikli÷inin OlasÕ Rolü
Özge Metin1, Mehmet KaracÕ2, Ayúegül Yolga Tahiro÷lu1,Goncagül Çelik1, Ayúe AvcÕ1.
1
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.,
Fakültesi Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
2
Bülent Ecevit Üniversitesi TÕp
Amaç: Yaygñn Geliğimsel Bozukluklar (YGB) çoklu genetik ve çevresel risk faktörlerinin rol oynadñßñ kompleks
Nörogeliğimsel bir bozukluklar kümesidir. 1980’lerden bu yana ğehir yağam tarzñnñn artñğ göstermesi, obezite oranlarñndaki
artñğ ve güneğten korunmanñn önemi üzerinde sñklñkla durulmasñ gibi faktörlere baßlñ olarak vitamin D (25(OH)Vit-D)
eksiklißi oldukça yaygñnlağmñğtñr. Son zamanlarda gebelik dönemi de dahil olmak üzere erken dönem 25(OH)Vit-D
yetersizlißinin YGB’de olasñ çevresel bir risk faktörü oldußu ileri sürülmektedir. Bu çalñğmanñn amacñ YGB spektrumunda
yer alan çocuk ve ergenlerdeki otizm ve iliğkili semptomlarñn ğiddetinde Vitamin D eksiklißinin olasñ rolünü
deßerlendirmektir. Hipotezimiz; vitamin D eksiklißinin semptom ğiddeti üzerinde pozitif etkisinin olabileceßi ğeklindedir.
Yöntem: Eylül-Aralñk 2013 tarihleri arasñnda Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh
Saßlñßñ ve Hastalñklarñ poliklinißine bağvuran ve DSM-IV’e dayalñ klinik görüğmelerle Otizm ve BTA Otizm tanñsñ konan 30
çocuk ve ergenin dosya bilgileri retrospektif olarak deßerlendirilmiğtir. Hastalarñn ebeveynleri tarafñndan doldurulmuğ ve
klinisyen tarafñndan yeniden deßerlendirilmiğ olan Otizm Davranñğ Kontrol Listesi (ODKL), Turgay DSM-IV Kökenli
Yaygñn Geliğimsel Bozukluklar Belirti Tarama Ölçeßi (Turgay YGB), Sorun Davranñğlar Kontrol Listesi (SDKL) puanlarñ
hesaplanmñğtñr. Serum 25(OH)Vit-D, Kalsiyum, Parathormon düzeyleri klinißimize bağvuran ve geliğimsel gerilik olasñlñßñ
açñsñndan deßerlendirilen olgulardan rutin olarak istenen incelemeler arasñnda yer almaktadñr. Bu tetkik sonuçlarñ ile ilgili
bilgilere de geriye dönük dosya kayñtlarñndan toplanmñğtñr. Sonuç: Çalñğmaya 25’i erkek (%83.3), 5’i (%16.7) kñz, toplam 30
YGB olgusu alñndñ (yağ aralñßñ: 27-144 ay; ortalama: 80.5±32.1 ay). Olgularñn ortalama serum 25(OH)Vit-D düzeyi
29.1±4.9ug/L (E=28.8±4.8; K=30.9±5.5), kalsiyum düzeyi 12.6±15.1 mg/dl (E=13.1±16.6; K=9.8±0.4) ve parathormon
düzeyi 46.8±52.3 pg/mL (E=47.3±57.4; K=44.5±8.3) idi. 25(OH)Vit-D ile total ODKL (r=-.27), ODKL-ðK (r=-.39), ODKLBNK (r=-.31), toplam SDKL (r=-.30), SDKL-A (r=-.47), SDKL-YD (r=-.24) ve toplam Turgay YGB puanlarñ arasñnda
negatif yönde korelasyon saptandñ (r=-.25). Olgular Vitamin-D düzeylerine göre düğük ve normal ğeklinde iki gruba ayrñlarak
analiz edildi (Kesme noktasñ; 30 ug/L). 25(OH)Vit-D düzeyi düğük olan grubun ODKL total puan, ODKL-ðK ve SDKL-A alt
ölçek puanlarñ anlamlñ olarak daha yüksek saptandñ (sñrasñyla: p=0.049, p=0.018, p=0.014). TartÕúma: Vitamin D’nin
yağamñn erken dönemlerinden itibaren nöronal farklñlağma, aksonal baßlantñlarñn kurulmasñ ve birçok nörotransmiter sistemi
üzerinde etkili oldußu yazñnda bildirilmektedir. Epidemiyolojik çalñğmalar otizm ve merkezi sinir sistemi geliğimi ve
iğlevinde önemli bir rolü oldußu düğünülen vitamin D arasñndaki etiyolojik baßlantñya dikkati çekmektedir. Otizmli
çocuklarda yapñlan çalñğmalarda Vitamin D düzeylerinin saßlñklñ kontrollere göre düğük oldußu, 25(OH)Vit-D düzeyleri ile
semptom ğiddeti arasñnda negatif yönde iliğki oldußu gösterilmiğtir. Ülkemizde YGB olan çocuklarda Vit-D ve iliğkili
parametreler ile ilgili henüz yapñlmñğ bir çalñğma yoktur, uluslararasñ literatürde ise birkaç küçük çalñğma verisine dayanan
sñnñrlñ bilgiler yer almaktadñr. Çalñğmamñzñn verilerinin otizmle iliğkili klinik semptomatolojide vitamin D eksiklißinin olasñ
etkisine iğaret edebileceßi, tedavi ve etiyolojiye yönelik süregelen arağtñrmalara ñğñk tutabilecek çñkñğ noktalarñ sunabileceßi
düğüncesindeyiz.
43
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
SB-4 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Olan Çocuklarda Serum D Vitamini Düzeylerinin De÷erlendirilmesi
øbrahim Adak1, S.Salih Zoro÷lu1
1
østanbul Üniversitesi, østanbul TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) tanñsñ ile takipli 75 çocuk ve DEHB tanñsñ olmayan 75 saßlam
çocukta serum 25 (OH) D Vitamini düzeyleri deßerlendirilerek iki grubun sonuçlarñnñn karğñlağtñrñlmasñ amaçlanmaktadñr.
Yöntem: Çalñğmaya katñlan tüm olgular için Okul Çaßñ Çocuklarñ (6-18) için Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni
Görüğme Çizelgesi Ğimdi ve Yağam Boyu Versiyonu Türkçe Uyarlamasñnñn (ÇDĞG-ĞY-T) DEHB ile ilgili kñsmñ uygulandñ.
Olgu grubu ößretmenleri tarafñndan ößrencileri hakkñnda doldurmalarñ için DuPaul DEHB derecelendirme ölçeßi verildi.
Sonrasñnda tüm çocuklardan alñnan kan örnekleri serum D vitamini düzeylerini deßerlendirmek amacñ ile kullanñldñ. Serum D
vitamin düzeyleri yüksek basñnçlñ sñvñ kromatografisi (HPLC) yöntemi ile saptandñ. Sonuç: DEHB grubunun ortalama 25
(OH) D Vitamin deßeri 18,11±5,98 ng/ml, kontrol grubunun ise ortalama 25 (OH) D Vitamin deßeri 18,95±7,27 ng/ml
bulundu. TartÕúma: Çalñğmamñzñn sonucunda; 25 (OH) D Vitamini düzeyleri açñsñndan, DEHB ve kontrol gruplarñ arasñnda
istatistiksel olarak anlamlñ fark saptanmadñ (p>0,05). Yalnñz; her iki grupta da ortalama D vitamini düzeyleri eksik bulundußu
için; polikliniße bağvuran çocuklara 25 (OH) Vitamin D taramasñ yapmak, koruyucu saßlñk hizmetleri açñsñndan ciddi fayda
saßlayabilir. D vitamininin DEHB etiyoloji ve tedavisindeki yerini anlayabilmek için ise daha geniğ kapsamlñ arağtñrma ve
çalñğmalara ihtiyaç vardñr.
SB-5 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷unda Metilfenidat YanÕtÕnÕ Etkileyen Faktörler
Gökçe Nur Say1, Zehra Babada÷1, Koray Karabekiro÷lu1, Murat Yüce1
1
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Stimulanlar DEHB’de en sñk kullanñlan tedavi seçeneßidir. Metilfenidatñn (MTF) tedavide etkinlißi bilinmekle
beraber vakalarñn bir kñsmñnda kñsmi yanñt veya yanñtsñzlñk gözlenmektedir. Bu sebeple, MTF yanñtñ üzerine öngörücü
faktörlerin belirlenmesi tedavinin etkinlißi açñsñndan önemlidir. Bu çalñğmanñn amacñ, DEHB olan çocuk ve ergenlerde
sosyodemografik, klinik (DEHB semptom ğiddeti, DEHB alttipi, komorbid bozukluklar, içevurum ve dñğavurum sorunlarñ,
öz-kavramñ düzeyi) ve ailesel faktörlerin (ebeveynlerde psikopatoloji) MTF yanñtñ üzerine öngörücü etkilerinin
deßerlendirilmesidir. Yöntem: Çalñğma natüralistik desende yapñlmñğtñr ve sonuçlar geriye dönük olarak deßerlendirilmiğtir.
DEHB ve komorbid psikiyatrik bozukluklarñn tanñsñ Çocuk ve Gençler için Duygulanñm Bozuklußu ve Ğizofreni ÖlçeßiĞimdi ve Yağam boyu Versiyonu (ÇGDBĞÖ-ĞY) kullanñlarak çocuklar ve ebeveynleri ile yapñlan klinik görüğme ile
konulmuğtur. ðlk bağvuruda ebeveynlere ve ößretmenlere Turgay Yñkñcñ Davranñm Bozukluklarñ için DSM-IV’e Dayalñ
Tarama ve Deßerlendirme Ölçeßi (T-DSM-IV-Ö), Çocuklar için Davranñğ Deßerlendirme Ölçeßi (ÇDDÖ); çocuklara
Çocuklar için Depresyon Envanteri (CDI), Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarñnñ Tarama Ölçeßi (ÇATÖ), Piers-Harris’in
Çocuklarda Öz-Kavramñ Ölçeßi (PHÇÖKÖ) uygulanmñğtñr. Ebeveynlerde psikopatolojinin deßerlendirilmesi için hem anne
hem babalara Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R) verilmiğtir. Bu deßerlendirmenin ardñndan MTF tedavisi bağlanarak, ikinci
görüğme için randevu (4-8 hafta sonra) verilmiğtir. ðkinci görüğmede MTF yanñtñ ebeveynlere verilen T-DSM-IV-Ö ve
klinisyen tarafñndan yapñlan görüğme ve Klinik Global ðzlem-ðyileğme (KGð-ð) skoru ile deßerlendirilmiğtir. Hastalarñn dosya
kayñtlarñ geçmiğe dönük olarak incelenerek 1) DEHB tanñsñ alan, 2) 7-18 yağ arasñ, 3) daha önce DEHB tedavisi almayan, 4)
deßerlendirme ölçeklerini tamamlayan, 5) en az 4 hafta MTF tedavisi alan, 6) kontrol görüğmesine gelen hastalar çalñğmaya
dahil edilmiğtir. Tedaviye iyi yanñt kriterleri: 1) T-DSM-IV-Ö ile deßerlendirilen dikkatsizlik ve/veya hiperaktiviteimpulsivite puanlarñnda %30’dan fazla azalma olmasñ, 2) KGð-ð skorunun 1 veya 2 olmasñ ğeklinde belirlenmiğtir. Sonuç:
Çalñğmaya yağ ortalamasñ 9,32 ± 0.21 yñl olan 54 çocuk ve ergen (36 erkek, 18 kñz) dahil edilmiğtir. Katñlñmcñlarñn
%26’sñnda dikkat eksiklißi alttipi, %74’ünde kombine alttip saptanmñğtñr. Komorbid psikiyatrik bozukluk sñklñßñ %70 olup,
KOKGB sñklñßñ %35, davranñm bozuklußu sñklñßñ %15, anksiyete bozuklußu sñklñßñ %25, depresif bozukluk sñklñßñ %11, tik
bozuklußu sñklñßñ %7.5, dñğaatñm bozuklußu sñklñßñ %9.5 olarak bulunmuğtur. Vakalarñn %72’sine uzun etkili, %28’ine kñsa
etkili MTF önerilmiğtir. Ortalama MTF kullanñm süresi 6.87± 1,46 haftadñr. Yazarlar tarafñndan belirlenen kriterlere göre
MTF tedavisine iyi yanñt oranñ % 45 olarak saptanmñğtñr. Lojistik regresyon analizi sonucunda, komorbid anksiyete
bozuklußu (p= 0.027), komorbid dñğaatñm bozuklußu varlñßñ (p= 0.029) ve düğük öz-kavramñ puanñ (p= 0.042) zayñf MTF
yanñtñnñn öngörücüleri olarak bulunmuğtur. TartÕúma: Komorbid anksiyete bozuklußu varlñßñnñn MTF yanñtñ üzerindeki
olumsuz etkisi literatürle uyumlu bir bulgudur. Çalñğmamñzñn sonuçlarñ, komorbid dñğa atñm bozuklußunun ve düğük özkavramñnñn zayñf MTF yanñtñ ile iliğkisini göstermesi bakñmñndan dikkat çekicidir.
44
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
SB-6 Dikkat Eksikli÷i ve Hiperaktivite Bozuklu÷u Olan Çocuklarda Kalp HÕzÕ De÷iúkenli÷i ve Bu De÷iúkenlerin
Klinik Parametrelerle øliúkisi
Tu÷ba Yüksel1, Özlem Özcan1, Cemúit Karakurt2, Serkan Çelik2
ønönü Üniversitesi, 1Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D., 2 Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ ilaç tedavisi kullanmayan DEHB (Dikkat Eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu) tanñlñ hastalarda
KHD (Kalp Hñzñ Deßiğkenlißi) parametrelerini saßlñklñ çocuklarla karğñlağtñrmak ve KHD parametreleriyle klinik
deßiğkenlerin iliğkisini arağtñrmaktñr. Yöntem: Arağtñrmaya ðnönü Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve
Hastalñklarñ Anabilim Dalñ poliklinißine dikkat eksiklißi ve hareketlilik yakñnmalarñ ile bağvuran DSM IV tanñ kriterleri ve
Okul Çaßñ (6-18 Yağ) Çocuklarñ ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi -Ğimdi ve Yağam Boyu
Versiyonu- Türkçe (ÇGDĞ-ĞY-T) göre DEHB tanñsñ alan 8-12 yağ aralñßñndaki 51 çocuk alñnmñğtñr. Aynñ yağ grubunda ve
cinsiyetteki 51 saßlñklñ çocuktan kontrol grubu oluğturulmuğtur. Tüm çocuklar, Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygñ
Envanteri (ÇDSKE), Çocuklar için Depresyon Ölçeßi (ÇDÖ) ve Çocuklar için Anksiyete Duyarlñlñßñ ðndeksi (ÇADð) ile
deßerlendirilmiğtir. Anne ve babalar, sosyodemografik bilgi formu ve Conners Ebeveyn Deßerlendirme Ölçeßi-Yenilenmiğ
Uzun Formu (CEDÖ Y:U) ile deßerlendirilmiğtir. Klinik deßerlendirmeleri yapñlan çocuklar, 24 saatlik ritim Holter cihazñ ile
KHD parametreleri açñsñndan deßerlendirilmiğtir. Sonuç: Arağtñrma ve kontrol grubu arasñnda KHD parametreleri açñsñndan
her iki grup arasñnda anlamlñ bir fark bulunamamñğtñr. DEHB’nin alt tipleri ile KHD parametreleri arasñndaki iliğki
incelenmiğ, fakat anlamlñ bir fark saptanmamñğtñr. DEHB’si olan çocuklarñn saßlñklñ kontrol grubuna göre ÇDSKE, ÇDÖ ve
ÇADð puanlarñ daha yüksek bulunmuğtur. TartÕúma: DEHB’li çocuklar ile saßlñklñ kontrol grubu, Otonom Sinir Sistemini
(OSS) deßerlendirmede duyarlñ bir yöntem olan 24 saatlik holter cihazñ takñlarak deßerlendirilmiğ ve KHD açñsñndan her iki
grup arasñnda fark bulunamamñğtñr. Bu sonuç DEHB’de KHD yöntemi ile ölçülen otonom sinir sistemi (OSS) iğlevlerinde
farklñlñk olmadñßñnñ desteklemektedir.
SB-7 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷unda Anti-Gangliozid, Anti Glutamat, Anti-Gad Antikor Düzeyleri
Sevgi Özmen1, Didem Behice Öztop1, Esra Demirci1, Fatih Kardaú2, Selma Gökahmeto÷lu3, Hüseyin Per4
Erciyes Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Çocuk Endokrinoloji A.D.,
3
Mikrobiyoloji A.D., 4Çocuk Nöroloji A.D.
Giriú: Dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) dikkat eksiklißi, ağñrñ hareketlilik ve dürtüsellik belirtileriyle
kendisini gösteren çocukluk çaßñnñn en sñk nöropsikiyatrik bozukluklarñndan birisidir. Dünya çapñnda yaygñnlñßñ %8 ile 12
arasñnda deßiğmektedir. Ülkemizde DEHB yaygñnlñßñ toplum örneklemlerinde %8.6 ile %8.1; klinik örneklemlerde ise %8.6
ile %29.4 arasñnda bildirilmiğtir. DEHB nedeni bilinmeyen heterojen bir bozukluktur. Frajil-X, fetal alkol sendromu, çok
düğük doßum aßñrlñßñ ve daha seyrek olarak da genetik kökenli tiroid bozukluklarñ gibi durumlar DEHB belirtileri gösterirler.
Ancak böylesi olgular tüm DEHB olan çocuklarñn çok küçük bir bölümünü oluğturmaktadñr. Konu ile ilgili arağtñrmalarda
bazñ olasñ sebepler ileri sürülmektedir. Bunlar genetik nedenler, beyin hasarñ, nörotransmitterler, gñda-katkñ maddeleri ve
toksik maddeler, psikososyal etkenlerdir. Otoimmünite ve oradan kaynaklanan hedef antikorlarñn (otoantikorlarñn), birçok
dokuda ve özellikle santral sinir sisteminde (SSS) deßiğik hastalñk tablolarñ oluğturdußu uzun zamandan beri bilinmektedir.
Güncel çalñğmalara göre bazñ SSS hastalñklarñnda otoimmün etiyolojinin sorumlu olabileceßi düğünülmektedir. Psikiyatrik
hastalñklardan ğizofreni,obsesif kompulsif bozukluk ve anoreksia nervosa gibi hastalñklarñn etyolojisinde bu konu ile
çalñğmalar giderek artmaktadñr. Özellikle glutamat NMDA reseptörlerine, glutamik asit dekarboksilaz’a (GAD) ve gliadin’e
karğñ oluğan antikorlarñn SSS bozukluklarñ ile yakñn iliğkili oldußu gösterilmiğtir. Otoantikorlarñn direkt etkisinin oldußu
düğünülen beyin bölgeleri ise hipotalamus, hipokampüs ve amigdala, limbik sistemin komponentleridir ve emosyonel cevap
ile hafñzadan sorumludur. DEHB’nin etiyolojisi net olmamakla birlikte, dißer nedenler yanñnda otoimmün mekanizmalarñn
rolü olabileceßine dair kanñtlar giderek artmaktadñr. Bu kanñtlar arasñnda; serumda bazñ otoantikorlarñn artmñğ bulunmasñ, bu
antikorlarñn deneysel çalñğmalarda epileptojenik oldußunun gösterilmesi ve nöbetlerin immünomodulasyona yanñt vermesi
sayñlabilir. Yöntem: Arağtñrmaya Erciyes Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Poliklinißine bağvuran ve bilinen
bağka bir hastalñßñ olmayan, DSM 4 tanñ kriterlerine göre DEHB tanñsñ alan 35 hasta ve kontrol grubu olarak 21 saßlñklñ
çocuk alñndñ. Tüm olgularda Anti-Gangliozid Antikorlarñ (ðmmunoblot yöntemi), Anti Glutamat Reseptör Antikorlarñ
(indirekt immunfloresan antikor (IFA) yöntemiyle), Anti-GAD Antikorlarñ (Elisa yöntemi) ile Erciyes Üniversitesi Tñp
Fakültesi Mikrobiyoloji Laboratuarñnda çalñğñldñ. Sonuç: DEHB grubunda yağ ortalamasñ 9.34 olup, 5 kñz ve 31 erkek
çocußundan oluğmakta idi. Kontrol grubunda yağ ortalamasñ 7.8 olup, 16 kñz ve 5 erkek çocuktan oluğmakta idi. DEHB grubu
Anti-Gangliozid Antikorlarñ, Anti Glutamat Reseptör Antikorlarñ, Anti-GAD Antikor düzeyleri kontrol grubu ile
kñyaslandñßñnda iki grup arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ fark ortaya çñkmamñğtñr. TartÕúma: Bu çalñğma DEHB
etyolojisinde antinöronal antikorlarñn deßerlendirildißi ilk çalñğmadñr. Daha önceki çalñğmalara bakñldñßñnda, antinöronal
antikorlarñn otizm, nöropsikiyatrik sistemik lupus eritematozus ve multiple skleroz etyopatolojisinde rol oynayabileceßine
dair kanñtlar mevcuttur. DEHB’nin de santral sinir sistemi kaynaklñ bir hastalñk olmasñ sebebiyle mevcut bilgiler eğlißinde
45
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
otoimmün faktörlerin etyopatolojide sorumlu olabileceßi düğünülmüğ ancak DEHB ile antinöronal antikor düzeyleri arasñnda
baßlantñ bulunamamñğtñr. Bu durum daha önceki çalñğmalardaki mevcut hastalñklar ile DEHB’nin farklñ etyolojik
sebeplerinden kaynaklanñyor olabilir. Ayrñca çalñğma grubumuzun sayñsñnñn kñsñtlñ olmasñ ve kontrol grubunun yağ ve cinsiyet
açñsñndan hasta grubu ile birebir eğlenmemiğ olmasñ bu duruma katkñ saßlamñğ olabilir. Çocukluk çaßñnñn en sñk
nöropsikiyatrik hastalñßñ olan DEHB’nin etyolojisinin henüz netleğmemiğ olmasñ sebebiyle konu ile ilgili daha geniğ
örneklemli çalñğmalara ihtiyaç vardñr.
SB-8 Triple P Olumlu Anne BabalÕk E÷itimi’nin Dikkat Eksikli÷i Ve Hiperaktivite Bozuklu÷u Olan 7-12 Yaú ArasÕ
Çocuklarda Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Belirtileri Üzerine Etkilerinin AraútÕrÕldÕ÷Õ Randomize
Kontrollü Bir ÇalÕúma
Yusuf Öztürk1, Özlem Gencer1, Gonca Özyurt1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ Dikkat Eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) tanñsñ alan ve en az 2 ay ilaç tedavisi
almñğ olan 7-12 yağ arasñ çocuklarda Üç P Olumlu Anne-Babalñk Eßitim Programñ’nñn çocuklardaki DEHB belirtileri üzerine
etkisini deßerlendirmektir. Bu deßerlendirmeye ek olarak DEHB olan ve en az 2 ay ilaç tedavisi alan 7-12 yağ arasñ
çocuklarda, anne-babalarñn Üç P Olumlu Anne-Babalñk Eßitim Programñ almñğ olmalarñnñn, çocuklarñn iğlevsellißi,
çocuklardaki DEHB hastalñk ğiddeti ve yine çocuklardaki davranñğsal ve duygusal sorunlar üzerine etkilerinin
deßerlendirilmesi amaçlanmaktadñr. Yöntem: Çalñğma randomize kontrollü olarak planlanmñğtñr. Arağtñrmanñn olgu grubu 23
çocuk ve ebeveyninden, kontrol grubu ise 25 çocuk ve ebeveyninden oluğturulmuğtur. Sosyo-demografik Veri Toplama
Formu, Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi-Ğimdi ve Yağam Boyu
Versiyonu (ÇDĞG-ĞY), Çocuklar için Genel Deßerlendirme Ölçeßi (ÇGDÖ), Du Paul DEHB Deßerlendirme Ölçeßi, Klinik
Global ðzlenim Ölçeßi- hastalñk ğiddeti (KGðÖ-HĞ) klinisyen tarafñndan deßerlendirilmiğtir. Güçler ve Güçlükler Anketi
(GGA), Aile Hayatñ ve Çocuk Yetiğtirme Tutum Ölçeßi (ÇYTÖ), Aile Deßerlendirme Ölçeßi (ADÖ), ailelere verilerek
ailelerin doldurmasñ saßlanmñğtñr. Olgu grubuna 8 hafta süren Triple P Olumlu Anne babalñk Eßitim Programñ uygulanmñğtñr.
Veriler eßitim bağlamadan önceki hafta ve eßitimden hemen sonraki hafta toplanmñğtñr. Veriler Mann Whitney-U testi,
Willcoxon iğaretli sñralar testi, ki-kare analizi kullanñlarak deßerlendirilmiğtir. Bulgular: Çalñğmaya katñlan olgularñn yağ
ortalamasñ 10,25±1,39, katñlanlarñn 10 tanesi kñz (%20,8), 38 tanesi erkek (%79,2), ebeveynlerin yağ ortalamasñ 39,69±6,00
olarak saptanmñğtñr, Triple P Olumlu Anne Babalñk Eßitim Programñnñn olgu grubu içinde program öncesi ve sonrasñ
karğñlağtñrñldñßñnda; ÇGDÖ puanlarñnda anlamlñ artñğ ve KGðÖ-HĞ puanlarñnda anlamlñ azalma; GGA alt ölçeklerinde;
emosyon, davranñğ, hareketlilik, akran iliğkileri puanlarñnda anlamlñ azalma; DuPaul DEHB dikkat eksiklißi, hiperaktivite alt
testlerinde ve toplam puanda istatistiksel olarak anlamlñ azalma, bulunmuğtur. ADÖ alt ölçeklerinden problem çözme,
iletiğim, aile içi roller, affektif duyarlñlñk, davranñğ kontrolü ve genel iğlevsellik alt ölçek puanlarñnñn istatistiksel olarak
anlamlñ azalma, ÇYTÖ alt ölçeklerinden ise ağñrñ anne-babalñk tutumu, düğmanca ve reddedilme turumu ve otoriter tutum
açñsñndan istatistiksel olarak anlamlñ azalma, demokratik tutumda ise istatistiksel olarak anlamlñ artñğ saptanmñğtñr. Triple P
Eßitim Programñnñn ardñndan olgu ve kontrol grubu karğñlağtñrñldñßñnda ÇGDÖ puanlarñnda anlamlñ artñğ ve KGðÖ-HĞ
puanlarñnda anlamlñ azalma; GGA alt ölçeklerinde; emosyon, dikkat eksiklißi ve hareketlilik puanlarñnda anlamlñ azalma;
DuPaul DEHB dikkat eksiklißi, hiperaktivite alt testlerinde ve toplam puanda istatistiksel olarak anlamlñ azalma bulunmuğtur.
ÇYTÖ alt ölçeklerinden ise demokratik tutumda istatistiksel olarak anlamlñ artñğ saptanmñğtñr. TartÕúma: DEHB tanñsñ alan
çocuklar; gelecekte duygudurum ve anksiyete bozukluklarñ bağta olmak üzere pek çok ruhsal bozukluk açñsñndan büyük bir
risk tağñmaktadñr. Bu açñlardan DEHB’nin tedavisi ayrñ bir önem tağñmaktadñr. Çalñğmamñzdan elde edilen sonuçlar ilaç
tedavisi alan DEHB tanñlñ çocuklarñn tedavisinde Triple P Olumlu Anne Babalñk Eßitim Programñ’nñn ek bir tedavi yöntemi
olarak yer alabileceßini ve bu programñn ilaç tedavisi (stimülan) alan DEHB tanñlñ çocuklarñn DEHB belirtileri, hastalñßñn
ğiddetini ve davranñğsal, duygusal sorunlarñnñ azalttñßñnñ ve çocuklarñn iğlevsellißi üzerine olumlu etkileri oldußunu
göstermektedir ancak daha geniğ örneklemlerle desteklenmeye ihtiyaç vardñr.
SB-9 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u’nda Uzun Etkili Metilfenidat Dozu ile Plazma Düzeyi øliúkisi
Özgür YorbÕk,1 Caner Mutlu,2 Selma Özilhan,3 Gül EryÕlmaz,4 Nüket øúiten,1 Serdar Alparslan,1 Esra Sa÷lam 5
1
Üsküdar Üniversitesi, Sa÷lÕk Bilimleri Fakültesi, Çocuk Geliúimi Bölümü, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Birimi, 2BakÕrköy Prof
Dr Mazhar Osman Ruh ve Sinir HastalÕklarÕ E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klini÷i, 3Üsküdar
Üniversitesi, Klinik Farmakogenetik LaboratuvarÕ, 4Üsküdar Üniversitesi, ønsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Psikoloji
Bölümü, Eriúkin Psikiyatri Birimi, 5Üsküdar Üniversitesi, Mühendislik ve Do÷a Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve
Genetik Bölümü
Amaç: Çocuk ve ergenlerde uzun salñnñmlñ metilfenidat (OROS-MPH) dozu ile plazma düzeyi arasñndaki iliğkiyi inceleyen
sñnñrlñ sayñda çalñğma bulunmaktadñr. Bu çalñğmanñn amacñ, OROS-MPH dozu ile plazma düzeyi arasñndaki iliğkiyi ve
46
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
aripiprazol, risperidon, fluoksetin ve sertralin gibi sñk kullanñlan ilaçlarñn plazma MPH düzeyine etkisini incelemekti.
Yöntem: DSM-IV kriterlerine göre dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) tanñsñ alan 6-18 yağ arasñnda 100
olgunun (76 erkek, 24 kñz) dosyasñ geriye dönük tarandñ. Plazma MPH düzeyi, Yüksek Basñnçlñ Likit Kromatografi-Ardñğñk
Kütle Spektrometre ölçümü kullanñlarak belirlendi. Sonuç: Olgularñn yağ ortalamasñ 11.5 (ss=±3.8) yñl idi. Günlük ortalama
OROS-MPH dozu 0.7±0.2 mg/kg (range: 0.3-1.3 mg/kg) ve ortalama plasma MPH düzeyi 11.6 ± 7.3 ng/mL (range: 0.5-43.4
ng/mL) bulundu. Aripiprazol (n=25), risperidon (n=10), fluoksetin (n=16), sertralin (n=10) gibi ilaçlarñ ek olarak kullanan olgular
ile bu ilaçlarñ kullanmayan olgular arasñnda ortalama plazma MPH düzeyi açñsñndan fark bulunmadñ (p>.05). OROS-MPH dozu
(mg/kg) ile plazma MPH düzeyi arasñnda anlamlñ olarak pozitif korelasyon saptandñ (Pearson correlation= 0.40; p<.001). Olgularñn
%65’inde plazma MPH düzeyi 13 ng/mL’ñn altñnda bulundu. TartÕúma: Bu çalñğma, MPH’nñn aripiprazol, risperidon,
fluoksetin ve sertralin gibi sñk kullanñlan ilaçlarla etkileğmedißini düğündürmektedir. Ayrñca benzer dozlarda çok geniğ
aralñkta plazma MPH düzeyi deßiğiklikleri saptanmñğtñr. Terapötik ðlaç Monitorizasyonu, MPH dozlarñnñn optimize
edilmesinde yardñmcñ olabilir.
SB-10 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u TanÕsÕ Alan Çocuk ve Ergenlerde TanÕ DevamlÕlÕ÷Õ ve øliúkili
Etmenler
Ayúe Burcu Ayaz1, Muhammed Ayaz1, Sebla Gökçe ømren2
1
Sakarya Üniversitesi E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, 2Erenköy Ruh ve Sinir HastalÕklarÕ Hastanesi
Amaç: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) çocuk ve ergenlerde en sñk görülen
ruhsal bozukluklardan biridir. Çocukluk ve ergenlik yağlarñndaki DEHB tanñ devamlñlñßñ ile ilgili bilgilerimiz kñsñtlñdñr ve
çalñğma bulgularñ birbirinden bazñ farklñlñklar göstermektedir. Bu çalñğmada DEHB tanñsñ alan çocuk ve ergenlerde ilk
deßerlendirmeden 3 yñl sonra tanñ devamlñlñßñnñn belirlenmesi ve tanñ devamlñlñßñ ile iliğkili etmenlerin arağtñrñlmasñ
amaçlandñ. Yöntem: Çalñğmaya 142 çocuk ve ergen alñndñ. DEHB tanñ devamlñlñßñ DSM-IV’e göre tüm kriterlerin
karğñlanmasñ olarak tanñmlandñ. ðlk deßerlendirmede Turgay DSM-IV’e göre Yñkñcñ Davranñm Bozukluklarñ Tarama Ölçeßi
(T-DSM-IV-S) ile belirlenen semptom ğiddetinin, Wechsler Çocuklar ðçin Zeka Ölçeßi ile belirlenen zeka düzeyinin ve
sosyodemografik özelliklerin ilk deßerlendirmeden üç yñl sonraki tanñ devamlñlñßñ ile iliğkisi incelendi. Sonuç: Çalñğmaya
alñnan çocuklarñn ilk deßerlendirme sñrasñndaki yağ ortalamasñnñn 9,21 ± 2,26 (min: 6; max: 14,42) oldußu, ikinci
deßerlendirme sñrasñnda ise 12,32 ± 2,27 (min: 9,08; max: 17,58) oldußu belirlendi. Çalñğmaya alñnan çocuklardan %77,5’inin
(n=110) DEHB tanñsñnñ almaya devam ettikleri saptandñ. Uygulanan lojistik regresyon modelinde bağlangñçtaki yağñn küçük
olmasñ, zeka düzeyinin düğük olmasñ, T-DSM-IV-S dikkat eksiklißi ve davranñm bozuklußu skorlarñnñn yüksek olmasñnñn tanñ
devamlñlñßñ ile iliğkili oldußu belirlendi. TartÕúma: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu tanñsñ çocuk ve ergenlik
yağlarñnda yüksek oranda devam etme eßilimindedir. DEHB tanñ devamlñlñßñ ile ilgili risklerin belirlenmesi tedavinin
planlanmasñ ve uygun müdahalelerin yapñlmasñna katkñ saßlayabilir
SÖZEL BøLDøRøLER-2 (SB11 – SB20)
10 Nisan Perúembe
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Kaßan Gürkan
07:30 - 08:45
SB-11 Dikkat Eksikli÷i ve Hiperaktivite Bozuklu÷u OlgularÕnda Emosyon TanÕma ve Sosyal Biliú Becerilerinin
De÷erlendirilmesi
Sezen Köse1, Burcu Özbaran1, Sümeyra Selcen Güney Uzunköprü1, Senay Çelenay1, Rezzan AydÕn1, øpek Perçinel1, Zeki
Yüncü1, Cahide AydÕn1
1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Geçmiğ arağtñrmalar Otizm Spektrum Bozuklußu (OSB) olan çocuklarda sñklñkla Dikkat Eksiklißi ve
HiperaktiviteBozuklußu (DEHB) komorbiditesi oldußunu göstermekle birlikte, güncel çalñğmalar DEHB’si olan çocuklarda
da tanñmlanmamñğ otistik özelliklerin olabileceßini bildirmektedir. Sosyal iğlevsellikte, emosyon tanñmada ve sosyal biliğsel
becerilerdeki yetersizlik OSB’nñn çekirdek belirtilerindedir. DEHB’de de biliğsel, akademik, ailesel ve mesleki iğlevler gibi
günlük yağamñn çeğitli alanlarñnda görülen bozukluklar yanñ sñra sosyal iğlevsellik alanñnda da güçlükler yağanmaktadñr. Bu
çalñğmada DEHB olgularñ ile normal kontrol grubununemosyon tanñma ve sosyal biliğ becerilerinin karğñlağtñrñlmasñ
hedeflenmiğtir. Yöntem: Çalñğmaya Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ
Poliklinißi’nde takip edilen DEHB tanñlñ, düzenli tedavi gören ve psikiyatrik ek hastalñßñ olmayan 20 hasta ile 20 kontrol
grubu alñnmñğtñr. Olgulara Anlam ve ðliğkileri Kavrayabilme testi (ComprehensionTest), Gaf testi (FauxPau), Gözlertesti
(Eyes Test) ve Yüzlertesti (Faces Test) uygulanmñğtñr. Hasta verileri SPSS 16.0paket programñ kullanñlarak
deßerlendirilmiğtir. Bulgular: 20 DEHB olgusunun, %80’i (n=16) erkek, %20’si (n=4) kñz olgulardan oluğmaktaydñ. Kontrol
47
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
grubunun ise %5’i (n=1) erkek ve %95’i (n=19) kñz olgulardan oluğmaktaydñ. DEHB olgularñnñn yağ ortalamasñ 11.95 +1.50,
kontrol olgularñnñn yağ ortalamasñ 13,75 + 1,37 olarak saptandñ. DEHB olgularñ ve normal kontrol grubu arasñnda
Yüzler(p:0,000), Gözler (p:0,000),Gaf(p:0,000) ve Anlam ve ðliğkileri Kavrayabilme (p:0,000) testlerindeanlamlñ farklñlñk
saptandñ. Gruplar arasñnda saptanan yağ ve cinsiyet farkñnñn test performanslarñnñ etkilemedißi istatistiksel olarak gösterildi.
ðlacñnñ kullanmadan test uygulanan 10 hasta ile ilacñnñ kullanarak test uygulanan 10 hasta arasñnda test performanslarñnda
anlamlñ farklñlñk saptanmadñ. ðlacñnñ kullanan ve kullanmayan grup normal kontrollerden kötü performans sergilemiğtir.
TartÕúma: DEHB olan grubun emosyon tanñma ve sosyal biliğ alanlarñnda yetersizlik yağadñßñ saptanmñğtñr.DEHB
olgularñnñn tedavi sürecinde sosyal iğlevsellik ve sosyal biliğ alanñnda yağadñklarñ yetersizliklerinin de ele alñnmasñnñn önemli
oldußu düğünülmüğtür.Daha geniğ örneklemler ile DEHB’deki sosyal biliğsel yetersizliklerin iliğkili oldußu faktörlerin ve
sosyal yetersizlißi olan ya da OSB-iliğkili DEHB alt tipi olup olmadñßñnñn önemli bir arağtñrma konusu oldußu
düğünülmüğtür.
SB-12 Üniversite Ö÷rencilerinden Oluúan Bir Örneklemde Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Belirtileri ile
Otistik Özellikler ArasÕndaki øliúki: Ön Veriler
Arzu Hergüner1, Ümit IúÕk1, Hatice Özayhan1, Sabri Hergüner1
1
Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Gerek klinik gerekse toplum temelli çalñğmalarda dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) ve otizm spektrum
bozuklußu (OSB) birliktelißinin yüksek oranlarda oldußu gösterilmiğtir. OSB tanñsñ alan çocuk ve ergenlerde % 59 ile % 75
arasñnda DEHB eğlik ettißi ayrñca DEHB olan olgularñn da özellikle sosyal etkileğim ve iletiğim alanlarñnda sorun yağadñklarñ
belirtilmektedir. Bu çalñğmada üniversite ößrencilerinden oluğan bir genç eriğkin örneklemde DEHB belirtilerinin OSB
özellikleri ile iliğkisinin incelenmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem: Çalñğmanñn örneklemi Meram Tñp Fakültesi 1., 2. ve 3. sñnñf
ößrencileri oluğturmuğtur. Arağtñrmanñn yapñlmasñ için gerekli izinleri Meram Tñp Fakültesi Dekanlñßñ'ndan alñnmñğ, çalñğma
Meram Tñp Fakültesi Etik Kurulu tarafñndan onaylanmñğtñr. Katñlñmcñlara çalñğmanñn amacñ anlatñldñktan sonra onamlarñ
alñnmñğ, demografik özellikleri içeren bir formu doldurmalarñndan sonra Wender Utah Deßerlendirme Ölçeßi (WUDÖ),
Eriğkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeßi (ASRS) ve Otizm Anketi (OA) doldurmalarñ istenmiğtir. Bulgular: Çalñğmaya 256
(104 erkek, 152 kadñn) kiği katñlmñğtñr. WUDÖ ve ASRS kesim noktalarñna göre DEHB sñklñßñ erkeklerde % 11.5, kadñnlarda
% 9.3 olarak bulunmuğtur. DEHB olan grupta hem kadñn hem erkek cinsiyette OA puanlarñ anlamlñ olarak daha yüksek
bulunmuğtur (23.1 / 19.3; 22.3 / 19.2). Baßñntñ analizinde gerek erkek grubunda gerekse kadñn grubunda Otizm Anketi
Toplam Puanñ ile ASRS Toplam ve Dikkatsizlik Alt Puanlarñ arasñnda ileri düzeyde anlamlñlñk oldußu görülmüğtür. Bu iliğki
Hiperaktivite Dürtüsellik Alt Puanñnda görülmemiğtir. TartÕúma: Son yñllarda çocuk ve ergen yağ gruplarñnda yapñlan
çalñğmalarda dikkat eksiklißi belirtilerinin otizm özellikleri ile iliğkili oldußu ancak hiperaktivite belirtilerinin iliğkisinin
olmadñßñ gösterilmiğtir. Çalñğmamñzda genç eriğkinlerden oluğan bir grupta dikkat eksiklißi belirtileri ile otistik özellikler
arasñnda iliğki oldußu görülmüğ, DEHB belirtileri daha yoßun olanlarda otizm özelliklerinin de daha yüksek oldußu
bulunmuğtur. Bu sonuçlar çocuk ve ergen yağ grubundan yapñlan çalñğmalar ile uyumluluk göstermektedir. Ancak dikkat
eksiklißi belirtileri ile otizm özellikleri arasñndaki iliğkinin nedensellißine yönelik daha ileri arağtñrmalara gereksinin vardñr.
SB-13 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Olan Çocuk ve Ergenlerin Sorunlu ønternet KullanÕmÕ ile øliúkili
Etmenler
Fatma Hülya YaylalÕ¹, Cihat Ka÷an Gürkan²
¹Aksaray Devlet Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Klini÷i, ²Ankara Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve
Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ, klinik pratikte görülme sñklñßñ artmakta olan internetin sorunlu kullanñmñnñn; DEHB, kiğisel
risk etmenleri ve ailesel etmenler açñsñndan iliğkisini arağtñrmak, saßlñklñ kontrol grubuyla karğñlağtñrarak varsa riske etki eden
etmenler hakkñnda bilgi sahibi olmaktñr. Yöntem: Çalñğma grubu, Ankara Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh
Saßlñßñ ve Hastalñklarñ poliklinißine Nisan 2013- Haziran 2013 tarihleri arasñnda bağvuruda bulunan, DEHB tanñsñyla takip
edilmekte olan, 12-16 yağlarñ arasñnda, 34 çocuk ve ailelerinden oluğmuğtur. Kontrol grubu, bir ilkößretim okulu ve bir lisede
okuyan, 12-16 yağlarñ arasñnda, yağ ve cinsiyet olarak çalñğma grubuna eğlenerek seçilen 36 çocuk ve ailelerinden oluğmuğtur.
Çalñğma ve kontrol grubundaki çocuklarñn, Okul Çaßñ Çocuklarñ için Duygulanñm Bozuklularñ ve Ğizofreni Görüğme
Çizelgesi- Ğimdi ve Yağam Boyu Versiyonu (ÇGDĞ-ĞY) uygulanarak DSM-IV tanñ ölçütlerine göre psikiyatrik tanñlarñ
belirlenmiğtir. Çocuklara, Çocuk ve Ergenlerde ðnternet/Bilgisayar Kullanñmñ Deßerlendirme Anketi (Çocuk formu), Güçler
ve Güçlükler Anketi –Ergen formu (GGA) ve ðnternette Biliğsel Durum Ölçeßi (ðBDÖ) uygulanmñğtñr. Anne ve babalara,
Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocuk ve Ergenlerde ðnternet/Bilgisayar Kullanñmñ Deßerlendirme Anketi (Ebeveyn formu),
GGA- Ebeveyn formu ve Aile Deßerlendirme Ölçeßi (ADÖ) uygulanmñğtñr. Çocuk ve Ergenlerde ðnternet/Bilgisayar
Kullanñmñ Deßerlendirme Anketi ile çocußun interneti kullanñm süresi (saat/hafta), interneti kullanñm örüntüleri gibi
48
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
deßiğkenler sorgulanmñğtñr. Sonuç: DEHB grubunun haftalñk internet kullanma süresinin, kontrol grubundan daha fazla
oldußu saptanmñğtñr. ðBDÖ toplam puanlarñn ve tüm alt ölçek puan ortalamalarñnñn DEHB grubunda anlamlñ düzeyde yüksek
oldußu saptanmñğtñr. Uygulanan GGA sonuçlarñna göre, DEHB’si olan çocuklarda hiperaktivite, davranñm problemleri ve
arkadağ iliğkilerinde sorunlar daha çok saptanmñğtñr. ADÖ genel aile iğlevleri, iletiğim, roller ve davranñğ kontrolü alt ölçek
puanlarñ DEHB grubunda anlamlñ düzeyde yüksek bulunmuğtur. Gruplar arasñnda günlük hayatta internet kullanma, evde
bilgisayar olmasñ ve evlerinde internet eriğimi bulunmasñ gibi etmenler açñsñndan iki grup açñsñndan faklñlñk olmadñßñ
saptanmñğtñr. DEHB grubunun interneti, e-posta kullanñmñ, çevrimiçi oyun oynama ve sohbet etme (“chat” yapma) amaçlarñ
ile daha sñk kullandñklarñ saptanmñğtñr. Kontrol grubunun interneti kullanñm amaçlarñndan herhangi bir bilgiyi arama, ödev
yapmanñn DEHB grubuna kñyasla daha fazla oldußu saptanmñğtñr. DEHB grubunda, eğlik eden psikiyatrik bozukluklar ile
ðBDÖ ve haftalñk internet kullanñm süresi arasñndaki iliğki incelendißinde; Karğñt Olma Karğñ Gelme Bozuklußu ve Davranñm
Bozuklußu tanñlarñ ile istatistiksel olarak anlamlñ bir iliğki oldußu saptanmñğtñr. DEHB grubunda, ADÖ’nün duygusal tepki
verebilme alt ölçeßi ile ðBDÖ puanlarñ arasñndaki istatistiksel olarak anlamlñ bir iliğki bulunmuğtur. TartÕúma: Çalñğmamñzda
DEHB’de sorunlu internet kullanñmñnñn daha sñk oldußu ortaya konmuğtur. DEHB tedavisinde sorunlu internet kullanñmñ da
bir tedavi hedefi olarak ele alñnmalñdñr. Sorunlu internet kullanñmñna yönelik müdahaleler aile içi duygu ifadesini de göz
önünde bulundurmalñdñr. DEHB’nin etkin tedavisi, bu sorunun azalmasñna katkñda bulunabilir. Çalñğmamñz, ülkemizde
internetin sorunlu kullanñmñ alanñnda DEHB ile kontrol grubunun karğñlağtñrñldñßñ, aile iğlevlerinin deßerlendirilerek internet
kullanñm örüntüleri ile iliğkisinin incelendißi ilk çalñğmadñr. Bu konuda daha geniğ ölçekli, uzunlamasñna, karğñlağtñrmalñ
arağtñrmalar yapñlmalñdñr.
SB-14 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u TanÕlÕ Çocuklarda HastalÕ÷a Özgü øúlevsellikte BozulmanÕn
De÷erlendirilmesi
Mahmut Cem TarakçÕo÷lu1, Nursu ÇakÕn-Memik2, Nesligül Nihal Olgun2, Belma A÷ao÷lu2
1
BakÕrköy Dr. Sadi Konuk E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Klini÷i, 2Kocaeli Üniversitesi TÕp Fakültesi
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Bu çalñğmada, dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) tanñsñ alan çocuk ve ergenlerde DEHB ile iliğkili
iğlevsellikte bozulmanñn deßerlendirilmesi, belirti ğiddeti ile iğlevsellikte bozulma arasñndaki iliğkinin incelenmesi ve
sonuçlarñn saßlñklñ kontrol grubu ile karğñlağtñrñlmasñ amaçlanmñğtñr. Yöntem: Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin Duygulanñm
Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi Ğimdi ve Yağam Boyu Ğekli-Türkçe Uyarlamasñ (ÇDĞG-ĞY-T) ile yapñlan
görüğmede ilk kez DEHB tanñsñ alan 1-8. sñnñfa devam eden 250 çocuk çalñğma grubunu oluğturmuğtur. Kontrol grubu ise iki
farklñ okulda ößrenim gören DEHB grubu ile yağ ve cinsiyet olarak eğleğtirilen 250 saßlñklñ çocuktan oluğturulmuğtur.
ðğlevsellikte bozulmanñn ve DEHB ile ilgili belirtilerin deßerlendirilmesi için DEHB ve kontrol grubu ebeveynleri tarafñndan
Weiss ðğlevsellikte Bozulma Ölçeßi Ebeveyn-Formu (WðBÖ-E) ve Conners Aile Deßerlendirme Ölçeßi-Kñsa Formu (CADÖ48) Türkçe versiyonlarñ doldurulmuğtur. DEHB tanñsñ alan olgularda DEHB belirti ğiddeti Yñkñcñ Davranñğ Bozukluklarñ için
DSM-IV’e Dayalñ Tarama ve Deßerlendirme Ölçeßi-Ebeveyn formu (YDBÖ-E) ile deßerlendirilmiğtir. Sonuç: DEHB
grubunun kontrol grubuna göre WðBÖ-E’nin aile, okul, yağam becerileri, sosyal etkinlikler ve ölçek toplam puanlarñndan
istatistiksel olarak yüksek puan aldñßñ saptanmñğtñr. DEHB belirti ğiddeti ile iğlevsellikte bozulma arasñndaki iliğki
incelendißinde WðBÖ-E’nin toplam ve alt boyut puanlarñ ile YDBÖ-E dikkat eksiklißi, hareketlilik-dürtüsellik ve toplam
puanlarñ arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ korelasyonlar bulunmuğtur. TartÕúma: Günlük yağam iğlevlerini birçok yönden
olumsuz etkileyen belirtilerle seyreden yaygñn nörodavranñğsal bozukluklardan biri olan DEHB’nin iğlevsellikte bozulmaya
yol açtñßñ görülmektedir. DEHB’de iğlevsellißin deßerlendirilmesinin tanñ, tedavi planñ oluğturulmasñ, prognoz ve iyileğmenin
deßerlendirilmesinde faydalñ olacaßñ düğünülebilir.
SB-15 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Olan Çocuklarda Sosyal Anksiyete Bozuklu÷u Komorbiditesi:
Anksiyöz Ve KarúÕ Gelen ÇocuklarÕn Klinik KarúÕlaútÕrÕlmasÕ
Miraç BarÕú Usta1, Koray Karabekiro÷lu1
1
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu’nda (DEHB) komorbidite önemli bir sorun oluğturmaktadñr. Bazñ hastalarda
devam eden DEHB bulgularñna eğlik eden psikiyatrik durumlarñ ayñrt etmek zor olabilir. Öte yandan, hangi klinik belirtilerin
daha öncelikle tedavi edilmesi gerektißine karar verilmesi bazen güçtür. DEHB klinißinde sñklñkla dißer yñkñcñ davranñm
bozukluklarñ bildirilmesine karğñn, anksiyete ve sosyal iğlevsellik ile ilgili bilgiler bazen arka planda kalmaktadñr. Bu klinik
çalñğmada DEHB tanñlñ çocuklarda bir içe dönük bozukluk olan sosyal anksiyete bozuklußu (SAB) ile dñğa dönük bir
bozukluk olan karğñ olma-karğñ gelme bozuklußu (KOKGB) komorbiditelerinin benzer ve farklñ yönlerini incelemek
amaçlanmñğtñr. Yöntem: Bu takip çalñğmasñna OMÜ Çocuk Psikiyatrisi Klinißi’nde DEHB tanñsñ konan ve metilfenidat
tedavisi bağlanan hastalar alñnmñğlardñr. Klinißimizde her çocußun ebeveynine ve ößretmenine bağvuru öncesi verilen
49
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
ölçekler arasñnda yer alan Çocuk ve Ergen Davranñğ Bozukluklarñ için DSM-IV’e Dayalñ Tarama ve Deßerlendirme Ölçeßi
(ÇEDB-Ö), Çocuklar ðçin Depresyon Ölçeßi (ÇDÖ), Çocuklar için Sosyal Anksiyete Ölçeßi-Yenilenmiğ Biçim (ÇSAÖ-Y)
doldurulmuğtur. ðlk bağvuruda ailelerin çocußu akademik, sosyal ve davranñğsal iğlevsellißinin her birini 5 üzerinden
puanlamasñ istenmiğtir (toplam: 3-15). DEHB klinik ğiddeti belirlemede Klinik Global ðzlem (KGð) kullanñlmñğtñr. Klinik
görüğme sonrasñ konan psikiyatrik tanñlar ile DEHB+KOKGB, DEHB+SAB, DEHB ğeklinde üç grup oluğturulmuğtur.
Sonuç: DEHB grubu 73 (59 erkek, 14 kñz, yağ ort:10,1), DEHB+SAB grubu 16 (10 erkek, 6 kñz, yağ ort:11,5) ve
DEHB+KOKGB grubu 29 (22 erkek, 7 kñz, yağ ort: 11,3) kiğiden oluğmaktadñr. Yağlar benzer ancak, DEHB+SAB grubu
dißer gruplara göre anlamlñ olarak daha düğük erkek/kñz oranñna sahiptir. Her üç grupta da “dikkat daßñnñklñßñ” ve “ders
bağarñsñzlñßñ” bağvuru ğikayetleri arasñnda anlamlñ oranda fazla bulundu. DEHB+KOKGB grubu ilk bağvuruda aileler
tarafñndan bildirilen davranñğsal, sosyal iğlevsellik puanlarñ açñsñndan her iki gruptan da anlamlñ derecede düğük (p<0,05) bir
iğlevsellik düzeyine sahip bulundu. DEHB+KOKGB grubunda aileler dißer gruplara göre anlamlñ oranda daha fazla (%68)
“ilaç tedavisi beklentisi” ifade etmiğtir. ÇEDB-Ö sonuçlarñna göre, DEHB+SAB grubunun, DEHB grubuna göre ößretmen ve
aile yñkñcñ davranñm puanlarñ anlamlñ olarak daha düğüktü. DEHB+KOKGB grubunun ÇDÖ puanlarñ yine her iki gruptan
anlamlñ derecede yüksekti. Üç grup arasñnda ilk bağvuruda DEHB KGð puanlarñ arasñnda anlamlñ fark yok iken, takip
görüğmesinde DEHB+KOKGB KGð düzelme puanlarñ anlamlñ derecede daha düğük bulundu. TartÕúma: Bu örneklemde
DEHB tanñsñ alan çocuklarda DEHB ile komorbid durumlarñn okul ve evdeki iğlevsellißi önemli ölçüde etkiledißini
göstermiğtir. SAB komorbiditesi ile karğñlağtñrñldñßñnda KOKGB komorbid durumunun varlñßñ iğlevsellißi anlamlñ ölçüde
daha fazla bozmakta ve metilfenidat tedavisine yanñt anlamlñ düzeyde daha düğük olmaktadñr. Bu sonuç, özellikle
farmakolojik tedavi yanñtñnñn farklñ komorbid gruplar arasñnda farklñ olabileceßini göstermektedir. DEHB'li çocußa
yaklağñmda kormobid durumlarñn incelenmesi önemlidir. Komorbidite durumlarñnñn iğlevselliße ve tedavi yanñtñna etkisi
kontrollü çalñğmalarla deßerlendirilmelidir.
SB-16 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u’nda Talasemi ve Demir Eksikli÷i Anemisinin Nöropsikiyatrik
AçÕdan KarúÕlaútÕrÕlmasÕ
Gonca Çelik1, Özge Yüre÷ir, Ayúegül Tahiro÷lu1, Sevcan Bozdo÷an2, Ayúe AvcÕ1, Perihan Ray 1,Özge Metin1, Özlem
Keskiner1, Dilek VarmÕú1, Belgin Yoruldu1, øpek Süzer1
1
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Adana Numune E÷itim AraútÕrma Hastanesi
Genetik HastalÕklarÕ AraútÕrma Birimi.
Giriú: Demir metabolizmasñnñn Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu’ndaki önemi, son çalñğmalarda artan biçimde
vurgulanmaktadñr. Çukurova Bölgesinde kan hastalñklarñ arasñnda en yaygñn olarak bilinenleri demir eksiklißi ve talasemidir.
Bu nedenle organik etyolojiyi dñğlamak amaçlñ poliklinißimizde tüm bağvurularda, hemogram ve demir metabolizmasñ rutin
olarak tetkik edilmektedir. Demir eksiklißi, hemoglobin (Hb) oluğumunu engellemeyecek miktarda vücut demirinin eksik
olmasñdñr. Demir eksiklißi anemisi (DEA) ise demir eksiklißi sonucu Hb miktarñnñn azalmasñdñr. Talasemi ise hemoglobini
oluğturan globin zincirlerinden biri veya daha fazlasñnñn sentezinin azalmasñ veya hiç sentezlenememesi ile karakterize
otozomal resesif geçiğ gösteren hastalñk grubudur. Bu çalñğmanñn amacñ, 8-15 yağ aralñßñndaki Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite
Bozuklußu tanñsñ alan Talasemi tağñyñcñsñ ve Demir Eksiklißi Anemisinin eğlik ettißi iki grubun alt tipler, psikometrik
ölçümler ve komorbidite açñsñndan karğñlağtñrñlmasñdñr. Yöntem: Çalñğmaya, Adana Numune Eßitim ve Arağtñrma Hastanesi
Genetik Tanñ Merkezinde mutasyon analizi yapñlarak talasemi tağñyñcñlñßñ saptanan ve Ç.Ü.T.F Çocuk Ruh Saßlñßñ Bölümüne
yönlendirilen çocuk ve ergenler alñndñ. Olgulara, Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme
Çizelgesi-Ğimdi ve Yağam Boyu Ğekli (KSADS) tanñ koydurucu ölçeßi ve Stroop nöropsikolojik test bataryasñ uygulandñ.
Aile ve ößretmene Conners deßerlendirme ölçekleri verildi. Her iki grup yağ, cinsiyet ve komorbidite açñsñndan birebir
eğlendi. Bulgular: DEHB tanñsñ olan her grupta n=26 (%65), toplam 52 olgu (%65) vardñ. DEHB-BT her grupta 14 (%35)
toplam 28 (%35); DEHB-DE her grupta 12 (%30) toplam 24 (%30). DEHB dñğñnda bir tanñ alan her grupta 5 (%12.5) olgu
toplam 10 (12.5) olgu var. Her grupta herhangi bir tanñ almayan 9 (%22.5), toplam 18 (%22.5) olgu vardñ. Dißer tanñlar
gruplarda eğlendi. Gruplar arasñnda Conners Ößretmen ölçeßi puan ortalamasñ farklñ bulunmazken Conners Aile Ölçekleri
ortalamalarñ karğñlağtñrñldñßñnda demir eksiklißi grubunda 40.1±18.1 ; talasemi grubunda 30.0±17.3 p= 0,018 olarak bulundu.
Her iki grup Stroop alt puanlarñ açñsñndan karğñlağtñrñldñßñnda talasemi grubundaki stroop hata ortalamasñ demir eksiklißi
grubundan daha yüksek olarak bulundu.( 2.2±3.6; 0.4±0.9, p=0,001) Talasemi tağñyñcñsñ grubundaki DEHB de serum demir
düzeyi ve ferritin düzeyi ile stroop süre, pozitif korelasyon göstermekteyken (r=0,42) demir eksiklißi grubundaki DEHB de
serum demir düzeyleri ve stroop arasñnda herhangi bir korelasyon bulunmamaktaydñ. TartÕúma ve Sonuç: Bu çalñğmada ilgi
çekici olarak anemi türlerine göre Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußunun psikometrik ölçümler ve dikkat testlerinde
farklñ bir profil sergiledißi gözlenmektedir. Bu sonucun hemoglobin ve demir yapñlarñnñn farklñ biçimde bozulmasñna baßlñ
olarak tirozin hidroksilaz sistemine baßlñ nörotransmitter sentezindeki etkileğimler ile iliğkili olabileceßi düğünülmüğtür.
Hem molekülünün bozuklußu, tağñnan oksijen miktarñndaki düğmeye neden olarak da DEHB patofizyolojisine neden olabilir.
Literatürde sadece demir ve ferritin düzeyi ile yapñlan arağtñrmalar DEHB grubunda talasemi tağñyñcñlarñnñn gözden
50
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
kaçmasñna ve yanlñğlñkla demir eksiklißi anemisi olarak yorumlanmasñna da neden olabilir. Dahasñ demir ve hem
metabolizmalarñnñn farklñ bozukluklarñ, her gruptaki ilaç tedavisi yanñtñnñ ve yan etki profilini de deßiğken biçimde
etkileyebilecektir. Demir ya da hem proteini metabolizmasñndaki bozuklußun, DEHB nin hangi alt tipi ile
iliğkilendirilebileceßinin destekleneceßi klinik çalñğmalara ihtiyaç duyulmaktadñr.
SB-17 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u ve YÕkÕcÕ Duygudurumu Düzenleyememe Bozuklu÷u Olan Çocuk ve
Ergenlerin Sosyodemografik YapÕlarÕnÕn, Psikiyatrik Eú TanÕlarÕnÕn ve Aile øúlevlerinin KarúÕlaútÕrÕlmasÕna øliúkin
ÇalÕúma
PÕnar Uran1, Birim Günay KÕlÕç1
1
Ankara Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) ve Yñkñcñ Duygudurumu Düzenleyememe Bozuklußu (YDDB)
olan çocuk ve ergenlerin sosyodemografik yapñlarñnñn, psikiyatrik eğ tanñlarñnñn, davranñğ örüntülerinin ve aile iğlevlerinin
birbirleri ve saßlñklñ kontrollerle karğñlağtñrñlmasñ amaçlanmñğtñr. Yöntem: A.Ü.T.F. Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve
Hastalñklarñ Anabilim Dalñ’na Eylül 2010- Eylül 2011 arasñnda ardñğñk bağvurmuğ 7-18 yağ aralñßñnda, Okul Çaßñ Çocuklarñ
ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi Ğimdi ve Yağam Boyu Ğekli Türkçe Uyarlamasñ ve DSM-IV
Tanñ Sñnñflamasñna göre DEHB bileğik tip ve Aßñr Duygudurum Düzensizlißi (ADD) tanñsñ konulan ve psikiyatrik eğ tanñlarñ
belirlenen, IQ > 80 olan, toplam 114 çocuk (75 DEHB bileğik tip, 24 ADD, 15 saßlñklñ kontrol) çalñğmaya dahil edilmiğtir.
ADD tanñsñna sahip çocuklardan DSM-V ölçütlerine göre YDDB tanñsñnñ karğñlayan 18 çocuk çalñğmaya alñnmñğtñr. Aileler
tarafñndan Sosyodemografik Veri Formu, Aile Deßerlendirme Ölçeßi (ADÖ) ve Conners Anne-Baba Derecelendirme ÖlçeßiUzun Formu (YCABDÖ-UF), ößretmenler tarafñndan da Conners Ößretmen Derecelendirme Ölçeßi-Uzun Formu (YCÖDÖUF) doldurulmuğtur. Sonuç: Gruplarda anne, baba yağlarñ ve boğanma oranlarñ dñğñnda sosyodemografik yapñlar birbirine
benzer bulunurken, YDDB tanñsñna sahip çocuklarñn ğimdiki ve geçmiğ zamana ait psikiyatrik eğ tanñ oranlarñ DEHB bileğik
tip tanñsñna sahip çocuklardan anlamlñ ğekilde yüksek bulunmuğtur (p<0.05). YDDB tanñsñna sahip çocuklarñn iki ve üzeri eğ
psikiyatrik tanñ alma oranñ DEHB grubundan anlamlñ ğekilde yüksek bulunmuğtur (p<0.05). Ebeveynlerin doldurduklarñ
YCABDÖ-UF’de “karğñ gelme”, “hiperaktivite”, “sosyal problemler”, “DEHB ðndeksi”, “huzursuzluk-impulsivite”,
“duygusal deßiğkenlik” ve “global indeks toplam” alt ölçeklerinde; YDDB grubu ortalama puanlarñ DEHB grubu ve kontrol
grubu ortalama puanlarñndan anlamlñ ğekilde yüksek çñkmñğtñr (p<0.05). YDDB ve DEHB gruplarñnda iki ve üzeri eğ
psikiyatrik tanñsñ olanlarñn YCABDÖ-UF “karğñ gelme”, “dikkatsizlik”, “DEHB ðndeksi” alt ölçekleri ortalama puanlarñ,
ikiden az eğ tanñsñ olanlara göre anlamlñ ğekilde yüksek bulunmuğtur (p<0.05). YDDB grubunda ADÖ’nün “iletiğim”,
“duygusal tepki verebilme” alt ölçek ortalama puanlarñ DEHB grubundan anlamlñ ğekilde yüksek bulunmuğ, “gereken ilgiyi
gösterme” ve “genel iğlevler” alt ölçek ortalama puanlarñ ise hem DEHB hem de kontrol grubundan anlamlñ ğekilde yüksek
bulunmuğtur (p<0.05). YCABDÖ-UF “karğñ gelme”, “hiperaktivite”, “dikkatsizlik”, “DEHB ðndeksi” alt ölçek puanlarñ ile
ADÖ’nün “gereken ilgiyi gösterme” alt ölçeßi puanñ arasñnda ve YCABDÖ-UF “sosyal problemler” alt ölçeßi ile ADÖ’nün
“roller” alt ölçeßi puanlarñ arasñnda pozitif yönde iliğki, YCÖDÖ-UF “mükemmeliyetçilik” alt ölçeßi ile ADÖ’nün “genel
iğlevler” alt ölçeßi puanlarñ arasñnda ise negatif yönde iliğki saptanmñğtñr. YDDB ve DEHB gruplarñnda iki ve üzeri eğ
psikiyatrik tanñsñ olanlarñn ADÖ alt ölçekleri ortalama puanlarñ, ikiden az eğ tanñsñ olanlarla anlamlñ farklñlñk
göstermemektedir (p>0.05). TartÕúma: Çalñğmamñzda YDDB tanñsñ konulan çocuklarñn DEHB grubundaki çocuklara kñyasla
daha fazla psikiyatrik eğ tanñya, daha problemli davranñğ örüntülerine ve daha bozuk aile iğlevlerine sahip oldußu
anlağñlmñğtñr. Bu çocuklarñn erken dönemde bütüncül olarak ele alñnmasñ, aile tedavilerinin de beraberinde sürdürülmesi önem
arz etmektedir.
SB-18 Ergenlik Öncesi Yaú Grubunda Risperidon KullanÕmÕnÕn Kilo ve Karaci÷er Fonksiyon Testleri Üzerine Etkisi
Burcu Ersöz Alan1, Sadriye Ebru Çengel Kültür2
1
2
Dr. Sami Ulus KadÕn Do÷um, Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ E÷itim AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Klini÷i;
Hacettepe Üniversitesi øhsan do÷ramacÕ Çocuk Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: 18 yağ altñnda kullanñmñ FDA onaylñ ilk antipsikotik olan risperidon, psikiyatrik hastalñklarñn nörobiyolojik yönlerinin
daha iyi anlağñlmasñ, daha küçük yağlarda tanñlarñn konulabilmesi sonucunda belirtilerde daha hñzlñ iyileğme saplanmasñnñn
hedeflenmesi amacñyla ekstrapramidal yan etkilerinin daha az görülmesi nedeniyle küçük yağ grubunda tercih edilmektedir.
Ancak kilo artñğñ ve kardiyometabolik yan etkilere çocuklarñn daha duyarlñ oldußu bildirilmektedir. Karacißer fonksiyon
testleri (KCFT)’nde asemptomatik yükselmeye neden oldußu da saptanmñğtñr; kilo artñğñ sonucu yaßlñ karacißer bulgusu
olabileceßi hipotezi öne sürülmüğtür. Ancak çalñğmalarda örneklemin ergenlik durumlarñ göz ardñ edilmiğ, yağ aralñßñ geniğ
tutulmuğtur. Bu çalñğmada amaç ergenlik öncesinde risperidon kullanñmñnñn KCFT üzerine etkisi arağtñrñlmñğtñr. Yöntem: 10
yağ altñnda 30 prepubertal çocußun kilo, vücut kitle indeksi (VKð), VKð-z skor, VKð-persentil (VKð-p) ile KCFT (ALT, AST,
51
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
GGT, ALP, T.bilirubin, D. bilirubin) deßerleri risperidon tedavisine bağlamadan öncesi ile 14-16 hafta sonrasñnda
karğñlağtñrñlmñğtñr. VKð-p deßerlerine göre hastalar normal, fazla kilolu ve obez olarak kategorize edilmiğtir. Sonuç: 2.58-10.5
(ort. 5.31 ± 1.82) yağlarñ arasñnda 27 erkek, 3 kñz hasta çalñğmaya dahil edilmiğtir. DSM-IV’e göre tanñlar; yñkñcñ davranñm
bozuklußu (n: 14), otizm spektrum bozuklußu (n: 12) ve mental retardasyon (n: 4)’dur. Risperidon 0.25-1 mg/gün doz
aralñßñnda (0.01-0.07 mg/kg/gün) ortalama 120.30 ± 17.37 gün kullanñlmñğtñr. Geçici kağñntñ (n:2) ve sedasyon (n: 1) aileler
tarafñndan belirtilen dißer yan etkilerdir. 28 hastada 0.30-6 kg artñğñ saptanmñğ; VKð (ʏ: 0.71 ± 1.29), VKð-p (ʏ: 9.75 ± 16.68)
ve VKð-z skoru (ʏ: 0.31 ± 1.04) ortalamalarñnda anlamlñ artñğ saptanñrken, KCFT deßerlerinde istatistiksel olarak anlamlñ bir
deßiğiklik saptanmamñğtñr. Bazal VKð-p kategorileri ile kilo artñğñ arasñnda korelasyon saptanmamñğtñr. VKð-p kategorileri
arasñndaki deßiğim anlamlñ bulunmuğtur. ALP düzeyindeki deßiğim ile kilo ve VKð deßiğimi arasñnda, ALT düzeyindeki
deßiğim ile VKð-p ve AST düzeyinde deßiğim arasñnda korelasyon anlamlñ saptanmñğtñr. TartÕúma: Kilo ve kilo ile ilgili
deßerlerde (VKð, VKð-p, VKð-z skor) literatürle uyumludur; düğük dozda kñsa süreli kullanñmda dahi risperidon tedavisi
sñrasñnda büyüme eßrileri ile hastalarñn takibinin gerekli oldußunu göstermektedir. Kilo artñğñnñn neden oldußu yaßlñ karacißer
neticesinde asemptomatik KCFT deßiğimleri olabileceßi hipotezi bu çalñğmada desteklenmemiğtir. Bu sonuç, ergenlik
öncesinde metabolizma farklñlñßñ sonucu olabileceßi gibi KCFT bakñlma zamanñyla iliğkili de olabilir. Ergenlik öncesinde
KCFT açñsñndan risperidon güvenli gözükmekle birlikte örneklem sayñsñnñn azlñßñ çalñğmanñn bağlñca kñsñtlñlñklarñndandñr.
SB-19 Anksiyete, Anksiyete DuyarlÕlÕ÷Õ ve Görsel AlgÕ øliúkisi
Savaú YÕlmaz1, Ömer Faruk Akça1, Burak AçÕkel1, Ayhan Bilgiç1, Emine Zinnur KÕlÕç2
1
Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ AD, 2Özel Hekim
Amaç: Görsel algñlama duygu, motivasyon, yağam olaylarñ, koğullar, bulunulan yer, algñlanan nesne gibi çeğitli faktörlerden
etkilenir. Anksiyete, korku ve görsel algñ konusunda yapñlmñğ çoßu çalñğma anksiyeteli bireylerin biliğsel çarpñtmalarñ
oldußunu, özellikle de tehdit ile iliğkili uyaranlara maruz kaldñklarñ durumlarda dikkat ve yorumlama konusunda yanlñ
olduklarñnñ göstermiğtir. Ancak önceki çalñğmalar cinsiyetler arasñnda algñ ile ilgili herhangi bir farklñlñk bildirmemiğlerdir.
Bunun yanñnda anksiyete bozukluklarñnñn geliğiminde etkisi oldußu bildirilen anksiyete duyarlñlñßñ kavramñnñn algñ üzerine
olan etkisi ile ilgili veriler kñsñtlñdñr. Bu çalñğmada anksiyete ve anksiyete duyarlñlñßñnñn yüksüz (anksiyete uyandñrmayan) bir
uyaranñn boyutunu algñlama üzerindeki etkisinin arağtñrñlmasñ amaçlanmñğtñr. Bununla birlikte bu iliğkinin cinsiyetler arasñnda
farklñlñk oluğturup oluğturmayacaßñnñn arağtñrñlmasñ amaçlanmñğtñr. Yöntem: Çalñğmanñn örneklemi tñp fakültesi 4. ve 5. Sñnñf
ößrencisi olan 74 genç eriğkinden oluğturulmuğtur. Karñğtñrñcñ faktörlerin ortadan kaldñrñlmasñ için (zeka, yağ vs.) kiğiler
birbirine yakñn sñnñflardan alñnmaya çalñğñlmñğtñr. Çalñğmaya katñlan tüm gönüllüler bir sñnñfa alñnmñğ ve yazarlar tarafñndan
geliğtirilen görsel algñ deßerlendirme testi (V-SPAT) uygulanmñğtñr.Anksiyete seviyesini deßerlendirmek için Beck Anksiyete
Ölçeßi (BAÖ) , anksiyete duyarlñlñßñnñ deßerlendirmek için Anksiyete Duyarlñlñßñ Ölçeßi -3 (ADÖ-3) kullanñlmñğtñr. BAÖ,
ADÖ-3 ve V-SPAT arasñndaki iliğkiyi deßerlendirebilmek için parsiyel korelasyon testi uygulanmñğtñr. Sonuç: Parsiyel
korelasyon testinde tüm örneklem (yağ, cinsiyet, boy ve kilo kontrol edildißinde) deßerlendirildißine yalnñzca V-SPAT
kalabalñk-seyrek alt tipi ile BAÖ arasñnda zayñf anlamlñ bir iliğki tesbit edilmiğtir. (p =0.06) Aynñ analiz iki cinsiyet için ayrñ
ayrñ yapñldñßñnda kñzlarda ADÖ’nün biliğsel alt ölçeßi ve BAÖ ile V-SPAT testinin kalabalñk-seyrek alt testi arasñnda baßñntñ
oldußu görülmüğtür (p<0.05). Ek olarak zayñf anlamlñlñk deßerleri tesbit edilse de toplam ADÖ toplam ve ADÖ sosyal alt
ölçek puanlarñ ile V-SPAT testinin kalabalñk-seyrek ve uzun-kñsa alt testleri arasñnda baßñntñ oldußu görülmüğtür . Erkeklerde
ise ADÖ fiziksel alt ölçeßinin V-SPAT testinin uzun-kñsa alt testi ile zñt yönde baßñntñlñ oldußu görülmüğtür. Ek olarak zayñf
düzeyde anlamlñlñk göstermekle birlikte ADÖ-3 biliğsel alt ölçeßi ile V-SPAT testinin kalabalñk-seyrek alt testi ile zñt yönde
baßñntñlñ oldußu görülmüğtür. TartÕúma: Bu çalñğmanñn hipotezine göre, anksiyete düzeyi yüksek olan gönüllülerin yüksüz
görsel imajlarñ daha büyük, uzun, geniğ ve daha kalabalñk olarak tanñmlamalarñ beklenmekteydi. Hipoteze uygun olarak
erkeklerde anksiyete duyarlñlñßñ fiziksel ve biliğsel alt ölçek puanlarñ, daha uzun ve daha kalabalñk algñlama ile iliğkili
bulunmuğtur. Ancak kadñnlarda anksiyete , anksiyete duyarlñlñßñ toplam ve biliğsel alt ölçeßi puanlarñnñn daha seyrek algñlama
ile, anksiyete duyarlñlñßñ sosyal alt ölçek puanlarñnñn ise daha kñsa algñlama ile iliğkili oldußu görülmüğtür. Daha önceki
çalñğmalarda yüklü(anksiyeteyi tetikleyebilecek) uyaranlarñn daha büyük algñlandñßñ veya daha küçük olarak resmedilebildißi
ile ilgili çalñğmalar bulunmaktadñr. Ancak bu çalñğmalarda cinsiyet farklñlñßñndan bahsedilmemiğtir. Bu çalñğma yüksüz
uyaranlarñn algñlanmasñnñ arağtñran ve cinsiyetlere göre farkñnñ deßerlendiren yazñndaki ilk çalñğma olma nitelißi tağñmaktadñr.
SB-20 Uçucu Madde KullanÕm Bozuklu÷u Olan Ergenlerde Anormal Beyaz Madde Bütünlü÷ü Ve Biliúsel øúlevlerde
Bozulma
Zeki Yüncü1, Nabi Zorlu2, Hozan SaatçÕo÷lu1, Bürge Baúay3, Ömer Baúay3, FazÕl Gelal4, Burcu Özbaran1, Sezen Köse1,
Cahide AydÕn1
1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Katip Çelebi Üniversitesi, Atatürk E÷itim
ve AraútÕrma Hastanesi, Psikiyatri Klini÷i, 3AydÕn KadÕn Do÷um ve Çocuk HastalÕklarÕ Hastanesi, Çocuk ve Ergen
Psikiyatrisi Klini÷i, 4Katip Çelebi Üniversitesi, Atatürk E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Radyodiagnostik Klini÷i
52
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Amaç: Uçucu madde baßñmlñlñßñ (UMB), özellikle ergen ve genç eriğkinlerde önemli bir saßlñk sorunu oluğturmaktadñr.
Ancak, UMB olan ergenlerde, beyaz madde(BM) mikroyapñsñ hakkñnda henüz yeterli düzeyde bilgiye sahip deßiliz. Bu
çalñğmada, UMB olan ergenlerde beyaz cevher deßiğikliklerini diffüzyon tensor görüntüleme yöntemi kullanñlarak
incelenmesi amaçlandñ. Ayrñca UMB olan ergenlerde beyaz cevherdeki deßiğimlerle nöropsikolojik deßerlendirme sonuçlarñ
arasñnda herhangi bir iliğkinin varlñßñnñn saptanmasñ amaçlandñ. Yöntem: Çalñğmaya 19 UMB olan ve 21 saßlñklñ kontrol
grubu dahil edildi. Gruplar arasñnda anormal beyaz cevher bölgeleri tespit etmek için, beyaz cevher mikro yapñsñnñn tüm
beyin analizi, sistem-tabanlñ uzamsal istatistikler (TBSS) kullanñlarak yapñldñ. Nöropsikolojik performansñ ölçmek için
Wisconsin Kart Eğleme Testi (WKET) ve Stroop Testi kullanñldñ. Sonuç: UMB olan grubun bilateral frontal ve sol parietal
BM‘de aksiyal yayñnñm (AY) deßerlerinin saßlñklñ kontrol grubuna göre anlamlñ olarak daha yüksek oldußunu bulduk. Uçucu
madde baßñmlñlarñ ve kontrol gruplarñnda fraksiyonel anizotropi (FA) ve radyal difüzivite (RD) deßerleri üzerinde anlamlñ bir
farklñlñk yoktu. UMB olan grubun WKET ve Stroop testinde kontrol grubuna kñyasla kötü bir performans gösterdißi görüldü.
UMB ve kontrol grubu ile nöropsikolojik test performanslarñ ile AY deßerleri arasñnda anlamlñ iliğki bulunamadñ. TartÕúma:
Bu çalñğmamñzda nöropsikolojik test performansñ ve beyaz cevher bütünlüßünde farklñ bozukluklarñ tespit ettik. Ancak beyaz
cevher deßiğiklikleri ile biliğsel performans arasñnda doßrudan bir iliğki göstermemiz mümkün olmadñ. Gelecekteki
çalñğmalarda, UMB olan bireylerin beyin anormalliklerinin tespiti için, beyin yapñsñ, fonksiyonu ve baßlantñlarñnñn boylamsal
arağtñrmalarla deßerlendirilmesi gerekli oldußu düğüncesindeyiz.
SÖZEL BøLDøRøLER-3 (SB21 – SB30)
11 Nisan Cuma
Oturum BaúkanÕ: Doç. Dr. Neslihan Emiroßlu
07:30-08:45
SB-21 Obsesif Kompulsif Bozuklu÷u olan Çocuk ve Ergenlerde miR18a-5p, miR22-3p, miR24-3p, miR106b-5p,
miR107, miR125b-5p ve miR155a-5p Seviyelerinin De÷erlendirilmesi
Hasan Kandemir1, Mehmet Emin Erdal2, Salih Selek3, Özlem øzci Ay2, øbrahim Fatih Karababa4, Mustafa Ertan Ay2, Sultan
BasmacÕ Kandemir5, ùenay Görücü YÕlmaz6, Suat Ekinci7, Bahar Taúdelen8
1
Harran Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klini÷i, 2Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi, TÕbbi Biyoloji,
Medeniyet Üniversitesi TÕp Fakültesi, Psikiyatri, 4Harran Üniversitesi TÕp Fakültesi, Psikiyatri, 5BalÕklÕgöl Devlet
Hastanesi, Psikiyatri, 6Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi, TÕbbi Biyoloji ve Genetik, 7BalÕklÕ Rum Hastanesi, Psikiyatri,
8
Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi, Bioistatistik
3
Amaç: OKB yineleyici obsesyonlar veya kompulsiyonlarñn görüldüßü, süregen, kimi zaman da dönemsel gidiğ gösteren,
kiğinin toplumsal ve günlük iğlevlerini belirgin olarak etkileyen psikiyatrik bir bozukluktur. OKB klinik görünüm olarak
semptomlar bakñmñndan heterojenite göstermektedir. Fenotipteki bu farklñlñklar etiyolojide genetik, çevresel , psikolojik,
sosyal, ve biyokimyasal faktörlerin rol aldñßñnñ düğündürmektedir. Gen regülasyonu, bir genin fonksiyonel olarak üretimine
bağlamasñ (ekspresyon) için zamanlamanñn yapñlmasñ ve üretilecek ürün miktarñnñn ayarlanmasñ için gerçekleğtirilen hücresel
bir yönetimdir. Hücrenin yapñsñ ve fonksiyonu üzerinde kontrol imkânñ tanñr, hücresel geliğim, farklñlağma, apoptozis için
temeldir ayrñca organizmanñn uyum yeteneßine katkñda bulunur. Gen ekspresyon mekanizmasñnñn, RNA’nñn
transkripsiyonundan proteinlerin translasyon sonrasñ deßiğikliklerine kadar herhangi bir adñmñ ayarlanabilir. Son dönemde
gen ekspresyonunun regülasyonunda miRNA’larñn rolü üzerinde çalñğñlmaktadñr. miRNA’lar, translasyon ve transkripsiyon
sonrasñ gen düzenlemesinde gerekli olan küçük, kodlanmayan,tek zincir RNA’lardñr. Hücre içinde ve serum, plazma, idrar,
süt gibi dißer vücut sñvñlarñnda da bulunur. Psikiyatrik rahatsñzlñklarda mirNA çalñğmalarñ artñğ göstermektedir. Çocuk
Psikiyatrisi alanñnda yapñlacak çalñğmalarñn da literatüre katkñ sunacaßñnñ düğünüyoruz. Bu çalñğmamñzda Obsesif Kompulsif
Bozuklußu olan Çocuk ve Ergenlerde miR18a-5p, miR22-3p, miR24-3p, miR106b-5p, miR107, miR125b-5p ve miR155a-5p
seviyelerini deßerlendirmeyi amaçladñk. Yöntem: Çalñğmaya Harran Üniversitesi Tñp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ
ve Hastalñklarñ Ana Bilim Dalñ’na bağvuran DSM-IV ölçütlerine göre Obsesif Kompulsif Bozukluk tanñsñ konulan toplam
23 hasta ve 40 saßlñklñ birey dahil edildi. Bu bireylerden alñnan kan örneklerinden RNA izolasyonu Tri-Reagent (Sigma)
kullanñlarak yapñldñ. Real Time PCR cihazñnda ʏʏCT metodu ile kantitatif olarak belirlendi. Endojen kontrol olarak hsa-miR26b-5p, referans RNA örneßi olarak da kontrol grubundan alñnan RNA’lardan elde edilen RNA karñğñmñ kullanñldñ. Veriler
SPSS-11.5 ile deßerlendirildi. Shapiro Wilk testinde normal daßñlñm özellikleri görülmedißinden , deßerler median, birinci
çeyrek (25th percentile), üçüncü çeyrek (75th percentile), olarak hesaplandñ Mann-Whitney U testi ile karğñlağtñrñldñ. Sonuç:
Çalñğmaya alñnan 23 (15erkek, 8 kñz) OKB hastasinin yağ ortalamasñ 10,60±2,06 (7-16) ve 40 (26 erkek, 14 kñz) kontrol
grubun yağ ortalamasñ 11,25±2,93 (7-17)yñl bulundu. Iki grubun yağ ve cinsiyetlerinin karğñlağtñrñlmasñnda istatistiksel olarak
anlamlñ bir fark bulunmadñ (pȸ0.05). Hasta larda miR22-3p, miR24-3p, miR106b-5p, miR125b-5p ve miR155a-5p
seviyelerinin kontrollere göre anlamlñ derecede yüksek oldußu (pȷ0.05), miR18a-5p, miR107 seviyelerinin ise iki grup
arasñnda anlamlñ farklñlñk göstermedißi (pȸ0.05) bulundu. TartÕúma: Çalñğmamñzda miR22-3p, miR24-3p, miR106b-5p,
53
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
miR125b-5p ve miR155a-5p deßerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu. Muinos ve ark mir22 ile
panic bozukluk arasñnda iliğki olabileceßini bu mirNA nñn farklñ anksiyete bozukluklarñ için aday genleri ve iliğkili yolaklarñ
etkileyebileceßini belirtmiğlerdir. Moreau ve ark ğizofreni ve bipolar bozuklukta mir22 seviyelerinde farklñlağma saptamñğlar.
Yine depresyon hastalarñnda mir155 farklñlñklarñ bulan çalñğmalar literatürde mevcuttur. Lñtyum tedavisi esnasñnda artmñğ
mir155 seviyesi bildirilmiğtir. Huntington , otism ve alzheimer hastalñklarñnda mir125-5p seviyelerindeki deßiğimlerin
anlamlñ olabileceßi bazñ çalñğmalarda ortaya çñkmñğtñr. Ğizofreni, bñpolar bozukluk ve otizm gibi psikiyatrik hastalñklarda
mir 106b ve mir24 seviyelerinde kontrollere göre anlamlñ farklñlñklar bildiren yayñnlar da mevcuttur. Çalñğmamñz
herrnekadar vaka sayñsñ ve bakñlan mirNA çeğitleri yönünden kñsñtlñlñklar göstersede bu alanda yapñlacak çalñğmalara öncülük
edecegini düğünüyoruz.
SB-22 Pediatrik Obsesif Kompulsif Bozukluk ile Toxoplasma Gondii ArasÕndaki øliúki
Nursu ÇakÕn Memik1, Gülden Sönmez Tamer2, Hatice Ünver1, Özlem YÕldÕz Gündo÷du1
Kocaeli Üniversitesi 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕlarÕ A.D., 2Mikrobiyoloji Klini÷i
Amaç: Çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif bozuklußun (OKB) %2-4 yaygñnlñkta görüldüßü bilinmektedir. OKB’de
genetik, nörobiyolojik, nörokimyasal ve immünolojik etkenlerin yanñnda enfeksiyon hastalñklarñ da etyolojik açñdan
deßerlendirilmektedir. Bu çalñğmada pediatrik OKB tanñsñ almñğ olan hastalarda Toxoplasma gondii seropozitiflik oranñnñn
arağtñrñlmasñ amaçlanmñğtñr. Yöntem: Klinik ve yarñ yapñlandñrñlmñğ klinik görüğme ile OKB tanñsñ alan 42 hastanñn ve
kontrol grubu olarak 45 saßlñklñ bireyin serumunda enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi kullanñlarak antitoxoplasma IgG, anti-toxoplasma IgM ve toxoplasma avidite düzeyleri arağtñrñlmñğtñr. Sonuç: OKB olgularñnda antitoxoplasma IgG seropozitiflißi iki (%4.8) hastada bulunmuğtur. Anti-toxoplasma IgM seropozitiflißi hiçbir hastada
saptanmamñğtñr. Anti-toxoplasma IgG seropozitiflißi saptanan hastalarda toxoplasma avidite düzeyi 35±7.07 bulunmuğtur.
OKB olmayan grupta ise anti-toxoplasma IgG seropozitiflißi dört (%8.9) çocukta saptanmñğtñr. Toxoplasma IgM
seropozitiflißi ise hiçbir çocukta saptanmamñğ ve toxoplasma avidite düzeyi 33±2.44 bulunmuğtur. OKB grubu ile saßlñklñ
kontrol grup arasñnda anti-toxoplasma IgG, anti-toxoplasma IgM seropozitiflißi ve toxoplasma avidite düzeyi arasñnda
istatistiksel olarak anlamlñ bir fark bulunmamñğtñr (p>0.005). TartÕúma: Bu çalñğma pediatrik OKB ile toxoplasma
enfeksiyonu arasñndaki iliğkiyi deßerlendiren ilk çalñğmalardandñr. Çalñğmamñz pediatrik OKB’nin etyolojisinde toxoplasma
enfeksiyonunun önemli bir rolünün bulunmadñßñnñ düğündürmüğtür.
SB-23 Triple P Olumlu Anne BabalÕk E÷itimi’nin Anksiyete Bozuklu÷u Olan 8-12 Yaú ArasÕ Çocuklarda ve
Ebeveynlerde Anksiyete Düzeyi Ve Ruh Sa÷lÕ÷Õ Üzerine Etkilerinin AraútÕrÕldÕ÷Õ Randomize Kontrollü Bir ÇalÕúma
Gonca Özyurt1, Özlem Gencer1, Yusuf Öztürk1, Aylin Özbek1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ; ailelere yönelik bir biliğsel davranñğçñ tedavi yöntemi olan Triple P Olumlu Anne-Babalñk
Eßitim Programñ’nñn anksiyete bozuklußu tanñsñ olan çocuklarda; çocuklarñn davranñğsal ve duygusal sorunlarñ, çocuklardaki
anksiyete düzeyi, anksiyete bozuklußunun ğiddeti ve çocuklarñn psikososyal iğlevsellißi üzerine etkilerini deßerlendirmektir.
Triple P Olumlu Anne-Babalñk Eßitim Programñnñn Anksiyete Bozuklußu olan çocuklarñn ebeveynlerinin, kendi anksiyete
düzeyi ve ruh saßlñßñ üzerine olasñ etkilerini deßerlendirmek de çalñğmanñn bir dißer amacñdñr. Yöntem: Arağtñrma randomize
kontrollü prospektif desende bir arağtñrmadñr. Arağtñrmanñn örneklemi Okul Çaßñ Çocuklarñ için Duygulanñm Bozukluklarñ ve
Ğizofreni Görüğme Çizelgesi-Ğimdi ve Yağam Boyu Versiyonu (ÇDĞG-ĞY) ile Anksiyete Bozuklußu tanñsñ konulmuğ 74
çocuktan oluğmaktadñr. Örneklemin eğit olarak iki gruba randomizasyonunu takiben olgu grubunun ebeveynleri 8 hafta
boyunca Grup Triple P Olumlu Anne Baba Eßitim Programñna katñlñrken, kontrol grubunun ebeveynleri katñlmamñğtñr. ðki
grup eßitimden (giriğimden) hemen önce ve eßitim (giriğim) sonrasñnda sosyodemografik, duygusal ve davranñğsal
deßiğkenlerle karğñlağtñrñlmñğtñr. Veriler, Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Çocuklar için Genel Deßerlendirme Ölçeßi
(ÇGDÖ), Klinik Global ðzlenim Ölçeßi-Hastalñk Ğiddeti (KGðÖ-HĞ), Çocuklarda Anksiyete Tarama Ölçeßi Ebeveyn ve
Çocuk Formu (ÇATÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Durumluk-Sürekli Kaygñ Envanteri, Genel Saßlñk Anketi–28
(GSA–28) kullanñlarak toplanmñğtñr. Çalñğmanñn verileri Mann Whitney-U testi, Willcoxon iğaretli sñralar testi, ki-kare
analizi kullanñlarak deßerlendirilmiğtir. Sonuç: Çalñğmada Triple-P Olumlu Anne-Babalñk Eßitim Programñ uygulamasñnñn
ardñndan olgu grubunda ÇGDÖ’de anlamlñ artñğ (düzelme) (p<0,001), KGðÖ-HĞ’de anlamlñ düğme (p<0,001) oldußu
bulunmuğtur. Ayrñca GGA akran iliğkisi ve duygusal problemler alt ölçekleri skorlarñnda ve toplam güçlük puanñ skorunda
anlamlñ azalma saptanmñğtñr (p=0,02, p=0,001, p=0,008, sñrasñyla). Triple P Eßitim Programñnñn ardñndan çocuklarñn
anksiyete düzeyinin olgu grubunda hem ÇATÖ-çocuk formunda hem de ebeveyn formunda anlamlñ olarak düğtüßü
belirlenmiğtir (p<0,001, p<0,001, sñrasñyla). Çocuklarñn sosyal davranñğlarñ ile ebeveynlerin anksiyete düzeyi ve ebeveynlerin
ruh saßlñßñ üzerine ise olgu grubu içinde program öncesi ve sonrasñ karğñlağtñrñldñßñnda anlamlñ geliğme saptanñrken (p=0,06,
p=0,001, p=0,015 sñrasñyla), olgu ve kontrol grubu arasñnda eßitim sonrasñnda anlamlñ fark bulunmamñğtñr (p=0,426, p=0,380,
54
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
p=0,567, sñrasñyla). TartÕúma: Anksiyete Bozuklußu benlik saygñsñnñ, sosyal iliğkileri, akademik bağarñyñ ve iğlevsellißi
etkileyen önemli bir psikiyatrik bozukluktur. Anksiyete Bozuklußu tanñsñ olan çocuklar; gelecekte duygudurum ve anksiyete
bozukluklarñ bağta olmak üzere pek çok ruhsal bozukluk açñsñndan büyük bir risk tağñmaktadñr. Bu açñlardan Anksiyete
Bozuklußunun tedavisi ayrñ bir önem tağñmaktadñr. Bu çalñğmada Anksiyete Bozuklußu olan çocuklarñn anne-babalarñna
Triple-P uygulanarak, çocuklarñn anksiyete düzeyinin ve hastalñßñn ğiddetinin azaldñßñ ve çocußun iğlevsellißinin düzeldißinin
bulunmuğ olmasñ; ailelere yönelik bir BDT yöntemi olan Triple-P’nin, çocuk ve ergenlerde görülen Anksiyete Bozuklußunun
tedavisinde etkin bir yöntem olarak kullanñlabileceßini akla getirmektedir. Çalñğmamñzda çocußun duygusal ve davranñğsal
sorunlarñnñ ölçen GGA skorlarñnda anlamlñ bir azalma saptamñğ olmamñz; Anksiyete Bozuklußu olan çocuk ve ergenlerin
ebeveynlerinde Triple-P uygulamasñnñn çocuk ve ergenlerdeki duygusal ve davranñğsal sorunlarñ azalttñßñnñ göstermektedir.
Bu arağtñrma bulgusu ilgili yazñndaki Triple P Olumlu Anne Babalñk Eßitim Programñ ile yapñlan ve GGA‘nñn kullanñldñßñ
dißer arağtñrmalarñn bulgularñ ile benzerlik göstermektedir
Çalñğmanñn sonuçlarñ Triple P Olumlu Anne Babalñk Eßitim Programñnñn çocuklarda Anksiyete Bozuklußunun tedavisinde
kullanñlabileceßini düğündürmektedir; ancak bu konuda yapñlacak bağka çalñğmalara da ihtiyaç vardñr.
SB-24 Atomoksetin KullanÕmÕnÕn Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u SemptomlarÕ Üzerine Etkisi ve Tedavi
Sürecine Etki Eden Faktörler
Burak Do÷angün, ørem HamamcÕo÷lu, Veysi Çeri
østanbul Üniversitesi Cerrahpaúa TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: DEHB’nun farmakoterapisinde nonstimulan bir tedavi seçeneßi olan atomoksetinin (ATX) etkililißi ve güvenlißini
deßerlendiren çok sayñda uluslararasñ çalñğma bulunmakla beraber, ülkemizde bu konuyla ilgili yapñlmñğ çalñğmalar kñsñtlñdñr.
Bu çalñğmada, klinik popülasyonda ATX’in DEHB semptomlarñ üzerine etkililißinin ve yan etki profilinin incelenmesi,
tedavi sonucuna etki eden faktörlerin belirlenmesi hedeflenmiğtir. Yöntem: Çalñğmaya, Haziran 2011- Nisan 2013 tarihleri
arasñnda klinißimizde dikkat eksiklißi ve hiperaktivite belirtileri sebebiyle ATX kullanmñğ veya kullanmakta olan 6-16 yağ
arasñ 98 hasta dahil edilmiğtir. Tedavi etkililißi, Turgay Çocuk ve Ergenlerde Davranñm Bozukluklarñ için DSM-IV’e Dayalñ
Tarama ve Deßerlendirme Ölçeßi’nde tedavi öncesi ve tedavi sonrasñ oluğan puan farkñ ile, yan etkiler ise arağtñrmacñlar
tarafñndan oluğturulan 20 maddelik bir yan etki listesi ile, hastalar ve aileleriyle yapñlan yarñ yapñlandñrñlmñğ görüğmelerle
retrospektif olarak deßerlendirilmiğtir. Ölçek puanlarñnda tedavi öncesine göre %25 azalma yanñt, %40 azalma remisyon
olarak kabul edilmiğtir. Verilerin deßerlendirilmesinde SPSS 19.0 paket programñ kullanñlmñğ, Mann-Whitney U, KruskalWallis, Eğleğtirilmiğ Örneklem T, Pearson Ki kare, Pearson korelasyon testleri uygulanmñğtñr. Sonuç: Çalñğmaya katñlan 98
hastanñn verileri deßerlendirildißinde ATX tedavisi ile hastalarñn ölçek puanlarñnda %25,6 azalma oluğtußu gözlemlenmiğtir.
Tüm hasta grubunda yanñt oranñ %46,9, remisyon oranñ %23,5 olarak saptanmñğtñr. ATX’in KOKGB komorbid grupta,
KOKGB semptomlarñ üzerinde de etkili oldußu saptanmñğtñr. Hastalarñn %95,9’unda tedavi ile iliğkili en az bir yan etki
gözlenmiğtir. En sñk görülen yan etkiler iğtahsñzlñk, bulantñ ve uykuya meyildir (%44,9). Çalñğmamñzdan elde ettißimiz
veriler, hastalarñn %63,3’ünde iğtahsñzlñk, %45,9’unda bulantñ, %36,7’sinde karñn aßrñsñ, %35,7’sinde kilo kaybñ,
%27,6’sinda hazñmsñzlñk, %16,3’ünde kusma, %11,2’sinde ise kabñzlñk yan etkilerinin görüldüßünü ortaya koymaktadñr. Kilo
kaybñ verileri daha detaylñ incelendißinde, tüm hastalarda ortalama kilo kaybñnñn %4,3 oranñnda oldußu, hastalarñn %25’inde
kilo kaybñnñn %10 ve üzerinde, %3,1’inde ise %20’nin üzerinde oldußu dikkati çekmektedir. ATX ile iliğkili kardiyovasküler
yan etkilerden biri olan çarpñntñnñn görülme sñklñßñ %28,6 olarak saptanmñğtñr. Duygudurum dalgalanmalarñ (%40.,8),
mutsuzluk (%35,7), huzursuzluk (%33,7), saldñrganlñk (%20,4), intiharla iliğkili düğünceler (%16,3) ve intiharla iliğkili
davranñğlar (%6,1) gibi psikiyatrik yan etkilerin, literatüre oranla daha yüksek oranlarda görüldüßü dikkati çekmektedir.
Bağlangñç semptom ğiddeti, tedavi etkililißi ile iliğkili bulunmuğ; cinsiyet, yağ, KOKGB komorbiditesi, önceki stimulan
kullanñmñ ve doz ile, etkililik ve yan etki oranlarñ açñsñndan anlamlñ iliğki elde edilmemiğtir. TartÕúma: Klinik pratikte çeğitli
komorbiditeler varlñßñnda DEHB tedavisine yönelik ATX kullanñlmaktadñr. Komorbid hastalñklarñn dñğlanmadñßñ, tedaviden
fayda görmeyen veya yan etkiler sebebiyle tedaviyi bñrakmñğ olan hastalarñn da dahil edildißi klinik popülasyonda ATX
tedavisi ile, katñ dñğlama kriterlerinin uygulandñßñ geniğ katñlñmlñ etkililik çalñğmalarñndan elde edilen sonuçlara oranla tedavi
yanñtlarñnñn daha düğük seviyede kaldñßñ, birçok yan etkinin daha yüksek oranlarda görüldüßü, yan etkilerin tedaviye devamñ
olumsuz etkiledißi ve ATX kullanan hastalarñn intiharla iliğkili düğünce ve davranñğlar açñsñndan yakñn takip edilmeleri
gerektißi sonuçlarñ elde edilmiğtir.
SB-25 Depresif KÕz Ergenlerde øntihar DavranÕúÕnÕn Klinik Özellikleri
Çi÷dem Yektaú¹, Tezan Bildik², N. Burcu Özbaran², Sezen Köse², Serpil Erermiú²
1
Tokat Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, 2Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ major depresyon tanñlñ kñz ergenlerde intihar davranñğñnñn doßasñ ve klinik özelliklerini
deßerlendirmektir. Yöntem: Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü Ergen Birimi’ne ardñ sñra ilk
55
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
kez bağvuran ve son 12 ayda intihar davranñğñ olan, 15-17 yağ arasñndaki kñz ergenler arasñndan, Okul çaßñ çocuklarñ için
duygulanñm bozukluklarñ ve ğizofreni görüğme çizelgesi- Ğimdi ve yağam boyu versiyonu (ÇDGĞG-ĞY) ile Major Depresif
Bozukluk tanñsñ alan 79 hasta arağtñrma örneklemini oluğturmuğtur. Çalñğmada Sosyoekonomik düzey ölçeßi (SED), Beck
Depresyon Envanteri ve klinisyenlerce hazñrlanmñğ olan Özkñyñm Deßerlendirme Formu kullanñlmñğtñr. Sonuç: Giriğimlerin
%95’i impulsif doßadadñr. Giriğimler için en sñk kullanñlan yöntem ilaç içme yöntemidir. Giriğim yapan grubun yaklağñk üçte
birinde geçmiğte bir ya da daha fazla giriğim öyküsü saptanmñğtñr. Giriğimlere yönelik dinamik nedenler arasñnda en sñk
emosoyonel stresin ifadesi, ümitsizlik ya da çaresizlik durumlarñ karğñsñnda yağanan kontrol kaybñ ve aileyle iliğkili algñlanan
sorunlar yer almñğtñr. Giriğimlere yönelik en sñk belirtilen motivasyonlar ise sorunlardan kaçma, yakñn çevrede davranñğ
deßiğiklißi yaratma ve dißerlerini üzme ya da cezalandñrma isteßi olmuğtur. TartÕúma: Bu çalñğmada MDB ve intihar
düğünce grubundaki ergenlerin önemli bir oranñnda pasif doßada ölüm düğünceleri oldußu bulunmuğtur. MDB ve intihar
giriğim grubunda ise, bir plan ya da öncesinde herhangi bir hazñrlñk davranñğñnñn eğlik etmedißi dürtüsel doßada giriğimlerin
yapñldñßñ saptanmñğtñr. Depresyon tanñlñ ergenlerde intihar giriğimlerine yönelik en sñk belirtilen motivasyon, sorunlardan
kurtulma ve çatñğma yağadñßñ kiğilerde davranñğ deßiğiklißi yaratmaktñr.
SB-26 Bipolar Bozukluk TanÕlÕ Ergenlerde Aile Odakli Psikososyal Sa÷altim Uygulamalari; Aile Odakli Terapinin
Erken Dönemde Hastalik Belirtileri ve øúlevsellik Üzerine Etkisi
Dilay Karaarslan1, Neslihan ønal Emiro÷lu1, David David J. Miklovitz2
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fak. Çocuk ve Ergen Psikiyatri A.D.,
Enstitüsü, Çocuk ve Ergen Psikiyatri DepartmanÕ
2
UCLA Semel Sinirbilim ve ønsan DavranÕúlarÕ
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ Bipolar Bozukluk (BB) tanñsñ olan ve ilaç tedavisi almakta olan 12-18 yağ arasñ ergenlerde Aile
Odaklñ Terapi- Yüksek Risk Grubu (AOT-YRG) uygulamasñnñn ergenlerdeki BB belirtilerinin ve hastalñk ğiddetinin üzerine
etkisini deßerlendirmektir. Bu deßerlendirmeye ek olarak, uygulamanñn BB tanñlñ ergenlerin yağam kalitesi, ailelerinin
iğlevsellißi ve ebeveynlerinin depresif belirtileri üzerine etkilerinin deßerlendirilmesi amaçlanmaktadñr. Yöntem: Çalñğma
randomize kontrollü olarak planlanmñğtñr. Arağtñrmanñn olgu grubu 8 ergen ve ebeveyninden, kontrol grubu ise 6 ergen ve
ebeveyninden oluğturulmuğtur. Sosyo-demografik Veri Toplama Formu, Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ
ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi-Ğimdi ve Yağam Boyu Versiyonu (ÇDĞG-ĞY), Çocuklar için Depresyon Derecelendirme
Ölçeßi (ÇDDÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeßi (YMDÖ), Duygudurum Ğiddeti ðndeksi (DĞð), Çocuklar için Genel
Deßerlendirme Ölçeßi (ÇGDÖ), Klinik Global ðzlenim Ölçeßi- hastalñk ğiddeti (KGðÖ-HĞ) klinisyen tarafñndan
deßerlendirilmiğtir. Çocuklar ðçin Yağam Kalitesi Ölçeßi (ÇðYKO) gençler ve ebeveynlere, Aile Deßerlendirme Ölçeßi
(ADÖ), Beck Depresyon Ölçeßi (BDÖ) ebeveynlere verilerek doldurulmasñ saßlanmñğtñr. Olgu grubuna 16 hafta süren Aile
Odaklñ Terapi- Yüksek Risk Grubu uygulanmñğtñr. Veriler uygulama bağlamadan önce ve uygulama bitiminin sonrasñnda
toplanmñğtñr. Veriler Mann Whitney-U testi, Willcoxon iğaretli sñralar testi, ki-kare analizi, Pearson korelasyon analizi
kullanñlarak deßerlendirilmiğtir. Bulgular: Çalñğmaya katñlan olgularñn yağ ortalamasñ 16,29±1,26, katñlanlarñn 8 tanesi kñz
(%57,1), 6 tanesi erkekti (%42,9). AOT-YRG uygulamasñ ile olgu grubunda kontrol grubuna göre ÇGDÖ puanlarñnda
anlamlñ artñğ ve KGðÖ-HĞ, ÇDDÖ, YMDÖ, DĞð puanlarñnda anlamlñ azalma bulunmuğtur. ADÖ alt ölçeklerinden problem
çözme, iletiğim, aile içi roller, affektif duyarlñlñk, affektif baßlñlñk, davranñğ kontrolü ve genel iğlevsellik alt ölçek puanlarñnñn
istatistiksel olarak anlamlñ azalma, ÇðYKO alt ölçeklerinden ise duygusal iğlevsellik, sosyla iğlevsellik ve okul iğlevsellißi ve
ölçek toplam skorlarñnda istatistiksel olarak anlamlñ artñğ saptanmñğtñr. Uygulama ile ebeveynlerin depresif belirtilerinde
istatistiksel olarak anlamlñ azalma saptanmñğtñr. TartÕúma: Bulgularñmñz AOT-YRG’ nun BB belirtileri ve hastalñk ğiddeti,
olgularñn yağam kalitesi ve iğlevsellikleri ile aile iğlevsellißi üzerine olumlu etkileri oldußunu göstermektedir ancak daha
geniğ örneklemlerle desteklenmeye ihtiyaç vardñr.
SB-27 Mardin ølinde ki Lise Ö÷rencilerinin AlgÕladÕklarÕ Sosyal Destek Düzeyleri øle Depresyon ùiddeti ve øntihara
E÷ilimleri ArasÕndaki øliúki
Özlem ùireli 1, Mehmet Çolak 2, Yavuz Orak 3, Naime SakÕnç 4
1 Mardin Devlet Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klini÷i, 2 Mardin KadÕn Do÷um ve Çocuk Hastanesi, Çocuk ve
Ergen Psikiyatrisi Klini÷i, 3Mardin Devlet Hastanesi, Anestezi Klini÷i, 4 Mardin Devlet Hastanesi, Klinik Psikolog
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ; ergenlerin algñladñklarñ sosyal destek ile depresyon ğiddeti ve intihar olasñlñßñ arasñndaki iliğkiyi
belirlemektir. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tñp Fakültesinden etik kurul onayñ ve Mardin ðli Milli Eßitim Müdürlüßünden
yazñlñ izin alñndñktan sonra Mardin il merkezinde lise 2 ,lise 3 ve lise 4.sñnflardaki toplam 5856 ößrenci arasñndan; alfa=0,01,
d=0,03 deßerlerine göre hesaplanan örneklem büyüklüßüne göre 927 ößrenci çalñğmaya alñnmñğtñr. Ößrenciler bir
arağtñrmacñ gözetiminde, Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Çocuklar için Depresyon Ölçeßi(ÇDÖ), Çocuk ve Ergenler
ðçin Sosyal Destek Deßerlendirme Ölçeßi(Ç-SDDÖ) ve ðntihar Olasñlñßñ Ölçeßi(ðOÖ) ile deßerlendirilmiğtir. Sonuçlar:
56
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Çalñğmaya alñnan olgularñn yağ ortalamalarñ 15,89 (SS=0,77 yñl) olup 489’u erkek (%52,8),438 ‘i kñzdñr(%47,2). Ç-SDDÖ’
nün alt ölçek skorlarñ ile ðOÖ toplam skorlarñ deßerlendirildißine; ðOÖ skorlarñ ile arkadağtan alñnan alt destek (r=-0.312, p
<0.001),ößretmenden alñnan destek (r=-0.302, p <0.001) alt ölçek skorlarñ ve Ç-SDDÖ toplam (r=-0.341, p <0.001) skorlarñ
arasñnda negatif zayñf düzeyde iliğki saptanmñğtñr. Ç-SDDÖ’ nün alt ölçek skorlarñ ile ÇDÖ skorlarñ deßerlendirildißinde;
ÇDÖ skorlarñ ile ößretmenden alñnan destek (r=-0.463, p <0.001) alt ölçek skorlarñ arasñnda negatif zayñf iliğki, arkadağtan
alñnan alt destek (r= -0.514, p <0.001) alt ölçek skorlarñ ve Ç-SDDÖ toplam (r= -0.572 , p <0.001) skorlarñ arasñnda negatif
orta düzeyde iliğki saptanmñğtñr. ðOÖ ’nün alt ölçek skorlarñ ile ÇDÖ skorlarñ deßerlendirildißinde; ÇDÖ skorlarñ ile
umutsuzluk (r=0.532, p <0.001), intihar düğüncesi (r=0.532, p <0.001) ,düğmanlñk (r=0.538, p <0.001) alt ölçek skorlarñ ve
ðOÖ toplam (r=0.579, , p <0.001)skorlarñ arasñnda pozitif orta düzeyde iliğki saptanmñğtñr. TartÕúma: Çalñğmamñzñn
sonuçlarñ ergenlerin algñladñklarñ sosyal destek düzeyleri ile depresyon ğiddetleri ve intihar eßilimleri arasñnda anlamlñ
negatif iliğki oldußunu göstermektedir. Ergenlik döneminde depresyon ve intihar giriğimi en önemli halk saßlñßñ
sorunlarñndan biridir. Çalñğmamñz; ergenlerin; depresyon gibi mevcut psikopatolojilerinin tedavisinin yanñ sñra sosyal
desteklerinin de deßerlendirilerek artñrñlmasñna yönelik giriğimlerin, intihar davranñğlarñnñn önlenmesi açñsñndan önemli
oldußunu göstermiğtir.
SB-28 EÜTF Çocuk Psikiyatrisi YataklÕ Servis Örne÷i ve YatÕúÕn øyileúmeye KatkÕsÕ
Ebru YÕlmaz¹, Ayúe Nur AydÕn¹, T. EceDurmuúo÷lu², NazlÕ Burcu Özbaran ¹, Sezen Köse¹
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Psikiyatri A.D.
Amaç: Çocuk ve ergen psikiyatrisi 1979 yñlñnda Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalñ’na baßlñ bilim dalñ olarak
kurulmuğtur. Ancak çocuk ve ergen psikiyatrisine poliklinik koğullarñnda tedavi edilemeyecek düzeyde aßñr ruhsal sorunlar
yağayan çocuk ve ergenlerin hastaneye yatñrñlarak tedavi edilmesi gerekebilmektedir. Günümüzde, çocuk ve ergenlerin
yataklñ tedavisi; belli koğullarda bağvurulan, çocuk ve ergenin tedavisi sñrasñnda bireysel deßerlendirilip, hasta çocuk, ergen
ve ailelerinin ihtiyaçlarñnñ dikkate alan, poliklinik, kurum tedavisi ve rehabilitasyonla birlikte, toplam tedavinin bir parçasñ
olarak kullanñlmaktadñr. Son yñllarda artan bağvuru sayñsñ ile beraber yataklñ tedavi gereksinimi de artmñğtñr. Bunun üzerine
ğartlarñn olgunlağmasñ ile beraber 4 Mart 2013 tarihinde Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi içinde 12 yatak kapasiteli yataklñ
tedavi birimimiz açñlmñğtñr. Bu çalñğmada Mart 2013- Mart 2014 tarihleri arasñndaki bir yñllñk dönemde klinißimizde yatarak
tedavi almñğ olan 108 hastanñn klinik global izlem ölçeßine göre deßerlendirmeleri yapñlmñğ ve yatñğ öncesi ve taburculuk
sonrasñ kñyaslanarak yatñğtan saßlanan fayda deßerlendirilmeye çalñğñlmñğtñr. Yöntem: Mart 2013- Mart 2014 tarihleri
arasñndaki bir yñllñk dönem içerisinde Ege Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi yataklñ biriminde tedavi gören 108 hastanñn
kayñtlarñ incelenmiğtir. Hastalarñn ilk yatñğ sñrasñndaki klinik global izlem ölçeßi- ğiddeti (CGI- S) puanlarñyla taburculuk
sonrasñ klinik global izlem ölçeßi puanlarñ karğñlağtñrñlmñğtñr. Sonuç: Yataklñ servisler, çeğitli ruhsal sorunlar yağayan çocuk
ve ergenlere güvenli, ilgili ve anlayan bir ortam sunarak tedavi edici çalñğmalarñn gerçekleğmesine olanak saßlar. Yatarak
tedavi deneyimi çocuk ve ergen için sadece belirti düzeyinde düzelme deßil, aynñ zamanda kiğilik geliğiminde ve benlik
saygñsñnda da olumlu bir etki saßlar. Klinißimizde yatarak tedavi görmüğ olan 108 hastanñn yatñğ öncesi ve taburculuk
sonrasñ klinik global izlem ölçeßine göre deßerlendirmeleri yapñlmñğtñr. Disiplin sorunu nedeniyle taburculußu yapñlmak
zorunda kalan 6 hasta çalñğma dñğñ bñrakñlmñğ, veriler 102 hasta üzerinden deßerlendirilmiğtir. ðlk yatñğ sñrasñndaki muayenede
deßerlendirilen CGI-S ortalama puanñ; 4.89 olarak belirgin düzeyde hasta düzeyine yakñn bulunmuğtur. Taburculuk sonrasñ
CGI- S ortalama puanñ; 2.05 olarak hastalñk sñnñrñnda saptanmñğtñr. Klinißimize yatñğñ saßlanan 13 hastanñn yatñğ sñrasñndaki
CGI- S puanlarñ 7 (çok aßñr hasta) iken, toplamda 32 hastanñn CGI- S puanlarñ 6 (aßñr hasta) olarak saptanmñğtñr. TartÕúma:
Çocuk ve ergen psikiyatrisi yataklñ tedavi birimleri ülkemizde yeni geliğmekte olan bir tedavi seçeneßi durumundadñr. Daha
önceki yñllarda yatñğ gerektiren ruhsal hastalñßñ bulunan özellikle ergen grubundaki hastalarñn izlem ve tedavisi yetiğkin
psikiyatrisi yataklñ tedavi birimlerinde sürdürülmekteydi. Ancak çocuklarñn bu tür servislerde saßaltñmlarñnñn zor olmasñ
nedeniyle saßaltñmdan yararlanamamalarñ, çocuk ve ergenlerin geliğim dönemlerine özgü klinik sorunlarñn yetiğkin psikiyatri
servislerinde yeterince tanñnñp, uygun saßaltñm planñnñn yapñlamamasñ, yetiğkin hastalardan semptom kapabilmeleri gibi
sorunlar mevcuttu. Bu nedenle hastalarñn sadece çocuk ve ergenlere yönelik tedavi merkezlerinde saßaltñmñ, önerilen ve
geliğmiğ ülkelerde yerleğmiğ bir sistemdir. Klinißimiz yeni bir birim olmasñna karğñn izledißimiz hastalarda klinik global
izlem ölçeßine göre yaptñßñmñz deßerlendirme sonuçlarñ göz önüne alñndñßñnda anlamlñ iyileğme olmuğ olmasñ umut vericidir.
SB-29 Türk ÇocuklarÕnda Psikiyatrik BozukluklarÕn YaygÕnlÕ÷Õ: Bozulma Etkisi ve Sosyodemografik Özellikler
Öznur Bilaç¹, Taciser Uysal², Eyüp Sabri Ercan³
1
Manisa Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, Çocuk ve Ergen Birimi, 2ùÕrnak Devlet Hastanesi,
Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
3
Ege Üniversitesi
Amaç: Türkiye'de oldußu gibi geliğmekte olan ülkelerde çocuk ve ergenlerde psikiyatrik bozukluklarñn yaygñnlñßñ ve iliğkili
risk faktörlerini arağtñrmñğ olan epidemiyolojik çalñğmalar sñnñrlñdñr. Bu arağtñrma, epidemiyolojik çalñğmalarda psikiyatrik
57
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
bozukluklar için önerilen metodoloji kullanñlarak yeterli bir ilkokul örnekleminde psikiyatrik hastalñk yaygñnlñßñnñ ve
bozulma (impairment) kriterinin yaygñnlñk üzerindeki etkisini saptamak için tasarlanmñğtñr. Yöntem: ðzmir ðl Milli Eßitim
Müdürlüßü tarafñndan resmi sñnñflamaya göre alt/orta/üst sosyoekonomik gruba göre belirlenen 12 okuldan, %5 hata payñyla,
alfa (t) %1 olarak belirlenen 419 olgu rastgele örneklem alñnmasñ yöntemiyle seçildi. 417 olguya ulağñldñ, yanñt oranñ %99.5
olarak saptandñ. Olgular yarñ yapñlandñrñlmñğ tanñ görüğmesi (K-SADS-PL) ve bozulma kriterleri kullanñlarak deßerlendirildi.
Sonuç: Bozulma kriteri dahil edilmeden yani sadece klinik görüğme ileörneklem grubunun %36,7’si, bozulma kriteri klinik
görüğmeye dahil edildißinde ise % 14.1’i herhangi bir DSM-IV tanñsñ almñğtñr. En sñk saptanan psikiyatrik tanñlar sñrasñyla
dikkat eksiklißi/hiperaktivite bozuklußu (DEHB) ve anksiyete bozukluklarñydñ. Sosyodemografik özellikler açñsñndan dñğa
atñm bozukluklarñnda tanñ almayan gruptan anlamlñ farklñlñklar saptanñrken, içe atñm bozukluklarñnda anlamlñ bir farklñlñk
saptanmamñğtñr. TartÕúma: Bu arağtñrma bilebildißimiz kadarñyla belirli bir Türk çocuk örnekleminde epidemiyolojik
çalñğmalar için önerilen metodoloji kullanñlarak DSM-IV’ de tanñmlanmñğ çocukluk çaßñnda en sñk görülen psikiyatrik
bozukluklarñn yaygñnlñßñ ile ilgili ilk verileri vermiğtir. Literatürle uyumlu olarak davranñğ bozuklußu dñğñndaki tüm
psikiyatrik bozukluklarñn yaygñnlñßñ bozulma kriteri eklendißinde belirgin olarak azalmñğtñr. Bu arağtñrmanñn sonuçlarñ,
Türkiye'nin farklñ bölgelerinde yapñlacak daha ileri çalñğmalar ile desteklenmelidir.
SB-30 Psikiyatri Klini÷ine Baúvuran Çocuklarda Mizaç Özellikleri, Aile øúlevleri ve Çocuk Yetiútirme TutumlarÕ ile
øçe Yönelim/DÕúa yönelim SorunlarÕ ArasÕndaki øliúki
Halime ùenay Güzel1
1
Madalyon Psikiyatri Merkezi, Çocuk ve Ergen Birimi
Amaç: Çocuk psikiyatri birimlerine her geçen gün içe yönelim ve dñğa yönelim sorunlarñ nedeniyle bağvuran anne-baba
sayñsñ artmaktadñr. Dolayñsñyla bu konunun en iyi ğekilde anlağñlmasñ, bu sorunlar üzerinde etkili olan faktörlerin çok iyi bir
ğekilde ele alñnmasñna gerek duyulmaktadñr. Bu arağtñrmanñn amacñ mizaç, aile iğlevleri ve çocuk yetiğtirme tutumu ile içe
yönelim ve dñğa yönelim sorunlarñ arasñndaki iliğkiyi incelemek; ayrñca çocußun ve ebeveynlerinin hangi özelliklerin içe
yönelim ve dñğa yönelim sorunlarñ üzerinde etkili oldußunu görmektir. Bir dißer amaç ise, içe yönelim ve dñğa yönelim
sorunlarñnñ doßrudan ve aracñ yollarla yordayan deßiğkenlerin belirlenmesi için yol analizi kullanñlarak uyumlu modeller
oluğturmaktñr. Yöntem: Ankara Dñğkapñ Çocuk Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Hematoloji Onkoloji Eßitim ve Arağtñrma Hastanesi
Psikiyatri Poliklinißi’ne ayaktan bağvuran 8-11 yağ arasñ 157 çocuk ile anne-babalarñ, arağtñrma hakkñnda bilgilendirildikten
sonra çalñğmaya dahil edilmiğtir. Yaygñn geliğimsel bozukluk, mental retardasyon ve özgül ößrenme güçlüßü tanñlarñ olan
çocuklar çalñğmanñn dñğñnda tutulmuğtur. Okul Çaßñ Çocuklarñ için Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğmesi
Çizelgesi-Ğimdi ve Yağam Boyu Versiyonu (ÇDĞG-ĞY-T) uygulandñktan sonra, Okul Çaßñ Çocuklarñ için Mizaç Ölçeßi, 618 Yağ Çocuk ve Gençler için Davranñğ Deßerlendirme Ölçeßi (ÇDDÖ/6-18), Aile Deßerlendirme Ölçeßi (ADÖ) ve Aile
Hayatñ ve Çocuk Yetiğtirme Tutumu Ölçeßi (AHÇYTÖ) ebeveynler tarafñndan doldurulmuğtur. Elde edilen ölçek puanlarñ
açñsñndan ANOVA, regresyon ve yapñsal eğitleme modeli yapñlmñğtñr. Sonuç: Varyans analizi sonuçlarñna göre, içe yönelim
sorunlarñ kñz çocuklarñnda (F (1, 157)= 7.733, p<.05), dñğa yönelim sorunlarñ erkek çocuklarñnda daha çok görülmektedir (F
(1,157)= 13.711, p<0.001). Ayrñca ebeveynin psikiyatrik tedavi almasñnñn sadece içe yönelim sorunlarñ üzerinde etkili oldußu
bulunmuğtur (F (1,157)= 6.127, p<.05). Fiziksel istismara ußramanñn dñğa yönelim sorunlarñ üzerinde etkili oldußu bulgusuna
ilaveten (F(1,157)= 5.49, p<.05), ailenin son 6 aydñr stresli yağam olayñ yağama durumu sadece içe yönelim sorunlarñ için
anlamlñ bulunmuğtur (F (1, 157)= 13.07, p<.001). ðçe yönelim ve dñğa yönelim sorunlarñ modelinin iyi uyum gösterdißi
gözlenmiğtir ( Ɛ² (3, n = 157) = 3.913, p = .271; Ɛ² (9, n = 157) = 9.474, p = .395). Model testi, duygusal tepki verme
özellißinin, demokratik tutum, ev kadñnlñßñnñ reddetme ve evlilik çatñğmasñ özellißi ile içe yönelim ve dñğa yönelim sorunlarñ
arasñndaki iliğkide aracñ (mediator) rolünü ortaya koymuğtur. Bunun yanñ sñra model testi, davranñğ kontrolü özellißinin, artñk
boyut/disiplin özellißi ile dñğa yönelim sorunlarñ arasñndaki iliğkide aracñ rolünü ortaya koymuğtur. TartÕúma: Yñllardñr çocuk
psikopatolojisine iliğkin olarak alanyazñnda çevre mi genetik mi etkilidir sorusuna verilen cevap her ikisinin de etkileğimde
oldußu ğeklindedir. Ancak bu çalñğmada, hem içe yönelim hem de dñğa yönelim sorunlarñna iliğkin olarak önerilen modele
mizaç girememiğtir. Sonuç olarak, ev kadñnlñßñnñ reddeden ve evlilik çatñğmasñ olan, ayrñca demokratik tutum sergilemeyen
ebeveynler, duygusal tepkilerini yerinde / zamanñnda gösterememektedir ve bu durum hem içe yönelim hem de dñğa yönelim
sorunlarñ üzerinde etkili olmaktadñr. Bunun yanñ sñra, sñkñ disipline inanan, çocußu fazlasñyla zorlayan ve kesinlikle
demokratik davranmayan ebeveynler, davranñğ kontrolü açñsñndan iğlevsellik gösterememektedir; bu da dñğa yönelim
sorunlarñ üzerinde etkili olmaktadñr. Mizacñn modele girmemiğ olmasñ, mizaç ve psikopatolojinin aynñ yapñlar oldußu sadece
mizacñn ağñrñ boyutunun psikopatoloji olarak adlandñrñldñßñ görüğüyle açñklanabilir.
58
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
SÖZEL BøLDøRøLER-4 (SB31 – SB40)
11 Nisan Cuma
Oturum BaúkanÕ: Prof. Dr. Aynur Pekcanlar Akay
07:30 - 08:45
SB-31 Obezite TanÕsÕ Alan Çocuk ve Ergenlerin Annelerinin Anksiyete ve Depresyon Düzeyleri, Ebeveyn TutumlarÕ
ve Aile øúlevselli÷i
Aynur Pekcanlar Akay1, Yeúim Öztürk2, Sibel Nur Avcil3, Canem Kavurma4
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D. 2Çocuk Gastroenteroloji B.D.,
3A
dnan Menderes Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 4øzmir Dr. Behçet Uz Çocuk
HastalÕklarÕ ve Cerrahisi E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi
Amaç: Vücutta depolanan yaß miktarñnñn fazla olmasñ biçiminde tanñmlanan obezite kavramñnñ klinik olarak deßerlendirmek
için kilonun boyun karesine oranlanmasñ (kg/m2) ile bulunan beden kitle indeksi kullanñlmaktadñr. Buna göre eriğkinlerde
beden kitle indeksi (BKð)'nin 25'in üzerinde olan kiğiler ağñrñ kilolu (overweight), 30'un üzerinde olanlar ise obez olarak
tanñmlanñr. Çocuklarda ise yağ ve cinsiyete göre hazñrlanan BKð persentil eßrileri kullanñlarak >85 persentil olan çocuklar
ağñrñ kilolu, >90 persentil olanlar ise obez olarak deßerlendirilmektedir. Bu çalñğmada obezite tanñsñ alan çocuk ve ergenlerde
ile normal kiloda olan çocuk ve ergenlerin annelerinin anksiyete ve depresyon düzeyleri, ebeveyn tutumlarñ ve aile
iğlevsellißi açñsñndan normal kilolu çocuk ve ergenlerin annelerinin karğñlağtñrñlmasñ ve elde dilen sonuçlar ile obezite
arasñndaki iliğkinin deßerlendirilmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem:Çalñğmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk
Saßlñßñ ve Hastalñklarñ polikliniklerine bağvuran 50 obez ve 50 normal kiloda çocuk ve ergen dahil edilmiğtir. Çalñğmaya
katñlanlarñn annelerine, ebeveyn tutumlarñnñ deßerlendirmek için Aile Hayatñ ve Çocuk Yetiğtirme Tutumu Ölçeßi (PARð) ile
Aile Deßerlendirme Ölçeßi (ADÖ) kullanñlñrken; ebeveynlerin anksiyetesini deßerlendirmek için Spielberger Durumluk ve
Sürekli Anksiyete Envanterleri (STAI-S ve STAI-T) ve ebeveynlerin depresif durumlarñnñ deßerlendirmek için Beck
Depreyon Ölçeßi (BDÖ) kullanñlmñğtñr. Çalñğmanñn verileri t testi, pearson korelasyon ve ki-kare analizi kullanñlarak
deßerlendirilmiğtir. Sonuç: Çalñğmaya katñlan obezite grubunun yağ ortalamasñ 11,74±2,21 iken kontrol grubunun yağ
ortalamasñ 11,76±2,78 olarak bulunmuğtur ve iki grup arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ bir farklñlñk saptanamamñğtñr
(p=0,053). Obezite tanñsñ alan çocuklarñn annelerinin durumluk kaygñ düzeyleri (STAI-S) kontrol grubu annelerin kaygñ
düzeylerinden anlamlñ derecede farklñ bulunmuğtur(p=0,028). Problem Çözme, øletiúim, Roller, Duygusal Tepki Verebilme,
Gereken ølgiyi Gösterme, DavranÕú Kontrolü ve Genel øúlevsellik adñ altñnda yedi alt ölçekten oluğan Aile Deßerlendirme
Ölçeßinin Gereken ølgiyi Gösterme (p=0,048) ve DavranÕú Kontrolü (p=0,000) alt ölçeklerinde obezite ve kontrol grubu
arasñnda anlamlñ fark saptanñrken dißer alt ölçeklerde anlamlñ farklñlñk saptanmamñğtñr. Yapñlan Pearson korelasyon
analizinde beden kitle indeksi ile ADÖ’nün Duygusal Tepki Verebilme, ve Genel øúlevsellik alt ölçekleri ile; STAI-S skorlarñ
arasñnda anlamlñ korelasyon saptanmñğtñr (sÕrasÕyla r=0,363, r=0,373, r=0,375; p=0,011, p=0,009, p=0,08).TartÕúma: Bu
çalñğmanñn bulgularñ, obezite tanñsñ alan çocuk ve ergenlerin annelerinin anksiyete düzeylerinin yüksek oldußunun ve aile
iğlevselliklerinin etkilendißini kanñtlar niteliktedir. Buldußumuz sonuçlar, obezite tanñsñ alan çocuklarñn annelerinin de
varolan bu durumdan etkilendiklerinin akñlda tutulmasñ gerektißinin ve tedavide sadece çocuk ve genç ile deßil annebaba ile
çalñğmanñn önemini vurgulamaktadñr.
SB-32 Anoreksiya Nervoza ve Ekzojen Obezite TanÕlÕ Olgularda Dikkat Eksikli÷i ve Hiperaktivite Bozuklu÷u
Belirtileri ve DavranÕú Örüntülerinin Yeme TutumlarÕ øle øliúkisi
Sezen Köse1, øpek Perçinel2, Burcu Özbaran1, ùükran Darcan3, Damla Gökúen ùimúek3, Kemal Utku YazÕcÕ4
1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Osmaniye Devlet Hastanesi Çocuk ve
Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 3Ege Üniversitesi Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ Çocuk
Endokrinolojisi B.D., 4FÕrat Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Klini÷i
Amaç: Literatürde yemek yeme davranñğñnñn, Dikkat eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) belirtileri ve özellikle
dürtüsel davranñğ paterni iliğkisini inceleyen çalñğmalara rastlanmaktadñr. Halen psikiyatrik sñnñflandñrma sistemleri içerisinde
yer almayan Ekzojen Obezite (EO) tanñlñ olgularñn yeme bozukluklarñ ile örtüğen özellikleri bulunmaktadñr. Çalñğmamñzñn
amacñ, AN tanñlñ 11-18 yağ arasñndaki gençler ile EO tanñlñ 11-18 yağ arasñ gençlerde DEHB belirtilerinin, olgularñn yeme
tutumlarñ ile iliğkisinin deßerlendirilmesi, bulgularñn kendi aralarñnda ve saßlñklñ kontrollerle (SK) karğñlağtñrñlmasñdñr.
Yöntem: AN ve EO olgularñ Ege Üniversitesi (EÜ) Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalñ ve EÜ Pediatrik Endokrinoloji Bilim
Dalñ Poliklinißi hastalarñndan oluğturuldu. Psikiyatrik tanñlama Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ ve
Ğizofreni Görüğme Çizelgesi ile yapñldñ. DSM-IV-TR 1. eksende psikiyatrik hastalñßñ olan olgular çalñğmaya dahil edilmedi.
Saßlñklñ kontrolleri gönüllü hastane çalñğanlarñnñn çocuklarñ oluğturdu. Olgulara Sosyodemografik Veri Formu, 4-18 Yağ
Çocukluk Çaßñ Davranñğ Deßerlendirme Ölçeßi (ÇÇDDÖ), Turgay DEHB ölçeßi aile ve ößretmen formu (T-DEHB) ve
59
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Yeme Tutumu Testi (YTT) uygulandñ. Çalñğmada, tanñ kriterlerini karğñlamayacak düzeyde olan eğik altñ bulgular
deßerlendirildi. Sonuç: 18 AN, 30 EO ve 30 SK olmak üzere toplam 78 olgu alñndñ. Gruplarñn yağ ortalamalarñ AN:15.33,
EO:14.57, SK:14.73 bulundu (p=0.43). Dikkat eksiklißi puanlarñ incelendißinde, DEHB-Aile ölçeßinde, her iki hasta
grubunun, SK’dan daha yüksek puan aldñßñ saptandñ (p<0.001). AN ve EO gruplarñ kendi aralarñnda farklñlağmadñ. DEHBÖßr ölçeßinde ise yalnñzca EO grubu, SK’dan yüksek puan aldñ (p=0.001). AN grubu, SK ve EO ile farklñlağmadñ.
Hiperaktivite/ðmpulsivite (HI) puanlarñ incelendißinde, hem DEHB-Aile ölçeßinde hem DEHB-Ößr ölçeßinde, EO grubunun,
AN ve SK’dan daha yüksek puan aldñßñ saptandñ (p<0.001). AN ve SK gruplarñ kendi aralarñnda farklñlağmadñ. Karğñ olma
puanlarñ incelendißinde, hem aile hem ößretmen ölçeßinde her iki hasta grubunun kontrollerden yüksek puan aldñßñ saptandñ.
Hasta gruplarñ kendi aralarñnda farklñlağmadñ. Davranñm bozuklußu puanlarñnda gruplar arasñnda farklñlñk saptanmadñ. YTT
ile iliğkisi incelendißinde, AN grubunda YTT puanlarñ ile DEHB ölçek puanlarñ arasñnda korelasyon olmadñßñ, EO grubunda
ise sadece DEHB-Ößr ölçeßinde HI puanlarñ ile negatif korelasyon oldußu bulundu (r=-.410, p=0.02). ÇÇDDÖ’de AN
grubunda toplam içe yönelim puanlarñ ile YTT puanlarñ arasñnda pozitif korelasyon saptanñrken (r=.487, p=0.04). EO
grubunda ÇÇDDÖ toplam puanlarñ ile YTT puanlarñ arasñnda bir iliğki saptanmadñ. TartÕúma: Yeme bozukluklarñnda yeme
davranñğñ üzerinde bir kontrol bozuklußu vardñr. AN’de yeme davranñğñnñ ağñrñ kontrol etme ve kñsñtlama görülürken, EO’da
yeme davranñğñnñ durduramama ve yüksek kalorili besinlere karğñ ilgiyi kontrol edememe izlenir. Literatüre bakñldñßñnda
yeme bozukluklarñnñn DEHB bulgularñ ve özellikle dürtüsellikle ilgisi oldußunu belirten çalñğmalara rastlanmaktadñr.
Çalñğmamñzda DSM-IV’e göre tanñ ölçütlerini karğñlayan DEHB olgularñ çalñğma dñğñ bñrakñlmñğtñr. Olgular eğik altñ belirtiler
açñsñndan deßerlendirildißinde de her iki grupta DEHB belirti puanlarñ saßlñklñ kontrollere göre daha yüksek bulunmuğtur.
DEHB belirtileri ve özellikle dürtüsellißinin yeme bozukluklarñnda hastalñßñn gidiğini olumsuz olarak etkiledißi
bildirilmektedir. AN olgularñnñn T-DEHB puanlarñ kontrollerden farklñ çñkmasñna raßmen YTT ile iliğkili çñkmamñğtñr ancak
olgu sayñmñzñn azlñßñnñn da buna etkisinin olabileceßi düğünülmüğtür. Çalñğmamñzñn sonuçlarñna göre özellikle EO
olgularñnñn tedavi sürecinde eğik altñ DEHB belirtilerinin de deßerlendirilmesinin yararlñ olabileceßi düğünülmüğtür.
SB-33 Gerilim Tipi Baú A÷rÕsÕ Olan Çocuk ve Ergenlerde Psikopatoloji ve Yaúam Kalitesinin De÷erlendirilmesi:
Bedia ønce Taúdelen1, Didem Behice Öztop1, Saliha Demirel Özsoy2, Hatice Gamze Poyrazo÷lu3, Sema Ekmekçi1
Erciyes Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.,
Çocuk Nöroloji B.D.
3
Amaç: Gerilim tipi bağ aßrñsñ olan çocuk ve ergenlerde psikiyatrik hastalñklar, depresyon ve anksiyete düzeyleri ve yağam
kalitesi düzeylerini belirlemek ve bu parametreler arasñndaki iliğkinin deßerlendirilmesi hedeflenmiğtir. Yöntem: Çalñğmaya
Erciyes Üniversitesi Tñp Fakültesi çocuk nöroloji bilim dalñnda Eylül 2012- Ğubat 2013 tarihleri arasñnda takip edilmekte
olan gerilim bağ aßrñsñ hastalarñndan 8-16 yağ aralñßñnda 25 çocuk ve ergen ile bu hastalarla yağ ve cinsiyet açñsñndan
eğleğtirilmiğ saßlñklñ 25 çocuk ve ergen dahil edildi. Çalñğmaya alñnan tüm çocuk, ergen ve ailelerinden sosyodemografik veri
formu doldurmalarñ istendi. Arağtñrma kapsamñndaki olgular ile Çocuklar ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni
Görüğme Çizelgesi- Ğimdi ve Yağam Boyu Ğekli (ÇGDĞ-ĞY-T) ile klinik görüğme yapñlarak psikiyatrik hastalñklar tarandñ.
Çalñğmaya katñlan tüm çocuk ve ergenlerden çocuk depresyon ölçeßi, durumluk sürekli kaygñ envanteri, çocuklar için yağam
kalitesi ölçeßi doldurmalarñ istendi. Gerilim bağ aßrñlñ olgulara ayrñca migren kñsñtlñlñk derecesini saptamaya yönelik
pedMðDAS ölçeßi ve aßrñ ğiddetini saptamaya yönelik VAS ölçeßi uygulandñ. Bulgular: Gerilim bağ aßrñsñ olan hastalarñn
%36’sñ ÇGDĞ-ĞY-T ye göre en az bir psikiyatrik tanñ aldñ. Kñz ve erkek hasta grubunda psikiyatrik tanñ alma sñklñßñ arasñnda
fark yoktu. Gerilim bağ aßrñsñ grubunun depresyon ölçeßi puanlarñ kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Anksiyete skorlarñ
arasñnda ise istatistiksel anlamlñ fark saptanmadñ. Yağam kalitesi ölçeklerine bakñldñßñnda ise gerilim bağ aßrñlñ çocuk ve
ergenlerin yağam kalitesi kontrol grubundan düğük saptanñrken, ailelerinin çocuklarñyla ilgili yağam kalitesi algñsñ arasñnda
hasta ve kontrol grubu arasñnda anlamlñ fark saptanmadñ. Depresyon ölçeßi puanlarñnñn yağam kalitesinin tüm puanlarñ ile
güçlü bir negatif korelasyon gösterdißi saptandñ.(p<0.001 düzeyinde) Psikopatoloji saptanan hastalar ile psikopatoloji
saptanmayan hastalar arasñnda yağam kalitesi açñsñndan istatistiksel anlamlñ fark saptanmadñ. TartÕúma –sonuç:Bu çalñğma
gerilim tipi bağ aßrñsñnñn çocuk ve ergenlerde psikiyatrik hastalñk açñsñndan önemli bir risk faktörü oldußunu ve yağam
kalitesini de düğürdüßünü göstermektedir. Ayrñca bu hastalar psikiyatrik tanñ almasalar bile eğik altñ düzeyde depresif
belirtileri yoßun olarak sergilemektedirler. Bunlara ek olarak psikiyatrik tanñ alan ve almayan hastalar iki ayrñ gruba
ayrñldñßñnda yağam kalitesi puanlarñnñn deßiğmemesi de düğük yağam kalitesine psikopatolojinin deßil gerilim bağ aßrñsñnñn
neden oldußu ğeklinde yorumlamamñza yol açmñğtñr.
SB-34 Diú Hekimleri Için Bir Not: A÷Õz Hijyeni Bozuk Çocuklarda DavranÕm Bozuklu÷u, Çok Fazla Çürü÷ü Olan
Çocuklarda Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Olma OlasÕlÕ÷Õ Daha Yüksektir ve Çocuk Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ
Uzmanlari øle øúbirli÷i AkÕlda BulundurulmalÕdÕr
Onur Burak Dursun1, Fatih ùengül2, øbrahim Selçuk Esin1, Nermin Yücel1, Tevfik Demirci2, Mehmet Melih Ömezli3
60
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Atatürk Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Diú Hekimli÷i Fakültesi, Pedodonti
A.D., 3Ordu Üniversitesi Diú Hekimli÷i Fakültesi, A÷Õz ve Çene Cerrahisi A.D.
Amaç: Diğ çürükleri ve bozuk aßñz hijyeni çocukluk çaßñ halk saßlñßñ sorunlarñ arasñnda önemli bir yere sahiptir. Bu
çalñğmanñn amacñ, kötü aßñz saßlñßñ, ebeveynlerin ve çocuklarñn aßñz hijyeni davranñğlarñ ve çocukluk çaßñ psikiyatrik
bozukluklarñ arasñndaki iliğkiyi incelemektir. Yöntem: Çalñğmaya 3-15 yağ arasñndaki 323 çocuk dahil edilmiğtir. Çalñğmada
çürük, eksik ve dolgulu diğ endeksi (DMF) ve basitleğtirilmiğ oral hijyen endeksi(OHð-S) aßñz saßlñßñnñ deßerlendirmek için
kullanñlmñğtñr. Psikiyatrik ve sosyal deßiğkenleri deßerlendirmek amacñyla ise sosyodemografik veri formu, Güçler ve
güçlükler Anketi ve Aile Hayatñ ve Çocuk Yetiğtirme Tutum Ölçeßi (PARI) ölçekleri uygulanmñğtñr. Sonuç: Çalñğmamñzda
dikkat eksiklißi hiperaktivite skorlarñ ile kötü aßñz saßlñßñ ve aburcubur tüketimi arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ bir iliğki
oldußu saptandñ. Davranñm bozuklußu riski saptanan çocuklarñn diğ fñrçalama sñklñßñnñn daha düğük oldußu tespit edildi.
TartÕúma: Diğ saßlñßñ ve aßñz hijyeni davranñğlarñ ile psikiyatrik bozukluklar ve psikososyal sorunlar arasñnda yakñn bir iliğki
bulunmaktadñr. Çocuk ergen ruh saßlñßñ uzmanlarñ ve diğ hekimleri arasñndaki iğbirlißinin arttñrñlmasñ hem çocukluk dönemi
aßñz saßlñßñ sorunlarñnñn önlenmesinde hem de ruhsal sorunlarñn erken tespitinde fayda saßlayabilir.
SB-35 Tip 1 Diyabetes Mellitus TanÕlÕ Hastalarda DavranÕúsal ve Psikolojik De÷iúiklikler
Filiz Uçar1, Abdullah Bozkurt1, Koray Karabekiro÷lu1, Cengiz Kara2
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ
A.D.
Giriú: Tip 1 Diyabetes Mellitus çocuklarda diyabetin en yaygñn tipidir. Bu çalñğmamñzda Tip 1 Diyabetes Mellitus tanñlñ
çocuklardaki psikolojik ve davranñğsal deßiğiklikleri incelemeyi amaçladñk. Method: Ondokuz Mayñs Üniversitesi Tñp
Fakültesi Endokrinoloji Poliklinißinde Tip 1 Diyabetes Mellitus tanñlñ 36 hasta çalñğmaya alñndñ. Glikolize hemoglobin
deßerleri kaydedildi. Hastalardaki psikolojik ve davranñğsal deßiğiklikleri deßerlendirmek için aileleri Çocuk Davranñğ
Deßerlendirme Ölçeßi (ÇDDÖ) doldurdu. Amerikan Diyabet Birlilißinin önerilerine uygun olarak göre Glikolize
hemoglobilin deßeri 8 ve üstü olan hastalar kan ğekeri regülasyonu iyi saßlanamayan hastalar olarak kabul edildi. 36 hastadan
kan ğekeri 8 ya da altñ olan 4 hasta çalñğmadan çñkarñlarak çalñğmaya kan ğekeri regülasyonu saßlanamayan 18 erkek, 14 kñz
olmak üzere 32 hasta alñndñ. Kontrol grubu olarak 4278 kiğiyi içeren toplum örnekleminden elde edilen veriler kullanñldñ.
Sonuç: Hastalarñn yağ ortalamasñ 12±3.7, HbA1c ortalama deßeri 9,5±1.3 idi. Tip 1 Diyabetes Mellitus tanñlñ hastalar toplum
örnekleminden elde edilen ÇDDÖ puan ortalamalarñ ile karğñlağtñrñldñßñnda anksiyete/depresyon, sosyal içe
dönüklük/depresyon, somatik yakñnmalar, düğünce sorunlarñ, dikkat sorunlarñ, karğñ gelme davranñğñ ve saldñrgan
davranñğlarda anlamlñ derecede daha yüksek puan ortalamalarñ görüldü(p<0.05). Sosyal sorunlarda anlamlñ derecede farklñlñk
görülmedi. TartÕúma: Bu çalñğmanñn sonuçlarñ Tip 1 Diyabetes Mellitus hastalarñnñn davranñğsal problemler açñsñndan
yüksek riskli olabileceßini göstermektedir. Bu davranñğsal problemlerin nedeni hastalarñn dißer çocuklardan farklñ olarak
insülin enjeksiyonu yaptñrmak ve diyet uygulamak zorunda olmalarñ, ailelerin hastalñk hakkñnda uygunsuz tutumlarñ ve yanlñğ
bilgilenmeleri, sñnñf ortamñ ve akran iliğkilerinde yağadñklarñ sorunlar gibi faktörler olabileceßi gibi kan ğekeri
regülasyonunun saßlanamamasñ da neden olabilir. Tip 1 Diyabetes Mellitus tanñlñ hastalarda kan ğekeri regülasyonu ile
davranñğsal ve psikolojik problemler arasñnda görülen bu iliğki daha ileri arağtñrmalarla incelenmelidir. Bu iliğkiye etki eden
etmenler arağtñrñlmalñdñr.
SB-36 Organik Olmayan Gö÷üs A÷rÕsÕ Olan Ergenlerde Somatik YakÕnmalar ve Psikiyatrik Belirtiler
Arzu Hergüner1, Derya Arslan2, Osman Güvenç3, Derya Çimen3, Sabri Hergüner4
Konya E÷itim AraútÕrma Hastanesi, 1Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi, 2Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ, 3Selçuk Üniversitesi TÕp
Falültesi, Çocuk Kardiyoloji, 4Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve
HastalÕklarÕ
Amaç: Gößüs aßrñsñ okul çaßñ çocuklarñnda sñk görülen (%10) ve pediatrik kardiyoloji kliniklerine en sñk ikinci bağvuru
nedenini oluğturan bir belirtidir. Tñbbi incelemeler sonucunda nadiren kardiyovaskuler bir neden ortaya çñkar ve çoßunlukla
durumu açñklayñcñ tñbbi bir sebep bulunamaz. Açñklanamayan gößüs aßrñsñ olan çocuk ve ergenlerde yapñlan kñsñtlñ sayñda
çalñğmada kaygñ belirtilerinin ve kaygñ duyarlñßñnñn daha yüksek oldußu gösterilmiğtir. Bu çalñğmanñn amacñ gößüs aßrñsñ
nedeniyle çocuk saßlñßñ ve hastalñklarñ, kardiyoloji klinißine bağvuran ve gößüs aßrñsñnñ açñklayacak organik bir neden
bulunamayan ergenlerde psikiyatrik belirtilerin incelenmesidir. Yöntem: Çalñğma örneklemini Selçuk Üniversitesi Tñp
Fakültesi, Çocuk Saßlñßñ ve Hastalñklarñ AD, Pediatrik Kardioloji Klinißi’ne gößüs aßrñsñ nedeniyle bağvuran ve yapñlan
deßerlendirmeler sonucunda gößüs aßrñsñnñ açñklayacak tñbbi bir durumu olmayan 12-18 yağ arasñndaki ergenler
oluğturmuğtur. Kontrol grubunu ise masum üfürüm nedeniyle takip edilen yağ ve cinsiyet açñsñndan çalñğma grubuyla
eğlenmiğ ergenler oluğturmuğtur. Çalñğmaya katñlanlar Ergen Öz Bildirim Ölçeßi, Anksiyete Duyarlñlñßñ Ölçeßi ve Çocukluk
61
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
çaßñ Somatizasyon Ölçeßi’ni doldurmuğlardñr. Bulgular: Çalñğma grubunda (ÇG) 50, kontrol grubunda 50 (KG) olma üzere
çalñğmaya 100 ergen (14±1.7) alñnmñğtñr. ÇG’de Ergen Öz Bildirim Ölçeßi’nde ðçe Atñm, Anksiyete/Depresyon,
Somatizasyon, ðçe Çekilme puanlarñ, Anksiyete Duyarlñlñk Ölçeßi’nde sadece Fiziksel alt ölçek puanñ, Çocukluk çaßñ
Somatizasyon Ölçeßi toplam puanñ anlamlñ olarak daha yüksek bulunmuğtur. TartÕúma: Çalñğmamñzñn sonuçlarñna göre
organik bir nedeni olmayan gößüs aßrñsñ nedeniyle kardiyoloji klinißine bağvuran ergenlerde özellikle içe atñm sorunlarñnñn
daha fazla oldußu ve dißer somatik yakñnmalarñn da var oldußu görülmüğtür. Bu nedenle gößüs aßrñsñ olan olgularda organik
bir neden bulunamadñßñnda psikiyatrik deßerlendirme açñsñndan yönlendirme gereklidir.
SB-37 Cinsel østismar Ma÷durlarÕnÕn Takibi: Bir Ön ÇalÕúma
Merve ÇÕkÕlÕ Uytun1, Didem Behice Öztop1
1
Erciyes Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Giriú ve Amaç: Cinsel istismar kavramñ, ‘henüz cinsel geliğimini tamamlamamñƕ bir çocußun ya da ergenin, bir eriğkin
tarafñndan cinsel arzu ve gereksinimlerini karƕñlamak için güç kullanarak, tehdit ya da kandñrma yolu ile kullanñlmasñ’ olarak
tanñmlanmaktadñr. Çocuklarda cinsel istismar önemli bir halk saßlñßñ sorunudur ve uzun dönem olumsuz sonuçlara yol
açmaktadñr. Cinsel istismar maßduru çocuklarñn geliğebilecek psikopatolojiler açñsñndan takibi bu açñdan son derece önem
tağñmaktadñr. Bu çalñğmamñzda cinsel istismar maßduru çocuklardan psikopatoloji geliğmiğ olanlar toplam 1 yñl takip edilerek
durumlarñ incelenmiğtir. Yöntem: Çalñğmamñza Erciyes Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve
Hastalñklarñ bölümümüze Ocak 2011- Haziran 2013 tarihleri arasñnda “cinsel istismar nedeniyle ruh saßlñßñnñn bozulup
bozulmadñßñnñn” soruldußu, daha önce herhangi bir cinsel istismara maruz kalmamñğ, muayenesinde mental retardasyon
saptanmamñğ ve öncesinde herhangi bir psikopatoloji nedeniyle ilaç kullanmayan 114 hasta dâhil edilmiğtir. Çalñğma
klißimizde devam etmektedir. Bulgular: Çalñğmaya dahil edilen 114 hastanñn 93 ‘ ü (%81,6) kñz, 21 ‘i (% 18,4) erkek
cinsiyetteydi. Hastalarñn yağ ortalamalarñ 12,8±3,2 idi. Hastalarñn ilk tanñlarñ deßerlendirildißinde 54’ ünde (%47,4) herhangi
bir psikopatoloji saptanmadñßñ, 24’ünde (%21,1) akut stres reaksiyonu, 23’ ünde (%20,2) uyum bozuklußu, 8’inde (%7)
travma sonrasñ stres bozuklußu (tssb), 3’ ünde (%2,6) depresyon, 2 ‘sinde(%1,8) impulsif intihar giriğimi tanñlarñ
saptanmñğtñr. Psikopatoloji saptanan toplam 60 hastanñn 6 ay sonraki durumlarñ deßerlendirildißinde 26’sñnñn (%42,6) tedavi
oldußu, 27’inin (%44,3) tedavi olmadñßñ, 6’ sñnñn (%5,3) kñsmen düzeldißi, 2’ sinin (%3,3) takibe gelmedißi için
deßerlendirilemedißi belirlendi. Hastalarñn 6.aydaki tanñlarñ deßerlendirildißinde 79’ unda (%69,3) herhangi bir psikopatoloji
saptanmadñßñ, 17’ sinde (%14,9) uyum bozuklußu, 11’inde (%9,6) travma sonrasñ stres bozuklußu (tssb), 5’ inde (%4,4)
depresyon, 1 ‘inde (%0,9) dissosiyatif bozukluk, 1 ‘inde (%0,9) cinsel geliğimde bozukluk tanñlarñ saptanmñğtñr.
Psikopatoloji saptanan ve 6. Ayda tedavi olmayan, kñsmen düzelen ve takibe gelmeyen toplam 35 hastanñn 9.aydaki
durumlarñna bakñldñßñnda 35 hastanñn 2’sinin (%5,7) düzeldißi, 4 ‘ünün (%11,4) kñsmen düzeldißi, 3’ünün (%8,6) hiç
düzelme kaydetmedißi, 26’sñnñn (%74,3) ise takibe gelmedißi belirlendi. 12.ayda ise sadece 8 hasta takibe gelmiğ ve
bunlardan 4 ‘ü düzelmiğ (%50), 2’si (%25) kñsmen düzelmiğ, 2’si (%25) ise düzelmemiğ olarak saptandñ. TartÕúma: Çocuk
ruh saßlñßñ polikliniklerine adli makamlarca gönderilen en sñk deßerlendirme istemi çocuk yağta olanlara karğñ iğlenen cinsel
suçlara yönelik olarak, bu eyleme maruz kalan çocuklarñn ruh saßlñßñnñn bozulup bozulmadñßñnñn belirlenmesidir. Cinsel
istismarñn çocußun ruhsal yağantñsñna etkisi son derece karmağñktñr. Finkelhor ve arkadağlarñ cinsel istismara maruz kalan
çocuklarñn %40’ñndan fazlasñnda hiç semptom görülmedißi veya çok az semptom görüldüßünü belirtirken, Bizim çalñğmamñz
da ilk deßerlendirmede %47,4’ ünde psikopatoloji saptanmamñğ, 6.ayda bu oran % 69,3’ e çñkmñğtñr. Bu bulgu Finkelhor ve
arkadağlarñnñn çalñğmasñ ile benzer olmakla birlikte yüksek oldußu düğünülmüğtür. Yapñlan çalñğmalar, cinsel istismara
ußrayan çocuklarda travma ile iliğkili bozukluklarñn (travma sonrasñ stres bozuklußu, akut stres bozuklußu, uyum bozuklußu
vb.) ve duygudurum bozukluklarñnñn daha sñk gözlendißini göstermiğ olup, bizim çalñğmamñz da bu sonuçlarñ
desteklemektedir. Hastalarñmñzñn %48,3’ ünde bu bozukluklar bulunmaktaydñ. Ayrñca, ruh saßlñßñnda bozulma saptanan ve
kontrole çaßñrñlan olgularñn sadece %25.7’ sinin kontrollerine düzenli olarak gelebildißi ve geri kalan olgularñn tedaviyi
sürdürmedikleri saptanmñğtñr. Bu durum, adli deßerlendirmeler sonrasñnda tedavi gerektiren olgularñn takipleri ile ilgili
sorunlar oldußuna iğaret etmektedir.
SB-38 Ergen Cinsel østismar OlgularÕnda Psikopatoloji Geliúiminde Rol Oynayan Faktörlerin Ve Serotonin Gen
Polimorfizminin AraútÕrÕlmasÕ
Gresa Çarkaxhiu Bulut1, Necati Serkut Bulut2, PÕnar Gültepe3, ølter Güney3, Ayúe Rodopman Arman4
Serbest Hekim1, Marmara Üniversitesi TÕp Fakültesi 2Psikiyatri Anabilim DalÕ, 3Genetik Anabilim DalÕ,
Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
4
Çocuk ve Ergen
Giriú: Çocuklarñn ¼’ ünden fazlasñ, eriğkin döneme ulağana dek beklenmedik ve ürkütücü deneyimlere ve travmalara maruz
kalmaktadñr. Bu çalñğmada, cinsel travmaya maruz kalan ergenlerde bireyler arasñ semptomatoloji deßiğkenlißini belirleyen
etmenlerin ve serotonin tağñyñcñ gen polimorfizminin olasñ rolünün arağtñrñlmasñ amaçlanmñğtñr. Yöntem: Klinißimize adli
62
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
olgu olarak bağvuran ve cinsel istismar maruziyeti öyküsü olan, 11-17 yağ arasñ ergenlere arağtñrma hakkñnda bilgi verilmiğ
ve arağtñrmaya katñlmaya gönüllü olanlar çalñğmaya dahil edilmiğtir. Psikopatoloji ve iğlevsellik deßerlendirmeleri klinik
görüğme esnasñnda, Çocuklar için Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi-Ğimdi ve Yağam boyu
Versiyonu-Türkçe Versiyonunu (ÇGDĞ-ĞY-T) ile yapñlmñğtñr. Çocuklar ayrñca, “Travma Sonrasñ Tepki Ölçeßi”, “Beck
Depresyon Envanteri”, “Beck Anksiyete Envanteri”, “Yeme Tutumu Testi”, “Dissosiyatif Yağantñlar Ölçeßi”, “Eysenck
Kiğilik Envanteri” ve “Stresle Bağa Çñkma Tarzlarñ Ölçeßi” ile; ebeveynlerin çocuklarñ için doldurduklarñ “Uyku
Alñğkanlñklarñnñ Deßerlendirme Ölçeßi” ve “Olumsuz Yağam Olaylarñ Listesi” ile deßerlendirilmiğtir. Ebeveynlerin
deßerlendirmeleri için de “Beck Depresyon Envanteri”, “Beck Anksiyete Envanteri” ve “Aile Yñlmazlñk Ölçeßi”
doldurmalarñ istenmiğtir. 18 gönüllü bireyden, uygun bilgilendirme yapñldñktan ve onay alñndñktan sonra elde edilen 10 ml
EDTA' lñ kanlardan DNA izolasyonu yapñlmñğtñr. 5-HTT (serotonin tağñyñcñsñ) geninin, intron 2'sindeki VNTR (Variable
Number of Tandem Repeat) polimorfizmi ve transkripsiyonel kontrol bölgesindeki insersiyon / delesyon polimorfizmi (5HTTLPR), Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) yöntemiyle belirlendi. Sonuç: Örneklem 16 kñz (%88,9) ile 2 erkekten (%
11,1) oluğmakta ve yağ ortalamalarñ 14,58±1,97 idi. Olgularñn %50’sinde istismar esnasñnda tamamlanmñğ cinsel birleğme var
olup, %66,7 (12)’ si önceden tanñdñßñ bireyler tarafñndan istismar edildiklerini bildirdi. Deßerlendirmeler sonucunda en sñk
anksiyete bozukluklarñ (%72,2 n=13) tanñsñ saptandñßñ; bunu depresif bozukluk (%66,7, n=12) tanñsñnñn takip ettißi; travma
sonrasñ stres bozuklußunun (%44,4, n=8) ise 3. sñrada saptandñßñ gözlenmiğtir. Olgularñn %27,8’ inin (n=5) olay öncesinde
çeğitli sebeplerle psikiyatri bağvurularñ mevcuttu. %50’sinde (n=9) intihar giriğimi, %27,8’ inde (n=5) intihar amaçlñ olmayan
kendine zarar verme davranñğñ öyküsü vardñ. ðntihar giriğiminde bulunanlarñn %77,7’ si (n=7) ve zarar verme davranñğñ
sergileyenlerin %40’ ñ (n=2) bu eylemleri yağanan istismar olayñ sonrasñnda gerçekleğtirdiklerini belirttiler. ðstatistiksel olarak
anlamlñ sonuçlarñn çñkmamasñ ile birlikte, olay sonrasñ depresyon ve TSSB tanñsñ alan çocuklarñn annelerinde Yñlmazlñk
Ölçeßi (resilience) puanlarñnda düğüklük saptanmñğtñr. Örneklemde 5-HTT geninin transkripsiyonel kontrol bölgesindeki
insersiyon/delesyon polimorfizminin (5-HTTLPR) genotiplenmesi yapñldñßñnda; 8 bireyin (%44,4) LL, 7 bireyin (%38,8) LS
ve 3 bireyin (%16,6) SS genotipinde oldußu belirlenmiğtir. Bağ etme tarzlarñ ile genetik varyantlar arasñndaki iliğki
incelendißinde ise problem odaklñ bağ etme tarzñ sergileyen olgularñn %87,5’inin (n=7) LL aleli tağñdñßñ; bağ etme tarzlarñ
duygu odaklñ olanlarñn ise %90’ ñnñn (n=9) SS-LS alel tağñyñcñsñ olduklarñ saptanmñğtñr (p=0,003). TartÕúma: ðstismarñn
çocukta uzun vadede ğiddetli-yñkñcñ düzeyde olumsuz etkiler yaratma riskinin genetik faktörler yoluyla deßerlendirmesine
yönelik arağtñrmalar, ileride riskli olgularñn daha yakñn takibe alñnmasñ ve saßaltñm müdahalelerinin yoßunlağtñrñlmasñna
imkan saßlayabilir.
SB-39 østismarda ve ÖzkÕyÕmda En Önemli Koruyucu Faktör? Yaú, Cinsiyet, Aile, Okul?
M. Burak Baytunca1, Emsal Ata1, Burcu Özbaran 1, Ahsen Kaya2, Sezen Köse1, Rezzan AydÕn1, Selcen Güney1, Zeki Yüncü1,
Serpil Erermiú1, Tezan Bildik1, Ekin Özgür Aktaú2, Cahide AydÕn1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk Ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Adli TÕp A.D.
Amaç: Arağtñrmamñzda Ege Üniversitesi Çocuk Adli Kurulunca Temmuz 2012- Temmuz 2013 tarihleri arasñnda
deßerlendirilen 181 adli vaka olgusunda istismarñn tipine göre; yağ, cinsiyet, aile yapñsñ, eßitime devam ediyor olup olmayñğñ
gibi faktörlerin tanñ daßñlñmñna etkilerini arağtñrmak; özkñyñm giriğimini arttñran faktörleri saptamak amaçlanmñğtñr. Yöntem:
Temmuz 2012- Temmuz 2013 arasñ Ege Üniversitesi Çocuk Adli Kurulunda uzman çocuk psikiyatristi ve adli tñp
hekimlerince deßerlendirilen; yağñna uygun olarak CDI, Beck depresyon ölçeßi, Travma Sonrasñ Stres Bozuklußu Ölçeßi,
Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu, Ößretmen Bilgi Formu, Okul Çaßñ Çocuk ve Gençler için Davranñğ
Deßerlendirme Ölçeßi gibi ölçek sonuçlarñ ve klinik gözlem neticesinde deßerlendirme sonucu tamamlanan 181 olgu basit ve
nitelikli cinsel istismar olarak iki farklñ kategoriye alñnarak retrospektif yöntemle deßerlendirildi. Deßerlendirmede vakalarñn
cinsiyeti, olay anñndaki yağñ, aile özellikleri, eßitime devam ediyor olup olmadñßñ, istismarcñnñn vakaya yakñnlñk derecesi
gözetilerek istatiksel olarak karğñlağtñrñldñ. Özkñyñm giriğimi ayrñ bir bağlñk olarak iki ana grup için ( basit ve nitelikli ) aynñ
faktörler gözetilerek incelendi. Sonuçlarda anlamlñ farklñlñk yaratan faktörler; dißer faktörlerin etkisinden arñndñrñlmak
amacñyla çoklu regresyon analiziyle tekrar deßerlendirilerek baßñmsñz olarak tek bağñna etkili olup olmadñßñ saptandñ.
Bulgular: Arağtñrmamñzda 3-18 yağlarñ arasñnda yağ ortalamasñ 12,3 olan 37 erkek (%20,4) ve 144 kñz (%79,6)
deßerlendirmeye alñndñ. 102 olgu (%56,4) basit cinsel istismar; 79 olgu (%43,6) nitelikli cinsel istismara maruz kalmñğtñ. En
sñk rastlanan tanñlar sñrasñyla Major Depresif Bozukluk (%10,5), Post Travmatik Stres Bozuklußu (%8,8) ve Anksiyete
Bozuklußu (%5,5) idi. Çalñğma neticesinde nitelikli cinsel istismara ußrayan vakalarda özkñyñm giriğiminin anlamlñ olarak kñz
çocuklarñnda ve puberte döneminde daha fazla görüldüßü (p:0, 016); yağ, cinsiyet, aile yapñsñ ya da eßitim grubu gibi
faktörlerin bu grupta tanñ almaya anlamlñ farklñlñk ya da koruyuculuk getirmedißi saptandñ. Basit cinsel istismar grubu
incelendißinde eßitime devam ediyor olmanñn tanñ alma üzerine anlamlñ bir katkñ saßladñßñ; (p: 0,013) eßitimine devam
etmeyen vakalarda tanñ alma oranñnñn 3,5 kat daha fazla oldußu saptandñ. Yine bu grupta aile baßlarñnñn kopmuğ olmasñnñn
özkñyñm giriğimini yaklağñk 10 kat daha arttñrdñßñ gözlendi. TartÕúma: Çocukluk çaßñ cinsel istismarñ sanñldñßñndan daha fazla
prevelansa sahip olmasñ sebebiyle ciddi bir sorundur. Arağtñrmamñzda eßitime devam ediyor olmanñn basit cinsel istismarda
tanñ alma oranñnñ anlamlñ olarak azaltmasñ ve eßitim devamlñlñßñnñn çekirdek aileye mensup vakalarda anlamlñ ğekilde daha
fazla görülüyor olmasñ; istismar sonrasñ süreçte okul devamlñlñßñna ve aile kurumuna ciddi ğekilde önem verilmesi ve üzerine
63
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
çalñğñlmasñ gerektißini göstermektedir. Özkñyñm giriğimlerinin nitelikli istismar vakalarñnda puberte dönemi (<12 yağ) ve kñz
çocuklarñnda daha sñk gözlenmesi bu özellikteki çocuklarñn daha sñk aralñklarla gözlenmesi gerektißini düğündürtmüğtür.
Basit cinsel istismarda parçalanmñğ aileye sahip vakalarda özkñyñm giriğimi yükseklißinin yaklağñk 10 kat fazla olmasñ yine
aile kurumunun istismar sonrasñ süreçte ciddi ilgi odaßñ olmasñ gerektißine iğaret etmiğtir.
SB-40 Prenatal Anne - Bebek Ba÷lanmasÕnda Oksitosin ve Kortizol Düzeylerinin Etkisi
Sabri Hergüner1, Emine Türen2, Harun Toy2, Haluk Dülger3
Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2KadÕn
HastalÕklarÕ ve Do÷um A.D., 3Biyokimya A.D.
Amaç: Baßlanma, anne ile bebek arasñndaki etkileğim sonucunda geliğen ve süreklilik gösteren bir iliğkidir. Baßlanmanñn
gebelik döneminde oluğmaya bağladñßñ, geliğiminde ve ğekillenmesinde genetik, sosyokültürel, psikolojik etmenler ve bazñ
hormonlar etkili olmaktadñr. Bu çalñğmanñn amacñ gebelik dönemindeki anne bebek baßlanmasñ üzerine oksitosin ve kortizol
seviyelerinin etkisini incelemek ve annenin kaygñ ve depresyon düzeyleri ile olan iliğkisini arağtñrmaktñr. Yöntem:
Çalñğmanñn örneklemini Meram Tñp Fakültesi, Kadñn Hastalñklarñ ve Doßum Anabilim Dalñ Gebe Ayaktan Tedavi
Ünitesi'nde takip edilen 28-36. hafta arasñnda, ilk ve tekil gebelißi olan, kronik psikiyatrik bozuklußu bulunmayan 145 gebe
oluğturmuğtur. Katñlñmcñlara çalñğmanñn amacñ anlatñldñktan ve yazñlñ onamlarñ alñndñktan sonra plazma oksitosin ve kortizol
düzeyleri çalñğñlmak üzere kan alñnmñğ ardñndan Maternal Fetal Baßlanma Ölçeßi, Edinburg Doßum Sonrasñ Depresyon
Ölçeßi (EDSDÖ), Süreklilik ve Durumluluk Kaygñ Ölçeßi doldurmalarñ istenmiğtir. Deßiğkenler arasñnda baßñntñ Pearson
Korelasyon Analizi ile deßerlendirilmiğtir. Baßlanma ve depresyon puanlarñnñ yordayan deßiğkenler Lineer Regresyon
Analizi ile incelenmiğtir. Anlamlñlñk p<0.05 olarak kabul edilmiğtir. Bulgular: Çalñğmamñzda EDSDÖ’ye göre 13 ve üzeri
puanñ alanlar depresyon grubu olarak kabul edilerek grup ikiye ayrñlmñğ, depresyon olan grupta (28/145) olmayanlara göre
(117/145) baßlanma puanlarñ anlamlñlñßa yakñn (p=.086), oksitosin seviyesi ise anlamlñ düzeyde düğük bulunmuğtur.
Depresyon puanlarñnñn, süreklilik ve durumluluk anksiyetesi ile pozitif (p=.000) ve baßlanma puanlarñ ile negatif yönde
(p=.018) korelasyon gösterdißi görülmüğtür. Oksitosinin baßlanma ile baßñntñ göstermedißi, depresyon ile korelasyon
gösterdißi (p=.049), kortizol düzeylerinin ise baßlanma ile yakñndan iliğkili oldußu (p=.058) görülmüğtür. Regresyon
Analizinde ise baßlanma puanlarñnñ yordayan tek deßiğkenin kortizol düzeyi oldußu (p=.000), depresyon puanlarñnñ ise,
durumluluk ve süreklilik anksiyetesi, anne ve baba eßitim düzeyleri ve gebelik haftasñnñn yordadñßñ bulunmuğtur. TartÕúma:
Çalñğmamñzda gebelik döneminde baßlanma puanlarñ üzerine oksitosin yerine kortizol düzeylerinin daha etkili oldußu
görülmüğtür.
64
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
POSTER BøLDøRøLERø
65
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
POSTER TURU-1 (PB1 – PB22)
10 Nisan Perúembe
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Neğe Fiğ, Doç. Dr. Didem Öztop,
10:30 - 11:00
Doç. Dr. Burcu Özbaran, Doç. Dr. Özlem Özcan
PB-1 Otizm ve Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷unda Perinatal Özellikler: Vaka Kontrollü Bir ÇalÕúma
Gökçe Nur Say1, Koray Karabekiro÷lu1, Murat Yüce1, Zehra Babada÷1
1
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Otizm ve Dikkat Eksiklißi Hipeaktivite Bozuklußu (DEHB), biliğsel, davranñğsal ve sosyal alanlarda sorunlara yol
açan, yağamboyu devam eden nörogeliğimsel bozukluklardñr. Genetik ve çevresel faktörlerin her iki bozuklußun
etiyolojisinde rol oynadñßñ bilinmektedir. Perinatal faktörlerin bu bozukluklarñn etiyolojisinde arağtñrñldñßñ çok sayñda çalñğma
bulunmaktadñr. Bildißimiz kadarñyla literatürde bu iki bozuklußun birbiriyle ve saßlñklñ kontrollerle karğñlağtñrñldñßñ çalñğma
bulunmamaktadñr. Bu çalñğmanñn amacñ otizm, DEHB ve saßlñklñ kontrol gruplarñnda prenatal, natal ve postnatal özelliklerin
arağtñrñlmasñdñr. Yöntem: Çalñğmaya yağ ve cinsiyet bakñmñndan eğleğtirilmiğ olan, otizm tanñsñ konulan (n=100), DEHB
tanñsñ konulan (n=100) çocuk ve ergenler ile saßlñklñ gönüllüler (n=80) dâhil edilmiğtir. Otizm ve DEHB tanñlarñ çocuklar ve
aileleri ile yapñlan DSM-IV’e dayalñ psikiyatrik görüğme ile konulmuğtur. Katñlñmcñlarñn annelerine sosyodemografik,
prenatal, natal ve postnatal özelliklerin deßerlendirildißi yazarlar tarafñndan hazñrlanan form verilmiğtir. Prenatal dönemle
ilgili olarak; annenin gebe iken yağñ, kilo artñğñ, gebelikte ilaç/sigara/alkol kullanñmñ, medikal sorunlar (düğük tehdidi,
diyabet, hipertansiyon, tiroid hastalñßñ vs.), travmatik olaylar, stres faktörleri, ğiddet görme, en az iki hafta süren
mutsuzluk/isteksizlik, psikiyatrik bağvuru ve depresyon tanñsñnñn varlñßñ deßerlendirilmiğtir. Natal dönemle ilgili olarak;
bebeßin doßum haftasñ, doßum kilosu, doßum ğekli, obstetrik komplikasyonlar (uzamñğ eylem, kordon dolanmasñ, makat
geliğ, vakum/forseps kullanñmñ) sorulmuğtur. Postnatal dönemle ilgili olarak ise; doßumda morarma/ geç aßlama, küvözde
kalma, annede doßumdan sonraki ilk iki hafta mutsuzluk/ isteksizlik, psikiyatrik bağvuru, depresyon tanñsñ ve anne sütü alma
süresi deßerlendirilmiğtir. Sonuç: Otizm grubunun yağ ortalamasñ 8.73± 3.86 yñl (%77 erkek, %23 kñz), DEHB grubunun yağ
ortalamasñ 8.80± 1.98 yñl (%71 erkek, %21 kñz), saßlñklñ kontrol grubunun yağ ortalamasñ 8.45± 4.61 yñl (%78 erkek, %22
kñz) olup, gruplar yağ ve cinsiyet bakñmñndan benzerdi. Gruplar arasñnda ebeveynlerin yağñ, eßitim düzeyi ve sosyoekonomik
düzeyi arasñnda anlamlñ farklñlñk yoktu. Gebelikte annenin kilo artñğñ, DEHB grubunda anlamlñ olarak daha düğüktü (p=
0.001). Gebelikte olumsuz ailevi olaylar, otizm ve DEHB gruplarñnda saßlñklñ kontrollere göre anlamlñ olarak daha sñk
bulundu (p< 0.001). Gebelikte en az iki hafta süren mutsuzluk/isteksizlik, otizm grubunda dißer gruplara göre anlamlñ
derecede daha sñktñ (p= 0.005). Gebelik süresi, DEHB grubunda anlamlñ olarak düğüktü (p< 0.001). Doßumda morarma,
otizm ve DEHB gruplarñnda benzer, saßlñklñ kontrollere göre anlamlñ derecede yüksekti (p< 0.001). Otizm grubunda,
doßumdan sonraki ilk iki hafta mutsuzluk/ isteksizlik öyküsü daha sñk olarak saptandñ (p= 0.001). Anne sütü alma süresi
DEHB grubunda anlamlñ derecede düğüktü (p= 0.005). TartÕúma: Bu çalñğmanñn sonuçlarñ, otizm ve DEHB’nin
etiyolojisinde rol oynayan gebelikte psikolojik stres yağama gibi önlenebilir faktörlerin vurgulanmasñ ve koruyucu ruh saßlñßñ
tedbirlerinin geliğtirilmesi açñsñndan önemlidir. DEHB’de anne sütü alma süresinin kñsa olmasñ literatürle uyumlu ve detaylñ
arağtñrmayñ bekleyen bir konudur.
PB-2 Bir Üniversite Hastanesinin Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Poliklini÷ine Dört AylÕk Bir Sürede
Sa÷lÕk Kurul Raporu Almak AmacÕyla Baúvuran Örneklemde Klinik ve Sosyodemografik Özellikler: Bir Ön ÇalÕúma
Nuran Demir1, Zehra Topal1, U÷ur SavcÕ1, M. Akif CansÕz1, Ali Evren Tufan1
1
Abant øzzet Baysal Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Çeğitli nedenlerle, bireysel geliğim ve eßitim gereksinimleri açñsñndan yağñtlarñ için beklenilen düzeyden anlamlñ fark
gösteren bireylere özel eßitime ihtiyacñ olan bireyler olarak tanñmlanñr. Özel eßitim ise bu bireylerin geliğim düzeylerine,
ihtiyaçlarñna, özür ve özelliklerine uygun ğartlarda ve özel olarak yetiğtirilmiğ personel aracñlñßñ ile gerçekleğtirilen eßitimdir
(1). Ülkemizde çeğitli merkezlere Özel Eßitim için Saßlñk Kurulu Raporu almak üzere bağvuran hastalarñn klinik ve
sosyodemografik özelliklerinin incelenmesi bu alandaki bilgilerimizi artñrabilir ve bölgeler arasñ olasñ farklarñ ortaya
koyabilir. Bu arağtñrmada bir Üniversite Hastanesinin ÇERSAH AD poliklinißine dört aylñk süre içerisinde özel eßitim için
SKR almak üzere bağvuran hastalarñn sosyodemografik ve klinik özellikleri deßerlendirilmiğtir. Yöntem: 2013 yñlñ Haziran
ve Ekim aylarñ arasñnda Abant ðzzet Baysal ÜTF ÇERSAH AD’na SKR almak üzere bağvuran hastalarñn verileri SPSS 16.0
(SPSS Inc., Chicago, IL., USA) aracñlñßñ ile hazñrlanan bir veritabanñna girilmiğ ve tanñmlayñcñ istatistikler ile
deßerlendirilmiğtir. Bulgular: Çalñğmaya yağlarñ ortalamasñ 95.0 ay olan (Ranj 4.0 – 301.0 ay, S.D. 46.1 ay) 395 hasta dâhil
edilmiğtir ( % 68.1 Erkek). Anne (% 66.1) ve babalarñn (% 60.2) çoßunun ilkokul mezunu oldußu, annelerin çoßunun (%
87.5) ev hanñmñ iken, babalarñn çoßunun (% 61.9) iğçi olarak çalñğtñßñ saptanmñğtñr. Ailelerin çoßu (% 61.5) çekirdek aile
66
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
biçimindedir. Ailelerin % 30.1’i birinci veya ikinci derece akrabalarda tedavi almalarñnñ gerektirecek psikopatoloji
bulundußunu belirtmiğtir. Bağvuran çocuklar çoßunlukla ebeveynlerinin 1. (% 37.0) veya 2. (% 30.8) çocuklarñdñr ve %
55.6’sñnda fiziksel hastalñklar da bulunmaktadñr (çoßunlukla epilepsi/ nörolojik/ % 29.8). Bağvuran çocuklarñn çoßu (% 66.2)
zamanñnda ve normal, spontan, vajinal doßum ile (% 63.3) doßmuğtur. Doßum sonrasñ (sarñlñk/ morarma/ nefes almama/
kuvöz bakñmñ) sorun olgularñn % 27.6’sñnda tariflenmiğtir. Anneler doßum öncesi sorunu % 13.4 oranñnda belirtmektedir.
Örneklemin % 54.2’si daha önce özel eßitim almamñğtñr. Bağvuru nedenleri deßerlendirildißinde en sñk nedenin Özel Eßitim
aldñrmak veya alñnan Özel Eßitime devam etmek oldußu (% 88.8), ardñndan maağ baßlanmasñ (% 6.1) ve fizik tedavi aldñrma
(% 5.3) taleplerinin geldißi görülmüğtür. Özel eßitim amacñyla getirilen çocuk ve ergenlerde en sñk tanñlar Hafif Mental
Retardasyon (% 34.4), ÖB (% 21.3), Orta Mental Retardasyon (% 12.4), OSB (% 8.4), DEHB (% 5.6), Aßñr MR (% 4.3) ve
sñnñrda entelektüel iğlevsellik (% 1.5) ğeklindedir. Örneklemin % 10.1’i herhangi bir tanñ almamñğtñr. Sonuç: Arağtñrmamñzda
Özel Eßitim amacñyla SKR almak üzere getirilen çocuklarda en sñk tanñlarñn Hafif MR ve Ößrenme Bozukluklarñ oldußu
görülmüğtür. Örneklemin % 10.1’i herhangi bir tanñ almamñğtñr. Bulgularñmñzñn dißer merkezlerdeki örneklemlerin de
deßerlendirildißi ileri arağtñrmalarla desteklenmesi gerekmektedir.
PB-3 Psikotik Ergenlerde Kardeú SÕralamasÕ ve Kardeú SayÕsÕ
ùeref ùimúek1, Tu÷ba Yüksel1, Cuma Taú 2
1
DÜTF Çocuk Psikiyatri A.D, 2DÜTF Psikiyatri A.D.
Amaç: Bu çalñğma genç ergenlerde psikoz ve kardeğ özellikleri arasñndaki iliğkiyi inceledi. Bu çalñğmada doßum sñrasñ ve aile
büyüklüßünün genç yağta geliğen psikoz ile iliğkili olup olmadñßñ arağtñrñldñ. Yöntem: Çalñğma Dicle Üniversitesi Tñp
Fakültesi (DÜTF) Çocuk Psikiyatri poliklinißinde yürütüldü. 2011-2013 yñllarñ arasñnda poliklinißimize bağvuran ve DSMIV’e göre ğizofreni, kñsa psikotik bozukluk, ğizoaffektif bozukluk, ğizofreniform bozukluk ve psikotik bozukluk BTA tanñsñ
konan 37 erkek hasta çalñğmaya alñndñ. Kontrol grubunu ise DÜTF Çocuk bölümüne bağvuran, yağ olarak hasta grubu ile
eğleğtirilmiğ 33 erkek ergen oluğturdu. Sonuç: Hasta grubun yağ ortalamasñ 15,32±1,68, kardeğ sayñsñ ortalamasñ 5,92±2,31
iken kontrol grubunun yağ ortalamasñ 14,67±1,49, kardeğ sayñsñ ortalamasñ 6,76±2,97 idi. Yağ ortalamasñ ve kardeğ sayñsñ
ortalamasñ açñsñndan gruplar arasñnda fark saptanmadñ. Hasta grubunda 7 kiği ilk çocuk, 21 kiği orta sñralarda, 9 kiği ise son
çocuktu. Kontrol grubunda ise 6 kiği ilk çocuk, 22 kiği orta sñralarda, 5 kiği ise son çocuktu. Gruplar arasñnda kardeğ
sñralamasñ açñsñndan fark saptanmadñ. TartÕúma: Bu çalñğmanñn ana bulgusu kardeğ sñralamasñ açñsñndan psikotik grup ile
saßlñklñ grup arasñnda farkñn olmamasñydñ. Çalñğmamñzla uyumlu olarak, Westergaard ve arkadağlarñnñn yaptñßñ toplum
temelli çalñğmada da ğizofreni riski ve kardeğ sñralamasñ arasñnda iliğki saptanmamñğtñr. Bununla beraber birçok çalñğmada
ğizofreni riski ve kardeğ sñralamasñ arasñnda iliğki saptanmñğtñr. Daha geniğ örneklemde ve prospektif çalñğmalarla
bulgumuzun desteklenmesi gerekmektedir.
PB-4 Down Sendromlu ÇocuklarÕn Dil Geliúim Özellikleri Profili
Betül Mazlum1, ù. Senem Baúgül2, Füsun Çetin3, Hakan Gürvit4
1
Emsey Hospital, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Poliklini÷i, 2Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Psikoloji A.D., 3Hacettepe
Üniversitesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 4østanbul Üniversitesi, Nöroloji A.D.
Amaç: Down sendromlu hastalar klinik olarak ößrenme, bellek, dil ve konuğma alanñnda ciddi bozukluklar gösterirler. DS’lu
çocuklardaki biliğsel süreçler ile ilgili çalñğmalar dünya literatüründe mevcut olmakla beraber sñnñrlñdñr, ülkemizde ise bu
konuda yapñlmñğ çalñğma bulunmamaktadñr. Bu hastalardaki biliğsel süreçlere dair veriler aßñrlñklñ olarak eriğkin
populasyonuna aittir. Oysa ki yağ ilerledikçe kognitif iğlevsellikte Alzheimer tipi demansa iliğkin patogenetik süreçlerin de
katkñsñ olabileceßinden mevcut sorunlarñn ne kadarñnñn sendromun doßasñndan kaynaklanan nörogeliğimsel sorunlar ne
kadarñnñn demans sürecine ait oldußunu kestirmek zordur. Burada Fogarty International Center/NIMH Mental
Health/Developmental Disabilities Program tarafñndan desteklenen (D43TW5807) ve Down sendromlu çocuk ve ergenlerin
kognitif profilleri ile beyinlerindeki majör beyaz cevher yolaklarñnñn bütünlüßünün ve eğlik eden psikiyatrik eğtanñlarñn
deßerlendirildißi bir çalñğma kapsamñnda konuğma ve dile iliğkin deßerlendirmelerden elde edilen bazñ ön bulgular
verilecektir. Yöntem: Hastalarñn alñcñ ve ifade edici kelime bilgi düzeylerini ölçmek amacñ ile TðFALDð-Türkçe ðfade Edici
ve Alñcñ Dil Testi kullanñlmñğtñr. Hastalarñn her iki alt testten aldñklarñ ham puanlarñn karğñlñk geldißi yağ düzeyleri
belirlenmiğtir. Ayrñca hastalar konuğma sesi bozukluklarñ, konuğma akñcñlñßñ ve iletiğim bozukluklarñ açñsñndan da DSM-IV
kriterlerine göre deßerlendirilmiğtir. TartÕúma: Literatür ile uyumlu olarak Türk toplumundaki Down sendromlu çocuk ve
ergen hastalarñn çoßunda ifade edici dil becerilerinin alñcñ dil becerilerine göre oldukça fazla etkilendißi ve kronolojik
yağlarñndan geri oldußu gözlenmiğtir. Hastalarñn çoßunda hem ifade edici hem de alñcñ kelime bilgi düzeyleri kronolojik
yağlarñndan oldukça geri iken ilginç olarak hastalarñn bazñlarñnda alñcñ ve/veya ifade edici kelime bilgisi düzeyleri kronolojik
yağlarñna yakñn bulunmuğtur. Bu durum hastalarñn aldñklarñ eßitimden kaynaklanabileceßi gibi bireysel farklñlñklarñn da etkisi
söz konusu olabilir. Literatürde Down sendromlu hastalar arasñnda da alñcñ ve ifade edici kelime bilgi düzeyleri bakñmñndan
67
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
farklñlñklar olabileceßi belirtilmektedir. Dißer yandan Down sendromunda hem dile hem de konuğmaya iliğkin bozukluklarñn
sñklñkla görüldüßü bilinmektedir. Bu çalñğmada da hastalarñn büyük kñsmñnda konuğma sesi bozukluklarñ, kekemelik ve/veya
ifade edici dil bozuklußu eğlik etmiğtir.
PB-5 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Alt GruplarÕnda Ebeveyne Ba÷lanma
Hatice Do÷an1, Didem Öztop2, Sevgi Özmen3, Özlem Olguner Eker2
Erciyes Üniversitesi TÕp Fakültesi 1Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D., 2Psikiyatri A.D.
Amaç: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik ile karakterize, okul çaßñ
çocuklarñnñn %3-7’sinde görülen bir bozukluktur. Hiperaktivitenin ön planda oldußu, dikkat eksiklißinin baskñn oldußu ve
birleğik tip olmak üzere üç alt gruba ayrñlñr. Geliğimsel, biliğsel, duygusal ve akademik alanlarda önemli bozulmalarla
iliğkilidir. Çocußun yağamñnñn hemen her alanñnda görülen yetersizlikler sonucu çocukta özgüven azalmasñ, mutsuzluk,
bağarñsñzlñk, kiğiler arasñ iliğkilerde bozulma ğeklinde kendini gösterir ve ruhsal iyilik halini olumsuz yönde etkiler.
Baßlanma, bireyin hem içsel dünyasñnñ, hem de yakñn iliğkilerini etkileyen bir durumdur. DEHB hastalarñnda güvenli
baßlanmadan ziyade güvensiz baßlanmanñn oldußunu bildiren çalñğmalar mevcuttur. Buradan yola çñkarak yapñlan bu
çalñğmada DEHB alt gruplarñnñn ebeveyne baßlanma üzerindeki etkisi incelenecektir. Yöntem: Erciyes Üniversitesi Tñp
Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri poliklinißine bağvuran hastalardan, DEHB tanñsñ alan, 11-17 yağ aralñßñnda herhangi bir
psikiyatrik eğ tanñsñ ve kronik hastalñßñ bulunmayan 50 hasta çalñğmaya dahil edildi. Kontrol grubuna yağ ve cinsiyet
açñsñndan hasta grubuyla eğleğtirilmiğ, gönüllü olan 50 saßlñklñ çocuk ve ergen alñndñ. Çalñğmaya alñnan tüm olgulara ÇDĞGĞY (Okul Çaßñ Çocuklarñ için Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi-Ğimdi ve Yağamboyu Ğekli ) ve
WISC-R (Wechsler çocuklar için zeka ölçeßi) yapñldñ. Arağtñrma kapsamñndaki ebeveynlerden çocuklarñ hakkñnda
sosyodemografik veri formu, Atilla Turgay Çocuk ve Ergenlerde Davranñm Bozukluklarñ için DSM IV’e Dayalñ Tarama ve
Deßerlendirme Ölçeßini doldurmalarñ istendi. Çalñğmaya katñlan hasta ve kontrol gruplarñna ðliğkiler Ölçeßi Anketi ve
Ebeveyn Akran Baßlanma Envanteri uygulandñ. Sonuç: Çalñğmaya katñlan hasta ve kontrol grubunun yağ ortalamasñ
12.78±1.67 idi. Gruplardaki kñz sayñsñ 15, erkek sayñsñ 35 idi. 29 hastaya birleğik tip, 13 hastaya dikkat eksiklißinin ön planda
oldußu tip, 8 hastaya hiperaktivitenin ön planda oldußu tip DEHB tanisi kondu. Hiperaktivitenin baskñn oldußu tipte anneye
baßlanma ortalamasñ 63.13±8.52, babaya baßlanma ortalamasñ 64.63±7.05 idi. Dikkat eksiklißinin ön planda oldußu tipte
anneye baßlanma ortalamasñ 73.69±8.02, babaya baßlanma ortalamasñ 67.54±17.21 idi. Birleğik tipte ise anneye baßlanma
ortalamasñ 66.00±10.03 iken babaya baßlanma ortalamasñ 60.31±15.88 idi. TartÕúma: DEHB alt tiplerinin anne-babaya
baßlanmasñ deßerlendirildißinde dikkat eksiklißinin ön planda oldußu olgularda, dißer alt tip olgulara göre anneye baßlanma
istatistiksel olarak anlamlñ düzeyde yüksek bulundu. Bu durumu birleğik ve hiperaktivite/dürtüsellik alt tipinin ebeveyn
tarafñndan daha fazla uyarñlmasñ, çocuk- ebeveyn arasñnda daha çok sözel ve duygusal çatñğma yağamalarñ, böylece giderek
kalitesizleğen iletiğimin uzun vadede karğñlñklñ baßlanmayñ etkilemesi ile açñklamak mümkündür. Bir çalñğmada DEHB’li
çocuklardaki mizaç ve ebeveynlik stilinin baßlanma örüntüsüne etkileri arağtñrñlmñğ, bileğik ve hiperaktivitesi baskñn olan
tiplerdeki çocuklar, dikkat eksiklißi baskñn olanlara göre anksiyöz ve kaçñngan baßlanmada daha yüksek puanlar aldñklarñ,
ailelerinin bu çocuklar üzerinde kontrol stilinin daha yüksek oldußu saptanmñğtñr. Sonuç olarak DEHB her ne kadar biliğsel
ve yürütücü iğlevlerdeki bozukluklar ile tanñmlansa da, DEHB’li çocuk ve ergenlerde sosyal kñsñtlñlñklar görüldüßü, bu
düzenleme zorlußunun akran iliğkilerine yansñdñßñ, bu nedenle güvensiz baßlanmayla ortak etiyolojik faktörlere sahip oldußu
ve birbirlerinin oluğmasñna zemin hazñrladñklarñ düğünülmektedir. Bu konuya dair daha geniğ örneklemli daha fazla çalñğmaya
ihtiyaç vardñr.
PB-6 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u Alt GruplarÕnda Akran Ba÷lanmasÕ
Hatice Do÷an1, Didem Öztop2, Sevgi Özmen3, Özlem Olguner Eker2
Erciyes Üniversitesi TÕp Fakültesi 1Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D., 2Psikiyatri A.D.
Amaç: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik ile karakterize, okul çaßñ
çocuklarñnñn %3-7’sinde görülen bir bozukluktur. Hiperaktivitenin ön planda oldußu, dikkat eksiklißinin baskñn oldußu ve
birleğik tip olmak üzere üç alt gruba ayrñlñr. Geliğimsel, biliğsel, duygusal ve akademik alanlarda önemli bozulmalarla
iliğkilidir. Çocußun yağamñnñn hemen her alanñnda görülen yetersizlikler sonucu çocukta özgüven azalmasñ, mutsuzluk,
bağarñsñzlñk, kiğiler arasñ iliğkilerde bozulma ğeklinde kendini gösterir ve ruhsal iyilik halini olumsuz yönde etkiler.
Baßlanma, bireyin hem içsel dünyasñnñ, hem de yakñn iliğkilerini etkileyen bir durumdur. DEHB hastalarñnda güvenli
baßlanmadan ziyade güvensiz baßlanmanñn oldußunu bildiren çalñğmalar mevcuttur. Buradan yola çñkarak yapñlan bu
çalñğmada DEHB alt gruplarñnñn akran baßlanmasñ üzerindeki etkisi incelenecektir. Yöntem: Erciyes Üniversitesi Tñp
Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri poliklinißine bağvuran hastalardan, DEHB tanñsñ alan, 11-17 yağ aralñßñnda herhangi bir
psikiyatrik eğ tanñsñ ve kronik hastalñßñ bulunmayan 50 hasta çalñğmaya dahil edildi. Kontrol grubuna yağ ve cinsiyet
68
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
açñsñndan hasta grubuyla eğleğtirilmiğ, gönüllü olan 50 saßlñklñ çocuk ve ergen alñndñ. Çalñğmaya alñnan tüm olgulara ÇDĞGĞY (Okul Çaßñ Çocuklarñ için Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi-Ğimdi ve Yağamboyu Ğekli ) ve
WISC-R (Wechsler çocuklar için zeka ölçeßi) yapñldñ. Arağtñrma kapsamñndaki ebeveynlerden çocuklarñ hakkñnda
sosyodemografik veri formu, Atilla Turgay Çocuk ve Ergenlerde Davranñm Bozukluklarñ için DSM IV’e Dayalñ Tarama ve
Deßerlendirme Ölçeßini doldurmalarñ istendi. Çalñğmaya katñlan hasta ve kontrol gruplarñna ðliğkiler Ölçeßi Anketi ve
Ebeveyn Akran Baßlanma Envanteri uygulandñ. Sonuç: Çalñğmaya katñlan hasta ve kontrol grubunun yağ ortalamasñ
12.78±1.67 idi. Gruplardaki kñz sayñsñ 15, erkek sayñsñ 35 idi. 29 hastaya birleğik tip, 13 hastaya dikkat eksiklißinin ön planda
oldußu tip, 8 hastaya hiperaktivitenin ön planda oldußu tip DEHB tanisi kondu. Hiperaktivitenin baskñn oldußu tipte en
yüksek ortalama 4.20±1.47 ile kayñtsñz baßlanmada görüldü. 4.12±0.91 ile güvenli baßlanma, 3.15±1.10 ile saplantñlñ
baßlanma ve 3.06±1.24 ile korkulu baßlanma sñrasñyla onu takip etmekteydi. Dikkat eksiklißinin ön planda oldußu tipte
güvenli baßlanma 4.41±1.32 ortalamayla en yüksek orandaydñ. Onu sñrasñyla 4.39±1.48 ile kayñtsñz baßlanma, 3.88±1.57 ile
korkulu baßlanma ve 3.65±0,57 ile saplantñlñ baßlanma izledi. Birleğik tipte ise en yüksek ortalama 4.47±0.99 ile kayñtsñz
baßlanmadaydñ. Sonrasñnda sñrasñyla 3.76±0.94 ile güvenli baßlanma, 3.75±1.45 ile korkulu baßlanma ve son olarak
3.62±1.01 ile saplantñlñ baßlanma yer aldñ. TartÕúma: Çalñğmamñzda DEHB alt tipleri akran baßlanmasñ açñsñndan
deßerlendirildißinde gruplar arasñnda anlamlñ farklñlñk saptanmadñ. DEHB-B ve DEHB-HA’da kayñtsñz baßlanma yüksekken,
DEHB-DE’de güvenli baßlanma daha yüksek oranda görüldü. 2006 yñlñnda yapñlan bir çalñğmada kombine ve hiperaktivitesi
baskñn olan tiplerdeki çocuklar dikkat eksiklißi baskñn olanlara göre anksiyöz (kaygñlñ) ve kaçñngan baßlanmada daha yüksek
skorlar almñğlardñr. Bu bulgu bizim bulgumuzla uyumluluk göstermektedir. Sonuç olarak DEHB her ne kadar biliğsel ve
yürütücü iğlevlerdeki bozukluklar ile tanñmlansa da, DEHB’li çocuk ve ergenlerde sosyal kñsñtlñlñklar görüldüßü, bu
düzenleme zorlußunun akran iliğkilerine yansñdñßñ, bu nedenle güvensiz baßlanmayla ortak etiyolojik faktörlere sahip oldußu
ve birbirlerinin oluğmasñna zemin hazñrladñklarñ düğünülmektedir. Bu konuya dair daha geniğ örneklemli daha fazla çalñğmaya
ihtiyaç vardñr.
PB-7 Yaúam Kalitesi ve øúlevsellikte Bozulma KavramlarÕ ArasÕndaki øliúkinin Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite
Bozuklu÷u Örnekleminde øncelenmesi
Mahmut Cem TarakçÕo÷lu1, Nursu ÇakÕn-Memik2, Nesligül Nihal Olgun2, Belma A÷ao÷lu2
1
BakÕrköy Dr. Sadi Konuk E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Klini÷i, 2Kocaeli Üniversitesi TÕp Fakültesi
Çocuk Psikiyatrisi Bölümü
Amaç: Bu çalñğmada dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) tanñlñ çocuklarda DEHB’ye özgü iğlevsellikte
bozulma ile genel yağam kalitesi arasñndaki iliğkinin incelenmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem: Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin
Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi Ğimdi ve Yağam Boyu Ğekli-Türkçe Uyarlamasñ (ÇDĞG-ĞY-T)
ile yapñlan görüğmede ilk kez DEHB tanñsñ alan 1-8. sñnñfa devam eden 250 çocuk ve ergenin katñldñßñ çalñğmada, ebeveynler
tarafñndan DEHB’ye özgü iğlevsellikte bozulmayñ deßerlendiren Weiss ðğlevsellikte Bozulma Ölçeßi Ebeveyn-Formu
(WðBÖ-E) ve genel yağam kalitesini deßerlendiren Çocuklar için Yağam Kalitesi Ölçeßi Ebeveyn Formu (ÇðYKÖ-E) Türkçe
versiyonlarñ doldurulmuğtur. Sonuç: WðBÖ-E aile, okul, yağam becerileri, çocußun benlik algñsñ, sosyal etkinlikler, riskli
eylemler ve toplam puanlarñ ile ÇðYKÖ-E fiziksel saßlñk, psikososyal saßlñk ve ölçek toplam puanlarñ arasñnda istatistiksel
olarak anlamlñ korelasyonlar bulunmuğtur. TartÕúma: Çalñğmamñzda DEHB ile iliğkili iğlevsellikte bozulma ile genel yağam
kalitesi arasñnda anlamlñ ancak mükemmel düzeyde olmayan korelasyonlar elde edilmiğtir. Bu durum iğlevsellikte bozulma
ve yağam kalitesi kavramlarñnñn birbirleriyle iliğkili ancak farklñ kavramlar olduklarñnñ desteklemektedir. DEHB tanñ ve
tedavisinde DEHB belirtilerine ek olarak iğlevsellikte bozulma ve yağam kalitesi kavramlarñnñn da deßerlendirilmesinin,
DEHB’nin bütüncül olarak ele alñnmasñnda önemli olacaßñ düğünülmüğtür.
PB-8 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u-KarúÕt Olma KarúÕ Gelme Bozuklu÷u Komorbiditesi ve Geliúen
Olumsuz Sonuçlar
Ayúe Burcu Ayaz1, Muhammed Ayaz1, Sebla Gökçe ømren2
1
Sakarya Üniversitesi E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi
Amaç: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) tanñsñ alan çocuk ve ergenlerde karğñt olma karğñ gelme (KOKGB)
komorbiditesinin hastalñßñn seyrini olumsuz etkiledißi bildirilmektedir. Bu çalñğmada sadece DEHB tanñsñ alan çocuk ve
ergenlerle DEHB-KOKGB komorbiditesi olanlarñn geliğen olumsuz sonuçlar açñsñndan karğñlağtñrñlmasñ amaçlandñ. Yöntem:
Çalñğmaya sadece DEHB tanñsñ alan 109, DEHB-KOKGB komorbiditesi olan 79 çocuk alñndñ. Çocuklarñn bağlangñçtaki
belirti ğiddeti Turgay DSM-IV’e göre Yñkñcñ Davranñm Bozukluklarñ Tarama Ölçeßi (T-DSM-IV-S) ile deßerlendirildi.
Gruplar ilk deßerlendirmeden sonraki 4 yñllñk sürede okulda aldñklarñ disiplin cezalarñ, sigara kullanñmñ, alkol ve/veya madde
kullanñmñ, suç iğleme davranñğlarñ ve kazalardan kaynaklanan yaralanmalar açñsñndan karğñlağtñrñldñ. Sonuç: Okuldaki disiplin
cezalarñ, sigara kullanñmñ ve kazalardan kaynaklanan yaralanmalarñn DEHB-KOKGB grubunda DEHB grubuna kñyasla daha
69
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
yüksek oranda geliğtißi saptandñ. Suç iğleme davranñğlarñ ve alkol ve/veya madde kullanñmñ açñsñndan iki grup arasñnda
istatistiksel olarak anlamlñ bir fark saptanmadñ. ðlk deßerlendirmedeki T-DSM-IV-S davranñm bozuklußu puanlarñnñn yüksek
olmasñnñn okuldaki disiplin cezalarñyla, T-DSM-IV-S karğñ gelme puanlarñ ve davranñm bozuklußu puanlarñnñn yüksek
olmasñnñn sigara kullanñmñyla ve T-DSM-IV-S hiperaktivite/dürtüsellik ve davranñm bozuklußu puanlarñnñn yüksek olmasñnñn
kazalardan kaynaklanan yarlanmalarla iliğkili oldußu belirlendi. TartÕúma: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu tanñsñ
alan çocuk ve ergenlerde KOKGB komorbiditesi çocukluk ve ergenlik yağlarñnda okuldaki disiplin cezalarñ, sigara kullanñmñ
ve kazalardan kaynaklanan yaralanmalar açñsñndan risk oluğturmaktadñr.
PB-9 ÇocuklarÕn Ev KazalarÕna Maruz KalmasÕnda Ebeveynlerde Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u
BulgularÕ OlmasÕnÕn Rolü Olabilir Mi?
Ethem Acar1, Onur Burak Dursun2, øbrahim Selçuk Esin2, Hakan Ö÷ütlü2
1
Mu÷la SÕtkÕ Koçman Üniversitesi TÕp Fakültesi, Acil TÕp A.D., 2Atatürk Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh
Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Ev kazalarñ çocukluk çaßñnda en sñk ölüm nedenleri arasñndadñr. Ebeveynlerdeki psikopatoloji ve ebeveynlik
tutumlarñnñn çocuklarñn ev kazalarñna ußramalarñ ile iliğkili olabileceßi düğünülse de bu alanda yapñlan çalñğmalar kñsñtlñdñr.
Bu çalñğmanñn amacñ; acil servise ev kazalarñ nedeniyle bağvuran okul öncesi çocuk ve ebeveynlerinde psikiyatrik nedenlerin
arağtñrñlmasñ; kazalar ile ebeveynlerin Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite (DEHB) bulgularñ, ebeveyn tutumlarñ ve çocuklardaki
davranñğsal problemleri arasñnda iliğki olup olmadñßñnñn incelenmesidir. Yöntem: Çalñğmaya Erzurum Bölge Eßitim ve
Arağtñrma Hastanesi acil servisine ev kazalarñ nedeniyle bağvuran 1-5 yağ arasñ 40 çocuk ve bu olgularla yağ ve cinsiyet
açñsñndan eğleğtirilmiğ basit enfeksiyonlar nedeniyle acil servise bağvuran 40 çocuk dâhil edildi. Sonuç: Ev kazalarñ
nedeniyle bağvuran çocuklarñn babalarñnda DEHB bulgularñnñn kontrol grubuna oranla anlamlñ ölçüde fazla oldußu gözlendi
(p=0.020). Ebeveynin daha fazla serbestlik ve göreceli olarak daha az kontrolcülüßü ile karakterize olan demokratik ebeveyn
tutumu ile olgularñn geçirdikleri toplam kaza sayñlarñ arasñnda pozitif korelasyon oldußu saptandñ (p=0.007). Ev kazalarñ
nedeniyle bağvuran çocuklarda ise hem içe atñm hem de dñğa vurum bulgularñnñn anlamlñ olarak daha fazla oldußu tespit
edildi. TartÕúma: Ev kazalarñ küresel önemi gün geçtikçe artan önemli bir mortalite ve morbidite sebebidir. Özellikle sñk
kazaya maruz kalan çocuklarñn kendileri ve ebeveynlerinde psikopatoloji deßerlendirmesi; ebeveynlerinde tutum hatalarñnñn
incelenmesi koruyucu hekimlik açñsñndan önem arz etmektedir.
PB-10 Bir Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Poliklini÷inde ølaç Tedavisi UygulamalarÕnÕn 10 YÕllÕk Süreçteki De÷iúimi
ùahbal Aras1, Gonca Engin1, Önder Küçük1, Fatma Varol Taú1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu çalñğmada, bir çocuk ve ergen psikiyatrisi poliklinißine bağvuran hastalarda ilaç tedavisi uygulamalarñnñn
deßiğiminin deßerlendirilmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem: Altñ aylñk süre içinde poliklinikte izlenen yeni hastalarñn dosyalarñ
geriye dönük olarak incelenmiğtir. Hastalarñn bağvuru yakñnmalarñ ve tanñlarñ, ilaç tedavisi oranñ, ilaç kullanñmñ ile ilgili
deßiğkenler (kullanñlan ilaçlar, bağlama zamanñ, çoklu ilaç kullanñmñ, tanñlara göre daßñlñm vb.) deßerlendirilmiğ ve elde
edilen veriler 10 yñl önce aynñ klinikte yapñlan çalñğmanñn bulgularñyla karğñlağtñrñlmñğtñr. Sonuç: Çalñğmanñn ön bulgularñ 10
yñl öncesine göre Poliklinikte aßñrlñklñ olarak öncelikli gereksinimi olan hasta bağvurusu oldußunu ve ilaç tedavisi oranñnñn
arttñßñnñ göstermektedir. Çalñğmanñn veri toplama süreci devam etmektedir. TartÕúma: Zaman içinde ve saßlñk sisteminde
yağanan deßiğimin ilaç tedavisi uygulamalarñna etkilerinin deßerlendirilmesi çocuk ve ergen psikiyatrisi alanñndaki tedavi
hizmetlerinin iyileğtirilmesine katkñda bulunabilir.
PB-11 Dikkat Eksikli÷i Hiperaktivite Bozuklu÷u TanÕsÕ Alan Çocuk ve Ergenlerde Tedavi DevamlÕlÕ÷Õ
Muhammed Ayaz1, Ayúe Burcu Ayaz1, Nusret Soylu2, Serhat Yüksel3,
1
3
Sakarya Üniversitesi E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, 2ønönü Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi ABD,
Özel Kurum
Amaç: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu, çocuk ve ergenlerde en sñk görülen ruhsal bozukluklardan biridir. Yeterli
sürede ve düzeyde tedavi almamanñn DEHB seyrini olumsuz etkiledißi bilinmekle birlikte, DEHB tanñsñ konulan çocuklarda
tedavi devamlñlñßñnñn düğük oranlarda oldußu ve tedavileri kesmenin yaygñn oldußu bildirilmektedir. Bu çalñğmada ilk kez
DEHB tanñsñ alan çocuklarda sosyodemografik özelliklerin, DEHB belirti ğiddetinin, eğlik eden ruhsal bozukluk tanñlarñnñn
70
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
ve tedaviyle iliğkili etmenlerin tedavi devamlñlñßñ üzerindeki etkilerinin arağtñrñlmasñ amaçlandñ. Yöntem: 6-18 yağ
aralñßñndaki ilk kez DEHB tanñsñ konulan ve ilaç tedavisi bağlanan 877 çocußun 12 aylñk tedavi devamlñlñßñ deßerlendirildi.
Çocuklarñn tedavi devamlñlñßñ çocuklarñ deßerlendiren çocuk psikiyatrisi uzmanlarñ tarafñndan tanñ konulup tedavi
bağlandñktan 12 ay sonra tedavinin devam edilmesi olarak tanñmlandñ. DEHB belirti ğiddeti Turgay DSM-IV’e göre Yñkñcñ
Davranñm Bozukluklarñ Tarama Ölçeßi (T-DSM-IV-S) ve ilk tedaviyle saßlanan tedavi etkinlißi Klinik Global ðzlenimDüzelme Ölçeßi (CGI-I) ile deßerlendirildi. Sonuç: Çalñğmamñzda 12 aylñk tedavi devamlñlñßñnñn %30.2 (n=265) oranñnda
oldußu belirlendi. Uygulanan hiyerarğik regresyon analizi modelinde çocuklara küçük yağta tedavi bağlamanñn, T-DSM-IV-S
hareketlilik/dürtüsellik puanlarñnñn yüksek olmasñnñn, yan etki oluğmamasñnñn, DEHB ilaçlarñnñ birlikte kullanñmñnñn, aynñ
anda bağka bir psikofarmakolojik ajan kullanñmñnñn ve ilk tedaviyle saßlanan tedavi etkinlißinin yüksek olmasñnñn tedavi
devamlñlñßñnñ arttñrdñßñ saptandñ. Uzun etkili metilfenidat kullanñmñnda, kñsa etkili metilfenidat ve atomoksetin kullanñmñna
göre tedavi devamlñlñßñnñn daha fazla oldußu belirlendi. Çocußun cinsiyeti, kronik fiziksel hastalñk varlñßñ, ebeveynlerin
eßitim düzeyleri, ebeveynlerin birliktelik durumlarñ, ailede ruhsal bozukluk öyküsü, eğlik eden ruhsal bozukluk varlñßñ, TDSM-IV-S dikkat eksiklißi, karğñ gelme ve davranñm bozuklußu puanlarñ ile tedavi devamlñlñßñ arasñnda istatistiksel olarak
anlamlñ bir iliğki saptanmadñ. TartÕúma: Dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu tanñsñ alan çocuklarda tedavi devamlñlñßñnñ
arttñran nedenlerin ve tedaviyi kesme nedenlerinin anlağñlmasñ daha etkili tedavi, belirti kontrolü ve gelecekteki risklerin
azaltñlmasñna katkñ saßlayabilir.
PB-12 Selektif Mutizmi Olan Çocuklar
Yunus KÕllÕ1, Serkan Güneú1, Veli YÕldÕrÕm1, Özalp Ekinci1, Fevziye Toros1
1
Mersin Üniversitesi TÕp FakültesiÇocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ
Amaç: Türkiye’de henüz SelektifMutizm (SM) ile ilgili yapñlmñğ bir çalñğmanñn bulunmamasñ ve SM’nin nadir görülen bir
bozukluk olmasñ nedeniyle olgularñn sosyodemografik ve klinik bazñ özelliklerini belirlemeyi amaçladñk. Yöntem:
Poliklißimize 2005 yñlñndan itibaren bağvurmuğ olan olgulara retrospektif olarak arğivimizden taranarak ulağñlmñğtñr.
Olgularñn yağ, cinsiyet, özgeçmiğ, soygeçmiğ ve bazñ klinik özellikleri SPSS veri programñnagirilerek tanñmlayñcñ ve frekans
analizleri yapñlmñğtñr. Sonuç: 16541 olguiçinde 31(%0,018) SM tanñsñkonanolguyaulağñlmñğtñr. Yağortalamalarñ 6,2 ±1,9
olup, olgularñn17’si (%54,8) erkek, 14’ü (%45,2) kñzdñr. Olgularñmñzñn 20’sinde (%64,5) bir eğtanñ olmakla birlikte, 11’inde
iki eğtanñ (%35,4) ve 6’sñnda (%19,4) üç eğtanñ bulunmaktaydñ. Eğtanñlar iğlevsellikte kayñp ve ğiddete göre sñralanarak tablo
2’de gösterilmiğtir. TartÕúma: SM hakkñnda 125 yñlönce ilk yazñlarñn olmasñna raßmen literatürde bu bozukluk hakkñnda çok
az çalñğma mevcuttur. Aileleri de çekingen özellikle re sahip olan bu çocuklar, kliniklere dißer çocuklara göre daha nadir
getirilmektedir. Shwartz ve arkadağlarñ 33 SM olgusu ile ilgili yaptñklarñ bir çalñğmda, aile hekimlerinin ‘sadece utangaçlñk’
diyerek olgularñn %70’ini yanlñğ tanñ veya etiketleme ile doßru yönlendiremediklerini tespit etmiğlerdir. Bu bakñğ açñsñsñ da
kliniße bağvuruyu azaltmaktadñr. ðlkokul 1.sñnñf ve okul öncesi eßitimde olan çocuklarda yapñlan tarama çalñğmalarñnda SM
sñklñßñnñn %2 civarñnda oldußu gösterilmiğtir. Okullarda bu kadar sñk karğñlağñlan bu bozukluk; ößretmenler tarafñndan da
‘sadece utangaçlñk’ denilerek çoßu kez memnun olunan bir durum haline gelebilmektedir. Toplum tabanlñ yapñlan prevalans
çalñğmalarñnda da SM’nin prevalansñ %0,47-1,90 arasñnda bildirilmektedir. Bizim poliklinißimize bağvuran tüm olgular
içinde SM’nin sñklñßñnñn %0,018 gibi düğük olmasñ, Türkiye’de bağvurularñn ve doßru yönlendirmelerin çok yetersiz
oldußunu göstermektedir. SM; kñzlarda erkeklere oranla 1,6-3 kat daha sñk görülmektedir. SM’ye en sñk iletiğim bozukluklarñ,
nörogeliğimsel bozukluklar ve eliminasyon bozukluklarñ eğlik etmektedir. Sosyal fobi, kaçñngan kisȫilik, ayrñlñk anksiyetesi
bozuklugȕu, panik bozuklugȕu ve özgül fobi gibi anksiyete bozukluklarñnñn SM olan çocuklarda çok yüksek oranlarda
bulundugȕu birçok çalñsȫma da bildirilmiğtir. Sonuç olarak; eğtanñ oranlarñnñn yüksek oldußu, akademik ve sosyal iğlevsellikte
belirgin düğüğe neden olan SM üzerine, Türkiye’deki çocuklarñn özelliklerini daha geniğ örneklemlerle inceleyen çok
merkezli çalñğmalarñn yapñlmasñnñn oldukça önemli oldußunu düğünmekteyiz.
PB-13 Triple P Olumlu Anne BabalÕk E÷itimi’nin Anksiyete Bozuklu÷u Olan Çocuklar ve Ebeveynlerin Ruh Sa÷lÕ÷Õ
Üzerine Uzun Dönem Etkilerinin De÷erlendirilmesi
Gonca Özyurt1, Özlem Gencer1, Yusuf Öztürk1, Aylin Özbek1, Erdem Erkoyun2
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp
Fakültesi Halk Sa÷lÕ÷Õ A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ; ailelere yönelik bir biliğsel davranñğçñ tedavi yöntemi olan Triple P Olumlu Anne-Babalñk
Eßitim Programñ’nñn anksiyete bozuklußu tanñsñ olan çocuklarda; çocuklarñn davranñğsal ve duygusal sorunlarñ, çocuklardaki
anksiyete düzeyi, anksiyete bozuklußunun ğiddeti ve çocuklarñn psikososyal iğlevsellißi üzerine etkilerini Triple P Olumlu
Anne-Babalñk Eßitim Programñ uygulandñktan 4 ay sonra deßerlendirmek ve programñn uzun dönem etkinlißini saptamaktñr.
Yöntem:Arağtñrma randomize kontrollü prospektif desende bir arağtñrmadñr. Arağtñrmanñn örneklemi Okul Çaßñ Çocuklarñ
71
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
için Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi-Ğimdi ve Yağam Boyu Versiyonu (ÇDĞG-ĞY) ile Anksiyete
Bozuklußu tanñsñ konulmuğ 74 çocuktan oluğmaktadñr. Örneklemin eğit olarak iki gruba randomizasyonunu takiben olgu
grubunun ebeveynleri 8 hafta boyunca Grup Triple P Olumlu Anne Baba Eßitim Programñna katñlñrken, kontrol grubunun
ebeveynleri katñlmamñğtñr. ðki grup eßitimden hemen önce, eßitimden hemen sonra ve eßitim verildikten 4 ay sonra
sosyodemografik, duygusal ve davranñğsal deßiğkenlerle karğñlağtñrñlmñğtñr. Veriler, Sosyodemografik Veri Toplama Formu,
Çocuklar için Genel Deßerlendirme Ölçeßi (ÇGDÖ), Klinik Global ðzlenim Ölçeßi-Hastalñk Ğiddeti (KGðÖ-HĞ), Çocuklarda
Anksiyete Tarama Ölçeßi Ebeveyn ve Çocuk Formu (ÇATÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Durumluk-Sürekli Kaygñ
Envanteri, Genel Saßlñk Anketi–28 (GSA–28) kullanñlarak toplanmñğtñr. Sonuç: Çalñğmanñn verilerinin toplama iğlemi henüz
bitmiğtir ve istatistik ağamasñndadñr. TartÕúma: Anksiyete bozuklußu tanñsñ olan ergenlerde Biliğsel Davranñğçñ Terapi (BDT)
yönteminin etkinlißi gösterilmiğ olsa da daha küçük yağtaki çocuklar için BDT’nin etkinlißini gösteren çok az çalñğma vardñr.
Yine BDT’nin biliğsel temellerine göre BDT çocuklarda ergenlere göre daha az etkinlik gösterebilir. Çocuklarda BDT
tedavisine alternatif yöntem olarak BDT temelli materyallerin ailelere uygulanmasñ deßerlendirilmektedir. Thienemann
tarafñndan yapñlan 7-16 yağ arasñndaki anksiyete bozuklußu tanñsñ olan çocuklarda anne babalara BDT temelli eßitim verilmiğ
ve etkin bulunmuğtur. Yine Waters tarafñndan yapñlan arağtñrmada anne babalara BDT temelli verilen eßitim ile hem
çocuklarñ hem de aileleri içeren tedavinin etkinlißi benzer bulunmuğtur. Yaptñßñmñz literatür taramasñna göre Triple P Olumlu
Anne-babalñk eßitminin anksiyete bozuklußu olan çocuklarda etkinlißini deßerlendiren ilk çalñğma bu çalñğmadñr. Gelecekte
yapñlacak daha fazla çalñğma ile biliğsel davranñğçñ aile eßitimi yöntemlerinin çocuklarda anksiyete bozuklußu üzerine etkisi
deßerlendirilebilir ve belki de çocuklarda anksiyete bozuklußunun tedavisinde anne babalñk eßitimi de yer alabilir.
PB-14 Anksiyete Bozuklu÷u Olan Çocuk Ve Ergenlerde Tükrük Alfa-Amilaz Düzeyi
Özgür YorbÕk,1 Caner Mutlu,2 Özlem Özturk,3 Derya Koç AltÕnay,4 ølhan Asya Tanju,5 øsmail Kurt 3
1
Üsküdar Üniversitesi, Sa÷lÕk Bilimleri Fakültesi, Çocuk Geliúimi Bölümü, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Birimi, 2BakÕrköy Prof
Dr Mazhar Osman Ruh ve Sinir HastalÕklarÕ E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klini÷i, 3 GATA
E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Biyokimya Anabilim DalÕ, 4 Maltepe Üniversitesi, E÷itim Fakültesi, Rehberlik ve Psikolojik
DanÕúmanlÕk Bölümü, 5GATA Haydarpaúa E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Tükrük alfa-amilaz (TAA)’ñn sempatoadrenal medüller sistemin aktivitesinin bir göstergesi olabileceßi
düğünülmektedir. Dolayñsñyla, anksiyete bozukluklarñ ile TAA arasñnda bir iliğki olabilir. Bu çalñğmanñn amacñ, anksiyete
bozuklußu olan çocuk ve ergenlerde tükrük alfa-amilaz düzeylerini saßlñklñ kontrol grubu ile karğñlağtñrmaktñ. Yöntem:
Çalñğmaya, anksiyete bozuklußu tanñsñ konulan ve ilaç kullanmayan 8-16 yağ arasñ 30 çocuk ve ergen ile benzer
sosyodemografik özellikleri olan 36 saßlñklñ kontrol alñndñ. Hastalar ve kontrol grubu, klinik olarak ve Çocuklar için
Anksiyete Tarama Ölçeßi ve Çocuk Davranñğ Deßerlendirme Ölçeßi/6-18 ile deßerlendirildi. Sonuç: Kontrol grubuna göre,
anksiyete grubunda TAA düzeyleri anlamlñ olarak yüksek bulundu (p=.003). Anksiyete bozuklußunu belirlemede TAA için
kesim deßeri %60 duyarlñlñk ve %83.3 özgüllükle 153.3 U/mL bulundu. (ROC eßrisinin altñndaki alan [AUC]=0.717; 95%
CI: 0.593-0.821). TAA düzeyi ile ölçeklerin anksiyete puanlarñ arasñnda korelasyon saptanmadñ. TartÕúma: Bu çalñğma,
çocuk ve ergenlerde anksiyete bozukluklarñnñn artmñğ sempatik aktivite ile iliğkili olabileceßini düğündürmüğtür. Geniğ
örneklemli daha fazla çalñğmaya ihtiyaç vardñr.
PB-15 Bir E÷itim AraútÕrma Hastanesinde De÷erlendirilen Obsesif-Kompulsif Bozukluk TanÕlÕ Çocuk ve Ergenlerin
Klinik ve Demografik Özellikleri
Sabide Duygu Tunas1, Zeynep Göker1, Gülser Dinç1, Özlem Hekim1, Esra Güney1, Özden ùükran Üneri1
1
Ankara Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hematoloji Onkoloji E÷itim AraútÕrma Hastanesi, Çocuk Psikiyatrisi Klini÷i
Amaç: Bu çalñğmada Mayñs 2013-Aralñk 2013 tarihleri arasñndaki toplam 6 aylñk sürede, Ankara Çocuk Saßlñßñ ve
Hastalñklarñ Hematoloji-Onkoloji Eßitim Arağtñrma Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi bölümüne bağvuran çocuk ve ergenlerden
Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB) tanñlñ olgularñn sosyodemografik ve klinik özelliklerinin deßerlendirilmesi amaçlandñ.
Yöntem: Belirtilen tarihlerde klinißimize bağvuran toplam 6010 olgunun kayñtlarñ geriye dönük taranarak OKB tanñlñ 94 olgu
ayrñntñlñ deßerlendirmek üzere seçildi. Tanñsñ DSM-IV-TR ölçütleri esas alñnarak konulan bu olgularñn, obsesyon ve
kompulsiyon içerikleri, eğlik eden dißer psikiyatrik bozukluklar ve bunlarñn sosyodemografik özellikler ile arasñndaki iliğki
SPSS 17,0 programñ kullanñlarak analiz edilerek, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlñ kabul edildi. Bulgular: Toplam 6 aylñk
süre içinde saptanan OKB sñklñßñ %1,5 idi. 94 OKB’li olgularñn %52,7’ini kñz, %47,3’ünü erkek cinsiyeti oluğturuyordu. Yağ
ortalamasñ 12,0±2,9 (4-17 yağ) yağ idi. Olgularñn %41,9’unun çocuk, %58,1’inin ergen yağ grubunda oldußu ve %96,8’inin
Ankara ilinde yağadñßñ saptandñ. Olgularñn %72’si arağtñrñlan süre içindeki ilk bağvuru sonrasñnda tanñsñ konulmuğ çocuk ve
ergenlerdi. Olgularñn %28’i ise tanñsñ daha önceden konulmuğ olan ve takip edilen olgulardñ. “Fiziksel zarar verme, zarar
görme ya da saldñrganlñk” obsesyonlarñ bulunan çocuk ve ergenlerde “kontrol etme” kompulsiyonu (X2=28,429,
72
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
p=0,0001);“Bulağ, kirlenme, hastalñk kapma ya da hastalanma ile ußrağ” obsesyonlarñ bulunanlarda “yñkama, temizleme, belli
bir düzen ile temizleme ya da kaçñnma” kompulsiyonlarñ (X2=26,705, p=0,0001); “Simetri, uyum ya da düzen için ußrağ”
obsesyonlarñ saptananlarda “tekrarlama, sñralama, düzenleme, sayma, dokunma” kompulsiyonlarñ (X 2=51,814, p=0,0001); ve
“Cinsel ya da dini içerikli” obsesyonlarñ bulunan çocuk ve ergenlerde “onaylatma, belli kelimeleri içinden tekrarlama,
sessizce dua etme” kompulsiyonlarñ varlñßñ (X2=16,180, p=0,001) anlamlñ düzeyde yüksek saptandñ. “Simetri, uyum ya da
düzen için ußrağ” obsesyonlarñnñn kñz cinsiyetindeki varlñßñ sñnñrda düzeyde anlamlñlñßa sahipti (kñzlarñn %30,6’sñnda,
erkeklerin %13,6’sñnda; X2=3,822, p=0,05). Benzer ğekilde “tekrarlama, sñralama, düzenleme, sayma, dokunma”
kompulsiyonlarñ kñz çocuklarñnda anlamlñ düzeyde yüksek (kñzlarñn %22,4’ünde, erkeklerin %4,5’inde; X 2=6,180, p=0,013)
bulundu. Obsesyon ve kompulsiyonlarñn çocuk-ergen yağ gruplarñ arasñndaki daßñlñmlarñ açñsñndan ise istatistiksel bir
anlamlñlñk saptanmadñ. Olgularñn %65,6’sñnda herhangi bir komorbid bir psikiyatrik bozukluk saptanmazken, %11,8’inde
DEHB, %7,5’inde yaygñn anksiyete bozuklußu, %3,2’sinde sosyal anksiyete bozuklußu saptandñ. Tedavisinde yalnñzca
davranñğçñ öneriler %10,8’ini oluğturuyorken,%64,6’sñnñ SSRI grubu ilaçlarla monoterapi ve %25,5 ile kombine
farmakoterapiler oluğturuyordu. Farmakoterapi uygulamasñnñ yordayan etkenler; “ergen yağ grubunda olmak (X2=6,677,
p=0,010), “bulağ, kirlenme, hastalñk kapma ya da hastalanma ile ußrağ” obsesyonlarñ (X 2=4,119, p= 0,042)” varlñßñ olarak
belirlendi. TartÕúma: OKB’nin yağam boyu görülme sñklñßñnñn %1 ile %3 arasñnda deßiğtißi belirtilmektedir. Bu oran
çalñğma bulgumuz olan %1,5 ile uyumludur. Erkek cinsiyetinde çocukluk çaßñ OKB bozuklußunu daha fazla bildiren
çalñğmalar vardñr. Bizim kesitimizde yaklağñk eğit olarak bulunmuğtur. Çocuk ve ergenlerde en sñk gözlenen obsesyonlar
“saldñrganlñ, zarar verme-zarar görme”, “bulağ, kirlenme, hastalñk kapma” ve “simetri, düzenleme ve sñralama” obsesyonlarñ
iken; en sñk görülen kompulsiyonlar “temizleme”, “tekrarlama ve kontrol etme” kompulsiyonlarñdñr. OKB bozukluklarñna
DEHB, tik bozuklußu ve dißer anksiyete bozukluklarñ sñklñkla eğlik etmektedir. Biliğsel davranñğçñ terapi (BDT), SSRI
kullanñmñ çocuklarda OKB bozuklußu tedavisinde ilk ve etkin seçeneklerdir. Çalñğma bulgularñmñz klinißimizde de benzer
tedavi seçeneklerine öncelik verildißini göstermektedir. Sonuç: OKB, kñz ve erkek çocuklarñnñ eğit ğekilde etkileyen, ergen
yağ grubunda anlamlñ olarak daha fazla görülen bir bozukluk olup tedavisinde SSRI monoterapisi çoßu kez ilk seçenek olarak
kullanñlmaktadñr.
PB16- Çocuk ve Ergenlerde Anksiyete ile iliúkili BozukluklarÕn Klinik ve Demografik Özellikleri: Bir YÕllÕk Kesitsel
Bir Örneklem
Zeynep Göker1, Esra Güney1, Gülser Dinç1, Özlem Hekim1, Özden ùükran Üneri1
1
Ankara Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hematoloji Onkoloji E÷itim AraútÕrma Hastanesi, Çocuk Psikiyatrisi Klini÷i
Amaç: Bu çalñğmada Mayñs 2012-Mayñs 2013 tarihleri arasñndaki 1 yñllñk sürede, Ankara Çocuk Saßlñßñ ve Hastalñklarñ
Hematoloji-Onkoloji Eßitim Arağtñrma Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi bölümüne bağvuran anksiyete bozuklußu tanñlñ olgularñn
sosyodemografik ve klinik özelliklerinin deßerlendirilmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem: Belirtilen tarihlerde klinißimize
bağvuran toplam 25.013 olgunun kayñtlarñ geriye dönük taranarak anksiyete bozuklußu tanñlñ 1.910 olgu ayrñntñlñ
deßerlendirmek üzere seçilmiğtir. DSM-IV-TR ölçütleri esas alñnarak konulan “Anksiyete bozukluklarñ” tanñlarñnñn
daßñlñmlarñ, eğlik eden psikiyatrik dißer bozukluklar ve bunlarñn sosyodemografik özellikler ile arasñndaki iliğki SPSS 17,0
programñ kullanñlarak analiz edilmiğ, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlñ kabul edilmiğtir. Sonuç: Toplam 1.910 olguda en az
bir anksiyete bozuklußu varlñßñ saptanmñğtñr (1 yñllñk sñklñk oranñ %7,6). Anksiyete bozuklußu tanñsñ ile deßerlendirilen
olgulardan oluğan örneklemimizin %51,7’inin (n=988) kñz cinsiyette oldußu, yağ ortalamasñnñn 11,3±3,5 (4-18) yağ oldußu,
olgularñn %49,1’inin (n=938) çocuk, %50,9’unun (n=972) ergen yağ grubunda oldußu, %98,7’sinin Ankara ilinde yağadñßñ
bulunmuğtur. Örneklemimizde ek sñk saptanan anksiyete bozukluklarñ sñrasñyla bağka türlü adlandñrñlamayan (BTA) anksiyete
bozuklußu (%36,5; n=697), yaygñn anksiyete bozuklußu (YAB) (%29,0; n=554) ve sosyal anksiyete bozuklußu (SAB) (%9,7;
n=185) olarak belirlenmiğtir. Tanñ daßñlñmlarñ cinsiyet ve yağ gruplarñna göre incelendißinde; kñz cinsiyetinde ve ergen yağ
grubunda YAB (sñrasñyla p=0,014; p=0,0001) ve SAB (sñrasñyla p=0,027; p=0,0001) tanñlarñnñn; erkek cinsiyetinde (p=0,045)
ve çocuk yağ grubunda (p=0,0001) ise ayrñlñk anksiyetesi bozuklußu (AAB) tanñsñnñn anlamlñ oranda daha yüksek bulundußu
saptanmñğtñr. Örneklemimiz psikiyatrik eğ tanñ açñsñndan deßerlendirildißinde ise olgularñn %82,5’ine eğlik eden bir dißer
psikiyatrik bozukluk varlñßñ saptanmazken, %5,5’inde (n=105) major depresif bozukluk, %4,3’ünde (n=83) dikkat eksiklißi
hiperaktivite bozuklußu (DEHB) ve %1,0’inde (n=20) bir bağka anksiyete bozuklußu varlñßñ saptanmñğtñr. Tedavi
uygulamalarñ deßerlendirildißinde; olgularñn %23,9’unun yalnñzca biliğsel-davranñğçñ tedavi ile; %62,9’ünün (n=1202)
“Seçici serotonin geri-alñm inhibitörü” (SSRI) monoterapisi ile; %8’inin (n=153) kombine farmakoterapi ile (%3,8’ine
SSRI+antipsikotik kombinasyonu; %3,3’üne SSRI+psikostimülan kombinasyonu) tedavi edildißi görülmüğtür.
Farmakoterapi uygulamasñnñ yordayan etkenler; ergen yağ grubunda olmak, BTA-anksiyete bozuklußu, obsesif-kompulsif
bozukluk (OKB) ve YAB varlñßñ olarak belirlenmiğtir (bütün yordayñcñlar için p=0,0001). TartÕúma: Amerika Birleğik
Devletleri (ABD), ðngiltere ve Kanada’da yapñlan çalñğmalarda anksiyete bozukluklarñnñn çocuk ve ergenlerde sñk rastlanñlan
psikiyatrik bozukluklardan oldußu ve görülme sñklñßñnñn %3,1 ile %17,5 arasñnda deßiğtißini belirtilmektedir. Bu oran
çalñğma bulgumuz ile uyumludur. Çalñğmamñz sonuçlarñna benzer ğekilde çoßu çalñğmada çocukluk çaßñ anksiyete
bozukluklarñnda kñz/erkek oranñnñn yaklağñk eğit oldußu belirtilmektedir. Anksiyete bozukluklarñna depresyon ve dißer
73
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
anksiyete bozukluklarñ sñklñkla eğlik etmektedir. Çalñğmamñzda anksiyete bozukluklarñna eğlik eden hastalñk gruplarñ yazñn
bilgisiyle benzer olsa da eğ hastalanñm oranñ dißer çalñğmalardan düğüktür. Bu durum kesitsel olarak yapñlan örneklem
özellißine baßlñ olabilir. Biliğsel davranñğçñ terapi (BDT), SSRI kullanñmñ çocuklarda anksiyete bozukluklarñ tedavisinde ilk
ve etkin seçeneklerdir. Çalñğma bulgularñmñz klinißimizde de benzer tedavi seçeneklerine öncelik verildißini göstermektedir.
PB-17 Duygusal Özerklik Ölçe÷i’nin (DÖÖ) Madde Cevap KuramÕ KullanÕmÕ ile Türkçe’ye UyarlanmasÕ ve
Psikometrik Özelliklerinin øncelenmesi
Arkun Tatar1, Tezan Bildik2, Çi÷dem Yektaú3, FÕrat Hamidi4
1
FSM VakÕf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü, 2Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi A.D.,
. Tokat Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, 4Kayseri E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, 4. Kayseri Emel-Mehmet Tarman
Çocuk HastalÕklarÕ Hastanesi
3
Amaç: Bu çalñğmada Duygusal Özerklik Ölçeßinin (DÖÖ; Steinberg & Silverberg, 1986) doßrulayñcñ faktör analizi ve madde
cevap kuramñ kullanñmñ ile Türkçe’ye uyarlanmasñ ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem: Bu
çalñğma ðzmir’de farklñ sosyodemografik düzeyden gelen dört lisedeki 14-20 yağ arasñndaki 600 kñz, 445 erkekten oluğan
1051ößrenci ile gerçekleğtirilmiğtir. Çalñğmada veri toplam aracñ olarak Duygusal Özerklik Ölçeßi ve Ergen-Ebeveyn ðliğki
Envanteri kullanñlmñğtñr. 20 maddeli DÖÖ idealleğtirmeme, ebeveyne baßñmlñlñk, ebeveyni insan olarak algñlama ve
bireyleğme alt ölçeklerini kapsamaktadñr. Sonuç: Ölçeßin güvenirlik ve geçerlik bulgularñ batñ kültüründe yürütülen birkaç
çalñğmanñn bulgularñ ile oldukça benzerdir. Ölçeßin iç tutarlñk katsayñsñ 0,78 ve Guttman iki yarñm test güvenirlißi 0,79. Üç
hafta arayla yapñlan test-tekrar test güvenirlik katsayñsñ 0,65 olarak bulunmuğtur. Madde cevap kuramñ ile yapñlan analizlerde
1, 2, 4, 9, 11 ve 18 numaralñ maddelerde iki parametreli modele uyumu gözlenmiğtir. 3, 16, 10, 19, 8 ve 14 numaralñ
maddeler en düğük seviyede madde ayñrt edicilißi, 17, 18 ve 7. maddeler düğük, 10, 6 ve 8. maddeler yüksek madde güçlük
düzeyi göstermiğlerdir. Ölçeßin dört faktörlü yapñsñnñn test edildißi Doßrulayñcñ Faktör Analizi sonucunda iyi uyum katsayñsñ
0,81 olarak elde edilmiğtir. Ölçeßin Ergen-Ebeveyn ðliğki Envanteri Global Distres ve Bütünlük alt ölçekleri ile baßñntñ
düzeyi sñrasñyla 0,55 ve 0,48 bulunmuğtur. TartÕúma: Madde cevap kuramñ ile yapñlan analizler bu ölçeßin bazñ sorunlu
yönlerini göstermiğtir. Bu sonuç; büyük olasñlñkla duygusal özerklißin çok boyutlu doßada olmasñndan kaynaklanmaktadñr.
Bu nedenle ileride duygusal özerklißin belirleyicileri ve sonuçlarñna iliğkin yapñlacak çalñğmalarda çok boyutlulußu hesaba
katñlmalñdñr. Bazñ sñnñrlñlñklara karğñn geniğ bir Türk ößrenci örnekleminde yapñlan derinlemesine yapñsal analizlerle
DÖÖ’nin kullanñğlñ bir yapñda oldußu sonucuna varñlabilir.
PB-18 Depresyon TanÕsÕ Olan KÕz Ergenlerde AlgÕlanan Ergen-Ebeveyn øliúkisi ve Kimlik Bocalama YaúantÕsÕnÕn
øntihar DavranÕúÕ Üzerine Etkisi
Çi÷dem Yektaú¹, Tezan Bildik²
1
Tokat Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, 2Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ major depresyon tanñlñ kñz ergenlerde ergen ebeveyn iliğkisi ve kimlik bocalama yağantñlarñnñn
intihar davranñğñ üzerine etkilerini arağtñrmaktñr. Yöntem: Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
Bölümü Ergen Birimi’ne ilk bağvuru yapan ergenler arasñndan, K-SADS yarñ yapñlandñrñlmñğ görüğme ile Major Depresif
Bozukluk tanñsñ alan ve yağlarñ 15 ile 17 arasñnda deßiğen 111 kñz ergen çalñğmaya alñnmñğtñr. Kontrol grubu ise yağlarñ 15 ile
17 arasñnda deßiğen, ruhsal ya da bedensel herhangi bir rahatsñzlñßñ ve intihar davranñğñ öyküsü olmayan 46 kñz ergenden
oluğturulmuğtur. Çalñğmada Sosyoekonomik düzey ölçeßi (SED), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Ana-Baba ve Ergen
ðliğki Envanteri–Ergen Formu (PARQ) ve Kimlik Duygusu Deßerlendirme Aracñ (KDDA) kullanñlmñğtñr. Sonuç:
Çalñğmamñzda arağtñrma grubunun ölçek puan ortalamalarñ karğñlağtñrñldñßñnda klinik grupta yer alan ergenlerin kontrol
grubundakilere göre PARQ genel anlağmazlñk puanlarñnñn daha yüksek oldußu saptanmñğtñr (p<0.001). PARQ bütünlük
puanlarñ açñsñndan ise intihar giriğimi olan ergenlerin kontrol grubu ve intihar düğüncesi olan gruba göre anlamlñ olarak daha
düğük puanlar aldñßñ belirlenmiğtir (p<0.001). Kimlik Duygusu Deßerlendirme Aracñ (KDDA) ölçeßi puanlarñ açñsñndan da
gruplar arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ fark oldußu görülmüğtür (p<0.001). Buna göre kontrol grubunda yer alan
ergenlerin kimlik bocalama yağantñsñnñ gösteren KDDA puanlarñ anlamlñ olarak klinik gruba göre daha düğük bulunmuğtur.
Ayrñca depresyon grubundan giriğim grubuna doßru gidildikçe istatistiksel olarak anlamlñ olmamakla birlikte KDDA
puanlarñnñn arttñßñ belirlenmiğtir (80.69>81.78>85,95 puan). Ergen ebeveyn iliğkisinde algñlanan genel anlağmazlñk ve
bütünlük algñsñnñn intihar giriğimine katkñsñnñ arağtñrmak amacñ ile kontrol ve hasta gruplarñnñn genel anlağmazlñk ve bütünlük
alt ölçek puan ortalamalarñ bir arada alñnarak ordinal regresyon analizi ile incelenmiğtir. Yapñlan analiz sonucunda Ana-Baba
ve Ergen ðliğki Envanteri–Ergen Formu (PARQ) genel anlağmazlñk alt ölçeßinin intihar giriğimi üzerine anlamlñ etki yaptñßñ
görülmüğtür. Buna göre her bir PARQ genel anlağmazlñk puanñ artñğñ ile intihar giriğimi davranñğñna doßru gidiğ daha fazla
gözlenmektedir. Kimlik duygusu ile iliğkili sorunlarñn intihar giriğimi üzerine yaptñßñ katkñyñ arağtñrmak için kontrol ve hasta
74
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
gruplarñnñn KDDA puan ortalamalarñ bir arada ordinal regresyon analizi ile incelenmiğtir. Yapñlan analiz sonucunda kimlik
duygusu ile iliğkili sorunlarñn artñğñnñn intihar giriğimi üzerinde anlamlñ bir katkñ yaptñßñ görülmüğtür. TartÕúma:
Çalñğmamñzda ergen ebeveyn iliğkisi ile ilgili deßiğkenlerden (genel anlağmazlñk ve bütünlük) genel anlağmazlñk ölçeßinin
intihar giriğimine anlamlñ bir katkñ yaptñßñ belirlenmiğtir. Buna göre ergenin ebeveynle olan iliğkisindeki genel anlağmazlñk ve
çatñğma algñsñ arttñkça intihar giriğim riski artmaktadñr. Çalñğmamñzda, KDDA ile ölçülen kimlik bocalama düzeyinin de
intihar giriğimi üzerinde anlamlñ bir katkñ yaptñßñ görülmüğtür. Buna göre kimlik bocalamasñ yağantñsñ arttñkça intihar giriğim
riski de artmaktadñr.
PB-19 Depresyon TanÕsÕ Olan KÕz Ergenlerde AlgÕlanan Yaúam Kalitesi ve øntihar DavranÕúÕ Üzerine Etkisi
Çi÷dem Yektaú¹, Tezan Bildik²
1
Tokat Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, 2Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ major depresyon tanñlñ kñz ergenlerde algñlanan yağam kalitesi düzeyinin intihar davranñğñ
üzerine etkisini arağtñrmaktñr. Yöntem: Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü Ergen Birimi’ne
ilk bağvuru yapan ergenler arasñndan, K-SADS yarñ yapñlandñrñlmñğ görüğme ile Major Depresif Bozukluk tanñsñ alan ve
yağlarñ 15 ile 17 arasñnda deßiğen 111 kñz ergen çalñğmaya alñnmñğtñr. Kontrol grubu ise yağlarñ 15 ile 17 arasñnda deßiğen,
ruhsal ya da bedensel herhangi bir rahatsñzlñßñ ve intihar davranñğñ öyküsü olmayan 46 kñz ergenden oluğturulmuğtur.
Çalñğmada Sosyoekonomik düzey ölçeßi (SED), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Kiddo-Kindl (Kiddl Ergen Formu)
Yağam Kalitesi Ölçeßi kullanñlmñğtñr. Sonuç: Arağtñmada KINDL toplam yağam kalitesi puan ortalamalarñ açñsñndan
arağtñrma gruplarñ arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ fark bulunmuğtur (p<0.001). Klinik örneklem gruplarñ arasñnda ise
KINDL toplam yağam kalitesi skoru açñsñndan istatistiksel olarak anlamlñ fark bulunmamñğtñr (p=0.069). Bonferroni
düzeltmesi yapñldñßñnda gruplar arasñndaki farkñn kontrol grubu klinik örneklem gruplarñnñn KINDL toplam yağam kalitesi
skorlarñ arasñndaki farktan kaynaklandñßñ görülmüğtür (p<0.008). Algñlanan yağam kalitesinin intihar giriğimi üzerine
katkñsñnñ belirlemek için kontrol ve hasta gruplarñnñn yağam kalitesi ölçeßi toplam puanlarñ bir arada ordinal regresyon analizi
ile incelenmiğtir. Buna göre KINDL yağam kalitesi ölçeßi toplam puanñ arttñkça intihar giriğimi davranñğñna doßru gidiğ daha
az gözlenmektedir. TartÕúma: Çalñğmamñzda hasta grubunda yer alan ergenlerin yağam kalitesi ölçeßinden saßlñklñ ergenlere
göre anlamlñ olarak daha düğük puanlar aldñklarñ gözlenmiğtir. Hasta gruplarñnñn ise yağam kalitesi ölçeßi toplam puanñ
açñsñndan kendi aralarñnda farklñlağmadñßñ görülmüğtür. Buna göre intihar davranñğñ olan ve olmayan depresif ergenler,
kontrol grubundaki ergenlere göre genel yağam kalitelerini daha düğük düzeyde algñlamaktadñr.
PB-20 Depresyon TanÕsÕ Olan KÕz Ergenlerde Duygusal Özerklik Düzeyi ve øntihar DavranÕúÕ Üzerine Etkisi
Çi÷dem Yektaú¹, Tezan Bildik²
1
Tokat Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, 2Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Bu çalñğmanñn amacñ major depresyon tanñlñ kñz ergenlerde duygusal özerklik düzeyinin intihar davranñğñ üzerine
etkisini arağtñrmaktñr. Yöntem: Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü Ergen Birimi’ne ilk
bağvuru yapan ergenler arasñndan, K-SADS yarñ yapñlandñrñlmñğ görüğme ile Major Depresif Bozukluk tanñsñ alan ve yağlarñ
15 ile 17 arasñnda deßiğen 111 kñz ergen çalñğmaya alñnmñğtñr. Kontrol grubu ise yağlarñ 15 ile 17 arasñnda deßiğen, ruhsal ya
da bedensel herhangi bir rahatsñzlñßñ ve intihar davranñğñ öyküsü olmayan 46 kñz ergenden oluğturulmuğtur. Çalñğmada
Sosyoekonomik düzey ölçeßi (SED), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Duygusal Özerklik Ölçeßi (DDÖ) kullanñlmñğtñr.
Sonuç: Çalñğmada DÖÖ ölçeßi toplam puan ortalamasñ açñsñndan gruplar arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ fark oldußu
görülmüğtür (p<0.001). Çalñğmada ayrñca DÖÖ’nün bireyleğme, ebeveyne baßñmlñ olmama, ebeveynin deidealizasyonu ve
ebeveyni insan olarak algñlama alt ölçekleri açñsñndan da arağtñrma gruplarñ arasñnda da istatistiksel olarak anlamlñ fark
oldußu görülmüğtür (p<0.05). Duygusal özerklik toplam puanñ ve alt ölçeklerinin intihar giriğimi üzerine yaptñßñ katkñyñ
arağtñrmak için kontrol ve hasta gruplarñnñn duygusal özerklik toplam puan ve alt ölçek puan ortalamalarñ ayrñ ayrñ ordinal
regresyon analizi ile incelenmiğtir. Yapñlan analiz sonucunda duygusal özerklik toplam puanñ ve deidealizasyon ve ebeveynin
insan olarak algñlanmasñ alt ölçek deßiğkenlerinin intihar giriğimi üzerine katkñlarñ anlamlñ bulunmuğtur. Buna göre her bir
DÖÖ toplam puanñ, deidealizasyon ve ebeveynin insan olarak algñlanmasñ alt ölçek puanñ artñğñ ile intihar giriğimi davranñğñ
daha fazla gözlenmektedir. TartÕúma: Arağtrñmada klinik örneklem gruplarñnda yer alan ergenlerin DÖÖ toplam puanlarñ
saßlñklñ ergenlerden anlamlñ olarak yüksektir. Ayrñca DÖÖ puanñnñn intihar giriğim riski üzerine anlamlñ bir etkisi oldußu ve
DÖÖ puanlarñ arttñkça giriğim riski arttñßñ belirlenmiğtir. Sonuç olarak; ergenin ebeveyninden ‘emosyonel kopuğu’ (emotional
detachment) arttñkça intihar davranñğñ riski belirgin olarak artmaktadñr.
PB-21 Serebellopontin BölgedekiKistin ÇÕkarÕlmasÕ Sonucu Geliúen DEHB: Olgu Sunumu
Aziz Kara1, Bedia ðnce Tağdelen1
75
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
1
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Erciyes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Dikkat Eksiklißi/Hiperaktivite Bozuklußu çocuk veya ergenlerde yağ ve geliğim düzeyinden beklenen daha düğük
dikkati sürdürme becerisinin ve daha fazla dürtüsellißin oldußu örüntü ile karakterizedir. Hiperaktivitenin genellikle dürtü
kontrolünün zayñf olmasñna ikincil olarak ortaya çñktñßñ düğünülmektedir. DEHB’deki ağñrñ hareketlilik ve dürtüsellik
belirtilerinden sorumlu dopaminerjik ve noradrenerjik yolaklar dikkat bozuklußundan sorumlu yolaklardan farklñ gibi
görünmektedir. Nigrostrial dopamin yolaßñ DEHB’deki ağñrñ hareketlilik ve dürtüsellißi açñklamaya adaydñr. DEHB
etiyolojisinde genetik, geliğimsel, nörokimyasal, nörofizyolojik, psikososyal faktörler ve beyin hasarñ suçlanmaktadñr.
DEHB'den etkilenen bazñ çocuklarñn fötal ve perinatal dönemlerde MSS ve beyin geliğimi üzerine hafif ğiddette etkilenmeye
maruz kaldñßñ varsayñlmaktadñr. Varsayñlan bu beyin hasarñ enfeksiyon, inflamasyon ve travma nedeniyle beyne dolağñmsal,
toksik, metabolik, mekanik veya fiziksel yollarla zarar verilmesi ile iliğkili olabilir.Son çalñğmalar çocuklardaki travmatik
beyin hasarñnñn DEHB semptomlarñna ve davranñğsal problemlere sebep olabileceßini göstermiğtir. Yapñlan bir çalñğmada da
hasarñn ğiddeti ve oluğtußu yağa göre uzun dönem takiplerde DEHB oluğabileceßini ortaya koymuğtur. Yapñlan bir çalñğmada
da DEHB’lilerin beyin hacimlerinin saßlñklñ kontrollere göre daha küçük oldußunu, bu farkñnda en fazla serebellumda oldußu
belirtilmiğtir. Bu olgu sunumunda serebellopontin bölgede bulunan kistin çñkarñlmasñ sonucu bağlayan DEHB'yi sunmak
amaçlanmñğtñr. Olgu: E.K, 7 yağñnda, erkek hasta, 2. sñnñf ößrencisi. Poliklinißimize "dikkat daßñnñklñßñ, ağñrñ hareketlilik ve
çok konuğma" ğikayetleri ile bağvurdu. 2. sñnñfa gitmesine raßmen okuma yazmayñ ößrenememiğ. Harfleri, rakamlarñ, renkleri
bilmezmiğ. Sayñ sayamazmñğ. Ößretmeni derste sñnñf içerisinde dolağtñßñnñ, ders dinlemedißini, arkadağlarñna satağtñßñnñ, sñnñf
düzenini bozdußunu, tuvalete gitme bahanesi ile sñk sñk izin alñp bahçede dolağtñßñnñ söylüyormuğ. Evde de sürekli hareket
halindeymiğ, koğtururmuğ, kanepe ve koltuklarñn üzerinde dolağñrmñğ. Çok konuğurmuğ, iki kiği konuğurken sabredemez
araya girermiğ. Sabñrsñzlñßñ varmñğ, istedißi birğey hemen olsun istermiğ. Anne ve babanñn zorlamasñ ile ders bağñna
otururmuğ fakat çabuk sñkñldñßñ için dikkatini sürdüremezmiğ. Rehberlik Arağtñrma Merkezi'nde yapñlan zeka testinde Hafif
Mental Retardasyon tanñsñ konarak özel eßitim verilmeye bağlanmñğ. Hasta yaklağñk 3 yñl önce serebellopontin bölgedeki kist
sebebiyle Beyin Cerrahisi tarafñndan ameliyat edilmiğ. Ameliyat öncesinde bir ğikayeti olmayan hastanñn hareketlilik ve çok
konuğma problemleri bu tarihten sonra bağlamñğ. Hastada organik patolojiye baßlñ DEHB düğünüldü ve Pediatrik Nöroloji
bölümüne konsülte edilerek tedavisine bağlandñ. TartÕúma: DEHB'nin çoßu zaman genetik, geliğimsel, nörokimyasal,
nörofizyolojik, psikososyal faktörlerin katkñsñ ile oluğtußu düğünülsede; kimi zamanda travma, tümör ve nöbet sonrasñ
bağladñßñ da bildirilmiğtir. Bizim vakamñzda da hastanñn geçirdißi beyin ameliyatñndan sonra semptomlarñn bağladñßñ
görülmektedir. Son dönemde yapñlan çalñğmalar DEHB'de semptomlarñ açñklamada alternatif bir cevap olarak cerebellumun
rolünü göstermiğtir. Hastamñzda da serebellopontin bölgedeki kistin çñkarñlmasñndan sonra ğikayetlerin bağlamasñ bunu
düğündürmektedir. Ancak bu konuda daha fazla örneklemli çalñğmalara ihtiyaç vardñr.
PB-22 BaúÕna Televizyon Düúüren Çocukta Diabetes ønsipidus, DEHB ve øhmal: Bir Olgu Sunumu
Recep Bostan1, Berna Polat1, Veli YÕldÕrÕm1, Özalp Ekinci1, Fevziye Toros1
1
Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Ergen Ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Dikkat Eksiklißi Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB), yağñtlarñna oranla kalñcñ ve sürekli dikkatsizlik ve/veya daha sñk
hiperaktivite, dürtü kontrolünde yetersizlikle karakterize kronik psikiyatrik bir bozukluktur. Sürekli hareket halinde olma,
sñkça düğme, ciddi yaralanmalarñn olmasñ DEHB’li çocuklarñn en bilinen özellikleri arasñndadñr. Söz konusu belirti kümesi
aileler tarafñndan bir süre sonra kanñksanmakta kaza ve yaralanmalar bozuklußun bir parçasñymñğ gibi algñlanmaktadñr. Çocuk
ihmali çocußun ruhsal ve bedensel geliğimi için gerekli olan ihtiyaçlarñn karğñlanmamasñdñr. DEHB gibi bozuklußun
doßasñndan kaynaklanan sakarlñk, sñkça yaralanma öykülerinin olmasñ bağlangñçta ihmali gölgeleyebilmektedir. Evde
televizyonun düğmesi ile kafa travmasñ olan bu olgu, hem DEHB olmasñ, hem de annesinin psikiyatrik durumunun çocußun
ihmaline neden olmasñ, kaza sonucu acil servise bağvuran bir çocukta multidisipliner yaklağñmñn ve çocuk ihmali açñsñndan
deßerlendirme yapñlmasñnñn önemini tartñğmak amacñyla paylağñlmaktadñr. Olgu: 7 yağñnda kñz olgu polikliniße ağñrñ
hareketlilik, hñrçñnlñk, kardeğlerine vurma ve arkadağlarñyla sürekli kavga etme ğikayetleri getirildi. Olgunun öyküsünde
“evde kafasñnñn üstüne televizyon düğtüßü, bu kaza sonrasñ acil serviste çekilen kranial bilgisayarlñ tomogrofide hipofizinde
kanama gözlenen olguya çocuk endokrinoloji tarafñndan diabetes insipidus tanñsñ konuldußu, kazadan sonra facial paralizi,
saß kulaßñnda iğitme kaybñ, saß gözünde görme kaybñ, epileptik nöbet geliğtißi, psikiyatrik açñdan deßerlendirilmesi için
çocuk nöroloji tarafñndan takip edilen olgunun izleme esnasñnda çocuk psikiyatri poliklißine konsülte edildißi’’ ößrenildi.
Aile öyküsünde annesinin ve babasñnñn okuma yazma bilmedißi, ailenin sosyoekonomik düzeyinin düğük oldußu, annenin
hafif düzeyde biliğsel yetersizlißi oldußu gözlendi. Kazadan önce annenin çocußun davranñğlarñndan bir ğikayeti olmadñßñnñ
ancak ößretmen formunda ve incelenen psikometrik testleriyle yoßun dikkat eksiklißi ve hiperaktivitesinin kaza öncesinde de
oldußu gözlendi. Kaza sebebiyle okuluna devam edemeyen olguyla ve ailesiyle yapñlan klinik görüğme sonucunda olguya
DSM-IV tanñ ölçütlerine göre DEHB tanñsñ konuldu. Ailenin çocußun ihtiyaçlarñna ve saßlñk sorunlarñna yeterince duyarlñ
davranamadñßñ, eßitimini de ihmal ettißi gözlendi. Aile DEHB konusunda ayrñntñlñ bilgilendirilerek, babanñn da tedaviye
dahil edilmesi saßlandñ. TartÕúma: DEHB ve yaralanmalarñ kapsayan bir çok arağtñrma yaralanma riskiyle DEHB’li olgularñn
76
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
yaygñnlñßñ arasñnda iliğkiyi göstermektedir. Bununla birlikte yaralanma ile DEHB dñğñndaki dißer psikopatolojiler arasñnda da
bir iliğki mevcuttur. Arağtñrmalar kazalar, ciddi yaralanmalar, yanñklar, zehirlenmeler ve dißer kasñtsñz yaralanmalarñn DEHB
olan kiğilerde çok daha fazla oldußunu göstermektedir. Örneßin; ABD’de 1997-2002 yñllarñ arasñnda 6-17 yağ arasñ okul çaßñ
çocuklarñnñ kapsayan bir çalñğmada son 3 ay içinde olan yaralanma olgularñnda DEHB olan ve olmayan çocuklar
karğñlağtñrñlmñğ yaralanma riski anlamlñ olarak DEHB olan çocuklarda daha fazla bulunmuğtur. Çocußun geliğmesi, büyümesi
ve bakñmñndan ailenin sorumlulußu çocußun olgu oldußu durumda daha da artmaktadñr. Özellikle psikiyatrik hastalñßñ olan
bir çocußa sahip ailelerle çalñğñlñrken ailenin çocußa yaklağñmñ, hastalñßñ kabulü gibi etmenlerin tedavi üzerinde önemli
oldußunu ortaya koymaktadñr. DEHB ile ihmal olgusunun birliktelißini irdeleyen çalñğmalara literatürde rastlanmamñğtñr.
Buna karğñn DEHB çocuk ihmali için bir risk faktörüdür. Sonuç olarak; yanñk, ciddi yaralanma ve kaza öyküleriyle kliniklere
bağvuran çocuklarñn DEHB açñsñndan deßerlendirilmesi ve bununla birlikte yaralanma öyküsü olan DEHB’li çocuklarñn da
fiziksel istismar ve ihmal yönünden ayrñntñlñ sorgulanmasñ gelecekte ortaya çñkabilecek daha ciddi yaralanmalarñ önleyebilir.
POSTER TURU-2 (PB23 – PB 44)
10 Nisan Perúembe
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Goncagül Çelik, Doç. Dr. Koray Karabekiroßlu,
15:00 - 15:30
Doç. Dr. Ayğegül Tahiroßlu, Doç. Dr. A. Evren Tufan
PB-23 Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Servisine Yatarak Tedavi AmacÕyla Yönlendirilen Hastalarda YatÕúÕn
Gerçekleúmeme Nedenlerinin AraútÕrÕlmasÕ
Burçin ùeyda Karaca1, Ayça Ece ÇÕtak1, Pelin Ünal, Özlem Gencer1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Ülkemizde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi yataklñ birimleri, son dönemde sayñlarñ artmakla birlikte; son derece kñsñtlñ
sayñdadñr ve yataklñ tedavi gereksinimi karğñsñnda ihtiyaca yanñt verememektedir. Bu durumda mevcut potansiyelin en etkin
ve verimli olarak kullanñlmasñ ayrñ bir önem arz etmektedir. Bu çalñğmada; klinisyenler tarafñndan yatarak tedavi endikasyonu
konulan olgular ve aileleri ile toplam 2,5 saat süren ve olgunun bu servise yatñğñnñn uygun olup olmadñßñnñn deßerlendirildißi
görüğmeler sonrasñnda; bu olgularñn yatmama oranlarñnñn ve nedenlerinin saptanmasñ amaçlanmñğtñr. Yöntem: Çalñğma;
retrospektif tanñmlayñcñ olarak planlanmñğtñr. Çalñğmaya; Ekim 2012 ile Ğubat 2014 tarihleri arasñndaki; servise yatñğ için
yönlendirilen ve deßerlendirme sürecinden geçen toplam 83 kiği alñnmñğtñr. Tüm olgularñn geriye dönük olarak deßerlendirme
görüğme formlarñ incelenmiğ; eksik verilerin tamamlanmasñ amacñyla 3 olgunun video kayñtlarñ izlenmiğ; 12 olgunun ise
yönlendiren hekimleri görüğülmüğ ve poliklinik dosya kayñtlarñ incelenmiğtir. Bu çalñğmada tüm olgular sosyodemografik
deßiğkenler, psikiyatrik bulgular, bireysel, ailesel ve çevresel risk deßerlendirmeleri ve deßerlendirme süreci ile iliğkili
deßiğkenler açñsñndan tanñmlanmñğ ve ardñndan iki grup birbiriyle karğñlağtñrñlmñğtñr. Sonuçlar: Çalñğmaya alñnan 8-18 yağ
aralñßñndaki 83 olgunun yağ ortalamasñnñn (SD) 14,51 ± 2,27 oldußu saptandñ. Olgularñn 48’i kñz (%57,8), 35’i erkekti
(%42,2). Toplam 83 olgunun 55’inin (%66) servise yatñğñnñn gerçekleğip, yatarak tedavi edildißi görülürken; 28’inin (%33)
yatñğñnñn yapñlamadñßñ saptandñ. Yatan 55 olgunun 33’ü kñz (%60), 22’si (%40) erkekti. Yatñğñ gerçekleğemeyen 28 olgunun
ise 15’i kñz (%53,3), 13’ü(%46,7) erkekti. TartÕúma: Yataklñ psikiyatri kliniklerinde tedavi uyumuna iliğkin mevcut yazñn
incelendißinde; daha çok ilaç ve tedavi reddi ve hastaya ait etkenlerle iliğkili uyum sorunlarñna yönelik arağtñrmalarñn
yapñlmñğ oldußu; ancak yatarak tedaviye yönlendirilen hastalarñn yatñrñlamama nedenlerini inceleyen herhangi bir arağtñrma
bulunmadñßñ dikkat çekmektedir. Bu çalñğma sonucu elde edilecek olan verilerle klinisyenlere yatñğ kararñ verirken göz
önünde bulundurabilecekleri ek bir bakñğ açñsñ sunulabileceßi öngörülmüğtür. Böylece ülkemizde oldukça az sayñda bulunan
ve bir o kadar da ihtiyaç duyulan çocuk ve ergen ruh saßlñßñ yataklñ servislerinde, yatñğñn gerçekleğememe ve dolayñsñyla
yatñrñlarak tedavi edilememe riskinin azaltñlabileceßi; bu yolla da yatñğ sñrasñnda bekleme süresinin kñsalabileceßi, dolayñsñyla
daha çok hastaya hizmet verilebileceßi ve nitelikli iğ gücünün daha etkin kullanñlabilmesinin saßlanabileceßi düğünülmüğtür.
PB-24 Bir Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Servisinde Yatarak Tedavi Gören OlgularÕn Biliúsel ve Kiúilik Özellikleri: 1
YÕllÕk Deneyim
Gökül Er1, Gizem Özkan Beden1, Sezen Köse1, N. Burcu Özbaran1, Ayúenur AydÕn1, Ömer Kardaú1, Zehra Çakmak1, Ebru
YÕlmaz1, Ece Durmuúo÷lu1, Hasibe Özdemir1
1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu çalñğmada Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ ABD klinißinde yatarak
tedavi gören çocuk ve ergen olgularñn biliğsel ve kiğilik özelliklerinin geriye dönük deßerlendirilmesi amaçlanmñğtñr.
77
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Yöntem: Bu çalñğma 04.03.2013 – 14.02.2013 tarihleri arasñnda yatarak tedavi gören 18 yağ altñ tüm olgularñn
deßerlendirildißi tanñmlayñcñ bir çalñğmadñr. Bu çalñğmada yataklñ tedavi birimimizde tedavi gören tüm olgularñn biliğsel
özellikleri ve kiğilik özellikleri yataklñ servis psikoloßunun uyguladñßñ “WISC-R (Wechsler Intelligence Scale for Children,
AGTE (Ankara Geliğim Tarama Envanteri) ve TAT (Thematic Apperception Test - CAT (Children Apperception Test)
”testleri ile elde edilmiğtir. Bu çalñğma kapsamñnda elde edilen veriler SPSS 16 ( Statistical PackageforTheSocialSciences)
paket programñ kullanñlarak bilgisayara kodlanmakta ve elde edilen verilerin istatistiksel çözümlemeleri yine bu program
aracñlñßñyla gerçekleğtirilmektedir. Sonuç: Tüm olgularñn cinsiyet, yağ, biliğsel düzey özellikleri ve TAT - CAT testi
kapsamñnda olgularñn yağamlarñndaki ana tema, hakim duygularñ, kaygñlarñ ve çatñğmalarñ gibi kiğilik özellikleri
belirlenmiğtir. 1 yñllñk deneyim içerisinde yatarak tedavi gören 111 olgunun 69’u (%62.2) kadñn, 42’si (%37.8) erkektir. Bu
olgulardan 85 tanesi (%76.6) WISC-R testini, 2 tanesi (%1,8) AGTE testini alabilmiğ ve 24 ( %21.6) olgu ise test
alamamñğtñr. 111 olgudan 87 tanesi (%78.4) TAT - CAT testini alabilirken, 24 tanesi (%21,6) bu testi alamamñğtñr. TartÕúma:
Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ ABD kliniklerinde yataklñ tedavi birimlerinin Türkiye’de sñnñrlñ sayñda oldußu
göze çarpmaktadñr. Yataklñ tedavi birimlerinde tedavi gören olgularñn biliğsel özellikleri ve kiğilik özelliklerinin
belirlenmesinin biyo-psiko-sosyal tedavilerinin bütünlüßü açñsñndan önem tağñdñßñ düğünülmektedir.
PB-25 Bir Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Servisinde Yatarak Tedavi Gören OlgularÕn Ailesel ve Sosyo-Demografik
Özellikleri: 1 YÕllÕk Deneyim
Gizem Özkan Beden1, Gökül Er1, Burcu Özbaran1, Sezen Köse1, Cahide AydÕn1, Ayúenur AydÕn1, Ömer Kardaú1, Zehra
Çakmak1, Ebru YÕlmaz1, Ece Durmuúo÷lu1, Nurdane Konak1
1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ ABD klinißinde yatarak tedavi gören
çocuk ve ergen hastalarñn ailesel özellikleri ve sosyo-demografik özelliklerinin geriye dönük deßerlendirilmesi
amaçlanmñğtñr. Yöntem: 04.03.2013 – 14.02.2013 tarihleri arasñnda yatarak tedavi gören 18 yağ altñ tüm olgularñn
deßerlendirildißi tanñmlayñcñ bir çalñğmadñr. Bu çalñğmada yataklñ tedavi birimimizde tüm olgularñn ailesel özellikleri ve
sosyo-demografik özellikleri sosyal hizmet uzmanñnñn yaptñßñ görüğme ve doldurdußu “Aile Görüğme Formu” ile elde
edilmiğtir. Bu çalñğma kapsamñnda elde edile verilerin SPSS 16 ( Statistical PackageforTheSocialSciences ) paket programñ
kullanñlarak bilgisayara kodlanmakta ve elde edilen verilerin istatistiksel çözümlemeleri yine bu program aracñlñßñyla
gerçekleğtirilmektedir. Sonuç: Tüm olgularñn cinsiyet, yağ, eßitim düzeyi, ortalama yatñğ süreleri, ebeveyn medeni durumu,
anne – baba eßitim düzeyi gibi ailesel ve sosyo-demografik özellikleri belirlenmiğtir. 1 yñllñk deneyim içerisinde yatarak
tedavi gören 111 olgunun 69’u (%62.2) kadñn, 42’si (%37.8) erkektir. 111 olgunun eßitim düzeyi: 2 tanesi (%1.8) okul
öncesi, 3 tanesi(%2.7) özel eßitim-kaynağtñrma, 9 tanesi (%8.1) ilkokul, 26 tanesi(%23.4) ortaokul, 3 tanesi (%2.7) açñk lise,
41 tanesi(%36.9) lise, 27 tanesi ( %24.3) okula devam etmiyor olarak belirlenmiğtir. Olgularñn ebeveynlerinin 81 tanesinin
(%73) evli, 24 tanesinin (%21.6) boğanmñğ oldußu görülmüğtür. Olgularñn 6 tanesinin (%6.4) parçalanmñğ aileye sahip oldußu
belirlenmiğtir. 111 olgunun 4 tanesinin tedbir kararñ uygulatñlabilmesi için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlñßñ ðzmir ðl
Müdürlüßü’ne bildirimi yapñlmñğtñr. 4 olgu ise istismar açñsñndan deßerlendirebilmesi için Çocuk ðzlem Merkezi’ne
bildirilmiğtir. TartÕúma: Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ ABD kliniklerine bakñldñßñnda; yataklñ tedavi
birimlerinin Türkiye’de sñnñrlñ sayñda oldußu göze çarpmaktadñr. Yataklñ tedavi birimlerinin yatan olgularñn aile geçmiğlerinin
detaylñ incelenmesi ve tanñmlanmasñnñn, olgularñn ruhsal tedavisinde oldukça büyük önem tağñdñßñ düğünülmektedir.
PB-26 Bir Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klini÷inde Yatarak Tedavi Gören HastalarÕn Klinik ve Sosyodemografik
Özellikleri: Bir YÕllÕk Deneyim
Ayúe Nur AydÕn 1, Ebru YÕlmaz1, T. Ece Durmuúo÷lu 2, NazlÕ Burcu Özbaran 1, Sezen Köse 1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Psikiyatri A.D.
Amaç: Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde poliklinik koğullarñnda tedavi edilemeyecek düzeyde aßñr ruhsal sorunlar yağayan
çocuk ve ergenlerin hastaneye yatñrñlarak tedavi edilmesi gerekebilmektedir. Bu yazñda, geliğmiğ ülkelerde yaygñn olarak
kullanñlan ancak ülkemizde henüz yeterince geliğme fñrsatñ bulamamñğ; Türkiye'de az sayñdaki çocuk ve ergen ruh saßlñßñ
yataklñ birimlerinden biri olan servisimizde yatarak tedavi gören hastalarñn sosyodemografik özellikleri, tanñ daßñlñmlarñ ve
ilaç kullanñmñ ile ilgili uygulamalarñnñ deßerlendirmek amaçlanmñğtñr. Bu nedenle Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen
Psikiyatrisi Anabilim Dalñ’nda 04 Mart 2013’te kurulmuğ olan yataklñ serviste tedavi gören hastalar incelenmiğtir. Yöntem:
Bu çalñğmada Ege Üniversitesi Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ Hastalñklarñ Yataklñ biriminde Mart 2013-Mart
2014 tarihleri arasñnda izlenmiğ hastalarñn dosya kayñtlarñ taranmñğtñr. Hastalarñn verileri SPSS 16,0 programñna
girilerekdeßerlendirilmiğtir. Sonuç: Mart 2013- Mart 2014 tarihleri arasñnda çocuk ve ergen psikiyatrisi yataklñ servisinde
tedavi gören ve taburcu edilen 108 çocuk ve ergen deßerlendirilmeye alñndñ. Yataklñ birimde izlenen hastalarñn %4,6’sñ (n=5)
0-6 yağ grubu aralñßñnda, %9,3’ü(n=10) 7-10 yağ aralñßñnda, %38,9’u (n=42) 11-14 yağ aralñßñnda, %47,2’si (n=51) 15-18 yağ
78
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
aralñßñndaydñ. Hastalarñn %61,1’i kñz hasta iken (n=66), %38,9’u erkek hastaydñ (n=42). Hastalarñn yağ ortalamasñ 14,2 (yağ
aralñßñ 5-18) yñl idi. Erkeklerin yağ ortalamasñ 13,6 iken, kñzlarñn yağ ortalamasñ 14,5’ti. Hastalarñn eßitim durumlarñ göz
önüne alñndñßñnda 23 olgu (%21,3) eßitimini lise veya daha öncesi dönemde bñrakmñğtñ. Eßitimine devam eden olgulardan
40’ñ (%37) lise,3’ü (%2,8’i) açñk lise, 26’sñ (%24,1) ortaokul ve 8’i (%7.4) ilkokul ößrencisi, 2’si (% 1.9’u) kaynağtñrma
ößrencisiydi. Hastalarñn ortalama yatñğ süreleri 23 gün olarak saptanmñğtñr. Hastalarñn tanñ daßñlñmlarñna bakñldñßñnda en sñk
Duygudurum Bozukluklarñ görülmekle beraber bu tanñyñ takiben sñrasñyla DEHB ve Psikotik Bozukluklar saptanmñğtñr.
Çalñğmada yer alan hastalarñn tümünde servis yatñğñ sñrasñnda psikotropilaçlar kullanñlmñğtñr. En sñk tercih edilen ilaçlarñn
antidepresanlar ve antipsikotikler oldußu sonucuna ulağñlmñğtñr. Sñklñk açñsñndan deßerlendirildißinde kullanñlan dißer ilaçlar
sñrasñyla anksiyolitikler, duygudurum düzenleyicileri, stimulanlarlardñr. Antidepresanlardan en sñk SSRI grubu, antipsikotik
grupta en sñk risperidon ve aripiprazol, anksiyolitiklerden en sñk diazepam tercih edilmiğtir. TartÕúma: Yataklñ servisler,
çeğitli ruhsal sorunlar yağayan çocuk ve ergenlere güvenli, ilgili ve anlayan bir ortam sunarak tedavi edici çalñğmalarñn
gerçekleğmesine olanak saßlar. Bizim çalñğmamñzda hastalarñn yaklağñk yarñsñnñn DuygudurumBozukluklarñ ve Psikotik
Bozukluklar nedeniyletakip edildißi görülmektedir. Tanñ ile iliğkili olarak yatñğ sürelerinin Psikotik Bozuklußu olan hasta
grubunda uzadñßñ belirlenmiğtir. Ülkemizde bu yağgrubunda yatan hastalarda benzer tanñlar sözkonusudur.Uygulanan
tedavilerde yazñnla benzer ğekilde antidepresan ve antipsikotiklerin kullanñmñ ilk sñradadñr.Bu deßerlendirme sonuçlarñ kñsñtlñ
sayñdaki yataklñ tedavi hizmetlerinin yaygñnlağmasñna yardñmcñ olabilir ve ortak tedavi protokolleri geliğtirilmesine ñğñk
tutabilir.
PB-27 Çocuk ve Ergen Psikiyatri Klini÷inde Yatarak Tedavi Gören Hastalarda Klinik ve Sosyodemografik Özellikler
Öznur Bilaç¹, Birsen ùentürk Pilan¹, Zahide Orhon²
Manisa Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Birimi, 2Psikiyatri Birimi
Amaç: Çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniklerine bağvuran hastalara sunulan tedavinin daha uygun koğullarda planlanmasñ ve
saßlñk politikalarñnñn biçimlendirilmesi için çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniklerinin yatak kapasitelerinin ve yñllñk hasta
yatñğñnñn ve tanñ daßñlñmlarñnñn bilinmesi önemlidir. Manisa Ruh Saßlñßñ ve Hastalñlarñ Çocuk ve Ergen Birimi yataklñ servisi
ülkemizde ilk kurulan yataklñ birimlerden biridir. 11 ile bölge hastanesi olarak hizmet vermektedir. Bu sebeple yoßun ve her
türlü hasta bağvurusu olmaktadñr ve bu hastalara gerek poliklinik gerekse yataklñ servis hizmeti verilmektedir. Bu çalñğmada
Manisa Ruh Saßlñßñ ve Hastalñlarñ Çocuk ve Ergen Birimi yataklñ servis uygulamalarñnñn Eylül 2011 – Eylül 2012 tarihleri
deßerlendirilmiğtir. Yöntem: Eylül 2011 – Eylül 2012 tarihleri arasñnda Manisa Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ, Çocuk ve Ergen
Birimi yataklñ servisinde tedavi gören 212 hasta deßerlendirmeye alñnmñğtñr. Geriye dönük olarak, yatan hasta protokol
defteri ve yatan hasta dosyalarñndan elde edilen veriler incelenmiğtir. ðstatistiksel analiz için SPSS 16.0 kullanñlmñğtñr.
Sonuç: Yatarak tedavi gören 212 hastanñn yağ daßñlñmñ 9 ile 18 arasñndaydñ, yağ ortalamasñ 15,18 idi (SD=1,65). Hastalarñn
103’ü (%48,6) erkek, 109’u (%51,4) kñz hastaydñ. Hastalarñn 190’ñnñn (%89,6) ilçe/il’de, 22’sinin (%10,4) köy/kasabada
yağadñßñ saptandñ. 81 (%38,2) hastanñn eßitimini sürdürdüßü, 106’sñ (%50) eßitimini lise veya daha öncesi dönemde
bñrakmñğ oldußu görüldü. Hastalarñn serviste ortalama yatñğ süresinin 29 (SD=13,43) gün oldußu belirlendi. 201 hastanñn
psikotrop ilaç kullandñßñ %76,9’i çoklu ilaç kullanñmñ, %.23,1’i ise tek ilaç kullanñmñ ğeklindeydi. En sñk kullanñlan ilaç
grubu antipsikotik (%84,9) ilaçlardñ. Hastalarda davranñm bozukluklußu (%44,3), madde kötüye kullanñm/baßñmlñlñßñ
bozuklußu (%19,8), depresif bozukluklar (%19,3), mental retardasyon (%14,2) ve bipolar bozukluk (%12,3) en fazla tespit
edilen tanñ gruplarñydñ. TartÕúma: Hastalarñn çoßunlußunun ergen yağ grubunda oldußu ve kronik sorunlar için yataklñ çocuk
ve ergen psikiyatirisi birimine bağvurdußu saptanmñğtñr. Davranñm bozuklußu, madde kullanñmñ ve mental retardasyon
nedeniyle yatñğlarñn daha sñk yapñlmñğ olmasñ Manisa Ruh Saßlñßñ Hastanesi’ne özellikle daha kronik ve komplike olmuğ
vakalarñn bağvurmasñ ve 11 ile bölge hastanesi olarak hizmet vermesi nedeniyle dñğ merkezlerden yatñğ için yönlendiriliyor
olmasñyla açñklanabilir. Ülkemizde çocuk ve ergen ruh saßlñßñ yataklñ servisleri çok az sayñdadñr. Yataklñ servislerde tedavi
gören çocuk ve ergenlerin klinik ve sosyodemografik özellikleriyle ilgili arağtñrmalarñn yapñlmasñ ve deneyimlerin
paylağñlmasñ önemli katkñlar saßlayacaktñr.
PB-28 Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Poliklini÷ine Baúvuran Hastalarda TanÕ Da÷ÕlÕmlarÕ
Serhat Türko÷lu1
1
Selçuk Ünviversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu arağtñrmada çocuk ve ergen psikiyatrisi poliklinißine bağvuran hastalarñn tanñ daßñlñmlarñnñn saptanmasñ
amaçlanmñğtñr. Yöntem: Ordu Devlet Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümüne Ocak 2012-Nisan 2013 tarihleri
arasñnda bağvuran 2109 hastanñn dosyalarñ geriye dönük olarak incelenmiğtir. Bulgular: Olgularñn %59.6’si (n=1258) erkek,
%40.4’ü (n=851) kñzlardan oluğmaktadñr. Olgularñn %21.4’ü 0-6 yağ, %49.0’ü 7-12 yağ, %29.6’si ise 12-18 yağ arasñndadñr.
Bağvuran olgularñn %74.8’sine bir ya da birden çok tanñ kondußu, 0-6 yağ arasñ olgularda tanñ konma oranñnñn %44.8, 7-11
yağ arasñ olgularda
%84.6, 12-18 yağ arasñ olgularda %80.3 oldußu saptanmñğtñr. Olgularñn %9.7’sinin birden fazla tanñ
79
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
aldñßñ saptanmñğtñr. Eğtanñ saptanma oranñnñn en sñk dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) grubunda oldußu
belirlenmiğtir. Tüm olgular göz önüne alñndñßñnda, en sñk saptanan tanñlarñn, sñrasñyla DEHB, depresyon, yaygñn anksiyete
bozuklußu, enürezis ve zeka gerilißi oldußu, tüm yağ gruplarñnda en sñk DEHB tanñsñ kondußu, erkek çocuklarda en sñk
DEHB, enürezis, depresyon, yaygñn anksiyete bozuklußu, zeka gerilißi; kñzlarda ise DEHB, depresyon, yaygñn anksiyete
bozuklußu, enürezis, zeka gerilißi tanñsñnñn oldußu saptanmñğtñr. Sonuç: Hangi tanñlarñn daha sñk oldußunun bilinmesi, yağ
gruplarñ ve cinsiyetler arasñ tanñ farklñlñklarñnñn belirlenmesi, çocuk ve ergen psikiyatrisi poliklinik hizmetlerinin
iyileğtirilmesine katkñda bulunacaktñr.
PB-29 Cinsel Kimlik Bozuklu÷u Olan HastalarÕn Klinik ve Demografik Özellikleri
Abdullah Bozkurt 1, Seher Akbaú 1, Burak Tander 3, Cengiz Kara 2, Ünal BÕçakçÕ 3
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastanesi, 1Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D., 2Çocuk Endokrinolojisi A.D.,
Çocuk Cerrahisi A.D.
3
Giriú: Çalñğmalar sonucunda yetiğkin cinsel kimlißinin en önemli göstergesinin kromozom, gonad yada genitallerin deßil,
çocuklukta yetiğtirilen cinsel kimlißin oldußunu belirtmiğtir. Gerçek cinsiyeti belirlemeye yönelik yaklağñmlarñn yerini “en
uygun” cinsiyeti belirlemeye yönelik yaklağñmlar almñğ ve psikoseksüel geliğim, üreme, genel psikolojik fonksiyon en uygun
cinsiyeti belirlemede göz önüne alñnmñğtñr. Bu çalñğma cinsel geliğim bozuklußu olan çocuk ve ergenlerin; aldñklarñ tanñ ve
ruhsal deßerlendirme özellikleri, cinsiyet tayinlerinin deßerlendirilmesi hakkñnda bilgi sunmayñ amaçlamñğtñr. Yöntem:
Ondokuz Mayñs Üniversitesi Tñp Fakültesi Hastanesindeki cinsel kimlik bozuklußu heyetindeki kayñtlñ 45 hastadan 25
hastanñn dosyasñna ulağñlmñğ ve olgular retrospektif olarak deßerlendirilmiğtir. Bulgular: Hastalarñn yağ ortalamasñ 6,3 6,1
dir. Hastalarñn %17.4’sinde diği dñğ genital mevcutken, %82.6’sinde ambigius genitalye saptanmñğtñr. Hastalarñn karyotipleri;
%39.1’inde 46 XX, %47.8’sinde 46 XY ve %13’sinin karyotip sonucuna ulağñlamamñğtñr. Hastalarñn %43.5’i konjenital
adrenal hiperplazi tanñsñ almñğtñr. Bu hastalarñn %44’ünde ruhsal deßerlendirme yapñlmñğtñr. Heyet kararñ sonucu cinsiyet
düzeltme operasyonu yapñlan hastalarñn %64.3 de biyolojik kimliße uygun ğekilde karar çñkarken hastalarñn %35.7 de
biyolojik kimlißine uygun olmayan ğekilde cinsiyet düzeltme operasyonu yapñlmñğtñr. Karyotipleri 46 XY olan hastalarñn
%45.4 ü aileler tarafñndan kñz çocuk olarak yetiğtirilmiğ, karyotipi 46 XX olan hastalarñn %22.2 si ise aileler erkek çocuk
olarak yetiğtirmiğtir. TartÕúma:. KAH olan çocuklarñn çoßu, prenatal dönemde androjen maruziyeti yağamñğ olsalar da bu
bireylerin çoßu kendilerinin yetiğtirildikleri cinsiyete uygun cinsel kimlik geliğtirirler. Cinsel kimlik, farklñ faktörlerin
geliğimi ve karğñlñklñ etkileğimleri ile ilgili kritik süreçlerdir.
PB-30 Ergenlerde AlgÕlanan Aile øúlevlerinin BazÕ De÷iúkenler AçÕsÕndan øncelenmesi
Rüveyda Yüksel¹, Simla Adagide¹, Nurvet Büyükyörük²
¹Nevúehir HacÕ Bektaú Veli Üniversitesi, Semra ve Vefa Küçük Sa÷lÕk Yüksekokulu, ²Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Sa÷lÕk
Yüksekokulu
Amaç: Pek çok deßiğimin yağandñßñ bir geçiğ süreci olarak kabul edilen ergenlik döneminde ergenin bağarmasñ gereken
görevlerden biri de deßiğimlere uyum saßlayabilmektir. Ergenin ebeveynleriyle iliğkisi ise ergenlik döneminde uyumu
etkileyen önemli faktörlerden biridir. Ergenlik döneminde ebeveynleriyle olumsuz iliğkiler yağamak, ergenin uyumunu
olumsuz etkilemekte, ebeveynlerle kurulan yakñn ve sñcak iliğkiler, ergenin bireyselleğmesine ve yağadñßñ deßiğimlere kolay
uyum saßlamasñna yardñmcñ olmaktadñr. Bu arağtñrmada ergenlerde algñlanan aile iğlevlerinin bazñ deßiğkenlerle iliğkisinin
incelenmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem: Arağtñrma tanñmlayñcñ tipte olup, arağtñrmanñn evrenini Nevğehir ili Avanos ilçesinde
lise birinci sñnñfta eßitim-ößrenim gören 1152 ößrenci oluğturmuğtur. Örnekleme arağtñrmaya katñlmaya gönüllü ve
ulağñlabilen 425 ößrenci alñnmñğtñr. Veri toplama aracñ olarak kiğisel bilgi formu ve Aile Deßerlendirme Ölçeßi (ADÖ)
kullanñlmñğtñr. SONUÇ: Ößrencilerin %46.5’i kñz, %53.5’i erkek ve yağ ortalamalarñ 15’tir. Ößrencilerin %40.7’si ailenin ilk
çocußu olup, % 36.6’sñnñn kardeğ sayñsñ 2’dir. Ößrencilerin %42.2’sinin babasñ, %60.2’sinin annesi ilkokul ve altñ eßitim
düzeyine sahip olup, %60’ñ ailelerinin sosyoekonomik düzeyini orta olarak deßerlendirmektedir. Ößrencilerin %10.3’ünün
ebeveyni boğanmñğ, % 89.7’sinin ise evlidir. Ößrencilerin aile deßerlendirme ölçeßinin alt boyutlarñndan aldñklarñ puanlarñn
aritmetik ortalamalarñ; problem çözme boyutunda x‫=ޝ‬1.91±0.62, iletiğim boyutunda x‫=ޝ‬2.02±048, roller boyutunda
x‫=ޝ‬1.92±0.52, duygusal tepki verebilme boyutunda x‫=ޝ‬2.02±0.60, gereken ilgiyi gösterme boyutunda x‫=ޝ‬2.17±0.56, davranñğ
kontrolü boyutunda x‫=ޝ‬1.89±0.45 ve genel fonksiyonlar boyutunda x‫=ޝ‬1.77±0.54 olarak hesaplanmñğtñr. Ößrencilerin
algñladñklarñ aile iğlevleri deßerlendirildißinde; iletiğim, duygusal tepki verebilme ve gereken ilgiyi gösterme iğlevlerini
saßlñksñz, problem çözme, roller, davranñğ kontrolü ve genel fonksiyonlar iğlevlerini saßlñklñ algñladñklarñ saptanmñğtñr.
TartÕúma: Ößrencilerin iletiğim, duygusal tepki verebilme ve gereken ilgiyi gösterme aile iğlevlerini saßlñksñz algñlamalarñ
aile içi iletiğimlerinin kapalñ ve dolaylñ oldußunu, aile üyelerinin belli durumlar karğñsñnda duygularñnñ uygun biçimde ve
miktarda ifade etmekte güçlük çektiklerini, ayrñca birbirlerine gösterdikleri ilgi, bakñm ve sevgide fazla baßñmlñ veya az ilgili
80
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
olduklarñnñ düğündürmektedir. Ößrencilerin babalarñnñn eßitim düzeyi arttñkça iletiğim ve duygusal tepki verebilme iğlevini
daha saßlñklñ algñladñklarñ saptanmñğ olup, aralarñndaki fark anlamlñ bulunmuğtur. Bu durum aile iliğkilerinde erkeßin baskñn
rolünün etkili oldußuyla açñklanabilir. Bireylerin ößrenim düzeyi arttñkça olaylara, insanlara ve durumlara iliğkin bakñğ açñlarñ
ve bunlarla ilgili algñlayñğlarñ da deßiğmektedir. Babalarñn, eßitim düzeyinin artmasñyla bilgi edinmeye ve edindikleri bilgileri
deßerlendirmeye açñk olacaklarñ düğünülmektedir. Bu baßlamda, aile üyeleri arasñnda iletiğimin açñk ve yüksek olacaßñ,
olaylar karğñsñnda duygularñn zorluk çekmeden saßlñklñ bir biçimde ifade edilebileceßi düğünülmektedir. ðletiğimin yüksek
oldußu ailelerde aile üyelerinin beklentilerini daha iyi ifade edebilecekleri; samimiyet, destek, sevgi, mutluluk, ğefkat ve
hoğnutluk gibi olumlu duygusal tepkileri daha rahat verilebilecekleri söylenebilir. Ößrencilerin ailelerinin sosyoekonomik
düzeyi arttñkça iletiğim ve gereken ilgiyi gösterme iğlevini daha saßlñklñ algñladñklarñ saptanmñğ olup, aralarñndaki fark anlamlñ
bulunmuğtur. Bu durum ailelerin sosyoekonomik düzeyi arttñkça aile üyelerinin açñk, dolaysñz ve etkin iletiğim kurabilme
yeteneßine sahip olabilecekleri ve sosyal aktivitelerindeki farklñlñklarñn aile içi etkileğimi ve iletiğimi niteliksel yönden
arttñrabileceßi ğeklinde açñklanabilir. Ayrñca sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerde aile sisteminin rahatlamasñ, ekonomik
problemlerin daha az yağanmasñ dolayñsñyla aile üyelerinin birbirlerine gereken ilgiyi göstermelerinin ve ortak bir iletiğim dili
oluğturmalarñnñn daha kolay olabileceßi düğünülmektedir. Sonuç olarak; ößrenciler baba eßitim düzeyi ve ailenin
sosyoekonomik düzeyi arttñkça iletiğim, duygusal tepki verebilme ve gereken ilgiyi gösterme aile iğlevlerini daha saßlñklñ
algñlamaktadñrlar.
PB-31 Anoreksiya Nervoza ve Ekzojen Obezite TanÕlÕ 11-18 Yaú ArasÕ Gençlerde Duygu Düzenleme Güçlüklerinin
De÷erlendirilmesi
Burcu Özbaran1, Sezen Köse1, øpek Perçinel2, Damla Gökúen ùimúek3, ùükran Darcan3
1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Osmaniye Devlet Hastanesi Çocuk ve
Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Klini÷i, 3Ege Üniversitesi Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ Çocuk
Endokrinolojisi B.D.
Amaç: Anoreksiya Nervoza (AN) psikiyatrik hastalñklar içerisinde en yüksek mortalite oranñna sahip yeme bozuklußu
tablosudur. Tedavisi halen tartñğmalñdñr. Hasta ile kalñcñ ve etkin iğbirlißi kurmak tedavinin bağarñsñ için çok önemlidir.
Obezite, çocukluk çaßñnñn en sñk görülen kronik hastalñklarñndan biridir. Altta yatan bağka hastalñßñn olmadñßñ durumlarda
“Ekzojen Obezite” (EO) olarak adlandñrñlñr ve çoßunluk bu gruptur. EO tanñlñ gençlerde, tñbbi komplikasyonlarñn yanñnda
birçok psikososyal sorunun ortaya çñktñßñ izlenmektedir. Tedavisi oldukça zordur, ilaç ve egzersizin yanñnda bireylerin
biliğsel ve ruhsal özelliklerinin iyi bilinmesi önemlidir. Son yñllarda ruhsal hastalñklarda duygu düzenleme becerilerinin
önemi sñklñkla vurgulanmaktadñr. Çalñğmamñzñn amacñ, AN tanñlñ 11-18 yağ arasñndaki gençler ile EO tanñlñ 11-18 yağ arasñ
gençlerin duygu düzenleme becerilerinin deßerlendirilmesi, bulgularñn kendi aralarñnda ve saßlñklñ kontrollerle (SK)
karğñlağtñrñlmasñdñr. Yöntem: AN grubu Ege Üniversitesi (EÜ) Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalñ Poliklinißi ve EO grubu EÜ
Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalñ Poliklinißi hastalarñndan oluğturuldu. Psikiyatrik tanñlama Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin
Duygulanñm Bozukluklarñ ve Ğizofreni Görüğme Çizelgesi ile yapñldñ. EO tanñsñ için Beden Kitle ðndeksi 30 ve üzerinde olma
kriteri kabul edildi. Deßerlendirmede Sosyodemografik Veri Formu, 4-18 Yağ Çocuk Davranñğ Deßerlendirme Ölçeßi
uygulandñ. Olgularñn duygu düzenleme becerilerini deßerlendirmek için Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeßi kullanñldñ.
Sonuç: Çalñğmamñza 18 AN, 30 EO ve 30 SK olmak üzere toplam 78 olgu alñndñ. Gruplarñn yağ ortalamalarñ AN:15.33, EO:
14.57, SK: 14.73 bulundu (p=0.43). AN olgularñnñn %83.3’ü (n=15), EO ve SK olgularñnñn %86.7’si (n=26) kñz olgulardan
oluğmaktaydñ. Toplam Duygudurum Düzenlemede Güçlük Puanñ sñralamasñ AN > EO > SK olarak belirlendi. Buna göre AN
ve EO olgularñnñn saßlñklñ olgulardan anlamlñ olarak daha fazla duygu düzenleme güçlüßü gösterdikleri saptandñ. En fazla
güçlük AN grubunda tespit edildi (p<0.001). Olgular ek olarak ölçek alt puanlarñna göre de deßerlendirildi. TartÕúma: Duygu
düzenleme, kiğinin bir amaca ulağmak için duygularñnñ deßerlendirebilme ve gerektißinde duygusal tepkilerinde düzenleme
yapabilme becerisidir. Duygu düzenleme güçlükleri pek çok ruhsal hastalñkla iliğkili bulunmuğtur. Literatürde yeme
bozuklußu olgularñ ile yapñlan çalñğmalarda, olgularñn duygularñ düzenleme becerilerinde sorunlar oldußu belirtilmekte; bu
durumun uzun dönemdeki klinik gidiği ve tedaviyi etkiledißi ifade edilmektedir. Çalñğmamñzda hem EO hem de AN tanñlñ
olgularñn duygu düzenleme becerilerinde güçlükler oldußu saptanmñğtñr. Çalñğmamñzñn sonuçlarñ, söz konusu hastalñklarñn
daha etkin ve kalñcñ tedavisi için, olgularñn emosyonel özelliklerinin tanñnmasñ, hastaya özgü tedavi yaklağñmlarñnñn buna
göre belirlenmesinin önemini vurgulamaktadñr. Çalñğmamñzda, halen sñnñflandñrma sistemlerinde yeme bozukluklarñ
içerisinde yer almayan EO’ye farklñ bir açñdan bakñlmñğ; obezite tanñlñ olgularñn, duygu düzenleme becerileri yönünden de
AN olgularñyla örtüğtüßü ortaya çñkmñğtñr.
PB-32 Anoreksiya Nervoza ve Ekzojen Obezite TanÕlÕ 11-18 Yaú ArasÕ Gençlerde Sosyal Biliúsel øúlevlerin
De÷erlendirilmesi
øpek Perçinel1, Burcu Özbaran2, Sezen Köse2, Damla Gökúen ùimúek3, ùükran Darcan3
81
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
1
Osmaniye Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Klini÷i, 2Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve
Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 3Ege Üniversitesi Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ Çocuk
Endokrinolojisi B.D.
Amaç: Bir bilgi iğlem süreci olan sosyal biliğ, kiğinin, kendisi ve dißerleri arasñndaki iliğkiyi temsil eder. Sosyal biliğsel
becerilerin; duygu algñlama, duygu tanñma, sosyal algñ, sosyal bilgi, atñf yanlñlñßñ ve zihin kuramñ alanlarñnda
deßerlendirilmesi önerilmektedir. Son yñllarda Anoreksiya Nervoza (AN) etiyolojisinde, bilgi iğleme süreçlerinin önemli
oldußunu vurgulayan çalñğmalara rastlanmaktadñr. Her ne kadar psikiyatrik sñnñflandñrma sistemleri içerisinde yer almasa da
Ekzojen Obezite (EO) tanñlñ gençlerde de, tñbbi komplikasyonlarñn yanñnda pek çok psikososyal sorunun ortaya çñktñßñ
izlenmekte, hastalñßñn pek çok özellißinin yeme bozukluklarñ ile örtüğtüßü bildirilmektedir. Çalñğmamñzñn amacñ, AN tanñlñ
11-18 yağ arasñndaki gençler ile EO tanñlñ 11-18 yağ arasñ gençlerin sosyal biliğsel becerilerinin deßerlendirilmesi, varsa bu
konuda örtüğen yönlerinin saptanmasñ, bulgularñn kendi aralarñnda ve saßlñklñ kontrollerle (SK) karğñlağtñrñlmasñdñr. Yöntem:
AN grubu Ege Üniversitesi (EÜ) Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalñ Poliklinißi ve EO grubu EÜ Pediatrik Endokrinoloji Bilim
Dalñ Poliklinißi hastalarñndan oluğturuldu. Psikiyatrik tanñlama Okul Çaßñ Çocuklarñ ðçin Duygulanñm Bozukluklarñ ve
Ğizofreni Görüğme Çizelgesi ile yapñldñ. EO tanñsñ için Beden Kitle ðndeksi 30 ve üzerinde olma kriteri kabul edildi.
Deßerlendirmede Sosyodemografik Veri Formu, Genel Deßerlendirme Ölçeßi, Genel Klinik ðzlenim Ölçeßi-Ğiddet, Çocuklar
ðçin Depresyon Ölçeßi, Beck Depresyon Ölçeßi, Spielberger’in Sürekli-Durumluk Kaygñ Envanteri kullanñldñ. Olgularñn
sosyal biliğsel iğlevleri; Yüzler Testi, Gözler Testi, ðma Testi, Beklenmedik Sonuçlar Testi, Gaf Testi, Anlamñ ve ðliğkileri
Kavrayabilme Testi ile deßerlendirildi. Sonuç: Çalñğmamñza 18 AN, 30 EO ve 30 SK olmak üzere toplam 78 olgu alñndñ.
Gruplarñn yağ ortalamalarñ AN:15.33, EO: 14.57, SK: 14.73 bulundu (p=0.43). AN olgularñnñn %83.3’ü (n=15), EO ve SK
olgularñnñn %86.7’si (n=26) kñz olgulardan oluğmaktaydñ. Sosyal biliğsel becerileri deßerlendirdißimiz tüm testlerde AN
grubu, kontrol grubuna göre anlamlñ düzeyde bozukluk gösterdi (p<0.001). AN tanñlñ olgularñn, obezite tanñlñ olgulara göre de
daha düğük performans gösterdikleri saptandñ (p<0.001). Obezite grubundaki olgular ise ðma Testi dñğñndaki tüm testlerde
kontrol grubundan anlamlñ olarak düğük performans sergilediler (p<0.001). Obezite olgularñnñn ðma Testi’nde de kontrol
grubundan daha düğük puan aldñklarñ ancak bu durumun istatistiksel olarak anlamlñlñk düzeyine ulağmadñßñ görüldü (p=0.63).
TartÕúma: Bu çalñğmada hem EO hem de AN tanñlñ olgularñn sosyal biliğsel becerilerinde (yüzlerden duygu tanñma, duygu
düzenleme, göz ifadesine bakarak zihinsel durumu çñkarsama, dolaylñ olarak söylenmiğ ifadelerin arkasñndaki gerçek niyeti
tahmin edebilme) bozukluk oldußu saptanmñğtñr. Bulgularñmñz literatürle uyumludur. Literatürde yeme bozuklußu olgularñ ile
yapñlan çalñğmalarda, olgularñn duygularñ tanñma, anlamlandñrma, zihinsel çñkarñmlarda bulunma becerilerinde sorunlar
oldußu belirtilmekte; bozulmuğ sosyal fonksiyonlarñn, uzun dönemdeki klinik gidiği etkiledißi ifade edilmektedir.
Çalñğmamñzñn sonuçlarñ, söz konusu hastalñklarñn daha etkin ve kalñcñ tedavisi için, olgularñn sosyal biliğsel özelliklerinin
tanñnmasñ, hastaya özgü tedavi yaklağñmlarñnñn buna göre belirlenmesinin önemini göstermiğtir. Çalñğmamñzda, halen
sñnñflandñrma sistemlerinde yeme bozukluklarñ içerisinde yer almayan EO’ye farklñ bir açñdan bakñlmñğ; obezite tanñlñ
olgularñn, sosyal biliğ özellikleri yönünden de AN olgularñyla örtüğtüßü ortaya çñkmñğtñr. Ayrñca çalñğmamñz, görebildißimiz
kadarñyla, obezite olgularñnñn sosyal biliğsel iğlevlerini uygun testlerle deßerlendiren, literatürdeki ilk çalñğmadñr.
PB-33 Psikojenik Non-Epileptik Nöbeti Olan Ergenlerde Benlik SaygÕsÕ ve Psikiyatrik Özelliklerin Epilepsi ve Sa÷lÕklÕ
Kontrol GruplarÕ ile KarúÕlaútÕrÕlmasÕ
Gökçe Nur Say1, H. Ali Taúdemir 2, Seher Akbaú1, Murat Yüce1, Koray Karabekiro÷lu1
1
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D., 2Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi,
Çocuk Nörolojisi A.D.
Amaç: Psikojenik non-epileptik nöbetler (PNEN) ve epilepsi psikososyal sorunlarñn sñk görüldüßü bozukluklardñr. Bu
çalñğmanñn amacñ; psikojenik nöbeti olan ergenlerin, psikososyal sorunlar, stresli/ travmatik olaylar/ istismar öyküsü,
psikiyatrik bozukluklar ve benlik saygñsñ bakñmñndan epilepsisi olan ve saßlñklñ ergenler ile karğñlağtñrñlmasñdñr. Yöntem: Bu
amaçla 11-18 yağ arasñ psikojenik nöbetleri olan 34 ergen (23 kñz, 11 erkek), epilepsisi olan 23 ergen (16 kñz, 7 erkek) ve 35
saßlñklñ gönüllü (23 kñz, 12 erkek) çalñğmaya dahil edilmiğtir. Psikojenik nöbet tanñsñ video-EEG monitörizasyonu ile
konulmuğtur. Sosyodemografik özellikler, psikososyal sorunlar (ebeveynlerle, kardeğlerle, yağñtlarla, ößretmenlerle iliğkilerde
sorun), stresli/ travmatik olaylar/ istismar öyküsü (ebeveynler arasñ çatñğma/ boğanma, ayrñlñk, tağñnma, hastalñk, ölüm, okul
bağarñsñzlñßñ, maddi sorunlar, fiziksel/ cinsel istismar) yazarlar tarafñndan hazñrlanan form ile deßerlendirilmiğtir. Komorbid
psikiyatrik bozukluklarñn tanñsñ Çocuk ve Gençler için Duygulanñm Bozuklußu ve Ğizofreni Ölçeßi-Ğimdi ve Yağam boyu
Versiyonu (ÇGDBĞÖ-ĞY) kullanñlarak yapñlan klinik görüğme ile konulmuğtur. Ergenlerin benlik saygñsñ ise Rosenberg
Benlik Saygñsñ Ölçeßi (RBSÖ) ile deßerlendirilmiğtir. Sonuç: Gruplar arasñnda yağ, cinsiyet, ebeveynlerin medeni hali/
eßitim durumu ve sosyoekonomik düzey bakñmñndan anlamlñ farklñlñk yoktu. PNEN grubunda ebeveynler arasñ çatñğma,
kardeğler ve yağñtlarla iliğkide sorunlar, okul bağarñsñzlñßñ, travmatik olaylar, fiziksel ve cinsel istismar öyküsü epilepsi ve
saßlñklñ kontrol grubuna göre anlamlñ olarak yüksek bulundu. Psikiyatrik komorbidite sñklñßñ PNEN grubunda %64.7, epilepsi
grubunda %47.8 olarak saptandñ ve iki grup arasñndaki fark istatistiksel olarak anlamlñ deßildi. PNEN grubundaki gençlerin
82
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
benlik saygñsñ dißer gruplara göre anlamlñ olarak düğük bulundu. Benlik saygñsñ bakñmñndan epilepsi grubu ile saßlñklñ
kontroller benzerdi. TartÕúma: Çalñğmamñzñn sonuçlarñ yüksek psikiyatrik bozukluk sñklñßñ sebebiyle PNEN ve epilepside
çocuk ve ergen psikiyatrisi konsultasyonunun önemini desteklemektedir. Bu çalñğma ayrñca, PNEN olan ergenlerde
psikososyal sorunlarñn yanñ sñra benlik saygñsñnñn düğük olabileceßini göstermektedir.
PB-34 In vitro Fertilizasyon Yöntemiyle Gerçekleúen Gebeliklerde Prenatal Ba÷lanma ve øliúkili Faktörler
Harun Toy1, Ömer Faruk Akça2, Refika Purtul1,Rukiye Çolak Sivri2, Sabri Hergüner2
Meram TÕp Fakültesi, 1KadÕn HastalÕklarÕ ve Do÷um A.D., 2Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Giriú: Anne ile bebek arasñndaki güvenli baßlanma bebeßin sosyal ve biliğsel geliğiminin yanñ sñra bebeßin eriğkinlik
dönemindeki baßlanmasñnñ ve buna baßlñ olarak da sosyal iliğki tarzñnñ etkilemektedir. Gebelik döneminde annenin bebeßine
olan baßlanmasñ, doßum sonrasñ baßlanmayñ ve bebekle ilgili algñ ve düğüncelerini öngörmektedir. Gebelik döneminde anne
adayñnñn bebeßi ile baßlanma kalitesini arağtñran çalñğma sayñsñ oldukça sñnñrlñdñr. Bu çalñğmada invitro fertilizasyon (ðVF)
yöntemi ile gebe kalan anne adaylarñnñn bebeklerine olan baßlanmalarñ, ayrñca, depresyon, durumluk ve sürekli kaygñ
düzeylerinin karğñlağtñrñlmasñ amaçlanmñğtñr. Yöntem: Meram Tñp Fakültesi Kadñn Hastalñklarñ ve Doßum Anabilim Dalñ’nda
ðVF yöntemi uygulanarak gebe kalan gebelerden arağtñrmaya katñlmayñ kabul eden 50 anne adayñ ve normal yolla gebe kalan
50 anne adayñ olmak üzere toplam 100 kiği arağtñrmaya alñnmñğtñr. Arağtñrmaya alñnma ölçütleri; daha önce doßum yapmamñğ
olmak, 3. trimesterde bulunmak (28 – 34 hafta arasñnda) ve en az ilkokul mezunu olmak olarak belirlenmiğtir. Arağtñrmanñn
dñğlama kriterleri olarak kronik bir hastalñßñnñn olmasñ, son 6 ay içinde psikiyatrik tedavi almñğ olmak ve anne veya bebeßin
saßlñßñnñ tehdit eden gebelikle ilgili herhangi bir saßlñk sorununun olmasñ olarak belirlenmiğtir. Arağtñrma kapsamñnda
katñlñmcñlara Sosyodemografik Veri Formu, Prenatal Baßlanma Ölçeßi, Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeßi ve
Durumluk-Sürekli Kaygñ Envanteri uygulanmñğtñr. ðki gruptaki anne adaylarñ bu ölçeklerden aldñklarñ puan bakñmñndan
karğñlağtñrñlmñğtñr. Ayrñca Edinburgh Depresyon Ölçeßi’nden 12’den yüksek puan alan anne adaylarñnñn depresyon tanñsñ
aldñßñ varsayñlarak depresyon tanñsñ alma bakñmñndan iki grup karğñlağtñrñlmñğtñr. Bulgular: ðVF ve normal gebelik
sürecindeki (NG) anne adaylarñ yağ, gebelik haftasñ ve eßitim düzeyleri bakñmñndan karğñlağtñrñlmñğ ve gruplar arasñnda
farklñlñk saptanmamñğtñr (p>0.05). Her iki grubun Prenatal Baßlanma Ölçeßi (t=1.3, p=0.18) ve Edinburgh Postpartum
Depresyon Ölçeßi (t=-0.8, p=0.39) puanlarñ bakñmñndan benzer oldußu görülmüğtür. Ayrñca, ðVF grubunun Durumluk (t=4.6,
p<0.001) ve Sürekli (t=5.3, p<0.001) Kaygñ puanlarñnñn normal gebelerden daha yüksek oldußu görülmüğtür. Edinburgh
Depresyon Ölçeßi’ne göre ðVF grubundan 8, NG grubundan 7 kiği depresyon tanñsñ almñğtñr ve aradaki fark istatistiksel
olarak anlamlñ bulunmamñğtñr (x2=0.01, p=0.93). TartÕúma: Bu çalñğmanñn sonuçlarñna göre ðVF yöntemiyle gebe kalan
anne adaylarñnñn baßlanmalarñ normal yolla gebe kalan annelerin bebeklerine olan baßlanmalarñ ile farklñlñk
göstermemektedir. Ayrñca depresif belirti bakñmñndan iki grup arasñnda farklñlñk bulunmazken, durumluk ve sürekli anksiyete
düzeyleri ðVF yöntemiyle gebe kalan anne adaylarñnda daha yüksek olarak bulunmuğtur. Bu çalñğmanñn sonuçlarñna göre ðVF
yoluyla gebe kalan annelerin anksiyete düzeyleri bakñmñndan takip edilmeleri, anksiyete nedeniyle hem kendisi ile ilgili, hem
de bebeßine bakñm verme becerileri ile ilgili ilerleyen dönemlerde ortaya çñkabilecek sorunlarñn önlenmesinde yardñmcñ
olabileceßi düğünülmektedir.
PB-35 Bir Üniversite Hastanesinde Yatan Hasta için østenen Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi KonsültasyonlarÕnÕn
De÷erlendirilmesi
Bilge Merve KalaycÕ, ùükran Gülin Evinç, Dilúad Foto Özdemir
Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bedensel hastalñklarñn tedavi sürecinde çocuk ve ergenlerde psikiyatrik eğtanñ ve buna baßlñ iğlev kaybñ sñklñkla
görülmektedir. Buna baßlñ olarak konsültasyon liyezon psikiyatrisinin önemi dikkat çekmektedir. Bu çalñğmada Hacettepe
Üniversitesi Tñp Fakültesi (HÜTF) Pediatri Anabilim Dalñ’nñn çeğitli servislerinde yatarak tedavi gören çocuk hastalar için bir
yñl içinde istenen psikiyatri konsültasyonlarñnñn deßerlendirilmesi ve izleme sürecinin arağtñrñlmasñ amaçlandñ. Yöntem: HÜTF
Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ’na pediatri servislerinden danñğñlan hastalarñn deßerlendirmeleri yarñ
yapñlandñrñlmñğ konsültasyon formuna kaydedildi. Bir yñl içerisinde 192 hasta deßerlendirildi. Konsültasyonun hangi
servislerden istendißi, konsültasyonun nedeni, yatñğ süreleri, hastaneye yatñğ sayñsñ, çocuklarñn ruhsal ve bedensel hastalñk
tanñlarñ, tedavi planñ ve demografik veriler kaydedildi. Çocuklara, Çocuk Depresyon Ölçeßi, Durumluluk - Sürekli Kaygñ
Ölçeßi, Rosenberg Benlik Saygñsñ Ölçeßi; annelere Beck Depresyon Ölçeßi, Durumluluk - Sürekli Kaygñ Ölçeßi verildi.
Sonuç: Bu çalñğmada çocuk ve ergen psikiyatrisinden konsültasyon istenen hastalarñn mevcut bedensel hastalñßñnñn tanñsñ,
eğlik eden psikiyatrik tanñ ve tedavisinin yanñ sñra anne yağñ, annenin psikiyatrik hastalñßñ, hastanede yatñğ süreleri, duygudurum
belirtileri, çocukla ebeveynin iliğkileri ve ebeveynlerin birbiriyle olan iliğkisi gibi parametreler deßerlendirilmiğtir. Literatürde
çocuk ve ergenlerde konsültasyon liyezon psikiyatrisi ile ilgili yeterli sayñda çalñğma bulunmamaktadñr. Bu çalñğmanñn dißer
çalñğmalardan farkñ birçok farklñ deßiğkenin bir arada deßerlendirilmiğ olmasñdñr. TartÕúma: Çocuk ve ergenlerdeki tñbbi
83
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
hastalñk sürecinde ortaya çñkan psikiyatrik hastalñklarñn tedavisinin saßlanmasñyla tñbbi hastalñßñnñn prognozu olumlu olarak
etkilenebilir. Gelecekte bağarñlñ bir ekip çalñğmasñ sonucunda hastanede yatan çocuk ve ergenlerin tedavi sürecinde
konsültasyon liyezon psikiyatrisine giderek daha çok ihtiyaç duyulacaßñ düğünülmektedir.
PB-36 Çocuk Psikiyatrisi Bölümüne DanÕúÕlan Hastalar: 2012-2013 KarúÕlaútÕrmasÕ
Tolga Karaosman, Mahmut Müjdeci, Mahmut ÇakÕr, Koray Karabekiro÷lu
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Tñbbi hastalñklarñ nedeniyle hastanede yatan ve acil servise bağvuran 0-18 yağ aralñßñndaki hastalarñn eğlik eden
psikiyatrik belirtilerinin tanñ ve tedavisinin, çocuk psikiyatrisi uzmanlarñ tarafñndan deßerlendirilmesine çoßu zaman ihtiyaç
duyulmaktadñr. Bu çalñğmada OMÜ Tñp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalñ’ndan 2012 ve 2013 yñllarñnda
tüm yataklñ servisler ve acil servisden istenen konsültasyonlarñn ayrñntñlñ olarak deßerlendirilmesi ve iki yñlñn karğñlağtñrñlmasñ
amaçlanmñğtñr. Yöntem: OMÜ Tñp Fakültesi Hastanesi’nde takip edilen ve çocuk psikiyatrisine danñğñlan 2012 yñlñnda 368,
2013 yñlñnda 446 (toplam: 814) hasta çalñğmaya alñnmñğtñr. Bu çalñğmada istenen konsültasyonlar ve karğñlama notlarñ geriye
dönük olarak deßerlendirilmiğtir. Hastalarñn demografik özelliklerine, konsültasyonlarñn en sñk hangi bölümlerden
istendißine, konsültasyon istek nedenlerine, hastalara konan psikiyatrik tanñlara, hastalarñn tedavi ğekillerine iliğkin veriler
incelenmiğtir. Sonuç: En küçük hasta 1 ay 16 günlük, en büyük hasta 18 yağñndadñr. 2012 ve 2013 yñllarñnda benzer ğekilde,
kñz/erkek oranñ yaklağñk 4:3 düzeyindedir. 2013 yñlñnda çocuk psikiyatrisine danñğñlan hasta sayñsñ (n:446), 2012 yñlñnda
danñğñlan hasta sayñsñndan (n: 368) %21,2 daha fazladñr. En sñk konsültasyon isteme sebepleri, 2012 yñlñnda oldußu gibi 2013
yñlñnda da “suicid giriğimi” (2012: %28; 2013: %30)’’ ve “depresif duygudurumdur” (2012: %45, 2013: %16). 2012 yñlñnda
konsültasyon istenen bölümlerin bağñnda Çocuk Hastalñklarñ Servisi (%46) ve Çocuk Acil Servisi (%38) gelmekte iken, 2013
yñlñnda ilk iki sñra yer deßiğtirmiğ olup Çocuk Acil Servis (%42) ve Çocuk Hastalñklarñ Servisi (%40) yer almaktadñr.
Psikiyatrik deßerlendirmenin sonunda 2013 yñlñnda hastalarñn %83‘üne psikiyatrik hastalñk tanñsñ konulmuğtur ve 2012 yñlñ ile
(%80) benzerlik göstermektedir. 2012 yñlñnda (%45) oldußu gibi, en sñk psikiyatrik tanñ Depresif Bozukluk (%33) olmuğtur,
ancak oran olarak anlamlñ bir düğüğ göstermiğtir. TartÕúma: Tñbbi hastalñklarñ nedeniyle hastaneye bağvuran 0-18 yağ
aralñßñndaki hastalarda psikiyatrik belirtiler de görülebilmektedir. Çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarñna bu sebeplerle
danñğñlan hasta sayñsñ her yñl daha da artmaktadñr. Bizim çalñğmamñzda da bu artñğ bir önceki yñla göre % 21 düzeyindedir. Bu
hastalarñn psikiyatrik belirtilerinin çocuk psikiyatrisi uzmanñ tarafñndan zamanñnda ve uygun bir ğekilde deßerlendirilmesi
mevcut tñbbi hastalñklarñnñn prognozu açñsñndan daha önemli ve geniğ çaplñ çalñğmalarñn ortaya çñkmasñna zemin
hazñrlamaktadñr. Bu nedenle 0-18 yağ arasñndaki hastalarñ deßerlendiren uzmanlarla çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarñnñn
iğbirlißi içerisinde çalñğmalarñ psikiyatrik hastalñklarñn atlanmamasñ ve gerekli tedavinin verilebilmesi açñsñndan önemlidir.
PB-37 Suça Sürüklenen ÇocuklarÕn Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri
Hatice Altun, Feyza Hatice Sevgen
Kahramanmaraú Sütçü ømam Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu çalñğmada Kahramanmarağ’ta suça sürüklenen çocuklarñn sosyodemografik ve klinik özelliklerinin belirlenmesi
amaçlanmñğtñr. Yöntem: 1 Ocak 2012 - 1 Ocak 2013 tarihleri arasñnda, Kahramanmarağ Sütçü ðmam Üniversitesi Tñp
Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ anabilim dalñna 12-17 yağ arasñ suç iğledißi iddiasñ ile adli rapor
düzenlenmesi amacñyla adli makamlarca yönlendirilen 30 olgunun dosyasñ retrospektif olarak deßerlendirilmiğtir. Olgular
yağ, cinsiyet, eßitim, iğledißi iddia edilen suç, suç sayñsñ, aile tipi, ekonomik düzeyleri, zeka düzeyi, DSM-IV-TR’ye
psikiyatrik hastalñklarñ, düzenlenen adli rapor sonuçlarñ açñsñndan incelenmiğtir. Sonuç: Olgularñn çoßunlußunu (%90,n=27)
erkeklerin oluğturdußu, en fazla (%26.7, n=8) 14 yağ grubundaki çocuklarñn suç iğledißi belirlenmiğtir. Olgularñn %63.3’ünün
ortaokul, %20’sinin lise ößrencisi oldußu, %16.7’nñn ise okula gitmedißi saptanmñğtñr. En sñk hñrsñzlñk %36.7(n=11) ile kavga
etme ve kasten yaralama %33.4(n=10) suçlarñnñn iğlendißi tespit edilmiğtir. Olgularñn %60’ñnda psikiyatrik hastalñk
saptanmadñßñ, davranñğ bozuklußu (%23.3) ve dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußunun (%10) en sñk görülen psikiyatrik
hastalñk oldußu belirlenmiğtir. Çoßunlußunun %93.3’ünün (n=28) tek suç iğledißi saptanmñğtñr. Olgularñn tamamñnñn düğük
%33.3(n=10) ve orta %66.7(n=20) gelirli ailelere sahip oldußu, %20 olgunun ise boğanmñğ aile çocußu oldußu tespit
edilmiğtir. %66.7(n=20) olguda normal zeka, %16.7(n=5) sñnñr zeka, %13.3(n=4) hafif düzeyde zeka gerilißi, %3.3(n=1) orta
düzeyde zeka gerilißi oldußu saptanmñğtñr. %46.7’sinin (n=14) iğledißi iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarñnñ
algñlama ve bu fiille ilgili davranñğlarñnñ yönlendirme yeteneßinin yeterince geliğmemiğ oldußu, %33.3’nun (n=10) yeterince
geliğtißi, %20 (n=6) olguda ise suçun hukuki anlam ve sonuçlarñnñ algñlama yeteneßinin geliğtißi ancak fiille ilgili
davranñğlarñnñ yönlendirme yeteneßinin yeterince geliğmemiğ oldußu tespit edilmiğtir. TartÕúma: Çalñğmamñzda suça
sürüklenen çocuklarñn çoßunlußunun erkek olmasñ, en sñk hñrsñzlñk, kavga etme ve kasten yaralama suçlarñnñn iğlenmesi,
sosyoekonomik düzeyi düğük gelirli ailelerin çocuklarñnñn olmasñ, davranñğ bozuklußu ve dikkati eksiklißi hiperaktivite
bozuklußunun en sñk saptanan psikiyatrik hastalñk olmasñ bu konudaki ülkemizde yapñlan çalñğmalarñ desteklemektedir.
84
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Çocuk suçlulußu ülkemizde ve dünyanñn birçok ülkesinde artñğ göstermektedir. Çocuklarñn suça yönelmesinde esas önemli
faktör çevresel nedenlerdir. Çocußun zekasñ, yetenekleri, içinde yetiğip büyüdüßü aile, sosyal çevre ve yağam koğullarñ çocuk
suçlulußunu etkileyen önemli faktörlerdir. Suça karñğmñğ çocuklarñn özellikle aile ortamñ, arkadağ grubu gibi suça sürükleyen
nedenler açñsñndan arağtñrñlmasñ ve gerekli durumlarda uygun müdahalelerin yapñlmasñ önemlidir. Çocuk ve ergen psikiyatrisi
poliklinik çalñğmalarñnda adli olgularñn deßerlendirilmesi büyük önem tağñmasñ nedeniyle bu konuda yapñlacak çalñğmalarñn
bu alandaki bilgi ve deneyimlerimizi artñracaßñ düğünülmektedir.
PB-38 Suça Sürüklenen Çocuklar: Suç ve TanÕ Da÷ÕlÕmlarÕnÕn øncelenmesi
Öznur Bilaç¹, Birsen ùentürk Pilan¹, Zahide Orhon², Alper Bayrak¹
Manisa Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Hastanesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Birimi, 2Psikiyatri Birimi
Amaç: Bu çalñğmada adli rapor düzenlenmesi amacñyla Manisa Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Hastanesi, Çocuk ve Ergen
Birimin’e yönlendirilen ‘Suça Sürüklenen Çocuk’ (SSÇ) vakalarñnñn suç türü, suç yağñ, eğlik eden psikiyatrik tanñ iliğkisinin
ve düzenlenen rapor sonuçlarñnñn incelenmesi amaçlanmñğtñr. Yöntem: Bu çalñğmada Manisa Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ
Hastanesi, Çocuk ve Ergen Birimine Mart 2012- Haziran 2013 tarihleri arasñnda adli merciler tarafñndan psikiyatrik
muayeneleri yapñlarak rapor düzenlenmek üzere bağvurmalarñ saßlanan çocuk ve ergen yağ grubunundaki 721 adli olgunun
hastane kayñtlarñ geriye dönük olarak incelenmiğtir ve suça karñğtñßñ iddia edilen 111 olgunun adli rapor ve dosyalarñ
deßerlendirilmiğtir. ðstatistiksel analiz için SPSS 16.00 ðstatistiksel Paket Programñ kullanñlmñğtñr. Sonuç: Deßerlendirmeye
alñnan 111 olgunun yağ aralñßñ 12-18 (15±1.5) arasñndaydñ, 16’sñ (%14,4) kñz, 95'i (% 85,6) erkekti. Bağvurduklarñnda
olgularñn 42’si (%37) 12-14 yağ grubunda, 69’u (%63) 15-18 yağ grubundaydñ. Ğuça karñğma yağlarñnñn ortalama 14 (±1.4)
oldußu ve olgularñn 62’sinin (%55,8) ğuça karñğtñßñnda 12-14 yağ aralñßñnda oldußu, 59’unun (%44,2) ise 15-18 yağ
aralñßñnda oldußu görülmüğtür. Suça karñğtñßñ iddia edilen 27 (%24,3) olgunun birden fazla kez suça karñğtñßñ, 40 (%36)
olgunun daha önce de poliklinik bağvurusu oldußu saptanmñğtñr. Suça karñğtñßñ iddia edilen olgularñn yapñlan psikiyatrik
deßerlendirmesinde 61’i (%55) davranñm bozuklußu, 9’u (%8,1) “Hafif Derecede Mental Retardasyon’’, 2’si (%1,8) “Orta
Derecede Mental Retardasyon”, 5’i (%4,5) “Sñnñr Zeka Potansiyeli’’tanñlarñ almñğtñr. Suça karñğtñßñ iddia edilen 34 (%30,6)
olgu ise herhangi bir psikiyatrik tanñ almamñğtñr. TartÕúma: Suça sürüklenen çocuklarñn çoßunlußunun erkek çocuk ve ergen
oldußu belirlenmiğtir. Literatürde de erkek çocuk ve ergenlerde saldñrgan davranñğlarñn ve suça sürüklenmenin daha sñk
oldußu bildirilmektedir. Suça sürüklenen çocuk ve ergenlerde ruhsal bozukluk sñklñßñ yüksek bulunurken, en sñk görülen
ruhsal bozukluklar davranñm bozuklußu (DB),ve mental retardasyon (MR) olarak saptanmñğtñr. Yapñlan çalñğmalar gerek batñ
ülkelerinde, gerekse ülkemizde, hñrsñzlñk gibi mala yönelik suçlarñn daha fazla görüldüßünü ortaya koymuğtur. Türkiye de
yayñnlanmñğ istatistik verilere bakñldñßñnda, mala karğñ iğlenen suçlarñn, özellikle hñrsñzlñk suçunun fazla oldußu
görülmektedir. Bizim çalñğmamñzda da benzer ğekilde en sñk rastlanan suç hñrsñzlñk olarak saptanmñğtñr.
PB-39 Çocuk østismarÕ ile ÇalÕúmak, Profesyonellerin Ebeveynlik TutumlarÕnÕ ve Kendi ÇocuklarÕnÕn Ruh Sa÷lÕ÷ÕnÕ
Etkiler mi?
Onur Burak Dursun1, Mustafa Talip ùener2, øbrahim Selçuk Esin1, Yüksel AnçÕ2, ùermin YalÕn Sapmaz3
Atatürk Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Adli TÕp A.D., 3Celal Bayar
Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: ðstismara ußramñğ çocuklarla çalñğmak oldukça zordur ve profesyoneller üzerinde ciddi ölçüde duygusal yük
oluğturabilir. Oluğan bu yükün bireysel etkileri üzerine çok sayñda çalñğma bulunmakla birlikte profesyonellerin evlerine ve
kendi çocuklarñ ile iliğkilerine bunun ne kadar yansñdñßñ ile ilgili çalñğmalar kñsñtlñdñr. Bu çalñğmada, istismara ußramñğ
çocuklarla çalñğmanñn saßlñk ve adliye çalñğanlarñnñn yağamlarñ, çocuklarñ ile iliğkileri ve çocuklarñnñn ruhsal durumlarñ
üzerine etkisi incelenmiğtir. Yöntem: Erzurum ilinde çocuk istismarñ olgularñyla çalñğan ve çocuk sahibi olan 43 saßlñk ve
adliye çalñğanñ, çalñğmanñn olgu grubunu oluğturdu. Olgu grubundaki bireylerle aynñ meslekten; aynñ iğ yerinde çalñğñp benzer
iğ yüküne maruz kalan ancak çocuk istismarñ olgularñ ile çalñğmayan 66 kiği ise kontrol grubu olarak seçildi. Katñlñmcñlardan,
çalñğma için hazñrlanmñğ sosyodemografik veri formu, ebeveyn tutumunu deßerlendirmek amacñyla Aile Hayatñ ve Çocuk
Yetiğtirme Tutum Ölçeßi (PARI), çocuklardaki davranñğ sorunlarñnñ deßerlendirmek amacñyla Çocuklar ðçin Davranñğ
Deßerlendirme Ölçeßi (CBCL 1.5-5 ve 6-18) ve ebeveynlerdeki süreßen kaygñ düzeyini deßerlendirmek amacñyla da
Durumluluk-Süreklilik Kaygñ Envanterleri/Süreklilik Bölümü Ölçeßini (STAI-T) doldurmalarñ istendi. Sonuç: Çocuk
istismarñ ile çalñğan profesyonellerin kontrol grubundaki meslektağlarñna kñyasla demokratik ebeveynlik tutumlarñnñ anlamlñ
derecede daha fazla kullandñklarñ saptandñ. Meslek alt gruplarñ ayrñ ayrñ incelendißinde ise istismar vakalarñ ile çalñğan adliye
çalñğanlarñnda otoriter ebeveynlik tutumunu, istismarla çalñğmayan meslektağlarñndan daha fazla kullandñklarñ saptandñ.
ðstismar olgularñyla çalñğmanñn saßlñk çalñğanlarñnñn ebeveynlik tutumlarñ üzerinde bir fark oluğturmadñßñ gözlendi. Olgu ve
kontrol grubu arasñnda STAI-T skorlarñ ve çocuklardaki CBCL skorlarñ arasñnda istatistiksel olarak anlamlñ fark bulunmadñ.
85
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
TartÕúma: ðstismara ußrayan çocuklarla çalñğmak profesyonellerin ebeveynlik tutumunu etkileyebilir. Çalñğma sonuçlarñ
özellikle adliye çalñğanlarñnñn bu etkiye daha fazla açñk oldußunu göstermektedir.
PB-40 Adana øli Milli E÷itim BakanlÕ÷Õ Psikolojik DanÕúmanlÕk ve Rehberlik Ö÷retmenleri’ne Yönelik øntihara
YaklaúÕm Konulu E÷itim: Anket ÇalÕúmasÕ
Gonca Gül Çelik1, Ayúe AvcÕ1, Ayúegül Yolga Tahiro÷lu1, Perihan Çam Ray1, øpek Süzer1, Zeynep Tunç Yeúilda÷1, Özge
Metin1
1
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Çocuk ve ergenlerde intihar giriğimi, acil müdahale gerektiren bir kriz olarak kabul edilmekte ve bu yağ grubundaki
ölüm sebeplerinin önemli bir kñsmñnñ oluğturmaktadñr. Ergenlerde özkñyñmñn en sñk nedenleri arasñnda çocußun cinsel
istismarñ ve ihmali, aile içi ğiddet gibi travmatik yağam olaylarñ, duygudurum bozukluklarñ ve madde kullanñmñ yer
almaktadñr. ðntihar giriğimlerine yaklağñmda psikiyatrik bozuklußun deßerlendirilmesi yanñnda, psikososyal müdahalelerin
hem tedavi edici oldußu hem de intiharñ önleyici oldußu vurgulanmaktadñr. Krize ilk müdahelede bağta ruh saßlñßñ çalñğanlarñ
olmak üzere, okul çalñğanlarñnñn ve ailenin iğbirlikçi tutum ve yaklağñmlarñnñn da önemli oldußu bilinmektedir. Bu çalñğmanñn
amacñ Adana ðli Milli Eßitim Bakanlñßñ’na baßlñ görev yapan psikolojik danñğmanlñk ve rehberlik ößretmenlerinin çocuk ve
ergenlerin intihar davranñğñna karğñ tutumlarñnñn deßerlendirilmesi ve krize müdahale becerilerinin geliğtirilmesine katkñda
bulunmaktñr. Yöntem: Adana ðli Milli Eßitim Bakanlñßñ’na baßlñ görev yapan psikolojik danñğmanlñk ve rehberlik
ößretmenlerine, çocuk ve ergenlerde intihara yaklağñmlarñ hakkñnda mevcut tutumlarñn deßerlendirilmesi ve verilen
bilgilendirme sonrasñ krize müdahale becerilerinin geliğtirilmesine yönelik 10 maddeden oluğan anketler verilmiğtir.
Sonuçlar, intihara yönelik yaklağñmda rehber ößretmen meslek grubunun tutumlarñnñ etkileyen sosyo demografik veriler
ñğñßñnda tartñğñlmñğtñr. Sonuçlar: “Krize Yaklağñm” bağlñklñ eßitim toplantñsñna katñlan 80 kiğiden 40’ñ anket yanñtlamayñ
onayladñ ve bunlarñn 35’inin anket verileri eksiksiz olarak tamamlandñ. Katñlñmcñlarñn 29’u kadñn, 6’sñ erkek idi. Anketteki
sorulara verilen yanñt sñklñklarñ açñsñndan kadñn erkek arasñnda anlamlñ fark yoktu. Anketteki sorulardan “ðntiharñ sorgulamak
intihara teğvik eder mi” sorusuna, ”evet”, “hayñr” ve “fikrim yok” ğeklindeki seçeneklerden katñlñmcñlarñn eßitim öncesi
verdikleri “hayñr” yanñt oranñ %62.9 (n= 22) iken eßitim sonrasñ “hayñr” yanñt oranlarñ %96.8 (n=30) idi (p=0,003). Yine
“Genç ile intihar kontratñ düzenlenmesi, intihar önleyici ve tedavi edicidir” cümlesine ”evet”, “hayñr” ve “fikrim yok”
ğeklindeki seçeneklerden, eßitim sonrasñ verdikleri “evet” yanñt oranlarñ istatistiksel olarak anlamlñydñ (p=0.003). TartÕúma:
Literatürde, daha önce intihar giriğimi öyküsünün olmasñnñn, sonraki intihar giriğimlerini ön görebilen en önemli risk oldußu
belirtilmekte ve intihar giriğimlerinin büyük kñsmñnñn önlenebilir oldußu vurgulanmaktadñr. Bu nedenle intihar giriğimine
neden olan risk etkenlerinin önceden belirlenmesi, risk altñndaki çocußun aile, sosyal ve eßitim ortamlarñnda uygun
desteßinin saßlanmasñ koruyucu ruh saßlñßñ açñsñndan büyük önem tağñmaktadñr. Multidisipliner yaklağñm gerektiren krize
müdahalede çoßunlukla çocuk ya da ergenle ilk temas, okulda görevli danñğmanlar aracñlñßñyla olmaktadñr. Bu sñrada
yapñlacak giriğim sonraki ağamalarda ruh saßlñßñ çalñğanñnñn tedavi ğemasñnñ belirleyici de olabilir. Sonuç olarak düzenli
aralñklarla, okul çalñğanlarñnñn istismar, intihar gibi zorlu yağam olaylarñ konusunda eßitilmeleri gereklidir.
PB-41 ZanlÕsÕ Fethi Kabir ile Belirlenen Bir Ensest Olgu Sunumu
Mustafa Yasin Irmak¹, Tu÷ba BahadÕr¹, Duygu Murat¹, Nesime YaycÕ², Ayúe Rodopman Arman¹
Marmara Üniversitesi TÕp Fakültesi, ¹Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., ² Adli TÕp A.D.
Amaç: Ensest, aile içerisinde kanunen evlenmesine izin verilmeyen iki kiği arasñndaki cinsel iliğki olarak tanñmlanñr.
Çoßunlukla öz baba veya üvey baba ile çocuk arasñnda olup, kñzlar erkeklere oranla bu istismar tipine daha fazla maruz
kalmaktadñrlar. Ensest çoßunlukla gizli kalmaktadñr, bu durum ensestin tanñnmasñnñ ve takibini zorlağtñrmaktadñr. Olgumuzda
da uzun süre zanlñsñ belirlenemeyen ve sonrasñnda fethi kabir yapñlarak zanlñsñ tespit edilen bir adli durum tartñğñlacaktñr.
Mahkeme kararñ sonrasñ mezar açñlarak ölülerin incelenmesi “Fethi Kabir” olarak tanñmlanmakta ve hukuki olarak yeni
iddialarñn ortaya atñlmasñyla fethi kabir yapñlabilmektedir. Olgu: Hastanemize adli makamlarca ruh saßlñßñnñn
deßerlendirilmesi için Haziran 2012’de hastanemiz Çocuk Koruma Birimi’ne yönlendirilen hasta, babasñ tarafñndan yaklağñk
6 ay süresince birçok kez vajinal yoldan iliğkiye zorlandñßñnñ, bu olay sonrasñnda gebe kaldñßñnñ ve doßum sonrasñnda
Osteogenezis imperfekta tanñsñ alan ve 2 ay yağadñktan sonra ölen bir bebek doßurdußunu, karnñnñn büyümesinin annesi
tarafñndan fark edildißini ifade etti. Bu olaydan sonra korktußu için durumu annesine söyleyemedißi ve babasñnñn annesine
kendi isteßi ile birisiyle ile birlikte oldußunu söylemesini istedißi ößrenildi. Anne ve hasta daha sonra bağvurduklarñ bir
doktorun çocußu aldñrmakta geç kaldñklarñnñ söyledißini ifade ettiler. Doßumun hastanede gerçekleğmesiyle hastane polisinin
cinsel istismardan haberdar oldußunu, olay tarihinde 15 yağñn altñnda olmasñ nedeniyle adli sürecin bağladñßñnñ belirttiler.
86
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Doßumdan 2 ay sonra bebeßin bir hastanenin yoßun bakñmñna alñndñßñnñ ve 2 ay sonra orada hastalñßñ nedeniyle öldüßünü
ifade ettiler. Kolluk kuvvetlerince yürütülen çalñğmalarda hastanñn tarif ettißi zanlñya benzer kimsenin tespit edilememesi
sebebiyle ve annesinin ñsrarlarñ sonucunda hastanñn kendisini istismar eden kiğinin babasñ oldußunu ifade ettißi ößrenildi.
Bunun üzerine annenin bu olayñ polislere bildirdißi ve ölen bebeßin mezarñnñn açñlarak DNA analizi için parça alñndñßñ, DNA
analizi sonrasñnda hastanñn babasñnñn istismar zanlñsñ oldußunun kanñtlandñßñ ve babanñn cezaevine gönderildißi ößrenildi.
Yapñlan psikiyatrik deßerlendirme sonucunda hastada Travma Sonrasñ Stres Bozuklußu ve Major Depresyon tanñlarñ saptandñ.
Hastaya sertralin 50 mg/gün bağlandñ. Hasta yaklağñk 1,5 yñl hastanemiz çocuk psikiyatri poliklinißinde takip edildikten sonra
18 yağñnñ doldurmasñ nedeniyle eriğkin psikiyatriye yönlendirildi.
PB-42 Cinsel østismar SonrasÕ Alevlenme Gösteren Ergen Psikozu: Bir Olgu Örne÷i
Nuran GözpÕnar1, Özalp Ekinci1
1
Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Amaç: Çocukluk ve ergenlik döneminde yağanan cinsel istismar tüm hayat boyu geliğebilecek psikopatolojiler açñsñndan risk
oluğturmaktadñr. ðstismara ußrayan olgularda en sñk görülen psikiyatrik tanñlar travma sonrasñ stres bozuklußu, anksiyete
bozukluklarñ ve depresyondur. Olgularñn premorbid psikiyatrik öyküye sahip olmasñ genellikle daha aßñr bir seyirle iliğkili
olmaktadñr. Bu olgu sunumunda daha önce bağka türlü adlandñrñlamayan psikotik bozukluk tanñsñ ile izlenen bir ergende
travma sonrasñ geliğen klinik tablo özetlenecektir. Olgu: 16 yağñnda kñz olgu adli birimler tarafñndan istismar sonrasñ
deßerlendirme için klinißimize yönlendirildi. Olgu 3 ay öncesinde cinsel istismara ußradñßñnñ ve o dönemden beri gece
uykuya dalmakta zorlandñßñnñ, istismarcñnñn kendisine zarar vereceßinden korktußunu ve sñk sñk aßladñßñnñ ifade etti. Yapñlan
görüğmede olgunun istismarñ sñk sñk hatñrladñßñnñ ve korku içerikli rüyalar gördüßü ößrenildi. Yapñlan görüğmede olgunun
istismarcñnñn sesini içeren iğitsel halusinasyonlarñ oldußu ifade edildi. Olgunun ruhsal durum muayenesinde kñsñtlñ
duygulanñm gösterdißi gözlendi. Düğünce akñğñnda bozulmalar oldußu ve düğünce içerißinde hem istismar olayñ ile ilgili hem
de bir okul arkadağñnñn kendisine zarar vereceßine iliğkin temalar oldußu belirlendi. Annesi ile yapñlan görüğmede olgunun 2
yñldñr davranñğ deßiğiklikleri gösterdißi, kendine zarar verici davranñğlarñ oldußu ve okulda arkadağlarñ ile uyum sorunlarñ
oldußu ößrenildi. Aile öyküsünde olgunun ablasñnñn paranoid ğizofreni ve babaannesinin de psikoz tanñlarñ ile tedavi altñnda
olduklarñ bildirildi. Olgu travma sonrasñ stres bozuklußu ve bağka türlü adlandñrñlamayan psikotik bozukluk ön tanñlarñ ile
takibe alñndñ ve risperidon 3mg/gün ve sertralin 50 mg/gün tedavileri bağlandñ. Tartñğma: Travma sonrasñ süreçte görülen
olgularda olgunun bütüncül olarak deßerlendirilmesi büyük önem tağñmaktadñr. Özellikle premorbid psikiyatrik tanñlarñ ve
aile öyküsü olan olgularda mevcut psikiyatrik tanñlarda ve genetik yatkñnlñklarda alevlenme olabileceßi akñlda tutulmalñdñr.
Bu olgu sunumunda oldußu gibi ğizofreni açñsñndan aile öyküsü olan olgularda ergenlikte yağanacak cinsel istismar hem
travma sonrasñ stres bozuklußu hem de psikotik belirtilerin birlikte oldußu karñğñk bir tabloyla sonuçlanabilmektedir.
PB-43 Kortikosteroid KullamÕnÕn Neden Oldu÷u ve Komorbid Psikopatolojinin Eúlik Etti÷i Anoreksiya Nervosa
Olgusu
Abdullah Bozkurt, 1 Mahmut ÇakÕr1, Koray Karabekiro÷lu1
1
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastenesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Kortikosteroid (KS) ilaç kullanñmñ sñrasñnda ortaya çñkabilen psikiyatrik belirtiler daha önceden kestirilememekte ve
tedavinin bağlangñcñ dahil olmak üzere her hangi bir anda ortaya çñkabilmektedirler. Kortizon tedavisi bağlandñktan sonra en
sñk öfori tablosu görülse de tedavinin uzamasñ ile ise depresif tablolar daha ön plana çñkmaktadñr. Aßñr depresyon, mani ve
psikotik hastalñklar, intihar eßilimi de görülebilir. Sundußumuz olguda kronik multifokal osteomiyelit tanñsñ nedeniyle
kortizol tedavisi sonrasñ geliğen ve komorbid psikopatoloji ile birlikte olan Anoreksiya Nervosa (AN) tablosu tartñğñlmñğtñr.
Olgu: ð.B, 12 yağñnda kñz hasta, 1 yñl önce vertebrada çökme kñrñßñ olan hasta arağtñrmalar sonucunda kronik multifokal
osteomiyelit tanñsñ almñğ. 2.5 aydñr 45 mg kortizol kullanñyor. 2 ay öncesine kadar iğtahñ normal olan hastada son 2 ayda
toplam 6 kg kilo kaybñ mevcut. (vucut kitle indeksi:16.6). Kortizol bağlamadan önce ‘kilo alabilirsin’ diye bilgilendirmenin
ardñndan kilo almaktan korkma, bu konuyu devamlñ kafasñna takmasñ, iğtah ve yemek yeme miktarñnda azalma olmuğ. Kilolu
oldußunu düğünmüyor, sadece yanaklarñnñn ğiğman oldußunu kafasñna takñyormuğ. 2 aylñk süreçte ani sinirlenmeleri,
kendisini mutsuz hissetmesi, halsizlißi, enerjisizlißi, hiçbir ğey yapmak istememesi, iyileğemeyeceßi konusunda karamsarlñßñ,
uyku süresinde artma, arkadağ iliğkilerinde azalma, kimseyle konuğmak istememe, içine kapalñ biri olmaya bağlamñğ.
Hareketlerinde yavağlama, kñyafetlerini yavağ giyme, ödevleri uzun sürede yapma ğeklinde belirtiler bağlamñğ. Alñnan öykü
ve ruhsal deßerlendirme sonrasñ hastaya Depresif bozukluk (DB) ve AN tanñsñ ile 50 mg/gün ile bağlanñp 75 mg/gün ile
devam edilen sertralin ve 1 mg risperdal ğeklinde ilaç tedavisi verildi. Aynñ anda 45 mg/gün olan kortizol dozu azaltñlarak bir
ay sonrasñnda kesildi. Kortizolün kesilmesi ve verilen psikotrop ilaç tedavisi ile yaklağñk 40 gün sonra hastanñn depresif
belirtileri ile birlikte besin alñmñnda artma ve kilo alma ile ilgili olumsuz düğüncelerde gerileme ğeklinde AN klinik
ğiddetinde belirgin düzelme saßlandñ. TartÕúma: Yapñlan çalñğmalarda perinatal dönemde bebeßi etkileyen perinatal asfiksi
87
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
gibi stres faktörlerinin kortikosteroid reseptör gen polimorfizmine neden oldußu, bunun sonucu olarak bu çocuklarñn perinatal
risk faktörü ile karğñlağmayan çocuklara göre çocukluk çaßñ ve ergenlikte kortikosteroid kullanñmñ sonucunda daha fazla
psikopatoloji geliğtirdikleri saptanmñğtñr. Ayrñca anoreksia olgularñnda hastalñßñn ğiddeti ile HPA döngüsü aktivite artñğñ ve
yüksek serum kortizol düzeyleri arasñnda bir iliğkinin oldußu belirlenmiğtir. Bu bilgilerle çeliğen ve yüksek doz KS
kullanñmñnñn AN’yñ iyileğme saßladñßñna yönelik olgu bildirimleri vardñr. Olgumuzda ise 2 aydñr kortikosteroid kullanñmñ
sonucu komorbid psikopatolojinin eğlik ettißi AN klinißinin geliğtißi görülmektedir. Olgumuzda kortikosteroid tedavisi
sonrasñ ağñrñ kilo alacaßñ kaygñsñ sonrasñ hastanñn bilinçli olarak besin alñmñnñ azalttñßñ ve sonrasñnda AN klinißinin geliğtißi
düğünüldü. KS kullanñmñ sonrasñ çok nadir ortaya çñkann AN klinißi olmasñ nedeni ile olgumuz gerçekten ilgi çekicidir.
PB-44 Panik Bozukluk ve Paroksismal Supraventriküler Taúikardi Birlikteli÷i: Bir Olgu Sunumu
Fatih Özbek1, Gülay Günay1, Canan TanÕdÕr1
1
BakÕrköy Ruh ve Sinir HastalÕklarÕ E.A.H, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Klini÷i
Amaç: Panik bozukluk tekrar eden ve beklenmedik panik ataklarla karakterize bir anksiyete bozuklußudur. Temel belirti ve
bulgularñ çarpñntñ, titreme, solukluk, mide bulantñsñ, terleme, tağipne, ölüm korkusu, çñldñrma korkusu, etrafñndaki olaylarñ
gerçek deßilmiğ gibi hissetmedir. Panik bozuklußun en sñk görüldüßü dönem geç adolesan ve erken eriğkin dönemidir.
Özellikle 14 yağñndan sonra ve kñzlarda daha sñk görülür. Prepubertal dönemde görülmesi nadirdir. Panik bozukluk, endokrin
deßiğiklikler, epileptik nöbetler, vestibuler problemler ve kardiyak patolojiler gibi çok çeğitli tñbbi durumlarla
karñğabilmektedir. Bu yazñda panik bozukluk tanñsñyla poliklinißimizde takip edilen fakat daha sonra ayrñntñlñ kardiyolojik
deßerlendirme sonucu paroksismal supraventriküler tağikardi tanñsñ konan 8 yağñnda bir olgunun klinik özellikleri, prognozu
ve panik bozuklußun ayñrñcñ tanñsñ tartñğñlacaktñr. Olgu: 8 yağñnda, erkek, iki kardeğin küçüßü, 2. sñnñfta okuyor.
Poliklinißimize ilk olarak Ocak 2013’te nefes darlñßñ, nefes alamamaktan korkma, çarpñntñ ve sñkñntñ ataklarñ, anneye kötü bir
ğey olacak korkusu ile bağvurdu. Herhangi bir zamanda olabilen, aniden bağlayan çarpñntñ, nefes darlñßñ, sñkñntñ hissi ve o
sñrada ölüm korkusunun eğlik ettißi ataklardan dolayñ ailenin çocuk acil poliklinißine çok sayñda bağvurusunun oldußu, acilde
yapñlan tetkik ve incelemelerde önemli bir bulgu saptanmadñßñ bu nedenle ailenin çocuk psikiyatri bölümüne yönlendirildißi
bilgisi ößrenildi. Bu belirtiler nedeniyle ailenin iki ay önce bağvurdußu bağka bir çocuk psikiyatrisi poliklinißinden fluoksetin
20mg/gün ve risperidon 1 mg/gün tedavisi bağlanmñğtñ Olguda panik bozukluk tanñsñ düğünülerek ilaç tedavisine aynen
devam edildi. 6 aylñk takipte hastanñn yakñnmalarñnda belirgin iyileğme oldu. Yakñnmasñz geçen 8 ay sonrasñnda olgu
poliklinißimize tekrar nefes alñrken sñkñntñ hissi, nefes alamamaktan korkma ğikâyetiyle bağvurdu. Poliklinik kontrollerine
gelmedikleri dönemde (yaklağñk 2 ay öncesinde) olguya nefes darlñßñ ğikâyetiyle bağvurdußu çocuk kardiyoloji bölümünde
paroksismal supraventriküler tağikardi tanñsñ kondußu, psikiyatrik ilaçlarñnñn kesildißi ve radyofrekans ablasyon tedavisinin
uygulandñßñ bilgisi alñndñ. TartÕúma: Panik bozukluk belirtileri; hipertiroidi, hipoglisemi, feokromositoma gibi endokrin
patolojiler, paroksismal supraventriküler tağikardi, atriyal tağikardiler, mitral valv prolapsusu gibi kardiyak patolojiler,
parsiyel kompleks nöbetler, migren gibi nörolojik patolojiler ile karñğabilmektedir. Yapñlan çalñğmalarda psikiyatrik
semptomlar ile kardiyak semptomlarñn sñk olarak bir arada görülebildißi bildirilmektedir. Bazñ çalñğmalarda ise paroksismal
supraventriküler tağikardi tanñsñ alan hastalarñn yarñsñndan fazlasñna daha evvelden panik bozukluk, anksiyete bozuklußu gibi
tanñlarñn konuldußu saptanmñğtñr. Olgumuzun panik bozukluk semptomlarñyla çocuk acil poliklinißine birden fazla
bağvurusunun oldußu görülmektedir. Ancak belirtilerinin psikiyatrik tedavi sonrasñnda da devam etmesi üzerine çocuk
kardiyoloji bölümündeki ayrñntñlñ incelemelerden sonra altta yatan aritmi tablosu anlağñlabilmiğtir. Olguda ilk bağvuru
sñrasñnda olan semptomlarñn fluoksetin tedavisi ile düzelmesi ve aritmi tedavisinden bir süre sonra yeniden ortaya çñkmasñ da
bu olguda aritmi problemi ile anksiyete bozuklußunun bir arada oldußunu göstermektedir. Yazñnda psikiyatrik problemler ve
kardiyak patolojilerin %4 oranñnda eğ zamanlñ görülebileceßini belirten çalñğmalar mevcuttur. Bizim olgumuza benzer
ğekilde, yazñnda bu tür olgularñn bazñlarñnda çarpñntñ ve panik bozukluk semptomlarñnñn katater ablasyon tedavisinden sonra
bile devam ettißi vurgulanmaktadñr. Birçok tñbbi hastalñk panik bozukluk belirtilerine benzer belirtiler göstermektedir. Bu
nedenle panik bozukluk belirtileri ile bağvuran çocuklarda ayrñntñlñ tñbbi inceleme ve kardiyolojik muayene yapñlmasñ
önemlidir.
POSTER TURU-3 (PB45 – PB66)
11 Nisan Cuma
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Burak Doßangün, Doç. Dr. ðbrahim Durukan,
10:40 - 11:10
Doç. Dr. Iğñk Karakaya, Doç. Dr. Burak Baykara
PB-45 Kafa TravmasÕna Ba÷lÕ Geliúen Organik Duygudurum Bozuklu÷u
Zehra Çakmak Çelik1, Ömer Kardaú1, Hozan Saatçio÷lu1, Meryem DalkÕlÕç1, Burcu Atar1, Emsal Ata1, Selcen Güney
Uzunköprü1, Tuna Ocako÷lu1, Senay Çelenay1, Fatma Apak1, Tezan Bildik1
88
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
1
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Birbirinden farklñ nedenlerle beynin belirli bir bölgesinin etkilenmesi sonucu kalñcñ ve karmağñk nöropsikiyatrik
tablolar görülebilir. Bunlar bazen nörolojik bir defisit olmaksñzñn, psikiyatrik bir bozukluk olarak karğñmñza çñkabilirler. Bu
olgu sunumunda kafa travmasñ sonrasñ afektif insitabilite, dürtü denetim bozuklußu, agresyon, öfke patlamalarñ, madde
denemeleri, akademik bağarñda gerileme meydana gelen bir olgu tartñğñlmñğtñr. Olgu: Olgumuz; 16 yağñnda kñz, 10. Sñnñf
ößrencisidir. Özgeçmiğinde ve soygeçmiğinde belirgin özellik yoktur. Anneden hastanñn önemli bir saßlñk problemi olmadñßñ,
motor ve mental geliğiminin normal oldußu, ðlkokul ve kazaya kadar olan ortaokul döneminde disiplinli, bağarñlñ bir ößrenci
oldußu ößrenilmiğtir. 2010 yñlñnda geçirdißi araç içi trafik kazasñ sonrasñnda 2 kez beyin operasyonu geçirmiğ, 16 gün yoßun
bakñmda, bir aya yakñn süre de serviste yatmñğtñr. Annesinden alñnan öyküye göre kazadan sonra geliğen sinirlilik, sñk sñk
erkek arkadağ deßiğtirme, gün içinde duygudurmunda dalgalanmalar, çok para harcama isteßi, akademik bağarñsñzlñklar,
evden ve okuldan kaçma, izinsiz eğya ve para alma, sigara ve madde kullanñmñ gibi ğikayetleri mevcuttur. Okuldan kaçma,
bali kullanñmñ, derse girmeme davranñğlarñ nedeniyle üç defa okuldan uzaklağtñrma disiplin cezasñ almñğtñr. Hasta Eylül
2013’te ergen birimi poliklinißimize bağvuru yapan hastanñn yapñlan psikiyatrik bakñsñ sonucu organik duygudurum
bozuklußu tanñsñ konmuğtur. Hastaya WISC-R, Stroop, GISD-B, Bender, Wisconsin kart eğleme, Beck Envanteri ve KIDDSADS testleri uygulanmñğtñr. Hastaya valproik asit tedavisi bağlanmñğ olup hastalñk bulgularñnda kñsmi iyileğme mevcuttur.
TartÕúma: Travmatik beyin yaralanmalarñndan sonraki 6 ay içinde duygudurum semptomlarñnñn görülme olasñlñßñ %10-20
gibidir. Sonraki yñllarda da giderek artan oranlar gösterir. Olgumuz araç içi trafik kazasñ sonucu, saß temporal, bilateral
frontal ve kortikal hemorajik kontüzyo serebri, epidural ve subdural hematom sonrasñ 2 kez beyin operasyonu geçirmiğti.
Olgumuzda bu olaylar sonucunda; topluma uygunsuz davranñğlar, premorbid yapñsñyla uyumsuz kiğilik özellikleri, öfke
nöbetleri, nedensiz agresyon, duygulanñmda oynaklñk, cinsel ilgi artñğñ, disforik duygudurum, uyku ihtiyacñnda azalma, dikkat
daßñnñklñßñ, alñğveriğ yapma isteßinde artñğ bulgularñ, bu bulgularñn iğlevsellikte belirgin bozulmalara yol açmasñ, bunlarñn
genel tñbbi bir duruma baßlanmasñ, bağka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açñklanmamasñ sebebiyle, “genel tñbbi duruma baßlñ
duygudurum bozuklußu tanñsñ konulmuğtur. Olgumuzda Valproik asit ile tedaviye yanñt mevcuttur.
PB-46 Psikiyatrik BulgularÕn Eúlik Etti÷i Otoimmün Enselopati: Bir Olgu Sunumu
Bilge Merve KalaycÕ1, Füsun Çuhadaro÷lu Çetin1
1
Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu sunumda 11 yağñnda, klinißimizde özgül ößrenme güçlüßü ve anksiyete bozuklußu tanñlarñyla takip edilen bir kñz
hastanñn izlemi sñrasñnda ortaya çñkan epilepsi, ilerleyici kognitif yñkñm ve disinhibe davranñğlarla giden süreç tartñğñlacaktñr.
Olgu: ðlk görüğmede hastanñn ders bağarñsñnñn kötü oldußu, okula uyum sorunlarñ yağadñßñ, iç sñkñntñsñnñn oldußu, annesine
kötülük yapmasñnñ söyleyen bir ses duydußu ößrenilmiğtir. Yapñlan deßerlendirmeler sonucu hastada DEHB, özgül ößrenme
güçlüßü ve anksiyete bozuklußu düğünülmüğ, gerekli tedaviler bağlanmñğtñr. Hastanñn izleminde klinißimize bağvurusundan
iki yñl önce bağlayan epilepsi nöbetlerinde artñğ oldußu, hastanñn kendini kontrol etmekte güçlük çektißi, belirgin
unutkanlñßñnñn ortaya çñktñßñ, ders bağarñsñnda hñzlñ bir düğmenin oldußu, evdeki yağñna uygun olmayan davranñğlarñ nedeniyle
ebeveynleri ile sorun yağadñßñ ve okuldaki uygunsuz davranñğlarñ nedeniyle arkadağlarñ tarafñndan dñğlandñßñ görülmüğ ve
hastada bu dñğlanmaya baßlñ oldußu düğünülen depresif belirtiler gözlenmiğtir. Tekrarlanan zeka testinde hastada belirgin
kognitif yñkñm oldußu saptanmñğtñr. Bu nedenle gönderilen metabolik tetkiklerinde anormallik saptanmayan hastadan
otoimmün ensefalopati ğüphesiyle otoantikorlar da gönderilmiğtir. Otoimmün ensefalopati tanñsñ kesinleğmemekle birlikte bu
öntanñya yönelik verilen IVIG tedavisinin hastanñn belirtilerinde belirgin düzelme saßlamasñ bu tanñyñ düğündürmektedir.
ðzlem süresince hastanñn aile ve akran iliğkilerindeki zorluklar ele alñnmaktadñr. Depresif semptomlarñna yönelik SSRI ve
dürtüsellißine yönelik düğük doz antipsikotik tedavisi verilmektedir. Yaklağñk iki yñl boyunca düzenli aralñklarla yapñlan
görüğmeler, farmakoterapi ve IVIG tedavisi sonucunda hastanñn yakñnmalarñnda gerileme oldußunu göstermiğtir. TartÕúma:
Otoimmun ensefalit; nöral antijenlere karğñ geliğen immün reaksiyon sonucunda ortaya çñkan klinik bir tablodur. Hastalarda
bağlangñçta kiğilik deßiğiklißi, depresyon, halüsinasyon, kaygñ bozuklußu, unutkanlñk gibi psikiyatrik bulgular izlenebilir.
Hastalñk ilerledikçe nörolojik bulgular daha da belirginleğerek epileptik nöbetler, bilinç kaybñ, felçler görülebilir. Literatürde
otoimmün ensefalit olgularñnda santral sinir sistemi bulgularñ yanñnda sñklñkla anksiyete, ajitasyon, bizar davranñğlar,
halüsinasyon, delüzyon, dezorganize düğünce içerißi gibi psikiyatrik bulgularñn eğlik ettißi belirtilmektedir. Bu hastalarñn
takibinde dikkat bozukluklarñ, planlama yeteneßine azalma, dürtüsellik gibi frontal lob disfonksiyonundan kaynaklanan
bulgular da ortaya çñkabilmektedir. Dikkat bozukluklarñ, dürtüsellik ve anksiyete bozuklußu belirtileri ile bağvuran hastalarda
ilerleyici bir yñkñm söz konusu oldußunda altta yatan organik nedenin arağtñrñlmasñnñn erken tanñ konulmasñnñ saßlayarak
tedavideki gecikmeyi önleyebileceßi düğünülmektedir.
PB-47 Cinsel østismar øddiasÕ øle Baúvuran Psikotik Atak Olgusu
Zeynep Tunç1, Ayúegül Yolga Tahiro÷lu1, Ayúe AvcÕ1, Gonca Gül Çelik1, øpek Süzer GamlÕ1, Necmi Çekin2, Nurdan
Evliyao÷lu3
89
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Adli TÕp A.D., 3Sosyal Pediatri A.D.
Giriú: Cinsel istismar çocuklarñn psikolojik, sosyal, biliğsel geliğimlerini etkileyen evrensel bir sorundur. Cinsel istismar
iddiasñ mutlaka ciddiye alñnmasñ ve ayrñntñlñ arağtñrñlmasñ gereken bir konudur. Çocuklarñn cinsel istismar iddialarñ sñklñkla
gerçek olmakla birlikte asñlsñz iddialara da rastlanabilmektedir. Asñlsñz bildirimlerin sñklñkla boğanma-velayet çatñğmalarñ
sñrasñnda ortaya çñktñßñna inanñlmaktadñr. Bu durumun sñklñßñ hakkñnda kesin bir bilgi bulunmamaktadñr. Asñlsñz bildirim
olgularñnñn annelerin ¾’ünde bir kiğilik bozuklußuna rastlandñßñ belirtilmektedir. Asñlsñz bildirim kimi zaman çocußun
psikolojik durumuyla iliğkili olabilmektedir. Bu sunumda tekrarlayan anal istismar iddiasñ sonrasñ adli sürecin bağladñßñ,
çocußun psikotik atak tanñsñ ile asñlsñz bildiri oldußu anlağñlan bir olgu ve tedavisi tartñğñlacaktñr. Olgu: Geliğim
basamaklarñnñ zamanñnda tamamlamñğ, 15 yağñnda kñz çocußu. Erkek arkadağñ, dißer 2 arkadağñ ve edebiyat ößretmeni
tarafñndan kendi evlerinde birden fazla anal istismara maruz kaldñßñnñ anlatmasñ üzerine aile adli süreç bağlamñğ.
Poliklinißimize tñbbi yardñm almak amacñyla getirilmiğtir. Ailesinden alñnan öyküde; az uydußu, hiçbir konuda iletiğime
girmedißi, yemek yemedißi, son 3 gündür içe kapanma, gece korkularñ, uykusuzluk, yeme-içme reddi, tuvalete
hatñrlatñlmadñkça gitmeme ve bazen altñna kaçñrmaya yakñnmalarñ bağlamñğ. Uykusunda ößretmenin adñnñ sayñkladñßñnñ gören
babasñnñn neler oldußunu sormasñ üzerine cinsel istismara maruz kaldñßñnñ anlatmñğ. Adli birimde alñnan ifadesinde anal
istismar öncesi kayganlağtñrñcñ herhangi bir madde sürülüp sürülmedißi sorusuna “Evet” diye cevaplamñğ, kirli çamağñrlarñ
keserek sakladñßñnñ anlatmñğ, , küçüßün eve gelen polis memurlarñna çekmecesindeki temiz-kesilmemiğ çamağñrlarñ kesik
diye göstermiğ ve evde olaya iliğkin bulguya rastlanmamñğ. Anlattñßñ olaylarñn tutarsñzlñßñnñ ve hayatñn doßal akñğñna uygun
olmadñßñnñ fark eden aile gerçeklißinden kuğku duymaya bağlamñğ. Özgeçmiğinde; geçen yñl aynñ dönemlerde benzer bir
dönem geçirdißi, soygeçmiğinde ise babasñnda ve halasñnda duygu durum bozuklußu öyküsü bildirildi. Ruhsal
Muayenesinde: Öz bakñmñ yetersizdi. Duygulanñmñn künt, düğünce içerißi fakirdi. Dñğa vuran davranñğlarñnda; göz temasñ
kurmaktan kaçñndñ, mñrñldanñr tarzda sesler stereotipik hareketler ve psikomotor retardasyonun gözlendi. Algñda iğitsel ve
görsel varsanñlarñ vardñ. ðzlem; Erkek arkadağñ olarak bildirdißi kiğinin aslñnda erkek arkadağñ olmadñßñ, bahsettißi dißer iki
kiğinin ise gerçekte var olmadñßñ anlağñldñ. Küçüßün adli tñp muayenesinde istismarñ destekleyecek bulguya rastlanmadñ.
Psikotik Atak öntanñsñ ile önerilen Risperidon 1mg/gün tedavisinin birinci ayñnda kñsmi düzelme olmasñ ve hastanñn ilacñ
yutamadñßñnñ bildirmesi üzerine tedavi Olanzapin 5mg/gün ğeklinde düzenlendi. Düzelme-kötüleğmeyle giden evreler, aile
hikayesi ve cinsel içerikli varsanñlar birlikte deßerlendirildißinde, ayñrñcñ tanñda duygudurum bozuklußu düğünülerek tedaviye
duygu durum düzenleyici Lamotrijin 150mg/gün eklendi ve Olanzapin dozu 10mg/gün olarak artñrñldñ. Bu uygulamadan
belirgin fayda gören olgunun iyilik haliyle izlemi 1 yñldñr sürmektedir. TartÕúma: ðstismarñnñn tanñ ve tedavisinde etik, ahlaki
ve kanuni yükümlülükleri olan hekimlerin istismarñnñn bulgu-belirtilerini bilmeleri gerekir. Cinsel istismarlarda
multidisipliner yaklağñmñn parçasñ olarak çocuk-ailenin psikiyatrik deßerlendirmesinin yapñlmasñ öncelik tağñr. Duygudurum
bozukluklarñ veya psikotik bozukluklar gibi kiğinin gerçeßi deßerlendirmesinin bozuldußu durumlarda asñlsñz bildirimlere
rastlanabilir. Bu nedenle ruhsal deßerlendirme süreçlerinde karardan önce mutlaka bu gibi tanñlarñn uygun yöntemlerle
sorgulanmñğ olmasñ gerekir. Öte yandan, istismarñn yol açtñßñ travmatik etkilenmenin de psikotik belirtileri tetikleme
olasñlñßñnñ akñlda tutmak önemlidir.
PB-48 Tuvalet E÷itiminde Fiziksel ùiddet Sonucu Bir Çocuk Ölümü
Ahmet Hamdi Alpaslan1, Arda Yeúil2, Kerem ùenol Coúkun2, Cansu Çobano÷lu1
Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.,
HastalÕklarÕ A.D.
2
Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve
Amaç Biz bu yazñda, bir çocußa tuvalet eßitimi yöntemi olarak ‘fiziksel ğiddet’ kullanñmñnñn ölümle sonuçlandñßñ bir olgu
sunuyoruz. Olgu: Babasñnñn fiziksel ğiddeti sonrasñ 4 yağ 3 aylñk iken yağamñnñ yitiren olgumuzun, 5 yağ 7 aylñk olan ve de
olayñn tek tanñßñ olan abisi, mahkemece ‘beyanlarñna itibar edilip edilemeyeceßi ve olaylarñ karñğtñrma ihtimalinin bulunup
bulunmadñßñ’ hususlarñnda bilirkiği raporunun tanzim edilmesi istemiyle tarafñmñza yönlendirilmiğti. Anne ile yapñlan
görüğmede; 7 yñllñk evli oldußunu eğiyle isteyerek evlendißini bu evlilikten 2 erkek çocuklarñnñn dünyaya geldißini, eğinin
yaklağñk 8 aydan beri iğsiz oldußunu ifade ediyordu. Kendisi iğte iken eğinin çocuklara baktñßñnñ, yağamñnñ yitiren küçük
çocußunun ara ara gündüzleri altñnñ ñslattñßñnñ ve bu nedenle eğinin genelde baßñrdñßñnñ, öfkelendißini bu duruma karğñ
tahammülsüz oldußunu birkaç kez de vurdußunu ifade ediyordu. Yağamñnñ yitiren olgumuzun doßum, nöromotor geliğim ve
tñbbi öyküsü soruldußunda; gündüz tuvalet sorunu ve ara ara üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmek dñğñnda özellik olmadñßñ
ößrenildi. Olgumuzun 5 yağ 7 aylñk olan abisinin yapñlan psikiyatrik muayenesinde: Yağñnda gösterdißi, göz kontaßñ kurdußu,
konuğma dil geliğimi ve mentalkapasitesinin yağñyla uyumlu oldußu, dikkat konsantrasyonunun normal oldußu, bellek
fonksiyonlarñnñn tabii oldußu, algñ ve yargñ kusurunun bulunmadñßñ saptandñ. Mahkeme dosya suretinde yapñlan inceleme,
klinik deßerlendirme ve alñnan tñbbi öykü sonucunda abinin ifadeleri tutarlñ ve güvenilir bulunmuğ olup olay nedeniyle abide
‘Travma Sonrasñ Stres Bozuklußu’ ortaya çñktñßñ saptanmñğtñr. Anne eğinin fevri birisi oldußunu, bencil bir tabiata sahip
oldußunu, çocuklarñndan büyük olanñna daha düğkün oldußunu, her iki çocußunun tuvalet eßitimi sürecinde de babanñn ağñrñ
hassas, tahammülsüz, suçlayñcñ ve cezalandñrñcñ oldußunu ifade etmiğtir. Ölen çocußunun altñnñ ñslatmasñna yönelik tutumlarñ
90
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
nedeniyle birkaç kez tartñğtñklarñnñ, ‘Korkutup dövmezsem yapmaya devam eder, küçüklüßümüzde ana babamñzdan böyle
gördük.’ dedißini ifade etmiğtir. Son olarak; mahkeme dosya suretinden olgumuzun otopsi raporu incelenmiğ ve ölüm
nedeninin künt kafa travmasñna baßlñ beyin hasarñ olarak belirlendißi saptanmñğtñr. TartÕúma: Türkiye’de ebeveynleri
tarafñndan doßrudan fiziksel olarak istismar edilen çocuklarñn sayñsñ açñsñndan, herhangi bir ulusal istatistik mevcut deßildir.
Fiziksel çocuk istismarñ, hafif yumuğak doku lezyonlarñndan ölüme yol açan beyin zedelenmesine kadar deßiğebilen
bulgularla ortaya çñkabilmektedir. Ülkemizde kronik istismar bulgularñyla pediatrik acil servislere bağvurup ve de ölümle
sonuçlanan olgular bildirilmiğtir. Bizim olgumuzun takvim yağñ göz önüne alñndñßñnda DSM ye göre bir tanñ alamayacaßñ için
yağadñßñ durumun ‘Gecikmiğ Mesane Kontrolü’ oldußu görülmektedir. Bildißimiz kadarñyla ülkemizde mesane ya da
baßñrsak kontrolü sorununa baßlñ olarak fiziksel ğiddetin bir terbiye veya cezalandñrma yöntemi olarak kullanñlmasñ sonucu
ölümle sonuçlanan bir olgu bildirimi bulunmamaktadñr. Olgumuzda da babanñn yağam kaybñna yol açan davranñğlarñnñn salt
ğiddetten daha çok patolojik bir disiplin yöntemi oldußunu düğünüyoruz. Disiplin amacñyla veya bağka nedenlerle aile içinde
çocußa yönelik ğiddet tüm kültürlerde rastlanabilen bir durumdur. Terbiye, eßitim ve benzeri nedenlerle bağvurulan her türlü
ğiddetin sürekli bir nitelik kazanabileceßi ve de ölümcül sonuçlarñnñn olabileceßini çocuk ve ergenlerle çalñğan klinisyenlerin
akñlda tutmalarñnñ öneriyoruz.
PB-49 Çocukta Genital Si÷il; Cinsel østismarÕn Habercisi mi?
Berna Polat1, Recep Bostan1, Veli YÕldÕrÕm1, Özalp Ekinci1, Fevziye Toros1
1
Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi AraútÕrma ve Uygulama Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Giriú: Genital HPV enfeksiyonlarñnñn büyük çoßunlußu cinsel yolla bulağmakta; geçici ve asemptomatik olmaktadñr. Düğük
riskli olan HPV tip 6 ve 11 Kondiloma akuminata'nñn bağlñca nedenidir ve çocuklarda bu tiplerin geçiği perinatal horizontal,
otoinokülasyon, heteroinokülasyon veya cinsel yolladñr. Cinsel olarak aktif bireylerde klinik olarak belirgin genital sißilin
çñkma olasñlñßñ %1-2 iken, yağam boyu riski yaklağñk olarak %10'dur. Cinsel aktif olmayan çocuklarda görülen genital sißiller
cinsel istismar ğüphesini düğündürmektedir. Dermatoloji poliklinißine genital sißil ile gelen olgunun cinsel istismar olup
olmadñßñnñn deßerlendirilmesinde daha dikkatli olmayñ vurgulanmak amacñyla bu olguyu tartñğmayñ amaçladñk. OLGU
SUNUMU: 8 yağñnda erkek, anogenital bölgede öncerleri kñzarñklñk ve kağñnma ve pullanma ğikayeti olan, daha sonra ise
küçük lezyonlarñn oluğmasñ nedeniyle dermatoloji klinißine bağvurdu. Dermatoloji klinißi genital sißil tanñsñ koyarak
tedavisini düzenleyerek ve klinißimize cinsel istismar ğüphesiyle konsülte etti. Anne, baba ve çocuk ile ayrñ ayrñ görüğüldü.
Anne baba ößretmen ve sosyoekonomik düzeyleri orta seviyede, babanñn feminen tavñrlarñ mevcuttu. Çocußun rahat bir
ortamda ail eve serbest resim çizmesi saßlandñ. Aileden ve çocuktan alñnan öyküde yaklağñk üç ay önce sitenin havuzunda
birkaç hafta yüzdüßü ifade edildi. Daha sonra bu ğikayetler çñktñßñ ößrenildi. Yapñlan görüğmede cinsel istismar öyküsüne ait
herhangi bir bulgu yada ipucuna ulağñlamadñ. Hasta klinißimizce takibe alñnmñğtñr. Özellikle anne bu muayenenin amacñ
hakkñnda bilgilendirildi. Çocukta vucudunun özel bölgeleri, hayñr diyebilme, iyi ve kötü dokunmalar, sñrlar ve tehditler gibi
konularda uygun bir ğekilde bilgilendirildi. TartÕúma: Genital sißili olan çocuklarda cinsel istismar raporlarñ %0-80 arasñnda
deßiğmekte, cinsel istismara ußramñğ çocuklarda genital sißil %0,3-2 görülmekte; HPV DNA ve/veya pap sitoloji %3,4-33
arasñnda rapor edilmektedir. Cinsel istismar için genital sißil varlñßñnda; pozitif prediktif deßeri 2-12 yağ arasñ çocuklar için %
37 ve yağla birlikte artmñğtñr (8 yağ üzeri çocuklar için 70%). Aynñ zamanda cinsel istismar için hiç bir kanñt olmayan
çocuklarda da genital sißil tespit edilmiğtir. Çoßu çalñğmalarda cinsel istismara ußrayan çocuklarda normal veya spesifik
olmayan genital bulgulara sahip olabileceßi gösterilmiğtir. Ergen ve eriğkinlerde HPV'ye baßlñ genital sißillerin ortalama
inkübasyon süresi 3 aydñr (3 hafta 8 ay), fakat çocuklarda bu süre bilinmemektedir. Yapñlan bir çalñğmada; özellikle 5 yağñn
üzerinde anogenital sißili olan çocuklarda cinsel istismar ğüphesinin güçlü bir ğekilde arttñßñ gösterilmiğtir. Anogenital sißil
ve çocuk cinsel istismarñ arasñndaki baßlantñyñ düzgün yorumlamak için bulağ yolu inkübasyon dönemini bilmeyi gerektirir.
Sonuç: Genital sißil tespit edilen çocuk ve ergenlerde ayrñntñlñ klinik öykü almak, aileden bilgi almak önemlidir. Cinsel
istismara ußramñğ çocuklarñn çoßunlußunun muayenesinde herhangi bir genital ve perineal yaralanma vardñr. Bu nedenle
dikkatli bir fiziki inceleme gerekir ve ilgili bölümlere sevk edilmelidir. Uygun davranñğsal ve sosyal yönden
deßerlendirilmelidir. Duygusal destek ve eßitim verilmelidir.
PB-50 Otoerotizm AmaçlÕ YabancÕ Cisim øle Rektum Perforasyonu Geliúen Olguda Psikiyatrik øzlem Süreci
Melek Demir Bulut1, Serpil Erermiú1, ønci AltÕntaú1, Tezan Bildik1, Burcu Özbaran1, Sezen Köse1, Ahmet Çelik2, Bade Toker2,
Cahide AydÕn1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk ve Ergen Psikiyatri A.D., 2Çocuk Cerrahi A.D.
Amaç: Bu yazñda ergenlik yağ döneminde otoerotizm amaçlñ yabancñ cisim sokulmasñ sonrasñ geliğen komplike rektum
perforasyonu olgusunun tedavi süreci ve bu süreçte yağanan psikolojik ve sosyal sorunlar irdelenmektedir. Olgu: 16 yağñnda
erkek olgu internet sitesinden otoerotizm ile ilgili edindißi bilgi sonrasñ cinsel haz amaçlñ anüsüne yabancñ cisim olarak
temizlik sopasñnñ soktuktan 1 gün sonra Marmaris Devlet Hastanesi acil servisine karñn aßrñsñ, ateğ yükseklißi, rektal kanama
91
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
ğikayetleriyle bağvurmuğ. Hasta akut batñn olarak deßerlendirilmiğ ve genel cerrahi tarafñndan opere edilmiğ.Hastada
operasyon sñrasñnda rektum perforasyonu saptanmasñ üzerine Hartman Prosedürü uygulanmñğ.Hasta postoperatif 10.gün genel
durum bozuklußu,ateğ yükseklißi ile Ege Üniversitesi Çocuk Cerrahisi klinißine sevk edilmiğ. Burada yapñlan tetkiklerinde
plevraleffüzyon, batñn içi abse ve hipoalbüminemi saptanan hastaya geniğ spektrumlu antibiyoterapi, toraks tüpü
yerleğtirilmesi ile 14.gün sonunda ğikayetleri gerileyen ve toraks tüpü çekilen hasta ğifa ile taburcu edilmiğ. Hasta yatñğñnñn
10.gününde kaygñlarñ ve uyku bozuklußu nedeniyle Ege Üniversitesi Konsültasyon Liyezon poliklinißine yönlendirilmiğtir.
TartÕúma: Ergenlik döneminde cinsel ilgi artñğñ beklenen bir durum olmakla beraber gençlerin geliğen teknoloji aracñlñßñyla
uygunsuz internet sitelerinden edinilen yanlñğ bilgiler doßrultusunda yağadñklarñ saßlñksñz deneyimler beklenmeyen ve
tehlikeli sonuçlara yol açabilmektedir. Nitekim olgumuzda görülen otoerotizm amaçlñ rektal yabancñ cisim kullanñmñ sonrasñ
rektalperforasyon hastaneye bağvuruda gecikme ve buna baßlñ tedavi yönetiminde zorluklar hasta tarafñndan olayñn
gizlenmesi ve hazin sonuçlarñnñn tahmin edilemeyip baßlantñ kurulamamasñyla ilgilidir. Hastanñn izlem sürecinde yağamñğ
oldußu tñbbi sorunlarñ önemsememesi rektum perforasyonu yerine hastalñßñnñ farklñ ğekilde açñklama çabalarñ kendini
oldußundan iyi gösterme yolundaki ußrağlarñ dikkat çekicidir.
PB-51 Atomoksetin ile düzelen enkoprezis; Olgu sunumu
Hasan Bozkurt1
1
Gaziosmanpaúa Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Atomoksetin norepinefrin geri alñm inhibitörü olup, dikkat eksiklißi ve hiperaktivite (DEHB) tedavisinde FDA (Food
and Drug Administration) tarafñndan onaylanan ilk stimulan dñğñ ilaçtñr. Bu yazñda DEHB ve enkoprezis tanñlarñyla takip
edilen ve Atomoksetin kullanñmñyla her iki bozuklußa baßlñ ğikâyetleribüyük oranda azalan bir olgu sunulmasñ
amaçlanmñğtñr. Olgu: A, 10 yağñnda erkek çocußu; anne, baba ve erkek kardeğiyle yağñyor ve 4.sñnñfa gidiyordu. Annesi
tarafñndan kliniße ders yaparken çabuk sñkñlma, unutkanlñk, ağñrñ hareketlilik ğikâyetleriyle getirildi. Psikiyatrik
muayenesinde dikkat süresinin kñsa oldußu, hareketlilißi ve dürtüsellißi gözlendi. Ayrñca 3 yñldan beri, haftada 5-6 kez olan
enkoprezisi oldußu ößrenildi. DEHB ve enkoprezis tanñsñ alan hastanñn daha önce herhangi psikiyatrik bağvurusu yoktu.
Enkoprezis için davranñğçñ ödevler verildi fakat A bu ödevleri yapmak istemedißini belirtti. Bunun üzerine DEHB tedavisine
yönelik Atomoksetin 18 mg/gün bağlanarak, doz 2 hafta sonra 40 mg/gün olacak ğekilde titre edildi. 1 ay sonra yapñlan
kontrol muayenesinde dikkat eksiklißi ve hiperaktivite ile ilgili ğikâyetler büyük oranda azaldñßñ gibi enkoprezis son bir ay
içerisinde sadece 1 kez olmuğtu. 5 aydñr takip edilen hastanñn durumu stabil olup enkoprezis daha sonra hiç tekrarlamadñ.
TartÕúma: Enkoprezisi olan çocuklarda DEHB sñklñßñnñn genel popülasyona oranla 10 kat daha fazla oldußu bildirilmektedir.
Metilfenidat ve imipraminin enkoprezis tedavisinde fayda oldußuna dair yazñnda olgu sunumlarñ vardñr. Yine Atomoksetinin
DEHB ve enurezis semptomlarñnda etkili oldußu belirtilmiğtir. Yakñn zamanda iki çocukta Atomoksetin ile enkoprezis
ğikâyetlerinde azalma oldußu olgu sunumu olarak sunulmuğtur. Bizim olgumuzda da Atomoksetinin enkopreziste etkili
oldußu olasñdñr. Bu poster sunumunda Atomoksetin ve muhtemel antienkopretik etkisi olasñ mekanizmalar ñğñßñnda
tartñğñlacaktñr.
PB-52 Atomoksetin KullanÕma Ba÷lÕ Akatizi: Bir Olgu Sunumu
Kemal Utku YazÕcÕ1, øpek Perçinel2
FÕrat Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ, 2Osmaniye Devlet Hastanesi Çocuk
ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ
1
Amaç: Atomoksetin, FDA tarafñndan altñ yağ ve üzeri dikkat eksiklißi ve hiperaktivite bozuklußu (DEHB) tanñlñ olgularda
kullanñmñ onaylanmñğ ilk stimulan dñğñ ilaçtñr. Etkisini presinaptik norepinefrin tağñyñcñsñnñ bloke ederek sinaptik aralñktaki
norepinefrin düzeyini artñrma ğeklinde göstermektedir. Atomoksetin tedavisi sñrasñnda en sñk bildirilen yan etkiler; bulantñ,
kusma, kabñzlñk, iğtahsñzlñk, kilo kaybñ, karñn aßrñsñ, bağ dönmesi, bağ aßrñsñ, irritabilite, agresyon, yorgunluk ve uyku halidir.
Bu yazñda atomoksetin tedavisi sonrasñnda akatizi geliğen sekiz yağñnda bir erkek olgu sunulmuğtur. Olgu: Sekiz yağñnda
erkek olgu poliklinißimize “ağñrñ hareketlilik, sñnñfta dersi dinlememe, ders çalñğmak istememe, dikkat daßñnñklñßñ, unutkanlñk
ve sabñrsñzlñk” yakñnmalarñyla annesi tarafñndan getirildi. Ğikayetlerinin 3-4 yağñndan beri var oldußu, özellikle okula
bağladñßñ dönem sñkñntñlarñnñn iyice arttñßñ, o dönem ößretmeninin de yönlendirmesiyle bir çocuk psikiyatrisi poliklinißine
bağvurduklarñ, olguya uzun etkili metilfenidat 18 mg/gün bağlandñßñ, ilaç tedavisi sonrasñ yoßun iğtahsñzlñk, kilo kaybñ ve
uykusuzluk geliğtißi, ailenin hem bu yan etkiler hem de ilacñn kñrmñzñ reçeteli ilaç olmasñ nedeniyle tedaviyi yaklağñk iki ay
kullandñktan sonra bñraktñklarñ, yakñnmalarñnñn devamñ üzerine poliklinißimize bağvurduklarñ ößrenildi. Yapñlan
deßerlendirmeler sonucunda olguya DEHB-Bileğik Tip tanñsñ konuldu. Ailenin kñrmñzñ reçeteli ilacñ kabul etmemesi
nedeniyle atomoksetin bağlanmasñna karar verildi. Atomoksetin 10 mg/gün dozunda bağlanarak iki hafta sonra 25 mg/gün’e
yükseltildi (yaklağñk 1.13 mg/kg/gün). Olgu, atomoksetin dozu 25 mg/gün’e yükseltildikten iki gün sonra geliğen
huzursuzluk, yerinde duramama ve sürekli hareket etme isteßi nedeniyle tekrar poliklinißimize bağvurdu. Yapñlan
92
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
deßerlendirmede, belirtilerin ilaç dozunun yükseltilmesinden iki gün sonra aniden ortaya çñktñßñ, atomoksetin dñğñnda bağka
bir ilaç ya da madde kullanmadñßñ saptandñ. Fizik muayenesinde, yapñlan rutin kan sayñmñ ve biyokimya tetkiklerinde
olgunun yakñnmalarñnñ açñklayacak herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadñ. Barnes Akatizi Ölçeßi’nde 9 puan üzerinden
7 puan aldñ. Bu bulgularla tablonun atomoksetine baßlñ akatizi olabileceßi düğünüldü. Atomoksetin tedavisi kesildi.
Tedavinin kesilmesinden üç gün sonra olgunun yakñnmalarñ ortadan kalktñ. Tekrar uygulanan Barnes Akatizi Ölçeßi’nde 9
puan üzerinden 1 puan aldñ. Naranjo ðlaç Yan Etki Olasñlñßñ Ölçeßi’nden 6 puan alan olgumuzun akatizi tablosunun “kuvvetle
muhtemel (probable)” atomoksetin ile iliğkili oldußu düğünüldü. Aileyle görüğülerek kñsa etkili metilfenidat bağlanmasñna
karar verildi ve 15 mg/gün dozunda bağlanarak bir hafta sonra 30 mg/gün dozuna çñkñldñ. Ilñmlñ iğtahsñzlñk dñğñnda herhangi
bir yan etki ile karğñlağñlmadñ. TartÕúma: Bu yazñda, atomoksetin kullanñmñ ile akatizi ortaya çñkan bir DEHB olgusu
tartñğñlmñğtñr. DEHB olgularñnñn tedavisi sñrasñnda ortaya çñkabilecek huzursuzluk, yerinde duramama gibi ğikayetlerin,
yanlñğlñkla, mevcut hastalñßñn ğiddetinde artñğ olarak deßerlendirilme ihtimali bulunabilir. Bu durumda ilaç dozunun
arttñrñlmasñ, akatizi tablosunun daha da kötüleğmesine neden olabilir. Bu sebepten dolayñ, DEHB tedavisi sñrasñnda
semptomlarñn ğiddetinde artñğla karğñlağñldñßñnda, bu durumun, ilaç yan etkisi olup olmadñßñnñn da deßerlendirilmesi
önemlidir. Bu tür yakñnmalarla karğñlağñldñßñnda, bu yakñnmalarñn atomoksetine baßlñ akatizi olma ihtimalinin
düğünülmesinin ve duruma uygun müdahale edilmesinin hastalarñn tedaviye uyumunu arttñrabileceßi düğünülmüğtür.
PB-53 OROS-MPH øle DEHB Tedavisi SÕrasÕnda Geliúen Geçici Görme KaybÕ, Çift ve BulanÕk Görme
Aziz Kara1, Bedia ønce Taúdelen1, Didem Behice Öztop1
1
Erciyes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Dikkat Eksiklißi/Hiperaktivite Bozuklußu çocukluk çaßñnda sñk görülen, çocußun geliğimini sosyal, ailesel ve biliğsel
alanlarda etkileyen ergenlik ve eriğkinlik dönemlerinde bağka psikiyatrik sorunlarñn eklenmesine zemin hazñrlayan
nöropsikiyatrik bir bozukluktur. DEHB'li çocuklarda ek tanñ olarak Karğñt Olma- Karğñ Gelme Bozulußu, Anksiyete
Bozukluklarñ, Ößrenme Bozukluklarñ ve Duygu Durum Bozuklarñ, Davranñm Bozuklußu sñk olarak bulunmaktadñr.
Ülkemizde yapñlan bir çalñğmaya göre DEHB ve Enürezis Nokturna birliktelißi %22 olarak bulunmuğtur. DEHB tedavisinde
farmakolojik tedaviler ilk sñrada yer alan yöntemler olarak kabul edilmekte ve %75 oranñnda kullanñlmaktadñr. Bu tedaviler
kñsa ve uzun etkili metilfenidat türevleri, amfetamin türevleri, atomoksetin, bupropiyon ve venlafaksin gibi antidepresanlar,
klonidin ve guanfasin gibi alfa adrenerjik reseptör agonistleri ve modafinil v.b ilaçlardñr. Yapñlan bir çalñğmada dopamin
agonisti olan metilfenidat tedavisiyle hiperaktif çocuklarñn %75'inde dikkat becerilerinde ve akademik etkinliklerinde belirgin
iyileğme gösterdikleri bulunmuğtur. MPH ile tedavide en sñk görülen yan etkiler bağ ve karñn aßrñsñ, bulantñ, uykusuzluk ve
iğtah kaybñ gelmektedir. Bu olgu sunumunda DEHB tedavisinde sñk kullanñlan OROS-MPH ile ender görülen bir yan etkiyi
sunmak amaçlanmñğtñr. Olgu: D.K, 11 yağñnda erkek hasta, 6. sñnñf ößrencisi. Poliklinißimize ilk defa 2008 yñlñnda "derslere
karğñ ilgisizlik ve ağñrñ hareketlilik" ğikayetleriyle ebeveynleri tarafñndan bağvurusu yapñlmñğ. Ailesinden ve ößretmeninden
alñnan anamnez bilgileri ve doldurulan ölçekler ñğñßñnda Dikkat Eksiklißi/Hiperaktivite Bozuklußu Bileğik Tip ve Primer
Enürezis Nokturna tanñlarñ konulmuğ. Yapñlan WISC-R testinde de Donuk–Normal Zeka Düzeyi tespit edilmiğ. Hastaya 18
mg/g OROS-MPH bağlanmñğ. Yapñlan takiplerinde hastanñn ilaçtan hareketlilißinin azalmasñ, derslerine ilgisinin artmasñ,
dikkatini daha fazla sürdürebilmesi, ders düzenini bozmamasñgibi faydalar saßladñßñ görülmüğ. Verilen davranñğçñ ödevlerle
de Enürezis Nokturna ğikayeti kalmamñğ. Yapñlan takiplerinde ilaç dozu kiloya uygun olarak 54 mg/g kadar çñkñlmñğ. Ailenin
isteßi üzerine yaz tatilinde ilaç arasñ verilmiğ.Okul döneminde ilaç tedavisi bağlandñktan sonra görme problemi olan hastanñn
ilacñ ailesi tarafñndan kesilmiğ. Bir süre sonra tekrar bağlandñßñnda yine aynñ problemler ortaya çñkmñğ. Hastanñn 3 ay önceki
kontrolünde birkaç dakikalñk görme kaybñ, ara ara çift ve bulanñk görme gibi ğikayetleri olmasñ üzerine OROS-MPH
kesilerek ilaçsñz takibe alñndñ. Bu süreçte Pediatrik Nöroloji ve Göz Hastalñklarñ bölümleri ile konsulte edilen hastada bu
durumu açñklayacak organik bir patolojiye rastlanmadñ. ðlaçsñz takip sürecinde hareketlilißinde artñğ ve dikkat süresinde
belirgin düğme olan hastaya doz titrasyonu yapñlarak 60 mg/g Atomoksetin tedavisi verildi. Herhangi bir ğikayeti olmayan
hastanñn takipleri sürmektedir. TartÕúma: DEHB okul çaßñ çocuklarñnda çok sñk görülen nöropsikiyatrik bozukluk olmasñna
raßmen farmakolojik ve psikososyal müdahaleler ile bağarñlñ bir ğekilde tedavi edilebilmektedir. Olgumuzda oldußu gibi
birçok hastada OROS-MPH ile kñsa sürede belirgin olarak dikkat süreklilißinde artñğ, hareketlilißinde azalñğ olmaktadñr. Bu
da hastalarñn akademik, sosyal ve aile iliğkilerine olumlu olarak yansñmaktadñr. MPH ile tedavide bağ aßrñsñ, karñn aßrñsñ,
uykusuzluk, iğtahsñzlñk ve kilo kaybñ gibi yan etkiler sñk görülmesine raßmen, seyrek görülen görme problemleri de
olabilmektedir. Deßerlendirme sñrasñnda çocuklarda sñk görülen yan etkiler sorgulanñrken daha nadir görülen görme
problemlerine de dikkat etmek gerekir. Böyle durumlarda bu durumu açñklayabilecek organik durumlar ekarte edildikten
sonra bağka bir medikal ajana geçmekte fayda vardñr.
PB-54 Metilfenidat øle øliúkili Kendine Zarar Verme DavranÕúÕ: Bir Olgu Sunumu
Hatice Altun1, Feyza Hatice Sevgen1
1
Kahramanmaraú Sütçü ømam Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
93
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Amaç: Kendine zarar verme davranñğñ çocuk ve ergenlerde otizm, mental retardasyon, yñkñcñ davranñğ bozukluklarñ,
duygudurum bozukluklarñ gibi bir çok psikiyatrik hastalñkta görülebilmektedir. Kendine zarar verme davranñğñ intihar amacñ
olmaksñzñn yalnñzca bir kez, ara sñra veya tekrarlñ olarak meydana gelebilen ve deßiğen derecelerde doku tahribatñna yol açan,
kendini tahrip etme davranñğñ biçimi olarak tanñmlanmaktadñr. Bu olgu sunumunda atipik otizm ve dikkat eksiklißi
hiperaktivite bozuklußu tanñlarñ metilfenidat bağlanan ve metilfenidat kullanñmñ sonrasñnda diğ etlerini kanatma, diğlerini
çñkarmaya çalñğma ğeklinde kendine zarar verme davranñğñ geliğen bir hasta sunulmuğtur. Olgu: Klinißimizde 6.5 yağñnda
atipik otizm ve dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu tanñsñ ile takip edilen erkek hasta, hareketlilik, sinirlilik, stereotipik
davranñğlar nedeniyle 1.5 yñldñr Risperidon 0,75 mg /gün kullanmaktaydñ. Risperidon ile sinirlilik ve stereotipik
davranñğlarñnda belirgin düzelme, hareketlilik ğikayetinde ise kñsmen bir düzelme gözlendi. Anaokulunda yerinde duramama,
hareketlilik, faaliyetlere katñlmama, dikkat daßñnñklñßñ, uyum saßlayamama ğikayetleri nedeniyle hastanñn tadavisine Ritalin 5
mg/gün eklendi, daha sonra Ritalin 10 mg/gün ğeklinde düzenlendi. Hastanñn, ilacñ kullanmaya bağladñktan birkaç gün
sonrasñnda huzursuzlußunun arttñßñ, elleriyle diğ etlerini kanattñßñ, diğlerini çñkarmaya çalñğtñßñ ailesi tarafñndan bildirildi.
Hastanñn Ritalin kullanmaya bağlamadan önce herhangi bir kendine zarar verme davranñğñnñn olmadñßñ Ritalin kullanñmñ
sonrasñnda yoßun bir ğekilde diğ etlerine ve diğlerine zarar verdißi ößrenildi. Hastada metilfenidata baßlñ kendine zarar verme
davranñğñ geliğtißi düğünülerek hastanñn Ritalin tedavisi sonlandñrñldñ, Risperidon tedavisine aynen devam edildi. Ritalin
kesildikten sonra hastada kendine zarar verme davranñğñ gözlenmedi. TartÕúma: Kendine zarar verme davranñğñnñn biyolojik
temeli kesin olarak bilinmemekle birlikte opiyat, dopamin ve seratonin sistemlerin etkilli oldußu çeğitli çalñğmalarda
bildirilmektedir. Bu hastada Metifenidat dopaminerjik sistemi etkilemesi nedeniyle kendine zarar verme davranñğñnñ
tetiklemiğ olabilir. Literatürde amfetaminler ve metilfenidat kullanñmñna baßlñ kendine zarar verme davranñğñ ile bilgiler çok
kñsñtlñ sayñdadñr. Klinikte nadir olarak karğñlağtñßñmñz bu yan etkinin bilinmesinin hekimler ve hastalar açñsñndan önemli
oldußu düğünülmüğtür
PB-55 Metilfenidat Tedavisi øle øliúkili Nadir Bir Yan Etki: Kendini Yaralama DavranÕúÕ
Ümit IúÕk1, Savaú YÕlmaz1
1
N.E.Ü. Meram TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) çocuk ve ergenlerde en sñk görülen psikiyatrik bozukluklardan
biridir ve tedavisinde yaygñn olarak metilfenidat kullanñlmaktadñr. Metilfenidatñn etkinlißi, güvenirlißi ve yan etki profili
oldukça iyi bilinmektedir. En sñk görülen yan etkileri; uykuya dalmakta zorluk, iğtah azalmasñ, karñn aßrñsñ ve bağ aßrñsñdñr.
Metilfenidata baßlñ çok seyrek ortaya çñkan kendini ñsñrma davranñğñ da bildirilmiğtir. Bu yazñda metilfenidat tedavisine baßlñ
ortaya çñkan parmaßñnñ ñsñrma davranñğñ gösteren 13 yağñndaki erkek olgu sunulmuğtur. Olgu: 13 yağñnda 7.sñnñf ößrencisi
erkek olgu ailesi tarafñndan dikkatsizlik, ders çalñğmama, unutkanlñk, çabuk sñkñlma, acelecilik ve ağñrñ hareketlilik ğikayetleri
ile ayaktan tedavi klinißine getirildi. Hastanñn ğikayetlerinin kreğe bağladñßñ dönemden itibaren oldußu, anasñnñfñ ve ilkokul
ößretmeninin yönlendirmesine raßmen çocuk psikiyatri poliklinißine bağvurmadñklarñ ößrenildi. Normal bir gebelißi takiben
zamanñnda doßan hastanñn geliğim öyküsünde dikkati çeken bir özellik bulunmamakta olup yürümesi ve kelimesi 13 aylñk,
cümle kurmasñ ise 20 aylñkken gerçekleğmiğtir. Önemli bir çocukluk çaßñ hastalñßñ geçirmeyen hastanñn normal bir
psikososyal ve motor geliğimi oldußu görülmüğtür. Aile öyküsünde psikiyatrik ve nörolojik bir hastalñk öyküsü
bulunmamaktadñr. Hasta ve ailesi ile yapñlan görüğmeler sonrasñnda DSM-IV kriterleri temel alñnarak DEHB tanñsñ konuldu,
metilfenidat 18 mg/gün tedavisi bağlandñ. Bir ay sonraki kontrolünde ğikayetlerde bir miktar gerilme olmasñ ve herhangi bir
yan etki olmamasñ nedeniyle metilfenidat 27 mg/gün tedavisine çñkñldñ. Hasta metilfenidat 27 mg/gün kullanñrken tedavinin
2. haftasñnda parmaßñnñ ñsñrma ğeklinde kendini yaralama davranñğñ geliğti. Parmaßñnñ ñsñrma sonrasñ parmakta yumuğak doku
enfeksiyonu geliğen hastanñn metilfenidat tedavisi kesildi. Tedavinin kesilmesini takiben 1 hafta içinde parmaßñnñ ñsñrma
davranñğñ ortadan kalkan hastanñn dikkatsizlik, ders çalñğmama ve ağñrñ hareketlilik ğikayetlerinin tekrar ortaya çñkmasñ
nedeniyle metilfenidat 27mg/gün tedavisi ailesi tarafñndan tekrar bağlanmñğ ve tedavinin 4.gününde parmaßñnñ ñsñrma
davranñğñ tekrar ortaya çñkmñğtñr. TartÕúma: Yazñnda metilfenidata baßlñ kendini yaralama davranñğñ ile ilgili günümüze kadar
bilinen 4 vaka sunumu yer almaktadñr. Bu yazñ Türkçe yazñnda yazñlan ilk olgu sunumu özellißini içermektedir. Kendi
kendini yaralamanñn niyeti, motivasyonu ve amacñ nörolojik/geliğimsel bozukluk olan popülasyonda açñk deßildir ve belki de
tümüyle biyokimyasal bir kökene dayanmaktadñr. ðliğkili bozukluklar içerisinde; Tourette Sendromu (TS), Lesch-Nyhan
Sendromu, Cornelia de Lange Sendromu, otizm, temporal lob epilepsisi ve mentalretardasyon sayñlabilir. Arağtñrmacñlar
Lesch-Nyhan Sendromu ve TS bulunan hastalarda kendine zarar verici davranñğlarñn, dopaminerjik aktivite disregulasyonu ve
dopamin reseptörü ağñrñ duyarlñlñßñyla iliğkili olabileceßini ileri sürmüğtür. Sokol MS ve ark. (1987) DEHB bulunan 4 hastada
uyarñcñlar (metilfenidat ve dekstroamfetamin) verilmesiyle kendini ñsñrma davranñğñnñn ortaya çñktñßñnñ bildirmiğtir. DEHB’
de dopamin hipoteziyle uyumlu olarak, bu hastalarda dopamin iğlevinde disregulasyon bulundußunu ileri sürmüğlerdir.
Arağtñrmacñlar ayrñca, süpersensitifdopaminerjik sistemde bu uyarñcñlarñn dopaminagonisti aktivitesinin kendini ñsñrmayla
sonuçlandñßñ ğeklinde bir spekülasyon ifade etmiğtir. Çeğitli sñçan ve maymun çalñğmalarñnda da bu bilgi doßrulanmñğtñr.
Bizim vakamñzda da metilfenidat tedavisiyle iliğkili parmaßñnñ ñsñrma ğeklinde kendini yaralama davranñğñ gözlenmiğtir. Bu
94
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
tür yan etkilerin dopaminerjik aktivite disregulasyonu ve dopamin reseptör ağñrñ duyarlñlñßñ olan hastalarda görülebileceßi göz
önüne alñnmalñdñr
PB-56 MetilfenidatÕn SÕk KarúÕlaúmadÕ÷ÕmÕz Yan Etkisi: Deri Döküntüsü
Sümeyra FÕrat1, Ayúegül Efe1, Bedriye Öncü1
Ankara Üniversitesi TÕp Fakültesi Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ Ergen Ünitesi
Amaç: Metilfenidat (MPH), dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußunda bir tedavi seçeneßidir. Metilfenidatñn en sñk
karğñlağñlan yan etkileri; uykusuzluk, iğtah azalmasñ, irritabilite, karñn aßrñsñ ve bağ aßrñsñdñr. Yazñnda, normal çocuk ve
ergenlerde MPH kullanñmñnda nadir olarak dermatolojik yan etkiler görülebileceßi bildirilmiğtir. Türkiye’de 2006-2007
yñllarñnda ayaktan bağvuran DEHB tanñlñ ve stimulan tedavisi alan 153 çocußun 1 tanesinde tedavi esnasñnda deri
lezyonlarñnñn geliğtißi belirtilmiğtir. Çok az görünen bu yan etkiye farkñndalñßñ arttñrmak amacñ ile sunulan bu vakanñn yararlñ
olacaßñnñ düğündük. Olgu: 18 yağñnda erkek hasta, ders çalñğñrken ve dinlerken konsantre olamama ve dikkatini
sürdürememe, sñnavlarda dikkat hatalarñ yapma, ders bağarñsñnda düğme, bağladñßñ iğleri bitirememe, organize olamama,
unutkanlñk, insanlarla konuğurken dalma, sürekli hareket halinde olma, ğikayetleri ile annesi ile birlikte poliklinißimize
bağvurdu. Hastanñn, Ruhsal Bozukluklarñn Tanñsal ve Sayñmsal El Kitabñ dördüncü basñmñnñn ölçütlerine göre Dikkat
Eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu, Bileğik tip oldußuna karar verildi. Hastaya 27mg/gün metilfenidat OROS bağlandñ.
Hastanñn bir sonraki kontrolünde, hasta ve annesi ğikayetlerinin oldukça azaldñßñnñ belirtti. Tedavisinin altñncñ ayñnda
metilfenidat OROS 27 mg/gün’den ilk bağladñßñ zamanlar kadar fayda görmedißini ifade etmesi üzerine metilfenidat OROS
36 mg/güne çñkarñldñ. Beğ gün sonra kontrole gelen hasta metilfenidat OROS 36 mg’ñ aldñßñ ilk gün vücudunda yaygñn olarak
kabarma, kñzarma ve kağñnma ğikayeti ile acile bağvurdußunu, tedavi uygulanmasñ üzerine gün içinde kñzarñklñk ve
kağñntñlarñn geçtißini ifade etti. Ertesi gün metilfenidat OROS 36 mg’ñ tekrar aldñßñnda aynñ ğikayetlerin olmasñ üzerine
tedivinin acildeki doktor tarafñndan kesildißi ößrenildi. Hastanñn metilfenidat OROS 36 mg’ñ her aldñßñnda döküntünün aynñ
ğekilde tekrarladñßñ ve ilacñn kesilmesi ile birlikte döküntü tekrar oluğmadñßñ için bu döküntülerin metilfenidat OROS 36
mg’a baßlñ oldußu düğünüldü. TartÕúma: Metilfenidat klinikte yaygñn olarak kullanñlmasñna raßmen metilfenidat ile iliğkili
deri lezyonlarñna dair az miktarda vaka bildirileri bulunmaktadñr. Metilfenidatñn bildirilmiğ dermatolojik yan etkileri arasñnda
deride döküntü, ürtiker, ateğ, artralji, sabit ilaç erüpsiyonu, exfolyatif dermatit ve eritema multiforme sayñlabilir. Rothschild,
metilfenidat kullanñmñ sonrasñ alerji geliğen bir olgu, Cohen, metilfenidat kullanñmñnñ takiben skrotumda sabit ilaç erüpsiyonu
olan iki vaka, Confino-cohen makülopapüler düküntü oluğan bir hasta bildirmiğtir. Yine bağka bir çalñğmada metilfenidat
kullanñmñ ile deride rash geliğen üç olgu bildirilmiğtir. Bizim vakamñzda uzun etkili metilfenidat kullanñmñnda doz artñmñ
sonrasñ makülopapüler döküntüler ortaya çñkmñğtñr. Yazñnlardaki vakalarñn yağ aralñßñ 3-15 yağ arasñndadñr. Bizim vakamñzñn
yağñ 18 olmasñ nedeni ile dißerlerinden farklñlñk arz etmektedir.
PB-57 Uzun Etkili Metilfenidat øliúkili Görsel Halüsinasyon
Hamiyet øpek Toz1, Hilal Adaletli1
1
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klini÷i, BakÕrköy Ruh ve Sinir HastalÕklarÕ E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi
Amaç: Metilfenidat, dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu (DEHB) tedavisinde tüm dünyada yaygñn bir ğekilde kullanñlan
psikostimülan ajanlardan biridir. Metilfenidatñn en sñk karğñlağñlan yan etkileri iğtahta azalma, karñn aßrñsñ ve bağaßrñsñdñr.
Literatürde metilfenidat ile iliğkili psikotik bulgular hakkñnda veriler bulunmakla beraber çoßu vaka bildirimlerine
dayanmaktadñr. Kanada’da 1989-1995 yñllarñnda ayaktan bağvuran DEHB tanñlñ ve stimulan tedavisi alan 98 çocußun
6’sñnda tedavi esnasñnda psikotik semptomlarñn geliğtißi bildirilmiğtir. Bu makale ile, nadir karğñlağñlan bir yan etki olan
metilfenidat iliğkili halüsinasyonlara, klinisyenlerin dikkatini çekmek istedik. Olgu: 7 yağñnda kñz hasta , dikkat daßñnñklñßñ,
unutkanlñk, ağñrñ hareketlilik, ders bağarñsñnda düğme ve akran iliğkilerinde sorun yağama yakñnmalarñyla annesi eğlißinde
poliklinißimize bağvurdu. Hasta, Ruhsal Bozukluklarñn Tanñsal ve Sayñmsal El Kitabñ dördüncü basñmñnñn ölçütlerine göre
Dikkat eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu, karma tip olarak deßerlendirildi. Tedaviye 18 mg/gün uzun etkili metilfenidat
ile bağlandñ. Bir sonraki poliklinik kontrolünde, hastanñn yakñnmalarñnda belirgin gerileme oldußu hasta ve annesi tarafñndan
bildirildi. Yan etki sorgulandñßñnda, ilaç kullanmaya bağladñßñ ilk birkaç gün içinde, hastanñn ailenin dißer bireylerinin
görmedißi çeğitli görüntüler gördüßü bildirildi. Tartñğma: ðlaç kullanñmñnñ takiben birkaç kaç gün içinde görsel varsanñ
tarifleyen vakanñn yakñnmasñ, mevcut bağka bir psikotik belirtinin olmamasñ ve aile hikayesinde psikoz yoklußu nedeniyle
metilfenidat iliğkili yan etki olarak deßerlendirildi. Literatüre göre, metilfenidat iliğkili psikotik semptomlar ilacñn
kesilmesini takiben 2 gün içinde kaybolmasñ beklenir. Nadiren 6 gün veya daha fazla süren vakalar bildirilmiğtir. Metilfenidat
iliğkili varsanñlar, yüksek doz veya normal dozda intravenöz metilfenidat kullanñm ile iliğkilendirilmiğtir. Psikostimülan
grubundan dißer bir ajan metamfetaminin psikozla olan yakñn iliğkisi bilinmektedir. Ğizofrenideki dopaminerjik hipoteze
göre, metilfenidat tedavisi sñrasñnda geliğen psikotik yakñnmalar, dopamin artñğñ ile iliğkilendirilmiğtir. Bu vaka, çocuk
95
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
psikiyatrisi pratißinde sñklñkla kullanñlan stimulan tedavisinin nadir görülen bir yan etkisine dikkat çekmesi bakñmñndan önem
tağñmaktadñr.
PB-58 KÕsa Etkili Metilfenidat øle Tetiklenen øúitsel ve Görsel Halüsinoz
Ender Atabay1, Ayúe Rodopman Arman1
1
Marmara Üniversitesi Pendik E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Metilfenidat, amfetamin grubu ilaçlardan biri olup temel etkisi, presinaptik sinir uçlarñndan katekolaminlerin serbest
bñrakñlmasñ ğeklindendir. Bu etki, tegmental alandan korteks ve limbik sisteme uzanan dopaminerjik yolaklarda daha
belirgindir. Metilfenidatñn hñzlñ etki gösteren yapñsñndan dolayñ, davranñğsal yanñtñ ve yan etkisi de hñzlñca ortaya çñkmaktadñr.
Literatürde daha çok intravenöz ya da yüksek dozda nadiren varsanñlara neden oldußu, ancak görsel ve somatik varsanñlara
terapötik dozlarda da rastlanñldñßñ bildirilmektedir. Varsanñlar, ilaç kan düzeyinin zirve noktasñnda oluğmakta ve tedavinin
sonlandñrñlmasñ ile ortadan kaybolmaktadñr. Bu algñsal karmağanñn olasñ mekanizmasñnñn; merkezi sinir sistemindeki duyusal
alanlarñn olaßan dñğñ uyarñlmasñndan kaynaklandñßñ düğünülmektedir. Olgu: 7 yağñnda erkek olgu, hastanemiz poliklinißine
çok hareketli olma ve akademik bağarñsñzlñk nedeni ile ailesi ile bağvurdu. Öyküsünde hastanede normal doßumla dünyaya
geldißi, doßum komplikasyonu yağanmadñßñ, geliğimsel gecikmesi olmadñßñ görüldü. Ailesinde psikiyatrik rahatsñzlñk öyküsü
yoktu. Alñnan hikaye ve yapñlan klinik deßerlendirme neticesinde olguya “dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu, bileğik
tip” tanñsñ konarak rutin kan tetkikleri, elektrokardiyografi ve akademik güçlük tablosu için WISC-R deßerlendirmesi
yapñlmasñ planlandñ. Tetkiklerinde sorun olmayan ve 20 kg aßñrlñßñnda olan olguya kñsa etkili metilfenidat günde iki kez 5 mg
olarak bağlandñ ve herhangi bir yan etki geliğmemesi durumunda günde iki kez 10 mg alñnmasñ planlandñ. Tedavinin ilk
haftasñnda bir akğam üzeri çocuk, “ilaçtan çok faydalandñm, o yüzden aldñm” ğeklinde ifade ettißi dürtüsel bir hareket ile aynñ
anda iki tablet kñsa etkili metilfenidat almñğtñr. ðlaç alñmñndan yaklağñk bir- iki saat sonra etrafñnda miyavlayan kediler, evin
etrafñnda ayak sesleri, mutfakta birilerini görme ğeklinde görsel ve iğitsel varsanñlar yağanmñğtñr. Bu belirtiler yaklağñk 3-4
saat kadar sürdükten sonra çocuk nihayet uykuya dalmñğ ve sabah kalktñßñnda ise herhangi bir ğikayet tanñmlanmamñğtñr.
TartÕúma: Olgu sunumumuza benzer ğekilde, yaratñk, sivrisinekler, atsinekleri, yñlanlar, hamamböceßi, tahtakurularñ,
böcekler ve son olarak da tavğanlar ğeklinde canlñ görsel varsanñlar literatürde sunulmuğtur. Etyopatogenezde; sinaptik
aralñkta olasñ olaßan dñğñ bir dopaminerjik değarjtan bahsedilmektedir. Kusurlu görsel iğlemleme sürecinin yanñsñra
talamokorikal yolaklarñn ağñrñ uyarñlmasñ sonucu “release phenomenon” karğñmñza çñkmaktadñr. DEHB olgularñnda, olaßan
terapötik metilfenidat dozlarñnda idiosenkratik reaksiyon olarak da tanñmlanabilen halüsinoz tablosuna hazñrlñklñ olmak
önemlidir.
PB-59 Sertralin Tedavisi øle Ortaya ÇÕkan øúitsel Halüsinasyonlar: Olgu Sunumu
Veysi Ülgen1, Ender Atabay1, Ayúe Rodopman Arman1
1
Marmara Üniversitesi Pendik E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Sertralin, serotonin geri alñmñnñ seçici ve güçlü olarak inhibe eden antidepresan bir ilaçtñr. Çocuk ve ergen hasta
grubunda, iyi tolere edilmesi ve zayñf ilaç etkileğimine girmesi nedeniyle yaygñn kullanñm alanñ bulmuğtur. En sñk rastlanñlan
yan etkileri gastrointestinal sisteme iliğkin olmakla birlikte aßñz kurumasñ, uykusuzluk, tremor, yorgunluk, ajitasyon,
somnolans da sñkça gözlenmektedir. Yan etki nedenli ilaç kesilmesi yaklağñk %1-10 arasñnda görülmektedir. Nadir de olsa
psikotik yan etkilere yol açabildißi literatürde olgu sunumlarñ ile gösterilmiğtir. Bu yazñmñzda 9 yağñndaki bir çocuk olguda
sertralin tedavisi ile ortaya çñkan iğitsel halüsinasyonlar sunulmuğtur. Olgu: Dokuz yağñnda erkek olgu, hastanemiz
poliklinißine annesi ve babasñ ile, “sinirlilik, dikkat daßñnñklñßñ, ağñrñ hareketli olma” yakñnmasñ ile bağvurdu. Klinik
deßerlendirmesinde aile öyküsünde ve özgeçmiğinde psikiyatrik bir rahatsñzlñk olmayan olguya “dikkat eksiklißi hiperaktivite
bozuklußu, bileğik tip”(DEHB), “karğñt olma karğñt gelme bozuklußu” tanñlarñ ile kñsa etkili metilfenidat tedavisi bağlandñ,
daha sonra uzun etkili metilfenidat tedavisine geçildi. Hastanñn DEHB belirti ve bulgularñnda ilerleyen görüğmelerde ciddi
azalma gözlendi. Takiplerinde arñ, karanlñk, yüksek ses, asansör gibi geliğimine uygun olmayan korkularñ, tñrnak yeme,
parmak emme gibi kaygñnñn fiziksel belirtileri olmasñ nedeniyle anksiyete bozuklußu tanñsñyla sertralin 25mg/gün tedavisine
bağlandñ. Yaklağñk 3 hafta sonra aile yeni geliğen yakñnmalar nedeniyle polikliniße bağvurdu. Görüğmede “kendini arabanñn
altñna at, yüksekten atla, intihar et” ğeklinde emir veren iğitsel halüsinasyonlar tariflendi. Bağka herhangi bir psikotik belirtiye
rastlanmadñ. Geliğen halüsinasyonlar nedeniyle sertralin tedavisi kesildi. Psikotik belirtilerinde gerileme olan hasta halen
takibimiz altñndadñr. TartÕúma: Sertralin ile ilgili halüsinozis olgularñ daha önce de literatürde bildirilmiğtir. Bu olgularda
psikotik belirtiler ilaç kullanñmñndan 3 gün ile 7 hafta arasñ süre içine bağlamakta ve ilaç kesilmesi ile belirtiler kñsa süre
içinde ortadan kalkmaktadñr. Bu durumun nörobiyolojik temelleri tam olarak bilinmemekle birlikte; sertralinin bir çok
kaynakta sadece serotonerjik deßil aynñ zamanda dopaminerjik geri alñm üzerinde etki gösterebileceßi böylece belli
duyarlñlñklarñ olan kiğilerde psikotik belirtiler oluğturabileceßi ya da var olan belirtileri aßñrlağtñrabileceßi üzerinde
96
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
durulmaktadñr. Geçmiğ psikoz öyküsü, ailede psikoz öyküsü, madde kullanñmñ, sertralin ile tetiklenen psikoz için risk faktörü
olarak tanñmlanmñğtñr. Klinisyenler terapötik dozlarda dahi, olasñ nadir görülen yan etkilere karğñ uyanñk olmalñdñr.
PB-60 Ergen Bir Hastada Sertralin KullanÕmÕyla øliúkili Tortikollis
Hamza AyaydÕn1
1
Edirne Devlet Hastanesi
Amaç: Selektifserotonin gerialñm inhibitörlerinin(SSGð) çocuk ve ergenlerde bir çok psikiyatrik hastalñkta kullanñm
endikasyonu vardñr. Sertralinserotonin geri alñm pompasñnñ bloke eder, ayrñca dopaminnörotransmisyonunu arttñran dopamin
geri alñm pompasñ blokajñ etkiside vardñr. ðlaçlarñn yol açtñßñ devinim bozukluklarñ çocuk ve ergen psikiyatri pratißinde
genellikle antipsikotik kullanñmñna baßlñ olsa da SSGð de aynñ yan etkiye neden olabilir. Literatürde ergenlerde SSGð
kullanñmñna baßlñ opistotonus ve oromandibulerdistoni olgularñnñn oldußu belirtilmiğtir. Bu yazñda panik bozuklußu
nedeniyle sertralin 50 mg/gün dozunun takipte 100 mg/gün e çñkñlmasñndan sonra ilaçlarñn yol açtñßñ akut distoni(tortikollis)
geliğtiren ve tedavi edilen bir olgu sunulmuğtur. Olgu:16 yağñnda kñz hasta,5.sñnñftan terk,ellerde uyuğma ve
çarpñntñğikayetiyleçocuk psikiyatri poliklinißimize getirildi.Alñnan anamnezde yaklağñk iki aydñr var olan ve sñklñk ve
ğiddetinde artma eßilimi gösteren ellerde uyuğma, titreme, çarpñntñ, solußunun daralmasñ, bağ dönmesi, bulantñ ve ateğ
basmasñ gibi ataklarñnñn oldußu, bu ataklarñn 30 dakika kadar sürebildißi ve bağka panik ataklarñnñn olacaßñ yönünde
tasalanmasñ mevcuttu. Hastaya panik bozukluk tanñsñ ile sertralin 50 mg/ gün ve hidroksizin 25 mg/gün tedavisi bağlandñ.
Bir ay sonra kontrole geldißinde ğikayetlerinin sñklñk ve ğiddetinde azalma oldußu deßerlendirilmiğtir ve hidroksizin
kullanñmñ durdurulup sertralin tedavisi 100 mg/gün e çñkñlmñğtñr. Doz artñrñmñndan birkaç gün sonra tortikollis nedeniyle
hastanemiz aciline bağvurmuğtur.tam kan sayñmñ, elektrolit ve biyokimya deßerleri normal sñnñrlar içinde tespit edildi.Akut
distonik reaksiyonun tedavisi için biperidenampul IM yapñldñktan yaklağñk 1 saat sonra ğikayetleri düzelen hastanñn tedavisi
tekrar sertralin 50 mg/gün e iniliptakibi planlandñ. TartÕúma: Akut distonik reaksiyonlar hastalarñn kaygñsñnñ arttñrñp tedaviyi
yarñda bñrakmalarñna neden olabilir. Bu nedenle ergenlerde antipsikotik ilaçlarñn kullanñmñnñn yanñ sñra sertralin kullanñmñnñn
da akut distonik reaksiyonlara neden olabileceßi göz önüne alñnmalñdñr.
PB-61 “Ondine’nin Laneti” ve Risperidon ile Tetiklenen TekrarlayÕcÕ Hipotermi AtaklarÕ
Gülseda AyrancÕ1, Ender Atabay1, Veysi Ülgen1, Nagehan Üçok Demir1, Ayúe Rodopman Arman1
1
Marmara Üniversitesi Pendik E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Ondine’nin laneti (Konjenital Santral Hipoventilasyon Sendromu, KSHS) ileri düzeyde uyku hipoventilasyonu ve
ventilator baßñmlñlñßñ ile seyreden, nadir görülen bir nörorespiratuar hastalñktñr. Risperidon ise bilindißi üzere tipik
antipsikotiklere göre daha iyi tolere edilen ve yan etki bakñmñndan daha güvenilir olmasñ nedeniyle Çocuk ve Ergen
Psikiyatrisi’nde sñkça kullanñlan ikinci kuğak antipsikotiklerden biridir. Risperidon, asñl etkisini Serotonin tip 2 (5HT2) ve
Dopamin tip 2 (D2) reseptör antagonizmasñ üzerinde gösterir. Aynñ zamanda antiadrenerjik ve antihistaminerjik etki
göstermektedir. ðğtah artñğñ, kilo alñmñ, gastrointestinal ve ekstrapiramidal sistem yakñnmalarñ sñk görülmekle beraber, nadiren
Nöroleptik Malign Sendrom ve vücut ñsñsñnñn 35º C derecenin altñna düğmesi ile tanñmlanan hipotermi gibi yan etkileri
gösteren olgular literatürde bildirilmiğtir. Bu yazñmñzda KSHS nedeniyle takip edilen ve Risperidon tedavisi altñndayken
tekrarlayñcñ hipotermi ataklarñ geliğen olguyu sunacaßñz. Olgu: Altñ yağñnda kñz olgu, KSHS ve epilepsi tanñlarñyla Çocuk
Nörolojisi ve Çocuk Gößüs Hastalñklarñ tarafñndan takip edilirken; ajitasyon, uyku problemleri, anlamsñz korku, kontrolsüz
davranñğlar ve çevreye zarar verme yakñnmalarñ için Çocuk Psikiyatri konsültasyonu istendi. Klinik görüğmeler sonucunda
hastaya davranñm problemlerine yönelik 0.25 mg/gün Risperidon bağlanñp 0.75 mg/gün dozuna kademeli yükseltildi.
Yaklağñk bir hafta içinde hastanñn yakñnmalarñnñn azalmasñyla beraber, üç kez hipotermiye girdißi ößrenildi. Risperidon
tedavisinin sonlandñrñlmasñyla hipotermi ataklarñ sonlandñ. Ancak hastanñn psikiyatrik bağvuru yakñnmalarñnñn tekrar artmasñ
üzerine; doktor önerisi olmadan aile tarafñndan Risperidon’un tekrar kullanñldñßñ, bunun üzerine hipotermi ataßñnñn
tekrarladñßñ ve ailenin acile bağvurdußu anlağñldñ. Ardñndan hasta tarafñmñza bağvurdußunda Risperidon tedavisi
sonlandñrñlarak Haloperidol 0.3mg/gün bağlandñ, hastanñn klinißine göre doz ayarlamasñ planlandñ. TartÕúma: Hipotermi,
antipsikotiklerin ciddi ve öngörülemeyen nadir bir yan etkisidir. Hatta bazñ arağtñrmacñlar bu durumun açñklanamayan
ölümlerin küçük bir kñsmñnñ karğñladñßñnñ savunmaktadñr. Literatürde tipik ve atipik antipsikotiklerle ortaya çñkan hipotermi
olgularñna rastlanmaktadñr. Bu durumun oluğum mekanizmasñ tam olarak bilinmememektedir. Olasñ mekanizmalar arasñnda
ilaç-reseptör profili, termoregulasyonu saßlayan beyin bölgelerinde hasar ile yatkñnlñk oluğturan hasta faktörleri, çevre ñsñsñ ve
bazñ olgu sunumlarñnda bildirildißi gibi eğzamanlñlñk gösteren enfeksiyonlar sayñlmaktadñr. Hipoterminin oluğumu ile ilgili en
çok üzerinde çalñğñlan nokta Risperidon’un 5HT2 reseptörü üzerine olan potent etkisidir. Çünkü deneysel çalñğmalar 5HT2 ve
D2 reseptör stimulasyonunun vücut ñsñsñnñ arttñrdñßñnñ, aksine 5HT2 reseptör blokajñnñn hipotermiyi tetikledißini göstermiğtir.
Bilindißi üzere Risperidon 5HT2 reseptörlerine D2 reseptörlerinden daha güçlü affinite göstermektedir. Dünya Saßlñk Örgütü
97
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
veri tabanñna göre en sñk Risperidon olmak üzere atipik antipsikotikler tüm psikotrop ilaçlar arasñnda en sñk hipotermiye yol
açan ilaç grubudur. Klinisyenler, antipsikotiklerle gözlenen ve hayati tehlike gösteren bu duruma karğñ uyanñk olmalñdñrlar.
PB-62 Çoklu Antipsikotik KullanÕmÕna Ba÷lÕ Geliúen Priapism
Nazike Ak1, Hilal Akköprü1, CansÕn Ceylan1, IúÕk Görker1
1
Trakya Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Priapism cinsel uyarñ olmaksñzñn uzun süreli ve aßrñlñ penil ereksiyon olarak tanñmlanmaktadñr. Hemopoetik sistem
hastalñklarñ, malingniteler, ilaçlar, perineal travma gibi birçok etyolojik faktörün priapisme yol açabileceßi bildirilmektedir.
Priapisme neden olan ilaçlar arasñnda antihipertansifler , antikoagülanlar , antidepresanlar ve antipsikotikler yer almaktadñr.
Antipsikotiklerden ise risperidon, ketiapin, olanzapin, aripiprazol gibi ilaçlar priapisme sebep olmaktadñr.Bu çalñğmada
aripipirazol ve risperidon birlikte kullanñmñna baßlñ oluğan bir priapism olgusu sunulacaktñr. Olgu: 16 yağñndaki erkek olgu
2009 yñlñndan beri poliklinißimizden davranñm bozuklußu, mental retardasyon, serebral palsi tanñlarñ ile takip edilmektedir.
Olguya davranñm bozuklußu semptomlarñ nedeniyle 1 mg/gün risperidon bağlanmñğtñr. Bu tedavi süresince ağñrñ kilo artñğñ yan
etkileri nedeni ile risperidon kademeli bir ğekilde azaltñlñp kesilirek, aripiprazol 10 mg bağlanmñğtñr. Aripiprazolle davranñm
bozuklußu semptomlarñnñn devam etmesi üzerine risperidon 0,5 mg/gün eklenmiğtir. Bu tedavinin üçüncü ayñnda olgunun
cinsel organñnda sertleğme, aßrñ, kñzarñklñk ve idrar yapmada güçlük ğikayetiyle acil servise bağvurmuğtur. Acil serviste idrar
yolu enfeksiyonu öntanñsñ ile sefiksim 400 mg/gün 1*1, ğeklinde antibiyotik tedavisi bağlandñßñ ifade edilmiğtir. Beğ gün
sonunda kñzarñklñk dñğñndaki yakñnmalarñnñn devam etmesi üzerine üroloji poliklinißine bağvuran olgunun yataklñ servise
yatñğñ yapñldñßñ ößrenilmiğtir. Üroloji servisi tarafñndan priapism etyoloji ve tedavisinin düzenlenmesi amacñyla
poliklinißimizden istenen konsültasyon deßerlendirmesinde, olgunun kullandñßñ antipsikotiklerin kesilmesine karar
verilmiğtir. Antipsikotiklerin bñrakñlmasñndan üç gün sonra olgunun semptomlarñ ortadan kaybolmuğtur. TartÕúma:
Antipsikotiklere baßlñ geliğen priapismin mekanizmasñ tam olarak bilinmese de corpora cavernosadaki alfa-1 adrenerjik
blokaja baßlñ oldußu düğünülmektedir. Bu mekanizma sempatik sistemin inhibisyonu ve parasempetik sistemin aktive
olmasñna sebep olmakta ve arteriyodilatasyon ile sonuçlanmaktadñr. Antipsikotik kullanñmñna baßlñ priapism geliğmesini
kolaylağtñran faktörler: doz artñğñ, uzun etkili parenteral ilaç formlarñ ve oral formlarñn üst üste kullanñlmasñ, tedaviye verilen
uzun bir aradan sonra tekrar antipsikotik bağlanmasñ, birden fazla antipsikotik kullanñmñ olmaktadñr. Dißer faktörler ise orak
hücreli anemi,kokain kullanñmñ olarak sñralanabilir. Olgumuzda aripiprazol ve risperidon kullanñmñ sonrasñ priapism oluğmasñ
birden fazla atipsikotik kullanñmñna baßlñ oldußunu düğündürmektedir. Antipsikotiklerin kesilmesi sonrasñnda bulgularñn
ortadan kalkmasñ bu düğünceyi desteklemektedir.
PB-63 Bulimia Nervosa øle Takip Edilen HastanÕn Aile TutumlarÕnÕn Gözden Geçirilmesi Ve DavranÕú
De÷iúikliklerinin Tedaviye Etkisi
øsmail Yasir KÕrtÕl1, Ayúe PÕnar Vural1
1
Uluda÷ Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ AD.
Amaç: Bulimia nervosa; geliğiminde kiğilik özellikleri ve travmatik olaylarñn rolü olan,sñklñkla aile öykülerinde
cinsel,fiziksel yada duygusal kötüye kullanñm, ihmal ve ilgisizliße kadar uzanan travmatik yağantñlarñn oldußu bilinen yeme
bozuklußudur.Geliğiminde biyolojik,psikolojik ve sosyal etmenler belirgindir.Bizim olgumuzda travmatik olarak duygusal
istismar ve ihmale ußramñğ bir ergen hastada aile tutumlarñ arağtñrñlarak saßaltñm açñsñndan ailedeki tutum deßiğikliklerinin
tedaviye olumlu etkisi vurgulanmak istenmiğtir. Olgu: Y, 15 yağñnda erkek hasta. Tñkñnñrcasñna yeme ataklarñ, depresif
duygudurum, azalmñğ benlik saygñsñ olan hasta.ðlk olarak Acil Pediatri tarafñndan elektrolit dengesizlißi nedeniyle takip
edilen olgunun mevcut ğikâyetlerinin ößrenilmesi üzerine hasta klinißimizde yatñrñlarak gözlendi. Hastada; kendini ifade
etmekte zorluk, sürekli onay ihtiyacñ, yağñna uygun olmayan immatür davranñğlarñn da oldußu görüldü. Klinik yatñğñ sñrasñnda
annesinin sürekli müdahale ettißi, sürekli hastayñ eleğtirdißi, gerçekçi olmayan beklentiler geliğtirdißi gözlendi, anneden
alñnan bilgiye göre baba figürünün zayñf oldußu, çocußuyla ilgilenmedißi, çocußu hakkñnda negativist eßilimlerinin oldußu
görüldü. Aileyle yapñlan poliklinik görüğmeleri ile çocußun yağñna uygun destekleyici aile tutumlarñ anlatñlarak ailenin
tedaviye katñlñmñ saßlanñlmaya çalñğñldñ. 4 ayñn sonunda hastayla yapñlan görüğmelerde hastanñn kendini ifade etme
becerisinde artñğ oldußu, immatür davranñğlarñnda azalma oldußu, tekrarlayñcñ yeme ataklarñnñn son bir ay içerisinde
tekrarlamadñßñ görüldü. TartÕúma: Yeme bozukluklarñnñn tedavisinde aile görüğmelerini etkinlißi giderek daha çok fark
edilmektedir. Kimi arağtñrmacñlar ailenin ele alñnmadñßñ bir yeme bozukluklarñ tedavisinin bağarñsñz olacaßñnñ öne
sürmektedir. Bizim olgumuzda da ailenin sürece olumlu müdahale ve motivasyonu ile tedavinin olumlu süreçte ilerledißi
görülmüğtür. Bu sebeple bu tip vakalarda aile öyküsü iyi alñnmalñ ve tedavinin bir ayaßñnñn da aile oldußu unutulmamalñdñr.
PB-64 KaçÕngan/KÕsÕtlÕ Yiyecek AlÕmÕ Bozuklu÷u: Olgu Sunumu
98
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Berkan ùahin1, Mahmut ÇakÕr1, Mahmut Müjdeci1, Seher Akbaú1
1
Ondokuz MayÕs Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: “Bebeklerde ya da küçük çocuklarda beslenme bozuklußu” tanñ ölçütlerinin yeme bozuklußu bulunan pek çok hastada
tanñ koyma noktasñnda yeterli olmadñßñnñn görülmesi, DSM-5’ te “Beslenme ve Yeme Bozukluklarñ” bağlñßñ altñnda
“Kaçñngan/Kñsñtlayñcñ Yiyecek Alñmñ Bozuklußu” tanñsñnñ gerekli kñlmñğtñr. DSM-5’in yeni yayñnlanmasñ nedeniyle yazñnda
bu tanñ kapsamñnda çok az olgu sunumu/çalñğma bulunmaktadñr. Klinißimizdeki kaçñngan/kñsñtlayñcñ yiyecek alñmñ bozuklußu
(KKYAB) tanñlñ olgumuzu tartñğarak bu yeni tanñya dikkat çekmek ve yazñnda az bulunan olgu sunumlarñna katkñda
bulunmayñ amaçladñk. Olgu: S.P, 17 yağñnda erkek hasta, poliklinißimize kilo alamama, yemek yerken mide bulantñsñ,
büyüme ve geliğme gerilißi ğikâyetleriyle çocuk gastroenteroloji bölümünün yönlendirmesiyle bağvurdu. Bağvuru sñrasñnda
boyu 1,53 m 35 kg (BMI: 14,95), kilosu ve boyu yağñna göre 3 persentilin altñnda idi. Daha önce 2 kez çocuk endokrinoloji
bağvurusu olan ve Tanner evre 4, ailesel boy kñsalñßñ dñğñnda endokrinolojik patoloji tanñsñ almayan hastanñn psikiyatri
bağvuru öyküsü yoktu. Hastanñn öyküsünde çocukluk döneminden itibaren iğtahñnñn az oldußu, özellikle 2009’dan beri
fazlalağtñßñ ößrenildi. Yemeße bağladñktan sonra bulantñsñ oluyormuğ, sevdißi yemeklere karğñ olmamakla birlikte yemeklerin
özellikle kokularñnñn rahatsñzlñk verdißi, bulantñ hissiyle birlikte kusma isteßi oldußu, bu nedenle de yemeßi yarñda bñraktñßñ
ößrenildi. Bulantñ dñğñnda kusma, ishal, karñn aßrñsñ vb. gastrointestinal yakñnma tariflemiyor. Beden algñsñnda bozukluk
olmamakla birlikte kendini eskiden beri zayñf buldußu, zayñflñßñ nedeniyle arkadağ iliğkilerinin bozuldußu ve sosyal
iğlevsellißinin azaldñßñna dair ğikâyetleri oldu. Ruhsal muayenesinde kilosuyla ilgili kaygñsñnñn oldußu, yemek yedißinde aynñ
ğeylerin tekrar olacaßñyla ilgili obsesif düğünceleri vardñ. Ayrñca kendini ifade ederken zorlanma, utanma ve göz temasñnñ
kesmesi gibi sosyal fobi belirtileri de gözlendi. Hasta organik açñdan çocuk gastroenteroloji tarafñndan deßerlendirildi.
Hastada organik etyoloji düğünülmedi, hastaya ensure plus beslenme desteßi önerildi. Takiplerde yemeye devam etme
kaygñsñ, bulantñ, kusma kaygñsñ, kokusunu sevmedißi yemeßin bulantñ ve kusmaya neden olacaßñ ğeklindeki düğüncelerinin
yemek yemesini engelleyen faktörler oldußu görüldü. Hastaya sertralin 25 mg/gün bağlanñp 100 mg/gün’ e çñkñldñ. Servise
yattñktan ve ilaç tedavisi bağlandñktan sonra yemekten kaçñnma davranñğñ ile bulantñ ve kusma kaygñsñ azalan, geldißine oranla
ößünlerindeki yemek miktarñnda artñğ gözlenen hasta taburcu edilerek ayaktan takibe bağlandñ. 3 hafta sonraki kontrolünde
ğikâyetlerinin daha da azaldñßñ ve 5 kg alarak 40 kg oldußu görüldü. TartÕúma: Büyüme-geliğme gerilißi beden aßñrlñßñnñn
standart büyüme eßrisinde 3. persentilin altñnda olmasñdñr. Toplumdaki sñklñßñ % 3-4 oldußu gösterilmiğtir. Bunlarñn % 25’ i
organik nedenlere baßlñ iken, %55’ i tanñmlanabilir tñbbi bir neden olmaksñzñn psikososyal etkenlere baßlñ geliğir. %20 si ise
karma tip olarak geliğir. Psikososyal etkenlerin içerisinde yeme bozukluklarñ önemli yer tutmaktadñr. DSM IV-TR’ nin
sundußu yeme bozuklußu tanñ ölçütleri farklñ beslenme bozukluklarñnñ belirleme ve ayñrt etmede yetersiz kaldñßñ için DSM5’ e KKYAB tanñsñ eklenmiğtir. Bizim vakamñz DSM IV-TR daki yeme bozuklußu kriterlerini tam karğñlamñyordu. DSM 5’
deki KKYAB tanñsñnñ karğñlñyordu. Yazñnda yeme bozuklußu tedavisinde SSRI’ larñn etkisini gösteren çalñğmalar mevcut
oldußu için olgumuzda sertralin tercih ettik ve hastanñn ğikayetleri azaldñ. Bu olgu sunumunda KKYAB tanñsñ ve tedavisine
yaklağñmda yazñna katkñ amaçlanmñğtñr.
PB-65 Erken BaúlangÕçlÕ Bir YaygÕn Reddetme Sendromu Olgusu
Y.Sümeyra Karagöz1, Serkan Karadeniz1, Selma Tural HesapçÕo÷lu1, Sema Kandil1
1
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Çocuk Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: “Yaygñn reddetme sendromu” (Pervasive refusal syndrome) organik bir neden olmaksñzñn yemeyi, içmeyi,
konuğmayñ, hareket etmeyi, kendine bakñmñ ve yardñm almayñ reddetme ile karakterize bir bozukluktur. ðlk kez 22 yñl önce
dört vaka ile bildirilen bu durum için son yñllarda “Yaygñn uyarñlma-içe çekilme sendromu” (Pervasive arousal- withdrawal
syndrome) ismi önerilmektedir. Yaygñn reddetme sendromu yağamñ tehdit eden bir bozukluktur. Literatürde bildirilen olgular
genellikle 7-15 yağ arasñ kñz olgulardñr. Ancak 4 yağñnda bildirilen bir olgu da mevcuttur. Bu yazñda erken bağlangñçlñ yaygñn
reddetme sendromu düğünülen, tedavi ile belirtileri ortadan kalkan erkek olgu sunulmuğtur. Olgu: 4 yağ 7 aylñk erkek hasta
pediatrik nöroloji bölümü tarafñndan öncesinde geliğimi ve konuğmasñ normal olmasñna karğñn 1 aydñr yemeyi reddetme, ani
bir aßlama nöbetini takip eden 10 gündür konuğmama, içmeyi reddetme yakñnmalarñ ile konsülte edildi. Damar yoluyla
beslendißi ößrenildi. ðstedißi olmayñnca hñrçñnlñk yapan bir çocuk oldußu ößrenilen hasta, görüğme sñrasñnda hareket etmeyi
ve konuğmayñ reddediyordu. Elektroensefalografi, kranial manyetik rezonans görüntüleme, biyokimyasal testler, otoantikor
testler, lumbal ponksiyon gibi çok sayñda tetkik yapñldñ ancak patolojik bir bulguya rastlanmadñ. Altta yatan bir neden
saptanamamasñyla birlikte olgunun kilo kaybñ ilerleyen günlerde de devam etti. Olguya fluoksetin 10 mg/gün tedavisi
bağlandñ ve aileye davranñğsal önerilerde bulunuldu. Yemeye ve konuğmaya bağlamasñyla kreğe bağlatñlan ve okulun 2. günü
yemeyi, içmeyi, konuğmayñ, hareket etmeyi reddetme, hñrçñnlñk, huzursuzluk yakñnmalarñ olan olgunun tedavisine risperidon
0,25 mg/gün eklendi. On gün sonraki kontrolünde reddetme dönemlerinin süresinde ve sñklñßñnda azalma oldußu ößrenildi.
Tedavinin üçüncü ayñnda reddetme dönemleri tamamen ortadan kalktñ. Hastanñn mevcut tedavileriyle takiplerine devam
edildi. TartÕúma: Yemeyi, içmeyi, konuğmayñ, hareket etmeyi, kendine bakñmñ ve yardñm almayñ reddeden olgunun hiçbir
99
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
bozuklußun DSM-5 kriterlerini tam olarak karğñlamadñßñ izlendi. Literatürde az rastlanan yaygñn reddetme sendromunun
depresyon, konversiyon bozuklußu, katatoni, selektif mutizm, yeme bozuklußu, yapay bozukluk, anksiyete bozuklußu gibi
psikiyatrik bozukluklarla ayrñcñ tanñsñ yapñlmalñdñr. Yaygñn reddetme sendromu için tanñ kriterlerinin oluğturulmasñnñn
bozuklußun tanñnmasñnñ kolaylağtñrabileceßi düğünüldü.
PB-66 Psikojenik Polidipsi ile Giden Travma SonrasÕ Stres Bozuklu÷u
Perihan Çam Ray1, Gonca Gül Çelik1, Ayúegül Yolga Tahiro÷lu1, Ayúe AvcÕ1, Özge Metin1, Necmi Çekin2, Nurdan
Evliyao÷lu3
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi, 1Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Adli TÕp A.D., 3Çukurova Üniversitesi TÕp
Fakültesi, Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Psikojenik polidipsi, ağñrñ su içme ve idrara çñkma ile karakterize klinik bir sendromdur ve altta yatan psikopatolojik
mekanizmalar henüz yeterince bilinmemektedir. Polidipsi, ğizofreni ve mental retardasyon olgularñ arasñnda sñk rastlanan bir
durum olup, çoßu zaman hastalñßñn seyri sñrasñnda veya ilaç yan etkileri olarak da ortaya çñkabilmektedir. Polidipsi, eriğkin
psikiyatrisi alanñnda daha iyi bilinen bir durum olmakla birlikte, çocuk ve ergenlerle ilgili literatür bilgisi sñnñrlñdñr. Bu
sunumda cinsel istismara ußrayan bir ergen olguda, Travma Sonrasñ Stres Bozuklußuna baßlñ kaçñnma davranñğñ olarak
geliğen psikojenik polidipsi tartñğñlacaktñr. Olgu: 16 yağñnda kñz olgu, poliklinißimize psikiyatrik muayene ve adli rapor
düzenlenmesi amacñ ile yönlendirildi. Hastadan alñnan öyküye göre 12 yağñnda iken erkek arkadağñ tarafñndan zorla ve 14
yağñnda farklñ bir erkek arkadağñ tarafñndan tehdit ve fiziksel ğiddet ile cinsel istismara ußradñßñ belirtilmiğtir. ðkinci olayda,
istismarcñ tarafñndan alñkonulmuğ, yaklağñk 20 saat susuz bñrakñlmñğ, istediklerini yapmasñ karğñlñßñnda su içmesine izin
verilmiğtir. Bunun ardñndan hasta, 1-2 hafta sonra ağñrñ su içmeye ve idrar çñkarmaya bağlamñğ. Olayñn aklñna gelmesiyle aßñz
kurulußu oluğuyor ve olayñ aklñndan uzaklağtñrmak için su içiyormuğ. Su içme davranñğñnñn kendini güvende hissettirdißi ve
kirlenme hissinin ortadan kalkacaßñnñ düğündürmesi nedeniyle günde 5-6 litre su içmeye bağlamñğ. Dñğarñ çñkarken yanñndan
su ğiğesini hiç ayñramñyormuğ. Aynñ zamanda istismar sonrasñnda okula gidemedißini, uyuyamadñßñnñ, sosyal geri
çekilmesinin oldußunu, geleceße dair ümitsizlik bağladñßñnñ, olayñ aklñndan uzaklağtñramadñßñnñ belirtmekteymiğ. Çocuk Adli
Olgularñ Deßerlendirme Heyeti’nde deßerlendirilen olguya Travma Sonrasñ Stres Bozuklußu ve Depresif Uyum Bozuklußu
tanñlarñ ile Mirtazapin 15 mg/g bağlandñ. Takibinin üçüncü haftasñnda sinirlilik, uyuyama, yeniden yağantñlama ğikâyetlerinin
devam etmesi üzerine tedaviye Risperidon 0,5 mg/g eklendi. Ruhsal belirtilerinde deßiğiklik olmayan hasta, poliüri ve
polidipsi ğikayetlerinin devam etmesi nedeniyle Çocuk Nefroloji bölümüne konsulte edildi. Olgu Diabetes ðnsipitus ayñrñcñ
tanñsñ yapñlmak üzere Çocuk Saßlñßñ ve Hastalñklarñ bölümünde yatñrñlarak tetkik edildi ve almakta oldußu psikotrop ilaçlar
sonlandñrñldñ. Olgunun yapñlan su kñsñtlama testi ile idrar dansitesi 1003’ten 1015’e yükseldi, kan ve idrar osmolaritesi normal
düzeye geldi. Nefrojenik ve Santral Diabetes ðnsipitus açñsñndan ayñrñcñ tanñsñ yapñlan hastaya Psikojenik Diabetes ðnsipitus
tanñsñ ile taburcu edildi. Poliklinißimizdeki ayaktan tedavisinin birinci ayñnda, belirtilerin halen devam etmesi nedeniyle
Fluvoksamin 100 mg/gün bağlandñ. ðlaç tedavisine, duyarsñzlağtñrma, kademeli maruz bñrakma gibi davranñğçñ yaklağñmlar
eklenen olgunun günlük su alñmñ 1.5-2 litreye geriledi. Takibinin dördüncü ayñnda olan olgunun TSSB belirtilerinden
özellikle yeniden yağantñlama ve kaçñnma alt kümelerinde büyük ölçüde ve kompulsif su içme davranñğñnda tümüyle düzelme
oldußu gözlenmiğtir. TartÕúma: Cinsel istismar sonrasñnda geliğen ruhsal belirtiler çeğitlilik göstermekte ve strese baßlñ
nörohormonal etkileğimler nedeniyle organik etyolojiyi psikiyatrik tablodan ayñrt etmek güçleğmektedir. Olgumuzda
Psikojenik Polidipsi, TSSB belirtileri ile uyumlu biçimde kaçñnma ve bağ etme davranñğñ olarak geliğmiğtir. Bedensel ve
ruhsal geliğimi ön görülemez biçimde etkileyen cinsel istismara multidisipliner açñdan yaklağñlmasñ, olgularñn gerekirse
yatñrñlarak izlenmesi klinik ve adli açñdan yol gösterici olabilir.
POSTER TURU-4 (PB67 – PB88)
11 Nisan Cuma
TartÕúmacÕlar: Doç. Dr. Özden Üneri, Doç. Dr. Ebru Kültür,
14:30 - 15:00
Doç. Dr. Ayhan Bilgiç, Doç. Dr. Ayğe Kñlñçaslan
PB-67 Geç Baúlayan Otistik Regresyonda TanÕsal Zorluklar: Bir Olgu Örne÷i
Nuran GözpÕnar1, Özalp Ekinci1, Veli YÕldÕrÕm1, Berna Polat1, Fevziye Toros1
1
Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Otistik regresyon sosyal beceriler ve dil kullanñmñnda gerileme ve basmakalñp davranñğlarñn ortaya çñkmasñ ile
karakterizedir ve büyük sñklñkla 2 yağ öncesinde görülmektedir. Çocukluk çaßñ dezintegratif bozuklußu ise 2 yağ öncesindeki
100
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
normal geliğimin ardñndan ortaya çñkar ve otistik regresyonun yanñ sñra yaygñn biliğsel ve motor regresyonu içerir. Bazñ
olgularda bu iki regresyonla karakterize klinik durumun özellikleri tanñ kriterleri tam olarak karğñlanmadan
görülebilmektedir. Bu olgu sunumunda öncesinde var olan bağka türlü adlandñrñlamayan otistik bozukluk üzerine ergenlikte
ortaya çñkan yaygñn regresyon tablosundan bahsedilecektir. Olgu: 13 yağñndaki kñz olgu klinißimize dil kullanñmñnda
kñsñtlñlñk ve sosyal etkileğimde zorluk ğikayetleri ile bağvurdu. Olgunun erken çocukluk döneminden beri akran etkileğimine
isteksiz oldußu ve oyunlara nadir olarak katñldñßñ ößrenildi. Aileden alñnan ifade olgunun 15 aylñkken ilk kelimelerini
söyledißi ve 2,5 yağñnda ilk cümlesini kurdußu yönündeydi. Ailesi olgunun erken çocukluk yñllarñndan itibaren ğakalarñ
yorumlayamadñßñnñ, arkadağ edinmekte zorlandñßñnñ ve daha çok yalnñz oynamayñ tercih ettißini bildirdi. Olgunun 1. Sñnñf 2.
dönemde okumayñ ößrendißi ancak ders bağarñsñnñn hep sñnñf ortalamasñnñn altñnda kaldñßñ ößrenildi. Olgu 10 yağñndaki
ößretmen deßerlendirmesinde kimi zaman tekrarlayñcñ konuğmasñnñn oldußu, yalnñzlñßñ tercih ettißi ve etkinliklere
katñlmadñßñ ğeklinde tanñmlanmñğtñ. Aileden alñnan öykü olguda 12 yağñndan itibaren kademeli olarak sosyal becerilerde ve
dil kullanñmñnda belirgin gerileme oldußu yönündeydi. Olgunun daha önceden anladñßñ kelimeleri anlayamadñßñ ve önceden
kullandñßñ sözcük ve cümleleri kullanamadñßñ ifade edildi. Yapñlan görüğmede olgunun 30-40 kelimeyi anlamlñ olarak
kullanabildißi ve yaygñn ekolalisi oldußu ößrenildi. Ruhsal durum muayenesinde göz temasñnñn kñsñtlñ oldußu, ismine
bakmadñßñ ve diyaloßa uygun yanñtlar vermedißi gözlendi. Aile olgunun son birkaç aydñr tuvalet alñğkanlñklarñnda ve
özbakñmñnda gerileme oldußunu, yürüyüğünün dengesizleğtißini ve arkadağlarñndan tamamen uzaklağtñßñnñ bildirdi. Yapñlan
MR ve EEG deßerlendirmeleri normal sñnñrlarda idi. Genetik incelemede bilinen bir genetik bozukluk olmadñßñ belirlendi.
Yapñlan görüğme ve incelemeler sonucunda olgu bağka türlü adlandñrñlamayan dezintegratif bozukluk ön tanñsñ ile takibe
alñndñ. TartÕúma: Geç bağlangñçlñ regresyon olgularñnñn tanñsal deßerlendirmesi klinisyenleri zorlayñcñ olabilmektedir. Hem
dezintegratif bozukluk hem de otistik regresyon temel otizm semptomlarñnñ içermesine karğñn, dezintegratif bozukluk normal
ya da normale yakñn geliğimin ardñndan ortaya çñkmasñ ve daha aßñr bir klinik tablonun varlñßñ ile otistik regresyon ayrñlabilir.
Otistik regresyon olgularñnñn bir bölümünde regresyon öncesinde bazñ otizm belirtilerinin var oldußu bildirilmektedir. Motor
becerilerde ve barsak kontrolünde gerileme dezintegratif bozukluk olgularñnda tanñsal deßer tağñrken otistik regresyon
olgularñnda genellikle görülmemektedir. Dezintegratif bozuklukta epileptik nöbetler ve EEG anomalileri karakteristik olarak
deßerlendirilirken otistik regresyonda epilepsi altta yatan santral sinir sistemi bozuklußunu yansñtan bir epifenomen olarak
yorumlanmaktadñr. Her iki durumun etiyoloji, seyir ve belirti kümelerindeki farklñlñklar gelecekte yapñlacak arağtñrmalarla
aydñnlanacaktñr.
PB-68 46 XY, t(7;14) (p21.2;q11.2) Dengeli Translokasyonu ve Otistik Bozukluk Birlikteli÷i
Betül Gül1, Nagihan Saday Duman1, Cihat Ka÷an Gürkan1, Ayla Soykan Aysev1
1
Ankara Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Otizm Spektrum Bozuklußu (OSB); sosyal etkileğim ve iletiğimde bozulma, tekrarlayñcñ, kñsñtlñ davranñğ ve ilgi
alanlarñ ile karakterize nörogeliğimsel bir bozukluktur. Yapñlan epidemiyolojik çalñğmalarda otizmin multifaktöriyel bir
etiyolojisinin oldußu sonucuna varñlmñğtñr. OSB hastalarñnñn %10-15’inde çeğitli genetik hastalñklar belirlenmiğtir. Burada
kromozom analizinde saßlñklñ annedeki aynñ dengeli translokasyona sahip bir otizm olgusundan bahsedilecektir. Olgu: 12 yağ
7 aylñk erkek çocuk, hñrçñnlñk, kendine zarar verme, ağñrñ hareketlilik ğikayetleri ile ilk kez 9 yağñnda iken klinißimize
getirilmiğtir. Yapñlan psikiyatrik deßerlendirmede 3 yağñndayken bağka bir merkezde konuğmada gecikme, sosyal iliğki
kurmada zorlanma, tekrarlayñcñ hareketler, daralmñğ ilgi alanñ belirtileriyle otizm tanñsñ konuldußu ößrenilmiğtir. Yapñlan
Kranial MRG, EEG, BAER, idrar organik asitleri, kan ve idrarda aminoasit, karnitin ve açilkarnitin analizi normal
sonuçlanmñğtñr. Olgunun yapñlan kromozom analizinde 46 XY, t(7;14) (p21.2;q11.2) dengeli translokasyon saptanmñğ,
saßlñklñ anne ve kñz kardeğte de aynñ dengeli translokasyon tespit edilmiğ, anne ve kñz kardeğin tağñyñcñ oldußu belirtilmiğtir.
Babanñn kromozom analizi normal olarak saptanmñğtñr. Yapñlan psikiyatrik deßerlendirmelerde sosyal iletiğiminin ve
etkileğiminin kñsñtlñ oldußu, yağñtlarñyla iliğki kuramadñßñ ößrenilmiğtir. ðsmine tutarlñ olarak bakmadñßñ, ancak basit komutlarñ
anladñßñ ve yerine getirebildißi, kendilißinden konuğmayñ bağlatmadñßñ saptanmñğtñr. Cümle kurmakta zorlanan, kelime
daßarcñßñ kñsñtlñ olan olguya Ankara geliğim tarama envanteri (AGTE) ile geliğim deßerlendirmesi yapñlmñğ ve Orta Düzeyde
Mental Retardasyonu oldußu belirlenmiğtir. Otizm Davranñğ Kontrol Listesi (ABC) formu uygulanmñğ ve bu formdan toplam
89 puan ve uygulanan Çocukluk Otizmi Puanlama Ölçeßi’nden 40 puan almñğtñr. Olguya DSM-IV tanñ ölçütlerine göre
“Otistik Bozukluk” belirtilerinin tarandñßñ Otizm Deßerlendirme Formu uygulanmñğtñr ve DSM-IV ölçütlerine göre “Otistik
Bozukluk” tanñsñ konulmuğtur. TartÕúma: OSB’nin etyolojisinde genetik faktörlerin önemli rol oynadñßñ gösterilmiğtir.
Klinik uygulamalarda rutin olarak genetik analizlerin yapñlmasñ önerilmektedir. Burada sundußumuz olguda hem anne ve kñz
kardeğte, hem de erkek çocukta aynñ dengeli translokasyonun varlñßñ ve otistik bozukluk birliktelißi saptanmñğ ve yazñn
bilgisi tarandñßñnda bu birlikteliße rastlanmamñğ olmasñ olgunun sunulmasñna neden olmuğtur.
PB-69 XYY Sendromunun Eúlik Etti÷i Bir Otizm Olgusu
Leyla Ezgi Tü÷en1, Nagehan Üçok Demir1, Gülseda AyrancÕ1, Ayúe Rodopman Arman1
101
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
1
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Marmara Üniversitesi, Pendik E÷itim ve AraútÕrma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Otizm spektrum bozukluklarñ(OSB);çocukluk çaßñ nörogeliğimsel bozukluklarñ içinde yer alan bir klinik tanñ
grubudur. Belirtileri erken çocukluk çaßñnda bağlamakta olup, sosyal iletiğimsel alanda belirgin yetersizlikler ve sñnñrlñ
tekrarlayñcñ davranñğlar ve ilgi alanlarñ ile seyreden bir bozukluktur. Kromozomal anomalileri inceleyen çalñğmalar
OSB'lilerde %10-37 oranñnda kromozomal anomali bildirmiğtir. XYY sendromu 47,XYY karyotipi ile birlikte görülen nadir
bir kromozomal bozukluktur, her 1000 canlñ doßumdan birinde görülür. 47, XYY'li bireyler karakteristik bir özellik
göstermediklerinden yağam boyunca tanñ almadan kalabilirler. Ancak bazñ XYY vakalarñna otizm/otistik bozukluk eğlik
edebilmektedir. Toplum tabanlñ bir çalñğmada otizme eğlik eden medikal durumlar incelenmiğ vakalarñn %12,3'üne
kromozomal bozukluklarñn eğlik ettißi, XYYsendromunun da bu anomaliler içinde %0,5 oranñnda yer aldñßñ saptanmñğtñr. Bu
yazñnda otizme eğlik eden nadir bir genetik anomali olan XYY sendromlu bir vakanñn sunulmasñ amaçlanmñğtñr. Olgu: 4,5
yağñnda erkek hasta poliklinißimize konuğma gecikmesi, sinirlilik ve takñntñlñ davranñğlar nedeniyle bağvurdu. Çocußun tek
bağñna oynadñßñ, akranlarñna ilgi göstermedißi,yeniliklere dirençli oldußu ve zamanñnñn büyük bir kñsmñnñ kendi etrafñnda
dönerek geçirdißi ößrenildi. Daha önce herhangi bir psikiyatrik bağvurusu olmayan hastanñn bütün geliğim basamaklarñnda
gerilik saptandñ. Ruhsal durum muayenesinde yağñnda gösteren,özbakñmñ yerinde iliğki kurmaya isteksiz oldußu gözlenen
hastanñn göz temasñ kñsñtlñydñ. Seslenildißinde ismine nadiren bakñyordu. Ortak dikkat ve hayali oyun becerileri yeterince
geliğmemiğti. Zaman zaman cümle kurdußu ancak bu cümlelerin ilgisini paylağma amaçlñ olmadñßñ gözlendi. Bu belirtilerle
otistik bozukluk tanñsñ konulan hastanñn fizik muayenesinde makrosefali ve düğük kulak gözlenmesi üzerine genetik
konsültasyon istenmiğ olup, genetik incelemede 47,XYY saptanmñğtñr. Otizmin yanñ sñra 47,XYY tanñlarñyla izlenen hasta
özel eßitime yönlendirilmiğ olup halen poliklinißimizce takip edilmektedir. TartÕúma: 47,XYY oluğumu kromozomal
anomaliler içinde nadir görülmesine raßmen, cinsiyet kromozom anormallikleri içinde en sñk görülen anormalliklerden
birisidir. 47,XYY erkeklerde fazla sayñda olan Y kromozom genleri, normal erkeklere göre daha büyük kraniofasiyel
boyutlara neden olabilir . Bizim olgumuzda da kafa çevresinin büyük olmasñ ve düğük kulak saptanmasñ nedeniyle genetik
konsültasyon istenmiğ olup, incelemeler sonucunda 47,XYY saptanmñğtñr. Otizme pek çok genetik anomali eğlik ettißinden,
otizmli çocuklarla çalñğan klinisyenlerin bu konuda dikkatli olmalarñ ve anormal yüz görünümü veya bedensel dismorfizmi
olan hastalarda genetik konsültasyonun istenmesi önem tağñmaktadñr.
PB-70 Sesletim Bozuklu÷u, Sözel Ö÷renme SorunlarÕ, Manik Atak ve Epileptiform Anormallik ile Seyreden 18p11.2
Delesyonu: Olgu Sunumu
Betül Mazlum1, Sennur Zaimo÷lu2, Dilúad Türkdo÷an 3, Ayça Aslanger4, Seda Eyilikeder5
Emsey Hospital, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Poliklini÷i, 2Marmara Üniversitesi, Nörolojik Bilimler Enstitüsü, Çocuk ve
Ergen Psikiyatrisi Poliklini÷i, 3Marmara Üniversitesi, Çocuk Nöroloji Bilim DalÕ, 4Kocaeli Derince E÷itim ve AraútÕrma
Hastanesi, TÕbbi Genetik Poliklini÷i, 5Anadolu Üniversitesi, Dil ve Konuúma Terapisi Bölümü
1
Giriú: 18p delesyonu sñk görülen kromozom anormalliklerinden biridir. Klinik bulgulardaki deßiğkenlik çok fazladñr.
Olgularñn bazñlarñ çok hafif bulgulara sahip olup tesadüfen tanñ alabilirken, bazñlarñnda klinik çok daha aßñr
seyredebilmektedir. Burada sözel ößrenme güçlüßü, sesletim sorunlarñ, geliğimsel epileptiform anormallik ve manik ataklarñn
tabloya hakim oldußu, duygudurum sorunlarñ antiepileptik tedavi ile kontrol altñna alñnabilen 18p delesyonuna sahip olgudan
bahsedilecektr. Olgu: Hasta ilk olarak 8 yağ 8 aylñkken akademik bağarñsñzlñk, uyum problemleri ve sesletim sorunlarñ ile
çocuk psikiyatrisi poliklinißine getirildi. Geç konuğma öyküsü olan ve sözel ifadede zorlanmasñ belirgin olan hastanñn yapñlan
WISC-R zeka testinde Sözel Zeka Bölümü aleyhine 32 puanlñk bir fark saptanñrken Performans Zeka Bölümü 79 olarak
saptandñ. 13 yağñndaki EEG incelemesinde epileptiform anormallik izlenen hastanñn EEG bozuklußu 17 yağñnda iken
sonlandñ. Mani ataklarñ ile uyumlu olabilecek duygudurum dalgalanmalarñ olan hastanñn EEG anormallikleri için kullandñßñ
antiepileptik ilacñnñn kesilmesi ile birlikte duygudurum salñnñmlarñnñn artmasñ üzerine EEG incelemesinin normal olmasñna
raßmen valproik asit tedavisine devam edildi. Hastanñn tñbbi genetik konsültasyonu ve kromozom analizi sonucunda 18p11.2
delesyonu saptandñ. TartÕúma: 18p delesyonu olgularñnda 18. kromozomun kñsa kolunun nereden kñrñldñßñna ve delesyona
ußrayan parçanñn büyüklüßüne baßlñ olarak klinik bulgular deßiğkenlik göstermektedir ve bu koldaki bazñ yatkñnlñk genlerinin
kaybñ ile dißer yatkñnlñk faktörlerinin etkileğimine baßlñ olarak farklñ bozukluklar görülmektedir. Zeka gerilißi, ößrenme
güçlüßü, konuğma ve iletiğim bozukluklarñnñn sñklñkla görülmesi ile bu hastalar çocuk psikiyatrisi polikliniklerine de
bağvurabilmektedir. Olgularñn prognozlarñnñ etkileyeceßinden ve ailelerde tağñyñcñlñk olmasñ halinde genetik danñğma önem
kazanacaßñndan bu vakalarñn atlanmamasñ önem arzetmektedir. Ailesinde bipolar öyküsü olmamasñna raßmen bu hastada
bipolar bozuklußu telkin eden ataklarñn olmasñ vakayñ ilginç kñlmaktadñr çünkü literatürde bipolar bozukluk ile 18p11
lokusunun baßlantñlñ oldußuna dair çalñğma sonuçlarñ mevcuttur. Dißer yandan holoprozensefaliye yatkñnlñk yaratan lokusun
18p’nin distal segmentinde oldußu belirtilmektedir. Ancak yatkñnlñk yaratan dißer genlerin de katkñsñ sözkonusu olmalñ ki bu
segmentin kayñp oldußu her vakada holoprozensefali görülmez. Epilepsi, vakalarñn çok azñnda eğlik etmekte ve çoßunlukla
daha aßñr etkilenen ve holoprozensefalisi olan hastalarda bulunabilmektedir. Olgumuz holoprozensefalisi olmamasñna
raßmen 18p delesyonununa epileptiform anormallißin eğlik etmesi bakñmñndan da özellikli bir olgudur. Hastada bu
102
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
sendromda sñk görülen sesletim bozuklußu, ifade edici dil sorunlarñ ve sözel ößrenme güçlüßü de izlenmiğtir. Bu olgu, 18p
delesyonunun yol açtñßñ psikiyatrik bozukluklarñ vurgulamasñ açñsñndan eßitici ve önemli bulunmuğtur.
PB-71 Postoperatif Geliúen Süregen ødrar Retansiyonu Olgusu: Oyun Terapisi ile Sa÷altÕmÕ
Betül Mazlum1, Melih Tugay2
Emsey Hospital, 1Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Poliklini÷i, 2Çocuk Cerrahisi Poliklini÷i
Amaç: ðdrar retansiyonu nedenlerinden olan nörojen mesane çocuklarda da sñklñkla görülebilen ve konjenital veya edinilmiğ
patolojiler sonucunda ortaya çñkabilen bir hastalñktñr. Burada, geçirdißi ameliyat sonrasñnda idrar retansiyonu geliğen çocuk
hastanñn cerrahi disiplinler ve çocuk psikiyatrisi ile ortak ele alñnan deßerlendirme ve saßaltñm sürecinden bahsedilecektir.
Olgu: 4 yağñnda kñz hasta geçirdißi tonsilektomi ameliyatñ sonrasñnda idrar çñkaramamaya bağlamñğ. Sorunun süregen hale
gelmesi ile birlikte hasta aylarca kateterize bir ğekilde takip edilmiğ ve yapñlan spinal MR sonucunda spina bifida occulta
izlenmesi üzerine nörojen mesane ğüphesi ile beyin cerrahisine devredilmiğ. Nörojen mesane ön tanñsñ ile ürodinami
yapñlmasñ için hastanemize sevk edilen hastanñn ürodinami incelemesinin normal gelmesi sebebi ile çocuk psikiyatriye
danñğñldñ. Hasta geliğimsel olarak deßerlendirilip aile öyküsü alñndñktan sonra ikincil kazançlarñn ortadan kaldñrñlmasñ için aile
ile çalñğñldñ ve hasta oyun terapi seanslarñna alñndñ. Çocuk cerrahi tarafñndan sondasñz izlenen hasta 3. oyun terapi seansñndan
sonra idrar çñkarmaya bağladñ. TartÕúma: ðdrar retansiyonunun önemli nedenlerinden biri de nörojen mesanedir ve
çocuklarda en sñk embriyolojik dönemde oluğan nöral tip defektleri sonucu oluğmaktadñr. Bu vaka, mevcut klinik durum için
risk teğkil edebilecek bir kapanma defektine sahip olsa da klinißin organik olarak tam açñklanamadñßñ durumlarda ikincil
kazançlarñn da dahil olabileceßi psikojenik etmenlerin gözönüne alñnmasñnñn önemini yansñtmaktadñr. Dißer yandan spina
bifida occulta bu hastada oldußu gibi nörolojik bir soruna neden olmadan da mevcut olabilir. Tñbbi uzmanlñk dallarñnñn
konsültasyon-liyezon baßlamñnda iletiğim içinde olmasñnñn önemi kuğkusuz oldukça fazladñr ancak bu fiziksel ve psikolojk
etmenlerin iç içe geçtißi karñğñk klinik durumlarda kuğkusuz çok daha kritiktir ve gereksiz tñbbi müdahalelerin önlenmesi
açñsñndan da önem arzetmektedir.
PB-72 Bir Olgu Sunumu: “Erkek Olursam Annem Benden Nefret Eder”
Mert Beúenek1, Gonca Özyurt1, Burak Baykara1, Aynur Akay Pekcanlar1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Cinsel kimlik; kiğinin kendisini erkek, kadñn veya dißer bir “üçüncü” tip cinsel öznellik olarak algñsñ ve bu algñyñ
kendine özgü deneyimleme ğekli olarak tanñmlanmaktadñr. Cinsel kimlik, kimlißin vazgeçilmez parçalarñndan biridir. Bu
sunumda çocuk ve ergen psikiyatrisi pratißinde özellikle ergenlik döneminde sñk karğñlağtßñmñz, bazen kimlik bunalñmñ ya da
kimlik karmağasñnñn bir parçasñ olabilen bazen ise cinsel kimlik bozuklußunun öncüsü olabilen cinsel kimlik sorunlarñ
hakkñnda son literatürler gözden geçirilerek bir olgu tartñğmasñ amaçlanmñğtñr. Sunulan olguda; ön-ergenlik döneminde
karğñlağñlan cinsel kimlik sorununun aile dinamikleri ve benlik kavramñnñn geliğim süreci ile iliğkileri incelenmiğtir. Olgu:
Ö.D. 11 yağñnda biyolojik cinsiyeti erkek olan önergen. Çocuklußundan beri kñzlarñn oynadñßñ oyunlarñ oynama, kñzlar gibi
davranma ve oyun arkadağñ olarak kñzlarñ tercih etme nedeni ile Ocak 2012’de klinißimize bağvurmuğtur. Yapñlan klinik
görüğmede olgu erkek olmaktan memnun oldußunu belirtmiğ olmakla beraber; olgunun feminen davranñğlarñ, ses tonu ve
konuğma biçimi mevcuttur. Olgunun mutsuzluk, içine kapanma, kolayca aßlama, deßersizlik düğünceleri gibi depresif
yakñnmalarñna ek olarak okulda erkek arkadağlarñ tarafñndan dñğlanma; erkek arkadağlarñnñn oynadñklarñ oyunlarñ oynamama
ve oyuna girmeye çalñğmama gibi sosyal özellikleri vardñr. Klinik izlemde olgunun annesi ile yapñlan görüğmelerde; aile içi
iliğki sorunlarñnñn belirgin oldußu, annenin erkeklerden nefret ettißi, istemedißi halde babasñnñn zoruyla evlendirildißi,
istemeden hamile kaldñßñ ve evlendißinden itibaren kocasñndan ğiddet gördüßü ößrenilmiğtir. Olgunun babasñnñn olgu ile hiç
ilgilenmedißi, olgu uyuduktan sonra eve geldißi, olgunun babasñna yönelik ‘babam beni sevmiyor, onu kaybettim’ gibi
düğüncelerinin oldußu ve yine ‘eßer erkek olursa annesinin de onu sevmeyeceßi’ni düğünen olgunun annesini kaybetmeye
yönelik korkularñnñn bulundußu ößrenilmiğtir. Süreçte depresif yakñnmalarñna yönelik fluoksetin 20 mg/gün bağlanmñğ,
bireysel görüğmeler ve anne görüğmeleri yapñlarak izlenmiğtir. TartÕúma: Yaklağñk 3 yağlarñndaki çoßu çocuk, kendi cinsel
kimliklerini etiketleme açñsñndan ilkel bir iğlev göstermekte ve kendilerini kñz veya erkek olarak tanñmlayabilmektedirler.
Ancak “cinsiyet” kavramñnñ, kendilik algñsñnñn deßiğtirilemez bir parçasñ olarak kavrama yeteneßi ğeklinde tanñmlanan
“cinsiyet süreklilißi”ni tam olarak algñlayabilme kapasitesi daha sonraki birkaç yñlda kazanñlmaktadñr. Çocuklarñn oyun
arkadağlarñnñn cinsiyetlerindeki, oyun rollerindeki, oyuncaklarñndaki ve ußrağ alanlarñndaki seçimleri ve karğñ cinse ait
kñyafetleri giyme alñğkanlñklarñ; cinsel kimlik ve biyolojik cinsiyet arasñndaki uyuğmazlñk durumunda kolayca farkedilebilen
temel göstergelerdir ve sunulan olgunun klinik özelliklerinde de belirgin olarak mevcutturlar. Ergenlik döneminde ise bu
göstergelere ek olarak, kendi biyolojik cinsiyetlerine ait somatik özelliklere karğñ yoßun bir rahatsñzlñk hissi
eklenebilmektedir. Kimlißin oluğumu ve biçimlenmesi sürecinde yağanan ve çözümlenemeyen güçlükler, özellikle ergenlik
döneminde ğiddetli olarak ortaya çñkabilmekte ve bu durum “Kimlik Bocalamasñ” olarak isimlendirilmektedir. Çocukluk
103
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
döneminde yağantñlanan utanç, suçluluk, deßersizlik ve güvensizlik duygularñ ile iliğkisi olan kimlik bocalamasñ; cinsel
bocalama, ait olmama veya kabul edilmeme hissi, deßer çatñğmalarñ ve olumsuz kendilik algñsñ ğeklinde belirtilerle kendini
gösterebilmektedir. Sunulan olguda da ön-ergenlik döneminde yağantñlamakta oldußu kimlik oluğumu sürecindeki
sñkñntñlarñna eğlik eden depresif belirtiler dikkat çekicidir. Cinsel kimlik sorunlarñ; genellikle çocußun bakñm verenle olan
iliğki örüntüsünde mevcut olan ayrñlma anksiyetesi ve bakñm verenlerin cinsel kavramlara tepkileri ile de
iliğkilendirilmektedir. Anlatñlan olgunun öyküsünde mevcut olan annenin olumsuz ve hatta nefrete varan “erkeklik algñsñ”, bu
duruma eklenen çocußun anneyi kaybetme ve terk edilme kaygñsñ bu verilerle örtüğmektedir. .
PB-73 Aile Sistemleri KuramÕ Ba÷lamÕnda Konversiyon Bozuklu÷u : “Ben Hanginize Anne Demeliyim?”
Semih Erden1, Tuna Çak1, ùevin Hun2, Fatih Ünal1
Hacettepe Üniversitesi 1 Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2 Psikiyatri A.D.
Amaç: Aile sistemleri kuramñ, aile üyelerinin birbirleriyle iliğkilerini, ailenin bir bireyini dißer bireylerden ayñrarak
anlamanñn güçlüßünü ve alt sistemlerden oluğan kaygñ ve kriz durumlarñ ile bağ edebilen iğlevsel aile yapñsñnñ
vurgulamaktadñr. Bu sunumda biyolojik anne babasñ ve yine “ anne” olarak tanñmlanan babanñn dißer eği ile birlikte yağayan,
iki aydñr havlar tarzda kronik öksürük nedeniyle sokaßa çñkamayan ve okula gidemeyen on yağñnda bir erkek çocußunun aile
sistemleri ve yapñsal aile tedavisi baßlamñnda ele alñnmñğ olan deßerlendirme ve tedavi süreci tartñğñlacaktñr. Olgu: Yaklağñk
bir yñl önce babanñn geçirdißi koroner arter hastalñßñ ataßñndan kñsa süre sonra bağlayan ve astñm tedavisi ile bir iki ay gibi bir
sürede tama yakñn iyileğen kronik öksürük yakñnmasñ olan hastanñn yakñnmasñ iki ay kadar önce tekrar bağlamñğ ancak aynñ
tedaviye bu kez yanñt alñnamamasñ, öksürüßün giderek ğiddetlenmesi ve evden çñkmaya dahi izin vermez hale gelmesi
nedeniyle Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi’ne sevk edilmiğtir. Ğikayetlerine tek taraflñ göz kapaßñnda düğüklük de
eklenen hasta Çocuk Hastalñklarñ, Çocuk Nöroloji ve Kulak Burun Boßaz bölümleri tarafñndan deßerlendirilmiğ ve yapñlan
tetkiklerde durumu açñklayacak herhangi bir organik patolojiye rastlanmamasñ üzerine Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve
Hastalñklarñ poliklinißine yönlendirilmiğtir. Alñnan öyküde öksürüßün, 5 - 10 dakikada bir ve 15-20 kez art arda olan ritmik
bir karakterde günün her saatinde olabildißi, uykuda kayboldußu, hastanñn kendi isteßiyle durduramadñßñ ve ataklar ardñndan
yorgunluk hissi zaman zaman ise aßlamanñn olabildißi ößrenildi. Bekleme salonunda annesi izlenimi veren iki kadñnñn
arasñnda ikisi ile de elele kñğlñk kñyafetler ile sñkñca sarñlmñğ olarak oturmasñ dikkat çekiciydi. Aile üyeleri ile öykünün
alñnmasñ için tek tek görüğüldüßünde babanñn ilk evlilißinden çocußu olmayñnca, eğinin seçtißi ikinci bir eğin aileye katñldñßñ
ve hastanñn bu ikinci evlilikten ikinci ve tek erkek çocuk olarak dünyaya geldißi anlağñldñ. Aile içinde çocuklarñn her iki eğe
de “anne” olarak hitap ettißi ve çocuklara uzun süre “üst tarafñnñ bir annen, alt tarafñnñ dißer annen doßurdu” ğeklinde
açñklama yapñldñßñ ve dißer iki kardeğte de çeğitli somatik yakñnmalarñn oldußu ößrenildi. Hasta ile yapñlan görüğmede
gündelik konulardan bahsedilirken konuğmasñnñn kendilißinden ve akñcñ oldußu, aile içi roller ve düzen sorgulandñßñnda ise
donuklağtñßñ ve aßlama ile sonlanan öksürük ataklarñnñn geliğtißi gözlendi. Aileye yakñnmanñn psikojenik kökenli oldußu
hakkñnda bilgi verilmesi ve tutum önerilerine ek olarak hastaya sertralin tedavisi bağlandñ. Aile içi rollerin ve sñnñrlarñn
yeniden düzenlenmesi açsñndan hasta ve ebeveynleri ile ayrñ ayrñ görüğmeler yapñldñ. Üçüncü görüğmede hastanñn her iki eğe
de anne ifadesi önüne ayrñ ayrñ isimlerini ekleyerek hitap etmeye bağladñßñ, öksürüßünün ise tama yakñn düzeldißi ve okula
düzenli olarak devam ettißi ößrenildi. TartÕúma: Aile sistemleri kuramñna göre durumsal ya da geliğimsel sorunlar karğñsñnda
esnek olmayan, gerekli yapñsal deßiğikliklerin yapñlamadñßñ ailelerde iğlevsel bozukluklar görülür. Herhangi bir aile bireyinde
ortaya çñkan psikiyatrik belirti aile yapñsñndaki bozukluk tarafñndan beslendißi için tedavinin asñl hedefi söz konusu belirtiden
çok ailenin var olan yapñsñnda deßiğiklik yapabilmektir. Ele alñnan söz konusu olgu sunumundaki farklñ aile biçimimde de
aile yapñsñ, alt sistemler ve sñnñrlar çalñğñlmñğ, sonuç olarak ise çocukta ortaya çñkan psikojenik öksürük belirtisinin
kayboldußu görülmüğtür.
PB-74 Psikotik Bozukluk Tablosunu Taklit Eden Konversiyon Bozuklu÷u: Bir Olgu Sunumu
Dursun Karaman1, Mahmoud Almbaidheen1
1
Gülhane Askeri TÕp Akademisi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Giriú: Konversiyon bozuklußu hareket, duyu ve nörovejetatif sistem organlarñnda organik bir sebebe dayanmayan yeti yitimi,
iğlev azalmasñ ya da çoßalmasñ olarak tanñmlanmaktadñr. Konversiyon bozuklußunda klinik belirti olarak; uyuğma, duyu
azalmasñ gibi çeğitli duyu belirtileri astazi, abazi gibi motor belirtiler, katñlmalar ya da konvülziyonlar, globus histerikus,
aerofaji gibi nörovejetatif belirtiler;varsanñ, sanrñ gibi dißer belirtiler görülebilir. Olgu: 14 yağñnda kñz hasta, son 1 aydñr dißer
birilerini izleme ve onlarla konuğma, heyecanlandñßñ zaman birkaç kez iç çekme tarzñnda nefes aldñktan sonra kontrollü bir
ğekilde düğme ğikayetleri ile çocuk hematolojisi poliklinißinden konsültasyon amaçlñ gönderildi. Hastaya 2007 yñlñnda akut
lenfoblastik lösemi (ALL) tanñsñ konulmuğ ve 2 kez kemik ilißi transplantasyonu (KðT) yapñlmñğ, Kasñm 2013’te görme kaybñ
nedeni ile müracaat etmesi üzerine serebral lösemik infiltrasyon teğhisiyle kranio-spinal radyoterapi uygulanmñğtñr.
Uygulanan ikinci radyoterapi seansñ sonrasñ hastada konuğma ve konuğulanñ anlamada bozulma, gaita ve idrar inkontinasñ
104
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
geliğmesi sonucu tedavi durdurulmuğtur. Aynñ dönemde hastanñn yüzünde meydana gelen kasñlma ğikayeti olmuğ ve epilepsi
tanñsñ ile antiepileptik tedavi bağlanmñğtñr. Hasta halen metotreksat 15 mg/hafta, tegretol 1000 mg/gün ve keppra 800 mg/gün
kullanmaktadñr. Psikiyatrik deßerlendirmede hasta basit cümleleri anlayabilmekte ve kñsa cümlelerle cevap verebilmekte,
ancak hastalñßñ ve ailesinin belirttißi yakñnmalarla ilgili sorulara basit ve ilgisiz cevaplar vermektedir. Duygulanñmñnñn
endifere, sosyabilitesinin sñnñrsñz, mizacñnñn neğeli oldußu görülmüğtür. Ailesinden alñnan bilgiye göre hastanñn birilerini
izliyormuğ gibi davrandñßñ, onlarla konuğtußu, ne yaptñßñ soruldußunda hiçbir ğey yokmuğ gibi ailesi ile iletiğime geçtißi,
heyecanlandñßñnda kontrollü bir ğekilde düğtüßü ve bayñlmadñßñ, bu düğmelerin gün içinde koğullara göre sñklñßñnñn deßiğtißi
ifade edilmektedir. Yapñlan psikiyatrik görüğme sonucu hastanñn ğikayetlerinin konversiyon ile uyumlu oldußu kanaatine
varñlarak hastanñn fiziksel yakñnmalara döndürülen anksiyetesine yönelik haloperidol 0.5 mg/gün bağlandñ. Tedavinin
bağlangñcñndan itibaren hastanñn düğme ve kendi kendine konuğma ve bir ğeyler görme ğikayetleri düzeldi. TartÕúma:
Konversiyon bozuklußu organik kökenli hastalñklarñ taklit ettißi için öncelikle organik etyoloji ekarte edilmelidir. Bunun için
öykü, fizik muayene, laboratuar ve görüntüleme tetkiklerinin yanñ sñra ruhsal muayene önemlidir. Olgumuzda öykü ve ruhsal
muayene ile hastada konversiyon bozuklußu teğhis edilmiğ ve uygulanan düğük doz haloperidol tedavisinden olumlu sonuç
alñnmñğtñr.
PB-75 Deri Yolma DavranÕúÕnda Glutamaterjik Disfonksiyonun Rolü: Bir Çocuk Olgunun N-Asetilsistein ile Tedavisi
øpek Perçinel1, Kemal Utku YazÕcÕ2
1
Osmaniye Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ, 2FÕrat Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen
Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ
Amaç: Deri yolma davranñğñ (DYD, Skin Picking Disorders), deri lezyonlarñ ile sonuçlanan tekrarlayñcñ ve kompulsif yolma
davranñğñ ile karakterize bir bozukluktur. DYD, “Ruhsal Bozukluklarñn Tanñsal ve Sayñmsal Elkitabñ, dördüncü baskñ (DSMIV),”sñnda, “Bağka Türlü Adlandñrñlamayan Dürtü Kontrol Bozuklußu” grubu içerisinde sñnñflandñrñlñrken; DSM-5’de
“Obsesif Kompulsif Bozukluk Spektrumu” grubunda sñnñflandñrñlmñğtñr. N-asetilsistein (NAC), beyinde glutamat
transmisyonunu module eden antioksidan bir moleküldür. OKB patofizyolojisinde glutamaterjik disfonksiyon oldußunun ve
NAC’ñn OKB olgularñnda etkili oldußunun gösterilmesiyle, son yñllarda DYD olgularñnda da NAC kullanñlmaya bağlamñğtñr.
Bu yazñda 12 yağñnda DYD tanñlñ bir kñz olgunun NAC ile tedavi süreci tartñğñlmñğtñr. Olgu: 12 yağñnda kñz olgu sñkñntñ,
gerginlik, yüz, kol ve bacak derisini yolarak yara oluğturma ğikayetleriyle annesi tarafñndan poliklinißimize getirildi. Yapñlan
deßerlendirilmesinde, yüz, kol ve bacak bölgesinde çeğitli büyüklüklerde ve farklñ iyileğme evrelerinde çok sayñda cilt yarasñ
oldußu izlendi. Özellikle yakñnmalarñnñn artñğ gösterdißi son altñ aydñr sosyal izolasyon, akran iliğkilerinde sorun ve akademik
bağarñda düğüklük oldußu belirlendi. Herhangi bir madde-ilaç kötüye kullanñm öyküsü saptanmadñ. Olgu, organik etiyolojinin
deßerlendirilmesi açñsñndan dermatoloji klinißine konsülte edildi. Dermatolojik herhangi bir problem belirtilmedi.
Tekrarlayñcñ davranñğlarñn görülebildißi psikiyatrik bozukluklar da dñğlandñktan sonra olguya DSM-5’e göre DYD tanñsñ
kondu. CGI-Ğiddet ölçeßine göre 5-Belirgin Düzeyde Hasta oldußu düğünüldü. Önceki ilaç öyküsü ayrñntñlñ olarak
deßerlendirilen olgunun tedavisinde NAC bağlanmasñna karar verildi. 600 mg/gün dozunda bağlandñ. ðzlemde kontrollü
olarak 1800 mg/gün’e yükseltildi. ðlaçla ilgili herhangi bir yan etki gözlenmedi. Tedavi uyumu iyi olan olgunun son
kontrolünde vücudunda yeni yara oluğumu saptanmadñ. Eski yaralarñnda belirgin iyileğme mevcuttu. Olgunun deri yolma
davranñğñnñn tamamen ortadan kalktñßñ, çok nadir olarak yolma isteßi olsa da bunu kolayca kontrol edebildißi belirlendi.
Sñkñntñ ve gerginlik yakñnmalarñnñn düzeldißi, sosyal iliğkilerinin eskiye göre çok daha iyi oldußu izlendi (CGI-Düzelme: 1Çok Düzeldi, CGI-Ğiddet: 2-Hastalñk Sñnñrñnda). TartÕúma: Bu yazñda, DSM-5’e göre DYD tanñsñ konulan ve NAC ile
belirgin iyileğme gösteren 12 yağñnda bir kñz olgu tartñğñlmñğtñr. NAC, beyinde glutamat transmisyonunu modüle eden
antioksidan bir moleküldür. Etkisini özellikle nucleus acumbens üzerinde gösterir. NAC etkisiyle oluğan nucleus
acumbensdeki glutamat modulasyonunun, tekrarlayñcñ ödül arayan davranñğlara etkili oldußu ifade edilmiğtir. Literatür
incelendißinde, son yñllarda OKB ve OKB spektrumu içinde yer alan trikotillomani, tñrnak yeme ve DYD tedavisinde NAC
kullanñmñna sñklñkla rastlanmaktadñr. Çalñğmalarñn çoßunda NAC’ñn etkili oldußu bildirilmiğtir. Olgumuzun önceki ilaç
öyküsü ayrñntñlñ olarak deßerlendirildißinde; monoamin, dopamin ve ikincil mesajcñ sistemlerinin dñğñnda yakñnmalarñna yol
açabilecek, farklñ bir nörobiyolojik mekanizma olabileceßi düğünüldü. OKB etiyopatogenezinde rolü oldußu gösterilen
glutamaterjik disfonksiyonun, OKB spektrumu içinde olan DYD’nin etiyopatogenezinde de rolü olabilir. Tüm bu bilgiler göz
önüne alñnarak olgumuza NAC tedavisi bağlandñ (600-1800 mg/gün). 10 haftalñk NAC tedavisi sonrasñ DYD tamamen
düzeldi. Görebildißimiz kadarñyla olgumuz DYD ile iliğkili komorbid psikiyatrik ya da tñbbi hastalñßñ olmayan çocuk yağ
grubunda “pür DYD”de, NAC kullanñlan ve belirgin iyileğme gösteren ilk olgudur. Tedavi süresince herhangi bir yan etki
gözlenmemesi, bizlere NAC’ñn çocuk yağ grubunda güvenle kullanñlabileceßini düğündürmüğtür. Daha net bulgularñn elde
edilebilmesi için geniğ örneklemli, uzun süreli ve kontrollü arağtñrmalara gereksinim vardñr.
PB-76 Siyalore tedavisinde ek bir seçenek olarak Pirasetam: Olgu sunumu
Hasan Bozkurt1
105
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
1
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
Gaziosmanpaúa Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Ağñrñ tükrük salgñsñ artñğñ olarak bilinen siyalorenin tedavisinde antikolinerjikler, santral etkili alfa agonistler ve
botulinum toksini olmak üzere birçok farmakolojik ajan kullanñlmaktadñr. Pirasetam bir GABA türevi olup mental
fonksiyonlar üzerinde olumlu etkilerinden ötürü çocuk ruh saßlñßñ alanñnda yaygñn olarak kullanñlan ilaçlardan biridir. Bu
yazñda orta derece mental retardasyonu olan ve Pirasetam kullanñmñyla siyaloresi düzelen bir olgu sunulmasñ amaçlanmñğtñr.
Olgu: A, 4 yağñnda erkek çocußu; anne, baba ve kardeğleriyle yağñyordu. Babasñ tarafñndan kliniße konuğma gecikmesi
nedeniyle getirildi. Psikiyatrik muayenesinde konuğma dñğñnda dißer biliğsel fonksiyonlarñnñn yağñtlarñndan geri oldußu ve
aßzñnda çok fazla miktarda salya artñğñoldußu gözlendi. Nöbet öyküsü olmayan ve yapñlan geliğim testi sonucu orta derece
biliğsel düzeyde gecikme saptanan olgu bireysel eßitim almasñ için özel eßitime yönlendirildi. Mental fonksiyonlarñna
katkñda bulunmasñ açñsñndan Pirasetam 200 mg/gün bağlandñ. 2 ay sonra yapñlan rutin kontrol muayenesinde aile Pirasetam
kullanmaya bağladñktan 2 hafta kadar sonra aßzñndaki salya artñğñnñn durdußunu belirtti. Son iki ay içinde ek bir ilaç
kullanmayan ve 6 aydñr takip edilen hastanñn Pirasetam tedavisine devam edilmekte olup siyalorenin son 6 ay içinde hiç
tekrarlamadñßñ tespit edilmiğtir. TartÕúma: Siyalore çocuklar ve aileleri için rahatsñz edici bir durum olup etyolojisi ve
tedavisi için çeğitli stratejiler önerilse de Pirasetam ile düzelen herhangi bir olguya yazñnda rastlanmamñğtñr. Olgumuzda
Pirasetamñn hipersalivasyon üzerinde etkili oldußu görülmüğtür. Bu poster sunumunda siyalorenin Pirasetam ile düzelmesi
olasñ mekanizmalar ñğñßñnda tartñğñlacaktñr.
PB-77 Geç TanÕ AlmÕú Hiperexpleksianedeniyle Geliúen Okul Reddi
Hamza AyaydÕn1, AslanTekataú2, Sedat Alpaslan Tuncel2
1
Edirne Devlet Hastanesi, 2Trakya Üniversitesi TÕp Fakültesi, Radyoloji A.D.
Giriú: Hiperexpleksia, dokunsal veya iğitsel ani dñğ uyaranlara karğñ belirgin irkilme yanñtñ ve hipertoni ile karakterize nadir
görülen nonepileptik bir bozuklukturve inhibitör bir nörotransmitter olan Glisininnorotransmisyonunda genetik
mutasyonlardan kaynaklanmaktadñr.Bu yazñda okula gitmek istememe ğikayeti ile bağvuran, yapñlan klinik ve laboratuar
deßerlendirmeleri sonucunda hiperexpleksia tanñsñ konan ve tedavi edilen bir olgu sunulmuğtur. Olgu: 15 yağñnda erkek
hasta, okula gitmek istememe ğikayetiyle çocuk psikiyatri poliklinißimize getirildi. Ani seslere karğñ yerinden sñçrama gibi
ağñrñ irkilmelerinin oldußunu, bu durumundan dolayñ sñnñftaki bazñ arkadağlarñnñn ani sesler çñkararak kendisini rahatsñz
ettiklerini, bu nedenle artñk okula gitmek istemedißini belirtmiğtir. Öz geçmiğindeserebralpalsi nedeniyle takip edildißini,
bebeklißinden bu yana ani seslere karğñ irkilme ve kasñlma ğikayetlerinin oldußunu, ve bu irkilmeleri için dñğ merkezde
yaklağñk 4 aydñr diazepam 5mg/gün ve sitalopram 40 mg/gün kullandñßñnñ belirtmiğtir. Ancak bu tedaviyle mevcut
durumunda hiç bir düzelme olmadñßñnñ belirtmiğtir.Soygeçmiğinde aile bireylerinde benzer bir durum ve epilepsi öyküsü
yoktu. Muayene esnasñnda ani iğitsel ve dokunsal uyaranlara karğñ irkilme ve sñçrama ğeklinde hareketlerinin oldußu görüldü.
Laboratuar incelemelerinde tam kan sayñmñ, biyokimyasñ, elektroensefalografisi(EEG) ve beyin magnetikrezonans
görüntülemesinde herhangi bir anormallik saptanmadñ. Hiperexpleksia tanñsñ ile hastanñn kullandñßñ diazepam ve sitalopram
kesildi ve klonazepam (2 mg/gün) tedavisi bağlandñ. Hasta kontrolde deßerlendirildißinde günlük hayatta ani uyaranlara karğñ
oluğan bu tarz hareketlerinin çoßunlukla azaldñßñnñ, okulda da daha rahat oldußunu belirtmiğtir. Yapñlan muayenesinde ani
iğitsel ve dokunsal uyaranlara hafif irkilmeleri dñğñnda özellik yoktu. TartÕúma: Hiperexplexiakalñtsal ya da sporadik
olmaktadñr. Hastada fiziksel ve ya cinsel istismar öyküsü yoktu. Beyin ve beyin sapñ lezyonlarñ hiperexplexia ya neden
olabilmektedir ancak hastada görüntüleme çalñğmalarñnda bir patoloji saptanmadñ. Yapñlan EEG nin normal olmasñ ve
muayenede irkilme ve sñçramalarñn olmasñ mevcut durumun hiperexpleksia olmasñ açñsñndan önemli bulgulardñr.
Hiperexplexia tedavisinde klonazepamñn yeri oldukça önemlidir. Olgumuzda da gözle görülür bir fayda saßlamñğtñ ve okula
gitmek istememe durumu kñsa sürede çözülmüğtü. Bu nedenle nadir görülenbir hastalñk olan hiperexplexianñn etkin bir
ğekilde farkedilmesi hastalarñn daha iyi bir ğekilde tedavi olmalarñnñ saßlayacaktñr.
PB-78 Yeni Bir TanÕ; SÕnÕrsÕz Toplumsal KatÕlÕm Bozuklu÷u
Begüm ùahbudak1, Dilay Karaarslan1, Fatma Varol Taú1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Sñnñrsñz toplumsal katñlñm bozuklußu , DSM 5’ te travma ile iliğkili bozukluklar bağlñßñ altñnda yeni bir tanñdñr.
Baßlanma bozukluklarñ DSM-IV’te ketlenmiğ ve ketlenmemiğ tip olarak iki farklñ grupta sñnñflandñrñlñrken, etyoloji, tanñ,
prognoz açñsñndan belirgin farklñlñklar göstermeleri nedeniyle DSM 5 te iki farklñ tanñ olarak yer almñğlardñr. Bu okul öncesi
yağ grubundaki olguda, DSM 5 te yeni bir tanñ olarak karğñmñza çñkan, nadir görülen ve prevalansñ tam olarak bilinmeyen
sñnñrsñz toplumsal katñlñm bozuklußunun cinsel istismar ile iliğkisi, travmanñn anne- çocuk iliğkisine yansñmasñ ve reaktif
baßlanma bozuklußunun alt tipi iken farklñ bir tanñ olarak yer almasñnñn sebepleri literatür eğlißinde tartñğñlacaktñr. Olgu:
Adli deßerlendirmesi yapñlamadñßñ için saßlñk tedbiri nedeni ile görülen 3 yağñnda kñz bebeßin öyküsünde; plansñz ancak
106
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
babanñn kñz cinsiyet beklentisi olan gebelik sonrasñ zamanñnda normal yolla doßdußu, 4.aydan itibaren babanñn cinsel
istismarñna ußradñßñnñn anne tarafñndan fark edildißi ve 11. Aya kadar devam ettißi, erken bebeklik döneminden itibaren
özellikle yabancñlarla çok çabuk iliğki bağlattñßñ ve ebeveynini aramadñßñ, annenin saç mağasñnñ aßzñna sokma gibi alñğñlmadñk
davranñğlarñnñn 1 yñldñr var oldußu ve devam ettißi, ebeveynine kñzgñnlñßñnñ saçlarñnñ yolma aßlama ğeklinde gösterdißi;
annenin mutsuzluk, sinirlilik, deßersizlik düğünceleri, suçluluk duygularñ, keyifsizlik yakñnmalarñ oldußu ößrenilmiğtir.
Olgunun ruhsal muayenesinde; bu bozuklußun bulgusu olarak engellendißinde irritabilite ya da kaçñnma davranñğñ gösterdißi
, dil ve konuğma becerisinin yağñna göre geri oldußu, tekrarlayan biçimde tüm insan ve hayvan figürlerini yan yana yatñrma,
pembe renkli oyun masasñnñ yanaklarñna ve aßzñna sürme ğeklinde oyun oynadñßñ, gözlemciyle çok çabuk iliğkiye geçebildißi
gözlenmiğtir. Yapñlandñrñlmñğ görüğmesinde; anneden ayrñlmaya tepki vermedißi, gözlemciye zaman zaman yapñğkan
davranñğlarñnñn oldußu, annenin odaya dönmesine itiraz ettißi, anne odaya döndüßünde tepkisiz kaldñßñ, kolay- orta – zor
olarak görevler verildißi olgunun kolay görevi annenin yardñmñ ile gerçekleğtirdißi ancak orta ve zor görevleri hem anne hem
çocußun yerine getiremedißi,çocußun yatñğmak için anneyi aramadñßñ, engellendißinde kaçñnma davranñğñ gösterdißi,
coğkusal paylağñmñn olmadñßñ gözlenmiğtir. Yapñlan geliğim testinde tüm alanlarda % 30’ dan fazla geliğim gerilißi
saptanmñğtñr. TartÕúma: John Bowlby’ñn geliğtirdißi baßlanma kuramñ, Freud’un psikanalitik kuramñndan köken almaktadñr.
Bu kurama göre; yenidoßan bebekler, yalnñzca onlara bakmaya ve korumaya istekli temel bir bakñm veren varlñßñnda
yağamlarñnñ sürdürebilirler. Ainsworth’e göre de güvenli baßlanmanñn geliğmesi için çocußun kesintisiz, tutarlñ tepki veren,
duyarlñ ve her zaman ulağñlabilir bir bakñm verene sahip olmasñ gerekmektedir. Baßlanma kuramñ erken bebeklik döneminde
primer bakñm veren ile olan iliğkiye ñğñk tutmaktadñr. Literatürde farklñ birçok çalñğmada cinsel istismara ußrayan çocuklarda
güvensiz baßlanma geliğtißi gösterilmiğtir. Cinsel istismar baßlanmanñn nitelißini etkiledißi gibi kñsa ya da uzun vadede
psikopatoloji geliğmesine de neden olmaktadñr. DSM 5’ te sñnñrsñz toplumsal katñlñm bozuklußu, travma ile iliğkili
bozukluklar altñnda yer almñğtñr. Bunun sebebi; bu yağta kalñnan patolojik bakñmñn bu yağ grubunun en önemli travmatik
olayñnñ oluğturmasñdñr. DSM IV’ te reaktif baßlanma bozuklußunun bir alt tipi olarak adlandñrñlñrken, ilk kez 2010 yñlñnda
Zeanah ve Gleason tarafñndan DSM 5’e yönelik deßiğiklik önerilerinde; söz konusu iki tipin farklñ kodlanmasñ gereken
durumlar olabileceßi ğeklinde yer almñğ ve alternatif sñnñflandñrma kriterleri geliğtirilmiğtir.
PB-79 Capgras Sendromu: Bir Olgu Sunumu
Ayúe Nur AydÕn1, Hozan SaatçÕo÷lu1, Ömer Kardaú1, Sezen Köse1, N. Burcu Özbaran1
1
Ege Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Capgras Sendromu, yakñnlarñnñn ya da nesnelerin ikizleri ile yerdeßiğtirmesi ğeklinde sanrñlarla karakterize bir
sendromdur. ðlk defa 1923 yñlñnda Capgras ve Reboul-Lachaux tarafñndan “ l’illusion des sosies” olarak adlandñrñlmñğtñr.
Capgras sendromu, Delüzyonel Misidentifikasyon sendromlarñ arasñnda en sñk rastlananñdñr ve kiğilerin ikizleri veya
sahtekarlarñ ile yer deßiğtirdißine inanan sanrñlarñ içerir. Bununla birlikte son yñllarda daha sñk tanñmlanmakta ve
bildirilmektedir. Psikotik hastalarñn %4’ünden fazlasñnda ve Demanslñ hastalarñn %30’undan fazlasñnda CS’nin ortaya çñktñßñ
gösterilmiğtir. CS sendromunun %25-40 oranñnda genel tñbbi bozuklußa baßlñ olarak da geliğebildißi tahmin edilmektedir Bu
çalñğmada Capgras Sendromu tanñsñ konan olgunun klinik ve nörogörüntüleme özellikleri literatür ñğñßñnda tartñğñlarak
sendromun tanñtñlmasñ amaçlanmñğtñr. Olgu: 13 yağñnda kñz, 7. Sñnñf ößrencisi. Anne-baba ve ikiz kardeği ile beraber
yağñyorlarmñğ. ðlk ğikayetleri 6. Sñnñfta yatñlñ bir okula bağladñktan sonra bağlamñğ. ðçe kapanma, sinirlilik ve ğüphecilik
ğikayetleri olan olgunun psikiyatrik bağvurusu olmamñğ. 6. Sñnñf bitiminde yaz dönemi ailesinin yanñndayken iç sñkñntñsñ,
evinden dñğarñ çñkmak istememe, ellerim-ayaklarñm uyuğuyor deme ğikayetleri olmuğ. Olgunun anne ve babasñna ‘’siz benim
anne ve babam deßilsiniz, bağkalarñ ile deßiğmiğsiniz’’ deme ğikayetleri ile beraber aßlama ataklarñ, ‘’kimseye korkularñnñ
anlatma’’ diyen sesler duyma, hareketlilißinde artñğ ğikayetleri ile tarafñmñza bağvurmasñ üzerine yatñrñlarak tedavisi
düzenlendi. Bize bağvurmadan önce aripiprazol kullanan olgunun tedavisine risperidon ve haloperidol eklendi. Klinik
izleminde pozitif semptomlarñnda belirgin düzelme gözlenen hastada depresif duygudurum ön plana çñktñ. Bunun üzerine
hastanñn tedavisine essitalopram eklendi. Essitalopram bağlandñktan sonra hastanñn negatif semptomlarñnda kñsmi düzelme,
depresif duygudurum ve kognitif fonksiyonlarda belirgin düzelme gözlendi. TartÕúma: Capgras Sendromu tam olarak
anlağñlmamñğ ruhsal bir sendrom olmasñna raßmen bozuklußun açñklanmasñnda deßiğik etiyolojik teoriler öne sürülmüğtür. ðlk
teoriler psikodinamik olarak açñklanmaya çalñğñlmñğ, ancak daha sonra tñbbi ve nörolojik durumlar arasñndaki iliğkilerin
bildirilmesi sanrñlarñn geliğmesinin temelinde beynin nörobiyokimyasal bozukluklarñnñn rol oynadñßñ fikrinin aßñrlñk
kazanmasñna sebep olmuğtur. Nöroanatomik bulgular CS hastalarñnda iki hemisferde tutulum olabilmekle birlikte saß
hemisfer lezyonlarñnñn sñk oldußunu göstermiğtir. BT kullanñlarak yapñlan bir çalñğmada CS olan ğizofreni hastalarñnda
bilateral temporal ve frontal kortex atrofisi, CS olmayanlardan daha sñk bulunmuğtur. Dißer bir yaklağñmda da CS’nun
prozopagnozi olabileceßi öne sürülmüğtür. Ancak prozopagnozinin saß ventromedial oksipitotemporal ve medial temporal
limbik bölgeleri içeren lezyonlarda gözlendißi arağtñrmalarda ortaya konulmuğtur. Yapñlan çalñğmalarda, bu hasta grubunda
tedavi seçiminde atipik antipsikotiklerden faydalanñm öne çñkmñğtñr. Buna SSRI ile kombinasyonun tedavi yanñtñnñ artñrdñßñ
vurgulanmñğtñr. Bizim olgumuzun da benzer tedaviden yararlandñßñ görülmüğtür.
107
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
PB-80 Ebeveyn YabancÕlaútÕrma Sendromu: Olgu Sunumu
øpek Süzer GamlÕ1, Ayúegül Yolga Tahiro÷lu1, Zeynep Tunç1, Ayúe AvcÕ1,
Evliyao÷lu3
Gonca Gül Çelik1, Necmi Çekin2, Nurdan
Çukurova Üniversitesi TÕp Fakültesi 1Çocuk Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2 Adli TÕp Anabilim DalÕ, 3 Sosyal Pediatri A.D.
Giriú: Ebeveyn Yabancñlağtñrma Sendromu (EYS), bir ebeveynin, dißer ebeveyne karğñ olumsuz nitelikte yüklenmesi,
çocußun haksñz ve asñlsñz ğekilde dißer ebeveyne karğñ iftiraya maruz bñrakñlmasñ ve programlñ olarak yabacñlağtñrñlmasñ
olarak tanñmlanabilir. Bu durum, artan boğanma ve velayet davalarñ sonrasñnda daha fazla tanñnmaya bağlanmñğtñr. Bu olguda,
EYS’ye dikkat çekmek amacñyla boğanma sonrasñnda velayet davasñ nedeniyle, anneleri ile görüğtürülmeleri sonucunda ruh
saßlñklarñnñn bozulup bozulmadñßñ, annelerinin ile ne sñklñkla görüğtürülmelerinin uygun olacaßñ hususlarñnda rapor
düzenlenmesi amacñyla tarafñmñza adli vaka olarak yönlendirilmiğ 2 kñz kardeğte saptanan EYS bulgularñna yer verilmiğ,
ayñrñcñ tanñ ve takibi tartñğñlmñğtñr. Olgu: Geliğim basamaklarñnñ zamanñnda tamamlamñğ 6 (ĞD) ve 12 (FD) yağlarñnda iki
kardeğ babalarñ ve üvey anneleri eğlißinde poliklinißimize bağvurmuğtur. Alñnan öyküde, 2011 yñlñnda ebeveynlerinin
boğandñklarñ, velayetin babaya verildißi, babalarñnñn annelerinin yanñndan her geldiklerinde huzursuzluk ve yemek reddi
oldußu, bunun üzerine davanñn açñldñßñ ößrenilmiğtir. FD, annelerinin kendilerini terk ettißi, artñk babasñyla kalmak istedißini,
babasñnñn kendisine çok iyi baktñßñ, annesinin kötü oldußu, kendisine sürekli kñzdñßñ, sñrtñna yumruk attñßñ, bacaßñna terlikle
vurdußu, annelerinin kendi yanlarñnda kalmalarñ için kendisine ve kardeğine babalarñnñn yanlarñnda iken evlerinde yemek
yememeleri, huysuzluk yapmalarñnñ söyledißini aktardñßñ gözlenmiğtir. ĞD’nin annesine ‘o kadñn’ diye hitap ettißi dikkati
çekmiğ, o kadñnñ görmek istemedißini, annesinin kendisine terlikle bacaßñna vurdußu, yemek yememesini söyledißini
aktarmñğtñr. Daha ayrñntñlñ soruldußunda, olaylarñ kendisinin hatñrlamadñßñnñ, ablasñnñn anlatñmñ ile hatñrladñßñnñ, anlatmasa
hatñrlayamayacaßñnñ aktarmñğtñr. Bu olguda, özellikle ĞD’nin annesine karğñ olumsuz ößelerle yüklü oldußu, yağñndan ve
geliğiminden beklenmeyecek cümlelerle annesini olumsuzladñßñ düğünüldüßünde bu olgular EYS olarak deßerlendirilmiğ,
ilgili mahkemeye çocuklarñn anneleri ile mevcut sñklñkta görüğtürülmelerinin devam etmesi gerektißi belirtilmiğtir. Olgularñn
takip ve tedavileri sürecektir. TartÕúma: Neredeyse tamamen boğanma ve velayet davalarñ esnasñnda görülen EYS, Gardner
tarafñndan 1985 yñlñnda bu ğekilde adlandñrmñğ; bir ebeveynin dißerine karğñ bilinçli veya bilinçdñğñ bir ğekilde çocußun iftira
yoluyla programlñ ve sistematik bir beyin yñkama süreciyle yabancñlağtñrñldñßñnñ belirtmiğtir. Çocuk, ebeveyne karğñ “nefret”
doludur, onu kötüleme eßilimindedir. Çocuklar, ebeveynlere ait ambivalan duygulardan yoksundur; sevilen ebeveyn
tamamen “iyi” iken, nefret edilen ebeveyn tamamen “kötü”dür. Bizim olgularñmñz da babadan söz edilirken hep olumlu,
annede ise hem olumsuz içerißin olmasñ bu belirti ile uyumludur. EYS, duygusal istismarñn bir türü olarak kabul edilmekte,
ruhsal etkilenmenin dißer istismar türlerinden daha fazla olabileceßi belirtilmektedir. EYS, DSM-IV ‘te yer almamasñ, farklñ
terimlerle anñlmasñ gibi eleğtiriler alsa da, DSM V’te de bu durum net olarak yer almamakta, Anababa-Çocuk ðliğkisi Sorunu
tanñsñnñn EYS’yi kapsayabileceßi önerilmiğ, ancak bu tanñnñn EYS ile ortak belirtileri oldußu kadar, farklñ belirtileri de
bulunmaktadñr. Bizim olgumuzda da oldußu gibi, EYS çocuklar ve ebeveynler için yñpratñcñ bir süreç olmakta, özellikle
hedefteki ebeveyn-çocuk arasñndaki iliğkilerin zayñflamasñna neden olmaktadñr. Çocuklarñn yabancñlağtñran ebeveynle birlikte
muayeneye getirilmesi, nesnel raporlamayñ zorlağtñrmaktadñr. Bu nedenle, bu davalarda deßerlendirme titiz olmalñ, gerekirse
birden fazla hekimin görüğü alñnmalñdñr. Tedavide en önemli nokta, çocußun iftiraya maruziyetinin önlenmesi, hedef
ebeveynle görüğtürülmesi, ebeveynlerin düğmanca tutumunu bñrakmasñ ve iğbirlißi içinde olmalarñdñr.
PB-81 DEHB’den Bipolar Affektif Bozuklu÷a TanÕ Süreci
Hilal Aydemir1, Didem Behice Öztop1, Sevgi Özmen1, Aziz Kara1
1
Erciyes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bipolar Affektif Bozukluk çocukluk ve ergenlik döneminde görece seyrek görülen bir hastalñk olmakla birlikte bu
tanñyñ alan çocuk hasta sayñsñnñn artmasñ, ayñrñcñ tanñda yağanan güçlükler BAB’a verilen önemin artmasñnñ
saßlamñğtñr.Çocuklarda ve adolesanlarda BAB ve DEHB komorbiditesine dair son yñllarda yapñlan çalñğmalar bu konuya
geniğ bir ilgi uyanmasñna neden olmuğtur.Bu iki bozuklußun etyolojisi ve gidiğatñ açñsñndan günümüz bilgilerine katkñ
saßlayacak daha detaylñ arağtñrmalarñn yapñlmasñ gerekli görülmektedir.Bu sebeple olgularñn sunulmasñ amaçlanmñğtñr.
OLGU 1 13 yağñnda, erkek hasta, klinißimize ilk olarak 7 yağñndayken sinirlilik, hareketlilik, okula uyumsuzluk, okuma
yazmayñ ößrenememe ğikayetleriyle getirilmiğ, yapñlan psikiyatrik muayene ve psikometrik deßerlendirmesi sonucu DEHB
+Hafif düzeyde Mental Retardasyon tanñsñ konmuğtu. Hastaya Atomoksetin ve Risperidon tedavisi bağlanmñğ, özel eßitime
yönlendirilmiğti. Hastanñn takipleri devam ederken 9 yağñnda küfürlü konuğma ve gün içinde ataklar halinde öfke nöbetleri
oluyormuğ. Dönem dönem de hüzünlenmesi, aßlamasñ oluyormuğ. Hastanñn poliklinißimizde takipleri sürerken kendi kendine
gülme, konuğma, TV’den mesaj alma, ses duyma ve insanlardan kötülük göreceßi ğeklinde düğünceleri bağlamñğtñ. Bu
belirtilerin psikotik süreç ile ilgili olabileceßi düğünülerek hastanñn kullanmakta oldußu risperidonun dozu artñrñldñ,
Atomoksetin tedavisi stoplandñ, ketiapin eklendi.Hastanñn psikotik belirtileri kñsmen gerilemekle birlikte devamlñ namaz
kñlmak,ibadet etmek istedißi,çok fazla konuğtußu,bir hafta boyunca hiç uyumadñßñ ,kendini çok güçlü hissettißi
108
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
ößrenildi.Hastaya mevcut ğikayetleriyle Bipolar Affektif Bozukluk tanñsñ konularak tedaviye sodyum valproat eklendi
,ketiapin dozu artñrñldñ.Hastanñn takiplerinde sinirlilißi,öfke nöbetleri,çok konuğmasñ azaldñ,okula bağladñ ,okul uyumunun iyi
oldußu ößrenildi. OLGU 2 8 yağñnda kñz hasta klinißimize ilk olarak dikkat daßñnñklñßñ, sinirlilik ğikayetleriyle
getirilmiğti.Hastamñzñn yağñtlarñyla uyumu iyi deßilmiğ,oyun oynamak istemiyormuğ.Okuma yazma ößrenmekte çok
zorlanmñğ.Yapñlan psikiyatrik muayene ve psikometrik deßerlendirme sonucu DEHB tanñsñ konuldu,metilfenidat tedavisi
bağlandñ.Hastanñn poliklinik takiplerinde Tv de cinsel içerikli sahnelere ilgisi,makyaj yapñp süslenmesi oluyormuğ.Eriğkin
erkeklere ağñk oluyormuğ.Az uyuyormuğ.Ayrñca hastamñzñn pubik kñllanmasñ olmasñ üzerine pediatrik endokrinoloji
poliklinißinde puberte prekoks tanñsñ konmuğ.Mevcut bulgularla hastaya BAB tanñsñ konuldu.Aripiprazol 5 mg.bağlanarak
tedrici olarak doz artñrñldñ.Hastanñn takiplerinde sinirlilißi azaldñ,arkadağlarñyla uyumu arttñ.Uykusu düzenliydi.Makyaj yapñp
süslenmesi kalmamñğtñ.Hastanñn takipleri poliklinißimizde devam etmektedir. TartÕúma: BAB, ergenlik döneminde daha sñk
psikotik ozellikli, ergenlik oncesi cocukluk doneminde ise daha kronik gidiğli ve kñsa iyileğme dönemleri sonrasñ sñk
tekrarlayan bir bozukluk olarak tanñmlanmñğtñr. Bu dönemde sñk görülen ve BAB ile örtüğen belirtiler içeren DEHB ayrñcñ
tanñsñ önemli bir sorundur. Bu sorunun nedeninin, bu yağ grubunda görülen BAB’nin DEHB ile hiperaktivite,çok
konuğma,distraktibilite,kñsa dikkat süresi gibi ortak belirtiler tağñmasñndan kaynaklandñßñ ileri sürülmektedir. Hastalarñmñzñn
bağlangñçta DEHB tanñsñ almasñ, her iki bozuklußun ayñrñcñ tanñsñndaki güçlüßü doßrular niteliktedir. Bütün bu görüğler
DEHB tanñsñ alan bipolar olgularñmñzdaki 7 yağ öncesi belirtilerin DEHB’ye yönelik bulgular mñ yoksa bipolar bozuklußun
öncül belirtileri mi oldußu tartñğmasñnñ akla getirmektedir. DEHB okul öncesi bağlar ve kroniktir. BAB’da semptomlar
epizotlar halinde gözlenir.Manideki grandiyözite,yükselmiğ duygu durum ve fikir uçuğmalarñ DEHB’de gözlenmez.Manideki
azalmñğ uyku ihtiyacñ DEHB’de daha hafiftir.DEHB komorbiditesi hastalñßñn seyrini olumsuz etkilemekte,iyilik dönemlerini
kñsaltmakta,olumsuz yağam olaylarñna maruz kalmaya neden olmakta ve yağam kalitesini bozmaktadñr.BAB’ñ olan
ebeveynlerin çocuklarñnda DEHB sñklñßñ artmñğtñr.DEHB’lilerin yakñnlarñnda da BAB riski iki kat daha fazladñr fakat DEHB
BAB’ñn öncüsü deßildir.Yine de DEHB’li olgular takip edilirken BAB açñsñndan uyanñk olunmalñ,aile öyküsü iyi
sorgulanmalñdñr
PB-82 Ba÷lanma KuramÕ ve Terapötik øttifak Çerçevesinde Bir Ergen Tedavi Süreci
Funda Kütük1, Tuna Çak1
1
Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Terapötik ittifak, terapist ve hasta arasñndaki iliğkinin doßasñnñ açñklamak amacñyla kavramsallağtñrñlmñğ, terapist ve
hasta arasñnda görevler ve tedavi amaçlarñ konusunda yapñlan anlağmaya ilaveten karğñlñklñ güven ve kabulü içeren
duygulanñmsal baßñ da kapsayan iliğki olarak tanñmlanmñğtñr. Baßlanma kuramñnda, erken dönem baßlanma yağantñlarñndaki
zihinsel modellerle biçimlenen ben ve önemli dißerine yönelik beklentilerin terapötik iliğkiyi önemli ölçüde etkileyebileceßi
belirtilmektedir. Bir anlamda terapötik iliğki ve birincil bakñm veren-bebek iliğkisi arasñnda benzerlikler bulunmaktadñr. Bu
sunumun amacñ, riskli davranñğlar nedeniyle bağvuran bir ergenin tedavi sürecinin baßlanma kuramñ ve terapötik ittifak
açñsñndan tartñğñlmasñdñr. Olgu: 16 yağñnda, 3 aydñr anne babasñndan ayrñ halasñyla yağamaya bağlayan, liseye devam etmeyen
kñz hasta ilk bağvurusunda sinirlilik ve insanlara güvenememekten yakñnmaktayken; halasñ evden kaçmalarñndan ve riskli
davranñğlarñndan yakñnmaktaydñ. Hastanñn yakñnmalarñnñn üç yñl önce anne babasñyla yağarken artmaya bağladñßñ, bazñ
geceleri habersiz olarak ev dñğñnda geçirdißi, bu gecelerde “sñßñnak”adñnñ verdißi madde kullanñmñnñn yoßun oldußu bir evde
arkadağlarñyla kaldñßñ, çeğitli kavgalara karñğtñßñ, halen devam eden darp ve mala zarar verme nedeniyle yargñlandñßñ 3-4
mahkemesinin oldußu ößrenilmiğtir. Riskli davranñğlarñ sonrasñnda babasñndan fiziksel ğiddet görmüğ ve Sosyal Hizmetler
tarafñndan koruma altñna alñnarak bir süre kurum bakñmñnda kalmñğ ancak oradan da sñk sñk kaçmasñ nedeniyle halasñ ve
babaannesiyle ortam deßiğiklißi planlanarak Ankara’da yağamaya bağladñßñ ve artñk anne babasñyla görüğmedißi anlağñlmñğtñr.
Geliğim öyküsünde zor yatñğtñrñlan bir bebek oldußu, bakñmñnñ sñklñkla babaannenin devralmasñ gerektißi ößrenilmiğtir.
Babaanne ve hala anneyi “annelik içgüdüsü olmayan bir kadñn” olarak tanñmlamaktadñr. Doßduktan sonra bir süre isimsiz
kalmñğ, annesi herhangi bir öneri sunmamñğ, halanñn önerdißi isim konmuğ ancak genç ğu an babasñnñn önerdißi isimi
kullanmakta ve bu ismi 18 yağñna geldißinde ekleteceßini belirtmektedir. ðlkokulda “zñpñr, asi, aklñna geleni hemen yapan,
kñpñr kñpñr, sabñrsñz” bir çocuk olarak anlatñlmakta ve çocuklußunun çoßunlukla ev dñğñnda babaannede veya sokakta geçtißi
aktarñlmaktadñr. Çocukluk döneminde anne baba arasñnda yoßun evlilik çatñğmasñ, sayñsñz kez ayrñlñp birleğme ve annenin
hastayñ yanñna almadan uzun süreli evi terk etmesi tarif edilmektedir. Hastanñn ruhsal durum muayenesinde düğünce
içerißinde anneye yoßun öfke, aile bireylerine güvensizlik ve onlarñn da kendisine güvenmemesi temalarñnñn ön planda
oldußu gözlenmiğtir. Hastada tanñmlayñcñ tanñlar olarak dikkat eksiklißi hiperaktivite bozuklußu ile davranñm bozuklußu
düğünülerek metilfenidat ve risperidon tedavisi bağlanmñğ, dinamik açñdansa baßlanma kuramñ çerçevesinde ele alñnarak
güvenli, kabul edici, tutarlñ ve yakñn bir iliğki kurularak terapötik ittifakñn saßlanmasñ hedeflenmiğtir. Haftalñk izlem ve terapi
süreci sonrasñnda hasta liseye bağlamñğ, riskli davranñğlarñ belirgin olarak azalmñğ, ilaç tedavisine tam uyum saßlamñğ ve aile
bireyleriyle daha olumlu bir iliğki geliğtirebilmiğtir. TartÕúma: Birincil baßlanma figürleriyle kurulan iliğkinin terapist ve
hasta arasñndaki iliğkiye de genellenebileceßi varsayñmñndan hareket edildißinde, baßlanma ve terapötik ittifak olgularñ
önemli bir çalñğma alanñ olarak karğñmñza çñkmaktadñr. Ergenler söz konusu oldußundaysaterapötik ittifak kurmak geliğimsel
109
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
özellikleri nedeniyle çeğitli farklñlñklar tağñmaktadñr. Ergenin biliğsel kapasitesi, özerklik ve motivasyonuyla baßlanmanñn da
dahil oldußu ailesel ve çevresel etmenler terapötik ittifak kapsamñnda duygulanñmsal baß, amaç ve görev bileğenlerinde
anlağmayñ etkiler ve baßlanma kuramñ psikoterapinin düzeltici bir iliğki olarak ele alñnmasñnñn gereklilißi hakkñnda daha
kapsamlñ bir çerçeve sunabilir.
PB-83 Çocukluk Ça÷Õ Gece Teröründe Melatonin KullanÕmÕ
Yunus Emre Dönmez1, Özlem Özel Özcan1
1
ønönü Üniversitesi TÕp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Uyku terörü NREM uyku sñrasñnda görülen bir parasomnidir. Gece terörünün çocuklarñn yaklağñk % 3’ünü ve
yetiğkinlerin <1% etkiledißi bildirilmektedir. Gece terörü etyolojisi tam olarak aydñnlatñlamamñğ olmakla beraber tedavide de
tam bir netlik yoktur. Bu olgu sunumunda ğiddetli gece terörü tanñsñ konularak melatonin tedavisi bağlanan küçük yağta bir
erkek hastada tedaviye yanñtñn literatür bilgileri eğlißinde tartñğñlmasñ amaçlanmaktadñr. Olgu: 36 aylñk erkek hasta, çocuk
psikiyatrisi klinißimize uykuda düzensizlik ve gece sñk sñk uyanma ğikayetleri olmasñ üzerine getirildi. Uykuya daldñktan
yaklağñk 30 dakika sonra baßñrarak çñrpñnma hareketleri ğeklinde hareketleri oldußu ößrenilen hastanñn hemen her gece 5 kez
bu ğekilde ğikayetlerinin oldußu ößrenildi. Yapñlan psikiyatrik deßerlendirme sonucunda gece terörü tanñsñ konularak takibe
alñnan hastaya günlük 1 mg Melatonin tedavisi bağlanarak hasta haftalñk takibe alñndñ. Takiplerine düzenli gelen hastanñn
melatonin kullanñmñndan sonra ğikayetlerinin tamamñnñn ortadan kalktñßñ, melatonin kullanñmñ neticesinde herhangi bir yan
etkinin ortaya çñkmadñßñ ve hastanñn melatonini iyi tolere ettißi gözlemlendi. Tartñğma: Tedavisi konusunda tam bir netlik
bulunmayan gece terörünün farmakolojik tedavisinde en çok kullanñlan ilaçlar benzodiazepinler ve antidepresanlardñr. Ayrñca
melatonin, imipramine, carbamazepine, levodopa, pramipexole, donepezil, sodium oxybate, triazolam, zopiclone, quetiapine,
and clozapine gibi çeğitli ilaçlar farmakolojik tedavide kullanñlmñğtñr. Olgumuzun tedavisinde kullanmñğ oldußumuz
melatonin, aßñrlñklñ olarak epifiz kökenli bir hormon olup, karanlñk sñrasñnda salgñlanmakta ve parlak ñğñßa maruz
kalñndñßñnda baskñlanmaktadñr. N -asetil 5-metoksi triptamin olarak da bilinen melatonin hormonunun en önemli görevi gecegündüz ve uyku-uyanñklñk döngüsünü düzenlemesidir. Çocuklarda uykusuzluk tedavisinde oldukça popüler olan melatonin
uygun dozda kullanñlñrsa etkin bir tedavi saßlamaktadñr. Sunmuğ oldußumuz 3 yağñndaki gece terörü olgusunun tedavisinde
melatonin kullanñlmñğ olup hastanñn ğikayetlerinin tamamñnñn ortadan kalktñßñ gözlemlenmiğtir. Sonuç olarak melatonin
tedavisinin gece terörü olgularñnda etkili bir tedavi seçeneßi olabileceßi düğünülmüğ olup olgumuzda da oldußu gibi küçük
yağ gurubu çocuklarda da iyi tolere edilerek faydalñ olabildißi görülmüğtür ancak bu konuda kapsamlñ çalñğmalara ihtiyaç
oldußu açñktñr.
PB-84 Metilfenidat Tedavisiyle Düzelen Somnambulizm Olgusu
Serkan Güneú1, Yunus KÕllÕ, Gülen Güler1, Veli YÕldÕrÕm1, Özalp Ekinci1, Fevziye Toros1
1
Mersin Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Somnambulizm, genç eriğkinliße kadar devam edebilen çocukluk çaßñnñn iyi huylu bir uyku bozuklußudur. Dikkat
Eksiklißi ve Hiperaktivite Bozuklußu (DEHB) ise okul çaßñ çocuklarñ arasñnda %3-5 sñklñßñnda görülen, aile içi ve akran arasñ
iliğkilerde ve akademik iğlevlerde önemli ölçüde kñsñtlñlñßa neden olan bir bozukluktur. Bu olgu sunumunda, DEHB
tedavisinde kullanñlan metilfenidatñnsomnambulizm üzerine etkilerinin tartñğñlmasñ amaçlanmñğtñr. Olgu:15 yağñnda erkek
hasta poliklinißimize uyurgezerlik, dikkat daßñnñklñßñ ve unutkanlñk ğikayetleri ile bağvurdu. Hastanñn yaklağñk 4 yağñndan
itibaren devam eden ve hemen hemen her gün ortaya çñkan uyurgezerlißinin oldußu, gece uykuya daldñktan 1-2 saat sonra
yataktan kalkñp yürümeye bağladñßñ ve bu durumun yaklağñk 10dakika kadar devam ettißi ößrenildi. Hastanñn bu sñrada
tuvalet yerine salona gidip idrarñnñ uygunsuz yerlere yaptñßñ, kendi kendine konuğtußu, sorulan sorulara bazen cevap verip
bazen vermedißi, evin içinde dolağtñktan sonra tekrar yataßñna döndüßü ve sabah uyandñßñndaysa olayñ hatñrlamadñßñ bilgisi
edinildi. Hastanñn ayrñca küçükken çok hareketli oldußu, büyüdükçe hareketlilißinin azaldñßñ, ders çalñğñrken dikkatinin
daßñldñßñ ve çok çabuk sñkñldñßñ, sñnav sorularñnñ yanlñğ okudußu, aceleci, sabñrsñz ve unutkan oldußu ößrenildi.
Ößretmenleriyle yapñlan telefon görüğmeleri sonucunda sñnñfta çok konuğtußu, dikkatinin çabuk daßñldñßñ, ani kararlar verdißi
ve derse konsantre olmakta güçlük çektißi anlağñldñ. Bununla birlikte hastanñn daha önceden uyku bozuklußu nedeniyle
Çocuk Nöroloji bölümüne bağvurdußu, yapñlan tetkik ve incelemeler sonucunda nörolojik bir patolojisinin olmadñßñ bilgisine
ulağñldñ. Hastanñn vücut aßñrlñßñ 93kg ve boyu 182cm olarak ölçüldü. Yapñlan görüğmeler sonucunda hastaya Dikkat Eksiklißi
ve Hiperaktivite Bozuklußu ve Somnambulizm tanñlarñ konuldu. Hastaya uzun etkili metilfenidat 54mg/gün bağlandñ ve
uykuya yönelik tutum önerilerinde bulunuldu. Hastanñn 1 ay sonraki poliklinik kontrolünde uyurgezerlik sñklñßñnñn belirgin
azaldñßñ, son 1 aylñk dönemde sadece 2 kez uyurgezerlißinin oldußu, ayrñca ders çalñğñrken sñkñlmalarñnñn azaldñßñ ve ders
bağarñsñnñn arttñßñ ößrenildi. Hastanñn tedavisinde metilfenidat dozu 72mg/güne çñkarñldñ. 2 ay sonraki kontrol muayenesinde
ise uyurgezerlißin sadece bir kez ortaya çñktñßñ buna ek olarak ders bağñnda daha uzun süre kalabildißi, ders notlarñnda
anlamlñ derecede artñğ oldußu ve unutkanlñßñnñn azaldñßñ saptandñ. TartÕúma: Sunulan olguda 15 yağñndaki bir DEHB
110
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
hastasñnñn tedavisinde kullandñßñmñz uzun etkili metilfenidatñn eğlik eden somnambulizmde de düzelme saßlamasñ
anlatñlmñğtñr. Metilfenidat DEHB tedavisinde sñklñkla kullanñlan bir santral sinir sistemi stimülanñdñr. Metilfenidatñn etki
mekanizmasñ; sinaptik aralñkta dopamin ve noradrenalingeri alñmñnñ bloke ederek bu nörotransmitterlerinmiktarñnñ
arttñrmaktñr. Somnambulizm etiyopatogenezinde serotonerjik sistemde meydana gelen düzensizliklerin rol oynadñßñ
düğünülmektedir. Dopaminerjik ve noradrenerjik etki gösteren metilfenidatñn olgumuzda da görüldüßü üzeresomnambulizm
üzerine olumlu etkileri, bu nörotransmitterlerin de somnambulizmetiyopatognezinde rol oynuyor olabileceßini
düğündürmektedir. Sonuç olarak metilfenidatñn uyurgezerlik olan olgu serilerinde kullanñlmasñ ve bu konuda ileri
çalñğmalarñn olmasñ; bu etkinin daha iyi açñklanmasñna yarar saßlayacaktñr.
PB-85 Çok Erken BaúlangÕçlÕ ùizofreni TanÕsÕnda Bipolar Bozukluk’la AyÕrÕcÕ TanÕ ve Tedavide Klozapi
U÷ur Tekin1, Orhan Kocaman2, Senay Çelenay1
1
Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi A.D., 2Süleyman Demirel Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve
Ergen Psikiyatrisi A.D.
Amaç: Çok erken bağlangñçlñ ğizofreni (ÇEBĞ), biliğsel ve sosyal becerilerde fonksiyon kaybñ oluğturan, çok nadir görülen ve
oldukça kötü seyreden nörogeliğimsel bir bozukluktur. Eriğkinler için kullanñlan tanñ kriterleri ÇEBĞ’nin tanñsñ için de
kullanñlmaktadñr fakat, çocuklardaki klinik görünüm farklñ olabilmekte, bu nedenle de dißer psikiyatrik bozukluklar ile ayñrñcñ
tanñda ve tedavi planlamasñnda güçlükler yağanabilmektedir. ÇEBĞ tanñsñ konmadan önce hastalara bipolar bozukluk,
epilepsi, mental retardasyon, DEHB, anksiyete bozuklußu, obsesif kompulsif bozukluk gibi tanñlar konulmaktadñr. Bunun
sonucunda da çoßu hastada ÇEBĞ tanñsñ konmasñ geç olmaktadñr. Bu yazñda ÇEBĞ tanñsñ konan ancak öncesinde bağka bir
çok tanñ ve tedavi almñğ olan bir olgunun klinik görünümü, ayñrñcñ tanñ güçlükleri ve tedavi algoritmasñ tartñğñlacaktñr. Olgu:
15 yağñnda, kñz hasta, 10. Sñnñf kaynağtñrma ößrencisi. Kendi kendine konuğma ve gülme, kendine zarar verme, korku ve
ğüphecilik, çiß et-balñk yeme ğikayetleri mevcut. Süt çocuklußu döneminden itibaren nörogeliğimsel gerilikleri olan hastanñn
altñ yağñnda hayali arkadağ görme ve onun yönlendirmesiyle intihar giriğimi olmuğ. Okul çaßñnda biliğğel ve sosyal
becerilerinde gerilik olan hastanñn dönem dönem ağñrñ neğelenme ve hareketlilik gibi duygu durum belirtileri de oluyormuğ.
O dönemden beri hafif düzey mental retardasyon, bipolar bozukluk, DEHB gibi çeğitli tanñlarla takip ve tedavi edilmiğ.
Hastanñn soy geçmiğinde babada alkol baßñmlñlñßñ, kardeğinde otizm spektrum bozuklußu ve iki amcada psikiyatri servisine
yatñğ gerektiren rahatsñzlñklar mevcut. Daha önce dñğ merkezlerde takip edilen olgu on yağñndan itibaren klinißimizde bipolar
bozukluk tanñsñyla ayaktan takip edilmekteydi. Tedavilere raßmen belirtilerinde gerileme olmayan hastaya, servisimize
yatñrñldñktan sonra takibinde ÇEBĞ tanñsñ kondu. Tedavide risperidon ve aripiprazol’e yetersiz yanñt alñnmasñ üzerine
klozapin tedavisi düzenlendi. Tedaviyle hastanñn kñsa süre içinde pozitif ve negatif belirtilerinde gerileme oldu. Ayaktan takip
edilebilecek düzeye gelen hasta kñsmi remisyonda taburcu edildi. TartÕúma: Olgunun premorbid özelliklerine ve
iğlevsellißinin kötü olmasñna raßmen, izlem sürecinde ortaya çñkan pozitif belirtiler, negatif belirtiler, dezorganize konuğma
ve davranñğlar sayesinde tanñsñ netlik kazanabilmiğ ve hasta tedavi edilebilmiğtir. ÇEBĞ’nin erken tanñ ve tedavisinin
yapñlabilmesi için prodrom belirtilerini daha iyi tanñmak gerekmektedir. Pozitif psikotik bulgularñn deßerlendirilmesi yağñn
küçülmesiyle birlikte zorlağmaktadñr. Çoßu zaman psikotik benzeri belirtiler ile gerçek psikotik belirtiler arasñnda kararsñz
kalñnmasñ sonucu hastalara ğizofreni tanñsñ konmadan önce bağka tanñlar konmakta ve çeğitli tedaviler düzenlenmektedir.
Sonuç olarak erken tanñ ve tedavi için çocukluk döneminde görülen psikotik bozukluklarñ tanñmaya ve anlamaya yönelik
çalñğmalara ciddi ihtiyaç vardñr.
PB-86 Çocuk Psikiyatrisi Prati÷inde Gözden Kaçabilen Bir Durum: Landau-Kleffner Sendromu TanÕlÕ Bir Olgunun
øzlem Süreci
1
M.Burak Baytunca, 2øpek Perçinel, 3Hande Gazeteci, 3Gül Serdaro÷lu, 3Sarenur Gökben
1
Ege üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D., 2Osmaniye Devlet Hastanesi Çocuk ve
Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Klini÷i, 3Ege Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ Anabilim DalÕ
Çocuk Nörolojisi Bilim DalÕ
Amaç: Landau-Kleffner Sendromu (LKS), kazanñlmñğ dil yetisinin kaybñ ile birlikte epileptiform elektoensefalografi (EEG)
veya klinik nöbetler ile karakterize edinsel afazi tablosudur. LKS’de bazñ olgularñn daha yaygñn davranñğsal bozukluklar ve
nörokognitif regresyon gösterdißi saptanmñğtñr. Bir takñm arağtñrmalar, LKS’yi Yaygñn Geliğimsel Bozukluklar’ñn (YGB) bir
varyantñ olarak ele almakta ve LKS’de erken bağlangñç oldußunda otizme benzeyen davranñğsal özelliklerin ortaya çñkacaßñnñ
öne sürmektedirler. Semptomatoloji benzerlißinden dolayñ, LKS olgularñn ilk olarak çocuk psikiyatrisi klinißine
bağvurduklarñ ve yanlñğlñkla YGB ya da davranñm bozuklußu gibi psikiyatrik bozukluk tanñlarñyla izlendiklerine
rastlanmaktadñr. Bu yazñda, öncesinde herhangi bir sorunu olmayan, yakñnmalarñnñn davranñğ deßiğiklikleri ve konuğmada
gerileme ile ortaya çñktñßñ sekiz yağñndaki bir erkek olgunun tanñ öncesi ve sonrasñndaki klinik gidiğinin, tedavi sürecinin ve
ayñrñcñ tanñsñnñn tartñğñlmasñ planlanmñğtñr. Olgu: Sekiz yağ erkek hasta yağñt iliğkilerinde bozulma, sinirlilik, konuğmada
111
24. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Saßlñßñ ve Hastalñklarñ Kongresi
9 – 12 Nisan 2014 / KONYA
gerileme, dikkat daßñnñklñßñ sebebiyle poliklinißimize getirildi. Alñnan öyküde, yakñnmalarñnñn ilk olarak altñ yağñnda
konuğmada gerileme ile bağladñßñ, sonrasñnda sinirlilik, yağñt iliğkilerinde bozulma, kendisine ve etrafñna zarar verici
davranñğlar, idrarñnñ uygunsuz yerlere yapma ğeklinde yakñnmalarñnñn da eklendißi ößrenildi. Olgunun bu yakñnmalar ile bir
çocuk psikiyatrisi hekimi tarafñndan depresif bozukluk ve davranñm bozuklußu olarak deßerlendirilip, fluoksetin ve atipik
antipsikotik bağlandñßñ ancak irritabilitede artma olmasñ sebebiyle tedavinin kesildißi sonrasñnda yakñnmalarñnda artñğ olußu
ößrenildi. ðlk yakñnmalarñnñn bağlamasñndan yaklağñk bir yñl kadar sonra saß parsiyel nöbeti olmasñ üzerine çocuk nöroloji
klinißinde izlenmeye bağlanan olguya yapñlan deßerlendirmeler sonucunda LKS tanñsñ kondu. LKS defisit skorlamasñ 16
olarak bulundu. Steroid ve antiepileptik tedavi bağlandñ. ðzlemde davranñğsal sorunlarñnñn geriledißi, konuğma yetisinin arttñßñ
saptandñ. Bu ağamada olgunun LKS defisit puanñ 5 olarak hesaplandñ. TartÕúma: Bu yazñda altñ yağñna kadar herhangi bir
sorunu olmayan, sonrasñnda davranñğ deßiğiklikleri ve konuğmada gerileme yakñnmalarñ ile çocuk psikiyatrisi klinißinde
depresyon ve davranñm bozuklußu tanñsñ ile izlenen, nöbetlerinin bağlamasñ ile çocuk nöroloji klinißinde LKS tanñsñ konulan,
uygulanan steroid ve antiepileptik tedaviyle bulgularñnda belirgin düzelme görülen sekiz yağñnda bir erkek olgu sunulmuğtur.
Özellikle konuğma yetilerinde bozukluk ve davranñğsal sorunlar gösteren üç yağ ve daha küçük yağtaki olgularñn, öncelikle
çocuk psikiyatrisi klinißine bağvurduklarñ izlenmekte, olgular yanlñğlñkla YGB ya da Yñkñcñ Davranñğ Bozukluklarñ olarak
deßerlendirilmekte ve ayñrñcñ tanñlarñnda zorluk yağanmaktadñr. Olgularñn erken dönemde tanñ alabilmeleri ve geç kalñnmadan
tedaviye bağlanmasñ; tedavinin bağarñsñ için çok önemlidir. Bu sebeplerle, benzer olgularñn LKS açñsñndan da düğünülüp,
EEG deßerlendirmelerinin yapñlmasñnñn hastalñßñn ayñrñcñ tanñsñ ve tedaviden fayda görme ğansñ açñsñndan önemli oldußu
düğünülmüğtür.
PB-87 Trikotillomani TanÕlÕ Hastalarda Aile øúlevselli÷inin De÷erlendirilmesi
Aybüke Tu÷çe KÕlÕnç1, Merve Onat1, Begüm ùahbudak1, Aylin Özbek1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi TÕp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Trikotillomani, bireyin kendi saçlarñnñ fark edilebilen açñklñk ortaya çñkacak biçimde tekrar tekrar yolmasñ ile kendini
gösteren, benlik saygñsñnda düğüklük, toplumsal iliğkilerde belirgin kñsñtlñlñk ve iğlevsel bozulma ile seyreden süreßen, DSM
5’de obsesifkompulsif spektrum bozukluklarñ altñnda sñnñflandñrñlan bir bozukluktur. Trikotillomanide;etiyoloji, klinik
prezentasyon ve tedaviye odaklanan çok sayñda çalñğma olmasñna karğñn bu olgularñn aile özellikleri, ebeveyn tutumlarñ ve
aile iğlevsellißi oldukça kñsñtlñ verinin bulundußu bir alandñr. Bu olgu serisinde, trikotillomani tanñlñ 10-17 yağ aralñßñnda 5
kñz olgu klinik özelliklerinin yanñsñra aile özellikleri, ebeveyn tutumlarñ ve aile iğlevsellißi ile iliğkili ölçek sonuçlarñ ile
birlikte sunularak güncel literatür eğlißinde ayrñntñlñ tartñğñlacaktñr.
PB-88 Çok Erken BaúlangÕçlÕ ùizofreni TanÕsÕ Alan Bir Ergen Olgu
Ceren Sö÷üt1, Nazike Ak1, Leyla BozatlÕ1, IúÕk Görker1
1
Trakya Üniversitesi TÕp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sa÷lÕ÷Õ ve HastalÕklarÕ A.D.
Amaç: Bu yazñda Çok erken bağlangñçlñ ğizofreni (ÇEBĞ)ve duygu durum bozuklußu semptomlarñ arasñndaki benzerlikler ve
tanñ güçlükleri bir olgu üzerinden tartñğñlacaktñr. Olgu: 13 yağñnda erkek hasta,okula gitmiyor.ðçe kapanma,çekingenlik,gece
korkularñ yakñnmasñ ile getirilen hastanñn ilk kez 9 yağñnda iken yakñnmalarñ bağlamñğ..ðlkokul döneminden beri sessiz,sakin
bir çocuk olan hastanñn 7.sñnñfta bağlayan ve son zamanlarda artan içe kapanma yakñnmasñ varmñğ..2 aydñr nedensiz
aßlamalarñ bağlamñğ.Uyku ve iğtahñ azalmñğ.Bağvurduklarñ psikiyatrist tarafñndan duygu durum bozuklußu tanñsñ konularak
fluoksetin ve imipiramin bağlanmñğ.1 ay sonra hastanñn yakñnmalarñ artmñğ.Kelebeklerin kendisine kötü kötü baktñßñnñ,günlük
hayat içerisinde tabut ve mezar gördüßünü söylüyormuğ.Poliklinikte deßerlendirilen hasta “Çok erken bağlangñçlñ ğizofreni”
tanñsñ ile ayaktan izleme alñndñ.Fluoksetin ve ðmipiramintedavisi kesildi.Risperidon 1mg/gün bağlandñ.Üç hafta sonra yapñlan
kontrol muayenesinde yakñnmalarñnñn geriledißi,çevre ile iletiğiminin arttñßñ ößrenildi. TartÕúma: ÇEBĞ, 13 yağ öncesinde
bağlayan önemli düzeyde biliğsel, duygulanñm ve sosyal iğlev kaybñ yaratan nörogeliğimsel bir bozukluktur. Hastalñßñn henüz
geliğimin tamamlanmadñßñ çocukluk döneminde görülmesi ve bu dönemde hastalñßñn görünümüne ait bilgi birikiminin az
olmasñ tanñ koymayñ güçleğtirmektedir. ÇEBĞ tanñsñ depresif belirtilerin çok sñk görülmesinden dolayñ duygu durum
bozuklußu ile karñğmaktadñr. Bazñ çalñğmalarda ise ğizofreni tanñsñ alan hastalarñn yarñsñnñn duygu durum bozuklußu tanñsñ
aldñßñ bildirilmiğtir. Olgumuzda da poliklinißimize bağvuru öncesi içe kapanñklñk, çekingenlik, isteksizlik, uykudüzensizlißi,
iğtah kaybñ bulgularñnñn var oldußu ve duygu durum bozuklußu tanñsñ ile tedavi uygulandñßñ ößrenilmiğtir. Yakñnmalarñn
artmasñ üzerine poliklinißimize bağvuran hastaya ÇEBĞ tanñ konulmuğ ve uygun tedavi düzenlenmiğtir. ÇEBĞ tanñ
özelliklerini belirleyebilmek için olgunun aile öyküsü,ruhsal belirtilerin ayrñntñlñ muayenesi,yakñn izlem ve tedaviye
yanñtlarñnñn deßerlendirilmesinin uygun olacaßñ kanaatine varñlmñğtñr.
112
Download

Kongre Kitap - Çocuk Ergen Kongre