On5yirmi5.com
Mezhepçi vekalet savaşına devam mı?
Çopur:"Arap Baharı, kazananından çok kaybedeninin olduğu bir süreç olarak dünya
tarihindeki yerini aldı."
Yayın Tarihi : 29 Mart 2015 Pazar (oluşturma : 3/31/2015)
Hakan Çopur ‘un Star Açıkgörüş’teki yazısı...
Suudi Arabistan’ın, 10 ülke ile birlikte Yemen’e başlattığı askerî müdahale, zaten yeterince karışık
olan Orta Doğu sahnesini biraz daha karıştırdı. 150 bin askerle yapılan bu müdahaleyi Yemen’in
stratejik önemi parantezinde Şii-Sünni gerilimi veya İran-Suud kapışması denkleminde okumak
mümkündür. Yeni Kral Selman’ın kendi stratejik tercihlerini gösterme gayreti de bu denkleme
eklenebilir. Bir başka ifadeyle, İran’ın bölgede birçok başkentteki hâkimiyetinin etkileri ve Kral
Selman’ın Kral Abdullah’tan farkları anlaşılmadan sağlıklı bir analiz yapılamaz. Yemen, salt bir ŞiiSünni çatışmasından öte Suudi Arabistan ile İran arasındaki politik bir güç mücadelesinin zemini
olmuş durumdadır.
Şii yayılmacılığı
Arap Baharı, kazananından çok kaybedeninin olduğu bir süreç olarak dünya tarihindeki yerini aldı.
En çok da bölge halklarının kaybettiği bu süreçte otoriter/totaliter rejimler ilk başta sarsılsa da
özellikle (Arap coğrafyasının abisi konumunda olan) Mısır’da Batı’nın el vermesiyle gerçekleştirilen
askerî bir darbe sonucunda yeniden eski rejime dönüldü. Irak halen istikrarı yakalayabilmiş değil,
Libya yeniden karıştı, Suriye ise yüzbinlerce ölüme sahne olan bir savaş meydanı haline geldi. Tüm
bu hengâmenin sonucunda Tahran’dan başlayan Şii jeopolitiği; Bağdat, Şam ve Beyrut gibi en
önemli başkentlerde etkisini arttırdı. Bu zeminde İran destekli Şii Husilerin Yemen’de iktidarı ele
geçirmesi, Suudi Arabistan üzerinde “etrafı çevrilen bir ada” etkisi oluşturdu.
Esasen Şii-Sünni gerilimi Orta Doğu için yeni bir konu değildir. Ancak her şeyi Şii-Sünni gerilimi ile
açıklama kolaycılığına da kaçmamak gerekir. Ocak ayında tahta oturan Kral Selman ile Kral
Abdullah’ın Şii yayılmacılığı konusunda birbirlerinden biraz farklı perspektiflere sahip oldukları
söylenebilir. Başta ABD olmak üzere Batı ile ilişkilerini her zaman çok üst düzeyde tutan Kral
Abdullah, Batı için daha öncelikli bir “tehdit” olan İhvan’ı, geleneksel Suudi çizgisinin belkemiği olan
anti-Şii tehdit algısının önüne koymuştu. Bu da, de facto olarak, Suudi Arabistan’ın İran’la olan asli
mücadelesinde görece zayıf davrandığı yönünde ülke içinde eleştirilere zemin hazırlamıştı. İşte yeni
Kral Selman, bu eleştirileri dile getiren çevrenin en önde gelen isimlerinden biriydi.
ABD ile oldukça uzun ve yapısal ilişkileri olan bir ülke olan Suudi Arabistan’ın yeni bir kral tahta
geçti diye tüm stratejik ilişkilerini yeni baştan düzenleyeceğini düşünmek hayalcilik olur. Ancak, en
azından Şii-Sünni mücadelesi bağlamında (ya da İran-Suudi Arabistan mücadelesi), Kral Selman’ın
Kral Abdullah’tan daha etkin olacağını ve Suudi Arabistan’ı geleneksel anti-Şii çizgisine yeniden
sokacağını düşünmek için birtakım doneler ortaya çıkmış durumda. Bu çerçevede Yemen
müdahalesini hem yeni Kral Selman’ın kendini göstermesi, hem de ülkenin geleneksel anti-Şii
çizgisinde daha etkin olacağını tüm dünyaya ispatlaması bakımından bir güç gösterisi olarak
okumak mümkündür. Suudi Arabistan’ın yıllar içinde ABD’den aldığı silahların çalışıp çalışmadığını
denemek için Yemen’e askerî müdahalede bulunduğu yönündeki yorumlar ise şakayla karışık bir
gerçeği de ifade ediyor; çünkü 2010 yılında ABD yönetimi, tarihinin 60,5 milyar dolarlık en büyük
silah satışını Suudi Arabistan’a yapmıştı. Bu denli girift ilişkileri olan iki devletten birinin başına
geçen yeni kralın, sırtını başka bir duvara yaslamak için biraz yaşlı olduğu söylenebilir.
Yemen’de kim, ne yaptı?
Arap Baharı sürecinde sarsılan ülkede Şubat 2012’de Ali Abdullah Salih rejiminin devrilmesinden
sonra, Salih’in yardımcısı olan Sünni Mansur Hadi Cumhurbaşkanı oldu. Hadi’nin iş başına
gelmesinden sonra Şii Husilerle yönetim arasında ciddi çatışmalar başladı. 21 Eylül 2014’te taraflar
arasında bir barış anlaşması imzalansa da ordu ile Husiler arasındaki çatışmalar sona ermedi.
Nihayet 17 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Hadi’nin özel kalem müdürünün Husiler tarafından kaçırılmasıyla
gerilim had safhaya tırmandı. Geçtiğimiz ay parlamentoyu fesheden Husiler, 551 üyeden oluşan
Geçici Ulusal Konsey’in ülkeyi idare edeceğini açıkladı. Başkent Sana’da kontrolü tamamen ele
geçiren Husilerden kaçan Cumhurbaşkanı Hadi, güneydeki Aden şehrine giderek buradan yönetime
devam edeceğini ilan etti. Bu karmaşık durum devam ederken gelen askerî müdahale ile Suud
yönetimi ve diğer Körfez ülkeleri, Hadi’nin görevine dönmesini destekliyor. Zaten Hadi de
bugünlerde Riyad’da misafir ediliyor.
Buna mukabil İran, Yemen’deki Husilerle olan bağını hiçbir zaman net olarak inkâr etmediği gibi,
Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Ensarullah Hareketi’nin (Husiler) İslam Devrimi’nin
temel ilkelerine uygun hareket ettiğini belirtmişti. Yine de, bu sıralar nükleer müzakerelerde belli bir
mesafe alma imkânı olan İran’ın, Yemen’de sahne önünde eyleme geçmesini beklemek fazla
iyimserlik olur. İran, bir yandan Husilere olan desteğini sahne arkasından devam ettirirken öte
yandan nükleer müzakerelere de devam edecektir.
Esasen Suudi Arabistan’ın tek açmazı, etrafını saran Şii halkası değil. Örneğin Yemen’de Şii Husilere
savaş açan Suud yönetimi, aynı zamanda Yemen el-Kaidesi ile de uğraşmak zorunda. ABD ve
İngiltere ile olan yakın ilişkileri nedeniyle Suudi Arabistan, el-Kaide için hiç de sevimli olmayan bir
güç. Batı için de bir “bela” olan el-Kaide’nin Yemen’deki varlığı, uğraşılması gereken bir diğer sorun
olarak zaten gündemdeydi. Herkesin Husilerle uğraştığı ve Şii karşıtlığının hızla tırmandığı bir
ülkede el-Kaide’nin büyümek için kendine yeni bir boşluk bulması imkân dâhilindedir. Ancak bu
durum, ABD için arzu edilir bir şey değildir. Dolayısıyla bugün Suriye ve Irak’ta DEAŞ karşıtlığı
ekseninde yakınlaşan ABD ile İran’ın Yemen’de el-Kaide karşıtlığında buluşup buluşmayacağı
sorusu, şimdilik “arkası yarın”a kalmış gözüküyor. İlk rauntta ise Suudi Arabistan’a lojistik ve
istihbarat desteği veren bir ABD görüntüsü var. Muhtemelen ABD, Yemen’e düzenlenen bu askerî
operasyonun sonuçlarına göre hem Husilerle hem de Yemen el-Kaidesi ile nasıl mücadele edeceğine
daha net karar verecektir. Suriye’yi (Sünni-İslamcı) muhaliflere vermemek için Esed’e dört yıldır göz
yuman Amerikan yönetimi, şimdi DEAŞ’la mücadele bahanesiyle Esed’le görüşebileceğini bile
açıkladı. Dolayısıyla Yemen’de ilerleyen aylarda neler olabileceğini kestirmek için biraz daha
önümüzü görmeye ihtiyacımız var.
Yemen’in neresindeyiz?
Türkiye, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de Dışişleri Bakanlığının net açıklamalarıyla Yemen’e
düzenlenen askerî operasyonu desteklediğini ilan etti. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran’ın
bölgeyi domine etme gayreti içinde olduğunu ve bunun bölgesel rahatsızlığa neden olduğunu net
bir dille ifade etti. Burada önemli olan konu; Türkiye’nin hem İran’la hem de Suudi Arabistan’la
(başka ülkelerin ne dediğinden bağımsız olarak) ortak bir zeminde bu meseleleri konuşabilme
yeteneğini kullanabilmesidir. Nitekim Nisan ayı başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran’a yapacağı
ziyaret şimdiden tarihî önem kazanmış durumdadır. Türkiye, 2010 yılında Brezilya ve İran’la birlikte
(tüm Batı ülkelerini karşısına alarak) Tahran Deklarasyonu’nu yapmış ve nükleer müzakerelerde çok
önemli bir kapı açmıştı. Türkiye’nin bu diplomatik elini o tarihten sonra pek de sıkı tutmayan İran’ın
şimdi Yemen üzerinden nasıl bir yol izleyeceği, sadece Türkiye-İran ilişkileri bakımından değil tüm
bölgenin geleceği bakımından önem taşıyor. Suriye’de Esed’e destek veren İran’ı suçlayan Türkiye
ile Yemen’de Suud öncülüğündeki askerî müdahaleye destek veren Türkiye’yi suçlayacak olan İran
arasında yeni bir kriz alanı doğum sancısı çekiyor.
Yazının devamını okumak için...
Bu dökümanı orjinal adreste göster
Mezhepçi vekalet savaşına devam mı?
Download

Pdf İndir - On5yirmi5.Com