SÜT İNEKLERİNDE KETOZİS
“Sürü Bazında Ketozis”
“Acetonemia, ketonemia”
Ketozis Süt sığırlarının bilinen en önemli “metabolik “ hastalıklarından
biridir. 1990 yıllarına kadar, ketozis herhangi bir süt ineğinin bilinen bir
hastalığı olarak tanımlanırken, bu yıllardan sonra süt sığır işletmelerinin en
önemli metabolik hastalıklarından biri olarak öne çıkmaya başladı. Süt
hayvancılığının gelişip çiftlik hayvancılığına dönüşmesinden sonra, “ sürü
bazında ketozis” önem kazanmaya başladı. Koruyucu hekimlik ve tedavi ferdi
olmaktan çıkartılarak sürü ketozisinin önlenmesi ve sağıtımı konseptine
geçildi.
Ketozis, çoğunlukla, süt sığırlarının erken laktasyon dönemlerinde ortaya
çıkmaktadır. Nadiren de prepartum dönemlerde gözükebilir. İleri gebelik
dönemlerinde şekillenen ketozis tıpkı “koyunların gebelik toksemisi” ne
benzer bulgular gösterir.
Sürü / hayvanda dikkati çeken ilk bulgu yem tüketiminin azalması, kısmi
iştahsızlıktan ibarettir. İştahsızlık belirtisine ilaveten, ilerleyen sürede pika
belirtileri, anormal yalama- kemirme, inkordinasyon, anormal dışkılama,
agresif davranışlar gibi sinirsel bozukluklara rastlanabilir.
Hastalığa Dünyanın hemen hemen her ülkesinde, az ya da çok rastlanabilir.
Ancak hastalık çoğunlukla “erken laktasyon” döneminde ve süt verimi
yüksek ineklerde ortaya çıkar. Laktasyonun erken devrelerinde şekillenen
1
ketozis ve ilgili sorunlar, süt ineklerinde son yıllarda sıkça karşılaşılan
“Abomasal Displacement” insidansını da arttırmaktadır.
Etiyoloji ve Patogenezis
Süt hayvanları ketozisinin patogenezisi tümüyle aydınlanabilmiş değildir.
Ancak adipoz dokulardan yağ mobilizasyonunun artması ve glikoz
ihtiyacının yükselmesi net olarak bilinen etyopatogenetik faktörlerdir.
Fizyolojik sınırlarda seyretmek koşulu ile laktasyonun erken evrelerinde,
adipoz doku mobilizasyonu ve glikoza olan ihtiyacın artması bilinen yaşamsal
döngüdür. Erken laktasyon döneminde açığa çıkan Negatif Enerji dengesi,
adipoz doku mobilizasyonu ile giderilmeye çalışılır. Meme dokusu ve yüksek
süt salınımı sonucu glikoza olan ihtiyaç da artmaktadır.
Adipoz doku mobilizasyonuna, esterleşmemiş yağ asitleri (NEFAs)
konsantrasyonunun kan seviyesindeki artışı eşlik etmektedir.
Glikoneogenezisin arttığı erken laktasyon dönemindeki sürülerde artan
NEFA’nın büyük bir kısmı karaciğerde keton cisimciklerine dönüşmektedir.
Bunun sonucu olarak kan glikoz düzeyi düşerken, kan NEFA ve keton
cisimcikleri seviyesi artmaya başlar. Serum keton cisimcikleri; aseton,
asetoasetat ve beta hidroksi bütürattır (BHB). Bu keton cisimcikleri diğer
hayvan türlerinde asidemiye neden olurken, süt sığırlarında ciddi bir
asidemiye neden olmazlar.
İki Form Ketozis: tip 1 ve tip 2 Ketozis
Ketozisin doğumu müteakip günlerde, doğumdan sonraki en erken evrede,
ortaya çıkan formu ile laktasyonun pik yaptığı dönemde görülen şekli
arasında farklılıkların olabileceği, tedaviye verilen yanıtın da faklı olabileceği
hususunda birçok spekülasyon yapılmaya devam etmektedir. Post partum
2
erken evrede görülen bu ketozise tip II ketozis, laktasyonun ilerleyen
döneminde, süt veriminin pik yaptığı zamanda görülene ise Tip I ketozis
denilmektedir. Tip ll ketozis genellikle karaciğer yağlanması ile beraber
seyreder. Bu tip ketoziste karaciğer % 40-50’lere kadar yağlanabilir. Tedaviye
verdiği yanıt da tip l’e göre daha zor ve uzundur.
Hem karaciğer yağlanması hem de Ketozis adipoz dokulardan yoğun
miktarda yağların mobilizasyonu sonucu şekillenir.
Süt veriminin pik yaptığı dönemlerde rastlanılan Tip l ketozis ki genellikle
doğum sonrası 4-6 haftalarda şekillenir, genellikle yeterince/ dengeli
beslenmeyen ve glikoneogenik kapasitelerinin azaldığı ineklerde şekillenen
aşırı yağ mobilizasyonu ortaya çıkar. Bu ineklerde/sürüde karaciğer
yağlanması düşük düzeydedir. Tip l ketozisin tedaviye tepkisi daha kısa
sürede, daha olumludur.
Klinik yansının patogenezisi tümüyle izah etmek zordur. Bunları basitçe kan
keton cisimcikleri seviyesinin artması ve serum glikoz düzeyinin düşmesi
şeklinde izah mümkün ancak kolay değildir.
Klinik Bulgular
Sürü ya da grupta yem tüketiminin azalması dikkate değer ilk bulgudur.
Önce bu yem tüketimi azalan grubu takibe almalıyız. Şüpheli hayvan(lar)
önce konsantre yemi az yemeye başlar. Giderek kaba yeme ağırlık verir.
Daha sonraları yavaş yavaş kaba yemi de seçmeye başlar. Bunu müteakip
grup süt verimi ortalaması düşmeye başlar. Genel bir uyuşukluk-laterji
izlenebilir. Dışardan rumen boş gibi durur, bunlar sürü erken uyarı
belirtileridir.
Bire bir fiziksel muayene yapıldığında;
Normal beden ısısı
Hafif dehidrasyon
3
Düzensiz rumen hareketleri (kimi olgularda hipoaktivite kimilerinde
hiper aktivite)
Çok sınırlı hastada sinirsel bulgular;
Anormal gevişme
Böğürme
Maksatsız yalama ve kemirme
Anormal dışkılama
İnkordinasyon
Solunum havasının “ aseton kokması”
Tanı
Sürü Ketozisinin tanısında “ altın anahtar” BHB testidir. BHB kanda aseton
ve asetata göre daha stabildir. Bunun ölçümü ile sürü ketozisi önlenebilir ve
sağaltılabilir. Kan BHB ‘ın ketozis için kritik eşiği: > 14.4 mg/dl, ( >1400
mMol/L)dir. Sürü ortalaması 1200 mMol/L yi bulduğunda tehlike kapıyı
çalmış demektir. Bu değerlerin üzerindeki seviyeler klinik ketozis ve
abomasaumun yer değiştirmesi riskini arttırır. Rakamlar yukarı çıktıkça (
19.4 mg/dl- 2000 mMol/L) süt verimi dramatik bir şekilde düşer.
Kimi araştırmacılar, ketozis işin kırmızı çizginin 11.7 mg/dl- 1200 mMol/L
olduğuna dikkat çekmektedirler. Sürü ortalamasının 1000 mMol/L nin
altında seyretmesi kuvvetle tavsiye edilmektedir.
Klinik ketozis olgularında kan BHB asit seviyesi 3000 mMol/L ye kadar
çıkabilir.
Klinik tanıda risk faktörlerinin payı önemlidir. Keza idrar ve sütte keton
cisimciklerini tespiti büyük öneme sahiptir. Tanı konulsa bile tam bir fiziksel
muayene şarttır. Zira ketozis birçok hastalıkla beraber seyredebilir. Bilhassa
abomasum deplasmanları, metritis ve retensiyo sekundunarum yönünden
4
mutlaka muayene genişletilmelidir. Nörolojik bulgu gösteren inekler, kuduz
ve diğer CNS hastalıkları yönünden mutlaka inspekte edilmelidir.
Tanıda birçok test-kitler kullanılmaktadır. En güvenli ve spesifik olanı BHB
asit ölçen , pratik, manüel test stripleridir. Bunlar Cow-Side Test olarak
adlandırılırlar. Keza aseton ve aseoasetat ölçen test striplerinden de
yararlanılabilinir ancak BHB testi kadar güvenli ve spesifik değildirler. Sürü
bazında subklinik ketozis taramasında minimum 12 hayvan kullanılmalı ve
bu hayvanlar laktasyonun 5-50. Günlerinde olmalıdırlar. Pazardaki testlerin
büyük ekseriyatı, süt-idrarda aseton-asetoasetat tespiti esasına bağlı olarak
çalıştığını bu yüzden BHBA ölçebilen testlerin tercihinde yarar
görülmektedir. Süt- idrar esaslı strip testler renk değişimi ile keton
cisimciklerini değerlendirme temeline dayanmaktadır. Süt-idrarla temastan
belli bir süre sonra rengin değişip değişmediği izlenerek değerlendirilirler.
İnsan hekimliğinde diyabet hastaları için geliştirilen ve glikoz- BHB asit
ölçen manüel aparatlar veteriner hekimlik kullanımı için de modifiye edilmiş
ve dünya pazarlarına sunulmuştur. Bu testler hem erken tanı ve önlem hem
de klinik olgularda, destekleyici amaçla kullanılabilirler. İdrar keton seviyesi
her zaman süt keton seviyesinden daha yüksektir. Renk esasına dayanan
testler daha sık, bu nedenle idrar keton tayininde kullanım alanı bulmuştur.
İdrarda saptanan pozitif sonuç her zaman klinik bulgulara yansımaz. Kısmi
bir iştahsızlık ile birlikte saptanır ise subklinik ketozisi işaret edebilir.
Süt testleri, idrar testlerine oranla daha güvenli ve daha spesifiktir. Pozitif süt
test sonuçları klinik ketozisi işaret eder. Süt ya da kanda BHBA ölçümü diğer
iki teste göre daha güvenli ve daha spesifik olması bakımından birçok
gelişmiş ülkede yaygın kullanım alanı bulmuştur.
5
Tedavi
Ketozisin tedavisi, normogliseminin yeniden sağlanması ve serum keton
konsantrasyonunun normal sınırlara indirilmesi esasına dayanır.
Bu amaçla;
% 50 lik dextroz solüsyonundan 500 ml verilmesi tercih edilen en
yaygın tedavilerden biridir. Bu solüsyon çok hiperozmotik özellikte olması
nedeni ile damar yolu dışında kullanılmamalıdır. Aksi takdirde şişlik ve
reaksiyonlara neden olabilir. Yoğun glikoz tedavisi genelde çabuk sonuç
verir. Bilhassa Tip l ketoziste sonuca daha erken ulaşılabilir. Ancak nüks
ihtimalini göz ardı etmemeliyiz. Bu tedavi ile birlikte uzun etkili
glikokortikoid uygulanması- tercihen prednisolon ( Cortal)- tavsiye edilir.
Glikoz+ prednisolon tedavisi tam iyileşme sağlanıncaya kadar ( 2-3 gün)
beraber uygulanmalıdır. Daha sonra yem katkı amaçlı,
Propilen glikol, (5 gün, 300-500 ml/g) yemlere takviye yapılmalıdır. Çok
şiddetli olgularda 200 İÜ insülin serum ile birlikte verilebilir.
Korunma ve Kontrol
Ketozisten korunma ve kontrol başta nutrisyonel management ile mümkün
olabileceğini vurgulamalıyım. Laktasyonun ilerleyen sürecinde vücut
kondisyon skoru (VCS) mutlaka yakın takip edilmeli, aşırı kondisyonlu
hayvanlar ile düşük kondisyonlular ayırt edilerek farklı yemleme rejimleri
uygulanmalıdır. İleri laktasyon döneminde hayvanların yağlanmasına
müsaade edilmemeli, sindirilebilir fiber oranı yüksek rasyonlara, enerji
gücünü nişasta dışındaki kaynaklardan temini yönüne gidilmelidir. Nişasta
kökenli enerji kaynakları azaltılmalı ve adipoz dokulardan yağ mobilizasyonu
önlenmelidir. VCS’nu kuru dönemde önleme çabası yerine laktasyonun son
dönemlerinde önlemek daha avantajlıdır. Kuru dönemde VCS düşürme
6
çabası, yağ mobilizasyonuna davetiye çıkarır bu da Tip ll Ketozis ve karaciğer
yağlanması için risk oluşturur.
Ketozisin kontrol ve önlenmesinde kritik değer “ beslenme” rejimidir.
Doğuma 3 hafta kala inekler genellikle yem tüketimlerini azaltırlar.
Yemleme programı- rasyon kompozisyonu- bu düşük tüketimi minimize
etmeli ve doğabilecek eksiklikleri giderebilmelidir. Rasyon optimizasyonu
hususunda da farklı yaklaşımlar mevcuttur. Rasyonun kaba yem/ konsantre
yem oranı çiftlikten çiftliğe farklılık arz edebilir. Kuru dönemde rasyon
optimizasyonu yapılmalı ancak yüksek enerji içeriğinden kaçınılmalıdır.
Doğumdan sonra enerji içeriği yeniden ve yavaş yavaş arttırılmalıdır.
Laktasyonun erken günlerinde kaba yem oranı azaltılmalı, enerji yönünden,
süt verimine paralel arttırılmalıdır. Hiçbir zaman rumeni doldurmayacak
kadar düşük kaba yem önerilmemelidir. Rumenin düzenli çalışması için kaba
yeme ihtiyaç her zaman olacaktır.
Ketozisin korunmasında, yemlere ayrıca;
Niasin, kalsiyum propiyonat, sodyum propiyonat, propilen glikol ve rumenprotect colin katılmasında yarar vardır. Ayrıca monensin sodyum da
subklinik ketosizin önlenmesinde yararlı ürünlerden biridir. Doğumdan 2-3
hafta önce yemlere takviye edildiğinde, optimize rasyon ile birlikte, ketozis
ve komplikasyonları minimize edilebilir.
7
Download

Untitled