T.C.
Ege Üniversitesi
Diş Hekimliği Fakültesi
Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı
AKIŞKAN KOMPOZİTLERİN KARŞILAŞTIRILMASI
BİTİRME TEZİ
Stj. Diş Hekimi Hazal CANKURT
Danışman Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Banu ÖNAL
İZMİR-2014
ÖNSÖZ
Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ nde, bizlere öğretilen teorik bilgiler ve pratik
uygulamalar her ne kadar günümüz dünyasının modernliğini yansıtsa da meslek
yaşantımızın yalnızca temel taşını oluşturmaktadır. Bize düşen ise, değişen ve
gelişen teknolojiyi en iyi şekilde kullanarak ufkumuzu genişletmek, yeni yöntemleri,
yeni cihazları ve yeni teknikler ile birlikte bize verilen temelin üstüne sürekli yeni
şeyler koymaktır.
Bu vizyon doğrultusunda, bitirme tezimi restoratif diş tedavisinde yeni bir dönemi
başlatan
ve
kullanımı
oldukça
yaygın
olan
‘AKIŞKAN
KOMPOZİTLERİN
KARŞILAŞTIRILMASI’ konusunu sevgili hocam Prof. Dr. Banu ÖNAL sayeinde
seçmiş bulunmaktayım. Her tez dönemi gibi zor ve stresli geçen bu dönemde,
tezimin hazırlanmasında yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen değerli hocam Prof.
Dr. Banu ÖNAL’ a, tüm hayatım boyunca, maddi ve manevi olarak hep yanımda
olan canım aileme ve arkadaşlarıma teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
İZMİR-2014
Stj. Dt. Hazal Cankurt
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ………………………………………………………………………………...
1.AKIŞKAN KOMPOZİTLER……………………………………………………2
1.1.Akışkan Kompozitin Tanımı ve Yapısı…………………………….2
1.2.Akışkan Kompozitlerin Tarihçesi…………………………………..4
2.AKIŞKAN KOMPOZİTLERİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ…………………..5
3. AKIŞKAN KOMPOZİTLERİN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ…………………6
4.AKIŞKAN KOMPOZİTLERİN AVANTAJLARI VE DEJAVANTAJLARI....7
4.1.Avantajları………………………………………………………………7
4.2.Dejavantajları…………………………………………………………..8
5.AKIŞKAN KOMPOZİTLERİN ENDİKASYONLARI…………………………8
5.1.Restorasyon Tamirleri………………………………………………..9
5.2.
Pits
ile
Fissürlerin
Örtülenmesi
veKoruyucu
Rezin
Restorasyonlar…………………………………………………………………..10
5.3. Çürüksüz Servikal Lezyonlar………………………………………10
5.4.Kompozit Restorasyonlarda Kaide Olarak Uygulanması…….12
6.AKIŞKAN KOMPOZİTLERLE YAPILAN GÜNCEL ÇALIŞMALAR…….13
KAYNAKÇA……………………………………………………………………….19
ÖZGEÇMİŞ………………………………………………………………………..31
GİRİŞ
Günümüz modern dişhekimliğinde,estetik önemli bir kavram haline
gelmiştir.Bu alanda son zamanlarda yapılan tüm çalışmalar,diş dokularında
çeşitli nedenlerle oluşan kayıpların giderilmesinde kullanılacak,diş rengindeki
restorasyon
ve
materyallerinin
yöntemlerinin
bulunması
üzerine
yoğunlaşmıştır.Yapılan restorasyonlarda,diş yapısından minimum doku
uzaklaştırılarak,maksimum
fonksiyon,tutuculuk,dayanıklılık
ve
estetik
sağlanmaya çalışılmaktadır.
Bugüne kadar diş hekimliğinde estetik amaçla kullanılan
materyaller
teknolojik
gelişmeye
paralel
olarak
hızlı
bir
restoratif
değişim
göstermişlerdir. Bu süreç içinde: silikat simanlar, doldurucu içermeyen akrilik
rezinler, doldurucu içeren akrilik rezinler sırasıyla yerlerini kompozit rezinlere
bırakmışlardır (1).
Kompozit terimi; birbiri içerisinde erimeyen iki ayrı kimyasal maddenin
makroskobik düzeyde birbiri içerisinde dağılması, karışması veya birlikte
bulunması olarak tanımlanır (2).
Dişhekimliğinde kullanılan kompozitler organik bir yapı içerisinde belirli
oranlarda inorganik partiküllerin ilavesi vve bu karışımın katkı maddeleri ile
polimerizasyonu temin edilerek oluşturulur. Kompozitlerin diş sert dokularına
tutunmalaı daha çok adezyon ile olduğundan bu tip dolgu maddelerine adeziv
dolgu maddeleride denir (3).
1. AKIŞKAN KOMPOZİTLER
1.1. Akışkan Kompozitin Tanımı
Kompozit rezinler, organik polimer bir matrisle (taşıyıcı faz) birlikte,
matris içinde dağılan inorganik partiküllerden (dağılan faz) oluşurlar. Organik
polimer matris ve inorganik faz arası bağlanmaya ara faz (silan) denir.
Kompozitler, özelliklerini bu iki fazın özelliklerinden ve bileşime katılma
oranlarından alırlar.
Kompozit rezinler, aşağıdaki elemanların bir araya gelmesiyle oluşurlar;
-Taşıyıcı faz
-Dağılan faz
-Ara faz
-Kıvam azaltıcılar
-Katalizör
-Aktivatör
-Polimerizasyon inhibitörleri
-Ultraviyole stabilizatörleri
-Pigmentler
Taşıyıcı faz genelde, Bisfenol A Glisidil Met Akrilat (BİS GMA) veya iyi bir
adezyon sağlayan ve renk değişimine daha dirençli olan UDMA (Uretan Di
Met Akrilat) dır. Viskoziteyi azaltıp akıcılığı artırmak amacı ile matrise TED
GMA (Tri Etilen Glicol Di Met Akrilat) ilave edilmiştir. Taşıyıcı fazın yüksek
2
miktarda olması polimerizasyon büzülmesini (kontraksiyonu) yükseltir.
Taşıyıcı fazın, yani polimer matrisin polimerizasyonu, materyalin setleşmesini
sağlar. Polimerizasyon ısı, ışık ve kimyasal olarak gelişir (1). Taşıyıcı fazı
fazla olan rezinin ısı iletkenliği de az olur.
Dağılan faz, matris içine dağılmış olan çeşitli şekil ve büyüklükteki
kuartz, borosilikat cam, lityum aluminyum silikat, stronsiyum, baryum, çinko
ve yitruyum cam, baryum aluminyum silikat gibi inorganik doldurucu
partiküllerden oluşur (4). Stronsiyum, baryum ve çinko radyoopasite
kazandırır. Silika partikülleri karışımın mekanik niteliklerini güçlendirir ve ışığı
geçirir. Böylece kompozit rezine, mineye benzer yarı şeffaf bir görüntü
kazandırır. Kristalin formlarının sert olması, kompozit rezinin bitirme ve
polisaj işlemini güçleştirir. Bu nedenle, kompozit rezinler, günümüzde,
silikanın non-kristalin formu kulanılarak üretilmektedir (5,6). Doldurucular
büyüklüklerine göre megafil, makrofil, midifil, minifil, mikrofil, hibrit ve nanofil
olarak gruplandırılır. Partiküllerin büyüklüğü, şekli ve miktarı kompozitlerin
fiziksel özelliklerini belirler. Partikül miktarı arttıkça, organik matris miktarı
düşer, ısısal genleşme katsayısı, polimerizasyon büzülmesi, su absorbsiyonu
azalır, dayanıklılık artar (1).
İlk kompozitler, makrofil olarak üretilmişlerdir. İnorganik doldurucuları
kuartz partikülleridir, organik matris daha fazla aşınır, parlatılamazlar ve kolay
renklenirler. Aşınmaya direnci düşük olduğundan posterior dişlerde kullanımı
sakıncalıdır. Makrofil ve midifil kompozitler, geleneksel kompozitler diye de
adlandırılmakradır (6).
3
Doldurucu partikül büyüklüğü 0,1-1µm olan kompozit rezinlere, ‘minifil
veya küçük partiküllü kompozitler’, partikül büyüklüğü 0,01-0,1 µm olan
kompozit rezinlere ‘mikrofil kompozitler’ denir. Mikrofil kompozitlrin inorganik
doldurucuları kolloidal silika partikülleridir. Doldurucu partiküllerorganik
matrisle hemen hemen aynı seviyede aşınır. Yüzey daha düzgündür,
akışkandır ve kuvvet gelen yerde dayanıksızdır. Partikül büyüklüğü 0,01µm
olan kompozit rezinlere de ‘nanofil kompozit’ denir. Farklı büyüklükteki
doldurucu partiküllerin karışımını içeren kompozit rezinler ‘hibrit kompozitler’
olarak adlandırılır. Bunların partikül büyüklüğü makropartiküllü rezinden daha
küçük, partikül miktarı ise mikropartiküllü rezinden daha fazladır. Her iki
kompozit
rezinin
özelliklerini
taşımasına
rağmen,
hibrit
türünün
belirlenmesinde büyük partikül adı kullanılır. Küçük partiküller karışımın ikinci
komponentidirler(7).
Hibrit
kompozitlerin
yüzey
düzgünlüğü
mikrofil
kompozitlere benzer. Stres gelen bölgelerde daha rahat kullanılırlar. Bu
kompozit
rezinlerde
doldurucular,
silanizasyon
dışında
hiçbir
işlem
uygulanmadan monomer matrikse katılmışlardır. Bu nedenle, bu tür
kompozitlere homojen kompozitler adı da verilmektedir. Polimer matrisin az
olması bu tür kompozitlerin iyi kondanse edilmesine, polimerizasyon
kontraksiyonunun azalmasına, aşınmaya kaşı direncin yükselmesine ve
pulpal irritasyonların azalmasına neden olur (1). Viskozite sorununu çözmek
amacıyla önceden polimerize edilmiş mikrofil kompozit kitlesi 1-20µm
büyüklüğüne partiküller elde edilecek biçimde öğütülmüş ve bu partiküller
doldurucu olarak monomer matrise eklenmiştir. Doldurucu partiküller
modifikasyon yapıldığı için bu tür kompozit rezinlere ‘heteojen kompozitler’
adı verilir (4,5,6).
4
Kompozit rezinlerde, organik polimer matris fazı ile inorganik faz arasında
sıkı bir bağlanmaya ihtiyaç vardır. Bu bağlanma, ara faz ile sağlanır.
Kompozit rezinlerde inorganik ve organik komponentleri birbirine bağlayan
yapı, silisyum hidrojenli bileşikleri olup bunlara ‘silan’ adı verilmektedir.
Kimyasal olarak dayanıklı ve inert olan bu bileşenler, sıvı halden esnek katı
hale kadar çeşitli hallerde bulunabilirler (5).
Kavite geometrisinin her zaman ideal koşullarda sağlanamadığı adeziv
preparasyonlarda oluşan polimerizasyon büzülmesini engellemek ve stres
kırıcı bir bariyer oluşturmak amacıyla geliştirilen akışkan kompozit rezinler,
restoratif diş hekimliği uygulamalarında varılan en son gelişmelerden birisini
teşkil etmektedir (8,9,10).
Akışkan kompozitler; geleneksel kompozitlerin partikül boyutları artırılarak
vedoldurucu miktarı azaltılarak elde edilmiştir. Diğer kompozit rezinlere
oranla daha az doldurucu partikül içerirler. Dolayısıyla, rezin matriks
miktarları fazladır (8). Akışkan Kompozitlerin; viskoziteleri ve aşınmaya
dirençleri düşüktür (1).
Akışkan kompozitlerin manüplasyonlarının kolay olması, klinikte akışkan
kompozitlerin kullanımını cazip hale getirmekle birlikte kullanım alanlarını
genişletmektedir. Son zamanlarda, klinik performansları için anahtar mekanik
özelliklerinin dayanıklılık olabileceği ileri sürülmektedir (9).
1.2. Akışkan Kompozitlerin Tarihçesi
Estetik materyallerin gelişimi, gerçek anlamda 1871 yılında Fletcher
tarafından silikat simanların bulunmasıyla başlamıştır. Bu ilerlemenin
ardından gelen bir sonraki adım 1937 yılında doldurucu içermeyen rezin
5
kompozilerin bulunmasıyla ve Blumenthal’in 1947 yılında estetik dolgu
materyallerini geliştirmesiyle devam etmiştir. Ancak, bu alandaki en önemli
gelişmeler; 1938 yılında İsviçreli kimyager olan Castan tarafından epoksi
molekülünün ve başka bir İşviçreli kimyager olan Hagger tarafından 1951’de
diş dokularının asit ile pürüzlendirilebileceğinin bulunmasıdır. Daha sonraları,
bu moleküller kullanılarak restorasyonların diş dokularına yapıştırılmaları
sonucunda ortaya çıkan ve yeni bir kavram olan ‘Hibrit Tabaka’ terimini Mc
Lean ve Kramer dental literatüre katmıştır. Bu önemli gelişmeler; Bowen’ın
BIS-GMA
yapısını
bulmasının(1962),
Buonocore’un
geliştirdiği
‘asitle
pürüzlendirme’ tekniğinin(1955) ve ‘bonding’ sistemlerinin geliştirilmesi için
temel oluşturmuştur. Adeziv diş hekimliğinin ortaya çıkışıyla birlikte pek çok
farklı kompozit rezin maddesi, dental piyasaya sürülmüştür. Kompozitler,
1960’lı yıllarda ilk olarak geliştirildiğinden beri neredeyse aynı kalmıştır. Bu
maddelerin süregelen gelişimi, dolgu maddesi parçacıklarının yoğunluk,
boyut ve özellik alanında yer almaktadır. Kompozit rezinlerin diş sert
dokularına olan bağlanma kuvvetlerinin artmasını sağlayan bu gelişmelerin
sonucunda kompozitler, son zamanlarda üzerinde en çok çalışılan dolgu
materyalidir.
Akışkan kompozitler, 1996 yılında dişhekimlerinin hizmetine sunulmuş ve
kısa sürede popüler hale gelmiştir. İğne ucu ile kavite preparasyonuna
enjekte edilebilme yeteneği ve düşük viskozitesinden dolayı ‘akıcı kompozit’
olarak adlandırılmıştır. Akışkan kompozitler geleneksel kompozitlere oranla,
kavite yüzeyine kendi kendine adapte olabilir ve akışkan kompozitlerin,
yerleştirilmesi kolaydır. Sağladığı avantajlardan dolayı son yıllarda akışkan
kompozitlerle ilgili yapılan çalışmalarda da artış olmuştur.
6
2. AKIŞKAN KOMPOZİTLERİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Düşük
esneme
katsayılarına
restorasyonların
altında
sahip
liner
akışkan
olarak
kompozitlerin,
kullanımları,
kompozit
polimerizasyon
büzülmelerini engelleyerek restorasyon kenarlarında görülen aralanma
oluşumunu ve mikrosızıntıyı azalttığı pek çok çalışmada bildirilmiştir
(12,13,14).
Son zamanlarda, klinik performansları için anahtar mekanik özelliklerinin
dayanıklılık olabileceği ileri sürülmektedir (9). Dayanıklılıkları, hem aşınma
hem de kırılma direnciyle ilişkilidir. Akışkan kompozitlerin geleneksel
kompozitlere oranla daha fazla rezin içermesi, dayanıklılık değerlerinin
geleneksel
kompozitlere
oranla
daha
iyi
olmasına
neden
kompozitler
genellikle
polimerizasyon
olarak
gösterilmektedir.
Yüksek
elastisite
modüllü
sırasında daha yüksek polimerizasyon stresleri oluşturmaktadır. Partikül
miktarı fazla olan kompozitlerin elastisite modülleri yüksek olduğu için
hacimsel büzülme miktarı azalmış, buna bağlı olarak da kompozit-dentin ara
yüzünde
büzülme
stresleri
artmıştır
(4).
Yüksek
elastisite
modüllü
materyallerde sıklıkla bağlanmanın bozulması sonucunda oluşan postoperatif hassasiyet ve zayıf marjinal uyum görülmektedir. Bununla birlikte
daha yüksek bir elastisite modülü uzun süreli marjinal stabilite ve okluzal
kuvvetler altındaki distorsiyon ve yorgunluğun minimalize edilebilmesi için
tercih edilen bir özelliktir. Akışkan kompozitlerin elastisite modülleri düşük,
ısısal genleşme katsayıları da diş dokusuna yakındır (8,16). Ayrıca, düşük
elastik modülü sayesinde yüksek kırılma dirençleri olabileceği belirtimiştir (9).
7
3. AKIŞKAN KOMPOZİTLERİN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ
Estetik ve işlevsel restorasyonları şekillendirmek için kontrol kazanmada
geleneksel packable kompozitlerin koyu kıvamı oldukça istenen bir
durumken, klinisyenler kavite preparasyonuna akabilen bir maddenin özellikle
dar bir alanda madde çökelmesi gerektiğinde önemli bir role sahip olduğu
sonucuna ulaşmıştır.Günümüzdeki akışkan kompozitlerin çoğu yoğun şekilde
doldurulmamaktadır. Genellikle, ağırlık olarak % 56 ile 70 dolgu maddesi
içermektedir.
Akışkan
kompozit
rezinler,
restorasyon
için
kullanılan
kompozitlerden daha düşük doldurucu ve daha fazla rezin matris içerirler. Bu
nedenle, akışkan kompozitler geleneksel kompozitlere göre, kavite yüzeyine
kendi kendine adapte olabilir ve akışkan kompozitleri, yerleştirilmesi daha
kolaydır (11).
Akışkan kompozitlerde taşıyıcı faz oranı daha fazladır. Taşıyıcı faz
oranı daha yüksek olan rezinlerde ısı iletkenliği daha az olur. Bu nedenle
akışkan kompozitler dentin hassasiyetini önlemekte kullanılabilmektedir.
Kaide olarak kullanıldıklarında da postoperatif hassasiyeti önlemektedir.
4. AKIŞKAN
KOMPOZİTLERİN
AVANTAJLARI
VE
DEJAVANTAJLARI
Akışkan kompozitlerin içeriğinden dolayı taşıdığı özellikler bazı avantaj ve
dezavantajlar sağlamaktadır.
4.1. Avantajları
-Sınıf II posterior restorasyonların başarısızlıklarının en büyük nedeni olan
mikrosızıntının engellenmesinde kullanılmaktadır (8). Akıcı özelliğinden
8
dolayı preparasyonun tabanını ve aproksimal yüzlerini örterek boşluk
oluşmasına engel olur.
-Kondanse olabilen kompozitlerin altında stres azaltıcı olarak kullanılırlar.
-Restorasyon yüzeyinde ve kenarlarında kalan çatlakların kapatılmasında
kullanılırlar.
-Şırınga sistemleri sayesinde, uygulanımları kolaydır.
- Materyalin akışkan yapısından dolayı, kavite preparasyonunun tabanındaki
ve duvarlarındaki mikrodefektlerin kapatılmasını sağlar.
- Sınıf II kavite preparasyonlarında kavite köşelerini doldurarak iyi
adaptasyon sağlarlar.
- Akışkan kompozitler Sınıf II restorasyonlarda zor ulaşılan sahalarda
kullanılabilir.
- Sınıf V restorasyonlarda kullanılan akışkan kompozitler dentin duyarlılığının
azaltılmasında etkili olduğu gözlenmiştir (10).
-
Cam
iyonomer
restorasyonların
veya
kompozitlerin
yeniden
yüzeylendirilmesinde kullanılabilmektedir.
- Akıcılıkları sayesinde amalgam, kompozit veya kron tamirinde, pits ve
fissürlerin örtülenmesinde, koruyucu rezin restorasyonlarda, air abrazyon
kavitelerinde,
Sınıf
V
restorasyonlarında,
insizal
kenar
tamirlerinde
kullanılabilirler (8,9,10,15).
- Kavite içine enjekte edilebilmeleri kullanım kolaylığı sağlamaktadır.
- Restorasyonların kenar uyumu, diş-restorasyon birleşim sınırındaki
bütünlüğün tam olarak sağlanmasıyla elde edilir ve restorasyonun klinik
ömrünü etkileyen önemli bir faktördür (17). Akışkan kompozitler, kompozit
restorasyonlar altında astar olarak kullanıldığında kavite tabanını ve
9
marjinalsınırı örtüleyerek, postoperatif hassasiyet ve sekonder çürüğü
önlemektedir (18).
4.2. Dejavanajları
- Sınıf IV restorasyonlar için önerilmezler, akıcılıkları, uygulama esnasında
kontrol edilmelerini zorlaştırır (9).
- Bu materyallerin yapışkanlıkları nedeniyle manüplasyonları zordur.
- Kullanılan aletlerin yüzeyine yapışabilirler.
- Aşınmaya dirençleri azdır.
5. AKIŞKAN KOMPOZİLERİN ENDİKASYONLARI
Akışkan kompozitler 1996 yılında piyasaya sürülmüş, ilk olarak çürüksüz
servikal lezyonlarında kullanılmıştır (19). Geleneksel kompozitlerin akışkan
kompozitlere göre rezin matriks miktarı daha azdır. Dolayısıyla, kırılma
dirençleri daha düşüktür. Eksantrik yüke maruz kalan dişlerde bükülme ve
eğilme streslerine bağlı olarak çürüksüz servikal lezyonlar görülebilir.Bu
dişleri tedavi etmek amacıyla kırılma dirençleri ve esneme kabiliyeti yüksek
yeni materyal arayışına girilmiştir. Böylece akışkan kompozitler ortaya
çıkmıştır.
Akışkan kompozitlerin özellikleri sayesinde birçok kullanım alanı oluşmuştur.
Her geçen gün özelliklerinin geliştirilmesi ile endikasyonları daha da
artmaktadır.
5.1. Restorasyon Tamirleri
10
Akışkan kompozitlerin birçok avantajlı özelliklerinden biri daha önce yapılmış
kompozit restorasyonları tamir etme yeteneğidir.
Yapılan araştırmalarda kompozit-kompozit arası bağlar değerlendirilmiştir.
Akışkan
kompozitler
araştırmada
kompozit-kompozit
arası
bağlanma
yüzeyinde güzel ve kaliteli adeziv özellik göstermiştir (20).
Akıcılıları sayesinde, amalgam veya kron tamirinde de kullanılmaktadırlar
(15).
5.2. Pits ile Fissürlerin Örtülenmesi ve Koruyucu Rezin Restorasyonlar
Akışkan kompozitler viskoziteleri sayesinde minimal invaziv preparasyona
izin vermektedir (8). Akışkan kompozitlerin enjekte edilebilir şekilde
paketlenmesi,
minimal
invaziv
preparasyonlarda
kullanım
kolaylığı
sağlamaktadır.
Akışkan kompozitler ‘ Koruyucu Rezin Restorasyonları ‘ için idealdir.
Simonsen koruyucu rezin restorasyonlarda başlangıç çürüğünü temizledikten
sonra akışkan kompozit kullanmayı tavsiye etmiştir (21). Savage ve ark.
(arkadaşları) tarafından yazılan makalede pediatrik diş hekimleri arasında
önleyici restorasyonlarda en yaygın kullanılan restoratif materyalinin akışkan
olduğu bildirilmiştir (22).
Şekil 1.a. başlangıç çürüğü bulunan
Şekil 2.b. akışkan kompozit ile
daimi 1. molar
yapılan koruyucu rezin restorasyon
11
5.3. Çürüksüz Servikal Lezyonlar
Dişlerin bukkal, lingual ve okluzal yüzeylerinde ve gingival üçlüde yer
alan diş çürüğünden farklı nedenlerle oluşan lezyonlar ‘ çürüksüz servikal
lezyonlar ‘ olarak adlandırılır (23). Çürüksüz servikal lezyonlar diş aşınmaları
olarak da tanımlanır. Aşınmaların oluşumunda genelde farklı etkenler rol
oynamaktadır. Diş aşınmaları, oluşumunda rol oynayan etkenlere bağlı
olarak,
atrizyon,
erozyon,
abrazyon
ve
abfraksiyon
olarak
isimlendirilmektedir. Dişlerin birbirleriyle temasları sonucu oluşan aşınma
atrizyon, dişlerin asit ataklarından etkilenerek kimyasal olarak çözünmesi
erozyon, dişlerde fiziksel etkenlerle meydana gelen sert doku kayıpları
abrazyon, aşırı oküzal streslerin etkisiyle servikal bölgede oluşan aşınmalar
ise abfraksiyon olarak tanımlanmaktadır (23,24).
Çürüksüz servikal lezyonların aşırı duyarlılık veya estetik gereksinim gibi
nedenlerlerestore edilmesi gerekir. Ancak, dişeti dokusuna yakınlıklarının
nem kontrolünü güçleştirmesi ve yoğun çiğneme kuvvetlerinin etkisi altında
olması klinik başarıyı olumsuz etkilemektedir (25).
Çürüksüz servikal lezyonların restorasyonunda
iyonomer
simanlar,
restorasyonlar
tercih
nanohibrit
kompozitler
edilmektedir.
Yapılan
ve
daha çok cam
akışkan
restorasyon
kompozit
ile
dişin
dayanıklılığının arttırılması, servikal bölgede oluşan stresin azaltılması,
hassasiyetin engellenmesi, pulpanın korunması ve estetiğin sağlanması
amaçlanmaktadır (26).
12
Akışkan kompozitler, diğer kompozit rezinlere oranla daha az doldurucu
partikül içerirler. Dolayısıyla rezin matriks miktarları fazladır (8,10). Akışkan
kompozit
materyallerinin
elastisite
modülleri
düşük,
ısısal
genleşme
katsayılarıda diş dokusuna yakıdır (8,16). Dişlerin servikal bölgeleri gibi aşırı
stres altında bulunan alanlarda yüksek esneme yeteneklerinden dolayı
sıklıkla kullanılmaktadırlar (27).
Yapılan çalışmada Sınıf V restorasyonlarda akışkan kompozit ile geleneksel
hibrit kompozitler karşılaştırılmıştır. Bir yıl sonra yapılan kontrollerde akışkan
kompozitlerle restore edilen Sınıf V restorasyonların bozulmadığı görülmüştür
(28).
Geleneksel
hibrit
kompozitlerin
eğilme
mukavemeti
akışkan
kompozitlere göre yüksektir bu nedenle Sınıf V restorasyonlarda akışkan
kompozitlerin kullanılmasının başarıyı arttırdığı kabul edilmiştir (28).
Mikrosızıntı açısından yapılan in-vitro çalışmalarda akışkan kompozitlerin
mine ve dentin marjinlerinde iyi bir örtüleme sağladığı görülmüştür (29,30).
Şekil 2. de çürüksüz servikal lezyonun restorasyon öncesi ve sonrası
5.4. Kompozit Restorasyonlarda Kaide Olarak Uygulanması
Akışkan kompozitler, genellikle kompozit restorasyonlar altında kaide olarak
kullanılmaktadır. Amaç marjini güzelce örtüleyerek postoperatif hassasiyet ve
13
sekonder çürüğü önlemektir. Birçok klinisyen akışkan kompoziti astar olarak
kullandığında
postoperatif
hassasiyeti
azaltmakta
başarılı
sonuçlara
ulaşmıştır (31).
Akışkan kompozitler, İdeal bir Sınıf II restorasyonu aproksimal yüzey
yaklaşımı için uygun bir restorasyon maddesidir. Akışkan kompozitler,
gingival marjini her açıdan örtülemektedir. Sınıf II kavitelerde ilk inkramental
tabaka akışkan kompozitlerle örtülendiğinde daha az mikrosızıntı oluştuğu
bulunmuştur
(16).
restorasyonlarda
Leevailoj
gingival
ve
ark.
marjinde
yaptığı
daha
az
çalışmalarda
mikrosızıntı
Sınıf
II
olduğunu
göstermişlerdir (32).
Sadeghi ve Lynch mine-sement sınırındaki restorasyonlarda akışkan
kompozitleri
ve
kompomerleri
mikrosızıntı
açısından
araştırmıştır.
Çalışmaların sonuçları göstermiştir ki akışkan kompozit astar olarak
kullanıldığı zaman kullanılmadığına oranla daha az mikrosızıntı olmaktadır
(33).
Akışkan kompozitler kaide olarak kullanıldıklarında preparasyonun tabanını
inşa etmekte ve akıcılık özelliklerinden dolayı undercutları örterek dolguda
boşluk kalmasını önlemektedir.
Akışkan kompozitlerin rezin matriks miktarı fazladır, dolayısıyla elastisite
modülleri düşüktür. Sınıf II restorasyonlarda kompozitlerin altında stres
azaltıcı fonksiyonu amacıylada kullanılabilirler. Kompozit rezinlerin altında
akışkan kompozit rezinlerin kullanımı ile bağlanma yüzeyinde esnek bir
tabaka oluşturulur (14). Bağlanma yüzeyinde oluşturulan bu esnek
tabakanın, sadece polimerizasyon büzülmesi ile oluşan stresleri karşılamada
rol oynamadığı, lompozit-dentin bağlanma yüzeyinde esnek bir tabaka
14
oluşturarak, çiğneme kuvvetleri esnasında bu bölgede biriken gerilim ve
şıkışma streslerine karşı da stres emici görev yaptığı bildirilmiştir (34,35).
Akışkan kompozitler bu saydığımız endikasyonlar dışında; periodontal açıdan
mobilite
olan
dişleri
splintlemede,
ortodontik
tedavilerde
braketleri
yapıştırmada, kron tamirlerinde kullanılmaktadır. Akışkan kompozitlerin
geliştirilmesiylede her geçen gün endikasyon alanı daha da artmaktadır.
6.AKIŞKAN KOMPOZİTLERLE YAPILAN GÜNCEL ÇALIŞMALAR
Dişlerdeki çürük ve diğer defektlerin iyi bir estetik sonuç sağlanarak
onarılabilmesi estetik diş hekimliği açısından önemlidir. Mine ve dentin
dokusuna adezyon ile bağlanan kompozit rezinler günümüze kadar önemli
gelişmeler göstermiştir. Kavitelerin, ışık ile polimerize edilen kompozitler ile
restore edilmesi durumunda rezin kompozitin kalınlığını sınırlandırmaktadır.
Genellikle maksimum kalınlık 2mm olarak tanımlanmaktadır. Bu derin
kaviteler hem zaman almakta hem de kompozit eklemeleri sırasında hava
kabarcığı olma riskini artırmaktadır. Bu nedenle çeşitli üreticiler son
zamanlarda bulk fill olarak bilinen yeni tip kompozitleri ürettiler.
Bulk fill kompozitler, yeni nesil nano-hibrit bir kompozit türüdür. Üretici
firmalara göre değişmekle birlikte genel olarak; ytterbium triflorid, baryum
camı, karmaoksit, proacrylat, zirkonyum/silika partikülleri içerir. İnorganik
doldurucu miktarı firmalara göre farklılıklar göstermektedir. Kompozitin adı
aynı
zamanda
tekniğin
adını
oluşturmaktadır.
Tek
tabakalı
olarakuygulanmasıyla klinik çalışma süresini azalttığı ve hasta-hekim
konforunu arttırdığı bilinmektedir(36). 4mm uygulanabilen bu kompozitin
15
inorganik yapısında bulunan baryum ve ytterbium partikülleri radyopasitesini
arttırarak ışın cihazının etkisinin derinlere ulaşabilmesini sağlar. Ayrıca
kompozite mineye benzer bir şeffaflık vererek estetik üstünlük sağlar(4). Bulk
fill
kompozitlerin,
modifiye
edilmiş
metakrilat
rezinleri
sayesinde
polimerizasyonunun yavaş gerçekleştiği rapor edilmiştir(37). Pürüzsüz ve
krem kıvamındaki yapısıyla bulk fill kompozitin akışkan kaide materyali
kullanmadan kavite tabanında ve duvarlarında yüksek marjinal adaptasyon
sağladığı söylenmektedir(38). Büzülme stresi hafifletici teknolojisiyle marjinal
bütünlüğü artırıp, polimerizasyon büzülmesini; düşük bir büzülme stresi
değeri olan 1.13Mpa’ya ve düşük bir büzülme hacmi olan %1.9’a indirmiştir.
Yeterli marjinal bütünlüğü ve düşük polimerizasyon büzülmesiyle dişin
deformasyon, postoperatif hassasiyet, mikrosızıntı ve sekonder çürük
olaslığını azalttığı bildirilmiştir(38).
Soygun ve ark. yaptığı çalışmada farklı akışkan bulk fill kompozitlerin
mikrosertliklerini araştırmışladır ve araştırma sonunda mikrosertlik değerleri
açısından farklılıklar bulunmuştur(39). Materyallerin mikrosertlik incelemeleri
genellikle çizilmelere karşı direncini gösterir. Mikrosertlik incelemeleri için
farklı test yöntemleri kullanılabilmektedir. Bu çalışmada Vickers mikrosertlik
test yöntemi kullanılmıştır.
Restoratif materyallerin sertlik değerleri materyalin doldurucularından,
kompozisyonundan,
rezin
tipinden
ve
polimerizasyon
derecesinden
etkilenmektedir(40). Soygun ve ark. yaptığı çalışmada tek ışık kaynağı
kullanılarak farklı akışkan kompozitler arasındaki mikrosertlik değerleri
araştırılmıştır. Bu kompozitlerin alt yüzey sertlik değerleri üst yüzey sertlik
değerlerinden
daha
düşük
bulunmuştur
16
(39).
Materyaller
arasındaki
mikrosertlik
değerleri
arasındaki
farklılık
ise
materyallerin
doldurucu
içeriklerine atf edilir.
Adeziv diş hekimliği baş döndürücü bir hızla gelişimini sürdürmektedir.
Bu gelişimi sürükleyen iki temel etken vardır. Birinci etken, hastaların diş
rengindeki restoratif materyallere giderek artan talebidir. Diğer etken ise
hekimlerin
minimum
girişim
ile
restoratif
işlemleri
gerçekleştirmek
istemeleridir(35). Adeziv rezin /kompozit rezin kombinasyonu günümüz diş
hekimliği pratiğinde en sık kullanılan restoratif sistemdir. Adeziv sistemler
temel olarak iki gruba ayrılırlar: ‘ecth&rinse’ ve‘self-etch’ adezivler. Ayrı bir
asitleme ve yıkama basamağı gerektirdiği için etch&rinse adezivlerin klinik
uygulama zamanı oldukça uzundur. Halbuki, hekimler en kısa sürede
restorasyonlarını bitirmek durumundadır. Asitleme ve yıkama basamağını
elimine eden, primerinde zayıf asidik monomerler ihtiva eden self-etch
adezivler bu nedenle simdilerde oldukça popülerdir. Özellikle asitleme,
primerleme ve adeziv rezin uygulama basamaklarının hepsini birleştiren tek
basamaklı self-etch (all in one) adezivler, klinik uygulama zamanın
kısaltılmasında
çok
adlandırlmaktadır.
başarılıdırlar.
Ancak,
tek
Kullanıcı
basamaklı
dostu
self-etch
adezivler
adezivler
olarak
bile
azımsanmayacak bir klinik uygulama zamanına ve kendilerine ait bazı teknik
hassasiyetlere sahiptirler.
Herhangi bir adeziv sistem kullanımı gerektirmeden diş sert dokularına
kendisi
doğrudan
bağlanabilen
restoratif
materyallerin
geliştirilmesi
konusunda heyecan verici gelişmeler olmaktadır. Bu amaçla üretilen ilk
materyal bir akışkan kompozit olmuştur ve çok yakın bir zaman önce
hekimlerin kullanımına sunulmuştur. Akışkan kompozit ve all in one adeziv
17
sistemin bir araya getirildiği ve sonuçta ayrı bir adeziv sistem ugulama
basamağının elimine edildiği, tümüyle yeni, bu kompozit retoratif materyale
‘kendinden bağlanabilen akışkan kompozit’ ismi verilmiştir(41). Bu materyalin
diş dokularına bağlanma performansı ve restorasyon kenarlarını sızıntıya
karşı kapatabilme kabiliyeti literatürde tartışılmıştır(42,43).
Bektaş ve ark. yaptığı çalışmada kendinden bağlanabilen akışkan
kompoziti
mikro
makaslama
dayanımını
ve
mikrosızıntı
açısından
değerlendirmişlerdir (43). Kendinden bağlanabilen akışkan kompoziti adeziv
rezinli
ve
adeziv
rezinsiz
uygulamışlardır.
kendinden bağlanabilen akışkan kompozit
Araştırmanın
sonucunda;
adeziv rezinli uygulandığında
adezivsiz uygulamaya oranla daha güçlü bir makaslama dayanımı ve
marjinal örtüleme sağlamamıştır (43).
Bek ve ark. buçalışmada akışkan kompozitlerin dentine mikrogerilim
bağlanma dayanımı üzerine etkilerini araştırmışlardır (44).
Altı adet çekilmiş insan molar dişlerinin, oklüzal yüzeyleri düz bir dentin
yüzeyi elde etmek için uzun eksenlerine dik olacak şekilde aşındırılmış, rezindentin bağlantılı örnekler tek aşamalı bir self-etch adeziv kullanılarak
hazırlanmıştır. Dişler rastgele üç gruba ayrılmıştır. Grup 1 kompozit rezin ile
restore edilmiştir. Grup 2 ve Grup 3’te 0.5mm ince bir tabaka akışkan
kompozitler adeziv rezinin üzerine üretici önerilerine göre uygulanmış, 40sn
ışıkla polimerize edilmiş ve kompozit rezinle restore edilmiştir (44).
18
Bek ve ark. yaptığı araştırmada, mikrogerilim test örneklerinde kompozit
rezinin altında, akışkan kompozit rezin kullanımının bağlanma dayanımını
belirgin oranda arttırdığı tespit edilmiştir. Bağlanma dayanımındaki bu artışın,
bağlanma yüzeyinde belli kalınlıkta oluşturulan akışkan kompozit rezin
tabakanın, esnek yapısıyla mikrogerilim bağlanma dayanımı testi esnasında
şekillenen gerilim streslerini karşılamasından kaynaklandığı düşünülebilir
(44).
Johns ve ark. hibrit kompozit rezinlerin, bir akışkan kompozit rezinle birlikte
kullanılmasının mikrogerilim bağlanma dayanımı değerlerini yalnız hibrit
kompozit ile restore edilen örneklere göre belirgin oranda arttırdığını
bildirmişlerdir (45).
Bek ve ark.kompozit rezinlerin altında liner olarak bir akışkan kompozit rezin
uygulanmasının mikrogerilim bağlanma değerlerini yalnızca kompozit rezin
uygulanan Grup 1 örneklerine göre belirgin oranda artırdığını belirlemişlerdir
(44).
Bu in-vitro çalışma şartlarında, kompozit rezin materyali altında akışkan
kompozit rezin uygulanmasının mikrogerilim bağlanma dayanımını artırdığı
belirlenmiştir. Bu sonuçlar klinik diş hekimliği açısından değerlendirildiğinde,
akışkan kompozitlerin yüksek C-faktör bulunan kavitelerde, kavite tabanında,
kullanımının polimerizasyon büzülmesinden kaynaklanan gerilim streslerinin
olumsuz etkilerini azaltabileceği düşünülebilir (44).
19
Özcan ve ark. yaptığı bu çalışmanın amacı, farklı yapısal özelliklere sahip
dört farklı kompozit rezinin yüzey pürüzlülüğü üzerine bitirme ve parlatma
işleminin etkisini incelemektir (46).
Çalışmada her bir materyalden 10 adet olacak şekilde toplam 40 örnek metal
kaplar kullanılarak hazırlanmış, örneklerin polimerizasyonu 20sn süre ile LED
ışık cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan örnekler daha sonra 24
saat etüvde bekletilmiş, bu sürenin sonunda örneklerin yüzey pürüzlülükleri
profilometre cihazı kullanılarak üç farklı noktadan ölçülmüştür. Tabiken
örneklere bitirme ve parlatma işlemleri uygulanmış ve daha sonra örneklerin
yüzey pürüzlülükleri tekrar ölçülmüştür. Elde edilen verilerin arasındaki ilişki
Bonferroni ve Mann-Whitney-U testleri ile istatiksel olarak değerlendirilmiştir
(46).
Kompozit restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü materyalin klinik
başarısını
etkileyen
önemli
bir
kriterdir
(47).
Estetik
bir
restoratif
materyal,doğal diş görünümünü birebir taklit edebilmelidir ve çıplak gözle,
komşu sağlıklı mine yüzeyinden ayırt edilememelidir. Restorasyonun klinik
görünümünü bitirme ve parlatma işlemleri sonrası elde edilen yüzeyin
parlaklığı yani ışığı yansıtma derecesi doğrudan etkiler (48). Restorasyonun
yüzey pürüzlülüğü arttığında, ışığın yansıma derecesi de artar ve bu da
restorasyonun parlaklığının azalması ile sonuçlanır. Yüzey pürüzlülüğünün
klinik olarak önemi restorasyonun estetiğini doğrudan etkileyen yüzeyde
zamanla
renklenmeye
neden
olması,
artmış plak
tutulumuna
bağlı
periodontal problemler ve restorasyon kenarlarında sekonder çürük oluşumu
olarak sayılabilir. Yapılan klinik çalışmalar pürüzlü restorasyonyüzeylerinin
20
plak tutulumunu arttırdığını ve oral hijyen uygulamalarının etkinliğini
azalttığını belirtmişlerdir (49).
Yeni geliştirilen akışkan kompozit rezinler artmış doldurucu oranları ve
fiziksel özellikleri ile arka ve ön grup dişlerde tek başlarına restoratif materyal
olarak kullanılabilmektedir (50). Bu da akışkan kompozit rezinlerin yüzey
özelliklerini önemli hale getirmektedir. Bu çalışmada farklı yapısal özelliklere
sahip üç farklı akışkan kompozit rezinin yüzey pürüzlük değereri nano hibrit
doldurucu içeren kompozit rezin restoratif materyal ile kıyaslanmıştır.
Özcan ve ark. yaptığı çalışmadan elde edilen bulgular ışığında yeni
geliştirilen akışkan kompozit rezin restoratif materyallerin geleneksel
kompozit rezin restoratif materyallerle kıyaslanabilir yüzey özelliklerine sahip
olduğu söylenebilir (46).
Özgünaltay ve ark. yaptığı bu çalışmanın amacı, çürüksüz servikal
lezyonlara uygulanan bir mikrohibrit kompozit ile üç farklı yapıda akışkan
rezin
materyallerin
kenar
uyumu
ve
yüzey
özelliklerinin
SEM
ile
değerlendirilmesidir (51).
Çalışmada 7 hastada, toplam 28 çürüksüz servikal lezyon restore edilmiştir.
Restorasyonlar uygulandıktan bir hafta ve 24 ay sonra hazırlanan epoksi
rezin replikalarda SEM ile restorasyonların kenar uyumları ve yüzey
özellikleri incelenmiştir (51).
21
İki yıl sonunda, SEM değerlendirmelerinde, akışkan kompozitlerin kenar
uyumunda, geleneksel kompozitle yapılan restorasyonlara göre hafif bir
bozulma izlenmiştir (51).
Gönülol ve ark.yaptığı çalışmanın amacı; giomer yapıdaki akışkan kompozit
rezin ve adeziv sistemin ve bunların geleneksel yapıdaki akışkan kompozit
rezin ve adeziv sistemle kombinasyonunun Sınıf V kavitelerde mikrosızıntı
açısından karşılaştırılmasıdır (52).
Yirmi adet insan 3. büyük azı dişlerinin bukkal ve lingual yüzeylerine
standart Sınıf V kaviteler açılmıştır. Dişler her grupta 10 kavite olacak şekilde
rastgele 4 gruba ayrılmıştır (52).
Günümüzde sekonder çürükler, çok karşılaşılan ve halen çözülmemiş
bir sorundur. Bu sorunu çözmek amacıyla kompozit rezinlerin rezin matriks
ve doldurucu içeriklerinde çeşitli modifikasyonlar yapılarak antibakteriyel
aktivitenin sağlanması ve sekonder çürüklerin önlenmesi amaçlanmıştır (53).
Geleneksel cam iyonomer simanlar, florid salınım özelliklerinden dolayı
remineralizasyon
metabolizmasını
oluşumunu
ve
destekleyipkaryojenik
büyümesiniinhibe
ederek
çürük
bakterilerin
oluşumunu
engellemektedirler (54,55). Bununla birlikte, mekanik özelliklerinin kompozit
rezinlere oranla oldukça zayıf olması, okluzal kuvvetlerin yoğunolduğu
bölgelerde kullanımlarını kısıtlamaktadır (56). Cam iyonomer simanların florid
salınım özellikleri ile kompozit rezinlerin estetik ve mekanik özelliklerinin
22
kombine edilmesi amacıyla modifiye cam iyonomer simanlar vepoliasit
modifiye kompozit rezin gibi hibrit restoratifmateryaller geliştirilmiştir (57). Son
yıllarda ise yeni grup hibritkompozit materyaller olan giomerler piyasaya
sürülmüştür. Bu materyallerde restoratif materyal içerisinde stabil halde cam
iyonomer üretmek için önceden tepkmeye girmiş cam iyonomer teknolojisi
(S-PRG) kullanılmaktadır. Flor-alumina silikat cam, polialkenoik asit ile suda
reaksiyona girdikten sonra silika dolduruculu üretan rezin içerisine katılırlar.
Bu materyallerin, florid salma vedepolama özellikleri vardır. Ayrıca üstün
estetik özellikleri, kolay cilalanabilmeleri ve kompozit rezinler kadar dirençli
olmaları gibi avantajları mevcuttr (58).
Gönülol ve ark.yaptığı araştırmaya göre, hem giomer yapıdaki hem de
geleneksel yapıdaki akışkan kompozitlerin, yapısında 10-MDP monomeri
içeren geleneksel tipteki adeziv sistemle kombinasyonunun dentinde daha az
mikrosızıntıya sebep olduğu tespit edilmiştir. Minede ise giomer kompozitin
uygulandığı gruplarda adezivin tipi fark etmeksizin daha az mikrosızıntı
olduğu sonucuna varılmıştır (52).
23
KAYNAKÇA
1. Önal B. Restoratif Dişhekimliğinde Maddeler ve Uygulamaları. Ege Üniv.
Dişhekimliği Fakültesi Yayınları, 2004,20.
2. Cengiz T. : Endodonti. Ege Üni. Diş Hekimliği Fakültesi Yayınları İzmir,
1983,5,S: 188-194.
3. Bayırlı G, Şirin T: Konservatif Diş tedavisi. Dünya Tıp Kitapevi Ltd. Şti.
İstanbul 1982, S: 161-184.
4. Dayangaç B. : Kompozit Rezin Restorasyonlar, Ankara-2000, Güneş
Kitapevi Ltd. Şti. S: 1-20, 74-84.
5. Craig, Robert G. : Direct esthetic Restorative Materials. Restorative Dental
Materials, 2005, 13, 244-267
6. Willems, G. , Lambrechts, P. , Braem, M. , Vanherle, G. : Composite resins
in the 21st century. Quin. Int. , 1993, 24, 641-657
7. Türkün Ş.,Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 2. Sınıf Maddeler Bilgisi
Ders Notları, İzmir, 2009, S:16-30.
8. Bayne SC, Thompson JY, Swift EJ, Stamatiades P, Wilkerson M, A
characterization of first-generation flowable composites. J. Am. Dent. Assoc.
1998,129,567-577
9. Jackson, Ronald D. , Morgan, M. : The New Posterior Resins and a
Simplified Placement technique. JADA, 2000,131, 375-383
10. Labella, R. , et al: polimerization Shrinkage and lasticity of Flowable
Composites and Filled adhesives. Dental Materials. 1999, 15,128-137
11. Quin M, Liu HS. Clinical evaluation of a flowable resin composite and
flowable compomer for preventive resin restorations 2005,30,580-587
24
12. Gueders AM, Charpentier JF, Albert AL, Geerts SO. Microleakage after
termocycling of 4 etch and rinse and 3 self-etch adhesives with and without a
flowable composite lining. Oper Dent 2006, 31,450-455
13. Migues PA, Pereira P, Foxton RM, Walter R, Nunes MF, Swift EJ. Effects
of flowable resin on bond strength and gap formation in Class I restorations.
Dent Mater 2004, 20, 839-845
14. Tredvin CJ, Stokes A, Moles DR. Influnce of flowwable liner and marginal
location on microleakage of conventional and packable Class II resin
composites. Oper Dent 2005, 30, 32-38
15. Unterbring, G. L. , Lienberg, W.H. : Flowable Resin composites ‘Filled
adhesives’ : Literatüre Review and Clinical Recommendations. Quint. Int. ,
1999, 30, 249-256
16. Chuang S, Liu JL, Chao C, Liao F, Chen YM. Effects of flowable
composite lining and operator experience on microleakage nd internal voids
in class II composite restorations. J Prosthet Dent 2001, 85, 177-183
17. Browning WD, Dennison JB. A survey of failure modes in composite resin
restorations. Operative Dent. 1996, 21, 160-166
18. Sadeghi M, Lynch CD. The effect of flowable materials on the
microleakage of Class II composite restorations that extend apical to the
cemento-enamel junction. Oper Dent. 2009, 34, 306-311
19. Ibsen RI. Non-operative treatment for gingival erosion. Dental Surgery.
1972, S: 22-24.
20. Papacchini F, Radovic I, Magni E, et al. Flowable compoites as
intermediate agents without adhesive application in resin composite repair.
Am J Dent. 2008,21,53-58
25
21. Simonsen RJ. Preventive resin restorations (11). Quıntessence Int Dent
Dig. 1978, 9, 95-102
22. Savage B, McWhorter AG, Kerins CA, et al. Preventive resin restorations:
practice and billing patterns of pediatric dentists 2011.
23. Overton JD, Littlestar ML, Starr CB. Class V Restorations. In: Summitt
JB, Robbins JW, Hilton TJ, Schwartz RS. Fundamentals of Operative
Dentistry. Third ed. Quintessence Publishing Co, Inc, 2006, 420-436
24. Tyas MJ. Clinical evaluation of five adhesive systems: three-year result.
Int Dent J 1996,46, 1014
25. Blunck U. Improving cervical restorations: a review of materials and
techniquies. J Adhes Dent 2001, 3, 33-44
26. Eligüzeloglu E, Omurlu H. Servikal bölgedeki çürüksüz lezyonların
etyolojileri. SÜ Diş Hek Fak Derg 2008,17, 75-88
27. Wakefield CW, Kofford KR. Advances in restorative materials. Dent Clin
North Am 2001, 45, 7-29
28. Estafan D, Schulman A, Calamia J. Clinical effectiveness of a Class V
flowable composite resin systems. Compend Contin Educ Dent 1999, 20,115
29. Estafan AM, Estafan D. Microleakage study of flowable composite
systems. Compend Contin Educ Dent 2000, 21, 705-8
30. Estafan D, Dussetschleger FL, Mivo LE, Kondamani J. Class V lesions
restored with flowable composite and added surface sealing resin. Gen Dent
2000, 48, 78-80
31. Christnsen G. Preventing postoperative sensitivity in Class I, II and V
restorations. J Am Dent Assoc 2002, 133, 229-231
26
32. Leevailoj C, et al. Microleakage of posterior packable resin composites
with and without flowable liners. Oper Dent 2001, 26,302-7
33. Sadeghi M, Lynch CD. The effect of flowable materials on the
microleakage of Class II composite restorations that extend apical to the
cemento-enamel junction. Oper Dent. 2009, 34, 306-311
34. Belli S, Eskitaşçıoğlu G, Eraslan O, Senavongse P, Tagami J. Effect of
hybrid layer on stres distrubution in a premolar tooth restored with composite
or ceramic inlay: An FEM study. J. Biomed Mater Res Part B: Appl Biomater
2005,74B, 665-668
35. Van Meerbeck B, Williems G, et al. Assesment by nano-indentation of the
hardness an elasticity of the resin dentin bonding area. J Dent Res 1993,72,
1434-1442
36. Lazarchik D. A., DMD, Hammond B. D., Sikes L. C. et al., Hardness
Comparison of Bulk-Filled, Transtooth and Incremental-Filled Occlusally
Irridiated Composite Resins, J Prosthet Dent, 2007,98,129-140
37. Moorthy A., Hogg L. H., Dowling A. H., et al., Cuspal Deflection and
Microleakage in Premolar Teeth Restored with Bulk-Fill Flowable ResinBased Composite Base Materials, University of Kopenhagen School of Dent.,
Elsevier Ltd., Denmark, 2012
38. Vasquez D., A New Generation Bulk-Fill Composite For Direct Posterior
Restorations, Inside Dentistry, 2012, 5,5
39. Soygun K., Ünal M, Özer A., et al., An Investigation of Microhardness
Cured Different Flow Bulk Fill Composites. Cumhuriyet Dent J 2013,64-68
40. Assmussen E., Peutsfeldt A., Light emitting diode curing:influence on
selected properties of resin composites. Quintssence Int 2003,34,71-75
27
41. Poss SD. Utilization of a new self-adhering flowable composite resin.
Dent Today 2010,29,104-5
42. Rengo C, Goracci C, Juloski J, Chieffi N, Giovannetti A, Vichi A, et al.
Influence of phosphoric acid etching on microleakage of a self-etch adhesive
and a self-adhering composite. Aust Dent J 2012,57,220-6
43. Bektas OO, Eren D, Akin EG, Akin H. Evaluation of a self-adhering
flowable composite in terms of micro-shear bond strength and microleakage.
Acta Odontol Scand 2013,71,541-6
44. Bek G, Üçtaşlı MB, Eligüzeloğlu E, Ömürlü H, ark. Akışkan kompozit
rezinlerin dentine mikrogerilim bağlanma dayanımı üzerine etkileri. GÜ Diş
Hek Fak Derg 2008, 25(2), 1-6
45. Jones CT, Chan DC, Pashley D, Goes MF, Nelson SK. Microtenile bond
strenght testing and failure analysis of hybrid and flowable composites. J
Adhes Dent 2006, 8, 13-20
46. Özcan S, Ünsal Şahin F, Uzun Ö, Topuz Ö. Bitirme ve parlatma
işlemlerinin farklı kompozit rezinlerin yüzey özellikleri üzerine etkileri. GÜ Diş
Hek Fak Derg 2012,29(3), 173-177
47. Yap AU, Sau CW, Lye KW. Effects of finishing/ polishing time on surface
characteristics of tooth-coloured restoratives. J Oral Rehabil 1998,25, 456461
48. Stanford WB, Fan PL, Wozniak WT, Stanford JW. Effects of finishing on
color and gloss of composites with differentfillers J Am Dent Assoc 1985,110,
211-213
28
49.Van Dijken JW, Sjöström S, Wing K. The effect of different types of
composite resin fillings on marginal gingiva. J Clin Periodontol 1987, 14, 185189
50. Salerno M, Derchi G, Thorat S, Ceseracciu L, Ruffilli R, Barone AC.
Surface morphology and mechanical properties of new-generation flowable
resin composites for dental restoration. Dent Mater 2011,27, 1221-1228
51. Özgünaltay G, Çelik Ç, Attar N. Çürüksüz servikal lezyonlara uygulanan
akışkan restoratif materyallerin kenar uyumu ve yüzey özelliklerinin SEM ile
değerlendirilmesi. Hacettepe Diş Hek Fak Derg 2007,31(1), 79-88
52. Gönülol N, Özer S, Demirel N. Giomer yapıdaki akışkan kompozit ve
adeziv sistemin Sınıf V kavitelerde mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi.
Acta Odontol Turc 2014, 31(1), 18-22
53. Saku S, Kotake H, Scougall-Vilchis RJ, Ohashi S, Hotta M, Horiuchi S, et
al. Antibacterial activity of composite resin with glass-ionomer filler particles.
Dent Mater J 2010, 29, 193-8
54. Seppä L, Torppa-Saarinen E, Luoma H. Effect of different glass ionomers
on the acid production and electrolyte metabolism off Streptococcus mutans
Ingbritt. Caries Res 1992,26,434-8
55. Wiegand A, Buchalla W, Attin T. Review on fluoride-releasing restorative
materials--fluoride release and uptake characteristics, antibacterial activity
and influence on caries formation. Dent Mater2007,23,343-62
56. Papacchini F, Goracci C, Sadek FT, Monticelli F, Garcia-Godoy F,Ferrari
M. Microtensile bond strength to ground enamel by glass-ionomers, resinmodified glass-ionomers, and resin composites used as pitand fissure
sealants. J Dent 2005,33,459-67
29
57. Tian F, Yap AU, Wang X, Gao X. Effect of staining solutions on colorof
pre-reacted glass-ionomer containing composites. Dent Mater J2012,31,3848
58. Kimyai S, Savadi-Oskoee S, Ajami AA, Sadr A, Asdagh S. Effect ofthree
prophylaxis methods on surface roughness of giomer. Med Oral Patol Oral
Cir Bucal 2011,16,110-4
30
ÖZGEÇMİŞ
1991
yılında
Okulu’unda
İzmir’de
tamamladım.
doğdum.
Lise
İlköğretimimi
eğitimimi
60.Yıl
Güzelyalı
İlköğretim
Anadolu
Lisesi’nde
tamamladım. 2009’da Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini kazandım.
31
Download

T.C. Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve