İNSAN HAKLARI YÖNÜNDEN
TÜRKİYE’DE AZINLIKLARIN HUKUKÎ DURUMU
Mehlika AYTAÇ
Adalet Bakanlığı
UHDİGM Tetkik Hâkimi
I- GENEL OLARAK :
Azınlıklar bir ülkede yaĢayan ve birbirlerine müĢterek ırk, dil, din, kültür bağları ile
bağlı olan ve kendilerini o ülkede yaĢayan çoğunluğa nazaran bu bakımdan farklı hisseden
gruplardır. Azınlık grupları tarih boyunca her zaman varolmuĢtur. Çoğunluğu teĢkil eden
grupla birlikte aynı devletin vatandaĢlığını taĢıdıkları halde, azınlıklar ekseri hallerde bir
takım haklardan mahrum bırakılmıĢlardır. Varlıkları bir realite olarak kabul edilen bu
grupların milletlerarası alanda himayeleri yenidir. 1 inci Dünya SavaĢından sonra akdedilen
bazı özel barıĢ anlaĢmaları ile azınlıklara bir takım haklar tanınmıĢtır. Bunlara milletlerarası
haklar tanınması düĢüncesi 1 inci Dünya SavaĢından sonra ortaya çıkmıĢtır.
Milletlerarası anlaĢmalarda, azınlılara tanınan belli baĢlı haklar Ģunlardır;
a) Hayat ve özgürlüklerinin ve din özgürlüğünün korunması,
b) Üzerinde yaĢadığı devletin vatandaĢlığını kazanmak,
c) Siyasî ve medenî haklardan yararlanmada eĢitlik,
d) Nüfuslarının toplu halde bulunduğu yerlerde kendi dilleri ile eğitim yapmak için
okul açma hakkı.
Bunlardan ayrı olarak, iki taraflı anlaĢmalar ve tek taraflı beyanlar ile de azınlık
hakları tanınmıĢ bulunmaktadır. Bu konuda, 1 inci Dünya SavaĢından sonra müttefiklerle
Polonya arasında 28.06.1919, Yunanistan arasında 19.08.1920, Yugoslavya arasında
10.09.1919, Çekoslavakya arasında 10.09.1919 ve Romanya arasında 09.12.1919 tarihlerinde
akdedilen anlaĢmalar buna örnek olarak gösterilebilir. Bundan baĢka, Almanya ve Polonya
arasında 15.03.1992 tarihli AnlaĢmada azınlıklar konusu düzenlenmiĢtir.
II- TÜRKĠYE’DE AZINLIKLAR MESELESĠ :
Türkiye’de azınlıkların hukukî durumunu Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet dönemi
olmak üzere iki ayrı baĢlık altında incelemek mümkündür.
A- OSMANLI ĠMPARATORLUĞU DÖNEMĠ :
Osmanlı Ġmparatorluğunun ilk dönemlerinde azınlıklar meselesi herhangi bir güçlük
yaratmadığı halde, zayıflamaya baĢladığı devirlerde, devamlı iç karıĢıklığa ve Avrupa
devletlerinin müdahalesine yol açan bir problem halini almıĢtır. Osmanlı Ġmparatorluğu 19
uncu yüzyıldan itibaren bu konudaki yabancı ülkelerin müdahalesini azaltmak maksadıyla
çıkardığı 1839 tarihli Tanzimat ve 1856 tarihli Islahat Fermanlarında bazı hükümler konmuĢ
ve azınlıkların can ve mal emniyetinin teminat altına alındığı bildirilmiĢtir.
Gülhane Hattı Hümayunü (Tazminat Fermanı) ile müslümanlarla müslüman
olmayanlar arasında Kanun önünde eĢitlik ilkesi kabul edilmiĢtir. Bu ilkenin kabulü Osmanlı
Ġmparatorluğu içindeki hiristiyan unsurların koruyuculuğunu üstlenen ve Fermanın
yayımlanmasında büyük rol oynayan Avrupa Devletlerinin güvenini kazanma bakımından
verilen baĢlıca taviz olarak kabul edilmektedir. Tazminatın öngördüğü reformlar içinde
gayrimüslimlere tolerans gösteren fakat onları eĢit saymayan eski islam geleneğinden ayrılıĢı
ifade etmesi bakımından en radikal olanıdır.
Tanzimatın ikinci aĢaması sayılabilecek olan dönem 1856 Islahat Fermanı ile baĢlar.
Bu Ferman, Gülhane Hattının kesilen hızını tazeleyen yeni bir atılımdır. Islahat Fermanının
ağırlık merkezi müslüman ve hiristiyan tebaa arasındaki eĢitliktir. Bu konuda Gülhane Hattına
göre daha açık, daha etraflı ve daha kesin hükümler getirmektedir. Bu defa din ve mezhep
ayırımı gözetilmeksizin herkes için ibadet hürriyeti kabul edilmiĢtir.
Osmanlı Devleti imzaladığı bazı anlaĢmalarda da azınlıklarla ilgili hükümler kabul
etmiĢtir. Bu anlaĢmalar, 1878 tarihinde akdedilen Berlin AnlaĢması ile 1913 tarihinde
Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbıstan ile aktedilen anlaĢmalardır.
Yine 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr AnlaĢması ile azınlıklara geniĢ kapsamda
imtiyazlar sağlanmıĢtı.
B- CUMHURĠYET DÖNEMĠ :
Azınlık konusunda radikal değiĢiklikler Cumhuriyet döneminde olmuĢtur. Bu
konudaki en önemli anlaĢma 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan AnlaĢmasıdır. Bu
anlaĢmada belirlenen “azınlık” sıfatı Türkiye’nin katılmıĢ olduğu iki veya çok taraflı
anlaĢmalarda, esas alınmıĢ ve bu çerçevede “azınlık” teriminin yorumu yapılmıĢtır. Nitekim
Türkiye’nin bu konunun AGĠT içinde ilk defa ayrıntılı biçimde ele alındığı 1985 tarihinde
Ottowa toplantısı sırasında ileri sürdüğü ve daha sonra benzeri bütün belgelerin hazırlanıĢı
sırasında da tekrarlandığı bir yorumsal çekince, devletimizin bu alandaki geleneksel görüĢü
haline gelmiĢtir. Bu yoruma göre, Türkiye azınlık sıfatını sadece yürürlükteki milletlerarası
anlaĢmalarla kendilerine bu nitelik tanınmıĢ olan topluluklar için varsaymaktadır. Türkiye için
bu anlaĢmalar Lozan BarıĢ AnlaĢması ile Türkiye ve Bulgaristan arasındaki Dostluk
AnlaĢmasıdır. Bu AnlaĢmalar Türkiye’de azınlık olarak sadece Rum, Ermeni, Musevi,
Nasturi, Asuri ve Bulgar azınlıklarını tanımaktadır. Türkiye’de bunun dıĢında azınlık
bulunmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamaların ıĢığında bu iki anlaĢmanın incelenmesinde;
1- Lozan BarıĢ AnlaĢmasının müzakerelerinde, azınlıklar konusu geniĢ yer tutmuĢ ve
tartıĢmalara yol açmıĢtır. AnlaĢma hükümlerine göre, Türkiye’deki azınlıklar gayrimüslim
azınlıklardır. Müzakerelerde Türk tarafı, azınlıklar konusunda özellikle iki nokta üzerinde
durmuĢtur.
Azınlık haklarının son zamanlarda Avrupa’da yapılmıĢ olan anlaĢmalarda belirtilen
aynı esaslar üzerinde ve ancak komĢu ülkelerin müslümanlarının da aynı haklardan
yararlanmaları Ģartıyla kabul edileceği ve azınlıkların korunmasının Türkiye’nin varlığına ve
bütünlüğüne karĢı saldırılarda bulunmak için bahane olarak kullanılamayacağı ifade
edilmiĢtir.
Lozan AnlaĢmasının 38-45 maddeleri arasında Türkiye’deki azınlıkların hakları
düzenlenmiĢtir. AnlaĢmada Ģu esaslar kabul edilmiĢtir;
Türkiye Hükümeti doğum, millîyet, dil, ırk, din farkı gözetilmeden Türk halkının
hayat ve hürriyetlerinin korunmasını taahhüt etmiĢtir.
Gayrimüslim ekalliyetlere mensup Türk teb’ası, müslümanların istifade ettikleri
medenî ve siyasî hakların aynından yararlanacaklardır. Din, inanç ve mezhep ayrılığı, kamu
hizmet ve görevlerine kabul edilme, çeĢitli meslek ve iĢkollarında çalıĢmada bir engel
sayılmayacaktır.
Gayrimüslim ekalliyetlere mensup Türk teb’ası masrafları kendilerine ait olarak her
türlü din ve hayır cemiyetleri ve eğitim kurumları kurmak ve burada kendi dillerini serbestçe
kullanmak hakkına sahip olacaktır.
Türkiye garimüslim teb’anın mühim bir ölçede yerleĢtikleri kaza ve Ģehirlerde,
ilkokullarda kendi dilleri ile öğrenim yapmalarına kolaylık gösterecektir. Bu hüküm
Türkiye’nin bu okullarda Türk dilinin okutulmasını zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.
Kilise, havra, mezarlık ve diğer dinî müesseseler her türlü himayeden
yararlanacaktır.
Aile hukuku ve ahkami Ģahsiye konusunda kendi örf ve adetlerinin icrasında serbest
olacaklardır.
Amme intizamına ve millî müdafaya ait tedbirler saklı kalarak yurt içinde seyahat
özgürlüğünden yararlanacaklardır.
Bu hükümler ve Türkiye’nin gayrimüslim ekalliyetlere tanıdığı hukuk Yunanistan
tarafından kendi ülkesindeki ekalliyetlere de tanınacaktır.
2- Türkiye’nin azınlık konusunda akdettiği diğer önemli bir anlaĢma ise, 18 Ekim
1925 tarihli Türkiye ile Bulgaristan Arasındaki Dostluk AnlaĢmasıdır. Bu AnlaĢmanın
azınlıklara iliĢkin hükümleri Lozan BarıĢ AnlaĢması hükümlerine paralel olarak
düzenlenmiĢtir. Bu anlaĢmaya göre Türkiye’deki garimüslim Bulgarlar azınlık statüsünde
kabul edilmiĢtir.
III-ULUSLARARASI DÜZEYDE AZINLIKLAR MESELESĠ
10 Aralık 1948 tarihli BirleĢmiĢ Milletler Ġnsan Hakları Bildirisi’nde azınlık
haklarına iliĢkin hükümler Ģu Ģekilde sıralanmıĢtır.
Herkes ırk, renk, dil, din, siyasal ya da baĢka herhangi bir düĢünce ulusal ya da
toplumsal köken bakımından ayırım gözetilmeksizin bu bildiride ilân olunan tüm haklardan
ve özgürlüklerden yararlanabilirler.
Herkes yasa önünde eĢittir ve ayırım gözetilmeksizin yasa tarafından eĢit korunma
hakkına sahiptir.
Herkesin bir uyrukluğa hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan veya
uyrukluğunu değiĢtirme hakkından yoksun bırakılamaz.
Herkesin düĢünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.
BirleĢmiĢ Mlletler Ġnsan Hakları Bildirisinde ifade edilen bu ilkeler, daha sonra 4
Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanan Ġnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin
Korunmasına ĠliĢkin Avrupa SözleĢmesinde de aynen benimsenmiĢtir. SözleĢmenin azınlık
hakları ile ilgili 14 üncü maddesinde Ģu hüküm yer almaktadır. “Bu sözleĢmede tanınan hak
ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ya da baĢka görüĢler, ulusal
veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğuĢ veya herhangi baĢka bir
durum bakımından hiçbir ayırım gözetilmeksizin sağlanır”.
Azınlık hakları konusundaki diğer bir düzenleme de, Avrupa Ġnsan Hakları
SözleĢmesinin 1 No’lu Ek Protokolü’nün 2 inci maddesinde yer alan “Devlet, eğitim ve
öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve
öğretimin kendi dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir”
hükmüdür. Bu hüküm, azınlıklara, kendi inançları ve felsefî inançları doğrultusunda eğitim ve
öğrenim özgürlüğü tanımaktadır.
Belirtmek gerekir ki, Türkiye bu Protokolü yukarıdaki maddeyle ilgili olarak, 3 Mart
1924 tarihli Tevhidi Tedrisat (Eğitim Birliği Kanunu) hükümlerinin saklı tutulacağı yolunda
rezerv koymak suretiyle onaylamıĢ bulunmaktadır.
IV- AGĠT (AVRUPA GÜVENLĠK ĠġBĠRLĠĞĠ TOPLANTISI) SÜRECĠ:
Helsinki Sonuç Belgesinden Paris ġartına:
Uluslararası platformda insan haklarına bu bağlamda azınlık haklarına saygı
gösterilmesini sağlamaya yönelik yeni bir aĢama olarak önce 1 Ağustos 1975’de Helsinki’de
imzalanan Avrupa Güvenlik ĠĢbirliği Konferansı Sonuç Belgesi (Final Act) üzerinde durmak
gerekir. Öncelikle belirtilmelidir ki Helsinki Sonuç Belgesi hukukî nitelik bakımından bir
sözleĢme veya anlaĢma değildir. Dolayısıyla tarafları bağlayacı gücü yoktur.
Helsinki Sonuç Belgesi, büyük bölümüyle Avrupa’da güvenlik ve iĢbirliğini
sağlıyacak esasları belirlemektedir. Ġnsan hakları ile ilgili hükümlerin yazılıĢında da değiĢik
bir yönteme gidildiği görülmektedir. Burada Evrensel Bildiride ve Avrupa Ġnsan Hakları
SözleĢmesinde olduğu gibi doğrudan kiĢilere tanınan haklar değil fakat bu konuda devletlere
düĢen bir takım ödevler söz konusudur.
Sonuç Belgesinin Birinci bölümüde “Katılan Devletlerin KarĢılıklı ĠliĢkilerine Yol
Gösterecek Ġlkeler Bildirisi” yer almaktadır. Bu ilkeler Ģöyle sıralanmaktadır.
1- Eğemenlik, eĢitlik, eğemenliğin özündeki haklara saygı,
2- Tehdit ve kuvvet kullanmaya baĢvurmamak,
3- Sınırların dokunulmazlığı,
4- Devletlerin ülke bütünlüğü,
5- AnlaĢmazlıkların barıĢçı yollardan çözümlenmesi,
6- ĠçiĢlerine karıĢmama,
7- DüĢünce, vicdan, din ve inanç özgürlüklerini de kapsamak üzere, insan haklarına
ve temel özgürlüklerine saygı,
Yukarıda belirtilen ilkeler arasında yedinci ilke insan hakları bu meyanda azınlık
hakları ile ilgilidir. Ancak buna karĢı belge metninde bu ilkeninin açıklanmasına diğerlerine
oranla daha geniĢ bir yer verilmiĢtir. Açıklamalarda katılan devletlerin ırk, din, dil ayrımı
gözetmeksizin insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı gösterecekleri, insan kiĢiliğinin
özündeki onurdan doğan ve insanın özgürce ve tam geliĢmesi için zorunlu bulunan hak ve
özgürlükleriyle, siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve baĢka hak ve özgürlüklerin etkin
biçimde kullanılmasını geliĢtiricekleri, desteleyecekleri belirtilmektedir.
1990 yılında Paris’te toplanan 2 inci AGĠT zirvesinde, 34 Devletin katıldığı 21
Kasım 1990 tarihli “Yeni Bir Avrupa Ġçin Paris ġartı” baĢlığını taĢıyan belge imzalanmıĢtır.
Ülkemizin de imzaladığı Paris ġart’ında, insan hakları bu meyanda azınlık hakları Helsinki
Sonuç Belgesinden daha geniĢ ve kapsamlı bir Ģekilde vurgulanmıĢtır. Paris ġartı’da Helsinki
Sonuç Belgesi gibi teknik anlamda hukuken bağlayıcı güce sahip milletlerarası anlaĢma
niteliğini taĢımamaktadır. Bunun içindir ki Türkiye’de ve diğer katılan devletlerde Anayasal
onaylanma sürecinden ve bu arada, Parlamentodan geçirilmemiĢtir ve bundan dolayı kanun
niteliği yoktur.
V- PARĠS ġARTI’NIN HUKUKSAL YÖNÜ :
21 Kasım 1990 Tarihli Paris ġartı’nda azınlıkların veya etnik grupların ve bunların
mensuplarının kendilerine özgü hakları açısından kapsamlı tedbirler öngörülmüĢtür.
Anılan belgede “azınlık” kavramı “millî” sıfatı ile nitelendirilmiĢ ve
sınırlandırılmıĢtır. Ancak gerek azınlık ve gerekse “millî azınlık” ibaresi tanımlanmamıĢtır.
Etnik grup kavramına ise yer verilmemiĢtir. Belgenin BaĢlangıç Kısmında ve “Gelecek Ġçin
Yol Gösterici Ġlkeler” kısmında, azınlık hakkına iliĢkin iki hüküm yer almaktadır.
Birinci hüküm Ģöyledir: “Millî azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel
kimliklerinin korunacağını ve millî azınlıklara mensup kiĢilerin bu kimliklerin ayırıma tabiî
tutulmaksızın ve kanun önünde tam bir eĢitlik içinde hür olarak ifade etmeye, muhafaza
etmeye ve geliĢtirmeye hakları olduğunu taahhüt ederiz”.
Ġkinci hüküm ise Ģudur: “Millî azınlıkların toplumlarımızın hayatına zengin
katkılarını artırmak azmiyle, durumlarının daha da iyileĢtirilmesine çalıĢacağız. BarıĢ, adalet,
istikrar ve demokrasi gibi haklarımız arasanda dostane iliĢkilerin de millî azınlıkların etnik,
kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin de korunmasını ve bu kimliğin geliĢtirilmesi için
gerekli Ģartların yaratılmasını gerektirdiğine iliĢkin derin inancımızı teyit eyleriz. Millî
azınlıklarla ilgili sorunların ancak demokratik bir siyasî çerçevede tatminkar olarak
çözümlenebileceğini beyan eyleriz. Ayrıcı, millî azınlıklara mensup kiĢilerin haklarına
evrensel insan haklarının bir parçası olarak bütünüyle saygı gösterilmesi gerektiğini de kabul
ediyoruz. Millî azınlıklar konusundaki iĢbirliğinin artırılması ve bunların daha iyi korunması
hususundaki acil ihtiyacı müdrik olarak, Cenevre’de 1-19 Temmuz 1991 tarihleri arasında
millî azınlıklar konusunda bir uzmanlar toplantısı düzenlenmesini kararlaĢtırmıĢ
bulunuyoruz”.
Ne varki, Paris ġartının “millî azınlık”lar hakkındaki hükümlerini anlamı üzerinde
imzalayıcı devletler arasında görüĢ birliği bulunmamaktadır. Fransa, ülkesinde azınlık
bulunmadığını bildirmektedir. Ġngiltere ve Ġtalya bu kavramı benimsememekte, Amerika
BirleĢik Devletleri kendi ülkesinde etnik, dilsel veya dinsel sebeplerle hiç bir topluluğa genel
vatandaĢ statüsü dıĢında statüler vermediğinden bu kavramı olumlu karĢılamamaktadır. Bu
kavram Orta ve Doğu Avrupa’da azınlıklarla ilgili problemlerden dolayı, daha çok bu
devletlerin ve Almanya’nın desteğine sahiptir.
Türkiye, Belgede yer alan “millî azınlık” deyimini yukarıda açıklandığı üzere, 1985
yılında Ottowa’da yapılan AGĠT toplantısında ve daha sonraki benzeri belgelerin hazırlanıĢı
sırasında tekrarlandığı yorum çerçevesinde anladığını beyan etmiĢtir. Yeniden belirtmek
gerekirse, Türkiye, “azınlık” statüsünü Lozan AnlaĢması ve Bulgaristan ile Türkiye arasındaki
Dostluk AnlaĢması ile kendilerine bu nitelik tanınmıĢ olan topluluklar için kabul etmektedir.
Azınlık hakları konusundaki diğer bir önemli geliĢme de Cenevre’de yapılan AGĠT
toplantısında imzalanan 19 Temmuz 1991 günlü belgedir. Cenevre Belgesinde iki noktada
açıklık getirilmiĢtir. Ġlki “millî azınlıklar”ın birer topluluk halinde kurumsallaĢtırılmasının Ģart
olmadığı ve tanınacak kendilerine özgü hakların esas itibariyle “millî azınlıklara” mensup
kiĢilere ait olacağı hususudur. Diğer noktada, Türkiye’nin talebiyle belgeye girmiĢ olan
“Etnik, kültürel, dilsel ve dinsel bütün farklılıkların zorunlu olarak millî azınlık yaratılmasına
götürmeyebileceğine” iliĢkin hükümdür. Bu hüküm Türkiye’ye kendi vatandaĢları arasındaki
bu tarz farklılıkların “millî azınlık” yarıtılması için yeterli olup olmadığını takdir etmek
hususunda tam bir serbestlik bırakmaktadır.
Son olarak Türkiye’nin azınlık tanımı konusunda benimsemiĢ olduğu yorum
çerçevesinde, BirleĢmiĢ Milletler Genel Kurulu tarafından 26 Ocak 1990 tarihinde imzaya
açılan Çocuk Hakları SözleĢmesi’nin 17, 29 ve 30 uncu maddelerinde yer alan “azınlık”
kavramlarının Lozan AnlaĢması hükümlerine uygun olarak yorumlama ve uygulama
hakkınının bulunduğu Ģeklinde rezerv konulması kararlaĢtırılmıĢ ve söz konusu anlaĢma
“Türkiye Cumhuriyeti BirleĢmiĢ Milletler Çocuk Hakları SözleĢmesinin 17, 29 ve 30 uncu
maddeler hükümlerini T. C. Anayasası ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan AnlaĢması
hükümlerine ve ruhuna uygun olarak yorumlama ve uygulama hakkını saklı tutmaktadır”
Ģeklinde ihtirazı kayıt (rezerv) koymak suretiyle 14.09.1990 tarihinde imzalanmıĢtır.
Download

İnsan Hakları Yönünden Türkiyede Azınlıkların